Skip to main content

Full text of "niyazi divani tamami"

See other formats


ISBN: 

ismailhakkialtuntas@gmail.com 
http://ismailhakkialtuntas.com 



Dizgi 
Kapak 
Baski 
Cilt 



H. ismail Hakki Altuntas 



2011 



DAGITIM 



NIYAZI-I MISRI 

KADDESE'LLAhO SIRRAHU'L-AZiZ 

(1618-1694) 
DiVAN-l JLAHiYYAT 

VE 

ACIKLAMASI 
TAM METiN 



ihramcizade 

Haci ismail Hakki ALTUNTA§ 



a.e. 


: ayni eser 


a.g.e. 


: adi gegen eser 


b. 


: beyit 


bkz. 


: bakiniz 


bnz.bk. 


: benzeri igin bakiniz 


c. 


: cilt 


d: 


: dogumu 


hzl. 


: hazirlayan 


h. 


: hicri 


hyt. 


: Hakk'a yurudugu tarih 


mad. 


: madde, maddesi 


m. 


: miladi 


r. 


: rumi 


trc. 


: tercume eden 


s. 


: sahife 


vb. 


: ve benzeri 



^=?- 



Ya Rabbi! 

Bizlere kendini tanittm. Hatalanmizi ve gunahlanmizi gordugun halde bizleri 
uzmeyip tevbe kapismi agik tuttun. Azaba mustahak olsakta hep afv eden oldun. 
Acizligimiz ve gunahlanmizla bizi affma layik kil. 

Rasulullah sallallahu aleyhi ve selleme ummet olmak serefini nasip kildigm igin 
sukrumuzu ziyadelestir. 

Huzurunda iki cihan emniyeti buldugumuz, yolumuzdaki engelleri kaldiran Sul- 
tanimiz Hz. Halid ibn-i Zeyd Ebu Eyyub-el Ensdriradiyallahu anhm kapismda hizme- 
timizi daim eyle. 

Niyazi-i Misri kuddise sirruhu'l-azizin mdnevi terbiyesinden istifade edebilmek 
igin yardimmi uzerimizde bakteyle. 

Hakikat yolunda rehberim olan Gavs'ul-azam ihramazdde Haci Ismail Hakki 
Toprak Sivasi kaddese'lldhu sirrahu'l-azize minnetimi ifdde etmem igin yardimci ol. 

Desteklerini esirgemeyen buyuklerimin ve diger arkadaslarimm yardimlanndan 
dolayi onlardan razi olmani temenni ve dualar ederim. 

Tevfik ve hiddyet ancak Sendendir. 

Haki Payi Misri 



"ilahtseni tanitan ve senden haber veren bir dile azab etme! 
Senin varhgma delalet eden ilimlere bakan gozlere azab etme! 

Senin hizmetinde kosan bir ayagi, 

Rasulu'nun hadislerini yazan bir eli azab ma hedefetme! 

Rabbim- izzetin Hakki igin beni Cehenneme sokma. 

lira erbabi, benim, senin dinini savundugumu bilir. 

Allahumme Am in," 
imam ibn'ul CevzT 

ONSOZ 

Yazanlar yazdiklannda kendini anlatir. Anlattiginda bahsettigi seyler ise butun- 
den kendi payma dusen kismi izhar etmektir. Bir konuda birkag kisi ayni seyi anlat- 
salar da hepsi ayni sekilde anlayis gosteremez. §er kisimdan dahi olsa, yollar ne 
kadar gok olursa olsun sonunda hepsi Allah Teala'ya varmaktadir. Cunku serrin ser 
olmasi Hakk'in emriyledir. Ancak kendini kayitladigi seyler nedeniyle hesap gunu- 
nii yaratip bizlere ruhsat vererek hayatimizi uzun kilan Allah Teala'ya hamd ve 
sukurler olsun. 

"Allah Teala insanlan islediklerine karsihk hemen yakalayiverseydi, yeryii- 
ziinde bir canh birakmamasi gerekirdi. Ama onlari belli bir siireye kadar erteler. 
Sureleri gelince geregini yapar. Dogrusu Allah Teala kullarmi gormektedir." 2 

Kader geregidir ki her mahluk dogru bildigi yolda yurudugunu bilerek seyr ha- 
lindedir. Yolumuzun egriligini gidermesi igin Allah Teala'dan yardim dileyerek soz 
basi yaptik. 

insan gergegi aramah, hakikate yonelmelidir. Gergek ve hakikat farkh midir? 
Gunluk hayatimizda, konusma ve yazilanmizda, birbirinin yerine kullanmakla, 
ayni anlami vermekle beraber, kapsam ve maksat bakimindan bu ikisi farkh 
kavramlardir. Bilim olani tespit eder. Halbuki insan dusuncesi, olmasi gerekeni 
de merak eder. Olan somuttur. Olmasi gerekense soyuttur. Olmasi gereken 
idealdir. idealler insanin yasamasini anlamh kilar. 

Bes duyumuzla temasa gegtigimiz, daha ust melekelerimizle algilayabildigi- 
miz, deney ve tecrubeyle bilgi haline getirebildigimiz, akilla kontrol edebildigi- 
miz her sey gergektir. Tabiat bir gergektir. Tabiatta olan seyler ve olan bitenler, 
yer ve gbk, insan ve toplumlar gergektirler. Gergegin igerisinde hemen gorup 
kavrayamadigimiz birtakim gizli gergekler de vardir. Bunlar da zamanla anlasi- 
labilir, ogrenilebilir ve agiga gikanlmis gergekler olurlar. 

Gergekleri gormezlikten gelmek veya gergeklere aykin dusunmek akla ayki- 
ndir; insana da topluma da zarar verir. 

Bu gergekleri de igine alarak, fakat bunlan asan gergegi elde etme yol, me- 
tot, organ ve melekelerimizi de asan temel gergege hakikat diyoruz. Bizi astigi 



ibnu'l CevzT, Nakdu'l ilmi ve'l Ulema evTelbTsu ibITs. Kur'an ve Hadise gore Bid'at, onsoz, 
s. 7. H. Unal. Sabnn Sonu, s. 9, trc Faruk Beser; Abulhay Leknevi, ibadetlerde Bid'at, s. 11 
2 Fatir, 45 



8 | NiyazT-i Misri kaddese'llahii sirrahu'l aziz 



halde bunun gergek oldugunu nereden biliyoruz? Bu alana gorecelik (izafilik) 
kanstigi dogrudur. Fakat bunlann iginde gergek olan tektir. Bu bize, kendine 
mahsus yollarla bildirilir; ama sonugta biz buna inaninz. Gergeklerle uyum ha- 
linde olan her hangi bir sey goreceli olamaz. Suyun iginde duz bir gubugu dik 
olarak biraktigimiz zaman, gubuk su yuzeyine degdigi yerden kink gorulur. 
Onun kink gorunmesi gergektir. Oysa hakikatte o gubuk kink ve egri degildir. 
Evet, gergekte egri gorulen gubuk, hakikatte dumduz ve dosdogrudur. Gergek, 
bilimin konusu; hakikat dinin konusudur. Gergegin dogrusu yanh§i olmaz. Ger- 
gek gergektir. Hakikat kelimesini Hakk ile beraber kullamriz. Hakk ve hakika- 
tin degil, hakikate yonelmenin dogrusu yanhsi olur. Yanhs olana batil diyoruz. 
Gergegi aramah, hakikate yonelmeliyiz. 

insan sadece maddT arzulan olan ve bu yolda yasayan bir varhk olamaz. Gu- 
nunu gun etmek isteyen bir kimse isek, gergek ve hakikat bizim igin higbir sey 
ifade etmez olur. Boyle olmasak bile hakikate ait bir inancimiz, onu anlamaya 
donuk bir bilgimiz ve hele azmimiz yoksa higbir seyi yerli yerine koyamayiz. is- 
tesek de hakikati goremez, dogru karsilastirmalar yapamaz, geliskilerden ve 
saskinhktan kurtulamayiz. "Bu mu dogru, o mu?" diye tedirginlik iginde kahnz. 

Bir esasa dayanmadan soyleyen, higbir sey soylememis demektir. Kur'an-i 
Kerim, tekrar tekrar ve israrla bizden, kainatin, tarihin, insanin ve toplumlann 
arastinlmasini ister ve bizi bunlan anlamaya yonlendirir. 3 

Neden ve nigin, NiyazT-i MisrTkaddese'llahu sirrahu'l aztzin Divam? 

Dilimizde kullandigimiz tarikat ve tasavvuf herkesin asina oldugu mevzudur. is- 
ter batil ister hakikat kisminda olsun surekli hayatimizin bir yerinde buluruz. Ancak 
birgok eserlerde tasavvufun kelime manasi uzerinde gok duruldugu halde tarikat 
kelimesinin Arapga yol-lar manasina geldigi soylenerek basit bir sekilde izahatin- 
dan baska bir seyde yapilmamistir. Tarikat kelimesi ile kast edilen mananin yuceli- 
gini gozler onune sermek gerekmektedir. 

"Tarik kelimesinin bugunku lehgemizdeki yeri Tarik kelimesi bugunku Turk- 
gemizdeki Doruk kelimesiyle ayni kiymettedir. Doruk daglann Tepesindeki sivri 
ve giplak yerlere verilen isimdir. Ekseriya kayahktir ve sivridir. 

Tarik kelimesini ta ve rik olarak ikiye ayirabiliriz. Kurala gore ta kelimesinin 
sonunda bir g veya o kategoriden bir konson bulunmasi sarttir. Cunku zaten a 
harfinin uzerinde bir de uzatma isareti vardir. §u halde ta kelimesi ashnda: Tag 
idi. 

Tag butun Turk lehgelerinde bildigimiz dag yani cebel manasindadir- Figure 
manada ise buyukluk, yukseklik, us, kuvvet ve kudret irade eder. Dag gibi 
adam gurledi gitti. Arkasmda dag gibi hamisi var. Sozlerinde gegen dag keli- 
mesinin manalan gibi. 

Rik ve orijinal sekli ile irik tamamiyla ve kuvvetle takarrur ve temerkuz ma- 



3 (Heyet, 2008), s. 14 



Divan-i ilahiyyat ve Agklamasi | 9 



nasi venr. 

Turkge rik kelimesi Arapga ve Farsgaya gegtigi gibi, Hint ve Avrupa dillerine 
de gegmistir. irade, kuvvet, hakimiyet, kudret, saltanat, nizam ve ture manala- 
nni o dillerde de muhafaza ettigi gibi Tarik kelimesindeki rolu gibi sonuna ek- 
lestigi kelime anlaminin manasini kuvvetlendirmekte, arttirmakta ve mukem- 
mellestirmektedir." 4 

Bir yucelik oldugunu anladigimiz Tarikat ve tasavvufu ogrenmemiz ve bilmemiz 
gerektigini hissettik. 

Yine ask mektebinin bir sinifi olan Tasavvuf Yolu hayatimiz boyunca insani 
kendine mahkum kildi. Ask higbir zamanda bendesini kapisindan azade kilmadi. 
Dinlerin bir subesi olmakta israrh da olmadi. Ancak bazilan ask ve tasavvuf ehline 
o kadar saldirdilar ki hayatin disinda gorerek ileri zuhd hayatinin temsilcisi tasav- 
vufu ve urunlerini inkar etmeye basladilar. 

, > i , > , i - > - , 

"Rasiil dedi ki: "Ey Rabbim; dogrusu kavmim bu Kur'an-i Kerim'i terk edilmi§ 
olarak birakti." 5 

Bu terk nedir? 

Tasavvuf ehli neyi terk etti? 

Tasavvuf ehli yeniden bir sey mi insa etti? 

insanin mistik arayis ve ruhanT ihtiyaglari her zaman ve her toplumda var ol- 
dugu igin islam kultur ve medeniyeti dairesinin "olmazsa olmaz" bolumlerin- 
den bir tanesi de tasavvuf olmustur. insanoglunun, degisik cografyalarda ve 
farkh asirlarda kurdugu medeniyetler kendi inang sistemleri iginde bu dunyaya 
imkan hazirlamis, yon vermis ve yol gostermistir. 

Mistik yorumlann "ele avuca sigmaz" olusu ise her zaman tenkid ve tartis- 
mayi gundemde tutmustur. Butun bu medeniyetlerde akIT yorumlarla kalbT 
izahlann farkh kulvarlarda yurudukleri bilinmektedir. Soz konusu durum "sij- 
rekli kavga" anlamina gelmedigi gibi, daimT "sulh ve siJkun" manasi da tasimaz. 
"inijli ve fiki§h" demek belki en dogru tespittir. 

Bu nedenle, tasavvuf kulturu ne butunuyle makbuldur ne de maktuldur. 
Genel gizgi konuya "sicak" bakildigini gosteriyorsa da zaman zaman <pok zecrT 
tedbirlerle yuz yuze gelen tasavvuf ehlinin sayisi da azimsanmayacak kadar 
goktur. Tasavvufun tekrar canlanmasi igin bir atihm yapmak gerekir. Fakat ta- 
savvuf ehlinin onunde birgok engeller vardir. 

1. SEVENLER: Tasavvuf! hayat ve dusunceye toz kondurmak istemeyenlerin 
bakisi. Tasavvuf! hayat ve dusunceyi butunuyle temize gikarmak. Adeta tasav- 
vufla islam'i ozdeslestirmek. 



4 



(TANKUT, 1936), s. 19-23 



Furkan, 30 



10 I NiyazT-i Misrf kaddese'llahu sirrahu'l azfz 



2. SEVMEYENLER: Bazi ilim adami ve arastincilar ise tasavvufla sirki ozdes- 
lestirdiler. §u cumle bir ilahiyat profesorune aittir: "Tasavvuf jirktir" boyle du- 
sunen birinin bu konuda yaptigi incelemeleri ciddiye almak zordur. 
Modernizmin beynimizi alt-ust ettigini, rasyonalizmin sultasini da unutmamak 
gerekir. Tasawuff konulara "neyzen baki§"h olanlann bir gerekcesi de XX. yuzyi- 
hn basinda islam dunyasinda gorulen cokme ve dagilmanin fatura adresini 
bulma telasidir. Fakat "telas" psikolojisi ile gercegi yakalamak mumkun degildir. 

3. YONETENLER: Tasavvuf tarihini arastiranlann zaman zaman kalemlerinin 
ucuna kadar gelip de yazamadiklan meselelerin bir sebebi de "resm?g6ru$"un 
durumudur. Yani 1925'te tekkelerin yasaklanmasiyla beraber makbul halden 
maktul hale gelen tarikatlarla ilgili kalem oynatmak zorlasmistir. "Tarikatci" 
yaftasindan korkmayan var mi? On besinci asirda BedreddinT, on yedinci yuzyil- 
da MelamT, on dokuzuncu yuzyilda BektasT yaftasi da boyle tehlikeliydi. Bu an- 
lamda tarih tekerrur ediyor denebilir. 

4. BJLMEYENLER: Tasavvuf ve tarikatlarla ilgili en olumsuz noktalardan biri 
de bilen-bilmeyen herkesin ahkam kesmesidir. Tarikatlarm yasak olusu onlara 
hakaret yagdirmayi kolaylastirmakta, "tarikatci" suclamasi ile insanlar adeta 
tehdit edilmektedir. Bu konuyu "rant" igin kullanan bazi gazeteci-yazarlann 
yanh ve yanhs bilgi ve yonlendirmeleri, gergeklerin uzerine atilan kahn bir per- 
de huviyetini kazanmaktadir. 

5. BiLiP SOYLEYEMEYENLER: Tasavvuf Dah'nda gahsan kimselerin bir bolu- 
mu degerli eserler kaleme almislar, almaktadirlar. 

6. ANKETLER: Gunumuz arastirmalannda sik sik kullanilan metotlardan biri 
de "anket"dir. Anketi yapan ve degerlendiren sahsin kultur yapisi ve bakis agisi 
da konunun problemlerinden bir tanesidir. 

Hulasa, Tasavvufu ve tasavvuf! konulan, islam'la ve sirkle ozdeslestirme- 
den, konjonkturel sartlara alkis tutmadan sogukkanh bir sekilde inceleyerek 
toplumun onune serenler; serenleri tesvik eden kisi ve kuruluslar kultur tarihi- 
mizde her zaman saygi ile anilacaklardir. "Dun" u tabu haline getirmek ne ka- 
dar yanhs ise yok saymak da o kadar zararhdir. 6 

insanlar arasinda dusunce ve mesrep farklannin bulunmasi, yalnizca insan- 
lann hayatini rahatlatan, yasadiklanni hissedilebilir kilan bir firsattir. Dusunce 
ve mesrep farklannin en tabii sonucu da, yakin dusuncelere ve benzer mesrep- 
lere sahip insanlann birer obek olusturmasi, degisik insan gruplannin ortaya 
cikmasidir. 

insanlann davranislan uzerinde dusunce yurutmek isteyenler, bu davranisla- 
n birbirine uydurmakta, hepsini bir kaliba sokmakta cektikleri zorlugu hicbir 
yerde gekmezler. Qunku bu davranislar cok zaman birbirine dyle aykindir ki ayni 
tezgdhtan bu kadar cesitli kumas cikmasi insana imkansiz gelir. Acimazligm 
simgesi olan Neron'a; saraym gelecegi uzerine bir idam fermani imzalatmaya 



6 



KARA, 2002) 



Divan-i ilahiyyat ve Agiklamasi | 11 



getirmi$ler; bir insani olume gondermek Neron'un dyle yuregini yakmi§ ki: 

Ke§ke hig yazi yazmasini bilmeseydim demi§; gelin de bunu agiklaym! Boyle 
orneklere herkeste, hatta kendi kendimizde o kadar gok rastlanz ki, akh ba§m- 
da insanlarm bizi bir kaliba dokmeye gali§malarma §a§anm; nasil olur ki insan- 
da en gok ve en agik gorulen kusur zaten bir dalda durmamaktir. 7 

Bu bakimdan muslumanlann birbirinden farkh mezheplere aynlmis olmalan, 
bir yanhshgin ortaya cikmasi ve belirginlesmesi olarak anlasilamaz. Degisik tu- 
tumlar icinde birlik olunabileceginin en guzel ornegini de yuzyillar boyunca ya- 
sayan yuzlerce tarikat vermistir. Her tarik, yani her yol, ayni ana yola yani seria- 
ta vanr. Tipki her derenin irmaga, irmagin da ummana varmasi gibi. 

Muslumanlar arasinda dujunce farkhhklari vardir. ihtilaflann rahmet olma- 
smda dikkat edecegimiz nokta, biz butun muslumanlann emir ve nehiylerin ta- 
ninip uygulanabilmesine bizzat hizmet edip etmedigimizdir. Gegmiste gerek 
fukaha gerekse mesayih, bu konuda ornek ahnabilecek tutumlar gostermisler- 
dir. Eger bir insanin karsilastigi meseleler, basvurulan kimsenin igtihatlanna ve- 
ya mesrebine uyarak gozume kavusamayacak gibiyse, o zat, mesele sahibini, 
bir diger bilgine gonderebilmistir. Muslumanlann kuvveti, ana yola ulasan her- 
hangi biryolu bulma olgunlugu sayesinde artmistir. 

Bir muslumanin ilk dusunecegi de, iginde bulundugu davranis tarzinin bati- 
hn tutumuyla benzerlik tasiyip tasimadigi olmahdir. Batil kovulmus seytanin 
isidir. Bu yuzden batil butun kuvvetini kovulma, aynlma, kopma, ayirma ve ko- 
parma istikametinde gosterebilir. Batil, birlige gagirmaz. Muslumanlann agik 
segik bildikleri gibi, insanlarm Allah Teala'ya olan teslimiyetlerine giden yol 
uzerine gikan seytandir. Yoldan gikma fikri ilk seytandan gelir. Onun yapacagi, 
kullan yollanndan azdirmaktan ibarettir. Bu anlayis icpinde toplum hayatinda 
gozledigimiz birgok olaya aydinhk getirebiliriz. Hangi guglerin seytana mahsus 
tutumu taklid ederek toplum hayatinda varhk kazanmaya gabaladiklanni anla- 
yabilirsek, istikametimizin dogrultulmasi igin kesin bilgilere sahip olmasa bile, 
nelerden sakinmakla kendimizi yanhs istikametlerden koruyabilecegimizi 
farkedebiliriz. 

Oyleyse degisik olusta, farkh olusta yanhs bir ozellik aramak uygun olmaz. 
Buna karsihk aynlan ve ayiran, kopan ve kopartan, azan ve azdiran ozellikleri 
batihn vasiflanna yakin saymamiz gerekir. 8 

Allah Teala'yi sevemeyen, anlayamayan, bilemeyen ve tanimayan vb. hayatin 
hangi noktasinda zevk ve nese iginde olabilir? 

Tasavvufu, bir ig genisleme olarak gormek mumkundur. Harici genislemeler 
de vardir. Hangi kurum yoktur ki dis etkiler, onun uzerinde harici gelismelere 
yol acmamis olsun. Ama yine de tasavvuft bir anlayis ile mesela felsefeyi muka- 
yese edersek veya tasavvufi bir tevil ile ilmi bir tevil arasinda mukayese yapa- 



7 (MONTAIGNE), insanin Kararsizligi 

8 (OZEL, 2008), s.17 (Almti konuya gore uyarlandi 



12 | NiyazT-i Misrf kaddese'llahu sirrahu'l azfz 



cak olursak, tasavvufT anlayis veya te'vilde ic genislemenin hakim oldugunu go- 
ruruz. icgenisleme ile mana sudur: 

Ortada seyin agik bir manasi var; ama yine de onun otesine gitme, mecazi 
yakalama ve derinine inerek ozune yaklasma, asih yakalama cabasi soz konusu. 
Sufiler, genellikle ornek olunarak cevizi verirler. Bilirsiniz onun yesil kabugu, al- 
tinda sert kismi sonra bir zan, onun icinde yenilen ceviz ici. 6ze ulasma, ayni za- 
manda dini tecrube ile gelisen bir anlama, bir vukuftur. Zaten mutasawiflar 
onemli olgude bunun uzerinde durmustur. Acaba oze ulasmak icin ne yapmak 
lazim? Bunun maddT, objektif sartlannin yerine getirilmesi gerekir. Ama ayni 
zamanda bunun ruhanT sartlan var. Maddi §artlar olmazsa anlamanin onu ken- 
diliginden tikanir. Ama oze ancak ruhanT §artlar goturur. RuhanT §artlar yoluyla 
biz anlamayi kesfederiz. Mesela, "manayi kesfetmek" Yani manayi kesfetme, 
derunu ke5fetme. Bu ise, terminoloji degi§se bile, bir bakima be§eri tecrube- 
den, derin bir kaynaktan gelen §eylerin ne kadar evrensel oldugunu gostermesi 
bakimindan onemlidir. 9 

Ya§amin amaci da "Turn insanlan sevmek, turn insanhgi karde§ bilmek" 
degil midir? 10 

Gunumuzde ise insanlan oyle karmasik iletisim surecinde olduruyoruz ve 
zulmumuzun sonuglan bizden oylesine titizlikle saklaniyor ki bu eylemin vahsi- 
ligine hicbir sinirlama gelmiyor. Bazilannin digerlerine zulmu, esine rastlanma- 
dik boyutlara ulasincaya dek devam edecek, oldugu gorulmektedir. 

Zalim Neron'un bile girisemeyecegi bir ise girisen siradan bir mutesebbis, 
gokbilmis doktorlannin tavsiyesine kanan hastahkh zenginlerin banyo yapmasi 
igin insan kaniyla dolu bir havuz yapmak isteseydi, kabul gordugu ve uygun 
usullere riayet gosterdigi takdirde higbir engele karsilasmadan bunu yapabilir- 
di. Ama bunu, insanlan dogrudan kanlanndan vazgegmeye zorlayarak degil, is- 
tenileni yapmadiklan takdirde hayatlannin tehlikeye girdigi ihsas ederek ya- 
pardi. 

Bugunun dunyasinin insanlan, on dokuzuncu yuzyil teknolojisinin goz ahci, 
esine rastlanmadik ve muazzam basanlanna ragmen hayatlanndan lezzet ala- 
miyor. §uphesiz ki tarihin higbir doneminde on dokuzuncu yuzyildaki kadar 
maddi basanya (mesela, insan tabiatinin kuvvetlerinin fethi gibi) ulasilamadi. 
Fakat yine suphesiz ki, tarihin hicbir oneminde, giderek canavarlasan simdiki 
dunyamizdaki kadar ahlaksiz, insanin hayvani ihtiraslanna hicbir kisitlamanin 
getirilmedigi bir hayat yasanmadi. On dokuzuncu yuzyilda ulasilan maddi iler- 
leme gercekten muazzam; fakat bu ilerleme, Atilla, Cengiz Han veya Neron'un 
zamaninda bile sahit olunmayan sekilde ahlakm en temel sartlanni ihmal etme 
pahasma satin ahndi ve halen de satin ahniyor. 11 



9 



10 



(AYDIN, 13-19 Ocak 1997), s. 322 
(TOLSTOY, 2005), s. 6 



11 (TOLSTOY, 2005), s. 30 



Divan-i ilahiyyat ve Agiklamasi | 13 



"Hasta du§en zihne §ifa bulamam." n diyen maddT yolun doktorlannin aciz 
kaldiklan yerde kimler bu insanlara yardim edebilecek. 

Bir yandan da fikir kirliligi artisi o kadar fazlalasti ki, herkes her konu hakkmda 
yorum yapiyor, fikir beyan ediyor. Haberlesme ve anhk bilgiye ulasma sinin gok 
hizlanmistir. (Kuresellesme-internet) Merhameti elden kacirmis XXI. yuzyil insani 
korkutucu §ekilde gegmisinden kopanlarak yenidunya duzenine dogru bilim kurgu 
elemanlan bireylerinden olmasi igin gizli bir fikir karmasasi iginemi itiliyor. Hayal 
dunyasi sinirlan yaraticiyi kabullenmekte artik zorlanmaktadir. 

Gecmisi olmayan bir nesil ve insanhk. Gegmisi kotuleyen, gelecegi de sinirh, 
duygusuz, sevgisiz, birbirine yaklasmakta korkan bir nesil. 
Bu nereye kadar? 13 

Bizim dunyaya gelmemizde ki maksat birbirlerimizi tanimamak mi, anlasmamak 
mi? 

Dunyaya ne halimiz varsa gorelim diye gelmedik: dunyaya geli$imiz hali- 

mizin ne oldugunu ogrenelim diyedir. 14 

Osmanh ilim geleneginin son halkalanndan biri olan M. Hamdi Yazir'in, yeni- 
lenmenin (tecdid) zarunligi ve usulu hakkmda yazmis oldugu bir makalesinde "Bir 
aslm geli$me seyrini takip etmeyen ve ilk vukua gelenin etrafmda bir tekamul 
silsilesi olmayan yenilikler tarn bir olumdur" diyen Yazir, degisen sartlara gore 
luzumlu gordugu degisme ve yenilenmenin sartlanni su veciz ifadelerle ortaya 
koymaktadir: 

"Her asirda dinimizin yenilenmesini 15 beklemek hakkimiz ve bu yeniligi ya- 
pacak olana nail olabilmek icin gahsmak vazifemizdir (...) §unu iyi hatirlamak 
gerekir ki, her zaman soyledigim gibi, yenilik degismek ve bozulmak degildir. is- 
lam'da en buyuk dustur Allah'in birligi oldugu igin, butun diger esaslar bu Birlik 
dusturunun gelismesi bakimindan tesirli olacak ve butun yeniliklerde bu gorus 



12 



(YALOM, et al., 2000), s. 18 



[ Bunu soylerken hadis ve sunneti toptan inkar etme hareketinin ilk defa islam dunyasin- 
da degil de, Batih oryantalistler arasmda ortaya qiktigini unutmamak gerekmektedir, ilk 
olarak ingiliz asilli oryantalist Spenger, muslumanlann birligini saglamada onemli rolu ol- 
dugunu gozlemledigi hadislerin tamamma uydurma damgasini vurmus, diger meslektaslan 
da onu takip etmis ve zamanla bu dusunceyi islam dunyasina ithal ihrag edip amaclanna 
ulastiklanni $u cumlelerle ifade etmislerdir: "Onlann her $eyini tahrip ettik; felsefeleri, 
dinleri mahvoldu. Artik hicbir $eye inanmiyorlar. Derin bir bo$luqa du$tuler. Anar$i veya 
intihar JQ'm olqun hale qeldiler". (KAHRAMAN, 2002), s. 131; Bilgi igin bk. Gormez, Mehmet, 
"Klasik Oryantalizmi Hadis Arastirmalanna Sevk Eden Temel Faktorler", islamiyat, c. 3, sy, 
1., Sunnet ve Hadisin Anla$ilmasinda Metodoloji Sorunu, s, 85vd.; Edward Said, Oryanta- 
lizm, 7, 46, 446.] 
14 (OZEL, 2007), s. 12 

Yazir, dinin yenilenmesi derken, bu ifadesiyle dinin aslmin degil de dMyorumlann yeni- 
lenmesini kastetmi§ olmalidir. Zira dinin yenilenmesi reform anlami 5agn§tirmaktadir ki, 
Yazir buna zaten karsjdir. 



14 | NiyazT-i Misrf kaddese'llahu sirrahu'l azTz 



mahfuz tutularak (Ummetin Huviyeti) gozetilecektir. Bu suretle her asirda vu- 
kua gelen fikrT ve maddT hadiseler tecrube ile tetkik edilip esaslann tatbik sekil- 
lerine bakilacak ve bu suretle, bir taraftan, tecrubT ve istikraT, diger taraftan, 
amelT ve istintad 16 iki yonlu bir seyir ile bulusma sekline vanlacak ve neticede, 
ummetin hayatina suurlu veya suursuz olarak giren yeni hadiselerin dini ve ser'i 
sahih nesebi belirtilip tespit olunacak, tehlikeli araz olan bid'atlerle hayat se- 
beplerinden ileri gelen yeni gelismeler birbirinden aynhp, bir kismi silinecek, bir 
kisminda karar kihnacak ve nihayet, akillar ile hisler birlestirilecek vicdanlara, 
yeni ihtiyaglari tatmin eden yeni bir setaret ve emniyet nesvesi verilmesine iti- 
na edilecektir. Nass halindeki esaslar muhafaza edilecek ve fakat teferruat ve 
tatbikat bakimindan yenilikler usule gelecek, daha dogrusu, benimseyecegimiz 
yeniliklerle benimsemeyecegimiz yeniliklerin hududu aynlmak gibi vicdani bir 
gelisme elde edilecek ve bu yoldan ictimai nefis fetret ve nifaktan kurtulacaktir. 
Yenilik yapacak olan, birligi kirmayacak, sikaki artirmayacak, isin esasini inkar 
etmeyecek, teferruati asildan ayirmayacak, istikametten sapmayacak, mucer- 
ret heveslere kapilarak ummetin vicdanini yabanci vicdanlar gibi yapmaya ca- 
hsmayacak ve ummetin sahsiyetini ortadan kaldiracak bid'atlere yol acmaya- 
caktir. Yenilik bize nefret degil sevgi asilayacak, korku ve endise degil guvenlik 
getirecektir" 17 . 

Yazir'in bu dusuncelerini, "degi§im icinde devamlihk" ve "degi§erek kendisi 
kalmak" seklinde ozetlemek mumkundur 18 . Tarihte islam Medeniyetini kuran 
musluman milletlerin kendi varhklanni surdurmeleri, insanhga marufta 19 onculuk 
etmeleri de ancak bu sayede mumkun olabilir. 20 

Konumuza donecek olursak tasavvuf bize neyi kazandirmak istiyor. Belki cok 
noksan tarafi da olabilir. Ancak keskinligi giderilmemis fikir ve sistemler her zaman 
kiymetli evlatlanni yok ederken dogruluk ve durustluk adma yapmislar ve bundan 
rahatsizda olmamislardir. 21 Bu ttirlu gidisatlar devletlerin yikilmasina sebep oldu- 
gu gibi gerilemenin temellerini atmistir. Mesela; Osmanhnin ilimde gerilemesi 
Molla Lutfi (hyt. 1494)'nin idamiyla baslamis ve devam etmistir. C un k u tenkit 
edilmeyi hazmedemeyen bir ilim ehlinin yanhsi daha sonra kahplasinca kaldinlmasi 
mumkun olmayan taslar gibi olmus akan nehirleri duraganlastinp kokmus sular 



istintac: Netice almak. Netice gikarmak 

Yazir, Dibace (Metalib ve MezahTb'e yazdigi onsoz), L. 

Ayni vurgu igin bk. Apaydm, "Nasslan Anlamada Yetki ve Yontem Sorunu", s, 24. 

Maruf: Bilinen; biitun mahlukat tarafmdan bilinip taninan Allah Teala. 
20 (KAHRAMAN, 2002), s.6 

islam toplumlan da zaman zaman medenT olmu§lardir. Fakat ne devr-i saadet ne dort 
halife devri ne de Osmanli Devleti'nin ilk iki yiiz yili medenT zamanlar degildir. Osmanh 
Medeniyeti miladin 15. yuzyihnda en parlak zamanlanni ya5ami5tir ki bu donem, Devlet'in 
islam umdelerinden uzaklasmaya basjadigi donemdir. Yine EmevT ve AbbasT medenT devir- 
leri, toplumda refahm getirdigi islam di§i egilimlerin giiclendigi devirlerdir. Debdebeli saray 
in§a eden ve emrinde Hiristiyan asker kullanmakta bir beis gormeyen Selguk saltanati, hig 
§uphesiz medenT diye vasiflandinlabilir. (OZEL, 2006), s. 39 



Divan-i ilahiyyat ve Agiklamasi | 15 



haline getirmi§tir. Kisi, kitaplardan ogrendiklerini, Molla Lutfi'nin ki§iliginden ve 
hayatindan ogrendikleriyle tamamlamadikca bir yam eksik kalacaktir. Kisinin yasa- 
dikca, kendi nefsiyle mucadele idnde olmasi gerektigini ogrenmesidir; kor nefsin 
kendisini durtup durdugu temelsiz ihtirasi, kiskandigi, garazi, kendi yaranna baska- 
lannin zaranna goz yummayi, bunlan gunahsiz insanlann olumune yol acacak ker- 
teye gidecek olan bir kin derecesine vardirmayi butun bunlan kendisine ogutleyip 
duran Nefs-i Emmareyi yenmesi gerekmektedir. 

Molla LutfT kaddese'llahu sirrahu'l-aziz (hyt. 1494) Sahn muderrisliginden 
idam sehpasma giden yolda bir "kiskanglik kurbam" 22 olurken onun yardimi- 
na yetismeyen kisilerdeki noksanhgin ne oldugunu 50k iyi dusunmek gerekir. 

Eger -resmen zindik ve mulhid ilan edilmedigi ve bu sebeple hukum giyme- 
digi idn- Seyh BedreddTn'i saymazsak, Osmanh ilmiye gelenegi idnde 15. yuz- 
yilda resmen zindikhk ve mulhidlik ile sudanarak idam edilen ilk sahsiyet, Mol- 
la LutfT'dir. Ama o Seyh BedreddTn'den farkh olarak, sufi gevrelerle iliskisi ve 
yakinhgi olmasina ragmen onlardan herhangi birine mensup degildi. 

Yasadigi donemde meslektaslan arasinda "Deli Lutfi" diye meshur olduguna 
bakihrsa, kahplasmis Osmanh ulema tipinin oldukga disinda bir karakter dzen 
Molla Lutfi once Medrese-i Sabi'de, sonra Medrese-i Samin'de muderrislik yap- 
tigi anlasihyor. Ancak onun bilgisini dagitmak idn kendisini aramakta ve bekle- 
mekte olan ogrencilerine ve ogrenmek isteyenlere her gittiginde, bindigi hay- 
vanini kapinin halkasina kendisi baglayacak ve onune yemini kendisi koyacak 
kadar tabii; kihk-kiyafetinden bir ayncahk beklemeyecek kadar gosteristen uzak 
zavahire karsi umursuz olmasi arkadaslanni dleden gikanyordu. Sahn muderris- 
liginin, Osmanh yuksek ilmiyesinin hiyerarsik sisteminde, onemli burokratik 
mevkilere gecis makami ve bu makamin o devirde sekiz ki§ilik dar bir konten- 
jani oldugunu bilmek, Molla Lutfi'nin rakiplerine karsi hareket ve davranislanni, 
rakiplerinin kendisine karsi tutumlanni ve nihayet basina gelenleri anlamak ba- 
kimindan cok onemlidir. Molla LutfT, Sahn'daki meslektaslanni kugumse- 
mektedir. Ustelik bu konudaki hissiyatini onlann giyabma veya yuzlerine karsi 
soylemekten de geri durmamaktadir. Bu mizaci sebebiyle kaynaklann "LaiJbalT- 
ves ve meczub-naks ve melamT-uslub tekellijf-meslub", "LaubalT ve surTde- 
reng" diye niteledikleri, biraz kihk kiyafetine olan ilgisizligi ve pejmurdeligi, fa- 
kat daha cok igneleyici dili, herkesin idnde yaptigi kaba sakalan yuzunden, 
"beyne'l-mevalT Deli LutfT dimekle ma'ruf Molla LutfT, hie suphesiz ki bu tavir- 
lanni yalniz meslektaslanna degil, bazi devlet adamlanna karsi da sergiliyor ve 
onlan da yildinyordu. Ozellikle Sahn'daki meslektaslan -ve tabii ayni zamanda 
rakipleri- Molla Arap, Molla izarT diye meshur Kasim-i GermiyanT, Molla 
Ahaveyn lakabiyla taninan Molla MuhyiddTn b. Mehmed, Hatipzade Molla 
MuhyiddTn Mehmed ve kisaca Efdalzade olarak bilinen Molla HamTdeddTn gibi 
ulemanin yazdigi eserler hakkinda asagilayici ve kugumseyici ifadeleri, onlan ci- 
leden gikanyor ve Molla LutfT'ye dis biletiyordu. Cunku O, Fatih Sultan Mehmet 



22 



(OCAK, 1998), s. 205-227; (GOKYAY, 1987), s. 1-15 



16 | NiyazT-i Misrf kaddese'llahu sirrahu'l azfz 



ve II. Sultan Bayezit'in, meclislerinde, sarayin bir gelenegi olarak toplanan ve 
sectikleri konular uzerinde, huzurlannda kendilerine tartismalar yaptirdiklan 
bilginler arasindaydi. Kutuphanesinin basinda bulundugu zamanlarda olsun, 
daha sonralan olsun, Fatih'le iki arkadas gibi sakalasmalan, zekasinin nasil kivil- 
cimlar sagtigini gostermektedir. O, kisiligini daha onceki bilginlerin, sonradan 
gelenlerce tek el-kitabi bilinen, dokunulmaz sayilan eserlerinde yanhslar bula- 
cak kadar derin bilgisinde ye bunlan ortaya koyacak kadar cesaretinde gosteri- 
yor degildir. O, bu yanhslan dogru saymayi, gormezden gelmeyi nefsine yedi- 
remedigi icin, aciklamadan edememistir. 

Ancak onun sehid olmasina sebep olacak bir olayi bulmak cekemeyenleri ta- 
rafindan zor da olmamistir. Her zaman oldugu gibi Molla Lutfi, dersini verdik- 
ten sonra Seyh Ebu Vefa zaviyesine gider ve ikindi namazmi kildiktan sonra 
orada aksam namazma kadar Sahih-i Buhari'den hadisler okur ve onlan agiklar- 
di. Sahih-i Buhari'yi agtigi zaman gozyaslanni tutamaz, bunlar kitabin uzerine 
iner ve kitap bitinceye kadar aglardi. Yine bir gun, her gun ikindi namazindan 
sonra yaptigi gibi, Seyh Vefa tekkesinde BuharT naklederken Hazret-i AN 
kerreme'llahu vecheye ait bir hikaye gikti. 

Hz. AN kerreme'llahu veche, gazvelerinden birinde vucuduna ok saplanmis, 
savas bitmeden ok kinlmis ve temren 23 vucudunda kalmistir; temrenin iztirabi 
cigerine islemistir. Agilan yara basina isler agmistir. Hazret-i AN kerreme'llahu 
veche canindan usanip bu tur bir bitmez, onulmaz derde ugradigindan iyice 
dertlenmistir. O kanli hirsizi gizlendigi yerden cerrahlar cikanp ele gecirmek is- 
tedikce Hazret dayanamayip inlemektedir. Cerrahi mudahalenin acisina daya- 
namayacagmi anlayan Hz. AN kerreme'llahu veche, cerraha namaza durmak is- 
tedigini bildirmis ve boylece ok ancak o namazda iken cikanlabilmistir. Bunun 
sebebi, Hz. AN kerreme'llahu vechenin namazda kendini tamamiyla Allah Tea- 
la'ya vermesi, husu icinde ibadet etmesi dolayisiyla cerrahi mudahalenin acisini 
duymamasidir. Mevlana Lutfi bu kissayi anlattiktan sonra aglaya aglaya 

"Hakikat-i hal salat budur. Yoksa bizim kildugimiz amel kuru kiyam ve in- 
hinadir. 24 Anda fayide yoktur" (iste asil namaz budur; yoksa bizim kildigimiz 
kuru kalkip egilmedir, onda faide yoktur), buyurmustur. 25 

Ancak bu derste hazir olan ve hocalanna kin besleyen bir kisim talebe, bu 
sozunu "vaki'-i hale muhalif nakl" deyip bu sozu firsat bildiler. Arap Molla, 
Hatipzade, izari 26 bunu bir iftira sekline soktular. Zamanin vezirlerinden is- 
kender Pasa'nin 27 gonlu de Molla Lutfi'ye kink olmasindan dolayi, "Molla Lutfi 



Temren: Oklann ucuna demir veya sandan takilan pargaya verilen addir. Menzil oklanna 
maden yerine kemik takilir ve ona da "soya" adi verilirdi. Temren ile soyanm takihsjnda 
fark vardi. Temren oka; ok ise soyaya takihrdi. 

inhina: Egilme, munhani olma, yay bicimine girme, kavislenme. 
25 Hoca SadeddTn, II, 548; Huseyin, II, 400b. 

Muderrisler 

iskender Paja: Fatih Sultan Mehmed'in yakin adamlanndandir. 880/1475'de Bosna 
beyi, 885/1480'de Bosna Beylerbeyisi olup 888/1483'de vezir oldu.890/1485'de tekrar 



Divan-i ilahiyyat ve Agiklamasi | 17 



dall ve mudilidir, vucudu din-i mubini muhilldir" diye padi§aha teftis, olunma 
smi arz eder. Padisah kendisine bu uydurma iftira anlatihnca bozulup 'bu, uy- 
durulmu§ bir iftiradan ba§ka bir §ey degildir deyip 'hayir, bu haber dogru degil- 
dir; bu sozun ve bu konunun dogru olmasi ihtimalden uzaktir. Bu husus 
gorulsun' deye ferman etmistir. 

Neticede alimlerin en bilginlerinden Hatipzade, Efdaluddin, Mevlana 
Ahaveyn ve baska ileri gelenlerden meclis kurdular. Molla Lutfi'nin dersinde 
hazir bulunan ders arkadaslan, Molla Lutfi'yi teftise geldiklerinde ve o mahut 
mecliste 'namaz dedikleri kuru kalkip egilmedir, ona itibar yoktur' dedi diye, 
Molla Lutfi'nin sozunu gercege aykin olarak anlattilar. Meclis kurulup da Molla 
Lutfi'yi getirdiklerinde kendisine dediler ki: 

"Sen Allah' in bu kadar lutfuna mazhar o/mtvs bir /c/s/s/n. Igin faziletlerle dop- 
dolu bir bilgi hazinesi oldugu halde, hidayet yolundan gikip dalalet yoluna yo- 
nelmi§sin." 

Molla Lutfi, "hazihi firye-i bila mirye" 28 deyip soyle dedi: 

"Benim Allah Teala tarafindan gelen imamm ve dogrulugum, Allah Teala'- 
nm bunda yazih olan emirler ve nehiyler hakkinda imamm muhakkaktir. Ben 
esasta islam dinindenim, yedi kat gokler gibi hicbir bozuk yanim yoktur ve 
benim giizel itikadimin gunesi, zeval bulmaktan yucedir. Benim dindarligimm 
tadi ilhad zehriyle acilanmamistir; benim itikadimin sukrii zeval bulmaktan 
uzaktir. Benim icin bu hususta soylenenler yalan ve bos laftir. Hasa bende ku- 
fur ve ilhad olsun, bu kiifrii kafirlerden baska isleyenler yoktur" diye sozunu 
bitirdi. 

Bu mecliste iki yuz kadar kimse vardi. Her biri bir madde nakl edup "hakika- 
ten o Hak He batili ayirt eden kdfi bir sozdur; o, bir §aka degildir", diye gercek- 
mis gibi Molla'nin ilhadina sehadet eylediler. Molla Lutfi, o sahitlerin yalanlan 
meydanda olan sehadetlerine karsi "onlarin, bu soyledikleri hakkinda hicbir 
bilgileri yoktur" diye yalan sehadetlerini ileri surduyse de orada bulunan ve 
onu mahkum etmek uzere toplanmis olan ulema(!) "bu §ahitlerin §ehadetleri 
§eriatga makbul ve bizim yanimizda gegerlidir" deyip geregini yapip imzaladi- 
lar... Bu ulema takimindan Hatipzade, Mevlana izari, hie duraklamadan katline 
karar verip kaninin dokulmesinin mubah olduguna hukmettiler. Lakin Mevlana 
Efdaluddin, Mevlana Ahaveyn tereddut edip cekinmeden idam edilmesine ve 
oldurulmesine hukmetmeye curet etmeyerek haksiz yere oldurulmesinden ce- 
kindiler. Sonra Ahaveyn de birincilere katildi. Bu husus padisaha arz olundukta, 
turlu arastirmalardan sonra, ulemanin ittifakiyla hukmun yerine getirilmesine 
ruhsat verilmistir. 

iskender Pasa kol 29 oldu Molla Lutfi'yi ondokuz gun hapsetti. Kendisine gu- 
cenmis olan bilginlerden ^omlekcizade Kemal ^elebi ve arkadaslan baska sey- 

Bosna valisi 894/1488'de tekrar vezir oldu. 904/1498'de ucuncu defa Bosna valisi olup 
912/1506'da 6lmu§tur. Cesur, cahjkan, vazifesine dii§kun birvezirdi. 

"Bu bir yalan sozdur." 

Kolagasi: Eskiden mevcut olan yiizba§i ile binba§i arasmdaki rutbe. 



18 | NiyazT-i Misrf kaddese'llahu sirrahu'l azTz 



leri arz edup bazi hususlara dahi sehadet ederler. Sultan Bayezit da katline bir 
sey diyemerek nza gosterir. 

Lamii £elebi bu durum igin su kit'ayi soylemistir: 

Mulkun adaletli padigahi Sultan Bayezid ki onun kahrmdan fitne ko§eye 
sinmi$tir. 

Zindana Lutfi'yi habs etti ki ilhad ile suglanmi§ti, onun tutuklanmasma Hak 
tarafmdan §u tarih eri§mi§tir: 

Dogru yoldan gikmi§ olan Lutfi zindana atildi. 30 

Molla Lutfi, 1494 rebiyulahinnin yirmi besinci sail gunu sehid edilip Ebu 
Eyyub-Ensari radiyallahu anh gevresinde ve defterdar merhum Mahmut £ele- 
bi'nin mescidi yakininda defn edildi. 

Molla Lutfi, oldurulecegi yere giderken yolun iki tarafmda duran Musluman- 
lar onun tekrar tekrar kelime-i sehadet getirerek Muslumanhgini ve imanini 
dogrulamistir. Hatta rivayet olunur ki oldurulup de can verirken mubarek basi 
topraga dusunce temiz dilinden Allah Teala'nin birligine sehadet getirmistir. 

Molla Lutfi'nin idamina fetva veren Hatipzade ile onun siddetli aleyhtarla- 
nndan izari de onun olumunden sonra cok gecmeden olmuslerdir. Hatipzade 
Molla Lutfi'nin katline fetva verip de aksam evine geldigi zaman yanhslanni 
meydana cikaracagini isittigi Ha$iye-i Tecrid adh kitabini kastederek "kitabimi 
elinden kurtardim" demistir. Oysa Hatipzade kat'iyyen gucenmeyecegine ye- 
min ederek Molla Lutfi'den cekinmeden yanhslanni gostermesini istemis; o da 
bu kitaba bir reddiyye yazmistir. Seyhulislam Efdaluddin'in Molla Lutfi'nin ida- 
mini gerektirecek bir sue bulunmadigini soyleyerek heyetten cekilmesi uzerine; 
Hatipzade'nin heyetin basina nigin geldigi ve Lutfi'nin katline neden fetva ver- 
digi, 'kitabimi kurtardim 1 demesi ile agikga anlasilmaktadir. 

insanhgin Degisim Sureci 

ingiliz tarihgi Arnold Toynbee insanhk yolunun tarih igerisindeki degisimleri 
hakkinda birbirini izleyen tig merhaleden gegtigini agiklar. 

Tarih oncesine denk dusen birinci merhalede iletisim son derece yavasti, 
ama bilginin gelisimi daha da yavas ilerliyordu, oyle ki bir baska yenilik araya gi- 
rinceye kadar her yenilik butun dunyaya yayilacak kadar zaman buluyordu; bu 
yuzden insan topluluklan hissedilebilir bigimde ayni evrim duzeyindeydiler ve 
sayilmayacak kadar gok ortak ozellikleri vardi. 

ikinci merhalede bilginin gelisimi yayilmasindan daha gabuk oldu, oyle ki in- 
san topluluklan her alanda gitgide farkhlasmaya basladilar. Tarih adini verdigi- 
miz bu merhale binlerce yil surdu. 

Sonra, gok yakin tarihlerde yeni bir donem basladi, bilginin kuskusuz gitgide 
daha hizh ilerledigi ama bilginin yayilmasi nin daha da hizh gittigi bizim done- 
mimiz, oyle ki insan topluluklan kendilerini gitgide daha az farkhlasmis bulacak- 
lar. 



A§ik f^elebi, 106a. Asli Farsgadir. 



Divan-i ilahiyyat ve Agklamasi | 19 



Hig durmamacasina yogunlasan ve hie kimsenin kontrol edemez gibi gorun- 
dugu bu evrensel goruntu ve fikir harmaninin bilgilerimizi, algilayislanmizi, dav- 
rani§lanmizi derinden -ve cok kisa vadede, uygarhklar tarihi acisindan- donu- 
sume ugratacagi agiktir. ihtimalle kendi kendimize, aidiyetlerimize, kimligimize 
baki§imizi da ayni derecede derinden farkhlastiracaktir. Toynbee'nin varsayi- 
mindan hareketle hafifce genellestirerek, insan toplumlannin farkliliklanni vur- 
gulamak icin, kendileriyle otekiler arasma sinirlar cizmek icin yuzyillar boyunca 
uydurduklan her seyin tam da bu farkhhklari azaltmayi, bu sinirlan silmeyi he- 
defleyen baskilara boyun egecegi soylenebilir. 31 

Tarihci Marc Bloch, "insanlar babalarmdan gok, zamanlarmm gocuklandir" 

diyordu. Bu kuskusuz her zaman dogruydu, ama asla bugunku kadar dogru ol- 
mamisti. Son birkac onyildir her seyin nasil gitgide daha hizh gelijtigini hatir- 
latmak gerekir mi? Cagda§lanmizdan hangisi eskiden bir yuzyila yayilabilecek 
degijikliklerin zaman zaman bir ya da iki yil icinde ya§andigini fark ettigi izleni- 
mine kapilmami§tir? icimizden daha ya§h olanlar cocukluklanndaki zihniyetleri- 
ne geri donmek igin, edindikleri alijkanhklan, artik vazgecemeyecekleri alet ve 
urunleri kavrayabilmek icin, hafizalanni buyuk olcude zorlama ihtiyacini bile 
duyuyorlar. Genclerse daha onceki kujaklannki biryana, buyukanne ve babala- 
nnin nasil bir ya§am surdukleri hakkinda cogu zaman en kucuk bir fikir sahibi 
bile degiller. 

Ashnda bizler cagdajlanmiza, atalanmiza oldugundan cok daha fazla yakiniz. 
Size Prag, Seul ya da San Francisco sokaklannda rastgele cevirdigim biriyle, 
kendi buyuk-buyukbabamla oldugundan cok daha fazla ortak seyim oldugunu 
soylesem, abartmis mi olurum? Sadece dis gorunuste, kiyafette, hal ve tavirda 
degil, sadece yasam biciminde degil, iste, konutta, etrafimizi saran aletlerde 
degil, ama ahlak kavramlannda, dusunme ahskanhklarinda da. 32 

Bir zaman icin mukemmel bir sekilde ihtiyaclan karsilayan sistem zaman igeri- 
sinde deger yitirmesi veya yozlasmasi vb. durumu belki zamanin en buyuk getirisi- 
dir. Eger bir seyin terk edilir olabilirligini kazanmasi veya verilmesi, sininnin nasil 
gizilecegini belirlemek hususunda yapilacak esasin temelini tayin icin butuncul 
davranmak en uygun olan gorus olacaktir. Alanimiz olmasi itiban ile meyl konusu 
gundeme gelse de fitratin derinlikleri gecmisin izleri ile tekrar karsilastigini unut- 
mamaktayiz. 

Tekrar konumuza donersek, tasavvufun gerekliligi, terk edilmesi veya yenilen- 
mesi konusunda ise tabbudiyeti ele almak gerekir. Dini hukumlerin degismezligini 
ifade eden bir kavram olarak taabbud ve taabbudilik var oldugu biline bir husus- 
tur. 



31 (Amin MAALOUF, 2006), s. 78 

32 (Amin MAALOUF, 2006), s. 86 



20 | NiyazT-i Misrf kaddese'llahu sirrahu'l azfz 



Taabbud ( j^) kelimesi sozlukte, boyun egme, algak gonullu olma, itaat et- 

me, tapma, kulluk etme gibi anlamlara gelen "a.b.d" kelimesinden turemistir. 
Kelime olarak, Allah Teala'ya ibadete asin gayret gostermek, ibadet etmek, 
kendini ibadete vermek, boyun egmek gibi anlamlara gelen taabbud, insan di- 
ne kihndiginda, birinin kendisine ibadet etmesini istemek anlamini ifade et- 
mektedir. Allah Teala'nin ozne oldugu bir cumlede ise bu kelime, kullanni 
ibadet vb. yukumluluklerle sorumlu tutmasi anlamina gelmektedir. 

Dint literaturde daha <pok, mukellefin bir hukmu algilayis bigimini, sorgula- 
madan teslimiyetini ve ifa edi§ niyetini ifade etmek igin kullanilan taabbud? 33 
ye bunun gogulu olan taabbudtyydt kavrami, fikihgilann ve fikih usulculerinin 
terminolojisinde hukumlerle iliskili olmak uzere bashca su iki anlamda kullanil- 
maktadir: 

1. ibadet ve ziihde ait ameller. 

2.Mesru kihnmasinda, mukellefin kulluk ve teslimiyetini denemek 
(taabbud) dismda baska bir hikmetin gozukmedigi hukumler. 

Kul sirf mukellef oldugu igin bunlan yaparsa sevap kazanir, yapmazsa gu- 
nahkar olur ve cezaya garptinhr. 34 

TasavvufT hayat tarzi taabbud! olmadigi halde kullugun idamesinde insanin Al- 
lah Teala'ya karsi takmacagi halin yuksek bir seviyeye gikmasini saglamaya gahstigi 
gorulmektedir. C un ku ehl-i tasavvufun asikar niyetindeki umumT maksat Allah 
Teala'nin nzasi oldugu muhakkaktir. 

ister ibadet isterse muamelat hukmu olsun, islam'da hukumlerin hem dunyevT 
hem de uhrevT yonu igin niyete gok fazla onem verildigi bilinmektedir. Rasulullah 
sallallahu aleyhi ve sellemden nakledilen bir hadiste, "Ameller niyetlere goredir" 
35 buyrularak niyetin ameller bakimindan onemi vurgulanmistir. islam alimleri 
tarafindan bu hadis hem tasavvufi hem de hukukT bakimdan yorumlanmistir. Hadi- 
sin tasavvufi yorumuna gore, amel ancak Allah Teala'nin nzasini kazanmak niyetiy- 
le yapihrsa makbul ve sevaba vesile olur. Hatta boyle bir iyi niyet mubahlan bile 
salih amel degerine yukseltebilir. Mesela, yurumek ashnda mubah bir fiil iken, 
namaz kilmak igin camiye veya darda kalmis birinin yardimina gitmek sevap, her- 
hangi bir kotuluk yapmak niyetiyle bir yere gitmek ise gunahtir. Soz konusu hadisi 
hukukT bakimdan yoruma tabi tutan islam hukukgulan, bundan hareketle "Bir 
i§ten maksat rte ise hukum orta goredir" 3e seklinde bir kural gelistirmislerdir. 
Hanefiler bu hadisten hareketle gelistirilen soz konusu kurah amellerin uhrevi 



Taabbudi, §er'i bir hukmiin neden ve nigin gibi illetlere bagh olmadan sabit olmasidir. 
Bir bajka ifade ile i I let ve maslahati idrak olunamayan hukmiin sifatina ya'yi nisbetle 
taabbud? denilir. 
34 (KAHRAMAN, 2002), s. 7 
35 BuharT, "Bed'u'l-vahy", 1; Ebu Davud, "Talak", 11. 

ibn Niiceym, el-E$bah, I, 97; SuyutT, el-E$bah, s, 38; Mecelle, md. 2. 



Divan-i ilahiyyat ve Agiklamasi | 21 



yonuyle iliskilendirmis, buna, "Sevap ancak niyet iledir" 37 §eklinde bir kural daha 
ekleyerek yorumlanni peki§tirmi§lerdir. Ancak, basta MalikTIer olmak uzere diger 
mezheplere mensup hukukcular hadisin kapsamini genis tutarak pek cok dunyevi 
hukmu de kapsadigina yani pek cok dunyevi hukmun gecerliliginin niyete bagh 
olduguna hukmetmislerdir. 38 

Tasavvuf yukanda saydigimiz ve sayamadigimiz tenkitler muvacehesinde is- 
lam'in yasamasinda muhakkak gorevini yerine getirmistir. Bu bilinen bir gercektir. 

Netice olarak, bu yoldan geri kalmakta uygun dusmez. Hayat bir yol, ahiret va- 
nlacak yurt ise, tarikat kervanlarma rehber olmus kisileri yeni nesillere tanitmakta 
uzerimize vazifedir. Ancak, 

O vehme a§ik olan, dogrucuysa mecazi sevgisi, kendisini nihayet hakikate 
geker, goturur. Bu sozu iyice anlatmak, agmak lazim; fakat eski du$Unceliler- 
den, onlarm kohne anlayi$larmdan korkuyorum. 39 

insanhk duygulanmi degi$tirdigim igin Allah Teala bana duyu§, anlayi§, 
gdru§ oldu. (Oinku ben, ben degilim. Bu nefes ondandir. Bu sozun kar§ismda 
soz soyleyen, inkarda bulunan "kafirdir" dedi. A0 

Bu nedenle; 

Bu soylenen sozler yok mu? Senin anlayi§m miktan ancak... Oldum iyi ve 
dogru anlayi§m hasretinden! Anlayi§ si£ dur, beden testi . Testi kinlmca icin- 
deki su dokulur gider! 41 

Sayilabilecek bircok niyetler ile NiyazT-i MisrT kaddese'lahu sirrahu'l azTzin di- 
vani ile tasavvufun deryasinda yol almak du§uncemiz var olunca bu cah§ma vucu- 
da gelmi§tir. 

Hiilasa, kitabi hazirlamak ve tercihteki niyetimiz; 

Dedem Gavs-ul azam Haci ismail Hakki ihramT SivasT kaddese'llahu sirrahu'l- 
aziz (hyt. 1969) Hazretlerinin cok zengin bir kutuphanesi vardi. Edebi yonu kuvvetli 
idi. istirahat ettigi zamanlarda kitap okurdu. 

Divan-i Hafiz-i §irazi, Sadi §irazi'nin Bostan ve Gulistan'ni, MesnevTve NiyazT-i 
MisrT Divani. 

Niyazi Divan-i icin de ihramcizade ismail Efendi Hazretleri; 

"Garda§lanm! Dort ilahi kitaptan sonra behind bir kitap gelse Niyazi' nin 
Divani olurdu" 42 

"Otuz kusur sene bu divan-i koynumuzdan hie gikarmadik. Devamh okuduk, 
hala da okutur ve dinleriz." 43 



ibn Niiceym, el-E$bah, I, 51. 

38 (KAHRAMAN, 2002), s. 136 

39 Mesnevi, c.l, 2760 

40 Mesnevi, c.l, 3125 

41 Mesnevi, c.lll, 2098. 

42 Seyfi POYRAZ (hyt: 2008) dan isittim. 

43 ismail KILI^ASLAN ve Turkelili Mevlana Kucuk Huseyin OZDEMIR Efendiden isittim. 



22 | NiyazT-i Misrf kaddese'llahii sirrahu'l azTz 



"Niyazt-i Misri buy Ok adamdir, dogrusu da budur." 

"Gonlumuzun matkabi"* 5 diye buyururdu. 

Gavs-ul azam ihramcizade Efendinin ihvan-i kirami da bu konuda ayni duyarh- 
hgi ta§imi§ okumu§ ve okutturmujlardir. Bu sebeple o yolun devamini saglamakta 
bir niyetimiz olmu§tur. 



44 Veli SEN (hyt: 1995), Orhan ZARiFOGLU (hyt: 2007) ndan ijittim. 

45 Abdullah KUCUR'dan i?ittim. 



KITABI HAZIRLAMAKTAKI SEBEPLERIMIZ 

Birinci sebebimiz, Fatih Sultan Mehmed Han'in turbedarlanndan ve 
Sa'baniyye tankatinin son devir seyhlerinden Ahmet Amis kaddese'llahu sirrahu'l- 
aziz Efendi de buyururlarmis ki; 

"Tasavvuf kitabi okumaym. Onlar sizi idlal (yanh$a goturur) eder. Yalniz 
Niyazi Divan I'm okuyun. lira O, sulukii bitirdikten sonra soylemi§ ve yazmi§tir." 

46 

£unku tasavvuf ilmi ve yolu tenkitlerden kurtaramadigi gibi kitaplan icinde ge- 
cen mevzular kaygan zemin uzerinde hareket etmek gibidir. Bu nedenle NiyazT-i 
Misri kaddese'llahu sirrahu'l azTz gibi ehlu'llahin kitaplanni anlamak ve anlayani 
bulmakta bu yol talipleri icin gerekli husustur. Omer Bin el Hattab radiyallahu anh 
buyurdu ki; 

"Dinde fakih olmayan kimse $ar§ilanmizda ticaret yapmasm. lira O ancakfa- 
iz yer" 7 Bu kelamin isareti ile tasavvufu bilmeyenlere yol verilmeyecegi, bilenle- 
rinde yol gostermesi gerektigi belirtilmektedir. 

ikinci sebebimiz, EnfT Hasan Hulus Efendi (hyt: 1724) bir NiyazT-i MisrT 
kaddese'llahu sirrahu'l azTz hayranidir. MisrT'nin kendisini dogrudan tanimamis 
olmakla birlikte, yetistirdigi ve hilafete getirdigi bazi kisilerle ahbap olmasi netice- 
sinde o donemin en renkli, coskun, alim, arif ve ask-i daimTsahibi mutasavviflann- 
dan olan NiyazT-i MisrT'ye ask derecesinde baghdir. Her sene bir erbaTn gikaran ve 
Ramazanin sonunda itikafa giren bu zat bir gun bir mecliste EnfT Hasan Aga ve 



Yine nakledilmistir ki: Mevlana-hazretleri, 5emseddin'le bulu§tugu ilk zamanlarda ge- 
celeri Mutenebbi divanini okurdu. Mevlana 5emseddin Tebrizi: 

"Bu, okumaga degmez. Bunu bir daha okuma" diye bir iki kez soylediyse de, Mevlana, 
dalgmligmdan onu yine okuyordu. Bir gece yine boyle hararetle divani okuduktan sonra 
uykuya daldi. RCiyasinda, medresede bilginler ve fakihlerle bir tartijmada bulundu ve hep- 
sini yendi Sonra: 

"Bunu nigin yaptim, buna ne luzum vardi" diyerek medreseden gikip gitmek istedi ve 
tam bu sirada uykudan uyandi ve Mevlana Semseddin'in kapidan igeri girdigini gordu ve: 

"Bu bigare fakihlere yaptigini gordun mii, i$te bunlann hepsi Mutenebbi divanini 
okumanm ugursuzlugundandir" dedigini duydu. 

Yine bir gece Mevlana riiyasinda, Mevlana §emseddin'in Mutenebbi'yi sakahndan yaka- 
layarakyanma getirdigi ni ve ona: "Bu adamm sozlerini mi okuyordun" dedigini gorur. 

Mutenebbi zayif, nahif ve sesi kisik bir adammi§. Mevlana'ya: 

"Beni bu Mevlana $emseddinTebrizi'in elinden kurtar; artik bu divani kariftirma" diye 
yalvarmi§. Nihayet Mevlana, okutmayi ve ogretmeyi birakti, lali§ sangmi sardi, hindiban 
farecisini giydi sema ve riyazete basjadi ve §u jiiri soyledi: 

"Ben, bir memleketin zahidi ve bir minberin vaizi idim: 

Gonlumun kazasi, beni, sana ellerini Qirpip gelen bir a$ik yapti. " (EFLAKT, et al., 1995), s. 
199, b: (14-15) 
Tirmizi, 485 



24 | NiyazT-i Misrf kaddese'llahu sirrahu'l azTz 

Kahci Delisi (hyt: 1712) ve NiyazT-i Misri hakkinda §unlan anlatir: 

"Her sene Ramazdnm son on gununde itikdfta olmak ddetimizdi. 1127 senesi 
Ramazdn-i Serif in son on gununde (Kasim 1715) itikdfa girdik. Besinci, altmci gunu 
bana bir keyfiyyet vdki oldu ki, asla kendimi bir yerde bulamam. Soyle ki, seriat 
ddiresinde degil, tarikatda degil, marifetde degil, belki hakikdt dairesinde dahi 
bulamam. Bu nailer He birkag gun gegti. Birgun sabah ve israk namazlarmi kildik- 
tan sonra murdkabe ederken bir keyfiyyet zuhur etti: Sanki vakit, ogle namazi vak- 
ti imis. Halk ogle namazma toplanmis zannettim, dyle gdrdum. Tekye kapismdan 
igeri Hasan-i Basn ve Habfb-i A'cemi ve Ddvud-i Tdf ve Maruf-i Kerhf gibi birgok 
eski mesdyih'i, zamanimiza gelince ne kadar ki gelmis gegmis mesdyih var ise gel- 
diler, yerli yerinde oturdular. Ve Hz. Misri'yi kursuye gikardilar. Va'z etmeye basla- 
di. vaa'zda Zdt-i Hakk'dan soz soylemeye basladi. Hemen mesdyihdan biri dedi ki: 

"Ya Seyh Muhammed Misri! Zdt-i Hakk'dan soz soylemek men' edilmistir. Baska 
bahse geg." deyince, hemen Hz. Misri: 

"Zat-i Hakk'dan ehil olmayan yanmda soz soylemek yasaktir. Yoksa burada 
olanlar ehlullahdandir. Burada na-ehl yoktur. Hususan cumlemiz bunu anlaya- 
cak durumdayiz, ne beis var." deyip, ol kadar Zdt-i Hakk'dan bahsedip soz soyledi 
ki, tdbir olunmaz. Dud edip kursuden indi ve cumle mesdyih kalkip gittiler. Ancak 
ben hig mihrdb tarafma nazar etmemisim. Meger Qehdrydr-i safd He Haseneyn-i 
mukerremeyn ve on iki imam ve buyuk ashdb He Rasulullah sallalldhu aleyhi ve 
sellem mihrdb iginde otururlar imis. Onlar dahi kalkmislar, giderken bendelerine 
hitdb edip buyurdular ki: 

"Bak a Seyh Huseyin! Benim oglum Muhammed'in hakkinda bir da ha kotu soz 
sdyleme. Varsa elbette sdzunden vaz geg!" diye tekrdr tekrdr tenbth buyurdular. 

Ve ol keyfiyyetden kendime geldim. Ter iginde kalmisim, etrafima baktim. He- 
nuz dglen vaktini bir saat gegmis. 

"Ne garib! Bu Muhammed ne asl-i Muhammed 'dir ve ben kimseye kimsenin 
hakkinda dmrumde bir fena soz sdyledigim yoktur. Bu ne hdldir?" diye iki saat 
kadar tefekkurde iken, tekkenin kapisi agildi. Bana bir gadab geldi ki ben bu elem 
ve kederde iken: 

"Yd kimdir bu gelen? Yine mahalle ihtiyarlarmdan biri dus mu sdylese gerek, ne 
olacaktir?" derken Kahci Delisi Seyyid Mehmed kapidan igeri girip, seldm verdi, 
redd-i seldm ettim: 

"Ya Seyh Huseyin! Nicesin? Bir dahi benim hakkimda sagma sapan sdzler eder 
misin? Benim hakkimda halka ne sdyledin? Bu saat yuzume karsi sdyledigin iste- 
rim. Yoksa yuzume sdylemedikge afv etmem." dedi. 

Ben dedim: 

"Be hey sultdnim! Ben sizin hakkmizda degil, baskasmm hakkinda dahi kotu soz 
soz sdylemedim." dedigimde: 

"Ya Seyh Huseyin! Ya benim ceddim Muhammed Mustafa yalan mi sdyler?" 

iki saat once bu tekkeye butun ehlulldh He gehdr-ydr ve on iki imam He tesrif 
edip, Seyh Misri'yi kursuye gikarip, Zdt-i Hakk'dan soz soyledi, meclis tamammda 
giderken sana demedi mi ki: 



Divan-i ilahiyyat ve Aciklamasi | 25 

"Oglum Muhammed hakkmda bir dahi yakisiksiz kotu soz soyleme, diye sana 
tembih etmedi mi? Ben bunda degil mi idim? $eyh Misri'nin va'zmi butun bilirim, 
ne soylediyse!" dedik de, yine inkdri elden koymadim. O ise israrla der ki: 

"Giyabimda ne soyledinse yuzume dahi soylemedikge afv etmem." der. 

Birgok defa tefekkur ettim. Gug He hatinma geldi ki, dort bes gun mukaddem, 
bazi ihvan He sohbet ederken Kalici Delisi'ni zikrettiler. Ve onun hallerinden sudl 
ettiler. Ben dedim ki: 

"Anlar delilerdir. Yeri gogu bilmezler. Bir alay gotu boklu delidir." dedim idi. 
Bu sozu bana yuzune soyletmedikge afv etmedi ve dedi ki: 

"Sakm benim giyabimda birfena soz soyleme. Benim hacetim degil. Ben afv 
ederim. Lakin ceddim Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem afv et- 
mez." deyip: 

"Gafii olma!" diye tembih etti ve gitti, diye merhum Huseyin Efendi Hazretleri- 
nin kendi lisdn-i seriflerinden gok kere ahbab He boylece dinledik." 48 

Ufiincii sebebimiz, NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l azTzin Bursa'da kaldigi 
mahallelerden Araplar Mahallesindeki 49 Araplar Camii'nde 1988 yillannda imamhk 
gorevi ve lojmaninda tig sene kadar kalmi§ olmamiz ve Veled-i Enbiya Camii, §eker 
Hoca mahallesinde 50 teneffus ettigim hava bu a§kimizi ziyadele§tirmi§tir. 

Ddrdiincii sebebimiz, NiyazT-i Misri kuddise sirruhu'l azTze sevgimizin coskunlu- 
gunu daha onceden divani hakkmda yapilmis agiklamalan ve gordugumuz hikmet- 
leri yeniden tertip ve duzenleme ile yeni bir serh yazmak istegi istiyakimizi artirdi. 

Besinci sebebimiz, Tasavvufun anlasihr bir hale gelmesini de istememizdir. En 
son Hakk'a yuruyen sahabT olmakla sohret bulan Ebu't-Tufeyl Amir el-LeysT (hyt. 
110/728), minberde iken Hz. AN kerreme'llahu veche den su sozu isittigini soyle- 
mektedir: 

"insanlara anlayacaklan seyleri soyleyin, yadirgayacaklan seyleri birakm! Al- 
lah ve Rasulu'nun yalanlanmasmi ister misiniz?" 51 

£unku insanlar bilmedikleri ve anlamadiklan seyleri inkarda aceleci ve sabirsiz- 



(YILDIZ, et al., 2007), s.19- Metin gunumuz Turk^esine tarafimizdan biraz uyarlanmi§tir. 

Yine NiyazT-i MisrT, Bursa'da oldugu bu yillarda Arapmehmet mahallesi sakinlerinden ve 
kendi muritlerinden olan Haci Mustafa adli bir zatin kiz kardesiyle evlenmis ve bu hanim- 
dan gocuklan dunyaya gelmistir. ibrahim Rakim, Vakiat, v. 16-17; Mustafa Liitfi, a.g.e, s. 
30; (A§KAR, 1997), s. 71 

Bugun, Bursa Ulu Camii'nin guney kismmda yer alan sehir postanesinin yerinde XX. asrm 
basina kadar ayakta oldugunu anladigimiz, 5eker Hoca Mahallesindeki bu merkez dergahm 
bircok defalar tamirden gectigini biliyoruz. (A§KAR, 1997), s, 86 

51 BuharT, ilim, 49; ibn Abdilberr, Camiu beyani'l-ilm, I, 540, II, 1003; ZehebT, age. II, 597. 
"Yadirgayacaklan seyleri birakm" ciimlesi BuharT'de zikredilmez. (GULER) 



26 | NiyazT-i Misrf kaddese'llahu sirrahu'l aztz 

dirlar. Bu nedenle NiyazT-i Misn kuddise sirruhu'l azTzin siirleri ile ilk mektebi oku- 
mus bir kisi dahi tasavvufun derin manalanna nufuz edebilmektedir. Oyle ki sade 
sozler ve agdasiz cumle yapisi ki§iye birgok menfaati beraberinde sunmasi onun 
tasavvufun hakikatini anlatirken ne kadar basanh oldugunu, meramini halk lisani 
ile beyani onun sahasinda ne kadar yuksek seviyede oldugunu gostermektedir. 52 

Tarik-i halvettde kutb-i yezdant Niyazi'dir 
Ulular ulusu hem seyh-i rabbani Niyazi'dir 

M. Murad NaksT 

Noktanm sirrmi ihsan eyleyub zahir iden 
Sertdcim kutb-i diem Misrt'dir gayet ulu. 

M.Tabir Misn 

Altinci sebebimiz, mursidler muridleri igin bir ayna gibidir. Ashnda onlar mun- 
tesiplerini terbiye etmede <pok hirshdir. Fakat bu hirslan talebesindeki kabiliyetin- 
den oteye de gitmez. £unku insana bahsedilmis olan kamil tabiatin tasarrufu mur- 
sidin elinde imis gorunse de Allah Teala'nm izn-i musaadesi miktannca tasarruf 
etme yetkisi vardir. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem dahi ummetinin hidaye- 



Bir donemin jiir ve in§a'si hakkinda dujuncelerini agiklayan Ziya Paja; 

"$iir her kavimde tabitdir. Ruy-i arzda ne kadar milel ve akvam gelmi$ ise, cumlesinin 
kendilerine mahsus $iirleri var idi. Osmanlilarm fiirleri nedir? 

Necatl ve Bakl ve Nef? DJvanlannda gordugumuz bahr-i remel ve hezec'den mahbun ve 
muctes kasa'id ve gazeliyyat ve kita'at ve mesneviyyat midir? Yoksa Hoca ve 'Itri gibi 
musik?$inasanm rabt-i makamat eyledikleri Nedim ve Vasif$arkilan midir? 

Hayir, bunlarm hig birisi Osmanh §iiri degildir; Zira gorulur ki bu nazimlarda Osmanh 
$airleri §uara-yi iran'a ve iramler dahi Arapiar'a taklid ile melez bir §ey yapilmi$tir ve bu 
taklid, yalniz uslub-i nazimda degil, belki efkar-u meani'ye bile sirayet ederek, bizim $uaray- 
yi eslaf eda-yi nazm ve ifadede ve hayalat ve meamde Arap ve Acem'e mumkun mertebe 
taklide sa'y etmegi maarifden addetmi$ler ve acaba, bizim mensup oldugumuz milletin bir 
lisani ve siiri var midir ve bunu islah kabil midir, asla burasim mulahaza etmemislerdir. 
"insa yolunda da hal, tamamiyla boyle olmustur. Munseat-i Feridun ve asar-i Veys? ve 
Nerkisi vesair munseat-i mu'tebere ele alinsa, iglerinde ugte-bir Turkge kelime bulunmaz ve 
bir maslahat ifade ederken bedi' ve beyan fenleri kanstinlarak ibraz-i belagat igin oyle 
musevves ve mutetabiu'l-izafat ibareler yazmislarki Kamus ve Ferhenk beraber olmadik- 
Qa... manasmi istihraca muvaffak olamaz." 

"Bu hale gore bizim millette tabii hal iizre ne siir, ne de in$a' var demek olur. Hayir! 
Bizim tabii olan siir ve insa'imiz, tasra halki ile Istanbul ahalisinin avami beyninde hala 
durmaktadir..." 

(Ziya Pasa'nin Numune-i Edebiyat-i Osmanlye, (altinci basim, s. 288-294'den naklen: 
Fuad Koprulii, Edebiyat Arajtirmalan, Ankara, 1999, s. 302-303.) 

Ancak ismet Ozel'in divan edebiyati igin olan $u goru§u unutmamak gerekir. 

Divan edebiyati di§mda bir edebiyat Turk milletini ayaklar altina almak isteyenlerin 
bunu bajaramayacaklarmi gostermek kastiyla dogdu. Turk $airleri Turk milletinin ayaklar 
altina alinamayacagmin birer kanitlamasiydi. (OZEL, 2007), s. 14 



Divan-i ilahiyyat ve Agklamasi | 27 

tinde sinirh tutuldugu bilinmektedir. Soyle ki; 

"Sen, sevdigini dogru yola eristiremezsin, ama Allah Teala, diledigini dogru 
yola eristirir. Dogru yola girecekleri en iyi O bilir." 53 

Bu ayet-i kerimeden anlasilan mursid ayna gibi muridine kendini haber eder. 
Murid de fitrati geregi gordugunu anlayip onu tercih eder. insanin kendine nazar 
etmesi mumkun olmadigi bilinen husustur. insanin noksanini gormesi idn kamili 
gormesi gerekir. Kamil ona nidn-nedenleri haber verir. NiyazT-i MisrT kaddese'llahu 
sirrahu'l azTzin Divan-i ilahiyyati da okuyanlara bir ayna oldugunu bildigimizden bu 
aynanin parlakhgini artirmak idn anlayis perdesini aralamak gerekmekte idi. £un- 
ku bu divanm tumu idn agiklama yazanlar ise gok az bulunmakta oldugundan agik- 
lama ihtiyaci da hasil olmustur. 

insanin gonlu neye akar, insan neyi severse, onun cinsindendir; ancak o sev- 
ginin bir maksada dayanmamasi gerek, Sevgi, garezsiz olursa, Elest ahdindan 
beri, onlann bir cinsten olduklanna delildir, ^unku "insan, sevdigiyledir", Nite- 
kim "Adam in ne bigim adam oldugunu sorma; kiminle dusup kalkiyor, onu 
sor" demislerdir. Herkesi yiyip i?tigi seylerden tanirlar bunlar da iki gesittir: 

Duygu gidasi, akil gidasi. 

Duygu gidasi ekmektir, ettir, sudur, buna benzeyen seylerdir, Akil gidasiysa 
bilgilerdir, hikmettir. §imdi, bazi kisilerin gonulleri, fikha, bazilannin mantika, 
bazilannin tefsire, bazilannin da, Allah Teala ikisine de rahmet etsin, Attar ve 
SenaT'nin divanlanna akar. Bazilannin gonulleriyse EnverT, ZahTr-i FaryabT ve 
NizamT'nin siirlerinin bulundugu divanlan geker. EnverT'nin, oburlerinin divanla- 
nna meyleden, bu alem ehlindendir; onu balgik kavramis, karmistir, Ama SenaT 
ve Attar'in divanlanna, Allah Teala bizi aziz sirnyla kutlasin, Mevlana'nin, ozun- 
de ozu, idnde ig olan ve SenaT ile Attar'in sozlerinin ozu - ozeti bulunan faydah 
sozlerine meyletmek, meyleden kisinin, gonul ehlinden ve veliler bolugunden 
olduguna delildir. 54 

Epiktetos demistir ki: "Eger sigirlarla domuzlar konusabilselerdi, saman ve 
yemden baska sey konusanlarla alay ederlerdi." diyor. 

Hulasa, bizi de asan bir eser meydana geldi. Allah Teala faydah olmasini nasip 
eder. 

Bu kitap yazmaya niyetlendigimde, ne turden olursa olsun her bolumunu kop- 
yalamaya zorunlu oldugumu dusundugum tek bir bidmi almadim. Konuyla uzaktan 
ve yakmdan ilgili eser veren butun yazarlan bir araya getirdikten sonra, en uygun 
gorunen ogretilerin her birini sedp ayirdim ve boylece degisik zihinlerden en mu- 
kemmel fikirleri derledim. Bu kaynaklar ister felseff, ister tasavvuft, isterse de her 
ikisinin kansimi olsun. Sadece bir kaynakla sinirh kalmayip ve sadece bir kimseyi de 
takip etmedik. Neyi faydah gorduysek istifadeye sunduk. Ortasini bulahm diye, zit 

Kasas, 56 
54 (VELED), bashkCIV 



28 | NiyazT-i Misrf kaddese'llahu sirrahu'l aztz 

fikirleri dahi kitaba derc ettik. Cunku her sey Allah Teala'yi anlatmaktadir. 

Agiklamalarda duzensizlik sadece gorunusten ibarettir. Bir birini takip eden ve 
aralannda higbir ilgi yokmus gibi gozuken agiklamalar arasinda yakin bir bag vardir. 
Fakat oldukga gizli olan bu munasebetin farkina varabilmek igin, bilgileri oncesi ve 
sonrasiyla birle§tirebilecek bir nazara sahip olmak yerinde olur. 

Agiklama yazihrken zamani ve bilgisi ile beraber kendiliginden olusmustur. Bu 
nedenle hangi bilgi nereye konacaksa NiyazT-i Misri kaddese'llahu sirrahu'l azTzin 
bizzat himmet ve tasarrufu ile olduguna eminizdir. 

Agiklamalarda buyuklerin fikirleri ve eserleri "MTrT mail" 55 olarak goruruz. Al- 
digimiz bilgiyi ve cumleyi dahi kendimize mal etmeden beyan etmeyi de unutma- 
dik. £unku kendimize hasredecegimiz bir ilmimiz muhakkak ki yoktur. Cunku bil- 
gimizin sermayesi de ancak onlardir. Bu konudaki Semsi TebrTzi kaddese'llahu 
sirrahu'l-azizin (sirlandigi tarih: 1245) dusuncelerini aktarmak uygun olacaktir. 

"Vezir Nusretuddin buyuk bir toplanti tertip etmi§ti. Wen gelen bir buyugu §eyh- 
lik yerine oturtmu§lardi. Toplantida butun §eyhler, bilginler, arifler, emirler, hdkim- 
ler hazir idiler. Bunlardan her biri turlu ilimler, hikmetler, fenlerden konu§up tar- 
ti§ma yapiyorlardi. Tebrizli $emsedd?n de bir ko§ede sessiz sedasiz onlari seyredi- 
yordu. Ansizm kalkarak, yuksek sesle onlara §oyle dedi: 

"Ne zamana kadar falanm filanm sozlerini aktarmakla ovuneceksiniz? 

Benim kalbime de Allah Teala §6yle ilham etti diye ne zaman haber verecek- 
siniz? 

Hadis, tefsir, hikmet olarak konu$up durdugunuz bu sbzler, o devir adamlan- 
nm sozleridir. Bu adamlardan her biri kendi zamanlarm da mevki tin sahibi kim- 
seler idiler. Kendi hallerinin derdinden manalar soylemiglerdi. Sizler de bu (agin 
adamlan oldugunuza gore, sizlerin sirlari, sbzleri nerede kaldi?" 5S 
Hz. MuhyiddTn-i Arab! kaddese'llahu sirrahu'l-aziz 

"Her asirda belli bir ki§i vardir. Bu asirda hayatta olan bu ki$i i§te benim" 
"Zamanm sonunda bizim igin gtine§ gibi agiga gikan bir devlet vardir ki, o br- 
ttilemez. Kim ki bizdendir ve bizim soyledigimizi soyltiyordur, Onu mtijdele. O, 
dtinya ve ahirette de mtijdelenmi$tir." 57 

buyurarak, velayet meydaninin buyuk bir mursid-i kamili olduklanna isaret etmis- 
lerdir. Bu soze gore zamanini ve etrafin asan ve ustun insanlann olmasi Allah Tea- 
la'nin bir emridir. NiyazT-i MisrT kuddise sirruhu'l-aziz de 



Miri: devlet mall, devlet hazinesine mensup. 
55 (KUCUK,2001), s. 29 



§ems, bireyin kendi orijinal ve taze fikirlerini §unun bunun dedikodularma kurban etme- 

mesi geregine inanmi§ti. Yoksa ilimler nasil geli§ebilir ve insan taklitten nasil kurtulabilirdi. 

Bu yuzden §ems, Mevlana'yi bile babasmm eserini okumaktan zaman zaman men dahi 

ediyordu. 

57 (VASSAF, et al v 2006) (Kadiriyye bl.) Suleymaniye Yazma Bagislar, 2305-2309, c.l 



Divan-i ilahiyyat ve Agklamasi | 29 

"Her vakitde hatmu'l-evliya birdir, bu vakitde Allah subhanehu ve teala 
hatmu'l-evliya olmagi Misriye virdi." 58 

buyurarak durumunu asikar etmistir. Bizimde buyuklerimiz hakkinda ki itikadimiz 
bu sekildedir. 

Abdulvahhab §a'ran!, "el Yevakit ve'l Cevahir ft Zikri Akaidi'l Ekabir" 1/9" da 
§unlan yaziyor: 

"Muhyiddfn Arab? kaddese'llahu sirrahu'l-azizin el Fusus kitabmdaki: "Onun 
yaptigi her sey, artcak Rasulullah sallallahii aleyhi ve sellemin huzurunda izirt 
aldiktan sonra vuku bulmustur" ifadesi hakkinda Hafiz Ebu Abdullah ZehebT'ye 
sorulmus, su cevabi vermistir: "Bu $eyh gibilerinin yalan soyleyecegine inan- 
miyorum". Bilindigi gibi ZehebT, §eyh MuhyiddTn ile Sofiye taifesine kar§i en 
§iddetli olan kimsedir. Gergekten bu konuda en kati davrananlardan birisi 
Zehebi'nin kendisi digeri de ibni Teymiye radiyallahu anhdir. 

imam SuyutT, "Kam'u'l Muarid fi Nusrati ibni'l Farid" adh kitabinda §unlan 
yaziyor: 

"§ayet Zehebinin boyle ileri geri konujmasi seni yaniltiyorsa, buna jajma- 
mak gerek. Cunku o bundan daha buyukleri olan imam Fahruddin ibn HatTb, 
hatta bundan da buyuk olan ve "Kutu'l Kulub" sahibi Ebu Talib Mekki hakkinda 
ve hatta bunlardan daha buyuk bir zat olan §eyh Ebu'l Hasan el Es'ari hakkinda 
da ileri geri konusmustur. Halbuki Hasan Es'arT ki, unu hertarafa ulasmistir. Ki- 
taplan bunun agik ornegidir. Bu eserleri "el Mtzan, et Tarth, Siyeru'n Nubela" 
gibi eserlerdir. Dilersen onun sozlerini bunun sozleriyle karsilastir. Vallahi ye- 
minle soyluyorum, onun bu zatlar hakkindaki sozleri gegersizdir. Biz sadece bu- 
rada onlann hakkini veriyoruz. Baska sey degil." 

isin ashnda butun bu asin gibi gozuken hususlar, imam Zehebi'nin asin vera' 
sahibi olmasindan ve din yonunden pek fazla ihtiyata onem vermesinden otu- 
rudur. O, bu bakimdan mazurdur ve hatta §eriatga kesin olarak belli olan esasa 
gore de ecir bile kazanmistir. 59 

Bize dusen soz ise bu yol buyuklerinin dogru olduguna inanmak ve onlan yalniz 
birakmamaktir. 

"Bu kara yuzlii Ismail, Niyazi-i Misrt kaddese'llahu sirrahu'l aztzin kapismda 
onunde yatip kalkan kopekleri gibidir. Onun esiginde benim durusum o kopekle- 
rin durusu kadar, fazlada degildir." 60 

Kitmirt Niyazt 

ihramcizade Ismail Hakki 

04.12.2009 



58 (CECEN, 2006), s. 39 

59 (Abdullah Leknev?, 1984), s. 118-119 

Bu soz ashnda NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l aztzin biiyiikler igin soyledigi sozden 
uyarlanmistir. 



"Bi-kudreti'llahi's-settar 

bizler gormezsek sizler goresiz. 

bizim Misri Muhammed Dervis 

ne Ussak'a ve ne Burusa'ya 

ve ne ahar diyare ve 

ne butun dunyaya sigar degildir. 

Kibar u kummelden ma' dud 

b\r mur$id-i pur i§tihar olsa 

gerekdur." 61 



51 (Ibrahim RAKIM, 1750), v. 12a; (VASSAF, et al., 2006), v. 77, (s.76); 

Hazret-i Ummi Sinan kaddese'llahu sirrahii'l-azTz.... NiyazT-i MisrT Efendimiz igin dua bu- 
yurdular ki: 

"En gok gizleyen ve orten Allah Teala'nm kudreti He bizler gormezsekte sizler goriir- 
siiniiz. 

Bizim Misri Muhammed Dervis ne Usak'a ve ne Bursa'ya ve ne baska diyarlara ve ne 
de butun dunyaya sigar degildir. 

Buyukler ve kamillerden say i Ian bir biiyiik sohrete sahip bir miirsid olacaktir." 



NIYAZI-I MISRI kaddese'llahu sirrahu'l azizin 
YA§ADIGIASRAGENELBAKI§ 62 

A-SiyasTve Ekonomik Durum 

NiyazT-i Misn kaddese'lahu sirrahu'l azizin yasadigi donem (1027/1618 - 
1105/1694) Osmanh devletinin siyasTyonden gerilemeye basladigi devreye rastlar. 
Yedi Osmanh hukumdannin hukum surdugu bir donemde yasamistir. Bu Osmanh 
padisahlannin saltanat sureleri sirasiyla; 

Sultan Osman 11.(1618-1622), 

Sultan Mustafa I. (ikinci defa olarak, 1622-1623), 

Sultan Murad IV.( 1623-1640), 

Sultan ibrahim (1640-1648), 

Sultan Mehmed IV.(1648-1687), 

Sultan Suleyman 11.(1687-1691), 

Sultan Ahmed II. (1691-1695). 

Bu yuzyilda, IV. Murad doneminde iran, Osmanh irin mesele olmaya devam 
etmektedir. IV. Murad 1045/1635 yihnda, Revan Seferine cikar ve Revan Kalesini 
ahp, problemi gegici olarak halleder. Daha sonra Bagdat Seferi yapilmis, 1638 yi- 
hnda Bagdat fethedilmistir. Sultan IV. Murad'tan sonra, yerine kardesi Sultan ib- 
rahim 1049/1640 yihnda padisah olur. Sultan ibrahim doneminde Girit Adasi ahn- 
mistir. Sultan ibrahim'in yetersizliginden dolayi alimler ve devletin ileri gelenleri 
Fatih Camiinde toplanarak bahis konusu durumu bir son verilmesi gerektigine 
karar vererek, yerine, cocuk yastaki buyuk sehzade Sultan IV. Mehmed'i tahta 
gecirirler. Yeniceri ve sipahilerin anlasarak duzenledikleri ve birgok insanin asilma- 
siyla sonuglanan "Vak'a-yi Vakvakiyye" (Cinar Vak'asi), Sultan Mehmed doneminin 
en onemli tarihi olaylanndandir. Hemen bu olaylann arkasindan, Osmanh devlet 
yonetiminde uzun sure soz sahibi olacak Koprululer Donemi baslar. 

XVI. miladT asirdan itibaren baslayan dahilT gokusu, dis zaferler ve siddetli ted- 
birlerle durdurulmaya gahsan Koprulu ailesi yirmi seneye yakin devlete hizmet 
etmislerdir. 

XVII. yuzyihn son geyreginde Osmanh Devletinin saltanat kirk yil Sultan IV. 
Mehmed kalmistir. Sadrazam, Merzifonlu Kara Mustafa Pasa'dir. Bu esnada, daha 
once Koprulu Fazil Ahmed Pasa zamaninda yapilmis Avusturya Anlasmasi bozul- 
mus ve Avusturya'ya karsi savas ilan edilmisti. Padisah IV. Mehmed'in de ordusu- 
nun basinda bulundugu ve tarihe Viyana Bozgunu (1094/1683) olarak gececek bu 
kusatma, iki ay kadar surer ve Osmanh ordusu yenilir. 



Mustafa A5KAR, NiyazT-i Misn Hayati, Eserleri ve Tasavvuf Anlayisi, Ankara, 1997, (Dok- 
tora Tezi) s.19-39, 1st. 2004; Orhan BAGI5, NiyazT-i Misn Divaninda Din ve Tasavvuf, Yuksek 
Lisans Tezi, YOK-41442, Ankara, 1995, s, 7-11 



34 | NiyazT-i Misrf kaddese'llahu sirrahu'l azTz 



Bu donemde, siyasT ve idarT yapiyi etkileyen en onemli meselelerden biri de, 
devlet yonetimine saraydaki Padisah es ve validelerinin kansmasi sonucu idarenin 
bozulmasidir. 

Bu donemde Osmanhlann icinde bulundugu ekonomik durum, siyasT durumdan 
pek de iyi degildir. Bu ekonomik kriz, tabii olarak devletin siyasT ve ictimaT yapisma 
da yansimistir. 

XVII. yuzyil, Osmanh Devleti icin, siyasT ve ekonomik sikintilann yaninda yangin- 
lann cok oldugu ve bu yonde de buyuk felaketlerin atlatildigi bir donem olmustur. 

Bu yuzyilda en buyugu 24 Temmuz 1660 da olmak uzere on bir kez yangin cik- 
mis ve bu donem tarihT kaynaklarda Tarih-i Ihrak-i KebTr bashgiyla kaydedilmistir O 
donemin tarihgisi Abdurrahman Abdi Pasa, 1062/1652 ve 1070/1660 iki buyuk 
yangmdan bahsetmektedir 

B-ilmTve EdebT Durum 

Osmanh Devletinde en yuksek ilmT muessese bilindigi uzere medreselerin Ku- 
rulus doneminde Molla FenarT (hyt.834/1431) gibi gayretli muderrislerin sayesin- 
de kurulmus medreselerdeki, kelam ve felsefT esaslara dayah Fahrettin RazTekolu, 
zamanla silinmeye baslamis, yerini tepkici bir zihniyete sahip, akIT ve felsefT ilimle- 
re karsi bir anlayisa terk etmeye baslamistir. Aynca bazi seyhulislamlann telkini ile 
hikmet dersleri denilen matematik, felsefe ve kelam gibi akIT derslerin terk edil- 
mesi, bir kisim ilim adamlannin gocuklanna on bes yasindan once muderrislik 
beratinin verilmesi, talebelerin iyi bir egitim gormeden rusvet ve para ile muderris 
olmalan medreselerin bozulmasina dogrudan etki etmistir. 

XVII. yuzyildan onceki yuzyillarda tabii ve felsefT ilimlerin ogretim yeri olan 
medreselerde, bircok ansiklopedik temelli bilgin yetismisti. Bu yuzyildan itibaren 
medreselerde akIT ve musbet ilimler itibardan dusmus ve dersler daha cok fikih 
alanma kaymisti. Matematik, astronomi, felsefe gibi dersler, tamamiyla ortadan 
kalkmasa bile onem verilmiyordu. 

XVI. yuzyihn ikinci yansina gelindiginde Osmanh medrese sisteminde RazTeko- 
lundan daha farkh bir mektep daha ortaya cikti ki, bu ekol Osmanh ilim ve fikir 
tarihi boyunca sanildigindan cok fazla etkili ve onemli olmustur. Tesirleri gunumu- 
ze kadar surmus olan bu ekolun kurucusu BirgivT Mehmed Efendi 
(hyt:981/1573)'dir. iste bu ekolun zihniyeti bundan boyle tarihte hie gorulmedik 
bir boyutta, Osmanh din ve ilim hayatim asirlar boyu mesgul edecek, Kadizadeli- 
SivasT cekismelerinin tohumlanni atacaktir. Diger taraftan medresenin gerileme- 
siyle birlikte ilmiye sinifi da bozulmaya baslamistir. 

Osmanh Devleti'nin Duraklama donemi icinde mutalaa edilen bu asirda, bircok 
sahada gorulen durgunluk ve gerileme cesitli ilimlerde de kendini hissettirmeye 
baslamisti. Bu donemde genellikle belli bir konuda mustakil eserler yerine, alim- 
lerce kabul gormus bazi eserlere serh ve hasiyeler yazildigini gormekteyiz. Butun 
bu olumsuzluklar icinde, XVII. asirda alimler, bir asir evvelkiler gibi mudekkik, mu- 
hakkik olmasalar bile; kalem sahibi munsi alimler oldukca coktur. Ancak butun 
bunlara ragmen, edebiyat dunyasinin etkilenmedigi ve edebiyatta yeni buyuk sair- 



Divan-i ilahiyyat ve Agiklamasi | 35 



lerin ortaya giktigi bir devirdir. Bu asirda NefT, §eyhulislam Yahya, §eyhulislam 
BahayT ve NabT gibi divan sairleri yetismistir. 

C-DinTve FikrT Durum 

Bilindigi gibi, Osmanh devletinin Kurulus Doneminde devlet ve suffler arasinda 
bir yakinhktan bahsedilir. Osmanh tarihinin ilk devirlerinde bu sekilde hukumdarla- 
nn umumiyetle tasavvufa karsi bir meyil duyduklan gorulur. Donemin ilmTyapisini 
anlatirken bahsettigimiz gibi, XV. yuzyil baslanndan itibaren ilmTye sinifindaki ta- 
savvuf cereyanlan, kuvvetli bir bigimde yayilmaya baslamis, bunlar, Osmanh Dev- 
letinin muhtelif bolgelerinde kendi tarikatlarmin inang ve merasimlerini yaymak 
firsati bulmuslardir. KadirT, HalvetT, BayramT ve diger tarikatlar, XV. yuzyihn ikinci 
yansindan, XVI. yuzyihn ortalanna kadar olan zaman zarfinda, memlekette mevcut 
fikn musamaha sonucu, yayilmak firsatini bulmuslardir. Ayni sekilde, Naksibendiye 
tarikati da, XV. yuzyilda girmis ve Turk insaninin dint ve manevT hayatinda onemli 
bir rol oynamistir. Ayni sekilde ilk donemdeki ulema-mesayih iliskilerine bir goz 
atihrsa, oldukga yuksek seviyede bir uyum goze garpar. Cunku ilk Osmanh muder- 
risi Davud-i KayserT (hyt:751/1350), ibn ArabT'nin Fususu'l-Hikem'ine bir serh yaz- 
mistir. Buna benzer bir durumda, ilk Osmanh Seyhulislami Molla FenarT 
(hyt:834/1431), Sadreddin-i KonevT (hyt:674/1274)'nin Miftahu'l-Gayb adh tasav- 
vuft eserini okumus ve okutmus olmakla beraber, kendi donemindeki Halvetiye ve 
Zeyniye Tarikatlanndan bizzat istifade etmis, Osmanh fikir tarihinde onemli bir yeri 
olan vahdet-i vucud anlayisini benimsemistir. Bu orneklerden anhyoruz ki Osmanh 
devletinin kurulus doneminde ulema-mesayih ayinmi gibi bir durum soz konusu 
degildir. Ancak gerek Devlet-mutasavviflar arasi gerekse ulema-mesayih arasinda- 
ki iliskiler boyle devam etmemistir. Gegen zaman ve asirlar boyunca dengenin 
Mutasavviflar aleyhine bozulmaya basladigini goruyoruz. Ozellikle I. Mehmed Ce- 
lebi doneminde ortaya gikan §eyh Bedreddin Olayi (823/1420) ile birlikte devlet 
adamlannin tasavvuft gevrelere duyduklan guven azalmaya yuz tutmus, onlar hak- 
kinda mutereddit davranmaya baslamislardi. 848/1444 yihnda, Sultan II. Murad 
doneminde Molla Fahreddin Acemi, bir HurufT seyhini dinsizlikle itham etmistir. 
Seyhin idami istenmis, neticede seyh idam edilip, taraftarlan dagitilmistir. Yine 
Seyhulislam Ebussuud Efendinin fetvasiyla, Bosnah Seyh Hamza Bali kaddese'llahu 
sirrahu'l azTz 969/1561 yihnda idama mahkum edilmistir. Ayni sekilde, Oglan Seyh 
denilen ismail Ma'sukT kaddese'llahu sirrahu'l azTz, zamanin Seyhulislami 
Kemalpasazade'nin fetvasiyla 935/1529 yihnda on iki mundi ile birlikte idam edil- 
misti. Bu idamlann sebebi, kendilerinden kaynaklanan, asm sozlerinin cahil halk 
tarafmdan yanhs anlasihp, halki dalalete sevk edebilecegi dusuncesi seklinde agik- 
lanabilir. Bu asirlarda ulema-mesayih iliskileri gergevesinde cereyan eden bu idam 
fetvalan, ferdT olaylar olup, kitlelere yansimis degildir. Mutasavvif-ulema iliskileri 
bir gerilim donemine girmekle birlikte, yine de kismT bir musamahadan bahsedile- 
bilir. 63 



Kemal Pa§a-zade kaddese'llahu sirrahu'l-azTz raks ve deverana da karsjdir. Bu konuda az 
evvel sozu edilen bir de risale yazmi§tir. O, "sofiyeden akidesi bozuk Halveti derviflerinin 



36 | NiyazT-i Misrf kaddese'llahu sirrahu'l azfz 



XVII. yuzyila gelindigi zaman, izah etmege gah§tigimiz bu musamahanin cok da- 
ha azalmis oldugunu ve tasavvuf ehline luzumundan fazla dusmanhk gosteren bir 
vaizler sinifinin ortaya ciktigini goruyoruz. Bir onceki yuzyilda, risale ve kitaplarla 
yapilan mucadele, XVII. asra gelinince fiiliyata donusmustu ve bu mucadele, bun- 
dan boyle Osmanh fikir tarihinde asirlar boyu surecek olan, vaiz sinifinin ba§ini 
gektigi ve yuzlerce belki binlerce insani mesgul edecek Kadizadeliler Hareketi veya 
Kadizadeli-SivasT cekismesi olarak ortaya cikacaktir. Bu olaylan korukleyen vaizler, 
zahiren de olsa BirgivT (hyt: 981/1573) "Tarikat'i Muhammediye" adh eserini ken- 
dilerine esas almislardi. BirgivT kanaatlerini cekinmeden soyleyen, doneminde 
gordugu bid'atlarla mucadele eden ve gerektiginde tarikatlann yozlasmaya basla- 
mis yonlerini acikca ele§tirebilen bir kimseydi. Ashnda BirgivT Mehmed Efendi'nin 
kitap ve risale olarak yazdigi eserler incelendiginde basta ibn-i Teymiye oldugu 
halde talebesi ibn-i Kayyim el-Cevziyye'nin etkileri pek acik sekilde gorulur. Her 
halukarda BirgivT nin eserleriyle Kadizadeliler hareketinin fikn temelleri hazirlan- 
mis ve bir cigir acilmis Sonuc olarak talebeleri hocalarmin fikirlerini yayarak belli 
bir zumre olusturmuslardi. Birgivi'nin bu eserleri XVII. yuzyildaki bazi vaizlerin elle- 
rine gecmis olup, suret-i haktan gorunerek ve bu eserlere siginarak bazi menfaat- 
ler elde ediyorlardi. 

Kadizadelilerin basinda meshur Kucuk Kadizade denilen Bahkesirli Mehmed 
Efendi gelmekte olup, sonradan, kendisi gibi dusunenlere bu lakap verilmistir. 
Kucuk Kadizade 1041/1631 yihnda Ayasofya'da vaiz idi. Bu sirada devletin genellik- 
le sikisik olan durumundan istifade edip, seriati savunma adma ortaya cikmis, halki 
seriata aykin addettigi tarikatlara cephe almaya davet etmisti. Kadizade hayati 
boyunca bid'at uzerinde cok durmus ve onlardan siddetle kacinmak gerektigini 
savunmustur. Katib f^elebi'nin ifadesiyle Kadizade, "raks ve devr hususunda eski 
davayi tecdid" etmisti. Bu arada Kadizade IV. Murad'a memleketin durumunu 
anlatan manzum bir kaside yazar ve turn Osmanh topraklannda tutun yasagi koy- 
mus olan IV. Murad'i destekleyerek, tutunun haramhgina dair fetvalar verir. Bu 
yuzden hakh haksiz pek cok adam oldurulmustur. 

Kadizade'nin asil hedef kitlesi mutasavviflar olmustur. Aynca devran ve se- 
ma'in haram oldugunu iddia etmistir. Kendisiyle zamanin SivasTTekkesi seyhlerin- 
den SivasT Efendi diye meshur mutasavvif Abd'uI'mecTd Efendi kaddese'llahu 
sirrahu'l azTz (hyt:1049/1639) arasinda tartismalar gikmistir. Katib f^elebi, IV. 
Murad doneminde SivasT Efendi ile Kadizade'nin Yeni Camii'de bir mevlud muna- 
sebetiyle vaaz ettiklerini, halkin SivasT Efendi'ye, padisahin Kadizade'ye teveccuh 
edip, onun etkisiyle kahve ve meyhanelerini tahrip ettirdigini kaydeder. Butun 

kestiklerinin yenilip yenilmeyecegi konusundaki bir soruya: el-cevab yenmez, haramdir, 
diyerek bir takim sufT goriiniisju kimseleri mahkum etmijtir". 

Kemal Pa§a-zade vahdet-i viicud inanismin kaba ve yanhs yorumlanna, maddeci pante- 
izm §eklinde anla§ilmasma kar§idir. Konuyla ilgili bir fetvasmda joyle der: 

"Zeyd, viicud vahiddiir dese, muradim yerin ve gogiin, anun gayrunun her ne kim var 
ise Allah Taala'nm viicududur, Allah'dur, zfra Allah'dan gayru fey yokdur, dese ser'an 
Zeyde tecdTd-i Tman gerekur". (KONUR, 1992), s. 13 



Divan-i ilahiyyat ve Agiklamasi | 37 



bunlardan sonra, Kadizade Mehmed Efendi'nin gorunurde bid'at ve hurafelerle 
mucadele ediyor gorunmesine ragmen, Mutasavviflarla tarti§tigi meselelerin sevi- 
yesine bakarak onun mevkT ve sohret yakalama pesinde oldugunu rahathkla soy- 
leyebiliriz. 

Kadizadeliler tartismasinda vaizlerden ve suftlerden on plana gikan uger kisi 
bulunmaktadir. Bunlar 

1. Kuguk Kadizade Mehmed Efendi (hyt.1045/1635) ve karsisinda 
AbdulmecTd-i SivasT Efendi (hyt. 1049/1639), 

2. UstuvanT Mehmed Efendi (hyt. 1072/1661) ve karsisinda muellifimiz Abd- 
ul'ehad Nun Efendi (hyt:1061/1651), 

3. Van! Mehmed Efendi (hyt. 1096/1685) ve karsisinda NiyazT-i MisrT (hyt 
1105/1694). 64 

Donemin tartismalan uzerine aynca bir eser kaleme alan Katib £elebi, Mizanul- 
Hakk fTThtiyari'l-Ehakk adh bu eserinde, Kadizadelilerle-SivasTler arasindaki tarti§- 
ma konulanni kitabinda bashklar halinde verir. 

1-Muspet ilimlerin bu arada matematigin tahsili me§ru mudur, degil midir? 

2-Hizir peygamber sag mi, degil mi? 

3-Ezan ve mevlud ve sair seylerin makamla okunmasi caiz midir, degil midir? 

4-Tarikat erbabmm devranlan mesru mu, degil midir? 65 

5-TutUn ve kahve igmek haram midir, degil midir? 

6-Hz. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin anne ve babasmm imanh oliip- 
olmedikleri? 

7-Ftravun'un imanh oliip olmedigi? 

8-$eyh-i Ekber Muhyiddin ibn-ul Arab? hakkmda Kadizadelilerin ve mutasav- 
viflarm gorusleri. 

9-Hz. Huseyin radiyallahu arthirt sehadetine sebeb olan Yezid'e lanet edilip 
edilmemesi. 

10-RasuliJllah sallallahu aleyhi ve sellemden sonra ortaya gikan bid'atler. 

11-Kabirleri ziyaret edip etmemek. 

12-Cemaatle nafile, Kadir, Beraat, Regaib namazlarmm kilmip-kilmmayacagi. 

13-Buyuklerin elini, etegini opmenin hukmu. 



64 (BAZ, 2004), s. 51 

Kadizade Mehmed Efendi'nin olumunden sonra onun kiirsusune oturan vaizler, sohret 
sahibi olmak igin, haramhgi kat'T delillerle sabit olmayan hal ve fiilleri helal sayanlarm kafir 
olmadigi muteber kitaplarda agikga belirtilmisken "Elbette bu fiilleri irtikap eden kafir 
olur" diyerek tartismalan alevlendirdiler. Saray gorevlilerinden de pek gogunu etkileri 
altma aldilar. Ozellikle UstuvanT Mehmed Efendi diye bilinen bir vaiz, vaazlannda tasavvuf 
ehlinin kafir oldugunu soyleyip "Devran yapilan bir tekke yikihp temeli bir kag arsm kazi- 
larak gikan toprak denize dokiilmedikfe orada ibadet yapilamaz," diyordu." (KARA, 
2002), s.28 



38 | NiyazT-i Misrf kaddese'llahu sirrahu'l azfz 



14-Emr-i bi'l-Ma'rufve Nehyi anil-Munker bahsi. 
15-Rusvet Bahsi. 

Bu sorulara karsi Abcl'iiI'mecTd SivasT kaddese'llahu sirrahu'l azTz, musbet ilim- 
lerin tahsilinin gerekliligini, 66 Hizir'in hayatta oldugunu, ezan vs. gibi seylerin guzel 
sesle ve makam uzere okunabilecegini, devranin ve sema'in caiz oldugunu, sigara 
ve kahvenin haram olmadigini, Hz. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem anne ve 
babasinin iman ile vefat ettiklerini, ibn-i ArabT'nin en buyuk islam mutasavvifi ol- 
dugunu, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemden sonra ortaya gikan guzel adetle- 
rin kabul edilmesi gerektigi seklindeki kanaatlerini vaaz ve risaleleriyle beyan et- 
mistir. Aynca Kadizadeli zihniyet o donemde yalniz tutun ve kahve igen degil, kasik 
ile gorba, billur bardak ile su igen, pantolon giyenleri, hatta camilerine birden fazla 
minare yaptiran padisahlan bile kufurle itham ederlerdi. Yine NiyazT-i MisrT'nin 
Kadizadeliler cephesinden kendisiyle mucadele ettigi Van! Mehmed Efendi 
(hyt:1096/1685) ile ilgili su olay, Kadizadeli zihniyetini anlamak igin oldukga garpi- 
cidir. Van! Efendi'nin hayranlanndan birisi ona vaazlannda dunyanin zevk ve sefasi 
aleyhinde siddetli konusmalar yaptigini, diger taraftan kendisinin, altin ve gumuse, 
samur ve ipekli giysilere, cariyelere sahip olmasinin geliski olup-olmadigini sordu- 
gunda, VanT'nin cevabi ilgingtir. (Gunumuz Turkgesiyle) 

"Behey nadan, dunya aslmda girkin ve kotulenmi$ degildir. Herkesin dilegi ve 
ragbeti bir nimete kavugmaktir. Kotulenen yon kazamldigi ve harcandigi yerdh. 
Kazanma ve harcamada sen bana benzer ve denk degilsin. Bir lokma yemek Sa- 
na haram iken ilmtkuvvet ve aklt tasarruf gucumle ile bana held I olur" 

Burada sunu da hatirlatmakta yarar goruyoruz. Burada tartisma konusu edilen 
bu meseleler gunumuzden bakildigi zaman, tabii ki gok basit ve yavan konular 
olarak karsimiza gikmaktadir. Ancak meseleye donemin turn dunya gapinda kultur 
ve fikn duzeyinden baktigimiz zaman, dunyanin diger bolgelerinde durum bundan 
pek de farkh degildir. 

Kadizadeliler ile tarikat mensuplan arasindaki temel anlasmazhk noktalanndan 
biri de zikir ve deverandir. Osmanh doneminde HicrT 800 yillanna kadar deveran 
hakkinda hig kimse bir sey dememistir, ilk defa bu hususta Yildinm Bayezid done- 



ibn Arab? kaddese'llahu sirrahu'l-azTzin Firavun'un imamyla alakali goru§uydu, 
Abdulmecid STvasT kaddese'llahu sirrahu'l-azTz bu goru§u ug vecihle agikhyordu. 

Birinci: ibn Arab? Maliki idi ve MalikT mezhebinde Tman-i yeis muteberdir. Dolayisiyla 
ibn Arab? MalikT mezhebini gore hukum vermi§tir. 

ikincisi: desise (hTle, oyun) olmasi muhtemeldir. STvasT bu ihtimal uzerinde yorum yap- 
miyor. 

Ugiinciisu: bu soz muevveldir. Yani tevTIi vardir. Soyle ki; Musa aleyhisselamdan murat 
ruh, Firavun'dan murat nefs-i emmaredir. Harun akildir. Karun §eytandir. Vucut Misr'ma 
Firavun'un padi§ah olmasi, alem-i sadrda nefs-i emmarenin istilasi demektir. 5ecere-i 
Musa'nm kuvve-i asayi esma musahedesiyle imana gelmeleri, kuvayi nefsaniyyenin ruha 
tebaiyeti ile §erhedilir. Asa'nm ejder olup Firavun'a hamle etmesi esmanm kuvveti ile serh 
edilir. (KARA, 2002), s.27 



Divan-i ilahiyyat ve Agklamasi | 39 



mi alimlerinden ibn-i Bezzaz adiyla anilan Hafizuddin Muhammed bin Muhammed 
bin Sihab fetva vererek sufilerin deveranini red ve yapanlan tekfir etmistir. Bun- 
dan boyle gerek sufiler tarafindan gerekse ulema tarafindan sesli zikrin mesruiyeti 
ve deveran hakkmda bircok olumlu olumsuz fetvalar verilmis, risaleler yazilmi§tir. 

Bunlardan XVII. yuzyilda Kadizadelileri temsilen aleyhte yazilan en sert risale- 
lerden birisi UstuvanT Mehmed Efendi (hyt.l072/1661)'ye aittir. Buna karsi done- 
min HalvetT seyhlerinden Abd-ul'ehad Nun (h.y.t 1061/1658) yazdigi eserleriyle 
Kadizadelilerle kar§i devran ve cehrT zikri savunur. Bu hususta dikkat cekici bir 
nokta da, bu tur deveran ve cehrT zikri savunan risale ve eserler yazanlann, genel- 
likle tarikat olarak, cehrT zikir metodunu benimseyen HalvetT, Kadiri ve MevlevT 
seyhleri oldugunu goruyoruz. Bu sebeple olsa gerek, Kadizadelilerin karsisina ge- 
nellikle HalvetT §eyhleri cikmislardir. Kadizadeli-SivasT mucadelesinde hemen her 
donemde her iki taraftan da kendi taraflanni savunan bir isim tarih sahnesine 
cikmistir. Kadizadeli Mehmed Efendi'nin karsisinda SivasT Abd'uI'mecTd Efendi 
varken, bunlardan sonra, ayni siddette Kadizadelileri temsilen UstuvanT Mehmed 
Efendi (hyt:1072/1661)'yi, sufTleri temsilen de karsisinda Halveti Seyhi Abd- 
ul'ehad Nuri (hyt:l061/1651)'yi goruyoruz. Padisah yaninda hunkar seyhligine 
kadar yukselen UstuvanT, sarayda elde ettigi nufuzu mutasavviflar aleyhinde kul- 
lanmaya cahstiysa da basanh olamadi. 

Bu mucadele, iste bu siralarda fiili bir safhaya intikal etmis, saraydan alman cu- 
ret sonucu Kadizadeliler, tekkeleri basmaya ve dervisleri dagitmaya baslamislardir. 
Kadizadelilerin bu durumlan gittikce daha kotu bir sekilde devam ederek, devlet 
islerine mudahale seklini almis; bu hal Koprulu Mehmed Pasa'nin vezir-i 
azamhgina kadar devam ede gelmistir. Koprulu'nun vezir-i azam olusunun sekizin- 
ci Cuma gunu Fatih Camiinde Cuma Namazi esnasinda muezzinler, nat-i serif okur- 
larken Kadizadelilerden bir grup bunlann makamla okunmasini menetmek istemis- 
ler, bunun uzerine kan dokulmesine ramak kalmistir. 

Kadizadeliler, bu olaydan sonra, tarikat erbabina taarruza baslamislar, ne kadar 
tekke varsa yikmislar, sokaklarda rastladiklan seyh ve dervislere tecdTd-i iman 
teklif edip, kabul etmeyenleri oldurmeye baslamislardir. Daha sonra padisaha 
giderek, butun bid'atleri kaldirmaya izin istemisler, selatTn camilerinin birer mina- 
resini birakip digerlerini yikmaya, Hz. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem zama- 
nindan sonra ihdas edilen her seyi kaldinp, aleme kendi zihniyetlerine uygun bir 
nizam vermeye kalkismislardir. Bunlar kendilerine engel olmak isteyenlere karsi 
silahla karsi koymaya karar vererek, Fatih Camii avlusunda toplanmak uzere taraf- 
tarlanna haber gondermislerdir. Bu durumu haber alan zamanin vezir-i azami Kop- 
rulu Mehmed Pasa, derhal Kadizadelilerin elebaslanna haber gondermis, nasihatte 
bulunmus, fakat sozu dinlenmemistir. Bunun uzerine Koprulu ileri gelen ulemayi 
cagirmis ve durumu onlara arz etmistir. Onlar Kadizadelilerin iddialannm batil 
oldugunu, bu sekilde fitne cikaranlann cezalandinlmalan gerektigini soylemisler- 
dir. Bunun uzerine Koprulu, durumu padisaha arz etmis, oldurulmeleri hususunda 
emir almistir. Bu emri almasina ragmen, Koprulu, oldurulmeleri yonune gitmemis; 
UstuvanT Mehmed Efendi ile Turk Ahmed ve Divane Mustafa adiyla sohret bulmus 



40 | NiyazT-i Misrf kaddese'llahu sirrahu'l azfz 



diger iki vaizi 1656 yihnda Kibns'a surmus, tekkeleri ve seyhleri bir sure bunlann 
elinden kurtarmistir. 

Zamanin baskenti istanbul'da bu olaylar olurken mutasavvifimiz NiyazT-i Misri 
34-35 yaslannda olup, Elmah'da Seyhi UmmT Sinan'in tekkesinde manevT egitim- 
den gecmektedir. NiyazT-i MisrT''nin genclik doneminde UstuvanT ile Seyh Abd- 
ul'ehad Nuri liderliginde devam eden, Kadizadeli-SivasT catismalari ucuncij kusakta 
NiyazT-i MisrT ile yine vaiz olan Mehmed Van! Efendi arasinda surup gidecektir. 

XV. yuzyilda gerginlesmeye baslayan Devlet-Mesayih ve Ulema iliskileri NiyazT-i 
Misri'nin yasadigi XVII. yuzyila gelindiginde iyice kutuplasmistir. Bu donem NiyazT-i 
MisrT de dahil pek cok mutasavvifin devlet tarafindan surgune gonderildigi, seyh- 
ler acisindan oldukca sanssiz bir donemdir. Ayni asirda Karabas Seyh AN 
kaddese'llahu sirrahu'l azTz Efendi (1090/1679) yihnda Limni adasina, yine Osman 
Fazh AtpazarT kaddese'llahu sirrahu'l azTz (1101/1690) tarihinde Kibris'taki Magosa 
kalesine, ismail AnkaravT kaddese'llahu sirrahu'l azTz (hyt: 1041/1631) de kaynak- 
larda yeri belirtilmeyen bir yere surgun gonderilmistir. 

Bu donemde distaki birkac yenilgiden sonra Anadolu'da da birtakim ic isyanlar 
vardir. 1666'da Musul civannda Seyyid Abdullah oglu Muhammed, mehdTligini ilan 
eder, gok getin bir savas sonucunda yakalanir, istanbul'a getirilir ve tevbe eder. 

1666 yihnda Sabetay Sevi 67 adinda izmirli bir yahudi Kudus'te Mesihligini ilan 



57 SABETAY SEVi 

1626 Yilmda izmir'de dunyaya gelen Sabetay Sevi, geng ya5lardan ba§layarak kendini 
Yahudi mistisizmine, Kabbala'ya kaptirmijti. Bilincini yitirdigi, coskulu donemler ya§iyordu. 
Guglij ki5iligi ile gevresine birgok murit toplamayi bajarmijti. Henuz yirmi iki ya§mda iken, 
Kabbalaci yorumlara dayanarak, kendisinin beklenen mesih oldugunu Man etti. 

Geli§melerden huzursuz olan hahambajihk, Sevi'yi izmir'i terk etmeye zorladi. Sevi on- 
ce eski bir Kabbala merkezi olan Selanik'e, sonra Istanbul'a gitti. Baskent'te, saygideger ve 
unlu bir vaiz olan Abraham ha-Yakini ile karsilasti. Yakini'nin elinde Sevi'nin mesih oldugu- 
nu dogrulayan Kabbalaci bir kehanet belgesi vardi. Kisa sure sonra Istanbul'dan da aynlan 
Sevi, once Kudus'e ve sonra Misir'a gitti. Kahire'de Osmanli valisinin hazinedan olan guglu 
ve varhkli Raphael Halebi'yi kendi davasma inandirdi. 

Mai? destek saglamis olarak, yandaslarmdan olusan bir maiyet ile Kudus'e muzaffer bir 
bigimde geri dondu. Burada, Gaza'h Nathan adinda yirmi yaslannda bir ogrenci, Yahudi 
geleneklerinde yer alan "Mesih'in Mujdecisi" rolunu ustlendi. Nathan, cosku icinde, israil 
devletinin yeniden kurulusunun cok yakmda gerceklesecegini ve Sevi'nin zaferi ile dunya- 
nin kurtulacagmi herkese duyurdu. Nathan, Kabbala hesaplarma dayanarak, kiyamet giinu 
icin 1666 yilmi bildirdi. Ancak, Kudus hahamlan tarafindan tehdit edilen Sevi, 1665 yilmda 
sevingle karsilandigi izmir'e geri dondii. Bir kac yillik sure iginde, Sabetaycihk akimi hizla 
guglenerek Venedik, Amsterdam, Hamburg, Londra ve bazi Kuzey Afrika kentlerine kadar 
yayildi. 

1666 Yili baslannda, istanbul'a giden Sevi, Osmanli yetkilileri tarafindan tutuklandi. 16 
Eyltil gunu Edirne'de Padisah'm huzuruna gikanldi. Onceden olumle tehdit edildigi igin, Sevi 
din degistirerek Musluman olmayi kabul etti. Padisah, Sevi'nin admi Mehmet Efendi olarak 
degistirdi ve yiiksek bir maasla kapicibasi gorevini verdi. Ancak, bu din degistirme olayi, 
muritlerinin gogunu hayal kirikligma suriikledi. Zamanla itibanni yitiren Sevi, surgun olarak 
gonderildigi Arnavutluk'ta 1676 yilmda oldu. 



Divan-i ilahiyyat ve Aciklamasi | 41 



eder, o da yakalanip istanbul'a getirildiginde tevbe edip musluman olur. 68 Bu ara- 
da istanbul'da korkunc bir taun hastahgi gorulur. iste butun bu menft hadiseler 

Sevi'yi din degi§tirmesine kar§in terk etmeyerek etrafmda toplananlardan olu§an 
Sabetaycihk adi verilen akim, Sevi'nin dinsel yetkileri hakkindaki asm iddialan ile sonradan 
din degistirerek Yahudi inancma ihanet etmesi geliskisini giderme gabasi igindedirler. Sadik 
Sabetaycilar, Kabbalaci bir yaklasjmla, Sevi'nin din degistirmesini mesihliginin gergekle§- 
mesi igin atilmasi gereken son adim olarak yorumlarlar. Bu nedenle, onderlerini izleyerek 
Muslumanliga gegmislerdir. Bu donmeler (din degistirenler) igin, kisinin kendini kalpten 
Yahudi hissetmesi dnemlidir ve gorunurde uygulanan Miislumanligin ve bigimsel eylemle- 
rin degeri yoktur. Zohar'm Luriaci yorumundan yola gikarak, bir gesjt "Kutsal Giinah" ku- 
ramma ulasan Sabetaycilar, Torah'in amaglarimn tarn olarak gergeklesmesinin ancak, ma- 
nevT olmayan eylemler sonucunda Torah'in goriinuste ortadan kaldinlmasi ile olanakh 
olacagim ileri surerler. (BORAN Ozan, http://www.sabatay-sevi.de/ s. 102) 

Bazi son donem arastirmacilar Sabetay Sevi ile NiyazT-i MisrT kaddese'lahu sirrahu'l azTzin 
gorujtugij ifadeleri bulunmaktadir. 

["Nasil Kabalaci Sabetay Sevi ile "Vahdet-i Viicud"cu Niyazi MisrTyan yana gelip, bir- 
birlerini anhyorsa... 

...Peki, Van? Efendi ve yandaslanna karsi, Yahudi Kabalistler ile Musluman sufTler na- 
sil bir ittifak yapti? 

Sabetay Sevi ile Niyazi MisrT'nin yaptigi "ittifaki", daha sonraki yillarda hangi isimsiz 
seyhler/Sabetayistler devam ettirdi? ..." Soner Yalgin, Beyaz Muslumanlarm BCiyuk Sirn- 
Efendi2, 1. baski / Haziran 2006] 

NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l azTzin Sebatay Sevi ile bir gorusmesi olmussa ve bir 
etkilenme varsa bunu Sevi agisindan dusunmek gerekir. Soyleki, Fenton Judaism and 
Sufism (Yahudilik ve Tasavvuf) isimli makalesinde bu konuya soyle egilim gosteriyor. 

[Sabbatfler (Sebetaycilar) 

Yahudiler'le Musluman sufiler arasmda son onemli ili§ki, trajik kaderi dinini degistirip 
islam'a girmesine yol agan mistik mesih Shabbatay Zevi'nin (Sebetay Sevi) (6. 1675) neden 
oldugu dint karisjkhk esnasmda gergekle§mi§tir. 

Shabbatay Zevi, Edirne'de zorunlu ikamete tabi tutuldugu donemde gizlice Yahudilik'le 
ilgili vecTbeleri yerine getirirken bir taraftan Hizirhk Bektasi tekkesindeki zikir ayinlerine 
katilmakta ve muhtemelen unlu HalvetT seyhi Muhammed el-NiyazT (MisrT) ile de gorus- 
mekteydi. Kendisi gibi din degistiren ve "Donme" olarak da bilinen muntesipleri, 
ayinlerinde okuduklan gok sayida Tiirkge siiri ve bazi rituelleri kendilerinden devraldiklan, 
ozellikle Bektasi tarikati olmak uzere, Turkiye'deki tarikatlarla yakm iliskilerini surdurmuj- 
lerdir. ] 

(FENTON, 2004); Fenton, Paul B., (1988), "Shabbatay Sebi and the Muslim Mystic 
Muhammad an-Niyazi", Approaches to Judaism in Medieval Times, 3, s. 81-88. 

Aslinda NiyazT-i MisrT kuddise sirruhu'l-azizin Yahudileri sevmedigi gibi tahkir ettigi 
kimseleride yahudi sifati ile asagilamasi ile onun donmeler konusunda fazla tavizkar olma- 
yacagini dusundurmektedir. Soyleki mecmuasinda; 

"Ey tahti basina kara olasi dinsuz yahudi o kadi deguldur sensin ey cuhud sensin ey 
miirted sensin beniim hasmum kimse deguldur ey yahudi oglu yahudi oglu. Yahudi 
seniin basuna bu misri kiyametdiir. kiyametdiir kiyamet ne dilden otersen ot. Zalim isaya 
senun 'adavetiin kadimdiir sen 'isayi garmiha geken dinsuz yahiidisin. " (NiyazT-i MISRT, 
1223), v.66a 



42 | NiyazT-i Misrf kaddese'llahu sirrahu'l azfz 



Van! Mehmed Efendi nazannda bid'atlerden kaynaklaniyordu. Onun igin 
bid'atgilerle ve bid'atlerin islenildigi yerlerle mucadele edilmesi lazimdi. Onun 
telkinleriyle Edirne'de Kanber Baba turbesi yiktinldi. 

Yine bu asirda yasamis meshur suftler arasinda Ahmed CununT Dede, ismail 
RumT, imam-i RabbanT, Abdullah BosnevT, Aziz Mahmud HudayT, Himmet Dede, 
CahidT Ahmed Efendi, GavsT Ahmed Dede, Sun'ullah GaybT Efendi, ismail AnkaravT, 
Karabas Veil, Mehmed Nazmi Efendi, San Abdullah Efendi, LamekanT Huseyin 
Efendi (kaddese'llahu sirrahumu'l-azizan) gibi birgok renkli sahsiyetleri gormek 
mumkundur. 

NiyazT-i Misri kaddese'llahu sirrahu'l azTz de bu galkantih asnn atmosferini te- 
neffus etmis, tasavvufT ask ve cezbe ile dopdolu olarak Osmanh doneminin onemli 
sahsiyetleri arasina girmistir. Verdigi eserlerle etkileri gunumuze kadar gelmis ve 
aykin dusunceleriyle de devrin dikkat gekici sofilerinden biri olmustur. isyan ve 
kansikhklarla dolu bir asir ile NiyazT-i MisrT'nin dalgah hayati arasindaki benzerlik- 
leri gormek suphesiz zor degildir. 



KADIZADELiLERiN HAKKINDA BJR DU§UNCE 

Bu ekolun insanlannin cikis sebepleri hakkinda gorunen akaidi esaslann teme- 
linde yatan Kur'an-i Kerim'i kendine mihver alanlann gorusleri ile ayni yerde bir- 
lesmeleridir. Cunku bu kisiler bulamadiklan bir hususu ve degeri dine uyumunu 
saglamaktan ise red yoluna basvurmalan ve siddeti caiz gormeleridir. Bir acidan 
dinde cigir acanlann karsisinda olan bu ekol ashnda dininin insandan uzaklasarak 
ulasilmaz bir yere yerle§mesini istemektedir. Cunku dini halktan uzaklasarak ken- 
dilerine ait bir kuleye cekmek istemeleridir. 

Cunku Babil Kulesine cekilen ust hayati efsanele§tirerek ulasilmaz olmasini sag- 
lamaktir. O gunlerden bugune ayni ekolun isimasi olarak Kadizadeler eksilme gos- 
termeden devam etmektedir. Tasavvuf Ehline karsi Mutezile, vahhabi ve Arap 
Milliyetciligi 69 yapanlar ile devam etmektedir. 



Irkgihgm dinimizde haram oldugunu bilen bu kesim, Turk Milliyetgigine a§in §ekilde kar§i 
cikarlarken Arap Milliyetciligini yapmaktan geri durmazlar. Bunu yaparken en 50k kullan- 
diklan metod ise Asr-i Saadet Devrini anlatirlar. Diger donemlerin mesala bu dine en buyuk 
hizmeti yapmis olan TCirklerden bir kere bahsetmek istemezler. Bu anlatista o kadar ileri 
giderler ki islam o devirden baska bir donemde yasamamis gosterirler. Ashnda bu bilingalti 
temizlemesinden baska bir §eyde olmadigi muhakkaktir. 

Sahabe radiyallahu anhum hakkinda higbir muslumanm aykin dujuncesi olmadigi halde 
yalniz o nesilin anlatimi ile kalmak buyuk bir yalm§lik olacak demektir. Ciinkti senelerdir art 
niyetli din mihraklan bir yeri yikmak igin once oviilmesini saglarlar. Daha sonra cikardiklan 
yiiksek sivri tepeden a§agi ayagini kaydirarak inanclarm sarsilmasmi saglarlar. Bu her za- 
man bu sekilde olmaktadir. Birilerinin uzerine asin ilgi ile kazanilacak guveni yikmak kolay 
olmaktadir. 

Mesela tasavvufta tabiileri tarafmdan kacimlmaz bir gergek olarak gosterme gayretleri 
Kadizadeli bir fanatik gurubu tahrik etmi§tir. Reddiyeci bir §eyi red etmeye ba§layaymca 
bazan bu red etmeyecegi §eyi dahi redde vardinr. Sevmede de durum aynidir. 

"Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Akabe (ta§lamasi) sabahi, bineginin uzerindey- 
ken: 

"Bana (tas) toplayiver!" dedi. Ben de (sehadet ve basparmaklarla atilabilecek buyukluk- 
te) ufak ta5lardan onun icin topladim. Avucuna koydugum sirada: 

"i$te bunlar gibi. Dinde afinliktan sakinm. Sizden oncekileri, dinde a$iriliklan helak 
etmigtir!" dedi." [NesaT, Hacc 217, (5, 268).] 

Alimler "Dinde asin olmaym" nasihatmi daha umumT manada anlayarak: 

"Higbir §eyde if rat ve tefrite dii$meyin, sevdiginizi fazla sevmek, sevmediginize fazla 
bugzetmek yara$maz... Dim meselelerin inceliklerine fazla inmeyin, sebep ve illetlerini 
aramada a$m gitmeyin..." demi§ler, ifrat ve tefritin itikadda ve amelde olabilecegine 
dikkat cekmislerdir. Bizden bncekilerden Hiristiyanlarm Hz.isa aleyhisselami ifrat derecede 
sevme sonucu ilahlastirarak sapikliga diistiikleri ve boylece helak olduklan da misal olarak 
verilmistir. 

Bir konuda biitun unsurlan ele almanm rahatligina kavusan meseleleri gozerken kurtu- 
lu§u rahat bulur. 

Yakm zaman cemaatlerinde mu§ahede ettigimize gore miintesiplerin kavrayij ve anla- 
ma duyumlan surekli olarak tek merkezli tutulmasi da ileriye donuk bu cigirlan tekrar ac- 



44 | NiyazT-i Misrt kaddese'llahii sirrahu'l azTz 



Harici zihniyetin temelinde muntesipleri yaptiklan zulmu Allah Teala nzasi igin 
yaptiklanni unutmamak gerekir. Bu turlu firkalann tahribatlan ve zararlan daha 
tehlikelidir. Zihniyetin sorgulamasinda bir yere kadar §upheci olmak bazen gerek- 
lidir. Cunku zamanla katmalann olacagi bilgiler irdelenmesi de gereklidir. Fakat bu 
irdelemede asinhga gitmek ise tahrifat yapmakla da es degerlidir. Cunku batihn 
butun cuzleriyle batil olmasi gerektirmez. Onun igin islamiyet igtihat kapisini ac- 
masi ile hak olan davasmda dininin yipranmasina kar§i zamanin geregi esnekligi 
saglamak igin mugtehidlerin onunu acmistir. 

Olaylann ve insanlann tenkidini yapanlann maddT ve manevT ilimleri beraber 
kullanarak gozum getirmezlerse sonugta elem ve kaygilar dolu hayatin sekillenme- 
sine sebep olur. NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l azTzin kabrinin gurbet diyar- 
larda kalmasi (Limni Adasi) 70 belki bu durumu gok iyi izah etmektedir. Hz. Ali 
kerreme'llahu vechenin kabrinin gaib olmasi, bu fanatik Kadizadeli dusuncesinin 
degisik versiyonlandir. insanlar mezarlanni dahi emniyette his edememesi bu se- 
bepten midir? Dusunmek gerekmektedir. 



masi muhtemeldir. Tedrisatlarda kagmilmaz unsurlar Kur'an-i Kerim ve Rasuliillah 
sallallah u aleyhi ve sellemin sunnetidir. Digerleri igin bir mecburiyet getirilirse muhakkak 
muntesip olan gurup ifrat ve tefrit gikmazlanndan birine dii§erek guduk kalacagi bilinmeli- 
dir. 

Limni Adasi, Yunanca Limnos 

Ege Denizinde Yunanistan'a ait ada. Aynaroz (Athos) Dagi ile Turkiye kiyisimn tam ortala- 
nnda, oteki adalardan uzak bir konumdadir. Yonetim agismdan Lesbos (Midilli) iline 
(nomos) baghdir. Buyiik olgude volkanik kayaglardan olusan dalgah bati kesimi, MCirtzeflos 
Burnunda (akra) 430 m yukseklige ulasir. Daha duz bir yapisi olan dogu kesimi ise kuzeyde 
Purnia (Paradisos), guneyde de Mondros (Mudhros) adli iki derin korfez ile batidan aynhr. 
Yuzolgumii 476 km 2 olan adanm batisi tumiiyle giplaktir; ama vadiler ve dogudaki ovalar 
gok verimlidir. 

En btiyuk kenti ve baslica limani bati kiyismda yer alan ve Kastro olarak da bilinen 
MTrina'dir (Antik fagda Myrina). Limni'nin ve guneydeki Ayios Evstratios adli adanm met- 
ropoliti burada oturur. Adanm ikinci biiyuk kenti olan Mondros, ayni adli korfezde, Ege'nin 
en iyi dogal limanlanndan birinde kurulmustur. Adada biiyuk bir havaalani bulunur. 

4. yiizyilda Bizans'a bagh bir piskoposluk olan ada, VI. Leon'un hukumdarhgi (928) sira- 
sinda metropolitlik yapildi. 11. ve 12. yiizyillarda adaya Venedikli tuccarlar yerlesti. 1204'te 
Bizans imparatorlugu'nun buradaki guciinu yitirmesi uzerine ada, Venedik granduklerinin 
eline gegti, ardindan Cenovalilarm denetimine girdi. istanbul'un fethinden bir sure sonra 
Osmanh Devletinin yonetimine giren (1456) Limni, daha sonra birkag kez Osmanhlarla 
Venedikliler arasmda el degistirdi. 1479'da iki devlet arasmda yapilan bir antlasma sonun- 
da kesin olarak Osmanli topraklarma katildi. 1670'ten sonra Osmanlilarca bir siirgiin yeri 
olarak kullanildi. Balkan Sava§lanndan (1912-13) sonra da Yunanistan Kralligi'na baglandi. 
I. Dunya Sava§i sirasmda, ittifak Devletleri'nin bajansiz f^anakkale Bogazi gikarmasi (1915) 
Mondros Korfezinden ba§lami§ti. Mondros Mutarekesi de (1918) gene ayni yerde imzalan- 
di. 

Limni topragi (Lemnia sphragis), Antik Cagda yilan sokmasma karsi ve yaralan tedavi 
etmek igin, 16. yiizyilda da vebaya karsi ilag olarak kullanildi. Toprak, yilda bir kez 
Hephaistia yakinlarmdaki bir tepeden torenle kazilarak gikarilirdi. 



Divan-i ilahiyyat ve Agklamasi | 45 



NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l azTzin surekli zehirlenecegi dusuncesinin 
ve zehirlenmesi icin surekli olarak tertiplere tedbir 71 dahi ona huzur vermemistir. 
Bu nedenle son donemlerde buyuk velinin sikinti bunahm cektigini habervermek- 
tedir. 72 Bu Allah Teala'nm kulu icin bir rahmet oldugu anlasilmaktadir. 

"Kifi, akh zeval bulmadikga kendisi zeval bulmaz." Yani kisi akil ve balig ol- 
dukca mukellef olma durumu devam eder. Akh zeval bulup gidince 
mukelleffyyet de ondan kalkar. Bundan dolayi mecnunlar mukellefiyyet sininn- 
dan cikmislardir. Oyle ki o katil olsa kisas edilmez, cocuk gibidir. Bazi Allah Tea- 
la adamlan icin vaki oldugu gibi olumlerinden bir gun veya iki gun once beser 
olma ozellikleri ahnmis olsa da meczuplar da boyledir. Veya gunlerce senelerce 
beser olma, onlarda yiyen, icen, dokunan, gulen, surat asan gibi cesitli siniflar- 
dir. Bunlann hepsi yasamanin gerektirdigi zahir bir durumdur. Bunda akhn sere- 
finin beyani vardir. §uphesiz onun olume yakin zamanlarda gecmesi temkinin 
emaretlerindendir. Temkin ise iki akildan birinin otekine bitismesidir. iki akil: 
Akl-i maas (yasamla ilgili akil) ve Akl-i mead (olumden sonra varacagimiz hayat- 
la ilgili akil) dir. Onlardan birisi otekine, ecelin gelmesine kadar kansmaz. Bu 
durum, ecelin gelmesi, zamaninda birincisi gider. ikincisi kahr. 73 

imam GazzalT (m: 1058-1111) NiyazT-i MisrT kaddesellahu sirrahu'l azTz gibi sikintih 
donemler gecirmistir. Bu sikintilarda onun fikir dunyasinda buyuk etkiler meydana 
getirmistir. 

[GazzalT daginik fikir ve bilgi sahibi birisi olarak gorunuyor. Kavaid'ul- 
Akaid'de tarn akla karsi bir Es'arT ve HanbelT oluyor. 

El-iktisad ve Me'aric'ul- Kuds'de ise tarn bir Mu'tezilT ve MaturidT olarak akil 
ile seriati ayni ve esit, hatta akh seriatin temeli sayiyor. Boylece ortada kahyor; 
bir terkibe ve bir butunluge gidemiyor. 

GazzalT'yi izleyenler ve onun uzerinde arastirma yapanlann, GazzalT'nin akil 
karsithgi yonunu yani "ihya"daki, Kavaid'ul-Akaid'deki seriatci tutumunu one 
cikanyorlar. Ondaki bu akil ve seriat catismasini surduruyor ve boylece 
GazzalT'nin akil karsithgi islam dunyasinda gunumuze kadar surup geliyor. He- 
nuz buna karsi akilcihgi dinin kaynaklannin temeline yerlestiren MaturidT zihni- 
yetini ciddT olarak amac edinen ve uzerinde durup onu anlatmaya cahsan ilahi- 
yatcilara zorunlu ihtiyac oldugunu gormedikce ve buna emek vermedikce, Mus- 
lumanlarda bir kalkinma olmayacagina tic yuz yildan beri yanhs cabalamalar 
kanit sayihr. 

GazzalT Bagdat'a geldiginde bile damarlannda "Kenz" veya "ganz" bunahmi, 
(kuruntu, anxiety) hastahginin belirtileri oldugunu Omer Ferruh, Tarih'ul Fikr'il- 
ArabT (392) eserinde soyluyor. 



71 



72 



Ehl'u-llah his yonu 50k kuvvetli oldugundan entrikalann emarelerini hemen hisseder. 
Bkz. (MISRT, 1223) 



73 (CETiN, 1999), s.72; (BURSEVi), v.21a, 17. Varidat 



46 | NiyazT-i Misrf kaddese'llahu sirrahu'l azfz 



Bu "kenz" veya "ganz" bunahmi hastahgi, bedeni ve akh kuvvetlerde bir 
azalma, inis olup insanda ruhT bir kara sevda veya endise (melankoli) meydana 
getirir. Genellikle otuz bes yaslardan sonra ortaya gikar; ug ile alti ay kadar su- 
rer. Dr. Omer Ferruh'un dedigine gore tedavi edilebilir bir hastahktir. Hastahk 
surecince hastaya hafif veya sert her birine yakin veya uzak surekli nobetler ge- 
lir. Bu hastahkla, hafizada zayifhk, urkuntu, umutsuzluk, hayatin sorumlulukla- 
nndan ve olaylardan kagmakla beraber fikir daginikhgi yan yana bulunur. Bu 
hastahktan dolayi hastalananin yemesi ve uykusu azahr, ona umutsuzluk ve ko- 
lelik, gurursuzluk hakim olur. 

GazzalT Bagdat'tan yolculuga gikmazdan onceki halini anlattigini bir daha 
dinleyelim: 

(h. 488-m.l95) yihnin ilk Recep ayindan itibaren alti ay kadar dunya, arzulan 
ile ahiretin gagnci nedenleri arasinda gittim geldim. Bu ayda durumum segmek 
derecesini asip zorunlu oldu. Zira Allah Teala dilimi kilitledi ve okutmaktan tu- 
tuldu. Bana gelen insanlann gonullerini hos etmek igin bir gun ders okutmaya 
guglukle katlaniyordum. Dilim bir kelime soylemiyor ve kesinlikle gucum buna 
yetmiyordu. Dildeki bu tutukluk gonlumde uzuntu meydana getirdi. Bununla 
beraber hazim gucu, yemek ve igmenin hoslugu, kolayhgi gitti; oyle ki tiridi bile 
yutamiyor ve lokmayi hazmedemiyordum. Bu durum kuvvetlerin zayiflamasina 
sebep oldu. Dostlar tedaviden umutlanni kesti ve dediler ki: Bu kalbe inen bir 
durum olup bedene (mizaca) da yayilmistir. Bunun tedavisi yoktur. Basa gelen 
bu uzuntuden kurtulmak igin seyahat etmekten baska gare olmadigini soyledi- 
ler. Sonra aczimi anladim segenegim tamamen gitti. Sikintida ve garesiz kalan 
biri gibi Allah Teala'ya sigindim. Sikintida olanlann Kendisine basvurdugu za- 
man, ona cevap verdigi gibi, benim mevkiden, maldan, gocuklardan ve dostlar- 
dan vazgegmeyi gonlume kolaylastirdi. Mekke'ye gitme azmini gosterdim. Oysa 
arkadaslanmin ve halifenin §am'da ikamet etmemi bilmelerinden sakinmak 
igin, §am'a gitmeyi igimden ayarlamistim. Bir daha Bagdat'a donmemek igin 
Bagdat'tan gikis oyunlanmi nazikge tertipledim. Bundan butun Irak alimlerini 
hedeflemistim. Cunku onlann arasinda, iginde bulundugum durumdan dM bir 
sebepten dolayi insanlardan boylesine yuz gevirmenin dogru olmadigini dusu- 
nenleri vardi. Zira bunun, dinde en yuksek duzeyde bir merakhhk olarak sani- 
yorlardi. Onlann ilimden ulastiklan derece bu idi." 75 

GazzalT'nin kendisi de anlattigi gibi dM bir endiseden ve dint takvadan dola- 
yi bunahma girmedigi, siyasT toplumsal veya bilgisel olaylardan dolayi ruhT bir 
bunahma ve onun etkisiyle bedenT bir rahatsizhga ugradigindan dolayi caresizlik 
sonucu Allah Teala'ya yoneldigini ortaya koyuyor. Bu bunahmi Doktor Omer 
Ferruh, tarn da GazzalT'nin kendisini anlattigi sekilde hastahgi teshis etmis ve 
ona Arapga kenz veya kiinza ya da ganz adini vermisti. Ben de bu hastahgin 



74 



75 



Mustafa Galib, el-Gazzal?, Beyrut, 1981, s. 22-23 



el-Munkiz 174-175; Abdulhalim Muhammed tahkiki, Misir, 1972.; Mustafa Galib, el- 
Gazali, 22-23. 



Divan-i ilahiyyat ve Agklamasi | 47 



Turkcede en uygun karsihgi olarak bunahm kelimesini buldum. Demek oluyor 
ki, GazzalT otuz sekiz yasi olan h.488-m.l095 tarihinden olumu olan h. 505; m. 
1111 yihna kadar bu hastahktan sonra on yedi yil yasamistir. Oyle saniyorum ki, 
bu surede yazdigi eserlerde bilimden cok dint yonu agir basmis ve tasavvufta 
karar kilmasina sebep olmustur. ihya-i Ulum'ud-DTn (Din bilimlerinin canlandi- 
nlmasi) adh kitabmi Bagdat'tan aynldiktan sonra, yani bunahm doneminde ve 
tasavvufa tam yoneldigi donemde yazmistir. Rivayetlerde bir olcut ve ayikla- 
maya onem vermeden, sonucunun nereye vardigini dusunmeden buldugunu 
oraya aktarmistir. 76 ] 77 

Son Osmanh Seyhulislami Mustafa Sabri, GazzalT icin, Kur'an-i Kerim'de ge- 
cen su deyimi kullaniyor: "Erzeli umura ermis" (En gucsiJz yasina ulasmistir!...): 
"Allah Teala sizi yaratmistir, sonra sizi oldurur ve iginizden kimileri de bilirken 
bilmez olacaklan omurlerinin en gugsuz durumuna ulasirlar." 78 Bilirken bil- 
mez olan omrun yasi belirtilmis olmadigina gore, insan her hangi bir yasta 
unutkan olabilir. GazzalT bazen gelisiguzel, galakalem yaziyor ve daha once yaz- 
digini unutuyor. 79 



imam NevevT (hyt. h.676-m.l277) 'ihya' kitabi hakkmda diyor ki: 'Nerde ise veya az kaldi, 
ihya Kur'an olacakti!' (AbdulhalTm Mahmud, el-Munkiz'e olan tahkiki Mukaddimesi, s. 5, 
Misir, 972). 

NevevT gibi buyuk bir hadis alimi boyle derse, onu Kur'an-i Kerim'e e§ tutmaya kalki§ir- 
sa; Abdurrahman molla CamiT (6, m.1492) de CelalleddTn-i RumT'nin MesnevT'si igin 'Nebi 
degildir, ancak kitabi vardir.' diyerek MesnevT'yi Kur'an-i Kerim'e denk tutmaya cabalar. 
Oysa herkes bilir ki, Kur'an-i Kerim Hz. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin kitabi degil- 
di. Yani Celaleddtn-i RumT'yi neredeyse Allah Teala'ya denk tutacak! Hadisgi ve tasavvufcu 
boyle der de miislumanlar boyun buker, yaltaklik ederse, du§ecekleri cukur bugiinku islam 
dunyasmin ve milletlerinin durumudur. (Huseyin ATAY, 22 §ubat, 2003) 

Bu yorum ilk a$idan bakilmca mantikli olmasma ragmen unutulan bir husus, tasavvufT 
bakis acisi terk edilmektedir. Bu konuda objektif olmak gereklidir. Ancak seneler gegtigi 
halde bu buyukleri insanlarm terk edememelerinin sebebi arastinlmiyor. Bu kisiler yanhs 
iizerinde israr mi ediyorlar. Bu da ayn bir sorudur. 

Aynca btiyuk insanlarm halleri ile bir takim insanlarm cahiliyye duygulan karsismda bu- 
nu engellemek icin yiiksek duvarlarm yikilmasi gerekmekir. Bir nedenle merkezin yikilan 
duvarmdan iceri giren bulmak istegi dij§unceye ulasamayinca du§man yok etmekten ba§ka 
bir gare bulamamistir. Bu nedenle buyuk kisilerin sikmtili hayati son doneminde doruk 
noktasmdadir. Bu ise onlarm korunmasma yardimci olan etkilerdir. 
77 (ATAY, 1 : 2 2003), s. 25 
78 Nahl, 70 

79 (ATAY, 1 : 2 2003) Belki bu tiirlu hallerin olusmasmda Allah Teala'nm rahmetinin genisli- 
gini gormek uygun olacaktir. f^unku Allah Teala dinine hizmet edenlere yardim edenlere 

yardim edecegi sozu vardir. 

> *' ' > ', - ' - $ 

"Ey iman edenler! Eger siz Allah'a (Allah'm dinine) yardim ederseniz O da size yardim 
eder, ayaklannizi kaydirmaz." ( Muhammed, 7) 



48 | NiyazT-i Misrf kaddese'llahu sirrahu'l azfz 



Bu aktanlanlardan anlasilan kisilerin hallerinde olan degismeler kader gizgisin- 
de fazla bir degisim gostermedigidir. Belki ayni hal konuyu irdeleyen kisilerde de 
zuhur edebilecektir. Bu ise kotu bir sey olmayip haynn bir gostergesinden baska 
ne olabilir ki. 

"Elci gondermedikge azap edecek degiliz." 80 

Bu ayette gegen "elgi" kelimesini Es'ari nebi olarak almis, Mu'tezile ve 
Maturidi akil olarak almi§tir. Aynca su ayet de ayni anlamdadir: "Rabbin, ken- 
dilerine ayetlerimizi okuyan bir rasulu memleketlerin merkezine gonderme- 
dikge, o memleketleri helak edici degildir. Zaten biz ancak halki zalim olan 
memleketleri helak etmi$izdir." 81 Bu ayetteki 'elgi' (rasul) kelimesinin nebi an- 
laminda oldugu agiktir. 82 

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdular ki: 
"Allah celle §anuhu mahlukatm olmasma hukmettigi zaman -Muslim'in 
rivayetinde: "Allah mahlukati yarattigi zaman"- yanmda bulunan, Ar§'in gerisin- 
deki bir kitaba $unu yazdi: "Muhakkak ki rahmetim gazabima galebe (almigtir." 

83 



Kur'an-i Kerim'de de Allah Teala da vermedigini ve aldigindan kimseyi sorumlu 
tutmayacagina dair sozu oldugundan bu durum agiga gikmi? oldu. 

"Allah ki§iye ancak gucunun yetecegi kadar sorumluluk yiikler." 84 

"Bir kimseye ancak gucunun yetecegine gore yukumluluk veririz. " 85 

"Allah kimseye verdigini asan bir yuk yiiklemez." 86 



"Herkes ancak gucu kadar sorumlu tutulur." ' 



80 : . r 

Isra, 15 
Kasas, 59 

82 (ATAY, 1 : 2 2003), s. 18 

83 Buhari, Tevhid 15, 22, 28, 55, Bedi'ul'-Halk 1; Muslim, Tevbe 14, (2751); Tirmizi, Daavat 
109, (3537).) 

Buhari nin bir diger rivayetinde: "Rahmetim gazabima galebe caldi" denmistir. 
Buhari ve Muslim'in bir rivayetlerinde: "(Rahmetim) gazabimi gecti" denmistir. 

84 Bakara, 286 

85 En'am, 152; Araf, 42; Mu'minun, 62. 
86 Talak, 7. 

87 Bakara, 233. 



NiYAZT-i MISR? kaddese'llahu sirrahu'l azTzin HAYATI 88 

NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l azTz HalvetT tarikatinin Niyaziyye veya 
Misriyye kolunun kurucusu, buyuk bir mutasavvif ve seyhtir. Yunus'un yolunu ta- 
kip eden Misri, cezbeli ve coskun bir sairdir. Gene Osman'in tahta ciktigi yil, 12 
Rebi'ul-evvel 1027 (8 §ubat 1618) cuma gunu Malatya'da dogmustur. Hatirala- 
ri'nda "fakir 1027 senesinde dunyaya gelmisim der. Yine ayni eserde Kadir sure- 
sinden bazi ayetlerin rakam degerini hesaplarken Arapga; "1027 tarihu viladeti 
kema ca'e bi-hayri'l-makdemi 1027" diyerek cifir hesabiyla 1027'de kendi fecrinin 
dogdugunu yani dunyaya geldigini belirtir. 

Malatya'da dogdugu kesin olmakla beraber neresinde, hangi koy veya ka- 
sabasinda dogdugu hala tartismahdir. Soganh ve Aspozi'de dogdugunu soy- 
lemektedir. 

NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l azTzin asil adi Mehmed'dir. NiyazT veya 
MisrT ise mahlasidir. NiyazT mahlasini doneminde yalniz kendi kullanmistir. 

"Ve dahi Hazret-i merhum varidat-i nefise-i gaybiyeden mevz-i denat-i 
hikemiyye-i vehibeden olan ilahiyyatmda evvela Misri tehallus buyururlar imis 
bir gun esna-yi sohbetlerinde 

"sultanim sizler egergi kah Misri deyu ve kah NiyazT deyu tehallus buyurursiz 
lakin guruh u saz nevazandan bir kulunuzun dahi mahlasi NiyazT dir. Bu hususda 
sizler ile istiraki munasib gormeziz" denildikde 

"varm sahib-i mahlas-i merkuma bizden selam ihda idiib bizim hatinmiz 
ifiin bir ahar mahlas ihtiyar eylesin memnun oluruz" buyurduklannda fil-vaki 
selam-i selamet encamlann teblTg-i emanet ve sahs-i merkum dahi ferag ve 
Hazret-i merhuma kema yenbagT "arz-i "ubudiyyet eylemis 89 
Mahlaslann kullanihs seklinde ki rivayetler soyledir; 

— Gece yazdigi siirlerinde NiyazT, gunduz yazdigi siirlerinde de MisrT mahlasini 
kullandigi; 

— NiyazT mahlasini sulukunden once ve dervisliginde; MisrT mahlasini ise suluk 
sonrasi seyhliginde kullandigi; 

— MisrT mahlasini almasi uzun zaman Misir'da kalmasi ve Cami'u'l-Ezher'de 6g- 
renimini yapmasindan dolayi oldugu; 

— Onceleri Misri mahlasini kullanirken, omrunun sonuna dogru rakamsal dege- 
ri Hakka yuruyus yasi 78'e tekabul eden Niyaz? mahlasini kullandigi tespit edilmis- 
tir. 



Abdulbaki GOLPINARLI, NiyazT-i MisrT, 5arkiyat Mecmuasi, c. VII, s, 183; Halil CE^EN, 
NiyazT-i MisrT'nin Hatiralan, ist. 2006, s.15- Orhan BAGI5, NiyazT-i MisrT Divaninda Din ve 
Tasavvuf, Yuksek Lisans Tezi, YOK-41442, Ankara, 1995, s, 12-21; Mustafa ASKAR, NiyazT-i 
Misri Hayati, Eserleri ve Tasavvuf Anlayisi, Ankara, 1997, (Doktora Tezi), s.41-109 
89 (ibrahim RAKIM, 1750), v. 34b 

NiyazT-i Misri kaddese'llahu sirrahu'l azTze "Efendim, siz bazan Misri bazan da Niyaz? mah- 
lasini kullaniyorsunuz. Niyaz? mahlasini kullanan baska biri daha var" denilince, "siz varm o 
zata benim selamimi soyleyin, kendisine baska bir mahlas segsin." Demistir. 



50 | NiyazT-i Misrf kaddese'llahu sirrahu'l azfz 



Hazret-i merhumun mutekarrib bende-i dTrinelerinden 90 beyne'n-nas Kava- 
la $eyhi dinmekle matuf ve husn u sulukle mevsuf es-Seyyid Mustafa Efendi- 
den bu hakirin guszedTdirki 91 Hazret-i Seyh Merhum kendulerinin omr u azizleri 
ne mikdar seneye balig olacagina ba'del-ittila Misn tehalluslanna Niyazi mahlas 
dahi zamm u ihtiyar buyurdular. ZTra Niyazi lafz-i munTfinin aded-i ebcedTsi 
yetmis sekizdir ki adedinde omurleriyle beraberdir deyu beyan-i hikmet itmis 
idiler. 92 

( <J J ! 6 =50+10+1+7+10=78) 

Babasi esraftan NaksibendT tarikati mensubu Sogancizade AN ^elebi'dir. Misri 
'Hatiralar'inda; "Ey hakim biz dort karmdasuz dordumijz de bu yolda can virsek 
gerekdur". Der. Kendisinden baska tig karde§inin oldugunu belirttigi gibi Yunus 
adinda bir amcasinin oldugunu Hatiralar belirtmektedir. Hatiralann gejitli yerle- 
rinde, kardeji Ahmed'le beraber tahsil yaptigini, daha gocuk denecek kadar kuguk 
ya§ta iken Huseyin isminde Malatyah bir HalvetT jeyhine intisap etmi§tir. Ancak, 
jeyhinin Malatya'dan ba§ka bir yere gog etmesi uzerine babasi kendi seyhine bag- 
lanmasini isterse de Niyazi bunu kabul etmeyerek ziyaret ve tahsilini ilerletmek 
maksadiyla seyahate gikar. (1048/1638-9) Diyarbakir, Mardin, Bagdat ve 
Kerbela'da dolasarak ziyaretlerde bulunur, buradaki alimlerden fikih, hadis, man- 
tik, maani... vb. dersler okur. 

1052/1642'de Misir'a giden Niyazi, Kahire'de Seyhuniye denilen yerde, bir Ka- 
din seyhine baglanarak tig veya dort yil kahr. Bu sirada Misir'da Cami'u'l-ezher'e 
devam ederek Arapgasini gelistirir, cami ve medreselerde vaaz ve nasihatlerde 
bulunur. 

Misir'da bulundugu, ogrenimini surdurdugu sirada burada da bazi yerlere se- 
yahat ve ziyaretlerde bulundugunu, bu arada bir buguk ay kadar iskenderiye'de 
Seyh ibrahim adinda bir Kadiri seyhinin yaninda kaldigini hatiralanndan anhyoruz. 
Menakipnamelere gore Misir'dan aynlmasina orada iken gordugu soyle bir ruya 
sebep olur: Kadiriye tarikatinin kurucusu ve en buyuk Piri Abdulkadir-i GeylanT 
kaddese'llahu sirrahu'l-aziz, buyuk bir sehirde padisah ve Niyazi de onun yakin- 
lanndan imis. Niyazi bir ara saraydan gikmak isterse de gikisi bulamaz ve <pok sikihr. 
Bu sirada Abdulkadir-i GeylanT onu gorur ve "ey soft gel" diyerek yanina gaginr. 
Sonra bir hademesine, Niyazi'yi isaret ederek, "git bir kese altun getir ve buna ver" 
diye emreder. Fakat adam daha gitmeden kendi cebinden bir kese gkararak Niya- 
zi'ye verir. Niyazi hemen orada keseyi agtiginda iginden halis altin ve gumus para- 
lar gikar. Bunun manasini sordugunda, Abdulkadir-i GeylanT kaddese'llahu 
sirrahu'l-aziz: "Bunlar zahir ve batm ilimleridir, sen ikisini de takdir edilen kimseden 



Dirin(E): f. Eski, kadim. 

91 Gu$:f. Kulak. Mc: isitmek. 

92 (ibrahim RAKIM, 1750), v. 34b 



Divan-i ilahiyyat ve Aciklamasi | 51 



yeterince ogreneceksin" diyerek kismetinin Misir'da degil Anadolu'da oldugunu 
soyler. Sabahleyin ruyasini seyhine anlatinca, §eyhi; ruyanm agik oldugunu soyle- 
yerek hilafet vermekle orada ahkoymak isterse de NiyazT, hilafetin kendisini tatmin 
etmedigini munasip bir lisanla seyhine soyleyerek, mur^idini aramasi icin kendisi- 
ne izin vermesini ister. Seyhinin izin vermesi uzerine Misir'dan aynlarak Arabistan 
ve Anadolu'nun buyuk seyh ve alimlerini ziyaret ederek onlarla sohbet eder ve 
nihayet 1056/1646 yilmda istanbul'a gelir. Sultan II. Ahmet zamaninda Serif Sa'd 
isimli birinin maiyetinde istanbul'a gelerek Kadirga'daki Sokullu Mehmet Pasa 
Medresesinde bir hucreye yerlesir, bu hucre yakin zamanlara kadar Misriyye kolu 
baghlan tarafmdan ziyaret edilerek MisrT hucresi diye anihr ve ziyaret edilirmis. 
istanbul'da fazla kalamayan Misri, daha sonra Bursa'ya gecerek orada Veled-i En- 
biya Cami'i kayyimi Sabbag AN Dede'nin evinde, bazen de Ulu Cami yanindaki 
medresede bir muddet kahr. Ancak MisrT burada da gordugu bir ruya uzerine, 
Bursa'dan aynlarak yol uzerindeki yerleri ziyaret ede ede 1061/1615 tarihinde 
Usak'a gelir, burada Elmahh Seyh Ummi Sinan'in halifesi Seyh Mehmed'in tekkesi- 
ne misafir olur. 93 Bu misafirlik sirasinda aradigi mursidinin Mehmed Efendi'nin 
seyhi Sinan-i UmmT oldugunu, gonlune gelen ilhamla anlar. 

Bu arada Seyh Ummi Sinan kaddese'llahu sirrahu'l-aziz Usak'a gelerek Seyh 
Mehmed'e, oraya Muhammed MisrT isminde bir dervisin gelip gelmedigini sorar. O 
da: "Geldi sultanim size teslim etmek idn emanetciyuz" der. Sonra MisrT'ye: "Filan 
yer ve vakitteki kalayci sasilacak biri degil mi"? Diyerek ruyasini kesfedince de 
hemen ona teslim olur. Seyh bir muddet Usak'ta kaldiktan sonra MisrT'yi de yanina 
alarak Elmah'ya gider. 

NiyazT, kendisi de mutasavvif bir sair olan Elmahh Seyh UmmT Sinan'in manevi 
terbiyesinde tarn dokuz sene kahr. Burada kaldigi sure icinde Seyhinin ogluna ve 
diger talebelere ders verir, tekkede imamhk ve hatiplik yapar. Bir ara seyhin ogluy- 
la birlikte istanbul ve Malatya'ya gider. £ok zahmet ve sikintilar ceker. Degirmen- 
den mutfaga bugday ve odun tasirken sirti yaralar idnde kahr. Nihayet 1066 
(1656) da 39 yasmda seyh tarafmdan hirka giydirilerek icazet verilir ve irsada me- 
mur edilir. MisrT bu arada Usak'a gitmeye hazirlanir. Bu sirada tekkede bulunan 
seyh efendinin muritleri, Niyazi'nin kendilerine ve Elmah halkina bir konusma 
yapmalanni istemeleri uzerine, seyhinin de musaadesiyle, kursuye gikan geng hali- 
fe, kursude butun bildiklerini unutur. Seyhi UmmT Sinan hazretlerinin; "Misri Efen- 
di bundan sonra durma ve susma, daima soyle" demesi uzerine konusmaya bas- 
lar ve birgok ilahT hakikatler ve sirlardan bahseder. MisrT, seyhinin bu emri uzerine 
susmadan konustugunu ve bundan boyle hig korkmadigini soylemistir. 

Mursidinin emri ile once Usak'a gelen NiyazT, bir muddet orada Seyh Mehmed 
Efendinin yaninda kahr. Karahisar'in £al kazasindan bir hoca istemeleri uzerine 
oraya giderse de cok kalmayarak tekrar Usak'a doner. Bu arada Kutahya'dan bir 



Ruya §6yledir: MisrT ruyasmda bir kalayciya giderek abdest ibrigini kalaylatmak ister. 
Kalayci dukkani mu§terilerle dolup ta§maktadir. Sira MisrT'ye gelince ibrigi ikiye bolerek ic 
ve dismi guzelce kalaylar ve sonra da kolayca yapi§tirarak geri verir. Sonra, Elmali'da Seyh 
Ummi Sinan'i gorunce kalaycmin o oldugunu anlar ve teslim olur. 



52 | NiyazT-i Misrf kaddese'llahu sirrahu'l azfz 



Seyh istemeleri uzerine oraya giderek bir muddet kahr. Seyhinin olumu uzerine 
Usak'a tekrar doner. Fakat fazla kalmayarak Bursa'ya gider ve orada yerlesir. 

Bursa'da bir muddet eski dostu Sabbag AN Dede'nin evinde kahr ve sonra Seker 
Hoca Mahallesi civannda bir eve tasinir. Kendisine tekke yapihncaya kadar bu ma- 
halledeki camide ir§ad ile mesgul olur. 

Bursa'da Mehmed f^elebi adh birinin kiziyla nikahlanirsa da evlenmeden aynhr. 
Sonra Haci Mustafa adh birinin kiz kardesini ahr ve bir erkek cocugu olur. Bu cocu- 
gun, sonradan yerine seyh olan AN f^elebi oldugu dusunulmustur. MisrT, oglunun 
16 Saban 1087'de dogdugunu belirtir. Ancak, AN £elebi'nin annesinin 1082'de 
vefat ettigi goz onune ahndiginda MisrT'nin sozunu ettigi cocuk baska bir hanimin- 
dan ve baska bir cocugu olmahdir. Bir de Fatima kiz cocugu vardir. 

Bir ara padisah fermaniyla zikir, sema ve devran yasaklanir. Tekkeler kapatilir. 
(1077/1666) Edirne'de Kadiri seyhi, Bursa'da Esrefzade Seyyid Serefuddin ve Hal- 
veti seyhi Muhyiddin'le NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l azTz bu yasaga uyma- 
yarak zikir ve devrani birakmazlar. Niyazi, bu yasaga sebep olan padisah hocasi 
Van! Mehmed Efendinin (61.1096/1685) siddetle aleyhinde bulunur, vaaz ve soh- 
betlerinde "Zikrullahda Van! olmayin" der. Bir rivayete gore de MisrT'nin istan- 
bul'da bulundugu sirada bir cuma gunu Ayasofya'da, padisah IV. Mehmed'in de 
bulundugu cemaate, zikrin fazileti, tarikat mensuplannin din ve millete yaptigi 
hizmetler ve tekkelerin birer ilim ve irfan merkezi olduguna dair verdigi bir vaaz 
uzerine zikir ve sema serbest birakihr, camide hemen devran yapihr. 

NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l azTzi sevenlerin gunden gune cogalmasi ve 
sohbetini dinlemeye gelenlerle ziyaretcilerin artmasi dolayisiyla eski halvethane 
kucuk gelmeye basladi. Bunun uzerine 1080/1669 yihnda MisrT'nin dervislerinden 
tuccar Abdal ^elebi isimli birisi MisrT icin bir dergah yaptirarak torenle acar. Der- 
gahin kapisi uzerine; 

"Umm-i dunyanm guzide mefhar-i asn budur 
$ekkeristan-i hakayik dergah-i Misr? budur" 

Yazisi kazdinlir. 1083/1673'de Sadrazam Kopruluzade Fazil Ahmed Pasa'nin da- 
veti uzerine Edirne'ye gider. Edirne'de yonetim aleyhinde konusur ve cifir ilmine 
fazla deger verir. IV. Mehmed Lehistan seferi icin NiyazT-i MisrT kaddese'llahu 
sirrahu'l azTzi davet eder. MisrT halki cihada davet eder ve etrafina buyuk kalabalik 
toplar. Bu durumdan urken yonetim, MisrT'nin bir gun devlete bas kaldirabilece- 
ginden korkar ve onu Rodos'a surer. Dokuz ay sonra affedilerek Bursa'ya doner. 

Rodos'a giderken kendisini goturen gorevli AzbT ^avus, 94 MisrT Efendi'de gordu- 



94 AZBT BABA kaddese'llahu sirrahu'l azTz 



Asil adi Mustafa Ahmet Efendi mahlasi "Azb=^ip" (Tatli-Latif) olup Kutahyalidir. Do- 
gum tarihi ile ilgili hicbir kaynakta bilgi bulunmamaktadir ilkogrenimini ve medrese tahsili- 
ni Kutahya'da yapmi§tir. Daha sonra bilgisini arttirmak igin istanbul'a gitmi§tir. istanbul'la 
geldikten sonra Dergahi Aliye saray gavuslugu ile gorevlendirildi. Asagida onun, hemen 



Divan-i ilahiyyat ve Agiklamasi | 53 



hemen birbirinin tekran olan kisa hayat hikayesinin gegtigi yazma ve basma kaynaklardaki 
kayitlar verilmi§tir: 

"Mustafa Dede el-Kutahyav? el-Rum? el-Sufi min-halifei's-seyh Niyazi el- Misr? el- 
mutehallis. Be Azb? el-muteveffa sene-i 1160" Bagdath ismail Pa§a, Hadiyyat al-Arifin, 
Esma al-Muellifln ve Asaru 'l-Musannifin, istanbul, Maarif Basimevi, 1955 : II, 446); 

"Turk? hu Mustafa Dede el-Kutahyav? el-muteveffa sene-i 1160" (Bagdath ismail Pa- 
sa, Kesf ez Zunun Zeyli, M.E.B, 1947, s. 225); 

"Mustafa Efendi (Dervis Azb?) : Dergah-i Al? gavuslarmdan iken Niyaz? Misr? Hazretlerin- 
de gordugu kemal eserlerine bakarak hizmetini birakmis, adi gegen zata intisab etmis- 
tir. Dogum yeri Kutahya'dir. 1160'ta vefat ederek Uskudar'in Nerduban Koyu'ndeki 
Sahkulu Dergahi'na defnedilmistir. " (Mehmet Tahir (Efendi), Osmanli Muellifleri, Meral 
Yaymlan, istanbul, 2000: 1 , 128) 

"(Misri'nin Edirne'de bulunusu anlatilirken)... hukumet tarafmdan Azb? Qavus ismin- 
de bir muhafiz yanma tefrik olunmustur... Azb? Qavus Hz. Misri'ye refakat ettikge 
kemalatina meftun olup arz-i nispet etmis ve emrine munkad olmustur... Hizmet yo- 
nunden nail-i lutf olup hilafet almistir. Erenkoyu'nde Merdivan kariyesindeki Bektas? 
dergahinda seccade-nis?n olmusdu. Orada medfundur. "(Vassaf: V, 85), 

"Misr? Rodos'a surulurken yolda zincirlerini silkip atar ve denize atlar. Kendisini go- 
turen Azb? gok korkar. Bu arada denizde beyaz bir ata binmis bir er, parmagiyla AzbVye 
susmasmi isaret eder. Rodos'a geldiginde Azb?, Misn'yi limanda bulur." (Kamil BEKi, Ib- 
rahim Rakim Efendi, Vakiat-i Niyaz? Misr? (inceleme-Metin) Bursa: Uludag U. Basilma- 
mis Yiiksek LisansTezi, 1997, s. XX) 

Azb?, NiyazT Misn'yi 1083/1673'te Rodos'a surgiine gotiiren gorevli memurdur. Yanmda 
bulundugu sure zarfinda ondan etkilenmi§ ve kendisine intisap etmi§tir. Bu intisap etmede 
buttin kaynaklar hemfikirdir. Ancak seyr u siilukunu onun yaninda tamamlayip tamamla- 
madigi, ondan hilafet a lip almadigi hususu tarti§mahdir. Eger MisrT'nin Rodos'a ilk siirgunu 
olan 1673'te onunla beraber oldugu varsayilirsa, Misri'nin Hakk'a yuriiyiis tarihi olan 
1104/1694 tannine kadar birlikte olmalan muhtemeldir. Bu da yaklasik 21 yil sure eder ki, 
bir salikin seyr u siilukunu tamamlamasi igin yeterli bir suredir. Dolayisiyla ondan hilafet 
almi§ olmasi gerekir. 

Mustafa Kara, AzbT'yi Misri'nin 9. Halifesi olarak gostermektedir. Misri'nin olumii uzeri- 
ne istanbul'a gelen Azb?, bugun istanbul Uskiidar'a bagh Merdivenkoy'de bulunan §ahkulu 
Sultan Bektasi Dergahi'nda post-nis?n olur. Burada "Babahk" makamma kadar yukselir. 

Baba kelimesi Sii ve Siinni tasavvuf gevrelerinde ortak kullanilan bir unvandir. 
Kalenderiyye Haydariyye ve Bektasjyye gibi Sii me§repli tarikatlara mensup seyhlerle onla- 
rm halife ve dervislerine baba denildigi gibi ?i§tiyye Kubreviyye ve Naksibendiyye gibi Siin- 
ni tarikatlara mensup bazi §eyhlere de bu unvan verilmi§tir. Baba; Bekta§i, Kalenderi ve 
Haydari gibi tarikatlarda §eyh yerine kullanilan ibaredir. 

Kimi kaynaklara gore 1149/1736'da kimilerine gore ise 1160/1747'de Hakk'a yuriimus 
ve adi gegen dergahta sirlanmistir. Bu iki farkli tarihin verilmesinde ve hangisinin kabul 
edilecegi hususunda kesin deliller yoktur. 

Divan'da Azb?'nin sirlanisma imam Mustafa tarafmdan diisurulen tarih 1149'dur. Bu ta- 
rih, yine divanda gegen eserin yazilis tarihini gosteren 1160 tarihiyle ortadaki geli§kiyi daha 
da artirmaktadir. 

Tarih-i imam Mustafa ez-bera-yi vefat-i Hazret-i 



54 | NiyazT-i Misrf kaddese'llahu sirrahu'l azTz 



Hanedana eylemis can bah$ nedimi car-yar 
Bir elinde top u cevgan bir elinde zu'lfekar 
Hem 'All kurbamdir hem sidk He teslimdir 
Hazret-i'Azbidir ol kim eylemis uzlet karar 
Bi-vefa dehrin elinden nice zehri nus edip 
istegiyle azm-i ukba eyledi bu asikar 
§ah Mansurun ceragm yandinp pir askina 
Hizmetini can u dilden eyledi leyl u nehar 
Hem hulus-i kalble birferdi dil-gir etmedi 
Vanni alemlere mebzul edip kildi nisar 
Hatifu'l-gayb fevtine tarihini kilmis tamam 
Sene bin yuz kirk tokuzda eyledi azm-i guzar 

Eserin telif tarihinin verildigi (21-5) a§agidaki beyite gore eserin yazilij tarihi 1161 'dir. 
Bu beyitte verilen tarihin dogrulugunu kabul edersek olum tarihinin de 1160/1747 olmasi 
kuvvetle muhtemeldir. Ciinku tarihin gegtigi bu §iirin AzbT'nin kendi diijurdugu tarih olmasi 
ihtimali fazladir. Hicri takvimin miladiye gevrilisinde, arada 1 yil fark olabilmektedir, 

Azbf cihanda gel bir eser ko 

El-hatti baki ve'l omrii fan? (1161) 

AzbT'nin hayatiyla ilgili geri kalan bilgileri Divan'mdan elde edebilir. 39 numarali siirden 
onun, muhtemelen sair olan "Hakir" ve "Ravt" mahlasli iki oglunun oldugunu tespit edebi- 
liyoruz. Aynca Sahkulu Sultan Bektasi Dergahi'nda bulunan bir mezar tasindaki "Azb? De- 
de-zade" ibaresi bu mezar tasimn ogullarmdan birine ait oldugunu gostermektedir. 

Yine siirlerinden birinde ifade ettigi uzere Elvan Qelebi'ye de intisap etmistir. Bektasi 
geleneginde "ptr-i sanT" olarak kabul edilen Balim Sultan'a da baglihgim bu beyitte ifade 
eder. 

Bu dem Elvan Efendi miir$idimdir 

Balim Sultan nazanyla diriyim 

Azb?, NiyazT MisrT'nin Divam'ndaki Turkge §iirlerin bir kismim tahmis ederek Turk Edebi- 
yati'nda esine az rastlanir bir eser ortaya koymustur. Bu, hem tasawuff olarak hem de sair 
olarak MisrT'den etkilendigini gosterir. Divan'da da ona baglihgim ve sevgisini ifade eden 
soyleyisler yer alir. 

Bu ku$dilinin remzidir vucudum anin §ehridir 

Misri vucudum misridir Niyazi'dir sultan bana 

Azbf Hakk'dan toluyum has bagcenin guluyum 
Niyazi'nin kuluyum canimdir mihman bana 

Etkilendigi bir diger sair de HiiseynT'dir. HuseynT, 16.yy.'da yasamis bir BektasT ozanidir. 
Edirneli olup gegimini helvacilikla kazandigi igin Helvaci Huseyin adiyla tanmmijtir. 
Divan'da HuseynT'nin bir gazeli terbt, bir gazeli de tahmis edilmistir. 

Eserleri 

"Divan-i Azbf/ Azbf Baba Dervis Mustafa" 

£e§itli kutiiphanelerde 18 adet nushasi vardir. Bu nushalar arasinda muellif niishasi bu- 
lunmamaktadir. Umumiyetle pek gogunun istinsah tarihi ve mustensihi belli degildir. Di- 



Divan-i ilahiyyat ve Agiklamasi | 55 



gu kerametler uzerine gorevi birakip ona baglanarak muridi olur. Hatta sonradan 
seyh olur ve MisrT Divani'nin tamamini tahmis eder. MisrT Hatiralar'mda Rodos'ta 
iken burada bulunan Kinm hanlanndan Selim Giray Han'in kendisine yemek gon- 
derdigi, Misn'nin de bunlan arkadaslanyla beraber yiyerek zikir ve devrana devam 
ettigini bilgi verir. Ayni zamanda iyi bir musTkTsinas olan Selim Giray Han, NiyazT-i 
MisrT kaddese'llahu sirrahu'l azTzin bazi siirlerinin bestelenmesinde etkili olmus. 
Hatiralar'mda Osmanh'nin aleyhinde, Kinm Hanlan lehindeki sozleri de bu yakin- 
lasmanin bir sonucu olsa gerektir. 95 

NiyazT, Limni'ye yine ayni sebeplerden dolayi surulmus (1087/1676) ve 
Limni'de on sekiz yildan fazla surgun hayati yasamistir. (1103/1691m.'ye kadar) 
1691 Zilkade ayinda affedilerek tekrar Bursa'ya donmustur. Aynhrken halk sevgi 
gosterisinde bulunurlar. 

[Yine bazi erbab-i hasedin delaletiyle ikinci defa da Limni'ye surgun 

buyurulur. LimnTler pek pek uzgun olarak: 

"Efendim, Siz artik serbest buyruldunuz, bu fakirlerinizi gonulden gikarma- 

y/n"diye rica da bulunurlar. Buyururlar ki: 

"benim medfenim buradadir, yine geliriz, gorusuruz/'Ve oyle de olmus- 

tur.] 96 

NiyazT-i MisrT surgunlerini anlatirken buyurdu ki; 

Ben al-i Osmanun pencesine gireli dokuz yildur her eshur-i hurum 97 

vanda toplam 248 adet manzume mevcuttur. Nushalann pek gogunda bu sayida jiir bu- 
lunmamaktadir. Divan Arap veya Latin harfleriyle basilmami§tir. 

Divani Tahmis-i Niyazf-i Misri 

Misn'nin Divan-i ilaniyat'mda bulunan Turkge gazelleri ba§tan sona tahmis ettigi divanidir. 
TCirkiye kutuphanelerinde yazma nushalan bulunmakla beraber H.1284 yilmda eski harfler- 
le "Kutuphane-i Amire"de basilmistir. Bu eserde Misn'nin 142 ilahinin tahmisi vardir. 

(Suleymaniye Kutuphanesi, Tahmis-i Divan-i Misri / Mustafa Dede-Kutahyah- Azbi 
(1284) Haa Mahmud Efendi 894,35 003620 

istanbul Buyuk Sehir Belediyesi Ataturk Kitapligi Tahmis-i DervisT811.2 1284 H./1868 - 
Osmanhca Kitaplar - BEL_OSM_K.01920 MC_OSM_0. 00871) 

Serh-i Gazeli Misri 

Bu eser NiyazT-i Misn'nin "ezelden nar-i askla ben yana geldim cihan igre" matlah ga- 
zelinin §erhidir. Suleymaniye Kutuphanesi Haci Mahmut Efendi Kitapligi no: 3056'da bulu- 
nan bu eser, 43 varaktir. 

(EROL, 2002), s.3-30 den istifade edilmistir. 
Ug defa Kinm Hani olan Haci Selim Giray Han kahraman bir han olup Rus, Leh ve Avus- 
turyalilara karsi Osmanhlara gok buyuk destek ve yardimi olmu§tur. Ancak kendisi 1086- 
1095/1677-1684 tarihleri arasmda Rodos'ta ikamete memur edilmisti. NiyazT-i MisrT 
kaddese'llahu sirrahu'l azTzin Rodos'ta bulundugu yil Adil Giray orada ikamet ediyordu. Bu 
durumda bir isim veya tarih kansikhgi olabilir. (UZUNCARSILI), c III, s, 19-25; (ERDOGAN, 
1998), s.LXXXVIII 
95 (KABAKCI, 2006 ),s.33 



56 | NiyazT-i Misrf kaddese'llahu sirrahu'l azTz 



geldukge, azabumi ziyade iderlerdi. Allaha ve kitabu'llaha muhalefet bulunsun 
diyu i§te yine e§hur-i hurum geldi yarm in§aallah zi'l-kd'denun ibtidasi gs olmak 
gerek hep sizun de ma'lumunuz olsun gorun," 

Bu arada Ahmed Gazzi kaddese'llahu sirrahu'l-azTze hilafet verir. 100 



islamiyetten evvel Arab kabileleri arasmda vurujmanm ve muharebenin haram kihndigi 
Zi'l-ka'de, Zi'l-hicce, Muharrem ve Receb aylari. 

ibtida: basjangic, ba§ taraf, evvel, en once, bajta. 
"(MISRT, 1223), v. 7b 
100 AHMET GAZZi kaddese'llahu sirrahu'l-azizin HAYATI: 

Ahmet Gazzi, Kudus civannda Gazze'de 1054 (1643) yilmda diinyaya geldi. isa oglu 
Muferrec'in ogludur. Dogum yerinden dolayi "GazzT" diye amlmi§tir. Tam adi §byledir: 

Ahmed el-Gazzi b. isa b. Muferrec Pak b. Abdullah Pasa b. Abdulhahk Pa§a bin Ab- 
dullah b. Hasim el-HCiseyni (kaddese'llahu sirrahiimu'l-azTz) 

Oldukga itibarli ve dindar bir aileye mensup olan Ahmed GazzT mail, $an ve §bhreti bir 
kenara birakarak biitiin gayretiyle ilme ybnelmistir. 

Rivayetlere gore 24 evladi olmus 3 tanesinin dismda kalan 21 cocuk kendisi hayatta 
iken 6lmu§tiir. Kendileri Hakk'a yurudugu zaman iki kizi ve bir oglunun oglu kalmi§tir. O 
da oglu Abdullatif in (hyt.1143/1731) oglu olan Mustafa Nesib'dir. (hyt.1202/1787) 

Ahmed GazzT oniki yasmda iken yani (1066 /1655) de Misir'daki Ezher'e gitti. Orada 
bir odaya kapanip ilim tahsiline basjadi. Babasi Ahmed'in arkasmdan adam gbndererek 
hasretine doyamadigim geri ailesinin yanma; Gazze'ye donmesini istedi. Gazze'ye donme- 
sini istedi. Geri geldigi takdirde kendisine her turlu imkamn seferber edilecegini mektup 
yazarak, elci gbndererek defalarca bildirdi. Fakat bu yola kesin karar veren Ahmed GazzT 
gerek elciler vasitasiyla gerekse mektuplara yazdigi cevaplarda geri dbnmesi konusunda 
kendisine israr edilmemesini bildirerek bu kararm anne ve babasindan bziir dileyerek ilim 
tahsili hususunda kararmin kesin oldugunu bildirdi. 

Tahsiline zamanm en yetkili alimlerinden olan Ahmed Besjsj (1041-1096/1631-1685) 
nin yaninda devam etti. Ahmed GazzT'nin yedi sene tefsir-hadis ve sair ilimlerde hocasi 
Ahmet Besjji (hyt. 1096/1685) den istifade ederek daha sonra Ezher'e hadis hocasi olarak 
tayin olunmu§tur. 

Ahmed GazzT kaddese'llahu sirrahu'l-azTzin Misir'da gecirdigi sure toplam 30 yildir. Di- 
ger bir ifadeyle on iki ya§mda Camiu-'l Ezher'e gelen Ahmed GazzT yedi yillik bir tahsil haya- 
ti ya§ami§tir. Onalti yasjnda iken once cok mevzu hadis ezberlemi§, daha sonra iki yil 
icinde seksen bin hadis ezberleyerek onsekiz ya§inda ilmT hadis dalmda mezun olmujtur. 
Daha sonra tefsir ile fikih ilminde ve sair ilimlerde ve irfanda iyi yeti§mi§ bir ilim olarak 
Misir ulemasi arasma katildi. Cami'ul-Ezherdeki hizmetlerine bajladi. 

GazzT, muallim ve miiderris olarak dini ilimler de 100 (yuz) den fazla ki§iye icazet 
iverdi. Misir'a verilen icazetnamelerinin cogundaki silsilelerde Ahmed GazzT kaddese'llahu 
sirrahii'l-azTz adini gbrmek hig de zor degildir. 

Ahmed GazzT'nin nesebi konusunda da belirttigimiz gibi, dedeleri Emirul-Hac olup asil 
ve seckin olan sulalesi sebebiyle de herkes katmda ikram gbren, deger verilen saygm bir 
kisjlige sahip olmalarmdan dolayi Misir istikametinden on-dbrt defa hacca gittiler. Son hac 
seferinde veda tavafi yaparken gaybden §byle bir ses duydu: 

"Ya $eyh Ahmed, diyar-i Rum'da nasibin var, oraya git ki hakikat perdelerinin sirla- 
n iki cihanda aynel- yakm-den hakkal-yakine ula$makla gonliin §ad ola," 



Divan-i ilahiyyat ve Aciklamasi | 57 



Nitekim kutsal topraklarda veda tavafmi yaparken ulastigi bu fikri gergeklestirmek igin 
gorev yaptigi Ezher'e donup hemen bir gun iginde oradaki talebelerini, mesai arkadaslanm 
ve diger dostlanni birakarak yola gikar. Artik Ahmed GazzT'nin Misirdan ayril i§i gergekles- 
mistir. 

Ahmed GazzT kaddese'llahu sirrahu'l-azTz hac esnasmda kararlastirdigi Anadolu'ya git- 
me fikrini gergeklestirmek niyetiyle bir gemiye binerek Misir'dan istanbul'a dogru yola 
gikti. Yolculuk esnasmda hava sartlan son derece kotu idi. Ahmed Gazzi kaddese'llahu 
sirrahu'l-azTz geminin kamarasmda oturup Allah Teala'ya yonelerek kaside-i munferice'yi 
okumaya basladigi zaman ona, basmda Halveti taci oniinde kuzu kurku olan bir zat gele- 
rek: 

"Korkma Ey Ahmed, selamettir. Kehf suresine devam et ve bizi Bursa'da bul" dedi. 

[Gelen kisi NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l azizdir. Ahmed GazzT igin fitneden ve 
deccaliyetin serrinden emin olmasi igin bu tavsiyede bulunmustur. "Kim Kehf suresinin 
basmdan on ayet ezberlerse Deccal'in fitnesinden /corunur"Muslim(l/555) Hakim 
(2/399) Bizlerin de bu konuda duyarli olmamiz gerekmektedir.] 

Gergekten de biraz sonra firtina dindi ve 1086 da Istanbul 'a ulasti. Bir mtiddet istan- 
bul'da ikamet ettikten sonra Edirne'ye gegerek oradaki mesayihi ziyaret edip daha sonra 
Bursa'ya geldi. Ancak Bursa'ya gelmeden istanbul'da gegirdigi gunler esnasmda Ayasofya 
Camiinde hadis ilmi ile mesgul olduguna dair kaynaklarda bilgi vardir. 

Misir'dan istanbul'a gemiyle gelirken tutulmus olduklan firtmadan kurtulmalan igin 
yolda kendisine tavsiyede bulunan sahsi bulmak gayesiyle 1087(1676) tarihinde Bursa'ya 
gelen Ahmed GazzT Ulu Cami civannda bir hocanm evinde misafir oldu. Bir iki gun sonra 
sehirde ne kadar mesayih varsa hepsiyle gorustu. 

Bu arayis devem ederken Ahmed Gazzi gesitli medreselerde hocahk yapmayada baslar. 
Bursa'ya geldigi (1087/1676) senesinden Niyaz-i MisrT ile bulustugu 1103 (1691) yilma 
kadar aradaki on alti yillik zaman diliminde miiderrislik yaptigi yerler ve gorev yapma sart- 
lan hakkmda kaynaklarda bilgi bulmak zor degildir. 1087/1676'da Ulu Cami'de ilim dersi- 
ne baslayarak, tefsir, hadis ve fikih dersleri okutmustur. Rivayetlere gore o yillarda Ulu 
Cami'de 50-60 dersiam var idi. Once Ahmed GazzT'yi dinler daha sonra ise kendileri ders 
okuturlardi. 

Bu zaman zarfmda ehl-i tank ile dostluk kuramamistir, Hatta bazi sufTlerin tavir ve dav- 
ranislanni gordukge onlan kmar ve mudahale ederdi. Bir taraftan Cenab-i Hakk'dan o zata 
kavusmayi temenni edip dua ve niyazda bulunuyordu. 

Bu yillarda Limni'de bulunan NiyazT-i MisrT kaddese'lahu sirrahu'l azTz (hyt. 1105/1694) 
lehine ve aleyhine gok seyler isiten Gazzi, mesrebinde taasub galip oldugundan MisrT'ye 
gok kiziyordu. Limni'de surgunde olan NiyazT-i MisrT kaddese'lahu sirrahu'l azTz 
(hyt. 1105/1694) hakkmda leh ve aleyhinde duydugu sozlerden etkilenerek onun Bursa'ya 
gelecegini duyunca konuyla ilgilenmez. 

Ancak NiyazT-i MisrT kaddese'lahu sirrahu'l azTz ise dualannda ona yer veriyordu. 
Soyleki: 

Ve dahi Hazret-i Rasul-i Ekrem ve Nebiyy-i Muhterem ve gefi-i iimem sallalahu 

teala aleyhi ve sellem Hazretleri evail-i biletlerinde Rabb-i muteal celle celaluh Haz- 

retleri dergahmdan din-i miibmi ki ferfat-i mutahharadir. "omereyn" (iki Omer) in biri 

ile takviye ve mazarrat ricasinda olub dualan makbul ve Hazret-i adalet meab Omer 

ibn-i Hattab radiyallahii teala anh hazretleri islam He ummet-i erbaine vasil ve anlar 



58 | NiyazT-i Misrf kaddese'llahu sirrahu'l azfz 



yuzunden bu kadar asar-i azime hasil oldigi gibi ben kara yuzii Misri dahi Huda-yi 
mucibii'd-daevat barigah-i bi istibahmdan hala bu sehr-i Burusada rukn-i rakin ve 
tarz u gavirlan makbul u giizin iki Ahmed Efendi ki vardir. Biri fahru'l-muderrisinu'l 
kiram ishak Hacesi dinmekle matuf Ahmed Efendidir ve biri yine fahru'l-miiderrisinul- 
izam Gazevi Ahmed Efendidir. Bu ikiden birini takviye-i tarikat ve temsiye-i aym-i ev- 
liya rah-i hidayet iciin isterim deyu nice (69a) defa taleb u rica-yi manevide oldukla- 
rmdan sonra bu taleb-i ilhamileri zib-i mesami ahbab olub esatize-i asnn efzal u alemi 
musevvid menakib bendelerinin ustaz ve'l-e§radi mefharulmii'ellifin ve kidvetii'l- 
musannifin muma ileyh fazTletlu ishak Hocasi Ahmed Efendi merhumun dahi bu husus 
guszedleri oldukda Hazret-i seyhin bendegan u dostanindan bir mutemed zat-i serifin 
delaleti ile hakipayilerin ziyarete azim ve asitanelerinde hucre-i seniyyelerine vasil u 
dahil olduklannda destmallerin kendii gerdenlerine talik ve iki avucun bir idub ve sag 
eli ile gut-i ptsgahlannda sultanim Hazretleri bu Ahmed kulunuz efendimin kemter-i 
abd-i derem-i handesidir. Misilli eda-i hulus-i ni§an ile dest-i meyamin piramenlerine 
rumal olmuslar. Anlar dahi layik oldigi vech uzre riiy-i dil u kabul ve ber adet-i kadtm 
tevkir u tazim buyurub o meclisleri vahy-i lezaiz-i enfas-i tayyibe ve cevahir-i varidat-i 
seniyye ile giizar ve nihayet ve sohbet-i seriflerinden memniinen ve mahzuzan 
mufarakat ve sa'adethanelerine te§rif idub lakin ba'deza Hazret-i seyhe kemal-i 
tekarrub ve zir-i dest terbiyelerine girmek miiyesser olmak zemani bir mikdar beray-i 
maslahat miimtedd ve melhuzlan olan fikirleri sedd oldigi ezman hilalinde mu§arun 
ileyh §eyh Ahmed GazzT Hazretleri Hazret-i seyhe talib u ragib ve testgtr-i inabet (70a) 
ve guy-i ruba-yi himmet ve nail-i kimya-yi saadet inzar-i futuvvetleri olub zir-i dest-i 
terbiye ve erbain ve baedehu hilafet bulub rica-yi Hazret-i §eyh anlar hakkma i§abet ey- 
ledigi tevatur bulmusdur. Hatta Hazret-i Merhumdan menkuldiir ki 

"benim tarfkatimde Ahmed nam benden sonra Ban teala celle sanuh dort aded 
fazil ve biri birinden kamil alim ve amil zati mesned nisin i mesihat buyuracakdir" 
deyu ke§f-i ilham buyurmuslardir ki evveli Hazret-i §eyh Ahmed Gazzi idugi zahir ve ba- 
hirdir. (ibrahim RAKIM, 1750), v. 69a-70a 

Bu §ekilde olusan muhabbet Ahmed Gazzi'nin hilafet yolunu agacakti. Talebelerine bir 
gun evvel Misri'yi karsilamaya degil, seyretmeye bile gikmamalarmi tembih etmi§ti. Sabah 
namazmdan sonra adeti uzere Camii Kebir'e gelip derse basladi. Ders tamamlanmak uzere 
iken NiyazT-i MisrT kaddese'lahu sirrahu'l azTzi karsilamaya gikan dervislerin zikir ve tevhid 
sadalanyla Ulu Cami degisik bir atmosfere girmisti. 

Boylece "Ahmed GazzT'nin kulaklarma zikir sesi gidip dimagi, cam her seyi zikir ile mu- 
zeyyen olur. Yillardir hasretiyle yanip tutustugu zatm vuslat-i rayihasi karsjsinda mubarek 
vucudu titremeye basjayinca dunya ve onun icindeki diinyevT duygular gbzunden gikip bir 
halet-i zaide gelip hemen tahta basindan kalkip sagma soluna bakmaksizm NiyazT-i MisrT 
kaddese'lahu sirrahu'l aztzin seyrine gikar. Soyle bir kenarda meczup sifat olurdu. Gittikge 
muhabbeti artip dururken Misri Efendi tahtirevan iginde gorunur. Ahmed GazzT'nin oldugu 
mahalle gelince kendisi selam verir. Ahmad GazzT gorur ki ilk defa Gazze'den gelirken ge- 
mide zuhur edip, 

"Nasibin benim yuzumdedir, gel bizi Bursa'da bul" diyen o zatm ta kendisi oldugunu 
musahede eyleyince suratla vanp tahtirevanda NiyazT-i MisrT kaddese'lahu sirrahu'l azTzin 
elini bptiigu zaman Gazzi'nin elini sikica tutup: 

"Ahmed sizi cok beklettik, kaderbu giine imis" deyip elini salivermeden dergaha kadar 
beraber geldiler. Kaynaklarda ittifakla bildirilen tarih (1103/1691) dir 



Divan-i ilahiyyat ve Aciklamasi | 59 



NiyazT-i Misri kaddese'lahu sirrahu'l aztz bir fatiha okuyarak Ahmed GazzT'yi cilehane-ye 
koyar. Bunu goren talebeleri meseleyi kavrayamadiklan igin "hocamiz elden gitti" diye 
iizulduler. Kirk gunde seyru-suluk gorup rutbe-i kemalata nail olup erbainin sonuna kadar 
riitbesini doldurup makam-i cemiul-cem'e vasil oldu. Zira daha onceden kendileri takva- 
nm kemaliyle mu§erref idi. Mur§id-i kamil olan MisrT'nin elinden ask §arabmi icti. 

1104(1693) ramazan aymin 23.gununde erbainleri tamamlamnca MisrT, Bursa'dan 
biitun mesayihmi Camii Kebir'e davet edip hilafet meclisi olacagmi haber verildi. NiyazT-i 
Misri kaddese'lahu sirrahu'l azTz camiye geldiginde Ahmed GazzT kaddese'llahu sirrahii'l- 
aztz dervislerle zikir ve tevhid halindeydi. Ogle namazi kihndiktan sonra kursuye gikan 
MisrT, yanlanna Ahmed GazzT'yi de alarak oturtup bir miktar sirr-i tevhidden bahsetti. 
Daha sonra Taha 29-30 ayetlerini "Ailemden kardesim Harun'u bana vezir yap" ayet-i 
kerimesini okuyup, buyurdular ki: 

"Hz.Musa aleyhisselamm Firavunla mucadelesinden Hz. Harun'un kendisine yardimci 
olmasini anlatti. Daha sonra, Hz. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem islami anlatirken 
kendisine yardimci olan sahabe-i guzini ve Hz.Omer radiyallahu anhin islam'/ aciktan teblig 
hizmetini anlatti ve her ne kadar bu aciz Misri izhar-i tarikat oldum ise de min cihetil bese- 
riye acizdir. Daima 14 senedir, 

"Ya Rabb rahmetinden biri He bu tarikat-i aliyyeyi te'yid eyle zumre'i miinker yine 
mukabil olur, Him ve amel ve seriat ve tarikat ve hakikat bir kavi zati bana ihsan eyle" 

Diye niyaz eder idim. Ahmedlerden biri ishak Hocasi demekle meshur Ahmed'dir. Biri 
dahi Gazz? Ahmed Efendi'dir. Nasib Ahmed Gazzf'nin Elhamdulillah Gazzi Ahmed Efendi'yi 
bize ihsan eyledi. Kemalati ilmiyye de ben den alimdir, kendi zatimda olan sirr-i tarikat ve 
hakikat dahi bunlara ihsan eyledi, butun varimi Ahmed'e verdim. Bundan boyle bizi isteyen 
Ahmed'i bulsun. Bursa'da Ahmed GazzVden baska halifem yoktur. Varis-i kamil ve ekmali 
Ahmed'dir" deyip dahi bol tevhid ile Ahmed Gazzi'yi vasf edip ir§ad meclisine muminleri 
ragbetattirip, hilafetnameleri okuyup ellerine teslim ve ba§ma tac-i §erif giydirip, tarikati 
aliyye hirkasi giydirip dua ve sema ve fatiha okurdu. 

Ahmed Gazzi bazi kaynaklarda MisrT'nin besjnci halifesi bazilannda ise yedinci halifesi 
olarak gorulmektedir 

Hilafet meclisinin naklinde ihtilaf yoktur. Yalniz MisrT'in halifesi olan Rakim Efendinin ri- 
vayetine gore MisrT - GazzT hilafet meclisini Ishak Hocasi Ahmed Efendi duydugunda o gun 
aksamla yatsi arasinda MisrT dergahma vanp: 

"Aman efendim, bu Ahmed senin askmi kabul eylemez. Ben de sana asigim ama bu 
ana kadar izhar edemedim. ihsan eyle veraset-i kamileyi bu kuluna ver" diye aglayarak 
ayaklarma kapanip yalvannca MisrT §6yle cevap verdi: 

"Ahmed Efendi, olan oldu ve veraset- kamilen verildi, degisiklik miimkiin degildir., 
nasib Ahmed Gazzi Efendinin imis. Bizim elimizde bir sey yoktur. Bizde olan emanet-i 
kiibrayi sahibi Gazzi'ye ihsan eyledi. Ama sen de me'yus olma, daima manevi velayete 
biraz seni de irsad edelim" deyip ishak Hocasi Ahmed Efendi'ye dahi telkin-i zikir buyurup 
zumre-i bendegan divanma kayit eylediler. 

MisrT tarafmdan Hilafet makami Ahmed Gazzi'ye tevdi olununca kendi oglu Ali'yi de 
GazzT'ye teslim ederek: 

"Ahmed efendi evladimi zahiren ve batmen terbiye eyle" diyerek biitun sevenlerine ve 
muridlerine "bundan sonra Misride bir sey kalmadi benim turn sirlarim Ahmed'dedir. Bizi 
arayan Ahmed'i bulsun." demislerdir. 

Ahmed GazzT kaddese'llahu sirrahu'l-azTz MisrT dergahmda seccadenisjn olup olduktan 
sonra ilmi faaliyetlerin yanmda tasavvufi terbiyeye miisait olan insanlan ir§ad eyleyip 



60 | NiyazT-i Misrf kaddese'llahu sirrahu'l azfz 



halvetiye esaslanna gore yetistirmistir. 

1104/ 1693 yilinda Ulu Cami'de hilafet gbrevi almca ve MisrT dergahmda §eyhlik gore- 
vine baslamistir. NiyazT-i MisrT kaddese'lahu sirrahu'l aztzin oglu ^elebi AN Efendi 
(hyt. 1125/1713) nin terbiyesiyle de yakindan ilgilenmistir. 

NiyazT-i MisrT kaddese'lahii sirrahu'l aztz Sevval 1104/1693 tarihinde Edirneye vaaz et- 
mek iizere Selimiye Camiinde bulundugu zaman Limni'ye siiriilmesine dair gelen fermanin 
uzerine camiden ahnip Bogazhisari'ndaki Kapudan Pasa'ya sevk olunmus ve oradan 
Limniye gbnderilmistir. 20 Recep 1105 (hyt. 17. III. 1964) garsamba giinii kusluk vaktinde 78 
yasinda iken Hakk'a yiiriimiis ve Limni'de sirlanmistir. 

Ahmed GazzT kaddese'llahu sirrahu'l-azTzin MisrT dergahmdaki postnisinlik suresi yakla- 
sik bir yil surmustiir. Ciinkii Misri-GazzT hilafet meclisi ile (1104/1693) de baslayan MisrT 
dergahi seyhligi 1105/(1694) tarihinde MisrT'nin Hakk'a yiiriimesi uzerine NiyazT-i MisrT'nin 
evladi Celebi Ali Efendinin (hyt. 1125/1713) saray'a muracaatlan uzerine gelen emirle sona 
ermistir. 

1105 (1694) da Receb aymda Limni'de Hakk'a yiiriiyen NiyazT-i MisrT kaddese'lahii 
sirrahu'l azTzin tek erkek evladi olan Celebi Ali Efendinin (hyt. 1125/1713) etrafmda topla- 
nan bazi kisiler Celebi Efendinin zaafindan da istifade ederek Ahmed Gazzi'nin dergahdan 
gikartilarak yerine kendisinin gegmesini telkin etmeye baslamislardir. Gazzizade 
Abdullatif'in (hyt.1247/1831) Menakib-i Gazzi isimli eserinden aktanlan: 

Hz.Pir (Niyazi-i Misr?) bakaya gogtu. Tekke Qelebi Efendiye gegti. Bursa'da on dokuz 

kimesne ba$larma tag giyip biz Hz. Niyazt-i Misr? kaddese'lahu sirrahu'l azlz 

hulefasindaniz diye meydana gikip, Bursa'da er biri bir kosede dava-i irsada ve halvetiye 

ayinini icraya basladilar ki bunlann bazilarmin hilafeti sahih idi, ama mertebe-i irsad ve 

veraset bizzat Ahmed Gazzi'ye ihsan olundugunda, hala silsile-i tarikatin bunlann yu- 

zunden yurudugu gibi sahiddir. 

Bu sartlar. Hz. Misri'nin postunda oldugunu gekemeyip oradan ihrag olmasma suri 

ve manevi gayretle olup Hz. Misrf-nin eyledigi vasiyetlerini feramus eylediler. 

Ahmed Gazzi'nin MisrT dergahmdan ihraci konusuna Giilzar-i Suleha ile Suleyman Ha- 
lis'in -Vefeyat'mda ve Gazzizade' nin Menakib Gazzi'sinde genisge yer verilmistir. 

MisrT dergahi insa olunmadan evvel Niyazi-i MisrT Gelibolu'da askerlik gbrevini ifa et- 
meye galisirken, halifelerinden biri riiyasmda Bursa'da bir tekke gbriir. Riiyaya gore tekke 
de NiyazT-i MisrT kaddese'lahu sirrahu'l azTzin muhaliflerinden Kiitahyali Mehmed Efendi 
admda bir kisi oturmaktadir. 

Bu riiyayi MisrT'ye naklettiklerinde su cevabi alirlar: 

"Oglum o senin gordiigiin tekke Bursa'da bizim igin bina olacak bir zaviyedir. Lakin 
binasi Allah Teala igin degildir, miiminler arasmda fitne gikarmak igindir. Bizim halifemiz 
Ahmed Gazzf'yi oradan ihrag ederler" 

Ruyanin gbriildiigii yil 1076/(1666) dir. Bundan dolayi bu hadisenin butunu 
kaddese'llahu sirrahii'1-azTzin kerametlerinden sayilir. Ahmed Gazzi'nin tekkeden gikmasi 
istendi. Gazzi bunu kabul etmedi. £unku kendisini o makama NiyazT-i MisrT kaddese'lahu 
sirrahu'l azTz oturtmus idi. Kendi- nzasiyla giksa merhum MisrT ruhaniyeti mugber olur diye 
insanlarm gesitli azarlamalanna sabir ve tahammiil etti. En sonunda 19 kisinin hepsi Celebi 
Efendi (hyt. 1125/ 1713)nin basma iisusup: 

"Efendim sen Hz.Misrf gibi bir zat-i serifin evladisin. Senin Seyh Ahmed Efendi'den 
ders okumandan, gocuklar ile asik oynaman evladir. Sen terbiyeye muhtag degilsin. 
Kemalat-i Misrizat-i serifinde asikadir" diye tiirlii tiirlii hileler yaptilar Geng Celebi Efendi 
de terbiye altmda bulunmayi nefsi istemedigi igin teklifler hosuna gitti. Bunun uzerine 



Divan-i ilahiyyat ve Aciklamasi | 61 



II. Ahmed devrinde (1102-1106 /1691-1695) Avusturya'ya sefer ilan edilince 
Bursa'da bulunan NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l azTz Allah Teala nzasi icin 
gazaya gidecegini soyleyerek yeni kaphca civannda Bademli Bahce'ye cadir kura- 
rak 200 kadar muridini cevresine toplar. Ancak, muritleri cogalan seyhlerin zaman 
zaman isyan ettiklerini dusunen yonetim, Misri'ye bir Hatt-i Humayun gondererek 
Bursa'da oturup hayir dua ile mesgul olmasini ister. 101 Fakat MisrT bu emre kulak 

Celebi Efendi (hyt. 1125/1713) lisanmdan o gunlerde savas, hazirligi nedeniyle Edirne'de 
bulunan sadrazam ve Seyhiilislam'a §6yle bir mektup yazdilar. 

"....Halen pederim merhum Hz. Misri'den bana kalan zaviyeme §eyh Ahmed Gazzi 
mutasarnf olup, bize tasarruf ettirmez. ihracma bir emr-i ali niyaz olunur." Arz-u hal 
geregince 

"§eyh Ahmed Gazzi'yi tekkeden ihra? edin(cikarm)" diye emr-i sultan geldi. Emir 
Ahmed Gazzi kaddese'llahu sirrahu'l-aztze ulasinca 

"....Ha, iste simdi gikarim, zira ben kutb-u bat in emri ile oturdum, simdi kutb-i zahir 
dahi (ikmanizi emir eylemis bizden kabahat gitti memur- mazurdur" deyip alem- post ve 
kitaplarmi alip dergahdan gkarak Seker Hoca mescid-i serifine tasindi. 

Daha once MisrT dergahmda basjami§ oldugu seyhlik gorevi ile oteden seri surdiirdugu 
ilim tedrisi faaliyetlerini araliksiz olarak surdiiruyordu. Aynlmi§ oldugu Misri dergahi aley- 
hine hie bir faaliyette bulunmaksizin Seker Hoca Mescidinde gahjmalanna devam eden 
Ahmed Gazzi kaddese'llahu sirrahu'l-aztze ahbablan ve sakirdleri de daha uygun bir yer 
arama faaliyetlerine baslami§lardi. 

Ahmed GazzT'nin giyabmda yer arayan dostlan Duhter Seref mescidini tamir edip, avlu- 
suna odalar ilave ederek derli toplu bir hale getirdiler. i§ler tamamlamnca Ahmed Gazzi' 
nin hizmetine sundular. O da adetleri uzere zikr-i tevhid ve tedris-i uluma burada devam 
etti. (1105/1694). 

Duhter Seref mescidindeki galismalanyla sohreti daha da artti. Mescidin yakinmda bir 
ev alarak saliha bir hammla evlendi. 

Ahmed GazzT, son gunlerinde yaptigi vasiyetlerinde "kirk senedir inziva eyledim, benim 
cenazemi di§an gikarip halka zahmet vermeyin" diyerek hemen yikanip namazimn kilm- 
masmi ve defnedilmesini talep etmi§ti. Makamma torunu olan Mustafa (Nesib)in 
(hyt:1202/1788) oturtulmasmi istemis ve "in$allah feyzim onun yiiziinden zuhur eder" 
demisti. (104) 

Ahmed GazzT'nin Hakk'a yiirumesi yakla§tigmda butiin halife, talebe ve dervisleri der- 
gahta toplanmi§ zikirle me§gul idiler. Bir tarafmda Enarh dergahi §eyhi Sadruddin Efendi di- 
ger tarafmda ise Nasuhizade Halil Efendi oldugu halde iman dualarmi okuyarak, "Allah 
Allah deyip, Kelime-i tevhid-i son nefesinde soyleyerek" ruhunu Hakka teslim ettiginde 
tarih 6 Sevval 1150/(6.12.1738) yili Pazartesi gecesi seher vakti idi. (TEKELi, 1991), s.16-36 

Padisahm NiyazT-i MisrT kaddese'lahu sirrahu'l azTze gdnderdigi mektup aynen soy- 
ledir: 

"Misri Efendi! 

Selamimdan sonra sefere kasd ve azimetiniz oldugu mesmu-i humayunum oldu. Sefere 
teveccuhunuzden ise halvetinizde duaya mesgul olmaniz ensebdir. Mahallinizden harekete 
rizay-i humayunum yoktur. Huzur-i hatir ile zaviyenizde oturup asakir-i islamiyye ve guzat-i 
mucahidine teveccuh-i tarn ile mansur ve muzaffer olmalan duasmda olmaniz me'muldur 
vessel am." 



62 | NiyazT-i Misrf kaddese'llahu sirrahu'l azfz 



asmaz ve Tekfur Dagi'na kadar gider. 102 Padisah kendisine yeni bir Hatt-i 
HumayCmla silahsor Arap Besir Agayi, bir koc ve dervisler icin para gondererek 
burada kar§ilatir. Esasen Padisah, MisrT Efendi'yi sevmekte ve ordunun O'nun dua- 
sini alarak sefere cikmasinda bir sakinca gormemektedir. 103 Ancak Seyhin Edir- 
ne'ye yaklasmasi ve padisaha is basinda bulunan butun hainleri bir bir haber vere- 
cegi §ayiasi, halkin bunu sabirsizhkla beklemesi devlet adamlan arasinda buyuk 
sabirsizhk uyandinr. Sadrazam Bozoklu Mustafa Pasa padisahi ikna ederek, buyuk 
fitne cikacagina inandinr. Bu arada NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l azTz 26 
Sevval 1104 (30 Haziran 1693) Sail gunu Edirne'ye gelip vaaz etmek icin Selimiye 
Camiine indigi zaman, halk camiin etrafini almis kalabahktan iceriye girilemez ol- 
mustur. NiyazT-i MisrT, caminin icinde mihrabin yanina oturup, "ogleden sonra 
vaaz ederiz, namazdan sonra da Padisahla bulusur, sefere gideriz" diyerek, namaz 



NiyazT-i MisrT, padisahin bu istegini kabul edemeyecegini §u mektubu ile bildirir: 

"Bismillahirrahmanirrahim. 

Elhamdulillahi Rabbilalemin. Vassalatu vesselamu ala Seyyidina Muhammedin ve alihi 
ve sahbihi ecmain. Vesselamu ala halifeti'l MehdTyyi. 

"Padisahim! "inne mesele Isa kemeseli Adem" buyuruldu. Mumasili ilmul-esmada yi- 
gildi. Kabul edene melek dendi, kabul etmeyene seytan dendi. Kezalik isa, nuzulunde 
ilmu'l-esma ta'lim eyledi. Kabul edene melek ve MehdT dendi, etmeyene seytan ve deccal 
dendi. Ondan nuzul-i isa'ya gelince ne kadar enbiya ve rusul geldiyse anlara muhalefet 
eden padisahlardan kangisi behre-mend (nasipli) oldu, muradina erdi? Cumlesi makhur 
oldular. 

Padi§ahim! Muhale ferman vermek akil isi degildir. Bir kevkebe tulu' etmesun deyu 
ferman versen yahut borusu (agnsi) tutmu§ avret dogursa padi§aha asi olur mu? 

Padi§ahim! Ben seni esirgerim! Sana benim su-i kasdim yoktur. Senin hayirhahimm. Se- 
nin dusmenin, beni sana yanhs bildirir. Bu dahi malumun ola ki enbiyada ve evliyada kizb 
ve hilaf ve mudahene olmaz. Bizim sana su-i kasdimiz yoktur. Dedigimize itimat edin ve 
niidemadan birisini sunu azl veya katleyle demem. Bu senin hizmetine layik degildir. Ancak 
umum iizre adleyle deyu nasihat ederiz, kabul edersen senin izzetin ziyade olur; aziz olur- 
sun! Kabul etmezsen zaran kendinize edersiniz. isa niizul etmesun deyu ferman veriip 
geru reddedemezsin. Ancak bir miktar ta'ciz edersen, me'yus olunca sonra nazar-i Hakk 
erisiip ol me'yusa necat verir.. 

El-Hasil enbiyaya muhalefette olmaktan men ederim. Nasihati kabul edersen, tahtmda 
sabitkadem olursun. isa Aleyhisselam, kendi hakkmda ala mele'innas haza MehdTyyti'z- 
zaman deyu §ehadet eder. §ehadetini Allah taala kabul eder, cumle halk dahi kabul eder. 
Ve ilia muhalefetin zaran kenduye aid olur, bilursiin. Nasihatim budur. Bu mektubu kendu 
§eyhine gosterme ve re'yiyle amil olma. Seyhu-I islama ve ulemaya goster, anlarm re'yiyle 
amil ol. Alim kavli §eyhu'l-islami musirdir. Anlarm isaretleriyle amil ol Ahmed adedidir 254 

Vesselamu ala men ittebe'a'l-huda". 

(Vahdetname / HCiseyin (6. 1304 H.) Lamekani 297.7 LAM1341 H- Osman Ergin Yaz- 
malari OE_Yz_000059/03 Ataturk Kitaphgi, istanbul,) 

102 (Si la h tar, tarih, II, 704) 

103 (Resid, tarih, II, 216). 



Divan-i ilahiyyat ve Agklamasi | 63 



vaktini beklemeye baslar. Bu durum karsisinda sadrazam, MisrT Efendi eger derhal 
surgun edilmezse, buyuk bir kansikhk gikacagini padisaha tekrar hatirlatir. ^ikari- 
lan ferman Kaymakam Osman Pasa ile NiyazT-i MisrT'ye gonderilir. Osman Pasa, 
kalabahgi tahrik etmeden camiden igeri girer ve "buyurun, sizi sultanimiz isterler" 
diyerek disan gikarmak ister. Bunun uzerine NiyazT-i MisrT, "tnsaallah, namazdan 
sonra variriz" diyerek, yerinden kimildamaz. Arkasindan bir boluk yenigeriyle, bir 
yenigeri agasi "buyurun sizi padisahimiz istiyor" diye koltuklayip, tahtirevana bin- 
dirirler. Oradan Mirahor-i Sani Dilaver Aga ve leventlerle Gelibolu'dan 
Bogazhisannda Kaptanpasaya teslim edilerek tekrar Limni'ye surgune gonderilir. 
Ancak bu surgune sebep olanlann hepsi cezalanni gekmislerdir. 20 Recep 1105 (16 
Mart 1694) f^arsamba gunu kusluk vakti 78 yasinda Limni'de Hakk'a yurur ve oraya 
defnedilir. Donemin eserlerinden Tezkire-i Safayi'de NiyazT-i MisrT kaddese'llahu 
sirrahu'l-azizin adadaki kalmakta oldugu camii'nin mihrabinda, seccadesi uzerinde 
kibleye yonelik iken Hakk'a yurudugu kaydedilmektedir. Yine o zaman ayaginda 
bukagi oldugu ve kendisini bukagi ile birlikte defnedilmesini vasiyet ettigi bildirilir. 
Mezar bastasinda zincirin resmi vardir. 104 

Kendisini sevenler tarafindan nasi Turkiye'ye istenmisse de Yunanhlar, o bizim 
azizimizdir veremeyiz, diye isteklerini reddetmislerdir. 105 

Vasiyeti uzerine cenazesini Limni'deki dergahin seyhi, Seyh Mahmud Efendi yi- 
kamis ve Baltaci Mehmed Pasa'nin mezan yanina sirlanmistir. Kabir tasi uzerinde 
su beyitlerin yazih oldugu bildirilmektedir. 106 

Mazhar-i feyz-i tarikat kasif-i sirrullah 
Mursid-i ehl-i hakikat arif-i pur intibah, 
Omrunii takva ve zikrullah ile itti temam 
Cay-i arayis degildir bil di kim bu hankah 
Tekyegah-i alem-i Misr teni terk eyleyup, 
Alem-i lahut'a gitti sevkile b?-istibah 
Daiyi pur sevki Hasib soyledi tarihi, 
Eyle Misri Efendiye kasr-i adni caygah 

SenellOS 

Hakkmda birgok tarih dusurulmustiJr. Bunlardan Kur'an-i Kerim'den "ve sebbit 
akdamena" ve Bursah Belig (hyt: 1172 /1758-59) 'in su tarihi en guzelidir: 



Kutb-i alem Hazret-i MisrT Efendi menzilin 
Tekyegah-i arsa-i mevada ihraz eyledi 
Dusdi gar etrafa matem didiler tarihini 
Ruh-i Misrt mahfel-i aliye pervaz eyledi, 



104 



105 



(VASSAF, et al., 2006), v. 95, (s. 89) 
(AYKUT, 1976), s. Ill 



106 (ASKAR, 1997), s.105 



NiYAZT-i MISRT KUDDiSE SIRRUHU'L-AZiziN TURBESJNJN SON DURUMU 

Asagida ahnti yaptigim iki guncel not turbenin vahim durumunu bize haber 
vermekte ve bu sekilde desifre olmasi bizi uzmektedir. Komsumuz Yunanistan'nin 
artik bu konuda tedbir alacagini dusunuyoruz. Cunku NiyazT-i Misri Efendimizin 
Osmanhya kar§i memnuniyetsizligi ile ilgili sikintilann neticesi kitabimiz icerisinde 
gecmektedir. Eger bu konuda Yunanistan gercek bir ozveride bulunulursa umanm 
ki Allah Teala dostuna yapilan hizmetin karsihgini cok kisa zamanda gosterecektir. 

Degerli dostlar. 

Size turbe diye gosterilen yerin eski bir Osmanh hamami oldugunu tahmin 
ediyorum. Akhniza hamamlarda pencere olur mu? Diye bir soru gelebilir. Ayni 
hamami Midilli Adasmda eski limani (kuzey liman yolu uzerindeki Ermou cad- 
desinin yakinmda da gorebilirsiniz. Turbe bugun Turk yahsi semtinde mevcut 
olan (kapisi tas islemeli) market olarak hizmet veren binanin icindedir. Bu ko- 
nuda elimde bazi eski mubadele oncesi resimler mevcuttur.1930 lu yillarda 
mezan bursa belediyesinin Bursa'ya tasima girisimi olmus fakat yunan yetkililer 
adada ikamet eden halkin sesine kulak vererek mezann Turkiye ye nakline karsi 
cikmislardir. Zira Misriye hristiyan halkta sempati duymaktaydi. Myrina halkin- 
dan ogrendigim kadan ile ozellikle yashlardan anlattiklan konu gok farkhdir. 

Soyle ki: turbe ....09.1939 tarihinde belediyece yiktirilmis. Ayni gun 
myrinada bir sinemada biiyiik bir yangin gikmis olup 250 civannda insamn 
olumiinii Limni halki turbenin yikilmasma baglamistir. 

Konuyu bilgilerinize arz eder. Saygilar sunanm. 107 

* * ** 

Niyazi MisrT'nin kabrinin Limni adasmda oldugu 1990 yihnda devrin Basba- 
kani Merhum Turgut Ozal tarafindan Kultur Bakani Namik Kemal Zeybek'e tali- 
mat verilerek onanlmasi istenmistir. Ancak, Kultur Bakanhgi kabrin bulundugu 
yeri ancak tespit edebilmis ve muteakip hukumetler yurtdisindaki kulturel var- 
hklanmiza ilgisiz kahnca Niyazi MisrT'nin de mezan onanlamaz olmustur. Ta ki 
20 Subat 2008'de TBMM'de kabul edilen ve 27 Subat 2008'de yururluge giren 
5737 Sayih Vakiflar Kanunu cikana kadar. Vakiflar Genel Mudurlugu Yurtdisin- 
daki Turk Kultur Eserlerinin onanlmasini bir butun olarak kabul etmis, bunun 
icin bir daire kurmus ve Vakiflar Butcesini de yaklasik 37 milyondan 600 milyon 
YTL ye cikararak ecdadin kulturel mirasini korumayi hedeflemistir. Haberi oku- 
yunca sanki Niyazi MisrT'nin turbesi yeni kesfedilmis gibi haber yapilmasi bu ta- 
rihi bilgileri yazmama beni adeta zorlamistir. Umanm Vakiflar Genel Mudurlugu 
Yurtdisi Daire Baskanhgi diger eserlerle birlikte planina almis oldugu Niyazi 
Misri Turbesini de onarmayi basanr. Bence Niyazi MisrT'nin Misirh degil Malat- 
yah oldugunu Yunanhlara erkenden soylenmekle onanmin gecikmesine sebep 



107 Ruhi iYiGUN, http://www.malatyaguncel.com/ 26 Ekim 2008 Pazar 21:32 



Divan-i ilahiyyat ve Aciklamasi | 65 



olunmustur. Zira Yunanistan bizden aynlmis bir ulke olmasi hasebiyle bize ait 
butun eserleri korumasiz ve bakimsiz birakmayi temel politika haline getirmis- 
tir. Tarihi eserlerin restorasyonu ile Yunan hukumeti ilgilenmemektedir. Onun 
yerine bagimsiz hareket eden Anitlar ve Tarihi Eserler Kurulu ilgilenmektedir. 
Bu kurum da dedigim gibi bizim eserlere cok lakayt davranmaktadir. Bu is Limni 
Belediyesinin isi degildir. Oyle ki Merhum Ozal 1990 da Patrikhaneye onanm 
izni verdiginde Yunanhlar Rodosta, aralannda bir Malatyah Pasanin da mezan 
bulunan tarihi eserlerin onanmini zamana yayarak karsilikhhk ilkesi cercevesin- 
de onanma izin vermemislerdir. Hatta iKO islam Mirasini Koruma Merkezi veya 
Aga Han Vakfi tarafindan Rodos'taki camilerin onanmi icin gonderilen paralan 
dahi bankalarda bekleterek yerinde ve zamaninda kullanmamislardir. Bu bilgi- 
ler Ozal zamani icindir. Simdi Rodostaki Suleymaniye Camii kismen onanm 
gormustur. Bunu da simdiki Cumhurbaskanimiz Abdullah Gul'un Basbakanhgi 
ve bilahare Disisleri Bakanhginda kulturel varhklanmiza sahip gikmasina borglu- 
yuz. Son zamanlarda yurtdisindaki ozellikle Osmanh Eserleri onanlmaktadir. Bu 
isi Vakiflar Genel Mudurulugu Yurtdisi Daire Baskanhgi yapmaktadir. Bu is Be- 
lediyelere birakihrsa Yunanistan'in Tarihi Anitlar Kuruluna toslar ve 2 senede 
yapilacak bir onanm 10 sene sonra yapihr. Bu bilgileri okuyucularla paylasma- 
min sebebi Niyazi MisrT Turbesinin Ozal zamaninda baslayan hikayesini anlat- 
mak ve Rodos'ta bulunan kaptani Derya Murat Reis Pasa haziresinde bulunan 
ve guzel mermerlerle yapilmis Malatyah Pasanin da mezannin onanm bekledi- 
gini anlatmaktir. Ben bu bilgileri ayni zamanda TBMM Disisleri Komisyonu Uye- 
si olan Malatya Vekilimiz Mehmet §ahin'den duydugumda bir Malatyah olarak 
sizlerle paylasmayi uygun gordum. 108 

Yazdigi eserlerden bazilan sunlardir: 

/- Turkce Eserleri 
1-Divan 
2-Mecmualan 

— Suleymaniye Kut. Resid Ef. 1218 numaradaki mecmua. 

— Bursa Sultan Orhan Kut. 690 no'lu "Mecmua-i Kelimat-i Kudsiyye" diye ad- 
landinlan mecmua. 

3-Risaleleri 

— Risale-i Devriyye 

— Risale-i Es'ile ve Ecvibe-i Mutasavvufane 

— Risale-i Esratu's-Saat 

— Tabirname 

— Risale-i Haseneyn 

— Risale-i Hizriyye 

— Risale-i Arsiyye 

— Vahdetname 



108 Ali Zeybek, http://www.malatyaguncel.com/ 11 Eylul 2008 Persembe 15:35 



66 | NiyazT-i Misrf kaddese'llahu sirrahu'l azfz 



— Risale-i iade 

— Risale-i Nokta 

— AkTdetu'l-Misri 

— Risale ft Devran-i Sofiye 

— Etvar-i Seb'a 
4-§erhleri 

— §erh-i Esma-i Husna 

— Serh-i Nutk-i Yunus Emre 
5-Mektuplan 

6- Ait Oldugu Soylenen Diger Eser ve Risaleler 

— Lubbu'l-LiJb ve Sirru's-Sir 

— Cenab-i Hakk'in her seyi muhit oldugu hakkinda risale 

— Elgaz-i Sofiye 

— Risale ft isareti'l-vakiat fi'l-fatihati's-senfe- 

— Risale-i usul-i tarikat 

— Usul-i tarikat ve rumuz-i hakikat 

— Esrefoglu RumT'ye ait beyitlerin serhi 

— Bir beyitin serhi 

— Tefsir-i dua hakkinda risale 

— Ahval-i tankat-i Hak 

— Tuhfetu'l-Ussak ve Tuhfetu'l-Mustak 

— El-levayih iTsual-i Seyh Misri 

— Gunesin magribden nasil dogdugu hakkinda risale 

— Risale-i Tman-i taklidi ve tahkiki 

— Ta'bTr-i sada-yi nakus 

— Risale-i fttasviri'l-ecsam ve'l-erham 

— Risale-i tanhiyye 

— Cuz-i la yetecezza 
7- YazdigiTefsirler 

— TefsTr-i sure-i Yusuf 

— TefsTr-i inna eradna'l-emanete 

— TefsTr-i lem yekunillezme keferu- 

— Allahu nuru's-semavati ve'l-ard— 

— TefsTr-i ayet-i "iz kale rabbuke— 

— TefsTr-i ayet-i innallahe— 
//- Arapca Eserleri 

— Mevaidu'l-irfan; Devre-i Arsiyye; TesbT-i KasTde-i Bur'e (Burde) 

— TefsTr-i Fatihatu'l-Kitab; Mecalis 
Seyhleri 

Tasavvuft kimligi gunumuze kadar akseden NiyazT-i MisrT kaddese'lahu sirrahu'l 
azTz bu basansini, yeteneklerinden ziyade degisik iklimlerden feyz aldigi seyhlerine 
borgludur. Tarikatlann revagta oldugu ve ehl-i tank olmanin gelenek halini aldigi 
bir donemde yasamis olmasi ayn bir sanstir. Naksi bir babanin oglu olmakla birlik- 



Divan-i ilahiyyat ve Agklamasi | 67 



te, Kadiri bir mutasavvuftan istifade etmis, Halveti Mehmed Efendi ile sohbette 
bulunmus ve nihayetinde UmmT Sinan' kaddese'llahu sirrahu'l-azTzde karar kilmis- 
tir. 

Huseyin Halveti kaddese'llahu sirrahu'l-aztz 

Malatya'da iken baglandigi bu mursidi, hakkinda bilgiye rastlayamiyoruz. 

ibrahim Kadiri kaddese'llahu sirrahu'l-aztz 

Misir'da Camiu'l-Ezher'de tahsile devam ettigi siralarda intisab ettigi Kadiri bir 
§eyhi. 

Mehmed Halveti kaddese'llahu sirrahu'l-aztz 

Usak'ta bulundugu siralarda UmmTSinan'in halTfelerinden Mehmed HalvetT'nin 
sohbetinden istifade etmis ve O'na intisab etmistir. DTvani'nda kendisine yazdigi 
bir mersiyesi vardir. 

UmmtSinan kaddese'llahu sirrahu'l-aztz 

NiyazT-i MisrT kaddese'lahu sirrahu'l azTz kendisinde karar kildigi seyhtir. Kendisi 
de ayni zamanda bir mutasavvif-sairdir. HalvetTligin kolundan olan UmmT Sinan, 
Elmahli'dir. Kendisi igin MisrT'nin, "$eyhim, aztzim UmmtSinan Elmalili'da kalbimin 
devasini buldum. Kimya-yi haktkata vasil oldum.." dedigi ve DTvani'nda 
medhiyyeleri 1 " olan seyhtir. NiyazT-i MisrT kaddese'lahu sirrahu'l azTz, O'nun 
manevi terbiyesinde dokuz yil kalmistir. 109 

Seyhinin Hakk'a yurumesi uzerine yazdigi tarih manzumesinde bu uzuntusunu 
soyle dile getirir. 

Ugradi can yine matem ustune 
Olmiya bir nale rtalem ustune 
Can u dil meksufu mahzun oldular 
Karagiin dogdu bu hanem ustune 
Feyzimin suyu yerinden od cikar 
Yarasur bana ki yanem ustune 
Yikihp meyhane hie mey kalmadi 
Bir esik bulam mi yatam ustune 
Geldi seyhimin Niyaz? tarihi 
San kiyamet kobdi alem ustune. 110 

Silsilesi 

NiyazT-i MisrT kaddese'lahu sirrahu'l azTz, tarikat silsilesini bizzat belirtmistir. 
Mevaidu'l-irfan'm 40. sofrasinda bildirdigine gore silsilesi soyledir: 
UmmTSinan Halveti 
Eroglu 

Abdulvehhab Elmah HalvetT 
Yigitbasi 
Alauddin UssakT 

109 (BAGIS, 1995), s.39 

110 (ASKAR, 1997), s.68 



68 | NiyazT-i Misrf kaddese'llahu sirrahu'l azfz 



Tacuddin Kayseri 

Molla PM ErzincanT 

Seyyid Yahya e§-§irvanT 

Sadruddin Omer HalvetT 

Hace izzuddin HalvetT 

AhT Bayram HalvetT 

Omer HalvetT 

AhT Muhammed HalvetT 

ibrahim ez-ZahidTel-GeylanT 

Cemaluddin et-TebnzT 

§ihabuddin et-TirmTzT 

Ruknuddin Muhammed es-SincanT 

Kutbu'd-din el-Ebhen 

Ebu Necib es-SuhreverdT 

Omer el-Bekn el-halvetT 

Vasiyyu'd-din el- Halveti 

Ahmed DineverTel- HalvetT 

Mumjad ed-Dinevenel- HalvetT 

Ebu'l-Kasim el-Cuneyd el-BagdadT 

Seriyyu's-SakatT 

Ma'ruf el-KerhTel- HalvetT 

Davud et-TaTel-HalvetT 

HabTbu'l-AcemTel- HalvetT 

Hasan el-Basnel- HalvetT 

AN ibn-i EbTTalib kerrema'llahu veche 

Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem 



in 



BAGI5, 1995), s.40 



MECMUA-I KELIMAT-I KUDSIYYE-I HAZRET-I MISRI 

NiyazT-i MisrT kuddise sirruhu'l-azizin sanata, hayata bakis agisini en iyi yansitan 
eserlerinden birisi de kendi el yazisiyla yazilmis nushasi zamanimiza kadar gelen 
hatiratturu mecmuasinin gozumlemesi ile bu durum daha iyi anlasilacaktir. 112 

[Gun gun kaydedilen notlardan olusan bu mecmua bir "gunluk" esprisiyle ya- 
zilmistir. Eserde §airin yaklasik 18 yil suren surgun hayatmda basmdan gegen hadi- 
seler, duygu ve dusunceleri, olaylara, hayata bakis tarzi, kendisine yapilanlar kar§i- 
sindaki dusunceleri, tavir ve davranislan, endise, korku, §uphe vb. ic dunyasinin 
butun galkantilan, kirginhklan kizginhklan, dusmanhklan kendi ifadeleriyle kayith- 
dir. Yani bu eserinde, yasayan, yiyip icen, hayatin icindeki NiyazT-i MisrT ile karsi- 
lasmaktayiz. Bu eserin bir baska ozelligi de sairin bazi siirlerinin hangi ortamlarda, 
hangi duygu yogunlugu, hangi dusunce atmosferinde yazildigini, hangi olaylann 
siirlerin yazilmasinda etkili oldugunu anlamamiza yardimci olmasidir. Onun Van! 
Mehmet Efendi ile olan husumetini Kadizadeler denilen ho§gorusuzler gurubuyla 
olan <pati§masini, tekke ve zaviyelerin kapatilmasini, toplam olarak yaklajik 18 yilhk 
surgun hayatmda gektiklerini bu hatiratindan ogrenemesek birgok siirine nufuz 
etmemiz zorlasacaktir. 

Bu eserinden NiyazT-i MisrT kuddise sirruhu'l-aziz: n3 

—Zehirlendigini, karde§in'm kendisini oldurmek uzere kandmlmi$ olabilecegi- 
ni, sonra da karde$inin oldurulebilecegi ve ikisinden birden kurtulunacagmi, (lb) 

114 

—Soguk gunlerde mest giydigini, kapismm sopa ile di$aridan dayandigmi, 
dugunlerde evine yemek gonderildigini, bu dugun yemeklerinin normalden daha 
haf if oldugunu (lb) 

—Musa Reis'in geldigini, kapiyi galdigi halde onu igeriye kabul etmedigini,9 
giindur gemi bekledigini, ba§taki idarecilerin cilk yumurta gibi oldugunu, (2b) 

—Kale'den camiye ini§inin 1040. gunii oldugunu, Suleyman Pa§a'nm 
28.gunde limana geldigini, (3a) 

—Hamzevilere kar§i olan a§m dii§manligini, (3b ,4a) —Suleyman Pa§a'nm 10 
gun once dlmQ$ oldugunu soyledikleri halde onun gemiyle geldigini, (4b,5b) 

—Mustafa Pasazade Muhammed Bey'in kendisini ziyarete geldigini, bu hare- 
kete karsi memnuniyet hislerini, (5b) 

—Ziyaretine gelen Bekir Pasa'nm Kaptan Pasa'dan bir mektup ve 50 kurus 
hediye getirdigini, fakat bunlan kabul etmedigini, paranm 15 kurusunu biraderi- 
ne, 10 kurusunu Ca'fer Bey'e ve Abdurrahman'a verdigini, kalanmi da Muham- 
med Dede'ye ve kayyima vermek icin ayirdigmi, paranm bir kismmi da cok nime- 
tini yedigi Mustafa Dede'ye vermek istedigini, (5b) 



NiyazT-i MisrT, Mecmua-i Kelimat-i Kudsiyye-i Hazret-i MisrT, Bursa Orhan Gazi Ktb. No 
690. 
113 (KAVRUK, 2004), XXIV-XXXII 

Burada verilen yk numaralan Bursa Orhan Gazi Ktb No: 690'daki niishaya aittir. 



70 | NiyazT-i Misrf kaddese'llahu sirrahu'l azfz 



—izni olmadan Sultan Mustafa'nm hutbe bile okutamayacagmi, padisahlarm 
adaletle hukmetmesi gerektigini, (6a) 

—Bursa'da iken seyhlerin kendisine mektup gonderdiklerini, nasil hareket 
etmesi gerektigi konusunda telkinde bulunduklarmi, kendisinin bu telkinleri ka- 
bul etmedigini "bildiginizden kalmaym" diye karsihk verdigini, bundan dolayi da 
9 yildir eziyet gekmekte oldugunu, (6b) 

—Hakim gagirdigmi, kendine eziyet edilmemesi igin ona ihtarda bulundugu- 
nu, Fuyuz? Qelebi mecmuasmdan "Dervis olan asik gerek" ilahisini yazdigmi, (7b) 

—Suleyman Pasa'nm gemisiyle adaya Abdulcebbar admda bir dervis geldigi- 
ni, onun kendisine Rodos'taki eski bir ahbabmdan selam getirdigini, (8a) 

— Van? Mehmed Efendi'ye karsi olan dusmanhgmi, (8b) 

—Gece evine girilip cebinden yazih kagitlarmm galmdigmi (9a) 

—Siganotu zehiriyle zehirlendigini, halbuki "Sulumen" denilen zehirin daha 
etkili oldugunu ve attarlarda kolayca bulunabilecegini, etkili oldugundan kendi- 
sini daha gabuk bldurebilecegini, (9a) 

—Evinin tavanmm delinerek, oradan kendisinin devamh takip ve kontrol edil- 

digini (9b) 

—1027 yilmda diinyaya geldigini (9b) 

—Bir miktar badem vefmdik kirip yedigini, (lib) 

—Ramazan adh bir dinsizin kendisine eziyet gektirmek ve oldurmek igin de- 
vamh agular verdigini, (12a) 

—Sehzade Sultan Mustafa'nm validesinin, Suleyman adh birini kendisine ezi- 
yet igin adaya gonderdigini, (12b) 

—Selanik'ten gelen birinin, siirlerinde yanhslar oldugunu sbyleyerek, onlari 
beraber okumayi arzu ettigini soylemesini, sairin bu davramsi, kendini imtihan 
olarak telakki ettigini, (14a) 

—Eziyetlerden, kotii davramslardan iyice bunaldigmi, (15a) 

—Tavan bekgisinin iki gundur kendisini uyutmadigi igin dayanamayip bir mik- 
tar giinduz uyudugunu, (17a) 

—Dusmanlarmm kendine su aldirmadiklan igin susuzluktan yandigmi, susuz- 
lugunu gidermek igin karpuz yedigini, yedikge hararetinin arttigmi ve karnmm 
davula dondugunu, (17a) 

—Cuma giinleri uzerine samdan koyulmak uzere bir sandik yapildigmi, sairin 
bunu kendi tabutu gibi gordugunu, (35a) 

—Onceleri cifir vb. seyleri bilmedigini fakat hapsedilip Bogaz hisar'a gonderi- 
lince biitiin kitaplarmi yirttigmi, kendinden gegtigini, akh basma gelince boga- 
zmda zincir, ayagmda bukagi gordugunu, o anda "esma—i huruf ve kavaid—i 
cifrin ba'zisi"nmfeth oldugunu, (35b) 

—Sabah uykudan kalkmca yuzunun sis, dudaklarmm sarkmis, yureginin ta- 
mamen sismis oldugunu, (38a) 

—Hediye olarak evine bir miktar kurban eti getirildigini, (38b) 

—Bahk avlamaya gidildigini, (38b) 

—Kendisine hediye olarak ayakkabi gonderildigini fakat onlari kabul etmedi- 



Divan-i ilahiyyat ve Agiklamasi | 71 



gini, (42b) 

—incelemesi ig'm kitap gonderildigini, fakat rahatsizligmdan dolayi bakacak 
takatinin olmadigmi, (43b) 

—Gonderilen kitaplan sonunda inceleyebildigini, bunlarm en az 500 yilhk ol- 
dugunu, (44a) 

—Kendisine hakaret etmeleri ig'm dusmanlarimn bazi gocuklan uzerine gon- 
derdiklerini, (44a) 

—Bazi geceler camide sabahladigmi, (44a) 

—Kendisine eziyet edenlerin kendinden oziir dilediklerini, (44b) 

—Kopruluzade Mustafa Pasa'nm kendisine biriyle bir kitap gonderdigini, 
(45b) 

—Zehirlendigini, yiizunun, dudaklarmm sisip ayakta duramaz hale geldigini, 
(53a) 

—istanbul'dan ziyaretine gelen iki kisinin Van? Mehmet Efendi'nin casusu 
olabileceklerine kanaat getirdigini, (52a, 52b) 

—Talebelerinden birinin, evi civarmda tukiirerek kendisine hakaret ettigini, 
bunu ona yakistiramadigmi, (53a) 

—Ca hitler yapar an la rim, bu kisi bu hareketi nasi I yapar diye kendi kendine 
yakmdigmi ve oldukga uzuldugunu, (53a) 

— Yunus Amcasmm hacca gittigini, (54a) 
—Nikahli esiyle evlenmeden ayrildigmi, (55a) 

—Haksizliga ugramasmdan dolayi sikayette bulundugu kadiyla aralarmdaki 
anlasmazhgi, (55a) 

—Kirk giin cami iginde, sikmtili vaziyette, minberde yatmak zorunda kaldigmi, 
(55a, 56b) 

—Kaldigi mescidin tavanmm kendini kontrol etmek maksadiyla dusmanlar 
tarafmdan delindigini, yere toz ddkuldugunU, (56b) 

— Yazdiklarmm evinden all nip kontrol edildigini, (56b) 

—Tavanmm dovulerek kendisinin devamli huzursuz ve rahatsiz edildigini, 
(56b) 

—Her sikmtismm, rahatsizligmm sebebinin Padisah ve Van? Mehmed Efendi 
oldugunu, her seyin onlarm rizasi, bilgisi ve emriyle yapildigmi, (57b) 

—Kendisine Limni'de sikmti gektirenlerin (8'liler) Seyh, haktm, Ramazan, kadi, 
dizdar, hatib, azab agasi ve Voyvoda oldugunu, (59a,93a) 

—Osmanh padisahlarmdan siddetle yakmmasmi, (60a) 

—Osmanhlarm yerine Tatarm (Selim Giray) tahta gegmesinin daha uygun 
olacagmi dusundugunu, bunun ig'm halka seslenisini, (61b) 

—Dusmanlarmm yanma gelip gidisini ve kendisinin takibini kolaylastirmak 
ig'm ev'm'm tavanmm iki kapismi da agtigmi, ev'm'm kapismi devamli agik birakma- 
smi, (63a) 

—Kaymbiraderi ve kardesinin kendini ziy arete gelisini, (63b) 

—Dort kardesi oldugunu, (67a) 

—Kardesinin gelip evde uziim yedigini, (65b) 



72 | NiyazT-i Misrf kaddese'llahu sirrahu'l azfz 



— Yanmda devamh bir bekgi bulunduruldugunu ve ondan gok rahatsiz oldu- 
gunu, (68a) 

—Zehirlenme korkusundan, yatarken yiyecek tabagim basmm altma koydu- 
gunu, (70a) 

— Yemegine zehir katarlar endisesiyle tuzsuz, yagsiz ve karpuz suyuyla yemek 
pisirmesini, (72a) 

— Yemek yapmak ig'm suyundan faydalanmak iizere, hayli karpuz aldigmi, 
(72a) 

—Aksam yemegi yemedigini, yemek yemeden ne kadar dayanabilecegini dii- 
sundiigunu, (72a) 

—Zehirlenmeden dolayi ig'm'm dismm vurulmu$ koyun gibi §i§tig"mi, §a§km bir 
vaziyette dola$tigmi, bunun ig'm de sagmaladigmi; sagmaladigmdan dolayi ma- 
zur gdrUlmesi dilegini, (72a) 

—Hakim tarafmdan "sus bire edepsiz " diye azarlandigmi, halk iginde kiigiik 
duguruldugunu, (72b) 

—Dii§manlari tarafmdan yOzune tukurOldugunu, kendisine hakaret edildigi- 
ni, (72a) 

—Cuma giinii kendinden israrla nasihat etmesi talebini kabul etmedigini, 
(75a) 

—Kendisini "tizcek" oldurmeleri ig'm dii§manlarmi bazen tahrik ettigini, (75a, 
91a) 

—B'mdigi e§egi tekmeleyip kufreden gocugun halini, (75a) 

—OgluAli'nin dogumunun 1810'ncu gununu, (78a) 

—Kendine tukuruldugtine kizmasmi ve uzunttisunu, (78b) 

—Mestinin ustune kan damlamasmi, (80b) 

— Yilan zehiriyle zehirlendigini, (90b) 
—Gordiigii eziyetleri, i$kenceyi ve ihaneti, (90b) 
—Ibrahim adh hatib He aralarmdaki du$manligi, (91a) 
—Muderris Sebzi Efendi He Bursa'daki ili§kiler'mi, (91b) 

—Padi§ahm adaletle i§ yapmaya ba§ladigmi kendisine yapilan muameleden 

anlamasmi, (95a) 

—Limni'ye gemi geldig'mi, (97a) —iki gun su si- 

kmtisi gektigini, (97a) 

—Kandinlarak zehirli kestane He oldurulme endisesini, (97a) 

—Rodos'da basmdan gegen kopek hadisesini, (98a) 

—Dokuz senedir Al-i Osman'm pengesinde azap gektigini, (98b) 

—Fitratmm ehl-i diinya He konusmaktan hazzetmedigini, (98b) 

—Adaya gelen gemi sahibinin kendisine bir kelle seker He bir bardak hediye 

getirdigini, (99a) 

—Sabah kaldigi yerden gikmca sofada biizulup oturan zavalh birini goriip 

uzulmesini, (100b) 

—Dusmanlarmm kaldigi yerin tavanmi doviip kendisini rahatsiz etmelerini ve 

kendini yilan zehiriyle zehirlemelerini, (101b) 



Divan-i ilahiyyat ve Agklamasi | 73 



—Amcasmm 3 ayhk yoldan adaya kendisini ziyarete gelmesini ve buna karsi 

duydugu memnuniyeti, (102a) 

—Evinde gakmagi olmadigi igin mumunu yakamayip karanhkta oturdugunu, 

daha sonra da disan giktigini, (102b) 

—Kendisine bir makreme (havlu, el bezi, pestemal) hediye getirildigini, (102b) 
—Edirne'de Bostancibasi He basmdan gegen olayi hatirlamasmi, (103a) 
—Gece yansi du$manlarmm (an galarak kendisini uyutmayip rahatsiz etmele- 

rini, dusmanlarmm (am elleriyle galdiklarim, (104a) 

—Bursa'da da zehirlendigini, ruhunun cesedini terk ettigi halde doniip tekrar 

geri geldigini, (104a) 

—Usak'ta da "top dokunmasi" sonucu viicudunun tamamen dagilip tekrar 

toparlandigmi, (104a) 

—"Allah oldurup oldurup diriltir" inancmm kendisinde hakim oldugunu, 

(104a) 

—Mevaidu'l-irfan adh eserinin 58 yasmda hangi durumda yazildigim, (104b) 
—Eserlerini yazarken daima imla hatasi yaptigim, bu hatalan yapmasmm se- 

bebini, (104b) 

—Omer Hayyam'dan haline uygun olarak segip verdigi rubai misalini, (105a) 
— 1083'ten beri dokuz yildir devamh eziyet gektigini, (105a)] 11S 



115 (KAVRUK, 2004), XXIV-XXXII 



NIYAZI-I MISRI KUDDISE SIRRUHU'L-AZIZIN HAYAT KRONOLOJISI 



Yasi 


Donem 


Hicri 


MiladT 


Olaylar 




Sultan II. Osman 


1027 


1618 


Dogumu 


21 


Sultan IV Murad 


1048 


1638 


Tahsil ifin seyahate fikmasi 


22 




1049 


1639 


Diyarbakir'da ilim tahsili 


23 




1050 


1640 


Mardin'de ilim tahsili 


23 


Sultan Ibrahim 


1050 


1640 


Tahsil ifin Misir'a gelisi 


23-27 








Misir'da tahsil donemi 


27 




1053 


1644 


Misir'dan ayriliji 


27-30 


Sultan IV. 
Mehmed 


1056 


1646 


Anadolu'da dolajmasi 


30 




1056 


1646 


istanbul'a gelisj 


30 




1056 


1646 


Bursa'ya gelisi 


33 




1057 


1647 


Seyh Ummi Sinan'a intisabi 


40 




1066 


1656 


Hilafet verilmesi 


41 




1067 


1658 


Usak ve Kutahya'daki hizmeti 


42 




1067 


1658 


Seyhinin vefati 


45 




1072 


1662 


Bursa'ya gelip yerlesmesi 


50 




1077 


1665 


Zikir ve deveranin yasaklanma- 

Sl 


51 




1078 


1667 


Seyh Mehmed'in vefati 


53 




1080 


1670 


Bursa'da dergah in$asi 


55 




1083 


1672 


Edirne'ye gidiji 


56 




1083 


1672 


Rodos adasina surgun edilme- 
si 


57 




1084 


1673 


Affedilmesi 


61 




1088 


1677 


Limni adasina surgun edilmesi 


75 


Sultan II. Suley- 
man 


1100 


1691 


Bursa'ya donusii 


76 


Sultan II. Ahmed 


1104 


1692 


Edirne'ye gidisi-Limni surgunu 


78 




1105 


1694 


Hakk'a Yuruyu5ij 



Kenan Erdogan, Niyazl-i Misn Hayati, Edeb? Kifiligi, Eserleri ve Dtvani'nm Tenkitli Metni, 
Ankara, 1998, s. 138 



Tartkm bir Cuneydt Hazret-i Misrt Efendi'ye 

Keremler eyle yd Allah kerfmdne seldm eyle 

01 kirn yd merhabd Misrisana yuzbin seldm olsun 

Kemdl-i hazret-i 'ask ile suzdna seldm eyle 



Mustafa Ma'nevT 117 



GIRIS 



NiyazT-i MisrT kuddise sirruhu'l-azizi tasarrufu ve eserleri ile gunumuze kadar 
varhgi unutturmayan bir mursid-i kamil oldugunu gormekteyiz. 

Genellikle tasavvuf dusuncesinde suftnin manevT hal ve duygulanni en iyi yan- 
sitabildigi saha, sembolik anlatima basvurulan, siir alanidir. NiyazT-i MisrT pek cok 
mutasavvif seyh icin de oldugu gibi, tasavvuf dusuncesini yansitan eserleri man- 
zum D?vdn'\ vardir. 

Onun D?vdn-i ildhiyyat'\ icin bircok serhler yapilmistir. Tarafimizdan da yeni bir 
aciklama istemi ile bir gayret hasil olunca temel divan metni olarak Suleymaniye 
Ktp. Mehmed Murad Ef. 43/1 nusha esas ahnmis ve agiklama bunun uzerinden 
sekillenmistir. 

1993 yihnda Kenan Erdogan Beyefendi D?vdn'\n akademik duzeyde tenkit ve 
ta h Ml in i yapmistir. 118 Bu gahsmasi da basvuru kitabimiz olmustur. Bu sekilde bazi 
nushalardaki farklihklan bilerek asil divana ulasmak kolaylasmistir. 119 Bu sekilde 



117 Mustafa Ma'nevT (d. 1020-1611, hyt: Cemaziye'l-ahir 1114-(Ekim-Kasim) 1702)'nin ba- 
basi, "Me$ayih-i Halvetiyye'den Karaba§ $eyhi 'AH 'Alaaddm Efendi" olup daha 50k 
Karabas-i l/e/nsmiyle me§hurdur. Bu ismi bajina sardigi siyah Halvettsangi ve sahip oldu- 
gu yiiksek derecelere binaen almijtir. 

Kenan Erdogan, Niyazi-i Misr? Hayati, Edeb? Kisiligi, Eserleri ve Divanmin Tenkitli Metni, 
Erzurum 1993 (Doktora Tezi) 

"Tespitlere gore NiyazT-i MisrT Divani, nusha sayisi bakimmdan oldukga zengin bir divan- 
dir. Divan, ba§ta Istanbul Suleymaniye Kutuphanesi ve Ankara MilIT Kutuphane olmak uze- 
re Bursa, Konya, Erzurum, Bahkesir gibi degijik yazma eser bulunduran kiituphanelere 
dagilmi§ vaziyettedir. Aynca yurt di§inda da nushalan bulunmaktadir. Yazma eserler iginde 
NiyazT Divani'nin kendi turii iginde hayli kabank bir nusha sayisi oldugu, bundan da 50k 
yazilip okundugu anla§ilmaktadir. Kalabalik bir nusha sayisina sahip olan NiyazT Divani'nin 
kar§ila§tirmah metninin hazirlanabilmesi elbette bir segme ve eleme yapmakla mumkun 
olacakti. Bu sebeple once butun bu nushalann ozellikleri tek tek mahallinde bizzat tespit 
edilerek ozelliklerine gore kendi, arasinda gruplandirma yoluna gidildi. Sonra bunlann 
iginden (biri ta§baski) 7 nusha segildi. Sonra Mecmuasi'ndaki jiirleri Have edildi. Temsilci 
diyebilecegimiz ve esas aldigimiz bu niishalar §unlardir: 

1-Siileymaniye Ktp. Mehmed Murad 43/1 

2-MillT Ktp. A.1960/1 

3-Siileymaniye Ktb. Mihrisah Sultan 384/1 

4-S.Ozege Ktp. A.S.Levend Kitaplan 254 



78 | NiyazT-i Misrf kaddese'llahu sirrahu'l azfz 



eksik olan ilahiler metne dahil edilerek Divan-i llahiyyat'm noksanlan ikmal edil- 
meye cahsilmistir. 

Tasavvuf tarihinde ucuncij devre MelamT piri olarak bilinen Seyyid Muham- 
med Nuru'l-ArabT kuddise sirruhu'l-azizin (1305/1889) Divan-i ilahiyyat $erhi 120 
aciklamada en cok faydalandigimiz eser olmustur. Aynca Abdullah Cayhoglu'nun 
hazirladigi NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l aztzin Gazellerine Yapilan Serhler 
121 de yeri geldikce gunumuz dil ve anlayisina uygun olabilecek sekilde yeniden 
uyarlanarak ilgili ilahi aciklamalarma konulmustur. 

Divan-i ilahiyyat'in metininde genellikle gunumuz Turkgesi kullanilmaya gahsil- 
mistir. Bu turlu degisiklikler vezinde bozukluk olusturmus olmasi ragmen okuyana 
mana butunlugu vermesi dusunulmustur. Yine manasi anlasilamayacak olan keli- 
melerin agiklamasi ise metin iginde ve dipnotta uygun bir sekilde yapilmistir. Bazi 
yerlerde tekrarlann veya ayni konu hakkmda degisik yorumlar olacaktir. Bunu 
gorus zenginligi ve anlayis farklanna isaret saymak uygun olacaktir. 

Hz. Mevlana kaddese'llahu sirrahu'l-azTz Efendimiz buyurur ki; 
"Bu sozun, tekrarlanmi$ gibi gozukmesi, sizin ilk dersinizi iyice anlamami$ 
olmamzdandir. Bu yuzden her gun ayni §eyi soylemek icap ediyor. " 122 

Ahnti yaptigimiz kaynaklardaki hadis-i seriflerin mehazlan faydah olacagindan 
yapilan tahricleri ve bilgileri ile koymayi uygun gorduk. Kitaplar ve kaynaklardan 
yapilan iktibaslan ve ozet seklinde dahi olsa sahibinini ibraz etmeye cahstik. 



5-Marburg 2522 (Berlin) 
6-Sel(uk Eraydin Ozel Kitaphgi 
7-Tas baski 
8-Bursa Orhan Ktp. 690 

(Kenan Erdogan, Niyaz?-i Misn Hayati, Edeb? Ki$iligi, Eserleri ve Dtvani'nm Tenkitli Metni, 
Ankara, 1998, s. CLXXXVI ) 

Seyyid Muhammed Nur, Misr? Niyazi Dlvani $erhi, haz. M.Sadettin Bilginer, ist.1982 

121 (CAYUOGLU, 1994) 

122 Mevlana, FThi Ma F?h, cev: M. 0. Anbarcioglu, s. 52 



DIVAN-I ILAHIYYAT 



VE 



ACIKLAMASI 



Hz. Seyh Mursidu's-salikTn, Mefharu'l-vasilTn, Sultanu'l-evlTya, Burhanu'l-asfiya, 
Kutbu'l-aktab, Fendu'z-zaman Muhammedu'l-Misriy-yu'l-Halvetiy-yu'l-Kadiri 
kaddese'llahu sirrahu'l-azizin ilahT kelimat-i kudsiyyelerinin esrar ve hakTkatlerine 
dair aciklama yapmaya cahsana Allah Teala'nm yardim etmesi, haddini bilmesini, 
sininni asmamasi icin rahmet etsin. 

"§uphe yok ki Allah Teala haddi asanlan sevmez. " 123 

"Allah Teala igin mutevazf olan bir kimseyi Allah Teala yiiceltir." 124 

Bizim NiyazT-i Misri kaddese'llahu sirrahu'l azTze sonsuz bir guvenimiz vardir. 
O'nun yardimi ile yonelerek aciklamaya cahsacagiz. £unku lutuf sahibi olduguna 
iman ederiz. 

Sultan Veled Hazretleri buyurdu ki: Buyuk Mevlana (Baha Veled)'in tecellisi 
yucelik ve ululuk ile babamin tecellisi ise tevazu ve liitufWe idi. Allah Teala veli- 
sinin kibri de MahTdir, lutfu da; 

ve yine buyurdu ki, bir gun babam: 

"Allah Teala'nm velisi bu dunyadan gogtugii vakit onun seyri, sagligi za- 
manmdaki seyrinden yiiz bin kere fazla olur. Qunku o, Allah Teala'da seyre- 
der. Bunun ise, sonu yoktur. Bu Allah Teala velisinin, muritler ve asiklar uze- 
rindeki tasarrufu kiyamete kadar kahr." 125 

Daha gtizeli ve idrakin tekrar tekrar tevelludu niyeti, ricali gayb ve erenler 
himmeti, ask-i niyaz ile Hu... 



123 Maide, 87 

124 Muslim, Birr, 69 (2588); TirmTzT, Birr 82, (2030); Muvatta, Sadaka 12, (2, 1000) 

125 (YAZICI, 1995), s. 499 



Divan-i ilahiyyat ve Afiklamasi |83 



A 126 



Vezin: Fa'ilatun Fa'ilatun Fa'ilatun Fa'ilun 



E y gonul gel gay rid en gee a$ka eyle iktida, 

Zumre-i ehl-i haktkat am kilmi§ mukteda. 

Ciimle mevcudat-u malumata a§k akdem diiriir, 
lira a§km evveline bulmadilar ibtida. 

Hem da hi ciimle fena buldukta a§k baki kalir, 

Bu sebebden dediler kim a§ka yoktur intiha. 

Dilerim senden Huda'ya eyle tevfikm refik, 

Bir nefes gonlum senin a§kmdan etme gel ciida. 

Masiva-yi a§kimn sevdasim gonlumden a I, 

A§kmi eyle iki alemde bana a§ina. 

A§k He tamuda olmak cennetidir a§ikm, 
Lik cennette olursa tamudur a§ksiz ana. 

Ey Niyazi Mur$id istersen bu yolda a§ka uy, 

Enbiya vii evliyaya a§k oluptur rehnuma. 



Ey gonul gel qayriden gee a$ka eyle iktida, 
Ziimre-i ehl-i haktkat am kilmi$ mukteda. 

Ey gonul gel ba§kalanndan gegip a§ka uy, 
Haktkat ehli cemaati a§ki imam kilmi§. 127 

A§k, sarma§ik anlamina gelen "15k" kelimesinden alinmi§tir. Sarma§ik, sanldigi 
yeri nasil kaplarsa, a§k da girdigi kalbi hatta insanin vucudunu oylece sarar. 128 

A§k, hem ya§anan duygusal, yani varolu§<pu (egzistansiyel) gergekligi hem de 
varhksal, yani ontolojik gergekligi olan bir kavramdir. Bazi §airler anlamca "a§k" 
sozcugunden daha geni§ kapsamh olan "15k" sozcugunu tercih etmi§tir. A§k'i daha 
gok duygusal bir sevgiyi ve muhabbeti ifade etmek igin kullanmasina ragmen, "i§k" 
ile ulvT ve manevi sevgiyi dile getirmistir. Dolayisiyla iki gesit ask'tan soz edilebilir. 

Birincisi ilahi a§k, yani be$ert a$ktir. Baska bir deyisle Allah Teala'ya yaratici as- 
kina ilahi ask diyebiliriz. ^unku varhklar ozunu bu asktan almislardir, varhklann ozu 
Allah Teala'nin yaratici ask'inin ta kendisidir; ikincisi ise varolu§cu ve ya§anan a§k, 
yani egzistansiyel ask'tir. Varoluscu ask insanin ozunde gizli bulunan aski gerek 



Divandaki ilahilerin dizimi Arab Elfabesine goredir. 

Beyitler anlajilabilirligi artinlmaya cahjilmif ve vezin diizeni aranmami5, kelimelerin 
gunumuz Turkgesine yakin olani olani ile tekran yapilmi§tir. NiyazT-i Misri kaddese'llahii 
sirrahu'l azTzden ilahilerine uygun du§ecek manalan vermesi igin ali himmet ve af temenni 
ederim. (Yazan) 

Eraydm, Selcuk, Tasavvuf ve Tankatlar, s. 236. 



84 | NiyazT-i Misrf kaddese'llahu sirrahu'l azTz 



duygu ve dusuncesine gerekse davranis ve hareketlerine yansitmasidir. Bu ask, 
insanin bilgi ve bilinc seviyesine bagh olarak komedik ya da trajik bicimde tezahur 
edebilir. Tutku ve ihtiraslann tatmini esasina dayanan insani guldurup eglendiren 
dunyalik ask'a biz komedik a§k diyebiliriz. Gelip gecici olan bu askin tarn tersine, 
dunyayi ve insani dunyevi seylere baglayan duygu ve dusuncelerin butununu yok 
sayan bir baska ask vardir. Trajik ask, gercek ask budur. Buna gore, insan kendisini 
dunyevi tutkulanndan kurtardigi olgude komedik ask'tan kurtulup, gercek ask'a, 
ilahi ask'a ulasabilecektir. 129 

Ask kelimesi Kur'an-i Kerim'de zikredilmemistir. Ancak MuhyiddTn ibnu'l-ArabT 
kaddese'llahu sirrahu'l-azize gore, kinaye yoluyla orada yer aldigi soylenmektedir. 
Kur'an Kerim'deki "e§edd-i hubb" 130 ayeti buna isaret eder denilmektedir. 

"Kenz-i mahfT" yani "Ben gizli bir hazine idim. Bilinmeyi istedim, mahlukati 
yarattim" 131 hadisine gore muhabbet, baslangicta Allah Teala'dan zuhur etmis ve 
butun mahlukatin yaratilmasina sebep olmustur. Kur'an-i Kerim'deki "Allah onlari, 
onlar da Allah'i severler." 132 ayetinde sevginin ve muhabbetin once Allah Tea- 
la'dan geldigi anlasilmaktadir. 

ibnu'l-ArabT kaddese'llahu sirrahu'l-azizde, sevgiyi varhgin ilk amili ve yaratihs 
sebebi olarak kabul etmistir. Yani Hakk'in mevcudatin ayaninda halk ile zuhuru 
onlann yoktan yaratilmalan degildir. Hakk, ezelde bilinmek istedi. Bilinmesi icinde 
kemalatini varhk aynasinda izhar etmekten baska baska bir yol olmadigindan halki 
yaratti ve mahlukatin suretlerinde tecellTetti. HaricT vucud aracihgiyla zuhura olan 
sevgisi, alemi yaratmasina sebep oldu. 133 

Bu nedenle ask, her seyin temelidir ve kainatin ruhudur. insanda ask yuzun- 
den var olusunun ilk kaynagina geri donmeye cabalar." Ask oyle bir atestir ki, par- 
layinca masuktan baskasini yakar." 

"Risale-i Gavsiye" de Abdulkadir Geylani kaddese'llahu sirrahu'l-aziz Hazretleri 
buyurdu ki; 

"Ya Rabbi! "A§k"m manasi nedir?" 

"Ya Gavs! Asik ol bana. Asik benim, masuk benim, ask benim! Kalbini benden 
baskasindan cevirve bosalt. 

"Ya Gavs-i A'zam! Askin zahinne arif olursan, asktan da fena bulmahsin! Zira 
ask hicaptir, asik ile masuk arasindaki hicab. 

Gercek anlamda ask Allah Teala'yi talep etmek ve O'nu sevmektir. O halde 
asik bir anlamiyla da taliptir. Hakk'i isteyen ve seven herkes asik olabilir. Ancak 
asik kendi gonlunu ma'suk icin bosaltmasi, akil bagindan kurtulup ic alemini sevdi- 
ginden baska diger butun isteklerden temizlemesidir. Ashnda ask akh aciz birakir. 
Fakat onsuzda olamaz. 

Ma'rifete yani ilahi bilgiye ulasabilmenin yolu akil ve nazar degil ilahi asktir. 



129 (KOC, 2000) 
130 Bakara, 165 

131 Kesfu'l-Hafa, 2016 

132 Maide, 54. 

133 Ebu'l Ala Afifi, Tasavvuf, s. 207. 



Divan-i ilahiyyat ve Agklamasi 1 85 



Allah Teala'ya akilla degil ancak askla ulasilabilir. 

A§km tath ve ho§ higbir pman yoktur ki 

Benim onda daha tath ve ho§ bir payim olmasm 134 

Felsefenin de en derin mevzusu asktir." Bergsona gore yaratihs, bir heyecan- 
dan, derin sevgiden fiskirmaktadir. 

Ahlak ve dinin iki kaynagi adh eserinde: "insan, kendi, kalbinden, Allah Teala o 
kalpten faydalanacak kadar temiz olmayan seyleri atmahdir. O zaman insan Allah 
Teala'yi kendi iginde hisseder. Fakat bu kafi degildir. Daha ust dereceye tirmana- 
rak insan, Allah Teala'nin bir aksiyon aleti olabilmelidir. Bu mertebeye gelen insan, 
kendinde sonsuz bir hayat hamlesi sezer. Buyuk, iyi islere sanhr. Ve basanr. Ve 
higbir yorgunluk duymaz. Derin bir ask iginde kendini aksiyona, insanlara hizmete 
verir. Bu ask; insanin Allah Teala'ya aski degil, bundan gok daha ust olan; butun 
yaratiklara karsi olan Allah Teala'nin sevgi ve askidir." 

O halde, Bergson'a gore mukemmel insan, gonlune Allah Teala sevgi ve dusun- 
cesi tasimak ile kalan insan degil, iradesini; Allah Teala'nin insanlara sevgisi yoluna 
hizmete vakfedebilen insandir, 135 

Aski nura, akh da atese benzetirler. Akhn aydinhgi her ne kadar dakik ve uzagi 
goruyorsa da askin atesi, daha dakik ve daha fazla uzagi gorebilir. Akhn aydinhgi, 
askin atesiyle birlikte hareket etmezse tek basina gonul evini aydinlatamaz. Ne 
vakit akhn nuru askin atesi ile birlesince o zaman gonul sarayi, tarn anlamiyla ay- 
dinhga kavusur. Buna gore, Hakk'a ulasmak ve ilahT hakikati kavramak igin, bir 
dereceye kadar akhn rehberligi sarttir. Akil, bizi maddT alemin sininndan gikanp 
manevT ve ulvT alemin sinirma kadar goture bilir. Fakat ondan oteye gidemez. Bun- 
dan sonra askin rehberligine ihtiyac var. Zira bizi ilahT aleme ulastiran tek arac 
asktir. Askin yikicihgi, bir anlamda yapicihktir. ^unku askin atesi, insanin putlanni, 
onu hakikatlerden ahkoyan masivayi yok eder. Boylece onu temizler. Askin atesi, 
insani, aynmcihktan ve gesitli sekillerden ahp tevhide ve gergek istikrara, cokluk- 
tan, sirkten kurtanp birlige goturen bir gugtur. Akil insana varhk kazandinrken, ask 
ise insanin varhgini ortadan kaldinr. insan varhgiyla kaldigi surece birligin gergek- 
lesmesi mumkun degildir. ikilik devam eder. Biri Allah Teala'nin varhgi, digeri de 
insanin varhgidir. Hedef birlik ise, birlige ulasmak igin de ask gereklidir. Ask, akilla 
birlesince yanar. Ask ve akhn birligi, vahdet makamina yaklastinr. Dinlerin hukmu 
etkisinden kendini uzaklastinr. ibnu'l-ArabTde bu konuda sunlan soylemektedir: 

Sevgi ve muhabbet konusunda ibnu'l-ArabT kaddese'llahu sirrahu'l-azizin bas- 
ka bir ifadesi de soyledir: "Muhakkak ki kalbim her sureti kabul etti: sairlerin me- 
rasi, kesislerin hangahi, puthane veya tavaf edenin Kabesi; Tevrat'in veya Kur'an-i 
Kerim'in sayfalanni musavi gordum. Ben sevgi diniyle tedeyyun 136 ettim. Onun 



134 (GEYLANT, 2005), s.132 

135 Mustafa Rahmi Balaban, Filozoflarla Birer Saat: Muhtasar Felsefe Tarihi, ist. 1947, s.219 
Tedeyyun: Dinini sakmmak. (Deyn. den) Borglanma. Borca girme 



86 | NiyazT-i Misrf kaddese'llahu sirrahu'l azfz 



araclanna yoneldim. Sevgi benim dinim ve imanimdir." 137 

ibnti'l-ArabT'ye gore muhabbet, ibadetin ash, sirn ve cevheridir. Cunku 
ma'bud mahbubun ta kendisidir. Eger sevgi olmasaydi, insan, agac, yildiz veya put 
gibi hicbir seye ibadet edilemezdi. Cunku kemaliyle hurmet duymadan bir 
ma'buda ibadet edilmez. Abid de ma'budu sevmedikce ve sevgisinde fan! olma- 
dikca O'na hurmeti tahakkuk etmez. §u halde vasiflar farkhlassa da ma'bud ve 
mahbub ayni seydir. Bir yonuyle ma'bud, bir yonuyle de mahbub diye isimlendi- 
rilmektedir. Oysa her iki tarafta da musemma birdir." 138 

Ask ve asigm sarhoslugu olmasaydi 
Ne dinleyen olurdu, ne sohbet eden. 139 

Ciimle mevcudat-u malumata ask akdem diiriir, 
Zira a$km evveline bulmadilar ibtida. 

Butun bilinmis mevcudatta en once olani asktir, 
Zira askin evveline baslangic bulmadilar. 

Ask yolu, bir yoldur ki, ne ucu var, ne kiyisi. O yolda can vermeden baska 
bir gate bulunmaz.™ 

Ask, Allah Teala'nin kendisi olunca evveli ve sonu da olmaz. Hakk'in mahlukati 
sevmesi kendini sevmesi, yaratilmislann biribirlerini sevmeside Allah Teala'yi sev- 
mekten baska bir sey degildir. 

"Ask makami alidir, ask kadim ezeiidir 
Ask sozunu sbyieyen ciimle kudret diiidir" 

Yunus Emre kaddese'llahu sirrahu'l-aziz 

Ask, kendinden baska bir sey vermez ve kendinden baska bir sey almaz. 
A§km mail, mulku yoktur. Fakat kimsenin de mail, mulku olamaz; 
£iinku ask, ask icin yeter. 

Aska giriftar oldugunuz zaman Allah Teala kalbimin icindedir demeyin, ben 
Allah Teala'nin kalbi icindeyim, demek daha yarasir. 

Siz, aska yol gostereceginizi sanmayin. ^unku ask, sizde deger gorurse, her 

i •■ ■ 141 

yolu gostenr. 

Hem dahi ciimle fena buldukta ask baki kalir, 
Bu sebebden dediler kim aska yoktur intiha. 



137 Ebu'l Ala AfTfT, Tasawuf, s. 203. 

138 Ebu'l Ala AfTfT, Tasawuf, s. 203-204. 
imam-i RabbanT, Mektubat, c. Ill, m. no: 120. 

140 (Hafiz-i §irazT, 1985), gazel. LXVIII, b. 497 

141 (Halil Cl'BRAN, 1970), s. 28 



Divan-i ilahiyyat ve Agklamasi 1 87 



Hem dahi her sey fena bulsa ask baki kahr, 
Dediler ki, bu sebebden askm sonu yoktur. 

Simdi velilerin, sevenlerin, sevgililerin hali boyle olunca, "Son nedir?" suali- 
ne Cuneyd'in verdigi cevap su olmustur: 

"Son, baslangica donmektir." Bu sozun zahir manalanndan biri sudur: Salik, 
murid, nasil ki, baslangigta agikga ibadet, tesbih ve dua ediyor, bunlan perde 
arkasmda yapmiyordu; bundan sonra da kendisine bir hayranhk geldigi igin ar- 
tik o ibadetleri ihtiyarsiz yapamaz. 142 

Dilerim senden Huda'va eyle tevfikm refik, 

Bir nefes ggnltim senin askmdan etme gel ciida. 

Senden Huda'ya uygun arkadashk dilerim, 
Bir nefes gonlum senin askmdan etme gel ayn. 

MuhyiddTn ibnu'l-ArabT kaddese'llahu sirrahu'l-azTz Seyh UryebT ile bir diger 
seyhi olan Seyh Ebu Imran el-MTrtulT arasinda tasavvuf ilminde onemli bir 
nes'e ve tarz farki olan bir konuyu da soyle anlatmaktadir. 

"insanhgin mevcut hali beni gok uzuyordu. Bir gun bu dusuncelerle hayli 
dertli bir halde UryebT'nin huzuruna girmistim. O, halkin Hakk'a olan muhale- 
fetlerinden dolayi uzuntulu oldugumu anlayinca 

'Evladim sen halka degil Hakk'a bak!' dedi. Onun huzurundan aynldiktan 
sonra daha ayni sikintih hal uzerimdeyken bu sefer Seyh MirtulT'nin meclisine 
geldim. Beni gorunce o ise 

'Evladim sen kendine bak!' dedi. Bunun uzerine ben artik dayanamadim ve 
'Ey ustadim! Biriniz Hakk'a bak diyor digeriniz kendine bak diyor, ben ikiniz 
arasinda sasirip kaldim, ikiniz de bu yol'un kamil rehberlerisiniz, peki hangini- 
zin sozti dogrudur? diye sordum. O; 

'Her ikimiz de halimize gore sana yol gosterdik. Ama esas olan Seyh 
Uryebt'nin dedigi dogrudur. Umarim ki bir gun onun dedigi o mertebeye erer- 
sin. Aslmda sana da bana da yarasan onun dedigine kulak vermektir dedi. 
Ben onun bu durustlugune hayran bir halde tekrar UryebT'ye gittim ve 
MirtulT'nin dediklerini aynen ona naklettim. Bunun uzerine o da 

"Ne giizel demis. Ben 'Yoldas'a (refik) isaret etmistim o ise 'Yol'a (tarik) 
isaret etmis. Simdi sen hem onun dedigini ve hem benim dedigimi beraberce 
alirsan hem yolu hem de yoldasi birlestirmis olursun' dedi". 143 

Masiva-yi a$kinm sevdasmi qonlumden al, 
Askmi eyle iki alemde bana asina. 

Askin sevdasindan baskasmi gonlumden alsin, 
iki alemde askmi bana tanidik kilsin. 



142 (Sems-i TebrizT, 2007), (M.55), s. 124 
143 (KILIC, 1995), s.15 



88 | NiyazT-i Misrf kaddese'llahu sirrahu'l azfz 



Ask He tamuda olmak cennetidir asikin, 
Lik cennette olursa tamudur asksiz ana. 

Asikin cennetidir ask ile cehennemde olmak, 
Lakin ona asksiz cennet cehennemdir 

Bir gun Mevlana'nin haremi Kira Hatun (radiyallahu anh): "Cennet halkinin go- 
gu aptaldir" hadfsinin manasi nedir?" diye sordu. Mevlana kaddese'llahu 
sirrahu'l-aziz: 

"Aptal olmasalardi, Cennet ve Cennet'in nehirleriyle nasil yetinirlerdi. Sevgili- 
nin yuzunun bulundugu bir yerde Cennet'in ve nehirlerinin yeri mi olur. Bunun 
icin "Cennet halkinin gogu aptaldir ve HliyyJn ise akil sahipleri igindir" buyurdu ve 
su rubaiyi soyledi: 

"Eger Cehenemde senin zulfun elime gegerse, cennetlik olmaktan utaninm. 
"Eger sensiz, beni cennete gagiralar, cennet sahrasi yuregimi sikar". 14A 

[Ask, dinin, hayatin ve benligin motor gucudur. Ask hem sevene hem de sevile- 
ne kisilik kazandinr. Kisilik buyudukce ask, ask buyudukce kisilik buyur. 

"Bilim, arastirmakta lezzet bulur, ask ise yaratmakta" 

Dinin ruhunu ask olusturdugu icin, sevgiden yoksun gonullerin icra ettikleri 
ibadetler bir gosteriden oteye gecemez. Allah'i sevgi uzere ve ask icinde arama- 
yanlann, sayiya ve mekana sigan ibadetleri erdirici olamiyor. 

ikbal diyor ki "Benim niyazim, iki rekat namaza sigmaz." 145 

"Asiklarm namazim niye soruyorsun? Onun riikuu da secdesi gibi mahremdir. 
Allah-u Ekber'in alev alev yanisi be; vakit namaza sigmaz. Asklarm namazinda 
okuyus, iki dunyaya meydan okumaktir. Bu namazin bir rekati bile Musliimam 
olumsijz yapar. Bu atessiz ve heyecansiz asnn oldiiriip mahvettigi insan boyle bir 
namazin icerdigi kiymetleri nerden bilecektir! " 14S ] 147 

Ey Niyazi Mursid istersen bu void a gska uy, 
Enbiya vu evliyaya a$k oluptur rehnuma. 

Ey Niyazi Mursid istersen bu yolda aska uy, 
Ask Enbiya ve evliyaya kilavuz olustur 

Asktan herkes bahseder. Lakin bunu yasayan binde birdir. Ancak admi bilmek- 
ten baska bir merami da yoktur. Elemli ask yolunda cefasina katlanmasi gerektigini 
cogu da bilmekten acizdir. Mevlana kaddese'llahu sirrahu'l-aziz buyurdu ki; 

Bir addan baska asktan ne biliyorsun ki? Askm yiizlerce nazi, edasi, ululugu 

var. Ask, yiizlerce nazla elde edilebilir. 148 

Askm rehberligi olarak "A§k'a uy" da ki maksat ise askm elinde kemal bulanin 
irsadina vasil ol demektir. Ask mahallesine delilsiz ayak atma. Ben delilsiz gitmek 
igin neler yaptim yine de gidemedim. (Hafiz-i §irazT, 1985), gazel. CC, b. 1705 



144 (YAZICI, 1995), s. 614 
Cavidname, 87 



Armagan-i Hicaz, 60 

147 OZTIIRK, Yasar Nuri, 27Nisan 2001 tarihli STAR GAZETESl' 

148 Mesnevi, c.V, b. 1163-1164 



Divan-i ilahiyyat ve Agklamasi 1 89 



Vezin: Mefa'ilun Mefa'ilun Mefa'ilun Mefa'ilun 



Zihi 149 kenz-i hafiki and an geliir her var olur peyda, 
Gehi zulmet zuhur eder, gehi envar olur peyda. 

Zihi derya-yi vahdet kirn kesilmez hergiz emvaci, 
Bu kesret alemi andan dogup nacar olur peyda. 
Ne sihr-i bii'l-acebdir kim bu yiizden goriiniir agyar, 
O yiizden gayri yok tenha gelir dildar olur peyda. 

Ta§mur giinde yiizbin can adem iklimine her dem, 
Geliir yiizbin dahi andan bulur imar olur peyda. 
O yiizden goruben ayan doner §em'-i cemalinden, 
Felekler de goriip am doner edvar olur peyda. 
Di§m ice hayalati, icin di§a zuhurati, 
Birinden ol birine tuhfeler her bar olur peyda. 
O devriyle geliiptiir Enbiya, Miirsel meratibce, 
Gehi mii'min zuhur eder gehi kiiffar olur peyda. 
Tecelli eyledikce ol sarayi sirr-i ahfada, 
Bu suret alemi icre sati pazar olur peyda. 
Amn zatma gayet, sun'una hergiz nihayet yok, 
Amnciin her bir isminden geliir bir kar olur peyda. 
Tecelli eyler ol daim celal-ii geh cemalinden, 
Birinin hasili cennet, birinden nar olur peyda. 
Cemali zahir olsa tiz celali yakalar am, 
Goriirsiin bir giil agilsa yamnda har olur peyda. 

Bu sirdandir ki bir kamil zuhur etse bu alemde, 
Kimi ikrar eder am, kime in kar olur peyda. 
Veli arif celal icre cemalini goriir daim, 
Bu haristamn icinde ana giilzar olur peyda. 

Ne sirdir kim iki kimse nazar eyler bu ekvana, 
Biri ancak goriir dan, hire deyyar olur peyda. 
lei umman-i vahdettir yiizii sahra-yi kesrettir, 
Yiiziin goren goriir agyar icinde yar olur peyda. 
Alan lezzati birlikten halas olur ikilikten, 
Niyazi kande baksa ol heman didar olur peyda. 
Goriir ol genc-i mahfiden nice zahir olur e§ya, 
Biliir her nak§-ii suretten nice esrar olur peyda. 



Zihi kenz-i hafiki andan geliir her var olur peyda, 

Gehi zulmet zuhur eder, gehi envar olur peyda. 

Ne guzel; her var olan §ey gizli hazineden gelir ve a§ikar olur, 



Ziht: Zeh?"§u, bu" manasina gelen miiennes i§aret zamiri. 



90 | NiyazT-i Misrf kaddese'llahu sirrahu'l azfz 



Bazen karanhk, bazen nurlar meydana cikar. 

Kenz-i MahfT Edebiyati 

Tasavvufta cesitli kelime farkliliklanyla birden cok rivayetleri bulunmakla 



birlikte, bu sozun en yaygin kullanimi olan 



ISO 



i3jpV "m-\ (j^IL>J (3^pl j I c^~\z \j&- \j£cJ$ 



Metni cercevesinde gelisip §ekillenmi§tir. Higbir muteber hadis kitabinda 
gecmeyen bu rivayetle ilgili olarak Aliyyu'l-KarT (1014/1605) sunlan soyler: "Fa- 
kat manasi dogrudur. Allah Teala'nin: 

"Ben, insanlan ve cinleri ancak bana ibadet etsinler diye yarattim" 
151 ayetinden ahnmistir. 

Nitekim ibn Abbas bunu "bana ibadet etsinler diye (li-ya'budun)"\/erir\e 
"beni bilip tanimalan igin (li-ya'rifun)yarattim "seklTnde tefsir etmistir. " 

Soz konusu rivayetle ilgili olarak Seyh-i Ekber MuhyiddTn ibnu'l-ArabT (560- 
638 / 1165-1240) "Kesfen sahih, fakat naklen sabit degildir" dedigi nakledilir. 
Esasen bunun, hadis ilmi kriterlerine uygun olarak naklen sabit olmus bir hadis 
oldugunu iddia eden bir mutasavvif da bilinmemektedir. Ozellikle ibn'ul Ara- 
bT'nin yukandaki sozunden sonra, konu edildigi tasavvuf literaturunde genellik- 
le -sahih olup olmadigi sorgulanmaksizin- "kutsT hadis" olarak degerlendirme 
egilimi belirmis ve bu zamanla genel bir kabule donusmustur. ismail Hakki 
Bursevi'nin (1137/1725) bu rivayet hakkmdaki su degerlendirmesi, ayni za- 
manda genel olarak mutasavviflann yaklasim tarzlanni da yansitmaktadir 

"Kesf ehline gore bu hadis sahihtir, isterse, hadis hafizlarma (ezbercilerine) 
gore sahih olmasm... Zira kesf ehli olanlar, bizzat Rasulullah sallallahu aleyhi ve 
sellem Efendimiz'den alir soylerler. Hadis ezbercileri ise nakil yoluyla rivayet 
ederler. Ayrica bir seyin belli bir senedi olmaymca, sabit olmadigmi icdp ettir- 
mez. $u da kat'tdir: Kesf itibariyle sahih olan bir sey, nakil yoluyla gelenden da- 
ha sahihtir. Zira kesf halinde vehim ve hayal olmaz. 152 

Tasavvuf ehline gore kainat, Allah'in isim, sifat ve fiillerinin zuhur ve 
tecellTsinden ibarettir. Mahlukat, Allah Teala'yi bilmek ve ehadiyyet sirnni anlamak 
igin bu aleme gonderildi. Kainatta ne varsa o gizli hazTnenin mahsuludur. Dolayisiy- 
la Kenz-i hafi'nin zuhuruyla, nur ve zulmet ortaya cikmistir. Burada ilk gorunuste 
bir zithk var gibi gosterir. Ancak dunya hayatinda "her sey ziddiyla ka'imdir" denir. 
f^unku ser olmasa haynn, cirkin olmasa guzelin, zulmet olmasi ziyanin, gece olma- 
sa gunduzun kiymeti tahakkuk etmezdi. Bir baska acidan da "sirr-i teklif ve imti- 



"Kuntu kenzen mahfiyyen fe-ahbebtu en-u'rafe fe-halaktu'l-halka li-u'rafe" AclunT. 
2/132; Aliyu'l Kari. 273: Manasi dogru olsa da hicbir senedi olmayan bu sozun hadis ol- 
madigi aciktir. 

151 -.« . ». rr 
Zanyat, 56 

152 (OGKE, 2000) 



Divan-i ilahiyyat ve Aciklamasi 1 91 



handir". iman ile kufur, mu'min ile kafir beraber bulunacak ki imtihan yeri olan 
dunyanin yaratihs gayesine uygun dussun. 

Mutasavviflar, zulmet ve nurun tecellTsini hem kainatta, hem dunyada, hem de 
insanda musahede etmislerdir. Kainatta Allah Teala'nm cemal ve kemal 
tecellTlerini anlama kabiliyeti insana verilmistir. insan mevcudatm ozu ve ozetidir. 
Cami' ismine mazhar oldugu icin Allah Teala'nm esma, sifat ve zatina tarn ayna 
olma keyfiyeti insandadir. 

Zulmet ve ziyanin ayni kaynaktan cikmasi NecmuddTn Daye kaddese'llahu 
sirrahu'l-azizin Mirsadu'l-'ibad adh eserindeki bir hikayede soyle izah etmektedir: 

"Bir sekerci sekeri bir kag kere kaynatip her kaynati§inda daha kesif bir cins §e- 
ker elde eder. En son elde edilene katare 153 derler ki bu siyah ve kaba bir maddedir. 
Demek ki beyaz sekerde bu siyahlik ve kabalik var imis, gozukmuyormus. Bunun 
gibi Nur-i Muhammedi'den zuhur eden mevcudat iginde nur ve zulmet mevcuttur. 
Ancak sekerden birinci, ikinci, ugiincu.. . Derecelerde elde edilen maddeler ilk kay- 
natilandan beyazhk ve siyahligi nasibine gore alir. Ve her biri kendi makdmmda 
kemdli haizdir, her birinin bir hassasi vardir. Biri digerinin yerine kdim olamaz." 154 

Burada bahsedilen saf §eker Hz. Muhammed'in ruhudur. Onun ruhu, ruhlann 
atasidir. En once onun ruhu yaratilmi§, mevcudat daha sonra yaratilmi§tir. 

"Ben yaratihsta nebilerin ilki, nebi olarak gonderilme yonunden de sonuncu- 
suyum" 155 hadTsi bunu bildirir. Butun mevcudat onun yuzu suyu hurmetine yara- 
tilmi§tir. Hz. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem vesilesiyle yaratici tanitilmi§, 
diger yandan kufrun neticesi zulmet a§ikar olmu§tur. 



Katare: Kuyudan veya ba§ka bir yerden damlayan su 

Ali Nihat, Tarlan, Divan Edebiyatinda Tevhidler, Fasikul IV, Istanbul Universitesi Yay. 
No: 24, (1936). s. 34 

Muteber kaynaklarda yer almayan bu rivayete Deylemi, Ebu Nuaym. Sehavi. Aliyu'l- Kari 
ve AclunT eserlerinde yer vermisjerdir. Bkz. DeylemT. 111/331: Ebu Nuaym, Delailu Niibtiwe. 
1/42; Sehavi. 386: Aliyul- Kari, 269; AclunT. II /129 



92 | NiyazT-i Misrf kaddese'llahu sirrahu'l azfz 



YARATIUS MERTEBELERI 



GENEL 

DEGERLENDiRME 


DORTLU 
TASNiF 


YEDiU TASNiF 


KIRKU TASNiF 




LAHUT ALEMi 


LA TAYYUN 


1. Zatu'l-ilahiyye 


CEBERUT ALEMi 


BiRINCi 
TAYYUN 


2. ilk tenezziilat 






3. ikinci tenezziilat 








4. Uluhiyyet 








5. Rahmaniyyet 








6.Rububiyyet 








7. Malikiyyet 






JKiNCi TAYYUN 


8. Esma ve Sifatu'n- 
Nefsiyye 
9.Celal isimleri 


GAYB ALEMi 






10. Cemal isimleri 

11. Fiil isimleri: 

a) CelalT Fiil isimleri 

b) Cemali Fiil isimleri 






12.Alem-i imkan 








13. Aklii'l-ewel 








14. Ruhu'l-A'zam 






ERVAH ALEMi 


15. Levhii'l-A'zam 




MELEKUT 




16. Kursi 




ALEMi 




17. Ulvi Ruhlar 

18. Milcerret tabiat 

19. Hayal 








MiSAL ALEMi 


20. Heba 

21. Cevheru'i-Ferd 

22. Murettebat 














23. Atlas Felegi 








24.Zuhre Felegi 








25. Feleku'l-Eflak 








26. Sema-u Zulal 








27. Sema-ij Milsteri 








28. Sema-u Behram 








29. Sema-u Sems 








30. Sema-u Zuhre 


SEHADET ALEMi 


NASOT ALEMi 


SEHADET 
ALEMi 


31- Sema-i Utarid 

32. Sema-u Kamer 

33. Kiire-i Ates 

34. Kurre-i Hava 

35. Kurre-i Su 

36. Kiirre-i Toprak 

37. Ma'den 

38. Nebat 

39. Hayavan 

40. inanlar Alemi 



Ziht derya-yi vahdet kim kesilmez herpiz emvaa. 



'(YUCER, 1996), s.61 



Divan-i ilahiyyat ve Agklamasi 1 93 



Bu kesret alemi andan doaup nacar olur peyda. 

Ne iyi; birlik denizinin higbir zaman dalgalan kesilmez, 
Bu gokluk alemi ondan dogup mecbur var olur. 

Kesret ve vahdet iliskisi 

MuhyiddTn ibn'ul Arab! kaddese'llahu sirrahu'l-aziz ile tasavvuf literaturunde 
anlasilmaya ve anlatilmaya baslanan "vahdet-i vucud" celiskili ve agir konumuyla 
cok soz soylenen ve neticeye vanlmayan tarihi seyri icerisinde, degisik sekillerde 
yorumlanmis ve cok renkli bir dusunce sistemi olmustur. 

Bizzat ibn'ul Arab! ozel bir istilah olarak "vahdetu'l-vucud" ifadesini kullan- 
maz. Dolayisiyla bu tabir onun yazilannin muhtevasindan dolayi degil, takipgile- 
rinin ilgisi ve kendisinden sonra gelisen islam! dusuncenin yonunden oturu se- 
cilmistir. ibn'ul Arab! 'nin en etkili ogrencisi Sadreddin KonevT (hyt. 673/1274) 
bu terimi en az iki vesileyle kullanmis, daha sonra KonevT'nin ogrencisi 
Sadeddin-i FerganT (hyt. 695/1296), ibnu'l-Farid'in Taiyye' si uzerine yazdigi iki 
onemli serhte bu terimi bircok kez kullanmistir. Ama ne KonevT, ne de FerganT 
bu terimi daha sonraki yuzyillar icinde kazandigi teknik anlaminda kullanmis- 
lardir. Bu arada ibn Seb'in (hyt. 669/1270) ile Azizuddin NesefT (hyt. 700/1300) 
gibi ibn'ul ArabT okulunun ikinci dereceden belli bazi sahsiyetleri bu terimi, 
sufTlerin dunya goruslerini dolayh yollardan anlatmak icin kullanmislardir. Vah- 
det-i vucudu, ibn'ul ArabT 'nin doktrinini ifade etmek uzere teknik anlamda ilk 
kullanan kisi ibn Teymiyye'dir. Nitekim o, vahdet-i vucud ifadesini "vahdet-i 
vucud ehli" seklinde teknik anlamda bir doktrinin adi olarak kullanmistir. 57 

Burada, su husus hie bir zaman gozden uzak tutulmamahdir: Bu anlayis han- 
gi sekilde ele ahnirsa ahnsin Tann-Alem dualitesinden biri yipranmak zorunda- 
dir. £unku boyle bir anlayista; 

- Ya Tanri aleme feda edilecek, 

- Ya da alem Tanriya feda edilecektir. 158 

Bilindigi uzere yaratihs meselesinin en onemli noktasi maddenin ezelT olup 
olmamasina dairdir. Eger madde ezeli ise Allah Teala'nin isi o madde ile kainati 
insa etmekten ibaret olur. 

Fakat eger madde ezeli degilse, Allah Teala alemi yokluktan halk etmistir ki, 
buna ibda', icad ve ihdas diyorlar. O halde Allah Teala bir var edendir. 

MuhyiddTn ibn'ul ArabT kaddese'llahu sirrahu'l-aziz ise bu iki gorusun higbi- 
rine iltifat etmiyor. £unku meseleyi daha basit, daha kusatici, derin ve etkili bir 
sekilde muhakeme etmektedir. Onun nazannda hakikT varhk, sadece Allah Tea- 
la'ya mahsustur. Esyaya gelince onlar mutlak varhgin gesitli suretlerde ve goru- 



157 (CAKMAKLIOGLU, 2005), s. 7 

158 (CEVI'KBAS, 1994), s. 9 



94 | NiyazT-i Misrf kaddese'llahu sirrahu'l azTz 



nuslerde tecellisinden ibarettir. Bu bakimdan artik "madde var midir, yok mu- 
dur, madde kavrammm mahiyeti nedir ve madde ezelt midir?" diye dusunme- 
ge gerek kalmaz. 

MuhyiddTn ibn Arab! kaddese'llahu sirrahu'l-aziz Hazretleri'nin beyanina go- 
re yaratihs, Mutlak Varhk'in "La-taayyun" (gorunmezlik) mertebesinden "ta- 
ayyiJn" (gorunus) mertebesine gecmesinden veya baska bir deyisle, isim ve si- 
fatlann suhud (gorus) sahasinda tecellisinden ibarettir. Ve bu surekli bir istir. 159 

Yalniz sunu iyi hatirda tutmak gerekir ki her bir mertebeyi ne kadar mustakil 
olarak ele ahrsak alahm o bir butune aittir, o vucudun bir azasidir ve ancak o 
butun ile govde ile alakasi icerisinde bir mana tasir. Tipki "alemin (kozmos) 
vucudunun ashnin VucQd'u zorunlu (Vacibu'l-vucQd) olanla irtibath (merbut) 
olmasi gibi o alemin parcalan da kendi aralannda bazisi bazisina irtibath, bag- 
lantihdir. Ve is bunlar arasinda z\nc\r\eme(teselsul) bir baglantiyla gerceklesir. 
insan, alem hakkindaki bilgisini her seyden evvel iste boylesi bir irtibatlar yu- 
magindan hareketle bir seyden diger bir seyi istinbat etmek suretiyle elde eder. 
iste bu irtibatlan kurma bilgisi de hasseten ehlullah'in ilminde bulunur. 160 

Binaenaleyh suftlerin "Vucud"a yonelik metafizik tutumlanni, bir tabiri caiz- 
se felseft antropolojik vecihten digeri ise ontolojik vecihten olmak uzere iki ve- 
cihten incelemek mumkundur. 

Onlar bunu, bir noktadan cikip yine ayni noktada biten bir vucud cemberi 
(dairetu'l-vucud) diyagrami uzerinde tarif ederler. Noktadan cikan yanm daire 
kavs-i nuzul (ini§ kavsi) adini ahr. Noktaya dogru giden diger yansi ise kavs-i 
uruc (cikis kavsi) adini ahr. MuhyiddTn ibnu'l-ArabT kaddese'llahu sirrahu'l-aziz 
buyurur ki: 

"Bu konuyu anlatmak icin bundan sonra insaallah 'daireler' ve 'cedveller' 
yapacagiz... ki talib olan kiside bu konunun faydalan ve manalan yakTn olsun ve 
bunlan kendinde mucessem bir suret halinde tasavvur edebilsin". "...Vucud, 
bir daire" dir. Ve bu dairenin baslangici ilk Akl'in (el-Aklu'l-evvel) varhgidir. Bir 
hadTs-i serifte varid olmustur ki 'Allah'm ilk yarattigi §ey ilk Akil'dir.' Yani bu 
cinslerin baslangicidir... Yaratili§(Halk) ise insan cinsi ile son bulmus ve vucud 
daire'si tamamlanmis, insan bu ilk Akil'la ittisal etmistir. Tipki daire'nin sonu- 
nun baslangicina ulasmasi gibi. iste daire budur. Ve bu dairenin uzerinde ale- 
min cinslerinden yaratilmis ne varsa, ta ilk akil'dan -ki buna ayni zamanda Ka- 
lem de denir- en sonuncu mevcud olan insan'a kadar bu ikisi arasinda her ne 
varsa hepsi yer ahr... Allah Teala'nin yarattigi butun seyler bu dairenin cevre- 
sindeki noktalar gibidir. Binaenaleyh dairenin ortasindaki noktadan cikan cizgi- 
lerin cenberin her noktasina musavT olarak cikmasi gibi Allah Teala'nin da bu- 
tun varhklara olan nisbeti tek bir nisbettir". Bu cember (daire) ashnda bir nokta, 
sonra bir cizgi (kavs) ve bu cizginin Tzah icin aynah tarzda (musenna) acilmasm- 



159 (AYNi, 1995), s. 45-47 
150 (KILIf;, 1995), s.202 



Divan-i ilahiyyat ve Agklamasi 1 95 



dan olusmustur: 161 

Organ bakimmdan sivrisinegin fil'den farki yok!.. 
Ad agismdan bir damla da Nil gibidir... 
Her danenin iginden yiizlerce barman dogar; 
Bir diinya, bugday danesine sigdinlmi}.. 162 

Ne sihr-i bu'l-acebdir kirn bu yuzden gorunur agyar, 
O yiizden gayri yok tenha gelir dildar olur peyda. 

Ne sasilacak sihirdir ki; bu yuzden baskalan gorunur 
yuzden baska mevcut yoktur, yalniz sevgili vardir. 

Yukanda anlatilanlar ile beraber Vahdet-i Vucud anlayisi en agik sekliyle §6y- 
le formule edilebilir. 

- Allah vardir, O'ndan once ve o'nunla beraber, ondan sonra ve o'nunla be- 
raber bir §ey yoktur, O'nun, niteligi, niceligi, bir seye gore onceligi ve sonrahgi 
da yoktur, Vakitte ve zamanda, bir §eyin altinda ve ustunde degildir, bir yerde 
ve mekanda da degildir. Buna bagh olarak olu§ta'da degildir. (Fenomenol 163 
alemdeki gibi bir olu§u kastediyorum tecelli anlaminda, her an bir i§te oldugu 
aynca belirtilecektir). O jimdi de vardir ba§ka bir §ey yoktur. 164 

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki; 

"Nefsim elinde olan Allah' a yemin olsun ki en alttaki dunyaya, iple bir 
adam sarkitmi§ olsamz, mutlaka Allah Teala'nm uzerine dii§er.." 165 

ibn-ul ArabT'nin Futuhat el-Mekkiye adh eserine atfen Nihat Keklik ArabT'nin 

"...varhkta ancak Allah vardir..." dedigini belirtmektedir. 

"...Muhakkak vucutta Allah vardir. Ondan bajkasi ise hayalT, vucuttur. Hak 

bu hayalT vucutta zahir oldugu zaman orada ancak kendi hakikati hasebiyle za- 

hir olur, hakiki Vucudu olan zatiyla degil..." 166 

ibn-ul ArabT'ye gore, Allah Teala ruhlann geli§melerinin her merhalesi icin 
yeni bedenler yaratir; insanlann berzah alemindeki bedenleri de "berzahT (ha- 
yalT) bedenler" olacaktir. 167 Ve olumden sonra dunyevT bedenlerinden aynlan 
ruhlar bagimsizhklanni bu bedenlerle surdureceklerdir. Kendi ifadesiyle; 



151 (KILIC, 1995), s.170 

152 (Seyh Mahmud SebusterT), b. 147-148 

Fenomen: Olay, hadise, hadiseye ait. 
154 (CEVI'KBAS, 1994), s. 9 

Tirmizi Hadisin garib oldugunu soyler. Tirmizi. Tefsir, 57; ibn. Hanbel. 2/370; bkz. 
Sehavi. 543: AclunT. 11/153 
156 (KEKLIK, 1980),s.405. 
167 1'bnu'l-ArabT.el-Futuhatu'l-Mekkiyye, all, s.627. 



96 | NiyazT-i Misrf kaddese'llahu sirrahu'l azfz 



"ahirette Allah Teala bu ruhlar icin, tipki bu dunyada oldugu gibi, tabiT bedenler 
yaratir, fakat bu bedenlerin yapisi (mizaci) farkh olacaktir. Ruhu berzah bede- 
ninden ahp 'ikinci yaratili§' bedenine nakleder ve bu ruhlann bedenleri saye- 
sinde kazandiklan farkhhk ebediyyen devam eder, asla bir tek varhk olma du- 
rumuna donmezler" 168 6te yandan, ibn-ul Arab!' ye gore, insanin berzah ale- 
mindeki hayalT varolus tarzi, hemen hemen butunuyle onun bu dunyadaki ya- 
§ayi§i tarafindan belirlenecektir. Hayat, ona gore, insanin nefsini (kendini) bi- 
cimlendirdigi bir surec oldugundan, olumden sonra tabiT beden aradan gekilin- 
ce, insan da berzahta "kazandiklannin elinde bir rehine ve yaptiklannin sureti 
icinde bir tutuklu olarak kalacaktir" 169 ) 17C 

Ta$mur qunde yuzbin can adem iklimine her dem, 
Gelur yiizbin dahi andan bulur imar olur peyda. 

Tasmir gunde yuzbin can yokluk iklimine her zaman, 
Gelir yuzbin dahi andan bulur imar olur. 

Varhk ve yokluk meseleleri, varoluscu felsefenin ana konularmdan biridir. 
Bu konuda varhk ile yoklugu derinlemesine ele alan Mevlana, en doyurucu fi- 
kirleri ortaya koymustur. Mesela, J. Paul Sartre, yokluktan kacarken, Mevlana, 
yokluktan varhgin cikisinin onemi uzerinde durmaktadir. 171 

Nihat Keklik, ibn-ul ArabT'nin Futuhati Mekkiye adh eserinden bu konuda 
sunlan nakletmektedir. "...Hakkin vucudu karsisinda sabit aynlar vardi. Bunlar 
ezelT olarak adem (yokluk) ile vasiflanmistir ki bu da kendisinde, Allah Teala ile 
beraber hie bir sey bulunmayan kevn'dir. Su kadar ki, (Allah'in) vucudu" aynlar 
uzerine, feyz etmis ve kendisi icin degil fakat onlann aynlan icin (varhk) tekev- 
vun etmistir. Ayan-i Sabite'nin ne oldugu bu ahntiyla acikhga kavusmus oldu 
soyle ki; Ayan-i Sabite; vasiflan yokluk olan, Allah'in varhgi karsisinda bulunan, 
istidatlan (herhangi bir sey olmaya egilimli olma hali) dogrultusunda Allah'in 
uzerine tecellT ettigi sabit orneklerdir. 172 

O yiizden qoruben ayan doner sem'-i cemalinden, 
Felekler 173 de qorup am doner edvar olur peyda. 

O yuzden gorenler cemalin gunesinin etrafinda donerler, 
Goklerde onu gorup doner zamanlar meydana gelir. 

Dism ice hayalati, icin di$a zuhurati, 



158 I'bnu'l-ArabT.el-Futuhatu'l-Mekkiyye, c.lll, s.188 
159 1'bnu'l-ArabT.el-Futuhatu'l-Mekkiyye, C.I, s.307 

170 (KOC, 1990),s.87-88 

171 (BAYRAKLI, 2002), s. 249 

172 (KEKLI'K, 1980) 

173 

Felek: Gok, gok kati, devir. Tali', baht. Biiytik ve dairevi olan §ey. Her gok seyyaresi- 
nin gezdigi alem. Dunya, alem, Bir zilli alet. Yuvarlak kutuk, kizak. 



Divan-i ilahiyyat ve Afiklamasi 1 97 



Birinden of birine tuhfeler her bar olur peyda. 

Disin ice hayalleri, icin disa cikisi, 

Birinden ol birine hediyeler her defa asikar olur. 

Zahiri Manada Hayal 

Hayalleri olanlar asla uyumaz. Eger hayalleri olmasa insan Allah Teala'ya na- 
sil inanabilecek ve ahret yurduna hazirhk yapacakti. Hayaller icten yani nefs ve 
ruhun etkinligi ile oldugu gibi, distan kainatin unsurlan ile etkileserek insana 
seyr hali kazandirdigini unutmamak gerekir. Hayallerin son bulmasi ilerlemeye 
de mani olur. 

Dunyanin ilerlemesini, medeniyetin ilerleme hamlelerini hayale borcluyuz. 
Gozle gordugumuz seyleri bazi insanlar gozden once hayallerinde gormus ol- 
masalardi hala vahsiler gibi magaralarda veya sazdan yapilmis catilar altinda 
yasayacaktik. Medeniyetin ilerlemesine en buyuk yardimlan dokunanlar kendi 
zamanlannda mevcut seylerin daha iyilerini hayallerinde gormek, sonra da ha- 
yallerini gercege cevirmeye cahsmak sayesinde bunlan yapabilmislerdir. 

Beseri alemde Mimar Sinan'in en buyuk kubbeyi oturtma hayali, Hazerfen 
Ahmet f^elebi'nin ucma hayali, Edison'un 1000 denemede bile yakilmayan am- 
pulu icat etmistir. Morse hayalinde postadan daha iyi bir haberlesme araci go- 
rup insanhga telgrafi hediye etmistir. Bell telgraftan daha iyisini hayal edebildigi 
icin telefonumuz olmustur. Field okyanus asm haberlesme icin gemiden iyi va- 
sita bulunabilecegini hayalinde gorebildigi icin bugun kitalar denizalti kablola- 
nyla baglanmislardir. Markoni kendi zamaninda mevcut haberlesme aracinin 
hepsinden daha iyisini zihninde tasarlayip telsiz telgrafi bulmustur. Bu kesifle 
okyanusun ortasinda bir yolcu, vapurundan cektigi telgrafla otelde oda tutuyor 
ve arabasini iskelede bekletmek emrini verebiliyor. Radyo, TV ve gelecekteki 
diger kesifler irade kuvveti ve cahsma azmi sayesinde hayalin gerceklesmesin- 
den ibarettir. 

Ruhumuzu besleyen muzik saheserleri buyuk bestekarlann hayallerinden 
cikmistir. En nefis sanat eserleri buyuk sanatkarlann hayalinde dogmustur. 
Bunlar hep var olanin daha iyisini hayallerinde tasavvur etmek suretiyle sahe- 
serlerini meydana getirmislerdir. Mevcut seylere bulunduklan halde bakmak 
basit bir "bakma" isidir. Onlan bulunduklan durumdan daha iyi halde gorebil- 
mek, hayale hakikat seklini vermek muhayyile gucune baghdir. Basit dusunen- 
ler bu gibilere hayalci derler, onlarla alay ederler, akillannda dengesizlik oldu- 
gunu iddiaya yeltenirler. Halbuki en buyuk kesifler bu hayalcilerin kafalanndan 
cikmislardir. Hayalciler insanhgin cetin hayat sartlanni duzeltmis, bizi maddi ih- 
tiyaclanmizin ustune yukseltmis, esaretlerimizden kurtarmislardir. Bu hayalcile- 
re, bu dengesizlere dunyanin ne buyuk nimetler borclu oldugunu kimse tahmin 
edemez. Pek cok kisi hayallerinin otesine gecerek buyuk karakter sahibi olmus- 
lar, maddi ve manevi anlamda buyuk mevkiler elde etmislerdir. Ana-babalar 
cocuklanni kendilerinden mesut olacaklanni dusundukleri icin onlan kendile- 
rinden daha yuksek mertebeye eristirecek sekilde yetistirirler. Hayal kuvvetinin 



98 | NiyazT-i Misrf kaddese'llahu sirrahu'l azfz 



hayati yukselmekte nasil onemli ml oynadigini, basannin ne tesirli amili oldu- 
gunu, saghk ve saadete ne kadar yardim ettigini gelecek nesiller daha iyi anla- 
yacaklardir. Zihinlerimize giren hayaller bizi aldatmak, sasirtmak icin degil; ha- 
kikat sekline getirebileceklerini gostermek icin bize ihsan edilmistir. Onlar haki- 
katin kabataslak §ekillerinden baska bir sey degildirler. Onlar yukselme hirsimizi 
koruklemek, bizi ileriye dogru yurutmek, var olanin daha iyisini bulmaya tesvik 
etmek icin zihnimize giriyorlar. Hayal kuvveti akhn bir hulyasindan ibaret degil- 
dir, idealin esintisidir. 

Buyuk dusunceler, kuvvetli tasavvurlar once hayalde dogar; sonra emekle- 
rimizle hakikat haline getirilirler. Hayallerini bizlere sagladigi imkanlar dusunu- 
lunce manevi alemdeki hayallerini yuksek ve ulvT katinda Allah Teala'nin 
cemalini gormek icin olacak gayretin temelinde hayal olmasi muhakkaktir. 174 

Ancak hayalin istenilen bir hedef olmadigi gecilmesi gereken bir kopru oldugu 
aciklanmijtir. Kopruler zor olan tehlikeli menzilleri emniyetli §ekilde kisa zamanda 
gecmeye yarar. Hayal aleminin gerekliligi yaninda gecilmesi de gereken bir menzil 
oldugu unutulmamahdir. 

Yunus Emre kaddese'llahu sirrahu'l-azizin seyr u sulukunu anlattigi bir siirinde 
hayal makammi gecmenin gerekliliginden bahseder. 

Suretden gel sifata yolda safa bulasm 
Hayallerde kalmagil yoldan mahrum kalasm 

"Mana yolunda safa bulmak istiyorsan, gorunen bu suret (sekiller)ten sifata 
(o suretle sifatlanan gercek vucuda) gel. Bu suretler, birer hayal (asIT vucud ol- 
mayan birer golge)den ibarettir. Bu golgelerde takihrsan, mana yolundan 
mahrum kahr, hakikate ulasamazsin!" 

"Suretden" kelimesi Divan'in bazi yazma nushalannda "Siratdan" seklinde 
gelmektedir. Beyitte iki ana kavram vardir: Suretler ve hayaller. 

Suretler, dunya; hayaller de misal (berzah) alemine aittir. Her iki alem de 
gayb (zat) alemine engel ve perdedir. Butun bu alemler ise, sifatlar alemidir. 

Sifatlar, (goruntuler, renkler, desenler, sekiller) aleminden gegip zata yo- 
nelmelidir. Gercekte, her suret bir sirattir, gecilmesi gerekir. 175 

BatinTManada Hayaller 

insanda her seviyedeki bilginin olusma surecine baktigimizda, tamaminin 
sujeden kaynaklandigini goruruz. Be§ duyuya ek olarak, ara§tirma, hayal etme, 
anlama, algilama, uzerinde du§unme, yargilama, karar verme, vs. tamamiyla 
insanin kendi butunlugu icinde takip ettigi bir suregtir. 176 



174 (MARDEN, 2007) 

175 (TATCI, 2/4 Fall 2007 ) 
176 (DUZGUN, 2:12004), s. 37 



Divan-i ilahiyyat ve Afiklamasi 1 99 



A.Schimmel, fenomenolojiyle ilgili cahsmasinda, Allah Teala'nin kendi di§in- 
daki varhklar tarafmdan asagidaki semada gosterildigi §ekliyle tecrube edildigi- 
ni, baska bir ifadeyle ilahi olanin kendisini asagidaki halkalarda gosterildigi se- 
kilde disa vurdugunu tespit etmektedir: 




l.alan: Kutsal Kitap, Kutsal mekanlar. Kutsal olarak adlandinlan seyler alani; 

II. alan: Allah ve Vahiy anlayisinin kendini gosterdigi alan; 

III. Alan: iman, sevgi, hasyet ve teslimiyet duygulannin canlandigi alan; 

IV. alan: Mutlak Tevhid alani. 

I. Birinci halka, dinin kendini gosterdigi dunyadir. Kutsal kabul edilen mekan- 
lar, objeler, Kutsal Kitaplar, Kutsala bagh olan toplumlann bulundugu alandir. 

II. Dini hayal ve imgelemin dunyasi. Tann'ya dair imajlar, dusunceler burada 
olusur. Tann'nin gorulmeyen varhgina iliskin yargilara O'nun gorunen islerine 
bakilarak vanlmaya cahsihr. Allah anlayisi, yaratma dusuncesi, kozmoloji, ant- 
ropoloji, gelecek dunyaya iliskin/eskatolojik vb. dusunceler bu alana aittir. 

III. Dini tecrube dunyasi: Burasi ilahi olanin akli ve hayali imajinin (akhn ve 
hayalin resmettigi Tann'nin) aksine bir karsilasma aninin disa vurumlan olarak 
gorulmelidir. Hurmet, korku, guven ve kendini kurallanyla, isleriyle, sevgisiyle, 
yardimlanyla, vs. bize acan Allah'a tam bir guvenin gosterildigi, zihin dinginligi- 
nin, nesenin, paylasma hissinin, karsi konulamaz bir coskunun bir tasma hissi- 
nin kendini gosterdigi alandir. 

IV. Butun halkalann merkezi olan dinin objektif dunyasi, ilahi hakikatin dun- 
yasidir. Buraya iliskin butun yargilanmiz, bu alanin disavurumlanna ve bunlara 
bagh olarak ruhsal tecrubelere ve bu tecrubeleri ifade eden kavramlara daya- 
nir. 

Tecrube edilemeyen Tevhidin son asamasi baglaminda ibn Arab!, ff- 
Tenezzulat al-Mavsiliyye (s.90-1) adh eserinde su yorumu yapmaktadir: 

"Hangi durumda olursan ol, ister havada istersen karada, bil ya da bilme, 
du§iin ya da du§unme, zorunlu olarak ilahi isimlerin idaresi altmdasm. Hare- 
ketini ve sukununu, imkanmi ve varhgmi belirleyen bu isimdir. Ve bu isim 'Ben 
Allahim' der ve hak olani sbyier. Bunu du$untince, Allahu Ekber, demen gere- 
kir. Kesin olarak bil ki, ilahi Zat kendisini sana oldugu gibi gostermez, ancak 
bu yiice isim/sifatlarlarmdan biri altmda gosterir ve yine belki boyle oldugu 



100 I NiyazT-i MisrT kaddese'llahii sirrahu'l aziz 



igin Allah isminin anlammi higbir zaman bilemeyeceksin." 177 

O devriyle geluptur Enbiya, Mursel meratibce, 
Gehi mii'min zuhur eder qehi kiiffar olur peyda. 

O devirle nebiler ve rasuller derecelerle gelir 

Bazen mu'min meydana gelir, bazen kafirler mevcut olur. 

Hakim TirmizT, varhgin olusumu ile ilgili olarak goruslerini ortaya koyarken 
soyle bir cumle ile i§e baslamaktadir: "Allah vardi. Onunla birlikte higbir sey 
yoktu." 178 Sonra zikir var oldu, ardmdan Him ortaya gikti ve bun Ian takiben 
mesiet zuhur etti." ifadelerinden anlasildigi kadanyla bunlann ardmdan Hz. 
Muhammed'e ait nitelikler var edildi. (Hatmu'l-evliya, s. 337) 179 

TirmizT Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin diger enbiya arasindan ozel 
olarak secildigini (meczub) soylemektedir. Allah Teala, onu segmi?, ayirmi? ve 
cezb etmi§tir. Diger enbiyaya hikmet, beyan ve hidayet verilmi§, sonra da ken- 
dileri nebi olarak gorevlendirilmislerdir. Ancak Hz. Muhammed sallallahu aleyhi 
ve sellem Allah Teala tarafindan ozel olarak segilmistir. 18C 

Tecelli eyledikce ol sarayi sirr-i ahfada, 
Bu suret alemi igre sati pazar olur peyda. 

Tecelli eyledikce o cok gizli sirlan olan sarayda, 
Bu dunya alemi icinde ahsverisler meydana gelir. 

Tecelli, "mutlak vucud"un zuhuru manasina gelmektedir." Mutlak vucud", 
Allah Teala 'nin "ahadiyyet" mertebesindeki ismidir. Bu mertebede Allah Tea- 
la, "gergek sirftek varlik" tir. Bunu sifat itiban olmaksizin, ancak kendisinin bi- 
lebilecegi bir mahiyette olan zat'tir. 

Allah Teala'nin dort gesit tecellTsinin bulundugunu soyleyebiliriz. Bu 
tecellTler: Zat tecelltsi, sifat tecelltsi, isim tecelltsi vefiil tecelltsi. Ancak 

"Allah kuluna kar§i son derece merhametli oldugundan ona zatiyla tecelli 
etmektedir" 181 



177 (DUZGUN, 2: 1 2004), s. 32 

Buhari, Bed'u'1-Halk (59), 1, Tevhid (98). 22. Hadisin diger varyantlan icin bak: Durer, 
127. Mevduat, 263-265. Hafa, II, 130-131. 

179 (g'FT, 2003), s. 256 

180 (g'FT, 2003), s.257 

181 (ERGUL, 2002), s.162 



Divan-i ilahiyyat ve Agiklamasi 1 101 



iNSANLIGIN MEDENiYETTAR'lH'l 


NEBILER 


YAJADIGI BOLGE 


DONEMI 


ZAMAN 


ADEM 




Cekiidek Aile 


M.O.10.000 


5 


iDRiS 


Mekke (Sedlmis Mekan) 
Misir 


Kabil (Vahyi inkar) 




3000 


Kabila (Putperestlik) 


3.000 


5.000 


WUH 


Asagi Mezopotamya 


Kavim (Putperestlik) 


5.000 


4.000 


HUD 


Yemen- Hadramut 


Ad Kavmi (Putperestlik) 


4000 




SAUH 


Hicaz-Sam arasi (Hier) 


Semud Kavmi 
(Putperestlik) 




3000 


Bu donem, ismi bildirilmeyen 


Mezopotamya 


Site Devletleri 


3000 




|ibrahim-9) Nebiler 
donemidir. Suriye'de hukum 




Akad imparatorlugu 






siirmijs EBLA Kralligina 




Misir Eski Kralhk 






(M. 6.2500] ait tabletlerde. 




(Tanri Firauun Devri) 






AB-RA-UM, IS-MA-ILve 


Misir-Filistin-Suriye 


Amalika (Putperestlik) 






DAVUD nebilerin isimlerine 










rastlanilnni$tir. 








2000 


IBRAHIM 


Mezopotamya. -Harran- 
Kenan-Mmr 


Eski Babil-MisirOrta Krai. 


2000 




ISMAIL 


Arabistan 


Cijrhijmlular 






iSHAK 


Kenan[Filistin-Suriye) 


Amurrular 




1750 


LUT 


Sodom-Gomere 


Ahlaksiz kavim 






YAKUB-YUSUF 


Kenan ( Filistin-Suriye] 
Misir 


Misir(Ortave Yeni Krallikj 


1750 




EYYUB-ZULKIFL 


Sam(Urdun) 


(Tanri Firauun donemi) 




1400 


SUAYB-MUSA 


Medyen-Eyke, Misir- 
Kenan 


MisirYeni Kralhk 


1400 




HARUN-YUSA 


Kenan (Filistin-Suriye) 


(Tanri Firavun] 




1200 


KALiB-HEZKIL 


Kenan (Filistin-Surii/e), 
Mezotamya. 


Aramiler (Putperestlik] 


1.200 


1.050 


SEMUYEL[ismeil) DAVUD 


Kenan (Filistin-Suriye) 




1050 




[M.6.1029-974] SULEYMAN 
[M.6.974-933] 


Kudus-Sam-lrak 


Aramiler (Putperestlik) 




900 


LYAS-ELYESA 


Salebak-Sam 




900 




YUNUS 


Ninova (Kuzey 
Mezopotamya.) 


Yeni Asur (Putperestlik) 








Kenan (Filistin-Suriye) 


Babil 


700 




SA'YA-iRMiYA 


Kudus-Babi 


Yeni Asur (Putperestlik) 


700 




UZEYR-DANYAL 


Kudus 


Yeni Babil (Putperestlik] 


500 




Not: Budonemde EZRA, 




Persler 


500'lar 


331 


NEHEMYA ve MALAKi jibi, 
bazi israil nebileri ya^ami^tir. 


Kenan (Filistin-Suriye) 


Iskender imparatorlugu 


331 


304 






Selefki-Part imparatorluiu 


304 


64 


ZEKERiYYA-YAHYA 




Roma [Putperestlik] 


64 




{M.S.27- M.S.30] 


Kenan (Filistin-Suriye) 




MiLATv/efM 


5] 


iSA(Milat-M.S. 30) 




Hiristiyanlik 


700 




Hz. MUHAMMED sallallahu 


Mekke (Secilmif Mekan) 


Putperestlik 


(S10) 


ilk vahiy 


aleyhi ve sallem 










(M.S.571-S32) 


Butiin Yeryuzij 


Islam Medeniyeti 


700 


1.700 




Kiyamete Kadar 


Bad (Ateizm-Materyalizm) 


1700 


4- 



Kaynak: (MUSAOGLU, 1999), s. 236 



102 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahii sirrahu'l aziz 



Anin zatina qayet, sun'una herqiz nihayet yok, 
Anmcun her bir isminden qeliir bir kar olur peyda. 

Onun zatina gayet, eserlerine higbir zaman son yok, 
Onun igin her bir isminden gelen bir is meydana gelir. 

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki; 

"Her sey uzerinde dusuntin, fakat Allah Teala'nm zati uzerinde fazla dusun- 
meyin 

Allah Teala'yi esmasi ile tefekkur edecek olursak; 

"Allah Teala bir tek ildhtir. Uluhiyyetinde ikincisi yoktur. Esten ve gocuktan 
munezzehtir. Her seyin sahibi ve mdlikidir. Ortagi yoktur. Oyle bir sultandir ki 
veziri yoktur. Oyle bir yapip yaraticidir ki beraberinde islerinin duzenleyicisi ve 
yardimcisi yoktur. Vdcibu'l-VucGddur. Varligi bir baskasmm varligma bagh de- 
gildir. Bir baskasmm var etmesine Ihtiydci olmadan vardir. O tek olarak kendi 
kendine vardir. Varligmm ba§langia yoktur. Nihayeti de yoktur. O Baktdir. Hig 
bir §eye bagh olmayan vucud-i mutlaktir. Varliginm devami da kendindendir. 
Belli bir mekdna sigan, bir mekdnla smirlandirilan bir cevher olmadigi gibi, be- 
kasi du§unulemeyen araz da degildir. Ciheti ve yonu olan bir cisim de degildir. 
Mahlukati koruyup gozetmek O'na zor gelmez. Mahlukati yaratmasi sebebiyle, 
kendisinde daha onceden var olmayan bir sifati kazanmi§ degildir. O'nun sifat- 
lari hadis degil kadtmdir. Sonradan olan §eylerin O'na hululu, ya da O'nun son- 
radan olan §eylere hululu gibi §eylerden O munezzehtir. O, hadis (sonradan 
olan) seylerin O'ndan sonra olmasi ya da O'nun onlardan once olmasi gibi bir 
durumdan muberrddir. Ancak soyle denilebilir: vardi, ancak beraberinde hic- 
bir sey yoktu. Oncelik ve sonralik O'nun yarattigi zaman parcalarmi ifdde eden 
kelimelerden ibarettir. O'dur uyumayan (her sey in kendisiyle kaim oldugu) 
Kayyum O'dur. Kendisine kimsenin zarar eristiremeyecegi Kahhdrdir. O'nun gi- 
bisi yoktur. Esyaya hukmetmesini diledigi kimse yine ancak O'nunla hukmeder. 
Kulliydti bildiginde suphe yoktur. Dogru ve saglam gorus serdeden ulemanm it- 
tifaki ve icmai ile cuz'iyydti da tarn olarak bilir. Bu varlik dleminde ne varsa, 
hepsi muradi ildhinin bir neticesidir. Taat-isydn, kdr-zarar, kdlelik-hurriyet, so- 
guk-sicak, hayat-dlum, ele gegirmek-fevt etmek, gunduz-gece, dogruluk-egrilik, 
kara-deniz, cift-tek, cevher-araz, hastalik-sihhat, uzuntu-sevinc, ruh-cesed, ka- 
ranlik-aydmlik, yer-gdk, birlesme-aynsma, az-gok, sabah-aksam, siyah-beyaz, 
uyku-uyaniklik, agik-gizli, hareketli-hareketsiz, kuru-yas, kabuk-dz gibi bdyle 
birbirine zit, ayn ve benzer ne varsa hepsi Cendb-i Hakk'm dilemesi neticesidir. 
Nasil olmasm ki onlari hep Allah Teala yaratmistir. Dilemeyen, irade etmeyen 
nasil fdli-i muhtar olabilir ki?... Hak subhdnehu Teala, her seyi ezel? olarak bildi- 
gi gibi, ayni zamanda hukmetmis, murdd etmis, tahsis etmis, takdir etmis ve 
lead etmistir. Yine bdylece, hareket edeni ve durani, gorur, isitir. En alt ve en 



Beyhaki, Kitabu'l-Esma ve's-Sifat, s.210; Ebu Nuaym, Hilyetu'l-Evliya (el- 
Camiussagir'den naklen); Sehavi, Makasid, s.l90,ha.342; Acluni, Kesf, I,311,ha.l005; 
Heysemi, Mecmauzzevaid, 1,81 



Divan-i ilahiyyat ve Aqklamasi 1 103 



yuce alemlerin otesinden konusur. Uzaklik, duymasma engel degildir. £unku 0, 
her seyden yakmdir. Yakmlik, gdrmesine engel teskil etmez. Zira O, ayni za- 
manda uzaktir. Nefsin derinliklerindeki fisiltilan isittigi gibi, gok hafif bir do- 
kunmayla gikan sesi dahi isitir. Gece karanliginda siyahi gordugu gibi, su iginde 
suyu gdrur. Karisim, aydmlik, karanlik O'nun igin bir engel degildir. O Semi 
Bastr'dir. Hak Subhdnehu'nun konusmasi, sukuttan sonra olusmus bir keldm 
degil, ya da vehmedilen bir suskunluktan sonra gergeklesmis bir keldm olmayip, 
diger sifatlan gibi ezeli olan, ezel? keldm sifatiyla olmustur. Musa aleyhisseldma 
bu vasiftaki sifatiyla konusmustur. Bu keldmmi Yuce Allah Tedld, tenzil, Zebur, 
Tevrat ve Incil diye isimlendirmistir. Bu keldm, harfsiz, savtsiz, nagmesiz ve lu- 
gatsiz olmustur. Yuce Allah Tedld, seslerin, harflerin ve lugatlerin de yaraticisi- 
dir. Nefislere takvayi vefucuru ilham eden Allah Tedld'dir. Dilediginin hatala- 
rmdan vazgecer, cezalandirmaz. Diledigini de muaheze eder. Dunyada da ede- 
bilir, ukbada da. Adaleti, fazli ve ihsani icinde degerlendirilemedigi gibi, fazli ve 
ihsani da adaleti icinde degerlendirilemez. Alemi iki kabza (tecelli) halinde varlik 
dlemine cikarmis ve onlara iki konak yeri yaratmis, sonra da, "sunlar cennetlik, 
sunlar da cehennemliktir, baska bir seye aldirmam" buyurmustur. Burada O'na 
hie bir kimse kalkip da itiraz etmemistir. Zira orada O'ndan baska varlik sahne- 
sinde hie bir sey yoktu. 183 Dolayisiyla butun her sey, O'nun esmasinin tasarrufu 
altmda olmustur. Bir kabzasi Celdl esmasinin, bir kabzasi Cemdl esmasinin ta- 
sarrufu altma girmis, kimi nimetler icinde, kimi de beldlar icinde olmustur. Ken- 
disinden baska fail olmayan ve varligi igin kendi zdtmdan baska bir varlik bu- 
lunmayan Allah Tedld 'yi noksan sifatlardan tenzih ve tesbih ederim." 184 

Tecelli eyler ol daim celal-u qeh cemalinden, 
Birinin hasih cermet, birinden nar olur peyda. 

Her zaman bazen celal cemalinden tecelli vardir. 
Birinden cennet, birinden cehennem hasil olur. 

Cemali zahir olsa tiz celali yakalar am, 
Gorursun bir aiil acilsa yanmda bar olur peyda. 

Cemali zahir olsa hemen onu celali yakalar 
Gorursun birgul acilsa yanmda diken mevcuttur.. 

Celal ve cemal tecellileri birbirinden aynlmaz durumdadir. Birinin zuhuru dige- 
rinin varhgina sebeptir. Allah Teala buyurdu ki; 

"Demek ki, zorlukla beraber bir kolaylik vardir. Evet, zorlukla beraber bir ko- 
lay lik vardir." 1 * 5 



"Allah mevcut idi. Onunla beraber higbir §ey yok idi." (Buhari. Bed'ul Halk. 1; ibn. 
Hanbel. 4/431; Hakim, Mustedrek. 2/341; AclunT, 11/130,131) 

Ebu Bekr Muhyiddin ibn ArabT, el-Futuhatu'l-Mekkiyye, Daru'l-kutubi'l-'ilmiyye, Beyrut 
1420/1999, c. I, ss. 62-65. (COSKUN, 2008) 

ln§irah, 5-6 



104 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahii sirrahu'l aziz 



Allah Teala seytani dusman kildi ki, Allah Teala'ya siginmak, nefsin tahrikini de 
yaratmis ki ona yonelmenin devami icindir. Eger celal ve cemalin tecellisi beraber 
olmasaydi yani nefsin arzulan olmasaydi seyr-suluk tahakkuk etmezdi. 

[Tasavvuf ehli dikkatleri once dis alemin esrar ve guzelliklerine cevirerek 
"Tabiatla barisik" hale gelen suff muhayyilesi, daha sonra "ilaht nefha" tasiyan 
"ktigtik alem"e yonelmis, mechullerini ma'luma donusturerek Mutlak gercege 
dogru yol almaya baslamis, "insanla barisik" olmanin doyumsuz guzelligini ya- 
kalamislardir. 

X-XIII. Yuzyillarda Anadolu topraklan uc buyuk sikmti ile -dervislerin ifadesi 
ile- uc celalT tecellT ile karsi karsiya kalmistir. 

1. Batidan gelen Hach seferleri 

2. Dogudan gelen Mogol istilasi 

3. icerde ortaya cikan Babailer hareketi 

SufTlerin kanaatine gore kainattaki tecellTler, cemalT ve celalT diye iki cesittir. 
Ancak bunlar birbirinden ayn ve kopuk degildir. Bunun icin dervisler "celal igre 
cemali, cemal igre celali" gormeye cahsirlar. Yukanda siralanan tic celalT 
tecellTyi, tic cemali tecellT takip edecektir: 

1. Bati'dan Anadolu'ya gelen Muhyiddin ibn Arab? (hyt. 1240) 

2. Dogu'dan Anadolu'ya gelen Mevlana Celaleddin RumT(hyt.l273) 

3. icerde yetisen Yunus Emre (hyt. 1320)] 186 

NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l aziz Mevaidu'l-irfan eserinde buyurdu 
ki; 

Bil ki: Dunyada mevcud olan her seyin iki ciheti (yonu) vardir. Bakanin 
kabiliyyetine gore bir iyi tarafi, bir de kotu tarafi vardir. Allah Teala, insanin bir 
sey yapmasini isterse o seyin iyi tarafini ona gosterir, o da yapar. Bir seyi yap- 
mamasini isterse, o seyin kotu tarafini gosterir, o da yapmaz. Bundan dolayi 
Ebubekir radiyallahu anh Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimize: 

"Dunyada sender) guzel kimse yoktur ya Rasulallah" derken Ebucehil: 

"Dunyada senden kotu kimse yoktur Ya Muhammed" diyordu. 

Kemal yollan ve sebepleri de buradan cikar. Allah bir kimseyi kemal derece- 
sine ulastirmak isterse ona yollannin guzel taraflanni ve bunlann sebeplerini 
gosterir. Kul onunla mesgul olur, onun ziddini terk eder. Bu suretle en yuksek 
gayeye ve makama ulasir. Mesela zikre devam etmek kemalata ulasmanin se- 
beplerindendir. Allah bir insani buyuklerin ulastiklan kemallere ulastirmak is- 
terse, ona zikre devam etmenin guzel taraflanni gosterir. Onu zikre devam etti- 
rir ve onu mukadder olan kemallere eristirir. Diger vesileler de boyledir. Bunu 
uzak gorme (hayal sanma). ^unku Allah Teala Hazretleri buna kadirdir. Bunun 
buyuk bir ash vardir ki o da sudur: 

"Alemin zerrelerinden her biri zidlanni cami'dir (kendinde tasir). £unku Al- 



Gegersiz kaynak belirtildi. ,s.275 



Divan-i ilahiyyat ve Afiklamasi 1 105 



lah Teala'nin Cemal ve Celal sifatlan vardir. Allah Zulcelal, her zerrede tecelli 
eder. Her zerrede O'nun butun sifatlannin eseri vardir. Ma'siyetler ve asagi de- 
receler de boyledir. Allah Teala, o ma'siyetin kotu tarafini orter ve onu isleme- 
nin iyi tarafini gosterir ve insan da onun icine duser. 

"Herkesin, uydugu biryonu vardir" 187 "Allah Teala bir adam icin iki kalb ya- 
ratmami5tir." 188 Artik kalbler soyle dursun, her bir kalbi, bakilan seyin guzelli- 
gine ceviren O'dur. Kalb her an, e§yadan biriyle beraber, otekilerden gafildir. 
Huzuru Allah Teala ile gafleti masivadan oldugu bir sirada kalbinin otesinden 
(verasindan) onu Allah Teala'dan baska bir dusunce aldatir, mesgul ederse o 
kimsenin hasmi Allah Teala'dir. ... "Allah gercegi soyler, O, yola iletir." 189 

Burada Allah Teala'nin "celal" niteliklerini onun bilinemez ve mutlakhgini 
ifade eden yonu; cemal ozelliklerini ise, bilinmesi ve taayyununu ifade eden ni- 
teliklerdir. Bunun yam sira her iki ismin mutedahil olusu da dikkat ceker. 190 

Bu sirdandir ki bir kamil zuhur etse bu alemde, 
Kimi ikrar eder am, kime inkar olur peyda. 

Bu sirdandir ki bu alemde bir kamil zuhur etse 
Onu kimi ikrar eder kimi inkar eder. 

Bu konuda en guzel ornek ibnu'l-ArabT kaddese'llahu sirrahu'l azTzi (560- 
638/1165-1240) verebiliriz. Ona ekber (en buyuk seyh) diyenler oldugu gibi, ekfer 
(en buyuk kafir) diyenler bulunmustur. Allah Teala buyrdu ki; 

"Allah ve Rasulunun hukmetmedigi bir §eyle hukmedenler, i§te ortlar kafirle- 
rirt ta kendileridir" 191 

Hadis-i serifte bildirildigine gore; "Muslumana sdvmek fisktir, onunla carpi§- 
makdakufurdur." 192 . 

Bu nedenle Seyh-i Ekber MuhyiddTn ibnu'l-ArabT kaddese'llahu sirrahu'l azTz it- 
ham edenlerin dediklerinden uzaktir. Ancak sozlerin ve soylenin mansindan uzak- 
lasildikca cesitli anlayislar ve nakiller icinden cikilmaz durum ahnca dogru ve haki- 
kat kaybolup gitmistir. 



187 Bakara, 148 
188 Ahzab,4 

189 (ATES, 1971) El li be5inci sofra 

ibnu'l-ArabT,. el-Fiituhat, 111/477; el-Fihrist, Mukaddime. "..er-RCihu'l-Emin kalbimin 
uzerine inince terkibim dagiliyor... ve bana zann, tahmin ve }Qpheden art olan bilgiler veri- 
yordu." (et-Tenezziilatul-Mevsihyye, 7). 

Bu yiizden olsa gerektir ki MuhyiddTn ibnu'l-ArabT kaddese'llahu sirrahu'l-azTz el-Fiituhat 
ve Fusus kitabmin her bolumunun sonunu "§uphesiz Allah gergegi soyler ve dogru yolu 
gosterir" ibaresiyle tamamlamaktadir. (KIUC, 1995), s. 27 

190 (DEMiRLi, 2003), s. 114; Bkz. ibnu'l-ArabT, Kitabu'l-celal ve'l-cemal, s. 4-5 

191 Maide, 44. 

192 BuharT, Fiten 8, iman 36, Edeb 44; Muslim, iman 116, (64); TirmizT, iman 15, (2636); 
NesaT, Tahrim 27, (7, 132). 



106 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahii sirrahu'l aziz 



ibn Kemal Pasazade'nm (1468-1534) fetvasinda ibnu'l-ArabT'yi su §ekilde 6v- 
mektedir. 

"Ey insanlar! Biliniz ki, buytik seyh, serefli onder, ariflerin kutbu, muvahhidlerin 
imami, Enduluslu, Hatem Tayy kabilesinden Muhyiddin ibn Arab! kamil bir 
muctehid ve fazil bir mursid, taaccup edilecek hayat hikayeleri ve olagan disi hadi- 
seleri ve cok talebesi olan bir zattir. Alimler ve ileri gelenler katinda kabule mazhar 
olmustur. Onu inkar eden hata yapmis olur. inkannda israr ederse sapitmis olur. 
Sultana, onu terbiye etmesi ve onu inancindan cevirmesi gerekir. £unku sultan 
dogruyu yaptirmak ve kotulukten men etmekle memurdur. Onun bircok eseri var- 
dir. Bunlar icinde Fususu'lhikem ve el-Futuhatu'l-Mekkiyye bulunur. Bunlardaki 
meselelerin bir kisminin sozu ve manasi belli, MahT buyruga ve §er'-i NebevT'ye 
uygundur. Bir kismi da zahir ehlinin anlayisina gore gizli olup, ke§f u batin ehlinin 
anlayisina gore agiktir. Meramini anlamayana bu durumda susmak lazimdir. Zira 
Allah Teala: 

"Bilgin olmadigi §eyin pe§ine du$me, gunku kulak, goz ve kalbin her biri bu 
davram§tan sorumludur." 193 buyurmaktadir." 

Seyh-i Ekber Muhyiddin ibnu'l-ArabT, Lubnan Dagi'nda pes pese kirk kere 
halvet gikarmisti. Soyle diyordu: 

"$eyhim vefat ettikten sonra kamil bir zat i§itsem once yikamyorum, elbi- 
selerimi yikiyorum ve ona gidiyorum. Evvela yanimda bulunan geyleri kapi- 
smda birakiyorum ve sonra yanma giriyorum. Boylece (bu) mertebeye ulas- 
tim. Sanki benim icin kopeklere varmcaya kadar her varhk seyhti. " 194 

Bu sekilde ibnu'l-ArabT'yi onun pesinden gidenleri anlamak biraz zordur. 
Anlayamanlar igin seriatin zahirine sahip gikarken tahkir ve cahilane hareketlerden 
kaginarak hareket etmeleri uygundur. 

NiyazT-i MisrT bu beyitlerde beyan buyurdugu uzere ashnda kendi durumunu if- 
sa ediyor. ^ektigi sikintilardan biride bu sekilde edilen ithamlardir. Bulundugu 
toplumda kendini anlatamayan veya anlasilmayanlar icin ne kadar cok uzulunurse 
uzulsun cok az kahr. 

Veli arif celal icre cemalini gbrur daim, 
Bu haristanm icinde ana gulzgr olur peyda. 

Arif-i billahlar celal icinde cemali devamh gorur. 
Bu dikenligin iginde gul bahcesi onu gorur. 

NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l azTz Mevaidu'l-irfan eserinde buyurdu ki; 

"Ey iman edenler, zandan cok sakmmiz. (!unku zannm bazisi gunahtir. Bir- 
birinizin gizlisini arastirmaymiz, biriniz, digerinizin giybetini etmesin. Biriniz 
olmus kardesinin etini yemek ister mi? Elbet bundan igrendiniz. Allah'tan 



193 : s _, 

Isra, 36 

194 (BAHADIROGLU, 2003), s.156 



Divan-i ilahiyyat ve Aqklamasi 1 107 



korkunuz. §uphesiz Allah bagislayici ve merhamet edicidir." 195 

Bil ki, gunes nereye yonelse, karsismda karanhk gormez. Karsisina dusen her 
sey aydinhk (nur) gorunur. Gunesin gordugu nur, karsisina dusen esyayi isiklan- 
diran kendi yuzunun nurudur. Ama zulmetin karsismda aydinhk olmaz. Karanhk, 
karsismda bulunan esyada daima karanhk gorur. Bu karanhk, karsisina dusen 
esyayi karartan kendi karanhgidir. Gunes, kendine kiyasla, butun alemin nurdan 
ibaret bulundugunu zanneder. Zulmet (karanhk) ise, kendisine kiyas ederek bu- 
tun esyanin zulmetten ibaret oldugunu sanar. 

Gunes, arif-i billah olan muvahhid mu'minin misalidir. Bu zaten butun esya- 
da, kendi irfaninin, tevhidinin, imaninm ve ayaninin 

"Hicbir sey yoktur ki Allah'i hamd He tesbih etmesin. Lakin siz onlarm 
tesbihlerini anlayamazsmiz." 19S Ayetinin ifade ettigi gibi aksini, nurunu gorur. 
Halbuki ashnda e§yanin bir kisminda cehalet, kufur ve isyan zulmeti vardir. Fa- 
kat o mu'minin baki§inin nuru, butun ejyayi kaplar da o, hepsinde sadece nur 
gorur. Butun insanlara iyi zan besler. Bu sifat, bir insana, ancak kemale eri§tiren 
bir mur§id-i kamilin terbiyesi altinda ig tasfiyesiyle mumkun olur. 

Zulmet ise cehalet ile kalbi kararmis cahile benzer. Bu adam, butun esyada 
bir eksiklik gorur, herkeste bir ayip arar. Cahil neye baksa, cehaletinin ve 
aybinin siyahhgi o seye akseder. Baktigi sey ne olursa olsun onda muhakkak bir 
ayip ve noksan bulur. Fukara bilmez ki o, kendi ayip ve noksanidir, oradan ken- 
dine aksetmistir. 

Binaenaleyh, ey Ehlullah yolunda suluk eden talip, Allah Teala'da mucahede 
et ki, ruhunun gunesi battigi yerden dogsun, tutuldugu yerden acilsin, kalbinin 
alemleri nurlansin, nuru yuzune vursun ve senin yuzunden karsinda bulunanla- 
ra yansiyarak hepsini aydinlatsin. Karsinda bulunanlar, senin ilim ve irfaninin 
nurundan istifade etsin, senin golgende, yani cisminin ve bedeninin golgesinde 
istirahat etsinler. iste guzel huyun kemali budur. 197 

Ne sirdir kirn iki kimse nazar eyler bu ekvana, 
Biri ancak gorur dan, bire deyyar olur peyda. 

Bu bir sirdir; iki kimse bu aleme nazar eyler 
Biri ancak yurdu, digeri ise sahibini gorur 

Allah Teala'nin insanlann eliyle sana eziyet vermesinin nedeni insanlara gu- 
venmemek icindir. Her seyden incinmenin nedeni onlardan uzak kalmak icindir. 
imam GazzalT kaddese'llahu sirrahu'l-aziz buyurdu ki; 

"Karmca, kagit uzerindeki yazilan gorunce, bunlari kalem yaziyor, der; gunku 
ba§mi kaldirip yukandaki parmaklan, eli ve bunlari harekete gegiren iradeyi, in- 
sani, sonra insanda hade, kudret yaratani gormez. insanlann gogu da, en asagi, 



Hucurat, 12 

196 isra, 44 

197 (ATE5, 1971) Ugiincu sofra 



108 | NiyazT-i Misr! kaddese'llahu sirrahu'l aziz 



en yakm sebebi gormektedir." 198 

ki umman-i vahdettir yuzu sahra-yi kesrettir, 
Yuziin goren gorur agyar icinde yar olur peyda. 

ici birlik denizi, yuzu cokluk sahrasidir. 

Bazilan yuzu gorur, baskalan icinde yar gorunur. 

Alem "Varhk" ve "yokluk" acismdan degerlendirilince, "Yuce Allah'in viku- 
dundan baskasi, saf yokluktur..." Cunku Allah varhgi, kendi hakikati sebebiyle, 
kendiliginden vandir. Allah Teala alemle gorunuse giktigi ve O'nunla belirlendigi 
igin, butun varhklann ash olarak kabul edilmistir. 199 

Vahdet'in ug yolu vardir. 

l-Vahdetu'§-§uhud: Mistik birlesme burada bir ruh halidir ki onun disinda 
esya birbirinden ayn ve Allah Teala'dan ayn gorunur. Farabi ve imam Rabbani 
kaddese'llahu sirrahu'l-azizin nazariyesidir. 

2-Vahdete'l-Kusud: Mistik birlesme yalniz bir mefhumlar birlesmesi degil, 
ayni zamanda insanlar arasinda bir iradeler birlesmesidir. Sonunda, insanin 
arzusu ve iradesi Allah Teala'nin arzusu ve iradesiyle bir olur. Bununla beraber 
Allah'in ve kainatin varhgi ayn telakki edilir. 

3-Vahdete'l-Viicut: irade ve tasavvur yolu ile birlesmeye varhkta birlesme 
ilave edilir. Bu vahdetin en yuksek ve en mukemmel derecesidir. 200 

Alan lezzati birlikten halas olur ikilikten, 
Niyazi kande baksa ol heman dfdar olur peyda. 

Birlikten lezzeti alan, ikilikten halas olur, 

Niyazi ne zaman baksa ol hemen sevgili asikar olur 

"Allah da buyurmu$tur ki: iki Hah tutmaym o ancak bir ilahdir, onun igin ben- 
den yalniz benden korkun" 201 

Gorur ol aenc-i mahfiden nice zahir olur esya, 
Biliir her naks-ii suretten nice esrar olur peyda. 

Niyazi gizli hazineden gorur, nice esya zahir olur 
Bilir her suretin naksinden nice sirlar asikar olur. 

Sonuc olarak; Allah Teala'yi gorememenin sebebi Ona cokca yakm olmaktandir. 
Perdelenmis olmasi ise O'nun zuhurunun siddetindendir. Gozlerden gizlenmis 
olmasi ise nurunun azametindendir. Goz kuvvetli isikta gormeyi kaybeder. 



GazzalT, ihya., cilt: I, s. 34. Ayni ornek icin bkz. GazalT, Kimya-yi Saadet, s. 42. 

199 (KEKU'K, 1980)s.383-386 

200 (SAFA, 2003), s. 233 

201 Nahl, 51 



Divan-i ilahiyyat ve Afiklamasi 1 109 



Merhaba ehlen ve sehlen merhaba" 



Ya besira-l'adli min sultanina 



Leyse men gatele-l'eadi ferharti 



Bel bima ehyeyte ser'a-I'Mustafa 



Innema'llezme eta dayfen lekum 



Masteha ilia luhumu ehl'iis-siga 



Vema nizam'ul-alemi ilia bi'l-adli 



Ma kiyam'ul-adli bi'd-dema 



Kasifatii'd-durri ayatii'l-kitabi 



In ekame'l-hakimune evzanuha 



Menbau'l-afati fi'd-diinya el gudati 



Megdeni'l-ifsadi fiha'l-irtisa 



Min yedi's-sultani li ezali'l-adli 



Ma istidaretfi's-sema semsi'd-duha 



& s A is s ^. i 



\ss » s £-. »s s r , - . \ss » s 

^ 1 

s s i s ss s 

ss i si 

} , t , ,, '. 

i C sis 

o IS 



Merhaba ho§geldin merhaba 

"Merhaba" aslmda farsga kokenli olup "benden size zarar gelmez" anlamma 
gelmektedir. 

ilahinin yazildigi donemde padi§ahtan gelen elgiye kar§i soylenmi? ilahi olabilir. 
Padi§ahin IV. Mehmet 202 olma ihtimali yuksektir. Bu donemde ru§vet, jurnal vb. 



IV. MEHMET DONEMi (1648 - 1687 ) (Kopriiluler Donemi) 
Ulkede isyanlann surdiigii, ru§vet ve iltimasm yaygmlajdigi ve sadrazamliga getirilen 



110 I NiyazT-i MisrT kaddese'llahii sirrahu'l aziz 



kotulukler artmistir. NiyazT-i MisrT Efendimiz elgiye hakkmda yapilan iftiralara ina- 
nilmamasi icin gelen elciyi uyanyor. Cunku kotuluk yapan kisiler NiyazT-i MisrT'nin 
manevT hallere vukufiyetini cok iyi bilmektedirler. 

"Ey se$ilmi§, ey Allah Teala'dan razi olmu§ ve Allah Teala rizasmi kazanmi§ 
ki§i, merhaba! Sen kaybolursan hemen kaza gelir, feza darahr." 203 



Sultanimizm adalet mujdecisi 



yf 



•ycggjlcp^lrj 



Sevincim dusmanlarimi oldurenden degildir. 

NiyazT-i MisrT haksizhklann giderilmesi acisindan sevincini izhar ederken altta 
gelen misra ile adaletin tesisinin devlet icin gerekli oldugunu aciklamaktadir. 

s / 1 si 



Ashnda sevincim §eriati Mustafa'mn ihyasmdan dolayidir. 

NiyazT-i MisrT kaddese'lahu sirrahu'l aziz Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin 
yolunda olmanin ve getirdigi yolun ihya edilmesi konusundaki niyeti ile dunyevi bir 
rutbe veya menfaat dusuncesinin olmamasi onun ehli hakikatten olusunun ema- 
residir. Butun evliyanin niyetide hep bu minval uzeredir. $emsi Tebrizi 
kaddese'llahii sirrahu'l-azfz buyurdu ki, 

"KureysT ile Kuseyr? (465/1072) ve daha baskalari da yuz binlerle yillar geese 
yine tatsiz, yine zevksizdirler. Onlarda bir zevk ve bir mana bulunmaz." 204 

Buradaki mana hayatin tathgi ve guzelligi ancak Rasulullah sallallahu aleyhi ve 
sellemle olacagidir. Butun kainat O'na medyun ve meftundur. Ehli hakikatte butun 
niyetler O'nun cevresinde gelisir. 






Ul^»^ljijJlUJl 



Sonra size misafir olarak gelenler. 



devlet adamlarimn ba^anli olamadigi, bunahmm oldugu donemdir. IV. Mehmet, devleti 
igine du§ttigu bunahmdan kurtarmasi igin Sadrazamhgi ihtiyar vezir Koprulu Mehmet Pa§a- 
yi getirerek yikimin onune gecmeye gahsilmistir. Bu donemde Koprulu Mehmet Pasa'dan 
bajka ayni aileden Fazil Ahmet Paja, Merzifonlu Kara Mustafa Pa§a ve Fazil Mustafa Pa§a- 
lar sadrazamlik yaptilar. 

NiyazT-i MisrT'nin Fazil Mustafa Pa§a ile mektuplajmalan devlet ile sorun ya§adigim gos- 
termektedir. 
203 Mesnevi: c. I, b. 99 



204 (§ems-i TebrizT, 2007), (M. 277), s. 367 



Divan-i ilahiyyat ve Aqklamasi | 111 



NiyazT-i MisrT kendisi hakkmda devlet erkanina jurnal yapanlann isimlerini iste- 
yen elcileri Lut aleyhisselama gelen meleklerle eslestirdi. Yani Burada anlatilmak 
istenen bir sonraki beytin isaretiyle belki Lut aleyhisselama misafir gelen melekle- 
rin kavmini helak icin ondan izin istemeleridir. Cunku Allah Teala cemiyet ile ilgili 
olan gunahlarda azabi genellikle ahirete birakmamistir. Ferdin tek yonlu gunahi ile 
Allah Teala afv kapisini daha agik tutarken cemiyetlerin durumunda azabi ilahiyi 
erken gondermistir. 

§ekavet 205 ehlinin etlerini istemislerdir. 

Lut aleyhisselamin kavmi Sodom halki kufur ve ahlaksizhkta cok asm gitmis- 
ti. Onlann arasinda her turlu ahlaksizhk yaygindi ve ustelik bunlar alenT olarak 
yapihyordu. Bu kavim mensuplan, daha once hie bir kavmin islemedigi buyuk 
bir kotuluk de icat etmislerdi. Lut kavmiyle birlikte anilan bu onemli kotuluk, bi- 
lindigi gibi, livata, yani homoseksuellikti. 

Lut kavminin helaki icin gorevlendirilen ve guzel yuzlu ug; delikanh kihgina 
giren melekler ve ona misafir gitmislerdir. Her biri oldukga yakisikh bir delikanh 
kihgindaki meleklerin kendisine misafir olmasi, Hz. Lut aleyhisselami son derece 
sikmisti. ^unku o, tanimadigi misafirlerinin melek oldugunu bilmediginden, er- 
keklere duskun olan kafirlerin, bu guzel yuzlu delikanhlara sarkintihk yapmasin- 
dan korkuyordu. Bu sikinti iginde misafirlerini sapiklardan nasil koruyacagini 
dusunuyordu. Korkusu bosuna degildi; nitekim onun evine geng delikanhlann 
geldigi kisa surede duyuldu. Pek gok sapik, onlara sarkintihk niyetiyle onun evi- 
nin etrafmda toplanmisti. Onlann igreng niyetlerini anlayan Hz. Lut 
aleyhisselam, misafirlerini onlann tecavuzunden korumak igin, onlara kizlanni 
nikahlamayi teklif etti. Akh basinda olanlan kendisini anlamaya ve yardima <pa- 
girdi. Ancak Sodomlu sapiklar, onun bu teklifine razi olmadilar. Ona, kizlanyla 
evlenmekgibi bir isteklerinin olmadigini, ne istediklerini de kendisinin iyi bildi- 
gini soylediler. Ahlaksizhkta ne derece ileri gittiklerini, en igrenc gunahi isle- 
mekte ne derece arsizlastiklanni ortaya koyan bir cevap verdiler. 

Hz. Lut aleyhisselam, kendilerini kusatan tehlikeyi gene misafirlerine bildir- 
mek zorunda kalmisti. Onlan savunmaktan aciz oldugunu, kendisini destekle- 
yecek bir taraftar kitlesinin bulunmadigini ve kendilerini koruyacak saglam bir 
signagin mevcut olmadigini acikladi ve caresizligini dile getirdi. 

Bu kavim sapikhkta o derece ileri gitmisti ki, sehirlerine guzel yuzlu yabanci 
delikanhlann geldigini duyunca, sevinc icinde Lut'un evinin etrafina kosusmus- 
lardi. iclerinden bu ahlaksizhga karsi cikan hig kimse yoktu. Boylesine igrenc bir 
istegi, temizligi ve iffetiyle ma'ruf Hz. Lut'a soylemekten cekinmemeleri, bu su- 
gun onlann arasinda ne kadar yaygin ve ne kadar normal sayilan bir davranis 
haline geldigini ortaya koymaktadir. Onlann cinsT sapikhklannin derecesi, bu ig- 



Haydutlar, ejkiyalar 



112 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l aztz 



renc fiili i§lemek icin buyuk bir sevinc icinde hem de toplu bir §ekilde gelmele- 
rinden anla§ilmaktadir. Bu ahlaksizhklarini acikca yapmaktan cekinmemeleri, 
normal insanin du§unup hayal edemeyecegi bir ahlaki cokuntudiJr. 

Diger taraftan Cenab-i Hak, bu sirada elcisi Hz. Lut aleyhisselam'i dinlemeyip 
onun evine girerek misafirlerine sarkintihk yapmaya kalki§an kafirlerin gozlerini 
kor ediverdi: 

"And olsun ki, onlar Lut'un konuklan olan melekleri elde etmeye kalkisti- 
lar, bunun uzerine gozlerini kor ediverdik. Azabimi ve ikazlarimi dinlememe- 
nin sonucunu tadm, dedik." 206 

Sonugta Lut Kavmi helak oldu. 
NiyazT-i MisrT'nin bu konuyu burada zikretmesinin sebebi ne olabilir diye du§u- 
nursek mecmuasindan anla§ilmaktadir. 

"..sual ey misri sana emn nedendur bize soyle ta ki bize yakin hasil ola cevab 
egergi emn vahy iledir velakin hasmi iskat igun delil geturelum ayet budur "Lut, 
Ke§ke size yetecek bir kuvvetim olsa veya saglam bir yere sigmsam" im dedi. 
imdi benum adim da Lut' dur beni livataya sa'y etdukleri icun Allah ve resulu Lut 
ile zikr etdiler. Her sonra gelen evvelkini cami'dur lasiyyema hatmun ma'nasi 
odur ki cemi peygamberleri ve velileri cami'dur her birinun sirn onda bulunur 
dimekdur...." 208 

Yukandaki dorduncu misrain i§aretiyle NiyazT-i MisrT kuddise sirruhu'l-azizin 
Limni surgununde cektigi sikintilanni ancak Rasulullah sallallah u aleyhi ve selleme 
olan kuvvetli bagi ile telafi edebildigi anlajilmaktadir. 



Jjj^j 



Qi p\iau: 



Diinyamn duzeni adaletle mumkundur. 

"Kendine gel de o kotii dah kes, buda. Bu giizel data su ver de tazelendir. 

§imdi ikisi de yesil ama sonuna bak. 

Bu sonunda bir seye yaramaz, dbiiruyse meyve verir. 

Bagm suyu buna helaldir, ona haram. 

Aralarmdakifarki sonunda gorursun vesselam. Adalet nedir? 

Agaglara su vermek. Zulum nedir? Dikeni sulamak. Adalet bir nimeti yerine 
koymaktir, hersu geken tohumu sulamak degil. Zulum nedir? 

Bir seyi yerinde kullanmamak, yeri olmayan yere koymak. Bu da ancak bela- 
ya kaynak olur. 



Kamer, 37; ( Prof. Dr. ismail Yigit, PeygamberlerTarihi, Kayihan Yayinlan: 279-282) 

207 Hud, 80 

208 (NiyazT-i MISRT, 1223), v. 60b 



Divan-i ilahiyyat ve Aqklamasi 1 113 



Tann nimetini cana, akla ver, ig agrisma ugramis, diigiimlerle, sikmtilarla 



dopdolu olmus tabiata elegit." 209 



Adaletin tesisi ise kanla mumkundur. 

Hz. Mevlana kaddese'llahu sirrahu'l azTz buyurdu ki; 

"Yarayi desmek lazim. Desecegin yerde ustune merhem korsan pisligi kokles- 
tirmis olursun. Yaranm altmdaki eti yer. Yari faydasi olsa elli tane ziyani olur. " 

210 

"§eriatta ihsan da var ceza da. Padisah, baskoseye gecer; at ahira baglamr. 

Adalet nedir? Bir §eyi layik oldugu yere koymak. 

Zulum nedir? Layik olmadigi yere koymak. 

Allah Teala'nm yarattigi bir §ey abes degildir. Kizgmhk, hilim, ogiit, hile... 
hepsi dogrudur. Bunlarm hie biri mutlak olarak hayir degildir. Aym zamanda 
mutlak olarak §er de degildir. Her birinin yerinde faydasi vardir, yerinde de zara- 
n. Onun icin bilgi vaciptir, faydahdir." 211 



^lolTJailiALiET' 



1 y&> 



Gam ve kederi giderende Kur'an-i Kerim ayetleridir. 

Kur'an-i Kerim gonullere §ifadir. Allah Teala §6yle buyurdu; 
"Kur'art'dart, mu'minler adma sifa ve rahmet olan ne varsa onu indiririz. 0, 
zalimlerin artcak zarar/kayiplarmi artirir." 2n 



§ayet hakimler §artlanna riayet ederlerse 

Kur'an-i Kerim, islam toplumunun basvuracagi yegane yol gosterici (=hidayet 
rehberi)dir. Hakimler hukumde onun kistaslanni ahrsa hukumde yanilmalan olma- 
yacak kadar az olur. Kur'an-i Kerim'in kapsadigi ahkam iginde insanhgin zaranna 
sebep olacak bir hukum bulmak mumkun degildir. Allah Teala soyle buyurmustur: 

"Cahiliyye(t) yargismi mi istiyorsunuz? Akleden bir kavim igin Allah'tan daha 
iyi hiikmeden kim olabilirl" 213 Yine Allah Teala soyle buyurmustur: 

"E y inananlar; Allah'a itaat edin, Resul'e ve kendinizden olan yoneticilerinize 



209 Mesnevi: c. V, b. 1086-1093 

210 Mesnevi, c. VI, b. 2605-2606 

211 Mesnevi, c. VI, b. 2595-2599 

212 isra, 82 

213 Maide, 50 



114 | NiyazT-i Misri kaddese'llahu sirrahu'l azTz 



de itaat edin! Herhangi bir §ey hakkmda tarti$acak olursaniz, onu Allah'a ve 
Resul'une goturun. Eger Allah'a ve Ahiret gunune inamyorsaniz, bu (yol) sizin 
igin daha hayirh ve yorum bakimmdan da en guzel olamdir." 214 



il^lDjilgoliVl^i 



9L^*» 



Diinyada belalarm kaynagi yargiclardir. 

[Kendi halinde ebedT bir muhalif olan NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l azTz 
hikemiyat diliyle sosyal hayattaki sikintinin birini perde arkasindan zamaninda da 
gormus birisidir. Lisan-i hal ve kal ile bunlan soylemis: Diinyada ne bela varsa 
kaynagi yargiclar ve kadilardir. Bozgunculugun sebebi de rusvettir. 

Bu satirlar yoneticelerin rusvetle ilgili sikayetini hatirlatir. Yani rusvetin bir ttirlu 
ustesinden gelemediklerinden yakinirlar ve bunun sugunu da baskalanna yukler- 
ler. Acaba gergekten de rusvetin ustesinden gelemezler mi, yoksa gelmek isteme- 
dikleri igin rusvet mi onlann ustesinden gelir? 

NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l azTz, donemindeki kadilardan ve dolayisiy- 
la Osmanh yargiglanndan sikayet eder ve mizaci onlarla elbette ki imtizag etmez. 
Bununla birlikte onun bu ifadesi ashnda adil yargiglann azhgina ve kibriti ahmer 
gibi yokluguna isaret etmektedir. Bu da bir hadis-i serifi dogrulamaktadir: 
Rasulullah sallallah u aleyhi ve sellem buyurdu ki: 

"Kadilar U( smiftir. iki smifi cehennemlik, bir smifi da cennetliktir. Cehenneme 
gideceklerden biri bilerek haksiz hukum veren kadi, oteki de bilmeyerek haksiz 
hukum veren kadidir. Cennetlik olani ise, hakkiyla hukum veren hakimdir. 21s ] 216 

Bu konu hakkmda Hazreti Mevlana kaddese'llahu sirrahu'l-azizin adaletsiz ha- 
kimlerin kazanglan hakkindaki dusuncesini bilmekyerinde olacaktir. 

Bir sahsa, kansi "Ne soylersem onu yapacaksm ve eger yapmazsan ug talak 
ile bo§ olayim" diye yemin ettirdi. Kocasi razi oldu. Kadin: "Bir batman domuz 
eti yemen lazimdir" dedi. O Musluman bu vaziyet karsisinda sasinp kaldi. Higbir 
bilgin onun bu muskulunij halledemedi. Kalkip Mevlana hazretlerine geldi. Ag- 
layip sizlayarak durumunu bildirdi. Mevlana 

"Kadi-mn (Yargig) mahkemesinden bir batman ekmek satin ahp ye de bo- 
sanma vaki olmasin" buyurdu. 217 



Bozgunculugun kaynagida rusvettir. 



214 Nisa, 59 

215 Ebu Davud, Akdiye; 2 (3573) 

216 OZCAN, Mustafa, YENIASYA, Juritokrasi ve Fitne, 08.04.2008 

217 (YAZICI, 1995), s. 656-(380) 



Divan-i ilahiyyat ve Afiklamasi 1 115 



RCi§vet 

Sozluk anlami Kamus'a gore ucret'tir (cu'l). Reja ru§vet verdi, irte§a ru§vet aldi, 
isterj ru§vet istedi anlamlanna gelir. 218 

«El-Misbah» a gore; ri§vet, bir ki§inin hakime veya ba§kasina, lehine hukum ve- 
rilmesini saglamak veya bir istegine taraftar etmek kar§iliginda verdigi maldir. 
Cogul olarak ri§a, ru§a §eklinde kullanihr. 

Rujvet kitap, siinnet ve icm'a gore haramdir. 

Kur'an-i Kerim'de Allah Teala buyuruyor ki: 

"Aramzda mallannizi haksizhkla yemeyin; bildiginiz halde gunaha girerek in- 
sanlarm mallarmdan bir kismmi yemek igin onu hakimlere aktarmaym." 219 

Bu konuda pek gok hadis vardir. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu 
ki; 

"Hukumde rii§vet alan ve ru$vet veren ve aracilik eden kimseyi lanetlemi$- 
tir." 220 

Rii§vet dort kisimdir; 

1) Her iki tarafa da haram olan ru§vet, yargig olmak icpin verilen ru§vettir. Ru§- 
veti veren yargig olamaz. Bu §ekilde verilen ru§veti alana da ru§vet haramdir, bu 
yolla yargig olmak da haramdir. 

2) Bir davada lehinde bir hukum almak igin yargica verilen ru§vet de, bu muna- 
sebetle verilen karar hakh olsun olmasin, her iki taraf igin haramdir. 

3) Can veya mala bir zarar gelmesinden korkularak verilen ru§vet, alan igin ha- 
ram, veren igin degildir. 

4) Bir kimse mahna goz dikildigini anlayarak bu malm bir kismmi ru§vet olarak 
verirse, ru§vet veren bakimindan helal, alan bakimindan haramdir. 

Ru§vete girmeyen hediyelerde vardir. Buna gore 

Hediyelerde ii£ gegittir. 221 

1) Hediye elden ve hediye alan bakimindan helal olan. Dostluk ve sevgi igin ve- 
rilen hediyeler bu meyandadir. 

2) iki taraf bakimindan da haram olan hediye. Zulme yardim igin verilen hediye- 
ler bu durumdadir. 

3) Yalniz veren bakimindan helal olan hediye bir zulmun onunu almak igin veri- 
len hediyedir ki alan igin haramdir. 



Sultamn elinde kudret olunca adalet gitmez. 



218 (SAHILLiOGLU) 
219 Bakara, 188 

TirmizT, Ahkam 9, (1336); Ebu Davud da bu hadisi sadece ibnu Omer radiyallahu anh'tan 
tahric etmijtir (Akdiye 4, (3580). 
221 (SAHILLiOGLU) 



116 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l aztz 



Sultanm guglu olmasi adaletin tesisi igin gereklidir. Sultanm gug bulabilmesi 
iginde devletin kurulmasi ve bulunmasi gereklidir. Devletlesmenin onemli oldugu- 
nu Rasulullah sallallah u aleyhi ve sellemin Medine'ye hicretinden sonra ilk uygu- 
lamasindan anlamaktayiz. 

islam Devletinin temeli 620 ve 622 yillannda yapilan Akabe biatleriyle baslar. 
620 yihnda 12 Medineli Musluman ellerini Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin 
avucuna koyarak 

"gerek sikmti ve muzayaka ve gerekse seving ve siirur halinde (sbz) dinlemek 
ve itaat etmek (basta gelir) ve (sen) bizim uzerimizde bir tercihe sahip olacaksm 
ve biz emretme yetkisini tasiyan amire - bunu kirn elinde bulundurursa bulun- 
dursun- itiraz ve muhalefette bulunmayacagiz. 

Allah Teala yolunda, bizi kiigiik goren ve horlayan kimsenin bizi ayiplamasm- 
dan gekinmeyecegiz. 

Allah'a higbir seyi sirk kosmayacagiz, aramizda higbir iftirada bulunmayaca- 
giz ve senin higbir iyi hareketinde sana karsi itaatsizlik etmeyecegiz" 

demislerdir. Bu biatle, saglam bir devletin dogabilmesi igin gerekli olan ortamin 
olusmaya baslamistir. iki yil sonra bu kez yetmis kisi tarafindan ikinci kez biat ya- 
pilmistir. 

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin uygulamasiyla anlasilan icranin kudreti 
bulmus sultan ile olacagidir. 



Taki kuslukgunesi semada kaldigi muddetfe 

$ems'ud Duha kusluk gunesi demektir ki, Rasulullah sallallahu aleyhi ve 
sellemin ruhaniyeti gunesin en guzel parladigi zamandaki durumuna benzetilmis- 
tir. Sultana eger Rasulullah sallallahu aleyhi ve selleme tabi olursa kiyamete kadar 
hukmunun surecegi isaret etmistir. Fakat tarihi agidan bakilmca boyle olmadigini 
gormekteyiz. 

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem hakkinda Allah Teala'nin buyuk ihsanlan 
vardir. Her halukarda Kur'an-i Kerim'de dile getirilmistir. Bunlardan birisi olan 
Duha suresi Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin hakkinda inmis ve Allah Teala 
katmda O'na verilen degeri anlatmaktadir. 

Fakih Kaadi iyaz (Allah onu muvaffak kilsm) der ki: "Bu sure alti yonden pey- 
gamberimizin buyuklugunu, Allah Teala indindeki yuksek mevkiini belirtmistir. 

1— Allah Teala onun mevkiini belirtirken, "And olsun kusluk vaktine, insan- 
larin siikuna vardigi dem geceye ki," 222 diye yemin etmistir. TabiT bu, derecele- 
rin en buyugudur. Ona verilen payenin ulviyetini belirtmektedir. 

2— Nezdindeki yerini, huzurundaki degerini: "(Habibim)" Rabbin seni 



222 Duha, 1-2 



Divan-i ilahiyyat ve Aqklamasi 1 117 



terketmedi. (Sana) danlmadi da." 223 kavli ile belirtmistir. Yani, bu su demektir: 
Allah Teala seni birakmadi, sana kizmadi, seni kendisine elgi edindikten sonra 
asla ihmal etmedi. 

3— Cenab-i Hak; "Elbette ahiret senin igin diinyadan hayirhdir." 22A buyur- 
mustur. 

ibn ishak'in tefsiri: "Allah Teala'ya donusunde, dunyada sana verdiklerinden 
daha iyileri ve daha ustunleri vardir. Seni b. Abdullah-Tusteri: "Yani gerek se- 
faat ve Makam-i Mahmut gibi payelerden yanimda sakladigim seyler senin igin 
diinyadan daha hayirhdir." diye tefsir etti. 

A—"Muhakkak ki Rabbin sana verecek de hosnut olacaksm!" 225 kavl-i celT- 
linde belirtilen husustur. Bu ayet (her iki cihanda da) Rasulullah sallallahu aley- 
hi ve selleme bahs edilen birgok lutuf, ihsan, saadet ve Oesitli ni'metleri cami- 
dir. 

ibn ishak: "Dunyada basanya erdirmek, ahirette de, ona bol sevab vermekle 
onu hosnut kilacaktir" diye tefsir etti. Bazilarma gore: "Ona sefaat ve Havz-i ke- 
biri vermekle hosnut edecektir" diye tefsir olunmustur. 

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin alinden diye bazilan tarafindan riva- 
yet edilmistir. 

"KUR'AN-I KERiM'DE BUNDAN £OK UMJT VEREN BJR AYET DAHA YOK- 
TUR." Allah Resulu, tabiidir ki, ummetinden hig kimsenin atese atilmasina razi 
olmayacaktir... 

5— Bu surenin sonlanna dogru (gelen ayetlerde sayilan) Allah Teala'nin ona 
hazirlamis oldugu nimetler: 

Onu hidayet etmis... Mali yokken kendisini zengin etmis... 

insanlan irsat etmeye onu muvaffak kilmis... 

Yahut kalbine tukenmeyen bir hazineyi andiran kanaati vermekle onu zengin 
etmis. .Yetimken onu dedesinin terbiyesine vermistir... Yahut da Allah bizzat onu 
himayesine almistir. 22e 

Hulasa; buna benzer manalar verilmistir, mufessirler tarafindan bu surenin 
ayetlerine, Kimisi de su manayi vermistir: 

"Senin sayende, dalalette olanlan hidayete erdirmistir. Senin sayende fakir 
ve yoksullan zengin kilmistir. Yetim ve kimsesizleri de yine senin sayende hima- 
ye ettirmistir." Evet, Allah ona, butun bu ihsanlanni hatirlatmistir. Yine bilinen 
seylerdendir: Onu kugukluk, yetimlik anmda yalniz birakmayan Allah Teala el- 
bette ki buyudukten, hele hele rasulluge erdirdikten sonra da yalniz ve yardim- 
siz birakmamistir. 

6— O'na vermis oldugu bunca nimeti agiklamasini ve ondan bahsetmesini, 
Allah Teala ona emretmistir. Ve soyle buyurmustur: 



223 „ , » _. 

Duna, 3 

224 Duha, 4 

225 Duha, 5 

226 Duha, 6-10 ayetleri 



118 | NiyazT-i Misrt kaddese'llahii sirrahu'l aziz 



"Bununla beraber Rabbinin nimetini durmayip soyle (anlat)." 227 

Kisinin kendisine yapilan in'amdan veya iyilikten bahsetmesi, bir nevi sukur sayihr 
elbette. Bu hitabi, suphe yok ki; Rasulullah sallallahu aleyhi ve selleme has olmakla 
beraber onun sahsinda turn ummetine samildir. 228 



227 Duha, 11 

228 Fakih Kaadi iyaz, §ifa-i §erif, trc: Nairn ERDOGAN- Huseyin S. ERDOGAN, Bedir Yay. Is- 
tanbul, 1975, s. 43-45 



Divan-i ilahiyyat ve Afiklamasi 1 119 



6 S/ 



"Hamden ilahi ala ma ente melce-una y 



Mimmen eta vehiive gazbaniin ve muhlikuna \^Ol^j j\l^i-^»j^l jl. 

4 " 'i ,° , • 



1/e leysemin satveti's-sultani IT$afiun 



ilia imamu'l-Huda el MehdTyyu mungizuna 



Siimme Isa lealle'llahe yiinezzilehu 



\> jJe*ljj+>l\ l jx^\X>\ s }\ 



>', y> I 



Bi bedrin me$rigana ve §emsiin magribena 



Evha ileyye bihazel'kavli IT melekun 



FT hazihT'l-leyleti'z-zalmai melhemuna 



La tahsebu inne ze'l-MisrTzu veclin 



Min kahri deccalikum va'llahi yensurana 






Hamd sigmakyerim olan ilahimadir. 



Allah Teala'dan baskasina hamd ve tesekkur mecazidir. Burada kullanilan hamd 
siginilma sozu ile Allah Teala'nin nimetlerini icin sukur ifadesidir. 






Bizi gazapla helak etmek icin gelecek olana 

Dunya bizim helak olmamiza sebep olacak her sey ile doludur. Helak olmakta 
kaza ile olan ise vaktinden once olan yok olmadir. Kiyamet bu yok olmanin en sid- 
detlisidir. Bu korku mumin ve kafir icin dehset ifade eder. Sonsuzluk mumin ve 
kafir icin mutluluk vermektedir. Kiyamet ise imtihan olan hayatm neticelenmesidir. 



«sLi ij jUaxUlS \j&+» l \» j-^j 



120 | NiyazT-i Misrt kaddese'llahii sirrahu'l aztz 



Sultanm vurusuna kar§i bir sefaatcimde yoktur. 

Sultanin vurusu fiile cikmis iradedir. Hukumden sonraki donusu olmayan irade- 
ye ancak teslim olmaktir.Kiyametten once olacak olaylar hakkinda kimsenin de 
kurtulusu yoktur. Cunku artik sonuc verecek amellerin hepsi sonlanmistir. Artik 
isaretler acik §ekilde gorulmeye baslamistir. £ok §iddetli gececek zamanlann ve 
fitnenin onunu alacak kurtanci icin beklentilerden baska bir carede uretilmeyecegi 
anlasilmaktadir. 

Hz. Ebu Musa radiyallahu anh anlatiyor: "Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem 
buyurdular ki: 

"Kiyametten hemen once karanhk gecenin pargalan gibi fitneler var. Kisi o 
fitnelerde mu'min olarak sabaha erer, aksama kafir olur; mu'min olarak aksama 
erer, sabaha kafir cikar. O fitnede oturan, ayakta durandan hayirhdir. Yuruyen 
kosandan hayirhdir. Oyleyse yaylarmizi kirm, kirislerinizi parcaiaym, kiliglarmizi 
da tasa vurun. Sizden birinin evine girerlerse Hz. Ad em' in iki oglundan hayirlisi 
olsun (olen olsun, olduren degil.)" 229 



Ancak hidayet imami Mend? kurtancimizdir. 



MEHDI ALEYHISSELAM 

MehdT'nin Sozluk Anlami 

Arapca kokenli, <jjj» (dogru yolu bulmak, yol gostermek) kelimesinden ismi 

meful olup "dogru yola iletilmis, hidayete ulastinlmis, kendisine Allah Teala tara- 
fmdan yol gosterilen" anlamlanna gelen MehdT genel anlamda kiyametten once 
ortaya cikarak dunyada adaleti, duzeni saglayacagina inanilan sahis olarak tanim- 
lanmaktadir. 

MehdT inancmin Dogusu 

MehdT inancmin dogusu hakkinda farkh gorusler vardir. Bu goruslerden birine 
gore MehdT inanci ilk defa Siimerliler'de ortaya cikmis, Babil ve Misir'da gelisme- 
ye devam ederek bu iki medeniyetten dunyaya yayilmi§tir. 

Diger goruse gore ise MehdT inanci her dinin kendi icinde tarihi, psikolojik ve 
sosyolojik sartlanna gore dogmus ve gelismistir. Nitekim Hindliler, Brahma'nin 
tenasuhunde Vi§nu'nun vucuda gelisini ve Hindulugun Budizme hakim olacagi 



229 Ebu Davud, Fiten 2, (4259, 4262); Tirmizi, Fiten 33, (2205). Ebu Davud, "kosandan" 
kelimesinden sonra §u ziyadeyi kaydetmistir: "Yanmdakiler: "Bize ne emredersiniz (ey Al- 
lah'in Resulu!)? dediler. "Evinizin demirbaslan olun!" buyurdu." 



Divan-i ilahiyyat ve Aqklamasi 1 121 



donemi beklerler. 

Mogollann da, Cengiz Han'in olumunden once kendilerini Qn esaretinden kur- 
tarmak uzere sekiz ya da dokuz yuz yil sonra tekrar donecegini soyledigine halen 
inandiklan belirtilmektedir. 

Yahudi inancmda ilyas aleyhisselamin semaya kaldinldigi ve onun adaleti sag- 
lamak icin ahir zamanda yeryuzune tekrar donecegi anlayisma karsin Hiristiyanhk- 
ta Hz. isa aleyhisselamin kiyametten once kurtanci olarak tekrar donecegi inanisi 
mevcuttur. Her ne kadar Yahudilik ve Hiristiyanhktaki Mesih inanci ile islam kultu- 
rundeki MehdT inanci tarn olarak ortusmese de Mesih veya MehdTnin gelis amacla- 
n bakimindan ortak olduklan gorulmektedir. 

islam Kulturunde MehdT inanci 

islam dunyasinda, ozellikle SiT inancmda, kurtanci anlayisi onemli bir yer tutar. 
SiTlikte basta Hz. Ali b. Ebi Talib kerrema'llahii veche olmak uzere bircok kisi 
MehdT olarak kabul edilmis, hatta Ali b. Ebi Talib ve Cafer es-Sadik radiyallahu 
anhuma gibi bazilannin olmedigi, tekrar ortaya cikip dunyayi islah edeceklerine 
inanilmaktadir. 

1300 yih 23 ° itibariyle §iT inancinin yaygin oldugu kulturlerde dunyayi yenileye- 
cek, karanhktan kurtaracak en az dort sahsiyet vardir: 

1-Dokuzuncu yuzyilda ortadan kaybolan, gizli olarak yasamina devam eden 
onikinci imam. 

2-Hilafeti doneminde dini yenileyen biri olarak ortaya cikacak olan onikinci hali- 
fe. 

3-Kiyametten once altin bir cagin gelmesine onculuk edecek olan MehdT 
aleyhisselam 

4-Yine dunyanin sonuna dogru askeri basanlar elde edecek olan Hz. isa 
aleyhisselam 

islam dunyasinda eylem olarak ilk cikan MehdTci hareketler olarak bilinen as- 
keri faaliyetler, §iT inancina gore onikinci imam'in ortaya cikacagi iddia edilen yuz- 
yilda, yani hicri 13. yuzyilda gorulmektedir. Soz konusu 

MehdTci hareketler olarak isimlendirilen isyanlarm meydana geldigi ulkeler 



Kuzey Nijerya (1804) 
Hindistan (1820, 1828 ve 1880) 
Java (1825) 
iran (1844) 



Malum ola ki bu ummetun omri on u$ mi'e (100) dir ki bin tic yuz senedur (1300). Zira 
halen ki elf-i saninun yuz otuz biridir.(1131) Tamam-i mi'e zuhur-i MehdT ve nuzul-i isa 
vaki' olub anlarun devrleri dahi tamam-i mi'e saliseye muntehi (1300) olmadan munkazi 
olub alem-i ekvan envar-i haka'ikdan cuda du§ub bi-ruh olan beden-i zulmani gibi kalsa 
gerekdur. Zira insan-i kamil ruh-i alemdur. (CETJN, 1999), s.121; (BURSEVi), v.98a, 69. Vari- 
dat) 



122 | NiyazT-i Misrt kaddese'llahii sirrahu'l aziz 



Cezayir (1849, 1860 ve 1879) 
Senegal (1854) 
Sudan (1881) 

Osmanh toplumunda da MehdTinanci 

Osmanh Anadolusu'nda MehdTci hareketler olarak kabul edilen RafizT isyanlan 
onemli yer tutmaktadir. Bu hareketlerin Turkiye tarihindeki ilk ornekleri 1240 yi- 
hndaki BabaT ayaklanmasi, son ornegi ise 1665 tarihindeki Seyyid Abdullah isya- 
nidir. 

II. Bayezid zamaninda Safaviler'in tahrikiyle Teke yoresinde cikan 1511 deki 
Sahkulu isyani, 1520'de ayni yoredeki Bozoklu Celal {Sah Veli) ve 1527 tarihli Sah 
Kalender isyanlan ihtilalci MehdTci hareketlerin onemlileri olup 1525-1528 tarihle- 
ri arasinda Adana ve Orta Anadolu'da ortaya cikan kucuk caph hareketler de var- 
dir. 

Bu hareketlerin yoneticilerinin tamamina yakini, doneminde yore halki tarafin- 
dan seyh olarak gorulmustur. Bu kisiler kendilerini MehdT ilan etmeden evvel, bir 
magaraya cekilerek uzun bir sure inziva hayati yasar. inzivadan ciktiktan sonra 
Allah Teala ile temas kurduklanni ve O'nun kendisini gorevlendirdigini aciklayarak 
MehdTliklerini ilan edip ayaklanmayi baslatirlar. 

Bunun saydiklanmizin yaninda Osmanh padisahlanndan Kanuni Sultan Siiley- 
man'm Mehdi-i ahir ez-zaman (son zamamn MehdTsi) olarak sifatlandinlmistir. 
Ayni sekilde unlu tarihci Pecevi ibrahim Efendi de (hyt. 1059/1649?) IV. Murad'i 
(1622-1640) Mehdi-i ahirzaman olarak vasiflanmaktadir. 

Hadislerde MehdTinanci 

Gerek islam dunyasinda, gerek Osmanh toplumunda kiyametle baglantih karak- 
terlerin en onde geleni olan MehdT Kur'an'da zikredilmezken, guvenilir hadis kitap- 
lan olarak kabul edilen alti hadis kitabinda ise MehdT ile ilgili sinirh sayida hadis 
vardir. Bu hadislere gore dunyanin tek gunluk omru kalsa bile Allah Teala'nin o 
gunu uzatarak, adi Hz. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin adina, babasinin adi 
Hz. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin adina uygun olarak (Ebu Davud 1992: 
MehdT 1,1V, 474; Tirmizi 1992: Fiten 52, IV, 505) Hz. Rasulullah sallallahu aleyhi ve 
sellemin zurriyetinden gonderilecek olan (Ebu Davud 1992: MehdT 1, IV, 474-5; ibn 
Mace 1992: Fiten 4085, II, 1367) MehdT, daha once zulum ve haksizhklarla dolu 
olan yeryuzunu adalet ve insafla dolduracaktir. MehdT fiziki olarak genis ahnh olup 
ince uzun burnunun ortasi biraz yuksektir ve yedi sene hukmeder (Ebu Davud 
1992: MehdT 1, IV, 474-5). 

Yine Hz. Rasulullah sallallahu aleyhi ve selleme MehdT ile ilgili su soz atfedil- 
mektedir: 

"Horasan tarafindan bayraklar ciktigini gordugunuzde, kar uzerinde surunerek 
de olsa. O bayraklara katihniz, zira icerisinde Allah'in halifesi MehdT vardir" 

MehdT'nin (^ikismin Alametleri 



Divan-i ilahiyyat ve Afiklamasi 1 123 



MehdT oncesi devirde dunyada erkeklerin azalacagi, kadinlann cogalacagi, 
emanete hiyanetin artacagi, icki ve bidatlerin cogalacagi, idare islerinin ehil olma- 
yanlara verilecegi, erkeklerin kansina itaat edip annesine isyan, dostuna iyilik ba- 
basina eziyet edecegi, kisiye kotulugunden korkuldugu icin saygi gosterilecegi. 
Ayak takimlarinin basa gececegi, zelzele ve harp felaketlerinin gorulecegine dair 
fikirler ileri surulmustur. Bunun yaninda MehdT'nin gelmekte oldugunu gosteren 
isaretler hakkinda da cesitli bilgilere rastlanmaktadir. 

Bu alametlerden bazilan Firat nehrinden altin bir dag cikmasi. Ramazan ayinin 
ilk gecesinde ay, on besinci gununde gunes tutulmasi, sik sik depremlerin meyda- 
na gelmesi, dogudan buyuk bir atesin cikmasi, her tarafi aydinlatan kuyruklu yildi- 
zin dogmasi. Hz. AN kerrema'llahu veche neslinden buyuk cusseli, gozunde siyah 
bir nokta bulunan §am tarafinda Yabis denilen bir yerden Suryani'nin cikmasidir. 
MehdT cikmadan once milletler arasinda ticari yollar kapanacak, insanlar arasinda- 
ki fitne artacaktir. Degi§ik ulkelerden birgok alim beraberindeki 310 kadar insanla, 
birbirinden habersiz §ekilde MehdT'yi aramak uzere yola cikacak ve sonunda her- 
kes Mekke'de bulu§acaktir. Birbirlerine nicin geldiklerini sorduklannda." 

Fitneleri onleyecek ve Kostantiniyye'yi (istanbul) fethedecek olan Mehdt'yi 
anyoruz" derler. Aynca MehdT gelmeden once dogudan 151k veren bir yildiz goru- 
necegi. Ramazan da iki defa ay tutulacagi, semadan bir sesin onu sesiyle cagiracagi 
ve bu sesi uykuda bile olsalar herkesin duyacagi da iddia edilmektedir. MehdT cik- 
tiginda, onun gercek MehdT olduguna dair i§aret sayilabilecek olaylann da ileri 
suruldugu gorulmektedir. MehdT cikarken bajinda bir sank olacak ve bir tellal "Bu 
Allah'm halifesi olan Mehdt'dir. Ona uyunuz" seklinde nida edecektir. 

MehdT'nin Cikig Zamani 

Muhyiddin ibn Arabi kaddese'llahu sirrahu'l-aziz Fatima evladindan olacak olan 

MehdT'nin hicretten ^Jt-^J- yil sonra, yani ebced hesabiyla 

(Hi=600)+(Cim=3)+(Fe=80)=683 yihnda zuhur edecegini iddia etmistir. Bu tarih 
geldiginde MehdT gorunmeyince bazilan bu tarihin MehdT'nin dogum tarihi oldu- 
gunu, onun hicri 710 yihndan sonra ortaya cikacagini, dolayisiyla 683 yihnda dogan 
MehdT'nin 26 yasinda olacagini soylemislerdir. 231 



"Kim evli degilse $am'a go f sun, funkii basket sehirlerde dyle karanhk fitneler kopacak 
ki oralardaki halkm gogunun kurtulusu guc olacak" (ayni Vasiyyetname'den terceme). 

Sadreddin'in istanbulda, Ayasofya Kutuphanesinde 4849 No. lu mecmuada MehdT hak- 
kinda bir risalesi vardir. Mecmuanin son - risalesi olan ve ciltte sahifeleri kansan bu kiictik 
risale (168. a - 180. a), Sadreddin, ibn-ul Arab? ile Ekberiyye mensuplarimn fikirlerini anla- 
mak bakimmdan pek degerlidir. §eyh-i KebTr, bu risalede, 

iMAM HASAN ALEYHJSSELAM SOYUNDAN OLAN MEHDT'NJN 613 RAMAZANININ 
YiRMi YEDiNCi CUMA GECESi DOGDUGUNU (187. b), 
654 HiCRtDE KENDJSJ GOSTERDJGiNi (168. b), 

666 YILINDA, HALKIN, BJRCOK SASILACAK SEYLERE SAHJD OLACAGINI (180. a), 
683 YILINA KADAR DA JSA'NIN iNECEGJNi BiLDiRMEDEDJR (179. b). 



124 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l azTz 



imam Sa'rani de MehdTnin h.1255 yih Saban aymda cikacagini soylemis, tarih 
aksini gostermistir. 232 

BistamT, Cifr'ul Cam? adh eserinde MehdT'nin cikistarihi ile ilgili su hesaplamayi 
yapar: Besmeledeki harflerin ebced hesaplamalanna (kuciJk ebced) gore sayisal 
degeri 784'tur. MehdT'nin cikis tarihi hicri 784 olarak dusunulse de bu dogru degil- 
dir. Cunku bu hesaplamada sadece harflerin degeri toplanmistir. Hesaplamada 
harflerin okunusundaki sayisal degerlerin (buyuk ebced) goz onune ahnmasi ge- 
rektigini ileri suren yazar, bu hesaplama ile 1392 ve 1403 olmak uzere iki sonuca 
ulastigini belirtmekte ve MehdT'nin cikis tarihinin hicri takvimine gore bu tarihlerin 
olabilecegini savunmaktadir. Aynca sonraki sayfalarda Hz. AN kerrema'llahu veche 
ye atfedilen bir sozu aktarmaktadir: 

"Besmeledeki harflerin sayisi hicri yila gore tamamlansa imam Mehdt'nin do- 
gum zamani olur. Orturt cikisi Ramazan aymm akabinde olur" Bistami'nin onceki 
hesaplamayi Hz. AN kerrema'llahu vecheye atfedilen bu rivayete dayanarak yap- 
mis olmasi muhtemeldir. 

Hz. AN kerreme'llahu veche meshur divaninda Hz. MehdT ve bazi ahirzaman 
hadTsatindan bahsetmistir. Bu divanm Mustakzade serhinden aldigimiz bir kis- 
mi soyledir: 

Tercumesi: Aya oglum! (...) cus ettiklerinde (kaynadigmda, kanstiginda...) 
MehdT-i Adil'e muntazir ol... 

...Kudemadan §eyh Sa'deddin Muhammed Hamuli kaddese'llahu sirrahu'l- 
aziz zuhur-u MehdT hakkmdaki takribeleri 

Yani "Zaman huruf uzre besmele ile tamam adedi miktanna balig olsa Meh- 
dT kaim ola. 

Savm-i Ramazan akabinde hurucuna tesaduf olundukta benden ona selam 
isal eyle" demek olur. Hesabi bindortyiiz tarihini tecavuz, eder ki; muhakkikin 

Yani taht-el lafz: "Habibim! Sender) sonra onlarm devam-i ihti- 
latve iilfetleri katildir." 

Pes mukerrerati hazf ile 1399 olup sinin-i kameriyenin muddet-i 
merkumede 233 kusurunu zam ile hicretten 1422 yil 3 ay 24 gun olur. 

Ehl-i velayet Hz. MehdT'nin huruc zamanmi bu ayetten kesf etmisler. Fakat 
hadiseler vuku bulmadan evvel bu ayet ile MehdT arasmda munasebet gorule- 
miyordu. Bu ayetin evvelinde Cenab-i Hak Rasulullah sallallahu aleyhi ve 
selleme mealen soyle hitab ediyor: 



654 yilindan bahsedilirken, "vaktimizden tig yil once" kaydi, risalenin 651 de yazildigini 
aciklar. Sadreddin'in bu risalesiyle ibn-i Sina'nin risalelerini muhtevi ola bu mecmuada, 
"81. b ve 87. B" de 697 hicride, yazilan, diger bir niishayla mukabele edildigine dair iki 
kaydm mevcudiyeti, mecmuanm degerini arttirmadadir. (GOLPINARLI A. , 1985), s.235 
232 (ERDOGMUS, 2003), s. 25 

Merkum: Cem'olmu§, toplanmi§, birikmi§ 



Divan-i ilahiyyat ve Aqklamasi 1 125 



"Kafirler sana vahy ettigimiz seyden seni gevirmek istiyorlar ki eger sen 
ta'viz verirsen seni dost tutacaklar. Sakm onlarm nevalarma uyup taviz ver- 
me, yoksa sana diinya ve ahirette kat kat azab ederiz. Ve sen ta'viz vermedi- 
gin igin seni memleketinden gikaracaklar. Ama senin ardmdan o memleketle- 
rindefazla kalamayacaklar." 234 

iste bu ayetler isaret ediyor ki Hz. MehdT'ye zemin hazirlayan ve onun bay- 
raktan olan insanlar, higbir kimsenin kinamasindan korkmadan, butun dunya- 
nin hucumlanna ragmen tavizsiz bir sekilde Seriat-i Muhammediye'yi tatbik et- 
tikleri igin memleketlerinden cikarilacaklar. Fakat o Sufyamler ve bid'atgilar on- 
larm arkasindan o memlekette fazla ulfet edemeyecekler. 

Burada MehdT'nin kiyami hakkinda verilen tarih olan hicretten 1422 yil 3 
ay 24 gun sonrasi ise; hicr? 1423 tarihinin 3. ayi ve 25. giinu etmektedir. Bu da 
milad? 2002 yilmin 6 Temmuz tarihine tekabul etmektedir. 

Fakat metinde de belirtildigi gibi bu ve 'bunun gibi" istikbalden haber veren 
tarihler takribTdir, tahdidT degildir. Bu sebeple birkac ay yahut birkac sene evvel 
veya ahir olmasi haberin dogruluguna zarar vermez. Bununla beraber tarn bu 
tarihden itibaren bu hadisenin emareleri gorulmeye baslamistir. 235 

Buyuk mutasavvif Sibgatullahi Arvasi'nin yegeni Allame Muhammed Hafid'in 
buyuk Allame Hafiz Muhiddine naklettigine gore; 

Mehdinin dogumu: 1385 

Zuhuru (gikmasi): 1425 'dir 

...Mehdinin dogumunun hicri 1385 ve zuhrunun hicri 1425 oldugu "zuhuru'l 
MehdT ve deccal" adh eserde MehdT ile ilgili nakledilen bir hadiste agikga soy- 
lenmi§tir. 

Ayrica bu eserde; "Mehdinin sirtmda uzerinde bu Allah Teala'nm halifesi, 
beklenen Mehdidir yazih bir muhur olacagi anlatilmaktadir." Ayrica Mehdinin 
muctehit(ictihat eden) cok buyuk bir islam alimi olacagi da o eserde gecmekte- 
dir." "Zuhrul MehdT ve deccal" adh kitap Allame Resul Sibki'nin yazdigi en son 
eserdir. 

..."Muhakkak Allah'm taraftarlan galip olanlarm ta kendileridir." Cumlesi- 
nin cifir hesabmdan anlasihyor. Bu cumlenin cifr hesabi, hicri 1428 ediyor. Bu 
tarih Mehdtnin cikmasmdan uc sene sonradir. Qunkij MehdT ciktiktan iic yil 
sonra ilk buyuk galibiyetini ahyor. MehdTnin ilk buyuk galibiyeti hicri 1428 ol- 
duguna gore Zuhuru-da "MehdTliginin ilan edilmesi" hicri 1425'tir... 



...Bu delillerde galibiyetin MehdTnin galibiyeti oldugu hangi verilerden anla- 
sihyor. Onceki tarihlerde olan, islamiyet'in galibiyetlerinden herhangi biri olmaz 
mi? Nicin ilia da MehdT sonucu cikartihyor... Ayetteki kelimeleri "Kur'an Belaga- 
ti" ilmine gore inceledigimizde, ayette gecen galibiyetin MehdTnin galibiyetin- 
den baska bir sey olmadigini acikca gormekteyiz. 

^unku ayette 4 tekid (pekistirme) vardir... En buyuk tekidin cumle de zikir 



234 l'sra,73-76 

235 (GUMUSEL, 2003), s. 18-19 



126 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahii sirrahu'l aztz 



edilmesi cumledeki galibiyetin en buyuk galibiyet oldugu agikga bildiriliyor... 
Tarihte boyle bir galibiyet bugune kadar olmamistir. Fakat MehdT mujdesini ve- 
ren hadisler boyle bir galibiyetin ahir zamanda MehdT sayesinde olacagini agik- 
ga haber verir... 

Yaptigim arastirmalar MehdTnin 2005'te gikacagini gosterdigine gore, 
Sufyanin da 2004 yihnin sonunda gkacagini gostermektedir. (Serkan Tekin, Ku- 
ran'da gizlenen tarihler, s. 160-202, Nokta Yaymlan, 2002) 236 

Suleyman Bakirgani (Hakim Ata) kaddese'llahii sirrahu'l-aziz "Ahir zaman Ki- 
tabi" kitabinda kiyamet alametleri ve MehdT aleyhisselamin gikis zamani hakkmda 
sunlan anlatmaktadir. 

Zaman ahir olsa, neler olur, 
Dunya gesit gesit bela ile dolar, 
Alimler igki iger, zina yapar, 
Bundan baska garip seyler de olur. 

Nami buyuk alimler igki iger, 

Helah birakir, haram ise bulasir, 

HakTeala bela kapisin tamamen agar, 

Bundan baska garip seyler de olur. 
Cimriler haramla taskinhk yapar, 
Birgok kadin eslerine haram olur, 
islam'i bilmeyen bedbahtlar sevinir, 
Bundan baska garip seyler de olur. 

Zaman ahir olsa, alimler yoldan gikar, 

Muminlerin gocuklan esir duser, 

Kafirler durmadan kibirlenir, 

Bundan baska garip seyler de olur. 
Melun Deccal (ikar, Rum'a gider, 
islam'i bilmez bedbahtlar sevinir, 
MehdT ?ikar, Bagdat tarafinda savasir, 
Bundan baska garip seyler de olur. 

Muslumanlar MehdT tarafinda toplanir, 

Gunes tutulur, kavga buyur, gighklar atihr, 

Muhammed'in ummetleri aglamaya baslar, 

Bundan baska garip seyler de olur. 
MehdT (ikar, Mekke tarafina sefer eder, 
Muhammed'in Ravzasina yuzunu surer, 
Ravzadan ses gikar, isa der, 
Bundan baska garip seyler de olur. 



236 (GUMU5EL, 2003), s. 98-99 



Divan-i ilahiyyat ve Aqklamasi 1 127 



isa iner, dokuz yiizun bitiminde, (900) (MiladT: 1495) 237 



DeccaTi dldiiriirler bilin bu zamanda, 
MehdTni imam yapar isa o zamanda, 

Bundan baska garip seyler de olur. 
Dokuz yiizde on beste Yeciic ?ikar, (915) (MiladT: 1510) 
MehdT ile isa vanr, Tur'u asar, 
O kafirler bu dunyayi yok ederler, 
Bundan baska garip seyler de olur. 

Havadan kuslar iner, taslar atar, 

O taslar Yecucleri helak eder, 

O Allah heybetiyle hukum surer, 

Bundan baska garip seyler de olur. 
Dokuz yiizde yine bir seyler olur, 
Dabbetul Arz gikar, Kur'an yukselir, 
Muhammed'in ummetleri aglamaya baslar, 
Bundan baska garip seyler de olur. 

Dokuz yiizde yine garip bir sey olur, 

israfil emir ile surun galar, 

Gok Yer arasinda diri canh kalmaz, 

Bundan baska garip seyler de olur. 
israfil emir ile surun galar, 
Azrail kendi canin kendi ahr, 
Sonsuz baki kalan O Allah kendisi kahr, 
Bundan baska garip seyler de olur. 

Kirkyil sonra israfil surunu galar, 

Ona ikinci surunu gal denir, 

Kullanm yeryuzune giksin denir, 

Bundan baska garip seyler de olur. 
israfil emir ile surunu galar, 
Turn ruhlar bedenlere gir, gelir, 
Genf, yash insanoglu ayaga kalkar, 
Bundan baska garip seyler de olur. 

O, Allah hakim olur, hukum verir, 

Muhammed sefaate gelir, durur, 

Melekler, nebiler titrer, durur, 

Bundan baska garip seyler de olur. 



Kul Siileyman itaat et, affeder, 
Allah sebeplerin guglu verir, 
Ahirette itaat ile rahim eder, 

Dokuz yuzden kasd edilen aynT bir tarih mi? Belki 1900- 1915 yihda olabilir. Bu seneler- 
de I. Dunya harbinin olmasi kiyamete e§ deger olmasi gibi mi? Belki 2900-2915 yillandir. 
Allahu a'lem. 



128 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahii sirrahu'l aztz 



Bundan baska garip seyler de olur. 238 

MehdT'nin Fiziki Yapisi 

MehdT'nin rengi Arab!, bedeni israilT olacaktir. Basinda sangi olacak olan Meh- 
dT'nin sakah bol ve sik, disleri parlak olacaktir. Hadislere gore ise MehdT, genis ahn- 
h, burnu ince uzun ve ortasi biraz yuksek (Ebu Davud 1992: MehdT 1, IV, 474-5) 
olarak gecerken, 17. yy Osmanh yazan el-HuseynT (hyt. 1103/1691), MehdT'nin 
hilyesini, Arapca olarak yazdigi el-'i§aratu'l-e§rati's-saati (Kiyamet Alametleri) adh 
kitabinda su §ekilde aciklamaktadir: 

Acik ahnh, kucuk burunlu, iri gozlu, sik sakalh, uzun uyluklu. Arap renkli, di§leri 
parlak ve seyrek ve sag yanaginda inciyi andiran yildiz gibi yuzunu aydinlatan bir 
isaret vardir. Yavas ve agir konustugu zaman sag elini sol dizine vuran MehdT"nin 
uzerinde iki pamuk abasi vardir. Beraberinde Hz. Rasulullah sallallahu aleyhi ve 
sellemin kihci, gomlegi ve uzerinde "el-biatii lillah=Allah Teala icin biat" yazih olan 
sancagi bulunur. 

MehdT'nin AskerT Faaliyetleri 

MehdT, her sancagm altmda on iki bin askeri bulunan seksen (veya on iki bin) 
sancakh Rum askerlerin Antakya'ya saldirmasindan sonra Sam, Hicaz. Yemen. Ku- 
fe. Basra ve Irak'a gonderilecek, Muslumanlar onun etrafinda toplanarak Sam'da 
kirk gun savasacaklar ve Rumlan yeneceklerdir. Kindt, MehdT'nin Kostantiniyye'yi. 
Roma'yi. Endulus yanmadasini fethedecegini, yeryuzune sahip olacagini, onun 
sayesinde Muslumanlarin kuvvetlenecegini ve islamiyetin yukselerek diger dinlere 
galip gelecegini ifade eder. 

Dunya hakimi bir hukumdar olacak olan MehdT. Mekke ile Medine arasinda. 
Beyda denilen bir yerde kendisine saldiran bir orduyu yenecek, Arabistan yanma- 
dasinda hukumdarlik iddiasmda bulunacak olan SufyanT'nin ordusuyla defalarca 
karsilasarak onlan sonunda yok edecektir. 

MehdT'nin Hz. isa aleyhisselam ile Bulusmasi 

MehdT'nin Hz. isa ile bulusacagma dair anlatimlar Osmanh kulturunde erken 
donemlerden itibaren bilinmektedir. 9. yuzyil Osmanh yazarlanndan Ahmed 
BTcan'a ( hyt. 870/1466 dan sonra) gore MehdT, Hz. isa aleyhisselam ile bulusacak- 
tir. Namaz vakti gelince Hz. isa aleyhisselam MehdT'ye 

'Gel ya Mehdi! Sen imam ol, namaz kildir!' dediginde MehdT aleyhisselam 
'Sen imam ol! Sen rasulsun, imam olmak sana layiktir.' diyecektir. Bunun uze- 



Ozbekge'si igin bkz. Hakkul, ibrahim-Rafiddin, Sayfuddin, Bakirgon Kitobi, Tajkent 
1991, s. 57-62. (AHMEDOVA, 2006) 

Siileyman Bakirgani kaddese'llahii sirrahu'l-aziz 

Buyuk Turk mutasawiflanndan biri olan Suleyman Bakirgani XII yuzyilin ilk yansmda ya§a- 
mi5tir. O, Harezm bblgesinin Bakirgan obasmda dogmustur. Dogum tarihi net olarak bilin- 
memekle beraber tahminen 1186 senesinde oldugunu soyleyenler vardir. Asil adi Suley- 
man olup Hakim Ata, Kul Suleyman, Bakirgani gibi isimlerle de anilmistir. 



Divan-i ilahiyyat ve Afiklamasi 1 129 



nne 

"Sen imam ol, zira sen Hz. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin oglusun, 
imam olmaya sen layiksin' seklindeki Hz. isa aleyhisselamin cevabindan sonra 
MehdT imam olacak ve namaz kilacaklardir 

MehdT'nin Hakk'a Yuruyusu 

Ahmed BTcan'in (hyt. 870/1466'dan sonra) Envaru'l-Asiktn adh eserinde 
Dabbetu'l-Arz'in cikisindan sonra MehdT aleyhisselamin f^in'e gidecegi belirtilmek- 
tedir. f^in'e vannca evlenecek olan MehdT'nin bir oglu olacaktir. Bu oglan son co- 
cuk olup ondan sonra kisirhk yayilacak, halk olmeye baslayacak ve iman ehli tuke- 
necektir Hadislerde idaresi yedi ya da dokuz yil olacak olan MehdT'nin suresi kirk 
yildir. imam §a'ranT ise MehdT'nin omrune dair daha uzun bilgiler verir. §a'rani 
MehdT aleyhisselamin suresi kirk yil olup, on yih batida, on iki yih Kufe'de, bir yih 
Mekke'de gececektir. Dunyadan aynhsi ansizin olacaktir. insanlar bu durumdayken 
DeccaTin ciktigi haber verilecek. 239 

MehdTlik Psikolojisi 

Abdulbaki Golpmarh MehdT'yim diye meydana cikanlan: Tasavvufla, mistik 
inanclarla, Cefr, Huruf bilgileri gibi uydurma bilgilerle, guc riyazatlarla aklTden- 
gelerini yitirenler, kendi kendilerini inandiranlar ve bazi saf kisileri de kandiran- 
lar; ahiretlerini dunyaya satanlar, hukum ve hukumet pesinde kosanlar olarak 
aciklar. 

MehdT'nin babi ve naibi olduklanni iddia edenlerin, MehdT'lik davasina giri- 
senlerin bir kisminin, yeni bir din kurmaya, kendilerini Tann tanitmaya kalkis- 
malanndan acikca anlasihyor ki bunlar Hukema tarafindan, Hind-iran, Yunan- 
Roma dusunceleriyle yogrulan ve zamana gore musbet bir tarza sokulmaya ca- 
hsilan BatinT inanclan, bu inanglarla kaynasan Tasavvufun asin anlayislanni be- 
nimsemislerdir. Kanaatleri, islamTesaslara uymamaktadir. 240 

Bu sozler MehdTlik anlayisinin din? tarafi olmasi yaninda psikolojik, siyasT, insanT 
vb. ozelliklerin bir yansimasinin oldugudur. 

Ronesans sonrasi baslayan ve Aydmlanma hareketi ile doruk noktasina cikan 
Hiristiyanhgin onune gecilemez cozulusuyle birlikte, Bati dunyasinda "metafizi- 
gi yasayamama gerilimi" artmis, dar bir varolus alanina sikisip kalan Avrupa 
insani yeni bir kurtanci, yeni bir "rasiil" arayisina girmisti. Yani, metafizigi yasa- 
yamama gerilimi, insanin icinde bulundugu dar varolus alanindan sikilmasi ve 
bir "iist kata" cikamamasinin getirdigi gerilimden kaynaklanmaktadir. iste boy- 
le bir donemde, bilim ve felsefe alaninda cigir acan dusunurler ortaya cikmisti. 
Ne var ki, ilahT referans yani vahiy mesaji ortadan kalkmca "hakikat" parca par- 
ca tezahur etmis, bilerek veya bilmeyerek her deha kendini "rasiii" sanmisti. 



239 (YAMAN, Ekim,2002), s.26-32 

240 (giFCi, 2003), s.70 



130 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l aziz 



Freud, Marx, Nietzsche, Darvin gibi dusunurlerin tarzlan dikkate ahndiginda, 
bu "rasiil kompleksi" $ok bariz bir sekilde gorulmektedir. 

Kendisi pek itiraf etmese de Freud'un dusunce sistemine derinden tesir 
eden bir baska filozof da F.Nietzsche'ydi. Fechner'in yasam oykusunde gozlem- 
lenen trajediye, F.Nietzsche'nin yasaminda rastlanir. Nietzsche bir muddet cok 
yukseklerde uctuktan sonra agir bir ruhsal bunahma girdi. Filozof, gene yasta 
dramatik bir sekilde Hiristiyanhk inancini yitirdikten sonra, kurtulusu felsefede 
arayarak, Schopenhauer ve Wagner'e hayranhk duydu. Arka arkaya depresif 
krizlere ducar olduktan sonra, depresyonunun hafiflemeye basladigi donem- 
lerde ki bu donemler hastahk biyografisi acidan buyuk bir ihtimalle submanik 
donemlerdi 241 , yeni ve dahiyane felsefi fikirler ureterek kendisini bir kurtanci 
gibi izleyen Avrupa insanini hayrete dusurdu. Nietzsche oncelikle o gune kadar 
bilinen turn gercekleri reddederek genel bir isyana, bir "$ok Dalgasi"na yol ac- 
ti. Nietzsche'nin "hicbir kavram kesin olarak dogru degil, her sey mumkun ve 
serbest" seklindeki ifadesi, ilk bakista felsefi ve ahlaki bir nihilizmi temsil eder 
gibi gorunse de ashnda insanin yeniden yapilanmasi ve yeniden "dogmasi" icin 
turn bilinenlerin bir kenara birakilmasinin geregine isaret eder. Bilinenler boy- 
lece sorguladiktan sonra ileri surulebilecek en tabii soru, gercegin ne oldugu ve 
bu gercegi kimin bilebilecegiydi. Nietzsche Mazdeizm dininin kurucusu Zer- 
dust'un dilinden konusuyormus gibi yaparak kendi goruslerini bir rasul edasiyla 
ifade etmeye basladi. 

Nietzsche, Boyle Buyurdu Zerdust adh basyapitini dort bolum halinde kale- 
me aldi. Belirli zaman arahklarmda yazilan eserde Nietzsche'nin temel fikirleri- 
nin yani sira yasadigi kacinilmaz, trajik ruhsal cokuntunun izlerini gormek de 
mumkun. Kitabin kahramani, "ehedi tekrann tistadi" Zerdust, dagdan inerek 
muridlerine hayata dair dersler verir. "TANRI dLMU$TUR" (GOTT iST TOD!) fa- 
kat hayat devam eder. Cozum basibos kalan insanin bireyselligini ve hurriyetini 
nasil yasayabileceginde gizlidir. Kitap ashnda yazann, kendi kendini kurtarma 
arayisinin bir yansimasi oldugu icin, kavramlar birbirine kansir; birkac satir once 
soylenenler, biraz ileride inkar edilir. Tann oldu ise insan kendi anlamini yine 
kendisi yaratmahdir. Anlatilanlara inanmamah, kendi yolunu kendi basma bul- 
mahdir. Zerdust, "Beni bile izlemeyin" der! Ancak boyle kahramanca bir varo- 
lus bicimi sayesinde "ustun insan" meydana gelebilir ve bu ustun insan "olen" 
Tann'nin yerine gecebilir! Butun bu dusunceler, sonraki donemlerde ortaya ci- 
kacak Batih varoluscu felsefenin temelini olusturacaktir. 

Nihayet beklenen maalesef oldu. "Tek kanatli kus", yani filozof Nietzsche, 
gosterdigi onca cabadan sonra, ciktigi yukseklikten tepetakla dusuverdi. Cesur 
ama basiretsiz bir insanin trajik hayat hikayesi... 242 



Submanik: Ya§adigi vuslat co§kusu ile vecd, kendinden gecme icinde dunyaya ve insan- 
lara yaklajan bir insan, Depresyon: Ya§adigi bu olaganustu ha li icine sindirmek igin konus- 
mayan, uzlet, halvet, inziva arayan insan, agir bir vakasi hali. 

Hz. Mevlana kaddese'llahu sirrahu'l-azTz filozoflan tek kanatli kuslar olarak tanimlar. 



Divan-i ilahiyyat ve Aciklamasi 1 131 



Bu konuda NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l azTz ise bu turlu dusunceler ve 
eylemlerin geregini agiklarken su gergekleri dile getiriyor. 

Ey Van? arkam dayandigm duvar yikihrsa gorsunler. Ondan sonra neye da- 
yamrsin, bire cahil mahluk. Bir Hamziyye seyhi, dinsiz batila dusmus akabe 
kadisi senin yamnda mii'min ve mutedeyyindir. Dinsiz kafir mel'un senin fe- 
lek benzerini getirmemistir. Hz. isa aleyhisselamin, MehdT'nin cikmasma 

sebeb sensin. Ali Osman'm tahtini ber-bad eden sensin. (j^i^U^^jdenilen 

zalim Vantdegil misin. Degme bir zalimin Kur'an-i Kerim'de adi zikr olmamis- 
tir. 243 

Ey dinsuzler muradmuza ermezsiz. Her ne kadar kalkarsanuz yine izinuze 
dusersiz mehdinun zuhuri isa aleyhisselamin nuzuh sizun hareketunuz iledur. 
sizun de helakunuze sebeb kendi calmmanuz iledur. 

Ehl-i hakikat derler ki seytan nerduban-i 244 enbiya ve evliyadur sizde isa ile 
mendtzuhiirina ve kemallerinun nihayetine buluga sebebsiz ne kadar hareke- 
ti ziyade etseniiz, ol kadar futuhat-i ilahiyye zuhurmdan hali degiildur. 245 

Ey Kdprulu! Zalim Deccal lainsin, zalim iken ben ana mehdi ismini tesmi- 
ye 246 etsem Allah Subhanehij ve Teala seni mehdi etmez. Zalim nasil mehdi 
olur. Eger MisrT ben mehdi olurum, halk benim basima toplansm desin der- 
sen, vallahij'l aztm, dunyayi ciimle harab ve viran etsin, sahip fikmazim. Allah 

Teala aciz degildir. Mulkunu bana ismarlamadi. Bana ancak pUl^l CiUi- Uj 

demistir. Tebliginde kusur etmedim. Kolum kanadim yolundu. Yolunmus do- 
gana dondiim. Makdurumu 247 bezl 248 ve mechud 249 eyledim. Sarf eyledim. 
Onsekiz senedir, kusagim fdzup yatmadim. Bir tath taam yemedim. Bir tath 
su ifmedim. 

py*'^ tjM^j ^yUi uj^a'^y^iVXb'^ "j^^ Bu kadar seneden beri taamim bu- 

dur. Suyum hamim 251 ve gussadir. 252 Benim kadar teblig etmis var midir? Hak 



243 (CE^EN, 2006), s. 93, (MISRT, 1223), s.52b (Gunumuz Turkgesi ile yazildi) 

Nerdiiban: Merdiven 
245 (MISRT, 1223), v. 76a 
246 Tesmiye: isimlendirme. Ad verme. 

Makdur: Gug. Kuvvet. Kudret. Takdir olunmu§. Allah Teala'nin takdiri. Daha evvelden 
takdir olunmuj 

Bezl: Bol. Bol bol verme. Esirgemeden vermek 

Mechud: (Cehd. den) Cah§mi§ ugra5mi5, didinmi§, cehdetmij. Kuvvet, kudret, giic 

"Onlar if in kuru bir dikenden ba$ka yiyecek de yoktur. Ne besler ne agliktan kurtanr." 
Ga§iye, 6-7 

Hamim: Sicakve kizgin su. Yakm hisim, soy sop. Samimi arkadas. 



132 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l azTz 



ayan oldu. Yeter simdiden geri hakka sahip cikar, hayrolur. (26 Zi'l-kade Cu- 
ma 5833) 253 

Hz. Mevlana'ya gore, 

§u halde her devirde nebi yerine bir veli vardir, bu smama kiyamete kadar da- 
imidir. Kimde iyi buy varsa kurtulmustur; kimin kalbi sirgadansa smmistir. iste 
d'rn ve faal imam, o velidir; ister Omer soyundan olsun, ister AH soyundan! Ey yol 
arayan, Mehdi de O'dur, Hadi de O. Hem gizlidir, hem senin karsmda oturmakta. 
O, nura benzer; akil onun Cebrail'idir. Ondan asagi olan veli de onun kandilidir. 
(Mevlana, beyit II, 815-820). 

Bahse konu ile anlasilan, dunya alemindeki ziddiyet prensibi geregi olarak Mu- 
dil isminin kagnilmaz karsiti Hadt'nin bir tecellisi oldugunu agklamaktadir. £unku 
bu donemde 1666'da Musul civannda Seyyid Abdullah oglu Muhammed, mehdTli- 
gini Nan etmi§, gok getin bir sava§ sonucunda yakalanmi?, istanbul'a getirilip ve 
tevbe ettirilmi§tir. Yine, 1666 yihnda Sabetay Sevi adinda izmirli bir yahudi Ku- 
dus'te Mesihligini ilan eder, o da yakalanip istanbul'a getirilmis tevbe ettirilmis 
musluman olmustur. 

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin buyurdugu MehdT gelmeden birqok 
MehdT saft veya hileye ve seytaniyete hizmet icin gelmesi elzemdir. Bu Allah Tea- 
la'nin insan hayati ign gerekli gordugu bir husus oldugu muhakaktir. 

ibn-i Haldun Mukaddime'sinde MehdT konusunu agkladiktan sonra konuyu 
su sekilde baghyor. 

ibn-i Ebu VatTI soyle diyor: "filler bu ki§inin, Hz. Rasulullah sallallahu aleyhi 
ve sellemin soyundan gelecek olan iyilerin Mesih 254 oldugunu" soyluyorlar. 
Mutasavviflardan bazilan da "isa aleyhisselamdan basket Mehdi yoktur" hadi- 
sini bu sekilde yorumlamislardir. Yani onlann yorumlanna gore bu hadisin an- 
lami soyledir: 

Hz. Musa aleyhisselamin seriatim nesh etmek (hukmunu ortadan kaldir- 
mak) igin degil, ona tabi olmak igin gelen Hz. isa aleyhisselamin konumu ne ise, 
Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemin seriati karsisinda da ayni konum- 
da olan MehdT'den baska bir MehdT gelmeyecektir. 

iste bunun gibi higbir dayanagi olmayan delillerle ve degisik yargilarla, gele- 
cek kisinin kim oldugunu, zamanini ve yerini belirliyorlar, sonra belirledikleri 
zaman gelip ortaya soylenenlerden hie biri cikmayinca, goruslerini ve soyledik- 

Gussa: Keder. Tasa. Gam. Bogaza takilan yemek. Agag, diken 
53 Niyazi-i Misrtnin Vezir Mustafa Pasa'ya mektub, T816 NIY 1183 H Belediye Yazmalan - 
Depo BEL_Yz_K.0uu502/u6, v. (72b) 

Mesih, hem dogru sozlu hem de yalanci ki§i anlamlarma geliyor. Hz. isa aleyhisselama 
Mesih dendigi gibi, (yalanci anlaminda) Deccal'e de Mesih deniyor. Dolayisiyla iyilerin 
Mesih'i Hz. isa aleyhisselam (veya buradaki yoruma gore MehdT), kotulerin Mesih'i de 
Deccal oluyor. 



Divan-i ilahiyyat ve Aciklamasi 1 133 



lerini yeniliyorlar. Bunu yaparken de yine bir takim lugavT mefhumlan, hayalT 
konulara ve yildizlarla (gok cisimleriyle) ilgili hukumlere dayaniyorlar. Omurle- 
rini bu gibi seylerle tuketiyorlar. 255 

Cagimizdaki mutasavviflann cogu, dinin hukumlerini yenileyip diriltecek bir 
adamin cikacagina isaret ediyorlar ve onun zamani cagimiza yakin oldugu icin 
giki§ina zemin hazirhyorlar. 25S Bazilan onun Hz. Fatima aleyhisselamin soyun- 
dan gelecegini, bazilan da hangi soydan gelecegini belirtmeden sadece boyle 
birinin gelecegini soyluyor 

Hadis bilginlerinin MehdT hakkinda naklettikleri hadislere ise gucumuz ora- 
nmda bakihnca sabit olan gercegin su olmasi gerekiyor: 

Din veya hukumdarhk adma ortaya cikan bir davet, ancak onu destekleye- 
cek ve koruyacak giiclu bir asabiyet 257 ile hedefine ula§abilir. 



On iki imamdan birisi olan beklenen MehdT, 1200 yilmm ba§mda veya 1204 yillannda 
kiyam edecek. Sonra Deccal de MehdT'nin kiyaminda ve huzurunda yedi senenin gecme- 
sinden sonra ortaya gikacaktir. Deccal'den yirmi sene sonra da gunes, battigi yerden doga- 
cak. Bu, hayvani sifatlarm, insanlar uzerindeki galebesine isarettir. $uphesiz o, tabii, seh- 
vani karanhklardandir tipki Deccal'in, alemin yansma i§aret olmasi gibi. O da celaldir. Cun- 
ku o kordur. isa aleyhisselamin Hakk'a yiirumesi sonraki zamanda bir hayr yoktur. O, isa, 
yeryuzunde kirk sene bekler ve biiyuk alametlerin cogu da O'nun zamaninda olur. Yecuc ve 
Mecuc'un cikmasi onlardandir. Bu, Rasulullahm su sozuyle i§aret edilen insan-i kamildir: 
"Yeryuzunde Allah Allah denmeyinceye kadar kiyamet kopmaz. " Yani yeryuzunde birbi- 
rini izleyen zikr ehli kalmayincaya kadar alemin cesedi igin ruh gibi. 5iiphe yok ki cesedin 
yok olmasi, ruhun gitmesinden sonradir. MehdT'nin gelmesinden once zamanm cocuklarmi 
yajarlarsa gorebilecekleri bircok alamet gelir. Beni Asfar'in cikmasi alametlerdendir. Onlar 
Bosna'ya saldiran Frenklerdir. Karadeniz tarafmdan Moskovahlar, onlara yardim edecekler. 
Cesitli kufiir milletleri de boyledir. Bunlarm bazilan Allah'm "en yakin arzda" (Rum, 12) 
ayetinde delalet ettigi gibi 1098'de ciktilar. Bu ayet iki kelimedir ve harflerinin sayisi dok- 
san yedidir. Cihadda galibiyet ve maglubiyet arasinda devreder durur. "Birkag yilda" 
(Rum, 3) Bu Lie ile dokuz arasmdadir. Burada bahsedilen birkac, kafirler cihetinden onda 
vuku bulmu§tur. Ta ki biiyuk yenilgiden dolayi olan olmustu. Allah Teala izin verirse, galip 
gelirler, soziinun hiikmunun agiga cikacagi zaman gelecektir. Ve musliimanlar tarafmdan 
galibiyet vaki olacaktir. Ve insanlar Allah Teala'nm izin verecegi zamana kadar guvende ve 
mutlulukta olacaklardir. Sonra Bizans $ehirlerinin cogunda, namaz kilmanm zorlasacagi bir 
zaman gelecek. Bilakis oranm halki Sam'a intikal etmede sikmti cekecektir. Kafirlerin saldi- 
n Ian Haleb'e kadar ulasacak. Allah Teala, Haleb'i de $am'i da onlarm istilalanndan koru- 
sun. Suphesiz mukaddes arz oraya delalet etmeyecektir. (?ETiN, 1999), s.143; (BURSEVi), 
v.l34b, 96. Varidat) 

Hz. KuddusT kaddese'llahii sirrahu'l-aziz buyurdu ki: 

"§imdi 1842 senesi ki, kiyametin yakla$tigi zamandir. islam'in neredeyse sadece ismi 
kaldi ve cihan halki Hz. Mehdf himmetine muhtac oldular." (KuddusT, Tarihsiz), s. 32 

"Asabiyyet" teriminin mahiyeti, ibn Haldun'un siyaset teorisinin candamanni olusturur. 
Bu kavramm Mukaddime icerisindeki yerinin onemi cogu ara§tincilar tarafmdan kabul 
edilmekle birlikte, uzerindeki yorumlar farkhliklar gdstermektedir. 

De Slane'nm Mukaddime gevirisinde asabiyyeti "esprit de corps" olarak yorumlama- 
smdan sonra Gastoun 



134 | NiyazT-i Misri kaddese'llahii sirrahu'l azTz 



Bouthoulve daha sora Howard Becker ve Harry Elmer Barnes da ayni yorumu surdurmu§- 
lerdir. 

A.F.Von Kremer'in yorumu ise "topluluk duygusu" ("Gemeinsinn"), hatta "milliyetcilik 
fikri" (Nationalitatsidee") olmu§tur. 

Ote yandan, Hellmut Ritter, "dayanisma duygusu" ("feeling of solidarity") karsiligim 
kullanmistir. 

Salahuddin Khuda Buksh ve Haroon Khan Sherwani'nin hemen ayni zamanlarda kullan- 
diklan karsihk ise, "komiinal ruh" ("communal spirit") dir. 

Ernest Gellner, asabiyyetin ifade ettigi anlami "sosyal iltisak" ("social cohe-sion") ya da 
"askert ruh" 
("martial spirit") olarak gormektedir. 

Manfred Halpern, "grup dayamsmasi" ("group solidarity") yorumunu, bazi uzantilanyla 
birlikte belirtmektedir. 

H. Topcuoglu da "tesaniit bagi", "sosyal irtibat bagi", "sosyabilite" tanimlanni kullan- 
digi bir tahlili geli§tirmektedir. 

Ervvin Rosenthal, asabiyyeti bir "dayanisma" ("solidarity") ve "vurucu giic" ("striking 
power") olarak irdelemektedir. 

Muhsin Mehdi, asabiyyeti "sosyal dayanisma" ("social solidarity") olarak karsilamakta 
ancak bu karjihgm, kavramin genel anlami igerisinde degerlendirilmesi gerektigine isaret 
etmektedir. F. Gabrieli ise asabiyyeti oldugu gibi kullanarak mahiyetini aciklamaya giri§en 
yazarlarm basmda gelir. 

F. Rosenthal, (The Muqaddimah...) gevirisi boyunca "grup duygusu" ("group feeling") 
terimini kullanmaktadir. 

Z. K. Ugan ise (Mukaddime) gevirisi boyunca asabiyyet kavramim aynen kullanmaktadir. 
Goriildugu uzere, ozellikle cok smirli tuttugumuz bir dokumde bile, asabiyyetin degisik 
tanim ve karsiliklarma rastlamaktayiz. Aslmda butun bu ve diger karsihklar degisik yazarla- 
rm yalnizca asabiyyet kavramim karsilamak icin kullandiklan birer terim olmaktan cikmak- 
tadir. Yazarlar, Mukaddime iizerine yaptiklan genel yorumu dogrulayabilmek icin asabiyyet 
kavramim da yer yer belirli bir degerlendirme "suzgec"inden gecirmektedirler. XVIII. - XX. 
Yuzyil geli§melerine tarihten giidumlu bir bicimde dayanak aramak igin yapilan "milliyetgi- 
lik" vb. zorlama-yakistirmalar bir yana birakilirsa yazarlarm kullandiklan karsihklarda ve 
yaptiklan tammlarda "hakikat payi" bulunmaktadir. Ancak bu "hakikat paylari", gogu 
halde birer "pay" olmaktan oteye gegmektedir. Asabiyyetin; "sosyal dayanisma", 
"komiinal duygu", "askert ruh", "sosyal birlesim-'yapisma' (iltisak)", "vurucu giic" gibi 
terimlerin ifade ettikleri anlamlan belli olgiilerde igermekte oldugu soylenebilir. Bu karsihk- 
lar asabiyyetin agiklanmasina yardimci sayilabilir. Fakat asabiyyet teriminin gergek mahiye- 
tinin butun boyutlanyla anlasilmasi, bu kelimeyi Jbn Haldun'un kavramlastirmasinin butun 
yonleriyle incelenmesine ve bu yonlerin ig iliskilerinin arastinlmasma baglidir. Asabiyyetin 
bazi "gorunum"\er\ ve ortaya gikis bigimleri araciligiyla gergek i§levine isaret edilmis, oluna- 
bilir, ancak Mukaddime'deki sosyal-siyasal doktrinde incelenen degisme siirecini meydana 
getiren ve butiinlejtiren "harg", asabiyyet, yine de tarn anlamiyla kavranmamis kalir. 
Asabiyyetin ekonomik, sosyal ve siyasal gelismeyi belirleyen ve degistiren, bu geli§me 
kar§ismda degisen bir gergekligi yansitmasi; "Mukaddime'de ele alman uretim ve sosyal 
hayat tarzlanna, "bedevtlik" (^olde ya§ayan. Gogebe. Medeni olmayan ve sehir hayati 
yasamayan) ve "hazartlik" (Koyde ve kasabalarda yasayanlann ya§ayi§ sekli ve tarzlanna 
ait. §ehirli. Sulh ve asayi§, siikun ve istirahat zamanlanna mensub ve muteallik. Ban§ ve 
guvenle alakali.) e daha yakmdan egilmemizi zorunlu kilmaktadir. Bedevtlik ve hazertligin 



Divan-i ilahiyyat ve Agiklamasi 1 135 



Her taraftaki FatimT, hatta genel olarak Kureys asabiyeti tamamen ortadan 
kalkmi?, baska toplumlann asabiyetleri, Kureys asabiyetine ustun ve hakim du- 
ruma gelmistir. Sadece Hicaz'da, Mekke ile Medine'nin civar bolgelerinde Hz. 
Hasan ve Hz. Huseyin aleyhimesselam 258 ve Cafer radiyallahu anh soyundan ge- 
lenler asabiyet sahibidirler ve dagilmis bulunduklan o bolgelerde ustun durum- 
dadirlar. Ancak onlar, sayilan binlere varan farkh bolgelere, emirliklere ve go- 
ruslere aynlmis bedevi asabiyetler gorunumundedirler. 

Eger MehdT gercekten ortaya gkacaksa, davetinin basanya ulasmasi ancak 
bu asabiyetler sayesinde olabilir. Allah Teala MehdT'ye tabi olduklan icin bu 
asabiyetleri olusturanlann kalplerini birbirine isindinp birlestirir ve boylece 
MehdT icin davasini basanya ulastiracagi ve insanlara davetini kabul ettirecegi 
guclu bir asabiyet ortaya cikar. Bunun dismda Hz. Fatima aleyhisselamin so- 
yundan gelen birinin, her hangi bir yerde, hicbir guce ve asabiyete da- 
yanmadan, sadece ehl-i beyte mensup oldugu icin boyle bir davayla ortaya g- 
kip basanya ulasmasi -daha once ortaya koydugumuz sahih delillerden de anla- 
silacagi gibi- mumkun degildir. Dogruyu bulacaklan akil ve bilgiden yoksun olan 
cahil kalabahklar, MehdT'nin ne nesebinden ne de ortaya gkacagi mekandan 
haberi olmadan ve konuda soyledigimiz gercekleri de bilmeden, sadece halk 
arasinda Hz. Fatima aleyhisselam soyundan birinin cikacagini duymus olmala- 
nndan dolayi, boyle iddialarla ortaya gikanlarm peslerine takihrlar. Daha cok 
Zab, Afrika ve Sus gibi devletin merkezine uzak olan bolgelerde bu iddiayla or- 
taya cikarlar. 259 

Basiretten uzak ve zayif goruslu pek cok kisini, MehdT'nin cikacagini sandik- 
lan Magrib'in Mase mintikasindaki bir yere giderler. Gittikleri bu mintika 
MulessemTn kabilesine ait oldugu icin MehdT'nin de onlardan biri oldugunu ve- 
ya onlann MehdT'nin davetcileri olduguna inanirlar. Ancak bu hicbir temeli ol- 
mayan bir iddiadan ibarettir. Bu iddiaya inanmalannin sebebi, bu topluluklann 
cahil ve bilgiden uzak olmalan, o bolgenin devlet merkezinden ve etki alanin- 
dan cok uzak olmasi ve bu yuzden devletin guc kullanabilecegi sinirlann dismda 
olan bu mintikanin MehdT'nin cikisina uygun bir yer oldugu vehmine kapilmala- 
ndir. 

anla§ilmasi ise, insanhgin gegirdigi genel evrelerin, "barbarhk" ve "uygarhk"m, birbirleriyle 
ili§kileri agismdan ele ahnmasmi gerektirmektedir. Uygarhgin genel konumlan yapildiktan 
sonradir ki, bedevTIik ve hazenligin bu genel gergeve karjismdaki durumu incelenebilir. 
Burada ozen gosterilecek nokta; uygarhga gegici ya da uygarhkla ili§kiyi mumkun kilan 
barbarhk durumunun vurgulan-masidir. Paralel anlamda, bedevTIigin de vurgulanmasi 
gerekecektir. (ibn-i Haldun'un Metodu ve Siyaset Teorisi, Omit Hasan, istanbul, 1998, 
s.205-209) 

Enbiyadan (aleyhimussalatu vesselam) ba§kasi igin sallallahu aleyke veya sallallahu ala 
falan ibn-i falan demek caiz olur. Zira Hazret-i AN kerreme'llahu veche Hazret-i Omer 
radiyallahu anh igin sallallahu aleyke [Allah sana rahmet eylesin demektir], dedi. Rasulullah 
sallallahu aleyhi ve sellem de: "Allahumme salli ala al-i EbT Evfa" deyip, al-i EbT Evfa igin 
boyle salat eyledi. (GEYLANT, 1979), s. 62 

Asabiyeti olusmamis topluluklar. 



136 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l aziz 



Tamamen akilsizhklannin ve ahmakhklannin bir sonucu olarak, (devletin et- 
kisinden uzak olan bu bolgede) basanya ulasacaklan vehmine kapilan pek cok 
kisi de MehdTlik iddiasiyla ortaya cikmistir. Bunlann cogu oldurulmustur. Usta- 
dimiz Muhammed bin ibrahim AbalT bana su olayi haber verdi: (HicrT) sekizinci 
yuzyihn basinda, Sultan Yusuf bin Yakup zamaninda, Mase'nin soz konusu min- 
tikasinda TuveyzirT olarak bilinen mutasavviflardan bir adam ortaya cikmis ve 
kendisinin beklenen FatimT (MehdT) oldugunu iddia etmis. Dale ve Kezule kabi- 
lelerine mensup Sus halkinm cogu ona tabi olmus ve boylece isi buyumus. 
Onun bu halinin kendi durumlarma zarar vereceginden korkan Masamide reis- 
lerinden biri olan SeksevT, gece gizlice TuveyzirT'yi oldurmesi icin birini gonder- 
mis ve boylece hareketi sona ermis. 

Yine hicrT yedinci yuzyilin sonlannda, doksanh yillarda, Gamara'da Abbas 
adinda bir adam cikmis, beklenen FatimT oldugunu iddia etmis ve Gamara'nin 
cahil kalabahklan kendisine tabi olmus. Sonra kendisine tabi olanlarla birlikte, 
siddet kullanarak Fas'a girmis, oranin carsilanni yakmis ve oradan da 
Mezemme bolgesine gecmistir. Ancak orada hile ile oldurulmustur. Bunun gibi 
ornekler coktur. 

Yukarda adini zikrettigim ustadimiz bunun gibi garip bir olay daha anlatti. 
Ustadimizin anlattigi olay soyle: 

Hac yolculugunda iken, Tilmisan daginin eteginde bulunan ve Seyh Ebu 
Medyen'in kabrinin bulundugu Ribatu'l-Ubbad'ta aslen Kerbela'da oturan ve 
ehl-i beytten olan bir adamla karsilastim ve yolculuga birlikte devam ettik. 
Adam tabileri, ogrencileri ve hizmetinde bulunan adamlan cok fazla olan biriy- 
di. Gittigi yerlerin gogunda insanlar onu karsilayip ihtiyaglarini gideriyordu. Yol 
boyunca dostlugumuz gelisti, aramizdaki sohbet koyulasti ve onlann gercek du- 
rumunu anladim. Kerbela'dan buralara bu is igin, yani Magrib'te FatimTlik 
(MehdTlik) iddiasmda bulunmak igin gelmislerdi. Ancak MerTn ogullan devleti ve 
o zamanki hukumdan Yusuf bin Yakup olayin farkina vanp Tilmisan'a yuruyun- 
ce, bu zat, adamlanna soyle demis: 

"Geri donun, yanhg hesap yapmamiz bizi kuguk du$urdu. Bu vakit, hareke- 
te gegecegimiz vakit degil. " 

Adamin soylemis oldugu bu soz onun, bu isin ancak, o donemdeki devletin 
gucune denk bir asabiyet ile hedefine ulasabileceginin farkinda oldugunu gos- 
teriyor. Kendisinin o bolgede bir guce sahip olmayan bir yabanci oldugunu, bu- 
na karsihk MerTn ogullan devletinin, Magriblilerden hie kimsenin karsi koyama- 
yacagi guglu bir asabiyete sahip oldugunu gorunce, gercegi kabullendi, dogru 
olani yapti ve guc yetiremeyecegi hirslanndan vazgecti. Ancak bir seyin daha 
farkina varmasi gerekiyor. O da, FatimTlerin ve genel olarak Kureys'in asabiyet- 
lerini kaybettiklerinin. Ozellikle de Magrib'te. Ancak taasublan, bu sozu kabul 
etmelerine izin vermez. "Allah Teala bilir, siz ise bilmezsiniz." (Bakara, 216) 

Magrib'te, cagimiza yakin donemlerde MehdT'lik veya baska bir dava gut- 
meden, sadece hakka davet eden ve kotulukleri ortadan kaldinp, islam'in sun- 
nete uygun bicimde yasanmasina cagiran davetciler cikmistir. Evet, bu kimseler 



Divan-i ilahiyyat ve Agiklamasi 1 137 



sadece bunun icin ortaya cikmislar ve cok sayida tabileri olmustur. Bedevi 
Araplann en fazla isledikleri bozgunculuk, yolculan ve kervanlan yagmalamak 
oldugu icin, bu kimseler de en fazla yollann ve yolculann guvenligiyle ilgilenip, 
bu sahayi islah etmeye onem vermisler ve guclerinin yettigi kadar kotuluklere 
engel olmaya cahsmislardir. 

Ancak bu davetcilerin cahsmalari sonucu yolculara saldinp onlan yagmala- 
maktan vazgecen ve tovbe eden bu Araplarda dint duygular ve dini yasam sag- 
lam bir dereceye ulasmamistir. £unku onlar tovbe edip dine donmekten, sade- 
ce gasp ve yagmayi birakmayi anhyorlar ve dinin diger emirlerine yonelip onlan 
yerine getirmeyi dusunmuyorlar. Onun icin islam'i, sunnete uygun olarak ya- 
samaya cagiran davetcilere tabi olan bu kimseler, ashnda dinTyasamin her ala- 
ninda onlan ornek ahp onlar gibi yasamaya cahsmiyorlar. Onlann butun dindar- 
hklan, yolculara ve kervanlara saldinp onlann mallanni yagmalamaktan vaz- 
gecmek, sonra da butun gucleriyle dunya mail kazanmaya yonelmektir. 

Oysa ahlaklanni duzeltip islah etmenin sevabini istemek ile dunya mail ka- 
zanmayi istemek arasinda ne buyuk fark vardir ve bu ikisinin bir araya gelmele- 
ri de mumkun degildir. Bu yuzden dindarhklan saglam bir konuma gelmiyor ve 
bir butun olarak kotuluklerden yuz cevirmeleri de istenilen duzeyde olmuyor. 
Ancak kotuluklere cok fazla da dalmiyorlar. 

Sonucta dinin hukumlerine saglam bir sekilde baglanma ve onu yasama 
noktasinda, davetci ile ona bagh olan bu insanlann durumu farkhlasiyor. Davet- 
ci oldugu zaman tabileri dagihp, asabiyetleri kayboluyor. HicrTyedinci yuzyilda 
Afrika'da ortaya cikan, Suleym kabilesinin Ka'b boyundan olan Kasim bin Murre 
bin Ahmed'in (ve tabilerinin) durumu da boyle olmustur. Ondan sonra gelen ve 
Riyah kabilesinin boylanndan biri olan Musellem'e mensup Saade adindaki da- 
vetginin durumu da aynidir. Saade, dini yasama ve nefsini islah etmede Kasim 
bir Murre'ye gore cok daha ileri duzeyde olmasina ragmen, soyledigimiz sebep- 
lerden dolayi, onun tabileri de, onun olumunden sonra cozulup dagilmislardir. 

Bu insanlar da, islam'i sunnete uygun olarak yasama adina cikmis olmalan- 
na ragmen, cok azi soyledigi gibi yasiyordu. Ne onlar ne de onlardan sonra ge- 
lenler bir hedefe ulasamamislardir. 260 

Konu hakkinda farkh gdriisler 

MehdT hakkindaki hadislerin tumunun uydurma olmadigi kesindir. MehdT 
hakkindaki uvdurma rivayetleri kabul etmeye de gerek voktur. Uzerinde du- 
rulmasi gereken ash olup "MehdT"den bahseden hadislerle SiTlerin inancinin 
temellerinden olan "MehdT-i Muntazar" hakkinda onlann uydurduklan hadisle- 
rin birbirinden ayirt edilmesi gerektigidir. 

imam MehdT'nin gelecegine inanan Muslumanlann inanclanndaki carpikhk- 
la, imam MehdT'yi tamamen reddedenlerin inanclanndaki carpikhgin gercekle 
olan baglantisi ayni duzeydedir. Muslumanlar, hafizalannda MehdT'yi, eski za- 
man kiyafetleri icinde, ruhban gorunuslu, elinde tesbih, sirtinda cubbe ve "Ben 



250 (HALDUN, 2004), s.431-433 



138 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahii sirrahu'l aziz 



MehdT'yim, bana uyun!" diye bagiracak birisi olarak canlandirmaktadir. MehdT 
giktiginda, bu ozelliklere uyup uymadigina bakip, boylece onun gercek MehdT 
olup olmadigini anlayacaklanni soyluyorlar. Eger bu ozelliklere uyuyor ise, ona 
biat edip onun emrettiklerini yerine getireceklermis. MehdT'nin geldigini duyan, 
kosede bucakta ne kadar dervi§ varsa cikip ona tabi olacakmis. Bu arada ktifre 
kar§i yapilacak olan cihatta silahlar bir sembol olarak tasinacakmis. Cunku bu 
silahlan kullanmalanna sebep olmayacakmis. Kafirleri zikirlerle, dualarla, mari- 
fet bilgisiyle yerle bir edecek; bir bakista onlann toplanni, tufeklerini, ugaklanni 
darmadagin edeceklermis... vs. vs. Halbuki arastirdigimizda gorecegiz ki, gercek 
cok farkhdir. 

imam MehdT, geldigi zamanin en ideal komutani, lideri olacaktir. Buradaki 
idealden maksat su olabilir. O, caginin butun gerceklerini bilecek, tarn bir yone- 
tici yetenegine sahip olacak, hepsinden de onemlisi, kendi zamaninin insanlan- 
nin sorunlarmi bilip cozum yollan getirecektir. Bu ise, elbette ki islam'i cok iyi 
bilmesine baghdir. O, parlak bir zekaya, genis bir zihnT yapiya, engin bir gorus 
yetenegine sahip bir insan olacaktir. Belki, onu ilk reddedecek olanlar gele- 
nekci ulema sinifi ve sufT takimi olacaktir. f^unku onlar goreceklerdir ki, bu in- 
sanin, tasavvurlanndaki MehdT ile hicbir ilgisi yok. Onun kendisinin MehdT ol- 
dugunu ilanla ortaya cikmasi, her seyden once kabul edilebilecek bir sey degil- 
dir. Oyle ki, o kendisinin MehdT oldugunu fark etmeyecektir bile. Ancak vefa- 
tindan sonra bir araya gelen muminler, onun yaptiklanna bakip, onun MehdT 
oldugunu anlayacaklardir. 261 

"Alem-i islam" kitap muterciminin zeylinde Baha Said Bey kapanan medresele- 
rin, tekkelerin, telkin ettikleri ve itikat ettirdikleri MehdT 

"Felsefe-i Muhammediye'ce ne bir sahis ve ne de sahsiyet-i mutevarise olup 
bu nam ve sifat ancak vasita-i hidayet ve irsat olan hakiki ve Him ve fennin tim- 
salidir" diyor. 262 

MehdTvi Tayin Eden insanlar mi? 

Tarih boyunca kendini MehdT tanitanlardan cok, kabul edilenler olmaktadir. 
Mesela Mustafa Kemal Ataturk'un MehdTlik gibi istiyaki ve gayreti olmadigi halde 
onu MehdT kabul edenler olmustur. Bunun aciklamasi belki bu turlu fikirler denge- 
lerin kayboldugu zamanlarda cikmasidir. ibn-i Haldun'un yukandaki beyani duru- 
mu en guzel sekilde aciklamaktadir. 

"iste bunun gibi hicbir dayanagi olmayan delillerle ve degisik yargilarla, gelecek 
kisinin kim oldugunu, zamanini ve yerini belirliyorlar, sonra belirledikleri zaman 
gelip ortaya soylenenlerden hie biri gkmayinca, goruslerini ve soylediklerini yenili- 
yorlar. Bunu yaparken de yine bir takim lugavT mefhumlan, hayalT konulara ve 
yildizlarla (gok cisimleriyle) ilgili hukumlere dayaniyorlar. Omurlerini bu gibi seyler- 
le tuketiyorlar." 



251 (TEKHAFIZOGLU, 2005), s. 365 

252 (BOCUZADE), s. 124-125 



Divan-i ilahiyyat ve Aciklamasi 1 139 



MehdTlik fikri genellikle tasavvuf ve mistik hayatta yer bulmasi da aynca istis- 
man artinci unsurlardan biri oldugunu gostermektedir. Bu nedenledir ki hidayet ve 
kurtulus fikrininin cozumleri kisi ve guruplarca ayn olunca her cemaat ve milletin 
MehdTsi de ona tezahur etmektedir. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu 
ki 

"Bir §eyi sevmen gozii kor, kulagi sagir eder." 263 

Bu demektir ki, bir kisi hakkinda MehdT olabilirligini isbat edebiliriz. Bu nedenle 
sebep-sonuc ve tarih felsefesini ve yorumunu yapanlar icin tevillerin hakikatini 
umumT bakis agisi ile gormelidir. 

MehdTnin Cikisi Devlete Bas Kaldirmanin Bir Adi mi? 

Evet, MehdTnin cikisi denen hareketler bazen devlete karsi yurutulen isyan ha- 
reketin bir adi da olmustur. Bu §ekilde gelmesi gereken MehdTnin karizmatik gucu 
kullanilarak zayif bir topluluk bir devlete karsi da cikabilmistir. Niyetlerinde sami- 
miyetin olmasi umulan bu kisilerin asabiyetleri yetersiz olunca bu olaylar feci se- 
kilde de sonuclanmis ve neticesinde devletin daha siddetli tedbirler almasina ve 
daha baskici biryonetimin harekete gecmesini saglamaktan oteye de gitmemistir. 
Bu arada ezilen halkin bu hareketten bir menfaati olmamis ve daha sonrada ge- 
lisme ve ilerlemeye mutaf olacak hareketlere destek vermedigi gorulmustur. Bu 
nedenle olgunlasmamis bir hareket olan MehdTlik inanci uzerine yorum ve soylem- 
lerle hareket eden cemaatler neticede bekledikleri kurtanciyi bulmak icin goster- 
dikleri gayretle uzun vadede yikilma egilimine girdikleri gorulmektedir. Bu nedenle 
gaybT bir hadise olan MehdT'nin cikijini beklemektense Allah Teala'ya guvenip 
kendi gorevimizi en iyi §ekilde uygulamak daha karh olacagi muhakkaktir. Bu ko- 
nuyu aciklayacak son Kabe olayi duruma biraz acikhk getirecektir. 

MehdT'nin SuudT Arabistan'da Hicri 1400 yihnin ilkgununde, 1 Muharrem 1400 
(20-21 Kasim 1979) tarihinde cikmasi gibi. 

Cuheyman el-Uteybi ve arkadaslan Kabe'ye siginmislar (resmi soylem bas- 
kin) ve burada fasid addettikleri Suud yonetimine karsi bayrak acmislardi. O si- 
ralarda Krai Halid galiba hastahkh idi ve onun yerine bilvekale ulkenin islerini 
Fahd tedvir ediyordu. Bu kalkisma kanh bir sekilde sona erdi. Operasyon sonu- 
cunda bir kismi olu bir kismi da canh ele gecirilmis ve elebaslan idam edilmisti. 



263 Ebu Davud, Edeb, 116; Ahmed b. Hanbel, Miisned, V, 194; BuharT, et-Tanhu'l-kebtr, II, 
107 (1853);TaberanT, el-Mu'cemu'l-Kebir, IV, 334; a. mlf, Musnedu's-§amiyyTn, II, 340 
(1454), 346 (1468); Ebu'jSeyh, Kitabu'l-Emsal fi'l-hadis, s. 70 (115); Kuda'T, Musnedu's- 
§ihab, I, 157 (151, 219). Her ne kadar ibnii'l-CevzT ve SaganT hadisin "mevzu"' oldugunu 
soylemisjerse de, Irak? ve SehavT gibi alimler bu hukmu mubalagah bulmusjardir. Irak? "Ha- 
dis hakkinda Ebu Davud'un sukut etmi§ olmasi bizim igin yeterlidir. Mevzu' degildir. Kaldi ki 
za'fi da §edTd degildir, hadis hasendir" demis, Jbn Hacer de IrakT'nin bu hukmune katilmi§- 
tir. Sonucta ihtiyath bir hukumle onun en azmdan "zayif" oldugu sdylenebilir. Bilgi icin bkz. 
Iraki, TahrTcu ehadisi'l-ihya, III, 15; AclunT, Kesfu'l-hafa, II, 79 (1095); ElbanT, Silsiletu'l- 
ehadis ed-da'Tfe, IV, 348 (1868). (UYSAL, 23 Bahar 2007 ) 



140 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahii sirrahu'l aziz 



'Kabe baskini'na katilanlar arasmda yabancilar da bulunuyordu. 264 

Olayin gelisimi kisaca su sekildedir. 

1979 Ramazaninda Arabistan'in buytik kentlerinde dagitilan bildiride Suudi re- 
jimi elestiriliyor, devletin dini niteligini kaybettigi belirtiliyor, ulkede yeni bir islami 
rejimin kurulmasinin gerektigi anlatihyordu. Bu bildirilerin Cuheyman el-Uteybi 
onderligindeki radikal bir sunni gruba ait oldugu Mescid-i Haram'in isgalinden cok 
sonralan anlasildi. Tarihler 20 Kasim 1979'u gosteriyordu. Kabe'ye sabah namazi 
kilmaya gelen binlerce kisi namazin bittigi anda bir yandan "Allah u ekber" sesleri- 
ni bir yandan da havaya sikilan kursun seslerini duydu. Eylemciler mescid'in mikro- 
fon sistemini ele gecirdi. Eylemcilerin lideri Cuheyman konusmaya basladi. Yanin- 
da bulunan kaym biraderi Muhammed el-Kahtani'nin islam aleminin beklenen 
MehdTsi oldugunu soyluyordu. MehdTligi saglam delillere oturtmak icin ilgili hadis- 
leri detayiyla anlatiyordu. Cuheyman Suudi rejiminin dini niteliginin kalmadigini 
dolayisiyla Muslumanlann rejime itaat etme yukumluluklerinin kalmadigini soyle- 
di. Ulkedeki kotu gidisatin onune gegilmesi igin hayatm her alaninda seraitin tekrar 
uygulanmaya baslamasinin gerektigini vurguladi. Cuheyman bu konusmasini ya- 
parken adamlan da isgalden once mescidin alt katlarma sakladiklan silahlan mes- 
cidin ilk katina cikardilar. Silahlar eylemcilere dagitildi, dis kapilar kapatildi, yuksek 
minarelere silahh nobetciler yerlestirildi, mevziler planlara gore hazirlandi. iceriye 
giris-cikislar yasaklandi. 

Taleplerin ilanindan sonra Hacerul-Esved ile ibrahim makami arasmdaki bo- 
lumde MehdT Kahtani'ye biat etme merasimi duzenlenir. Kahtani'nin eli opulup 
sonuna kadar itaat edilecegi bildirilir. 

Sabah namazina gelen binlerce sivile cikmakta serbest olduklan soylenir. Co- 
gunlugu gikar. Yaklasik 30 kisinin eylemcilerle kaldigi tahmin edilmektedir. isgal- 
den 3 saat sonra Mescid-i Haram cevresine gelen Suudi askerleri iceri girme de- 
nemelerinde yogun atesle karsihk gorunce geri cekilirler. 

isgalin ilk gunlerinde Suudi hukumeti tarn bir saskinhk ve ne yapacagini bile- 
meme durumu icindedir. iceride rehine var midir, varsa kimlerdir, kac kisilerdir? 
Eylemciler kimler ve kac kisilerdir gibi hie bir bilgiye ulasamazlar. Kabe'yi kusatan 
Kraliyet Muhafiz Alayi mutaasip asker ve subaylardan mutesekkildir. inanclanndan 
dolayi Mescid'de silahh bir catismaya girmeyeceklerini beyan ederler. Suudi hu- 
kumeti bu donemde tarn bir saskinhk donemindedir. Kabe'nin kan dokulerek ahn- 
masinin islam aleminde yaratacagi olumsuz etkiden cekinmektedir. 

Suudi krah Halid hemen muhafizlan teftise gider. Kabe'nin Harici isyancilar ta- 
rafindan isgal edildigini, gorevlerinin Allah Teala'nin Evi'nin temizlenmesi oldugu- 
nu, gorevlerini yapmazlarsa Pakistani! parah askerleri kullanacagini soyler. Bazi 
muhafizlar ikna olur olmayanlar ise tutuklanir. 

1979 Kabe baskmi yapan eylemcilerin sayisi en az 500 olarak tahmin ediliyor. 
Devlete yakin Suudi ulemasinin fetvasmi arkasma alan Suudi yonetimi biraz rahat- 



264 Ozcan, Mustafa, Gercek Hayat Dergisi, Sayi: 352 - 20.07.2007 



Divan-i ilahiyyat ve Afiklamasi 1 141 



lar. Fetva geregi once i§galcilere sure verilip teslim olmalanni ister. Cuheyman 
bunu kabul etmez. 

Ardindan askeri operasyon isgalin 6. gunu baslar. Once kapilan tutan direnisci- 
lere yogun ates ile uzaklasmalan denenir. Kapilar iyi istihkam edildigi icin bu basa- 
nlamaz. isyancilardan Mescid'in minareleri yerlesen keskin nisancilar Suudi asker- 
lerini avlamaya baslar. Ardindan agir zirhh araclarla mescidin kapilan kinlarak iceri 
girilir. Bir yandan da helikopterlerden mescide indirme yapihr. indirme sirasinda 
gene cok sayida Suudi askeri kaybedilir. Bu arada bazi helikopterler mesciddeki 
direniscilerin uzerine bombalar atar. Mescidin zemin ve ust katlanndan gogus 
goguse carpismalar sonucunda Suudi gucleri zemin kati ve ust katlan ele gecirir. 

Eylemden onceki gecelerde buyuk miktarda yiyecek malzemesi, ilk yardim mal- 
zemesi ve cephane Mescidi Haram'in alt katindaki mahzenlerde saklanmaktadir. 
Boylece eylemcilerin cok uzun sure dis destek almaksizin direnis yapabilmesi 
mumkun olacaktir. 

Fransizlar bu baskinda Suud hukumetine yardim ederler. Oparasyona katilan 
tim kutsal topraklara girer. Operarasyonda Fransiz timi GIGN'de dogrudan dogruya 
Kabe'nin alt katlara girmeyi dusunmez. Bunun yerine alt katlara goz yasartici gaz- 
lar verilir bu gazlann etkisiyle kimi direnisci teslim olur kimisi elinde silah ates ede- 
rek disan cikar ve vurulur. Ancak alt kat hala temizlenememistir. Bu sefer alt katla- 
ra tonlarca su bosaltihr. Su iyice yukseldiginde ise yuksek voltajh elektrik verilir. 5 
Arahk 1979 gunu Kabe isgalcilerden kurtanlmis olur. MehdT Kahtani olmus 
Cuheyman ise sag yakalanmistir. Fransizlann destegi ise bir Fransiz gazetesinin 
haberi uzerine aciga cikar. 

Bilanco: 

Operasyonda Suudi guclerinden olenlerin sayisi 127, isyancilardan olenlerin sa- 
yisi 117 olarak aciklanmistir. Hacilardan, namaza gelenlerden olenlerin sayisi 
26'dir. Yuzlerce de yarah vardir. Yargilamalar sonucunda 63 kisi idama mahkum 
olur, kafalan kesilerek infaz edilir. Kabe baskini boylece bitirilir. 

1979 (Hicri 1400)'de gerceklesen bu Kabe baskininin ardindan 7 sene sonra 
Hicri 1407 yihnda, Hac sirasinda cok daha buyuk kanh olaylar meydana gelmistir. 
Bu olayda caddelerde gosteri yapan hacilara saldinlarak 402 kisi katledilmis, cok 
fazla kan akitilmistir. 

MehdTligin Alimler Uzerindeki Etkisi 

MehdT'nin gelecegi fikri devlet siyasetinde onemli yer tutan goruslerden oldugu 
kesinlik kazanmistir. Ancak gaybi bir bilginin devlet ve millet siyasetinde buyuk bir 
yer tutmasi insan ve siyaset bilmecesinden baska bir sey degildir. Rasulullah 
sallallahu aleyhi ve sellemin hadislerini yanhs anlayan alimleri bile ikna etmek zor 
olunca halki bu turlu fikri sabitlerden vaz gecirmek daha zordur. 

Hazret-i Sultan Mehmed Fatih'i istanbul'un fethi meselesinde en ziyade tes- 
vik eden ve 'Fatih' unvanina layik bir kisveye burunmesinde ihtimam ve himme- 



142 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l aziz 



tini esirgemeyen kisi elbette ki "Akseyh" namiyla ma'ruf Aksemseddin 
kaddese'llahu sirrahu'l aziz Hazretleri (1390-1459) idi. Akseyh, fethin hem 
maddi hem manevi, iki yuzu oldugunun farkindaydi. 

f^unku Fahr-i Alem Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemden rivayet edilen 
hadis-i serifler hem komutan ve askerlerden mutesekkil bir ordunun istanbul'u 
fethinden, hem de silahsiz, kan dokmeden; tevhid, tesbih, tahmidlerle, vuku 
bulacak; Al-i Beyt'ten bir mubarek zatin kumandasindaki manevi bir ordunun 
istanbul'u fethinden haber veriyordu. Buna binaen Akseyh; istanbul'un, gele- 
cegi hadislerle sabit olan MehdT eliyle ikinci kez fethedilecegini gayet iyi bili- 
yordu. Devrin ulemasinin hadislerin ifadesinden yola cikarak Sultan Mehmed'in 
istanbul'u fethedemeyecegini soylemelerine mukabil, Akseyh bir degil, 'iki 
fetih' vuku bulacagmdan hareketle, ulemanin bu yondeki itirazlanna karsi ciki- 
yor ve mutemadiyen Sultan Mehmed'e fetihname denebilecek mujdeli mek- 
tuplar yaziyordu. 

"istanbul'u once Mehmed fethedecek, sonra istanbul ehl-i salibin eline 
gececek, daha sonra da MehdT istanbul'u tekrar fethedecek" diye devrin ule- 
masina cevap veriyordu. (Risaletu'n- Nuriye, Aksemseddin, A. ihsan Yurd, istan- 
bul, 1972). 

iste hadislerle sabit olan ve Akseyh'in de mujdeledigi ikinci fethin kuman- 
dani MehdT ve yine hadisin ifadesi ile "hicbir kinayicmin kinamasindan ce- 
kinmeyen" kahraman askerlerden mutesekkil nurani ordusu, evvelemirde kalp- 
lerdeki Ayasofya'nin kapilanni acacak ve fethin sembolunun ibadete acilmasi ile 
ikinci fetih gerceklesecek. 265 

MehdTligin Halk Uzerindeki Etkisi 

Gaybi meselelerin cok kullanilmasi ile kitlelerin kontrolu yapildigi bircok misalle 
sabittir. ^unku umitsizlige dusuldugunde, kahredici, zalim idareciler, istilalar, sur- 
gunler, baskilar doneminde insanlar boyle bir umide muhtactir. O sayede kotu 
sartlara sabredilir, tahammul edilir. Onun icin MehdT inanci bir nevi kullanilmistir. 

Mesela; Osmanh imparatorlugunun yikilmaya basladigi donemlerde halk du- 
suncesini anlatan bu ahnti durumu cokguzel belirtmektedir. 

Bu hallerden halkin ruhundaki eski ciddiyet-i islamiye ve cemiyet-i milliye de 
sene be-sene ducar-i zaaf ve tebeddul olup seciyelerde me'yusiyet ve zillet ve 
meskenet temerkuz etmeye yol acilarak abes-huvaran zaviye-daran ve tekke- 
nisTnanin adetleri gunden gune arttikga artip, mezarlar yanlannda kulubeler 
ihdasiyla kimi 

"Mekke'den, Medine'den gelen hacilann getirdikleri diis-namelerden guya 
Hazret-i Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin zaman-i ahir gelmis ve kiya- 
met pek yaklasmis oldugundan ve sair gune alamat-i kiyametten bahisle ak- 
sam, sabah MehdT-i al-i resulun zuhur edecegini ve Hazret-i isa'nin gokten 



255 (GUMU§EL, 2003), s. 85-86 



Divan-i ilahiyyat ve Aqklamasi 1 143 



inip MehdT ile birle§erek din-i MuhammedT uzerinde diinya ahalisini cem' ve 
icra-yi adalet ve gaza ve cihadi ref le temin-i emniyet ve selamet eyleyecegini 
destan §eklinde okumak suretiyle kadm, erkek ashab-i hamiyet ve merhameti 
hasis menfaatlerine celp ve daveti i§ edinmi§ ve hurafe-cu ve softa-gularin 
pazan revacina yardim ve ragbet gostermege £ah§mi§ ve muvaffak olmu§ bu- 
lunuyorlardi. 

Hukumetin devair-i mutenevvia-i mute$ekkilesinde mevki i$gal edenler ise 
boyle seyleri men edip de terakktyat-i medeniye-i zamaniyeyi iltizam ve takibe 
ve cahil halki bu yola sevk ve te$vike hasr-i himmet ve ir$ad edecekleri yerde, 
bilakis gaflet ve cehalet-i halktan ekseriyetle istifade-i zatiye yollanni ariyor 
ve dusunuyorlardi. 266 

....halk dahi bir yeis ve umitsizlik iginde boguluyor ve kimseye bir §ey diye- 
meyip yalniz oteden beri kendilerine vaizler, §eyhler taraflanndan telkin edilen 
"MehdT" al-i resulu intizaren hukumet memurlanni daima ayn bir meslekte ve 
dinsizlik tavnnda goruyor ve onlara asla kalben muhabbet-i ciddiye ve 
muavenet-i fiiliye gostermiyordu. 267 

... zavalh halk bir §ey demeye ve bir hak istemeye cesur, atilgan olamayinca 
hukumet ne isterse sormaksizin onu veriyor ve goluk gocugunu ag kalsa da 61- 
meyecek kadar bir ekmek parasi bulabilmek gayretinden ba§ka bir §ey du§u- 
nemiyor ve gece-gunduz yakinda gelecegini haber veren kerametgilerin inan- 
dirdiklan MehdT-i Adili bekliyor. Buna da adalet ve itaat-i kamile manasi verili- 
yor. Bu namla Nan ve mensubatina arz-i §ukran-i bT-payan (Sonsuz tejekkur et- 
me) olunuyordu. 268 

zaman da padi§ahm nufuzu Istanbul'dan ba§ka mahallere can olamaya- 
caktir. Bunun uzerine du^manlar her taraftan ba§ gostererek Mehd?-i al-i resul 
zuhur edecek, butun diinya halki uzerinde adildne hukum yurutecek, kurt ile ko- 
yun o zaman yek-digere saldirmaksizm beraber gezecek ve ondan sonra kiya- 
met kopacak derler. Git gide hdl bu raddeyi bulacak ve hafazanallah du§manlar 
etrafmdan saracak olursa Istanbul sakinleri o vakit dugar-i ye's ve nedamet ola- 
caktir, .J 69 

Bu anlatilanlann altmda yatan niyet devletlerin halki kontrol, pasifize ederek, 
somurmesidir. Diger bir baki§ agisi da yikilmasi istenen devletlere du§man devlet- 
lerin yikici entrikalannin alt yapisini meydana getirebilmek igin on hazirhk a§ama- 
sidir. Tarihte INGIUZ SIYASETI VE HEGOMANYASI bunu en iyi kullananlardan ol- 
dugu ve ba§ardigi gorulmektedir. 

256 (BOCUZADE), s. 16-17 

257 (BOCUZADE), s. 109 

258 (BOCUZADE), s. 20 

259 (BOCUZADE), s. 43 



144 | NiyazT-i Misri kaddese'llahii sirrahu'l aziz 



MehdTlik hareketinin iyi olma ihtimali de yok degildir. Fakat hakTkati ile zuhur 
etmeyince de gok buytik sikintilar oldugu da kesindir. Bu nedenle kisilerin MehdT 
profili arkasinda hareket etmelerinin gok sakincah oldugunu tarih surekli goster- 
mektedir. 

MehdT'nin TasavvufTYorumu 

MehdT'nin ortaya cikisi ve yapacagi i§ler manevTagidan da yorumlanir. Buna go- 
re MehdT'nin ortaya cikisiyla kullT akhn ve en ustun ruhun tezahuru kastedilir. 
Maiyye-i Muhammediyye denilen bu ustun ruh , Ona ruhumdan ufledim' 270 
mealindeki ayetin sirnnca, insan-i kamil olan mursid tarafindan kendisinden ma- 
nevT rehberlik isteyen talibe uflenir. 271 

MehdT, MuhammedT makamin sahibidir. Onun kirk yil hukum surmesi, varhk 
mertebelerinin sayisidir. Onun doneminde gecelerin aydinhk olmasi ve gunduzle- 
rin yesil bahgelere benzemesi, irfan sahibinin manen gelisimi sekr/manevT sarhos- 
luk ve beka veren sahv/ayikhk iginde surup gitmesidir. Ziraatin bereketli ve bol 
olmasi, hayvanlann sutunun gogalmasi, ilahT nimetlerin ve kerametlerin pes pese 
gelmelerine benzetilir. Emniyetli ve huzurlu olmaktan kastedilen ise irfan sahibinin 
velayet makamina ulasmasi ve oranin suslu kaftanini giymesidir. 2/l 

Son sozu Mevlana kaddese'llahu sirrahu'l-azize verelim. 

$u halde her devirde nebi yerine bir veli vardir, bu smama kiyamete kadar 
daimidir. Kimde iyi huy varsa kurtulmu$tur; kimin kalbi sirgadansa smmi§- 
tir. i§te diri ve faal imam, o velidir; ister Hz. Omer soyundan olsun, ister Hz. 
Ali soyundan! 

Ey vol a ray an, Mehd? de O'dur, Hadi de O. 

Hem gizlidir, hem senin karsmda oturmakta. O, nura benzer; akil onun 
Cebrail'idir. Ondan asagi olan veli de onun kandilidir. 

Bu kandilden daha asagi derece de olan veli de kandil konan yerimizdir. 
Nura mertebe bakimmdan dereceler vardir. (!unku Tanri nurunun yedi yiiz 
perdesi vardir. Nur perdelerini bu kadar kat bill Her perdenin ardmda bir 
kavmin duragi var. imam'a kadar bu perdeler saf saftir. Son saftakilerin goz- 
leri, zayifliktan on saftakilerin nuruna tahammul edemez. On saftakilerin goz- 
leri de gorUs zayifhgi yiizunden daha on saftakilerin nuruna takat getirmez. 
ilk saftakilerin hayati olan aydinhk, bu sasmm ruhuna azap ve afettir. Sasi- 
liklar yavas, yavas azalir; adam yedi yiiz dereceyi gegti mi deniz kesilir. Demiri 
yahut altmi saf bir hale getiren ates, teru taze ayva ve elmaya yarar mi? Ayva 
ve elmanm da az bir hamligi olabilir, fakat demire benzemezler, hafif bir ha- 
raret isterler. Halbuki o hararet, o suleler, demir igin kafi degildir. Qunku de- 



270 Hicr, 29; Sad, 72. 

271 (Sl'MSEK, yil: 8 [2007], sayi: 19,)TokadT, Tevil-i Ehadis-i Esrdt-i Sa'a, vr. 14b. 
CTIT, el-insanu'l-kamil, c. 2, s. 54. 



Divan-i ilahiyyat ve Agiklamasi 1 145 



mir, ejderha gibi olan atesin yahmmi ister. 273 

Bediuzzaman Said NursT kaddese'llahii sirrahu'l-azizin MehdT hakkmdaki go- 
rusleri 

Resul-i Ekrem Aleyhissalatu Vesseldm'm istikbalden haber verdigi bazi hddise- 
ler, cuz'? birer hddise degil; belki tekerrur eden birer hddise-i kulliyeyi, cuz'? bir su- 
rette haber verir. Hdlbuki o hddisenin muteaddid vecihleri var. Her defa bir vechini 
beyan eder. Sonra rdvi-i hadfs o vecihleri birlestirir, hilaf-i vaki' gibi gorunur. 

Meseld: Hazret-i MehdYye dair muhtelif rivayetler var. Tafsildt ve tasvirat, bas- 
ka baskadir. Hdlbuki Yirmidorduncij Soz'un bir dalmda isbat edildigi gibi; Resul-i 
Ekrem Aleyhissalatu Vesseldm, vahye istinaden, her bir asirda kuvve-i maneviye-i 
ehl-i imam muhafaza etmek igin, hem dehsetli hddiselerde ye'se dusmemek igin, 
hem dlem-i isldmiyetin bir silsile-i nuraniyesi olan Al-i Beytine ehl-i imam manev? 
rabtetmek igin, MehdYyi haber vermis. Ahirzamanda gelen Mehd? gibi, herbir asir 
Al-i Beytten bir nevi Mehd?, belki Mehdtler bulmus. Hattd Al-i Beytten ma'dud olan 
Abbasiye Hulefasmdan, Buyuk Mehdt'nin gok evsafma cdmi' bir Mehd? bulmus. 27 * 

iste bak! Hazret-i Hasan'm neslinden gelen aktablar, hususan Aktab-i Erbaa ve 
bilhdssa Gavs-i A'zam olan $eyh Abdulkadir-i Gey Ian? ve Hazret-i Huseyin'in neslin- 
den gelen imamlar, hususan Zeyneldbid?n ve Cafer-i Sadik ki, her biri birer manev? 
Mehd? hukmune gegmis, manev? zulmu ve zulumati dagitip, envdr-i Kur'aniyeyi ve 
hakaik-i imaniyeyi nesretmisler. Cedd-i emcedlerinin birer vdrisi olduklarmi gos- 
termisler. 275 

Hem ben muteaddid insanlan gordum ki, bir nevi Mehd? kendilerini biliyorlardi 
ve "Mehd? olacagim" diyorlardi. Bu zdtlar yalanci ve aldatici degiller, belki aldani- 
yorlar. Gorduklerini, hakikat zannediyorlar. Esma-i ilah?nin nasil ki tecelliyati, Ars-i 
A'zam dairesinden td bir zerreye kadar cilveleri var ve o esmaya mazhariyet de, o 
nisbette tefavut eder. Oyle de mazhariyet-i esmadan ibaret olan meratib-i velayet 
dahi oyle mutefavittir. §u iltibasm en muhim sebebi sudur: 

Makamat-i evliyadan bazi makamlarda Mehd? vazifesinin hususiyeti bulundugu 
ve kutb-u a'zama has bir nisbeti gorundugu ve Hazret-i Hizir'm bir munasebet-i 
hdssasi oldugu gibi, bazi mesahirle munasebetdar bazi makamat var. Hattd o ma- 
kamlara "Makam-i Hizir", "Makam-i Uveys", "Makam-i Mehdiyet" tabir edilir. 

iste bu sirra binaen, o makama ve o makamm cuz'? bir numunesine veya bir 
golgesine girenler, kendilerini o makamla has munasebetdar meshur zdtlar zanne- 
diyorlar. Kendini Hizir telakki eder veya Mehd? itikad eder veya kutb-u a'zam ta- 
hayyul eder. Eger hubb-u cdha talib enaniyeti yoksa o halde mahkum olmaz. Onun 
haddinden fazla davalan, satahat sayilir. Onunla belki mes'ul olmaz. Eger 
enaniyeti perde ardmda hubb-u cdha muteveccih ise; o zdt enaniyete maglub olup, 
sukru birakip fahre girse, fahrden git gide gurura sukut eder. Ya divanelik derece- 
sine sukut eder veyahut tar?k-i haktan sapar. Qunki buyuk evliyayi, kendi gibi telak- 

273 Mesnevi, c. II, b. 815-830 
274 Mektubat,s. 95 
275 Mektubat, s. 100 



146 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahii sirrahu'l azTz 



ki eder, haklarmdaki husn-u zanni kinlir. Zira nefis ne kadar magrur da olsa, kendisi 
kendi kusurunu derkeder. O buyukleri de kendine kiyas edip, kusurlu tevehhum 
eder. Hattd enbiyalar hakkmda da hurmeti noksanlasir. 

iste bu hale giriftar olanlar, mizan-i seriati elde tutmak ve Usul-ud Din 
ulemasmin dusturlarmi kendine olgu ittihaz etmek ve imam-i Gazal? ve imam-i 
Rabban? gibi muhakkik?n-i evliyanm talimatlarmi rehber etmek gerektir. Ve daima 
nefsini ittiham etmektir. Ve kusurdan, acz ve fakrdan baska nefsin eline verme- 
mektir. Bu mesrebdeki satahat, hubb-u nefisten nes'et ediyor. Qunki muhabbet 
gozu, kusuru gdrmez. Nefsine muhabbeti igin, o kusurlu ve liyakatsiz bir cam par- 
gasi gibi nefsini, bir pirlanta, bir elmas zanneder. Bu nevi igindeki en tehlikeli bir 
hata sudur ki; kalbine ilham? bir tarzda gelen cuz'? manalan "Kelamullah" tahayyul 
edip, dyet tabir etmeleridir. Ve onunla, vahyin mertebe-i ulya-yi akdesine bir hur- 
metsizlik gelir. Evet bal arismm ve hayvanatm ilhamatmdan tut, td avam-i ndsm ve 
havass-i beseriyenin ilhamatma kadar ve avam-i melaikenin ilhamatmdan, td 
havass-i kerrubiyyunun ilhamatma kadar butun ilhamat, bir nevi kelimat-i Rabba- 
niyedir. Fakat mazharlarm ve makamlarm kabiliyetine gore keldm-i Rabban?; yet- 
mis bin perdede telemmu' eden ayri ayri cilve-i hitab-i Rabbamdir. 276 

Cenab-i Hak kemal-i rahmetinden, seriat-i isldmiyenin ebediyetine bir eser-i 
himayet olarak, herbir fesad-i ummet zamanmda bir muslih veya bir muceddid 
veya bir halife-i ztsan veya bir kutb-u a'zam veya bir mursid-i ekmel veyahud bir 
nevi Mehd? hukmunde mubarek zdtlari gdndermis; fesadi izale edip, milleti islah 
etmis; Din-i Ahmedtyi sallalldhu aleyhi ve sellem muhafaza etmis. Madem ddeti 
dyle cereyan ediyor, dhirzamanm en buyuk fesadi zamanmda; elbette en buyuk bir 
mugtehid, hem en buyuk bir muceddid, hem hakim, hem Mehd?, hem mursid, hem 
kutb-u a'zam olarak bir zdt-i nurantyi gdnderecek ve o zdt da Ehl-i Beyt-i Nebevt- 
den olacaktir. Cenab-i Hak bir dakika zarfmda beyn-es sema vel-arz dlemini bulut- 
larla doldurup bosalttigi gibi, bir sdniyede denizin firtmalarmi teskin eder ve bahar 
iginde bir saatte yaz mevsiminin numunesini ve yazda bir saatte kis firtmasmi icad 
eden Kad?r-i Zulceldl; Mehd? He de dlem-i isldmm zulumatmi dagitabilir. Ve 
va'detmistir, va'dini elbette yapacaktir. Kudret-i Ilahiye noktasmda bakilsa, gayet 
kolaydir. Eger daire-i esbab ve hikmet-i Rabbaniye noktasmda dusunulse, yine o 
kadar makul ve vukua layiktir ki; eger Muhbir-i Sadik'tan rivayet olmazsa dahi, 
herhalde dyle olmak lazim gelir ve olacaktir diye ehl-i tefekkur hukmeder. 2 " 

Ve eskiden beri ve simdi de gok safdil ve makamperest zdtlar, Mehd? olacagim 
diye dava ederler. Gergi her asirda hidayet edici bir nevi Mehd? ve muceddid geli- 
yor ve gelmis, fakat herbiri ug vazifelerden birisini bir cihette yapmasi itibariyle, 
dhirzamanm Buyuk Mehd? unvanim almamislar. 278 



276 Mektubat,s. 447 
277 Mektubat, s. 440 
278 EmirdagLahikasi, s.267 



Divan-i ilahiyyat ve Afiklamasi 1 147 



Hulasa: 

Bugune kadar yazilmis kitaplarda herkes MehdT aleyhisselamin gelmesi ve onun 
askeri olabilmek kaygisi ile doludur. Ashnda MehdTnin gelmesi demek, bir seylerin 
yanhs gittigi ve kiyametin kopmasi demek oldugu unutuluyor. Eger MehdT gelecek- 
se, gelecektir. Bize dusen MehdTnin gelmeyecegi ortami hazirlamak ve gayret gos- 
termektir. Bu sekilde biz gercek manada Allah Teala'ya kul oluruz. Bize kahrsa 
MehdT'nin bir an once gelmesini isteyenler isin neticelenmesini isteyerek sorumlu- 
luktan kaciyorlar. MehdTnin gelmesi demek ozgurlijgumuzun bittigi bir zaman ola- 
cagidir. O geldikten sonra cahsmanin ve kullugun icerigi bosalmis demektir. Meh- 
dT'nin gelemeyecegi cagi Allah Teala'dan isteyip kullukta israrci olmak ne guzel bir 
haldir. isteyen bir tarih versin, Allah Teala bir kimsenin buldugu ve uydurdugu 
tarihte Mehdi aleyhisselami gondermeyecegi asikar olmustur. Bu sekilde bir se- 
yin olabilirligini kabul etmek hata ve gunahtir. 

MehdT aleyhisselam aci bir gercegi gosterir ki, insanhk artik son bulacak de- 
mektir. Bu gelis belki sevinilmeyecek bir durumdan baska bir sey de degildir. Allah 
Teala bizi MehdT aleyhisselamin gelme zamanindaki imtihandan muhafaza buyur- 
sun. Bizi ve gelecek nesillerimizi de bu olmasi takdir edilen vaktin fitnesinden emin 
eylesin. 

ibn-u Mes'ud radiyallahu anh anlatiyor: "Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem 
buyurdular ki: 

"Dunyanm tek qunluk omru bile kalmi§ olsa Allah Teala, o gunu uzatip, benden 
bir kimseyi o gunde gonderecek." 279 

Allah Teala'nin kiyametten az once bir zaman MehdT aleyhisselami gonderecek 
olmasini temenni etmek butun muslumanlann biricik duasi olmasi gerekir. Bu 
sekilde bu sikintih gunlerin zahmetinden emin olmak buyuk bir lutuf oldugu bilin- 
melidir. 

Tek gunluk ornur belki Allah Teala katindaki gunler hesabi ile olacak olursa bu 

-port Tpl 

ise dunya yillanna gore bin yil , elli bin yil olur ki bu hadisenin olurlugu bize 
bircok yorumlan aynca getirmektedir. Kisa omurlu dunyanm yasinda dahi kesin bir 
bilgimiz olmadigina gore bu zamanin hukmunu Allah Teala'ya birakmak en guzeli- 
dir. 



Herkes Mehdiyi beklerken, bekledikleri Mehd? kimdi? 
Ne Mehdi geldi, nede kendileri Mehdi oldu. 
Bildim ki, Mehdi binlerce yil sonra gelecek. 
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin kisa zamani 



279 Ebu Davud, MehdT 1, (4282); Tirmizi, Fiten 52, (2231, 2232). 

"Butun i fieri gdkten yere kadar tedbir eder. Sonra o (is) O'na bir giinde yukselir. Onun 
(giinun) miktari, sizin saydigimzdan bin yil (kadar) bulunmustur." (Secde, 5) 
"Ve senden azabin acele gelmesini isterler. Halbuki Allah vaadinde asla hulf etmez ve 
suphe yok ki, Rabbin indindeki bir gun, sizin sayacaklarimzdan bin yil gibidir." (Hac, 47) 

"Melekler ve Run oraya bir giinde cikarlar ki, oranin mesafesi ellibin yildir." (Mearic, 
4) 



148 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l aziz 



Dunyanm yasma gore idi. Onun nubiivveti 
Diger nebilerin zamanmdan uzun olmasi gerekir. 
Cunku O en faziletlimizdir. 282 

« / V / > 

Umulur ki isa aleyhisselami indirir. 

NiyazT-i MisrT'nin isa aleyhisselamin inmesini murad ederken umutsuzlugunu ve 
sikintih donemin bitmesini arzulamasindandir. Onun ehl-i kesften oldugunu bildi- 
gimize gore bu isteyisindeki karamsarhk gektigi sikintilann asin derecede artma- 
sindandir. Sosyal hayat zamani itibanyla bencillesmis, maddT ve manevTyat ehli 
hadlerini asmada bir yansa girmislerdir. NiyazT-i Misn'de kiyamet kopsa ne olur ki, 
diyerek dileklerini beyan etmektedir. 

HZ. iSA aleyhisselamin NUZOLU 283 

Hz. isa'nin yeryuzune inisi ile ilgili bir diger terim ise Mesih sozcugudur. Mesih 
kelimesi. Arapgaya Aramca Mesiha veya ibranice Ha-MesTha"dan gegmis olup 
"olgmek, mesh etmek, gunahlardan temizlenmis, siddtk (tereddutsiiz inanan), 
yuruyen, seyahat eden" anlamlanna gelmektedir. Oldukga eski donemlere uzan- 
makta olan kurtanci mesih inanci Mecusilik. Hinduizm. Budizm. Brahmanizm gibi 
birgok inang sisteminde gorulmektedir. Eski Ahit'te israilogullarmdan bir nebi ge- 
lecegi bildirilmekte (Tesniye: 18/3 5). Yahudiler bu kisinin Davud oglu Mesih ola- 
cagina, fakat ondan once Yusuf oglu Mesih gelecegine inanmaktadirlar. Yeni 
Ahit'te Hz. isa aleyhisselamin bulutlar uzerinde ikinci defa gelisinden acikca bah- 
sedilmektedir (Matta: 26/64; Yuhanna: 4/25-26). Hiristiyanlar Hz. isa'nin ahir za- 
manda yeryuzune inerek bin senelik ilahi imparatorlugunu Filistin'de kuracagina 
inanmaktadirlar. 

Kur'an-i Kerimde adi gecen ve israil ogullanna gonderilen Hz. isa 
aleyhisselamin, dogumu bir mucize oldugu gibi yeryuzunden semaya kaldinlmasi 
da ayn bir mucizedir. Kur'an-i Kerim onun dunyaya gelisini soyle haber verir: 

"Allah Teala katmda isa'nin durumu, Adem'in durumu gibidir. Allah Teala 
onu topraktan yaratti. Sonra ona: "OH" dedi ve oluverdi" 284 

Hz. Adem aleyhisselami topraktan anasiz ve babasiz yaratan Allah Teala, isa 
aleyhisselami da babasiz yaratmistir. Hz. isa aleyhisselam otuz yasinda iken kendi- 
sine rasulluk gorevi verildiginde durumu hemen israilogullanna haber verdi. Hz. 
isa aleyhisselamin davetine kulak vermeyen ve ellerindeki Tevrat'i tahrif edip pek 
cok degisiklikler yapan israilogullan isa aleyhisselama inanmadilar. Hz. isa 
aleyhisselam mucizeler gostererek etrafina insanlar toplamaya baslayinca 



282 ., 

Yazan 

283 (YAMAN, Ekim,2002), s. 40 
284 AI-i imran,59 



Divan-i ilahiyyat ve Aqklamasi 1 149 



israilogullan kendisini ve ona inananlan durdurmak icin pek cok yol denediler, 
sonunda Hz. isa aleyhisselami oldurmeye karar verdiler. Ancak Allah Teala onlann 
planlanni etkisiz hale getirdi. Yahudiler, Hz. isa aleyhisselama benzeyen birini ya- 
kalayip astilar ve Hz. isa aleyhisselami oldurduklerini sandilar. Bu durum Kur'an-i 
Kerim'de soyle anlatihr: 

"Ve Allah Teala 'nm elgisi Meryem oglu isa'yi oldurduk, demeleri yUzunden 
(onlan lanetledik). Halbuki onu ne oldurduler, ne de astilar, fakat (oldurdukleri) 
onlara isa gibi gosterildi. Onun hakkmda ihtilafa dusenler bundan dolayi tarn bir 
kararsizhk icindedirler; bu hususta zanna uymak dismda hicbir (saglam) bilgileri 
yoktur ve kesin olarak onu oldurmediler. Bilakis Allah Teala onu (isa'yi) kendi 
katma kaldirmistir. Allah Teala izzet ve hikmet sahibidir. Ehl-i Kitaptan her biri, 
olumunden once ona muhakkak iman edecektir. Kiyamet guniinde de O, onlara 
sahit olacaktir." 285 

isa aleyhisselamin ismi Kur'an-i Kerimde yirmi bes yerde gecmektedir. Bu ayet- 
lerden bir kismi uzerinde farkh yorumlar yapilarak farkh anlayislar ortaya konmus- 
tur. Cogunluk islam alimlerine gore Allah onu kudreti ile manevi semalardaki hu- 
susi mevkiine kaldirmistir, kiyametten once tekrar dunyaya gonderecektir. O za- 
man butun Ehl-i Kitap onun rasul olduguna inanacak, yanhs inanclanndan kurtula- 
caklardir. Bir baska anlayisa gore, Allah Teala onu Yahudilerden korumus, eceli 
gelince onu vefat ettirmis ve ruhunu semadaki yerine kaldirmistir. Kiyametten 
once gelecek olan da onun ruhudur. Biz bu bashk altinda KevserT'nin konu ile ilgili 
yorum ve gorusleri su sekildedir. 

isa aleyhisselamin semaya kaldinlmasi (ref'i) ve kiyamete yakin yeryuzune ine- 
cegi hadislerde de yer aldigindan ilk kelam kitaplanndan baslamak uzere her do- 
nemde yazilan eserlerde kiyametin alametlerinden birisi de Hz. isa aleyhisselamin 
yeryuzune inisi oldugu ifade edilmistir. Konunun uzamamasi icin biz burada sadece 
iki eserden ahnti yapacagiz. Hicri 150 de vefat eden imam Azam Ebu Hanife 
rahmetu'llah aleyh yazdigi el-Fikhu'l-Ekber isimli eserinde: "Deccalm ve Ye'cuc ve 
Me'cucun cikisi. aunesin batidan doausu, isa aleyhisselamin semadan inisi sahih 
haberlerle mevdana gelecegi haber verilen diaer kiyamet alametleri haktir ve 
meydana gelecektir." demektedir. TaftazanT (6. 797/1395) de eserinde 
"deccalin, dabbetul arzm, Ye'cuc ve Me'cucun cikisi, isa aleyhisselamin semadan 
inisi, gunesin batidan dogusu gibi Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin kiya- 
met alameti olarak haber verdigi seyler haktir" demektedir. 

Hz. isa'nin inecegini inkar edenler Allah Teala'nin: "Ey Isa! Seni vefat ettirece- 
gim, seni nezdime yiikseltecegim, seni inkar edenlerden armdiracagim ve sana 
uyanlan kiyamete kadar kafirlerden ustun kilacagim. Sonra donusunuz bana 
olacak. iste o zaman ayriliga dustugunuz seyler hakkmda aramzda ben hukme- 
decegim." 286 Ayetinde gecen "mutevefftke" kelimesi ile "Ben onlara, ancak bana 
emrettigini soyledim: Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a kulluk 
edin, dedim. iclerinde bulundugum miiddetge onlar uzerine kontrolcii idim. Beni 

285 Nisa, 157-159. 
Al-i imran, 55. 



150 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahii sirrahu'l aziz 



vefat ettirince artik onlar uzerine gozetleyici yalniz sen oldun. Sen her seyi hak- 
kiyla gorensin" 287 ayetindeki "teveffeyteni" kelimesini oldurmek manasina ahp, 
Hz. isa aleyhisselamin olmus oldugunu iddia ederler. Aynca "bilakis Allah onu 
katma kaldirmistir, Allah izzet ve hikmet sahibidir" 2S8 ayetindeki semaya kaldinl- 
masini, maddi bir kaldinlis degil, manevi bir yukselis olarak yorumlarlar. Konu ile 
ilgili cogunlugun gorusune kar§i gorus bildiren kisilere cevap olmak uzere bir eser 
yazan Zahid el-Kevsen, ilgili ayetleri yorumlayaraksoyle demektedir: 

"isa aleyhisselamin semaya kaldirilismi bildiren ayette gecen "rafea" kelimesi- 
nin gergek manasi bir seyi asagidan yukanya nakletmek demektir ve semaya bizzat 
kendisinin kaldinldigmi ifade eder. Ayette kelimeyi mecaz manaya hamletmeyi 
gerektiren bir karine yoktur. Dolayisiyla mecaz manaya hamledip ruhu yukselmistir 
denilemez" 

Kevseri, isa aleyhisselamin semaya rafinin ruhen olamayacagini su yorumlarla 
iddia etmektedir: Ayet, Yahudilerin: "biz Isa'yi oldurduk" sozlerine cevap mahiye- 
tinde gelmistir. isa aleyhisselamin oldurulmeyip semaya kaldinldigmi ifade eder. 
Bazilannm dedigi gibi Hz. isa aleyhisselamin oldurulup semaya ref edilenin ruhu 
oldugunu iddia etmek, Yahudilerin iddiasini reddetmek degil, onlan desteklemek 
olur. Halbuki ayet onlann iddiasini curutmek icin gelmistir. Aynca Hz. Allah Hz. isa 
aleyhisselami, bedeni ve ruhu ile birlik olarak semaya yukseltmemis olup sadece 
onu ruhu ile yukseltmis olsaydi, bu Hz. isa'nin oldurulmesine aykin olmazdi. ^unku 
nice peygamberler oldurulmus, sehit edilmis sonra da ruhlan yukseltilmistir. Hal- 
buki bu ayette Hz. isa aleyhisselamin yukseltilip kaldinlmasi oldurulmesine zit ola- 
rak gosterilmis, oldurulmedigine delil gosterilmistir. Bu durum gosteriyor ki, Hz. isa 
aleyhisselamin yukseltilmesi ruh ve bedeni ile yukseltilmesidir. Hz. isa 
aleyhisselamin olmedigini, hayatta oldugunu gostermektedir. KevserT, yukanda 
mealini verdigimiz ayetlerde gecen "teveffa" kelimesinin olum anlamina degil, 
kabzetmek ve almak anlamina geldigini diger ayetlerle pekistirerek soyle der: "Al- 
lah, olenin olum zamani gelince, olmeyenin de uykusunda iken canlarmi ahr da 
olumune hukmettigi cam ahr, otekini belirli bir vakte kadar birakir. Suphe yok ki, 
bunda iyi dusunen bir kavim icin ibretler vardir." 289 Bu ayette gecen "teveffi" 
kelimesi "olum" degil "almak" manasina kullanilmistir. Eger olum manasina gel- 
seydi "mevt" kelimesinin, anlamsiz olmasi gerekirdi, halbuki Allah Teala 'nm kela- 
minda anlamsiz kelimenin olmasi dusunulemez. Dolayisiyla ayetlerde gecen 
"teveffi" kelimeleri olum anlamina degil huzura almak manasinadir. Hz. isa olme- 
mis diri olarak semaya kaldinlmistir." KevserT, "Ehl-i Kitaptan her biri, olumiinden 
once ona muhakkak iman edecektir. Kiyamet gununde de o, onlara sahit olacak- 
t/r" 290 ayetinde gecen "olumunden evvel" kelimesinin yeryuzune inisinden sonraki 
olumu oldugunu soylemektedir." Suphesiz ki o (isa), kiyametin (ne zaman kopa- 
cagmm) bilgisidir. Ondan hie siiphe etmeyin ve bana uyun; cunkO bu, dosdogru 

287 Maide, 117. 
288 Nisa, 158. 

289-,.. .-. 

Zumer, 42. 
290 Nisa, 159. 



Divan-i ilahiyyat ve Aqklamasi 1 151 



yoldur" 291 ayetindeki zamirin Hz. isa aleyhisselama raci oldugunu soyleyen el- 
KevserT, ayette gecen "\e ilmun" kelimesinin "lealemun" seklindeki kiraatlanni da 
gostererek Hz. isa aleyhisselamin yeryuzune inisinin, kiyametin alametlerinden 
oldugunu da soylemektedir. Zahid el-Kevseri bu bilgileri verdikten sonra Hz. isa 
aleyhisselamin diri olarak semaya kaldinldigini, ahir zamanda yeryuzune inecegini 
soyler. Bunun disindaki goruslerin delile dayanmayan hayallerden ibaret oldugu- 
nu, mutevatir hadislerin de isa aleyhisselamin semaya diri olarak kaldinhp ahir 
zamanda inecegini ifade ettigini soyler ve ummetin de ayni inane uzere devam ede 
geldigini belirtir. (KevserT, Nazratun Abirah, s. 105.) 

isa aleyhisselam carmihta oldu ve sonra yeniden dirildi mi? 

Asirlar boyunca isa aleyhisselamin carmihta olup olmedigi sorununa verilen tek 
bir "dogru- kesin" cevap asla olmamistir. Gercekte tefsircilerin genis gaph ve bil- 
gince dusuncelerinin gosterdigi gibi, bu sadece "evet ya da hayir" ile cevaplanacak 
bir sorun degildir. Muslumanlann asirlardir verdikleri farkh cevaplar arasinda, Hi- 
ristiyanlarla ortak bir zemin bulmak igin gunumuz Musluman veya Hiristiyanlannin 
sandiklanndan daha fazla imkan vardir. Temel tefsirlerde bulunan yorumlann kis- 
mi bir listesi asagidadir: 

1) olume benzetilme teorisi 

2) uyku teorisi (garmihta bilincini yitirme dahil) 
3) kabz 

4) kronolojik donusum, eskatalojik olum ve yeniden dirilme ile birlikte 

5) Allah Teala isa aleyhisselamin dunya hayatina son verdi 

6) Allah Teala isa aleyhisselami ruh ve beden olarak butunuyle aldi 

7) Ne zaman ve nerede olum ve yukselisin vuku buldugu noktasinda bilinemez- 
cilik 

8) Benligin ve dunyevi arzulann olumu 

9) Tipki sehitler gibi isa aleyhisselam gergekten oldu ancak simdi Allah Teala ka- 
tinda diridir 

10) Gergek zahiri olum ve yeniden dirilme. 

Kuskusuz butun bu yorumlar birbirlerini dislamamaktadirlar. Sozgelimi, 3., 5. ve 
6. siklar ayni seyi soyleyen farkh sozler olarak kabul edilebilir. Bunun Musluman- 
Hiristiyan diyalogu ile ilgili imalan nelerdir? 10. sik kuskusuz Hiristiyanlar ile ayni 
zemine sahiptir. Ancak 3., 5., 6., ve 9. siklar yine yakin zemine isaret etmektedir- 
ler. 292 

isa aleyhisselamin Niizuliinun Tasawuf? Yorumu 

Mehmed Emin TokadT'ye gore, Hz. isa aleyhisselamin yeryuzune inisi, akl-i 
me'adin (uhrevT akil) yakin nuru ile insanda gorunmesinden kinayedir. Hz. isa 
aleyhisselamin indikten sonra DeccaTi oldurmesi ve onun kotulukleri yaymasina 



291 Zuhruf, 61. 

CUMMiNG, Joseph L. isa aleyhisselam Carmihta Oldu mii? Sunni Tefsir Kitaplannda isa 
aleyhisselamin Dunyevi Hayatinm Sonu Hakkmda Tarihi Dusunceler 



152 | NiyazT-i Misri kaddese'llahu sirrahu'l aztz 



son vermesi ise akl-i me'adin kotu sifatlann ortaya cikmasini onlemesi seklinde 
tevil edilir. 293 

CilT ise, Hz. isa aleyhisselamin Allah Teala'nin ruhu/ruhu'llah oldugunu ve hakki 
temsil ettigini belirterek, hak belirince batila ait olanlann ortadan kalkacagini ifade 
eder. Yani hak/gercek ortaya cikinca insana suphe veren ve karisikhk meydana 
getiren onun disindaki her sey yok olup gider. 294 Buraya kadar anlatilanlardan 
hareketle Deccal'in kotulugij ve onu yaymayi, Hz. isa aleyhisselamin ise soz konusu 
cirkinliklerin ortadan kalkmasini ve iyiliklerin meydana gelmesini temsil ettigi soy- 
lenebilir. 295 

Bediuzzaman Said NursT kaddese'llahii sirrahu'l-azizin Hz. isa aleyhis selamin 
nuzulu hakkindaki goru$leri 

Ahirzamanda Hazret-i isa Aleyhisselamin nuzulune ve DeccaTi oldurmesine ait 
ehadTs-i sahihanm mana-yi hakikTIeri anlasilmadigindan, bir kisim zahin ulemalar, o 
rivayet ve hadTslerin zahirine bakip supheye dusmusler. Veya sihhatini inkar edip 
veya hurafevari bir mana verip adeta muhal bir sureti bekler bir tarzda, avam-i 
muslimine zarar verirler. Mulhidler ise, bu gibi zahirce akildan cok uzak hadTsleri 
serriste 296 ederek, hakaik-i islamiyeye tezyifkarane bakip taarruz ediyorlar. Risale-i 
Nur, bu gibi ehadTs-i mutesabihenin hakikT tevillerini Kur'an feyziyle gostermis. 
Simdilik numune olarak bir tek misal beyan ederiz. §6yle ki: 

Hazret-i isa aleyhisselam Deccal ile mucadelesi zamaninda, Hazret-i isa 
Aleyhisselam onu oldurecegi vakitte, on arsin yukanya atlayip sonra kihnci onun 
dizine yetistirebilir derecesinde, vucudga o derece Deccal'in heykeli Hazret-i 
isa'dan buyuktur, diye mealinde rivayet var. Demek Deccal, Hazret-i isa 
Aleyhisselam'dan on, belki yirmi misli yuksek kametli olmak lazim gelir. Bu rivaye- 
tin zahin ifadesi sirr-i teklife ve sirr-i imtihana munaff oldugu gibi, nev'-i beserde 
cari olan adetullaha muvafik dusmuyor. 

Halbuki bu rivayeti, bu hadTsi, hasa muhal ve hurafe zanneden zindiklan iskat 
ve o zahiri ayn-i hakikat itikad eden ve o hadTsin bir kisim hakikatlanni gozleri gor- 
dukleri halde daha intizar eden zahiri hocalan dahi ikaz etmek icin, o hadTsin bu 
zamanda da ayn-i hakikat ve tarn muvafik ve mahz-i hak muteaddid manalarmdan 
bir manasi cikmistir. §6yle ki: 

isevTIik Dini ve o dinden gelen adat-i mustemirresini muhafaza hesabina cah- 
san bir hukumet ile resmT ilaniyla, zulmetli pis menfaati icin dinsizlige ve 
bolsevizme yardim edip tervic eden diger bir hukumet ki, yine hasis menfaati icin 
islamlarda ve Asya'da dinsizligin intisanna tarafdar olan fitnekar ve cebbar 
hukumetlerle muharebe eden evvelki hukumetin sahs-i manevTsi temessul etse ve 
dinsizlik cereyaninin butun tarafdarlan da bir sahs-i manevTsi tecessum eylese, tig 
cihetle, bu muteaddid manalan bulunan hadTsin, bu zaman aynen bir manasini 



293 (Sl'M$EK, yil: 8 [2007], sayi: 19,) TokadT, Tevil-i Ehadis-i E$rdt-i Sa'a, vr. 14b. 

294 (§iM5EK, yil: 8 [2007], sayi: 19,) CTIT, el-insanu'l-kamil, c. 2, s. 54. 

295 (Sl'MSEK, yil: 8 [2007], sayi: 19,) 

Serrijte: f. ip ucu. Emare, delil. Vesile. Ba§a kakmak. Maksad. 



Divan-i ilahiyyat ve Aqklamasi 1 153 



gosteriyor. Eger o galib hukumet netice-i harbi kazansa, bu isan mana dahi bir 
mana-yi sarih derecesine cikar. Eger tarn kazanmasa da, yine muvafik bir mana-yi 
isandir. 297 

Hazret-i idris ve isa Aleyhimesselam'in tabaka-i hayatlandir ki, beseriyet leva- 
zimatindan tecerrud ile melek hayati gibi bir hayata girerek nuranT bir letafet 
kesbeder. Adeta beden-i misalT letafetinde ve cesed-i necmT nuraniyetinde olan 
cism-i dunyevTIeriyle semavatta bulunurlar. Ahirzamanda Hazret-i isa Aleyhisselam 
gelecek, §eriat-i Muhammediye sallallahu aleyhi ve sellem ile amel edecek mea- 
lindeki hadTsin sirn sudur ki: Ahirzamanda felsefe-i tabiiyenin verdigi cereyan-i 
kufnye ve inkar-i uluhiyete karsi isevTIik dini tasaffi ederek ve hurafattan tecerrud 
edip islamiyete inkilab edecegi bir sirada, nasil ki isevTIik sahs-i manevTsi, vahy-i 
semavT kihnciyla o mudhis dinsizligin sahs-i manevTsini oldurur; oyle de Hazret-i isa 
Aleyhisselam, isevTIik sahs-i manevTsini temsil ederek, dinsizligin sahs-i manevTsini 
temsil eden DeccaTi oldurur.. Yani inkar-i uluhiyet fikrini oldurecek. 298 

iste boyle bir sirada, o cereyan pek kuvvetli gorundugu bir zamanda, Hazret-i 
isa Aleyhisselamin sahsiyet-i maneviyesinden ibaret olan hakikT isevTIik dini zuhur 
edecek, yani rahmet-i ilahiyenin semasindan nuzul edecek; hal-i hazir Hristiyanhk 
dini o hakikata karsi tasaffi edecek, hurafattan ve tahrifattan siynlacak, hakaik-i 
islamiye ile birlesecek; manen Hristiyanhk bir nevi islamiyete inkilab edecektir. Ve 
Kur'ana iktida ederek, o isevTIik sahs-i manevTsi tabi' ve islamiyet metbu' maka- 
minda kalacak; din-i hak bu iltihak neticesinde azTm bir kuvvet bulacaktir. Dinsizlik 
cereyanina karsi ayn ayn iken maglub olan isevTIik ve islamiyet ittihad neticesinde, 
dinsizlik cereyanina galebe edip dagitacak istidadinda iken; alem-i semavatta cism- 
i besensiyle bulunan sahs-i isa Aleyhisselam, o din-i hak cereyaninin basina gece- 
cegini, bir Muhbir-i Sadik, bir Kadir-i Kulli §ey'in va'dine istinad ederek haber ver- 
mistir. Madem haber vermis, haktir; madem Kadir-i Kulli §ey' va'detmis, elbette 
yapacaktir. 

Evet her vakit semavattan melaikeleri yere gonderen ve bazi vakitte insan sure- 
tine vaz'eden (Hazret-i Cibril'in "Dihye" suretine girmesi gibi) ve ruhanTleri alem-i 
ervahtan gonderip beser suretine temessul ettiren, hatta olmus evliyalann cokla- 
nnin ervahlanni cesed-i misalTyle dunyaya gonderen bir HakTm-i Zulcelal, Hazret-i 
isa Aleyhisselam'i, isa dinine ait en muhim bir husn-u hatimesi igin, degil sema-i 
dunyada cesediyle bulunan ve hayatta olan Hazret-i isa, belki alem-i ahiretin en 
uzak kosesine gitseydi ve hakikaten olseydi, yine soyle bir netice-i azTme icin ona 
yeniden cesed giydirip dunyaya gondermek, o HakTm'in hikmetinden uzak degil.. 
belki onun hikmeti oyle iktiza ettigi icin va'detmis ve va'dettigi icin elbette gonde- 
recek. 

Hazret-i isa Aleyhisselam geldigi vakit, herkes onun hakikT isa oldugunu bilmek 
lazim degildir. Onun mukarreb ve havassi, nur-u iman ile onu tanir. Yoksa bedahet 
derecesinde herkes onu tanimayacaktir. 299 

Kastamonu Lahikasi, s. 80 
298 Mektubat, s.6 
299 Mektubat, s.57 



154 | NiyazT-i Misr? kaddese'llahii sirrahu'l azTz 



Nasraniyet ya intifa veya istifa edip islamiyet'e karsi terk-i silah edecektir. 
Nasraniyet birkac defa yirtildi, protestanhga geldi. Protestanhk da yirtildi, tevhide 
yakla§ti. Tekrar yirtilmaga hazirlaniyor. Ya intifa bulup sonecek veya hakikT 
Nasraniyetin esasini cami' olan hakaik-i islamiyeyi karsisinda gorecek, teslim ola- 
caktir. iste bu sirr-i azTme, Hazret-i Peygamber Aleyhissalatu Vesselam isaret et- 
mistir ki: "Hazret-i isa nazil olup gelecek, ummetimden olacak, seriatimla amel 
edecektir." 300 

isa aleyhisselamin nuzulu icin bizler ne vapmahviz? 

Herkes isa aleyhisselami beklerken yukanda anlatilanlara bakarak dusunulmesi 
gereken MehdT aleyhisselamin gelmemesi ile isa aleyhisselamin gelmesine cahs- 
mak gerektigi gozlenmektedir. Bu nedenle islam'in intisan karsisinda iseviyetin 
musluman olmasi gayreti bizlere hedef gosterilmektedir. Hz. isa aleyhisselam ve- 
layetin mumessili olmasi ile nubuwetin sona ermesi neticesinde islam'in dunya 
alemini cem etmesi igin batinin hidateyine yardimci olmak her muslumanin vazife- 
sidir. 

Beseri bir vucudun indirilmesi Allah Teala icin alemi yeni bastan yaratmaktan 
cok kolay oldugu bir gercektir. 301 isa aleyhisselamin diri olmasi, sirlanmasi veya 
tekrar yeryuzune geri donmesi onemi haiz bir mesele olmaktan cok tasidigi mana 
yonuyle muslumanlann istikamet yonunu belirleyici bir husustur. §6yle ki 
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bizlere batiyi gostermis ve basannin buradan 
gelecegini beyan etmistir. 

Mesela Osmanh Beyligi devletten imparatorluga gecerken izledigi istikamet yi- 
ne batiyi kendine katmak sevdasi ile olmustur. Eyyub Sultan radiyallahu anhin 
ihtiyar halinde Medine'den istanbul'a getiren guc isa'yi gokten yere indirmek icin 
verilen gayrettir. Bu hareket isevilere Hz. isa aleyhisselami tann olmayip nebi ola- 
rak anlatmaktir. Bunu onlara anlatacakta muslumanlardir. iste o zaman isa 
aleyhisselam yeryuzune inmis olacaktir. £unku isevilerin Hz. isa'yi tann, Musevile- 
rin tann soyundan geldikler icin YahudT olduklanni kabul etmelerinden vaz gecir- 
mek icin 1500 yil gecmistir. Muslumanlar basansiz kalmistir. Bu durumlan hala 
devam etmektedir. Bu halin terkini saglamak icin biz muslumanlann buyuk gayret 
gostermeleri gerekmektedir. 

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem dogu milletlerinin topraga bagimhhgini 
bildigi icin batinin surekli hedefte kalmasini saglamak icin isa aleyhisselamin 
nuzulu ile isaret etmistir. Son zamanlarda muslumanlann cesitli sebeplerle batiya 
yonelisi Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin bir mucizesidir. 

Hz. isa aleyhisselamin nuzulu siyasal islam'in batiya yonelmesi ve onu kendine 
cevirmesi icin verilen bir hedeftir. 

ismet Ozel islam'i "Bati'ya ait" kabul eder ve der ki; 



300 Hutbe-i Samiye, s. 113- Mektubat, s. 470 

301 

"Sizin yaratilmaniz da, tekrar diriltilmeniz de ancak bir tek ki§iyi yaratip iade etmek 
gibidir. Siiphe yok ki Allah bihakkin ijiticidir, gorucudiir." (Lokman, 28) 



Divan-i ilahiyyat ve Aciklamasi 1 155 



Musluman olmak kesinlikle Hintli ve Cinli olmamak demektir. Bir zihniyet ola- 
rak. insan zihninin isleyis bigimi olarak biz Batihlar bir ortak paydaya sahibiz. Hintli- 
ler ve Cinliler bu paydanin disinda. Bizimki, Helenistik kulturle daha dogru Atina - 
Kudus ekseninde olusmus bir seydir. 

Siyasal islam dunyada daha gercek boyutlanyla yuzunu gostermedi. §imdiye 
kadar siyasal islam adina bildigimiz seyler buyuk olcude Bati'da kodlanmis muhale- 
fet olarak karsimiza cikti. "Bati kulturunun bir parcasi olarak islam" yuzunden 
dogmus bir siyasal islam'i icermiyor bu. §imdiye kadarki manipule edilmis bir siya- 
sal islam'di. Henuz dunyanm kulturel yarasma merhem olmayi oneren islam si- 
yasal manada bicimlenmedi. 302 

Muslumanlann durumu goz onune ahnirsa, bu sozlerden anlasilan hala Hz. Jsa 
aleyhisselamin yeryuzune inmedigi ve inisi iginde da binlerce yil var oldugudur. 



Dolunay dogumuzda gunes batimizdan dogar 

Gunesin batidan dogmasi bazi suftler tarafindan ruhun bedenden ayn kal- 
masi seklinde yorumlanmistir. insan, ruhunu asagihk tabiatlardan kurtanp me- 
lekut semalanna yukseltmesi gerekir. insanin bu sekilde ruhunu semalara yuk- 
seltme isini gergeklestirebilmesi igin, iki kere dogmus olmasi gerekir. Biri kendi 
anasindan, digeri de kendinden dogmasidir. iki kere dogmayan bir kisi, nesne- 
lerin ozunu/hakikatini kavrayamadigi gibi, kendi nefsini ve Hakki da taniyamaz. 
Ancak insanlardan yeterli manevT olgunluga erisememis olan avam seviyesin- 
dekilerin bunlardan haberi yoktur. Bu yuzden nebTlerin ve velTlerin sozlerini 
hakkiyla anlayabilmek igin insan-i kamil olmak gerekir. 303 Fakat burada sunu 
ifade etmek gerekir: Sufflerin ikinci dogumla kastettigi, ruh gogu (ruh gogu, te- 
nasuh) anlayisini savunanlann iddia ettigi gibi oldukten sonra baska bir bedenle 
dunyaya gelmek degildir. 304 

Suftlerin anladigi tarzda ikinci dogum, kendi gecici varhgindan gecip fenaya 
eren suftnin ilahT hakikati kesfederek beka ile varhk bulmasidir. Kisaca kisinin 
kendi ozunun/hakikatinin farkina varmasiyla "Kendini taniyan Rabbini tanir" 
sozu tecelli eder. Boylece "farkindahk" haline eren suftnin kendinden yeni bir 
olus ve dogum gerceklesir. Gerceklesen bu yenilenme olayi da suftler tarafin- 



302 http://www.milliyet.com/2000/09/25/haber/hab03.html 

Tokadt, Tevil-i Ehadis-i E§rat-i Sa'a, vr. 15a. 

Suftlerin ,devr anlayiji ,... Biz Allah'a aidiz ve sonunda O'na donecegiz. (Bakara, 156) 
ayetinden esinlenerek geli§tirilmi§ bir anlayi§tir. Bu anlayisa gore ilahT varligm yansimasi 
olan insan sonunda tekrar yansidigi yere donecektir. Vahdet-i vucutcu suftlerin savundugu 
bu anlayi§ tasavvuf edebiyatmda, Devriye adiyla bir tur olu§turacak derecede onemli yer 
tutar. 



156 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l aziz 



dan ikinci dogum olarak degerlendirilir. 305 

CTIT gune^in batidan dogmasini varhgin batisinda dogan ve kesf olarak kabul 
edilen insanin musahede gunesine benzetir. Soz konusu olay gerceklesip kisi 
kendisinin ne oldugunu ve kimligini bildikten sonra hakiki vasiflan ile tahakkuk 
eder. Boylece hakikate eren kisi remizleri (sirlan) cozerek mana ortulerini agar 
ve kurtulanlara kansir. Kisi bu hale erdikten sonra, aynhk ve vuslat sergisi duru- 
liir. Kiyamet aninda tovbe kapisi kapandigi ve imanin faydasi olmayacagi gibi 
burada da artik baska bir sey soz konusu olmaz. Bir seye iman etmek veya 
inanmak icin onun gaipte olmasi gerekir. Aradan ortunun kalkip her sey ortaya 
ciktigi zaman gaiplik hali de gider. Boylece bu asamada olay bizzat geceklesir ve 
imanin herhangi bir hukmu kalmaz. Kiyamet esnasindaki gibi boyle bir manevT 
makamda maddi manada tovbe kabul edilmez ve gunah bagislanmaz. f^unku 
gunah ve bagislanma ikilik mahalline ait seylerdir. Fakat erisilen teklik/birlik 
makami ikiliklerden ve onlara ait olan seylerden munezzehtir. 306 

Diger bir yaklasima gore de gunesin batidan dogusu, ruhun ilk merkezine 
donusudur. Bu olay gerceklestikten sonra tovbe kapisinin kapanisi ise cam bo- 
gazina gelen kisinin tovbesi kabul olunmaz seklinde yorumlanmistir. 307 

Daha once belirttigimiz gibi NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l aziz MehdT'yi 
beyan ederken kendisindeki MehdTyyet ve iseviyyetten de haber vermektedir. Bu 
nedenle gunesin dogusunun batidan olmasina sebeb yine kendi varhgi oldugunu 
da ayan etmektedir. Bu ehl'ulllah icin normal hallerdendir. ^unku onlar Allah Tea- 
la'nin butun olarak tecelli ettigi kullandir. Onlarda HadT, ve Hay sifatlan tecelli 
ederken karsihgi olmasi gereken Mudil sifati da mecburen zuhur eder. £unku dun- 
ya sartlannda ziddiyet sebebiyettir. NiyazT-i MisrT efendimizde o zamanin isa'si ve 
Hatm-ul Evliyasi oldugunu cogu kez asikar etmistir. 

Bu anlattigimizin bir benzerlerini ismail Hakki Bursevi kaddese'llahu sirrahu'l- 
aziz su sekilde anlatmaktadir. 

Arz-i mukaddeseden sonra muteber olan sehr Konya'dur. Zira "§erefu'f- 
mekan bi'l-mektn" hasebince hatmu'l-enbiyanun sirr-i azTmi olan hatmu'l- 
evliyanun ferzend-i dil-bendi olan seyh-i suyuhu'd-dunya Sadreddin (Konevi) 
Hazretleri anda asudedur. Ve anun makdun olan culum-i kulliyye ve cuz'iyye ve 
tecelliyat-i ilahiyye ve telifat-i neftse-i gaybiyye kimseye muyesser olmamisdur. 
Pes, hazret-i hatmu'l-evliya gibi kendi dahi beyne'l-asfiya alem ve feyz-i na- 
mutenahide bir okyanus ve alemdur. Ve andan sonra dide-i itibarda gorunen 



SufTlerin ruh gogu/reenkarnasyona (tenasuh) bakijinm tespiti igin bk. Mustafa A§kar, 
,Reenkarnasyon/Tenasuh Meselesi ve Mutasavviflann Bu Konuya Bakislarimn Degerlendi- 
rilmesi, Tasavvuf, Ankara 2000, sayi: 3, s. 100; Adrian Bulent Baloglu, islam'a Gore Tekrar 
Dogu§: Reenkarnasyon, Kitabiyat Yay., Ankara 2001, s. 141. 

CTIT, el-insanu'l-kamil, c. 2, ss. 54-55. 

CTIT, el-insanu'l-kamil, c. 2, s. 55. 



Divan-i ilahiyyat ve Agiklamasi 1 157 



Kibns'dur 308 sirn burada zikr olunmaz. 309 

Bu sozleri melek bana vahyetti 

"Melek" kelimesinin "risalet: elgilik" anlamina gelen iki ayn kokten, bir de kuv- 
vet manasindaki "melk" kelimesinden turedigi hakkinda agiklamalarm oldugu 
gorulmektedir. Melekler, Allah Teala'nin emirlerini yerine getirmekle ve O'ndan 
aldiklan emirleri yerlerine ulastirmakla gorevli olduklan igin onlara bu isim veril- 
mistir. Buna gore "melek" lugat bakimindan "kuwetli", "kuvvet sahibi" demektir. 

Kur'an ayetlerinin isaretine gore melekler, hem NmT ve kelamT bir ruhT teblig 
yapmakta, hem de bir fiil, ilahT kudret ve yaratmanin da tebligcisi olmaktadirlar. 
Meleklerin, durumlanna gore insanlarla ozel iliski ve irtibatlan vardir. Melekler, 
nebilerin ve muminlerin en buyuk yardimcilandir. Onlar inananlan manen destek- 
ler, cennetle mujdeler ve muminler icpin dua ve istigfar ederler. 

NiyazT-i MisrT, MehdTve isa aleyhimesselam ile ilgili sozlerinin nefsani olmadigi- 
ni bazi ilham ve isaretlerle bu sonuca ulastigini bildirerek, yanli§ anlayisa dujmeyin 
demektedir. 



Karanhk gecede bize ilham olarak geldi. 

Ebu YezTd el-BistamT (hyt. 234 veya 261 / 874), bu makam ve dogrulugu 
hakkinda rusum alimlerine hitabederek der ki; 

"Siz ilminizi olunun oluden (rivayeti olarak) aldmiz. Biz ise ilmimizi, hi$ 61- 
meyen diriden aldik. Bizim gibiler; "Kalbim Rabbimden rivayet eder ki.." di- 
yoruz. Sizler ise; 

"Filanca bana rivayet etti ki.." diyorsunuz. Hdlbuki o, nerede? diye sordu- 
gumuzda; "O oldii." derler. "Filancadan rivayet etti." dediklerinde de, bu se- 
fer o nerede? diye sorulur. Cevap; "o da oldii." olur. 310 (Kelimat, 311 152-154) 
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki; 
"Mu'minin ferasetinden sakmmiz, (!unku o Allah Teala'nin nuru ile bakar" 312 



"§iiphesiz ki her Deccal igin isa ve her Firavun igin de Musa vardir. Bin yihndan sonraki 
yuzyilin basindaki muceddidi batm ve hatta zahir cihetinden tanidik. O da zamanimn ala- 
meti ve vaktinin kutbu, Kostantmiyye'de oturan hazret-i seyhim El Seyyid Osman El Fazh 
kaddese'llahii sirrahu'l-azizdir. Ondan, birinci yuzden, sonra iki sene iginde Hakk'a yuru- 
du. 0, ikinci yiizyilda ilk MehdT'dir. ikinci ise, ikinci yuzyilin basinda beklenendir." 
(BURSEVi), v.l34b, 96. Varidat 

309 (BURSEVi), v.l56b, 114. Varidat 

310 (ATA?, 1993), s. 412; 

311 

§erhu Kelimati's-Sufiyye ve'r-Red ala Ibn Teymiyye min Kelami's-§eyhi'l- Ekber 
MuhyidddTn Tbni'l-ArabT, Mahmud Mahmud el-Gurab, Suriye-Dimask, 1402-1981. 

Hadis ibn Omer. Ebu Said el Hudri. Ebu Umame, Ebu Hureyre gibi sahabelere izafeten 



158 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l aziz 



Haci ismail Hakki ihramTSivasT kaddese'llahu sirrahu'l-aziz; 
Gardaslarim! Rasulullah sallallahii a ley hi ve sellem de buyurdu ki: 
"Bizimle nubiivvet son erer, vahiy kesilir, ilham devam eder. Allah Teala'nm 
yeryiizunde halifeleri olur ilhamla dogruyu haber ederler ferasetle gizliyi kesfe- 
derler." 313 Buyurarak ilhamm devam ettigini mujdelemislerdir. 

MisrT'yi korkak biri zannetmeyin 

Allah Teala'dan korkmak, ulu bir duraktir; "ihlas sahipleri pek buyuk tehli- 

kededir" denmistir. Fare, arslandan hie korkmaz; farenin korkusu kedidendir. 
Dunya ehli fare sifathdir, Allah Teala'dan korkma mertebesine erememislerdir, 
Onlar, kendi cinslerinden olan sahneden, o sesten korkarlar. Akil, bu dunyanin 
terazisidir. Akilsiz adamda anlayis yoktur; pisi temizden ayirdedemez. Akil da, 
yalnizca her seyi ayirdedemez, megerki Hakk derdi, ona yardimci ola. O dert, 
akla, dogru-duzen ayirt edis kaabiliyeti verir de boylece Allah Teala 'y a varan 
yolu asar, kavusma duragina erer. 

Dert, ahiret dilemek, Allah Teala'ya kavu§mak igin akh kendisine arag edinir, 
Veliden bajkasi, nerden Allah Teala'dan korkacak'? Bir kanncacik, ejderhadan 
korkmayi ne bilsin? Fare, kedinin onune kahramanca gidemez; ama arslanin 
karjisina korkmadan gider. 

Pis fare kediye layiktir. inatgi arslan fareye saldirmaz. Halk, sahneden, o 
sesten korkar. Hakk'tan korkansa esi bulunmayan kisidir. Ancak, okuz adamdan 
veya sut emen gocuk, yilandan, akrepten korkar mi hig; 

Kimin akh fazlaysa korkusu da fazladir. Bilmeyen kisiyeyse melhem de bir- 
dir, yara da. Korkmak, urkmek, akhn isidir; akh olmayanin iyiden, kotuden ha- 
beri bile yoktur. Akil gerek ki onlann arasindan asagihk kisiyle yuce kisiyi 
ayirdetsin. Ama akhn ayirdedisi de tarn degildir; gunku derdi olmayan akil, 
hamdir. Akil, dertle es oldu mu, ondan sonra onun re'yi saglamlasir. Dertsiz 
akil, dunyaya kilavuzdur; ama derde dustu mu, ahiretin Hayder'i olur. Akla, be- 
genilen yolu segecekgozu, gorusu veren, derttir, 

Boylesi akil, boyuna Allah Teala'yla mesgul olur. Bosbogaz, kotu isli nefse es 
olmaz. Asagihk himmeti yucelir; artik ne padisahtan korkar ne validen. Gogun 
yucesinde meleklerle ugar. Her solukta yeni bir bayrak agar. Ask mushafmi can- 
dan okur, onun bildigini kim bilebilir, kim anlayabilir ki? EbedT saltanata nail 
olur; mekan aleminde mekansiz padisah kesilir, Boyle olur ey can, belki de yuz 
misli olur; onun hali sozle anlatilamaz. 314 

rivayet edilir. Ancak her rivayette de zayif, metruk ve hadisi kabul edilmeyen ravilerin 

oldugu belirtilir. Ahmet b. Hanbel. Yahya el Kattan, BuharT, Ebu Davud. NesaT. DarekutnT, 

ibn. Hibban gibi mtidakkik ve muhakkik hadiscilerde ayni goriijtedirler. Bkz. ibn. Cevzi. 

Mevzuat. 111/145-147: ibn. Arrak. 11/305. 306; Sagani. 51 

313 (OZDEMiR, 2008), s.8 

314 (VELED), baslik CXII, b. 5040-.. 



Divan-i ilahiyyat ve Afiklamasi 1 159 



Yemin olsun Allah Teala'nm yardimi DeccaTin kahrma kar§i vardir. 

DECCAL'IN gKISI 

Masdan J>-i "deveyi katranla cokca yaglamak" cogulu Deccal olan 

Arapca sozluklerde "yalana mesih, buyiisu ve yalanlan ile hakki batil He kangti- 
ran, yalan soyleyen, gbz boyayan, hak He batih kanstiran" anlamlanna gelmek- 
tedir. ibranice sozluklerde de yer alan "Deccal", "Kizgmhkla karsiladi, aldatti, terk 
etti" anlamlanna gelen "dagala" kelimesinden turetilmistir." Daggala" yalana, 
sozunde durmayan manasindadir. Klasik kaynaklarda Deccal "ahir zamanda onaya 
cikip gosterecegi harikulade olaylar sayesinde bazi insanlan dalalete surukleye- 
cegine inamlan kisi" seklinde tarif edilmektedir. Deccahn bir lakap oldugu, cok 
yalanci, gizleyici, sahtekar olmasi, hakki batil ile ortme hususunda olaganustu bir 
gucu bulunmasi nedeniyle bu lakabin yakistinldigi da soylenmektedir. 

DeccaTIa ilgili inanislann ilk defa ne zaman ve nerede ortaya ciktigini soylemek 
mumkun degildir. Tarih boyunca dogu toplumlannin anlayisina gore yaratici ile 
kotuler arasinda surekli bir mucadele olmus, onlann inanclan bu yapida sekillen- 
mistir. Bu anlayisin kutsal kitaplarda da yer aldigi gorulmektedir. 

Hiristiyan kulturunde, isa Mesih dusmanlarmi ifade etmede Antikrist (Mesih 
Dusmani) terimi kullanilmaktadir. Antikrist ayni zamanda ahir zamanda Hiristiyan- 
hgi yikmaya gahsacak olan seytanT sahsiyet (Deccal) olarak dusunulmustur. Matta 
incili'nde Deccahn karsihgi olarak "mesiha daggala"." nabiyya daggala" gibi 
ifadeler kullanilmistir. §akirtleri Hz. isa aleyhisselama dunyanin sonunun yaklas- 
masinin alametinin ne oldugunu sorduklannda o da mesihin kendisi oldugunu 
soyleyen yalanci mesihlerin cikacagini, bu kisilerin buyuk alametler ve harikalar 
yapacaklarmi, bazilanni saptiracaklanni soyler. 

Tarihte gerek Hiristiyan dunyasinda gerek islam dunyasinda cesitli sahsiyetlerin 
Deccal olarak dusunuldugu gorulmektedir. 

Hiristiyanhgin ilk yillannda Neron (6. 9 Haziran 68) Deccal olarak dusunulurken. 
Hach seferleri sirasinda Yahudiler Turkleri Deccal olarak gormus, Turklerin israil'in 
intikamini alarak Hiristiyan kiliselerini ahira cevirecegini dusunmustur. Vahiy kita- 
bmda Deccahn simgesi 666'dir: "Hikmet buradadir. Anlayi§i olan, canavarm sayi- 
smi hesap etsin: cunku insan sayisidir ve onun sayisi alti yiiz altmi§ altidir" 
(Kitab-i Mukaddes 1988: Vahiy. XIII. 13). Eskiden sayilan ifade icin harf kullanilmasi 
ve Neron'un ismindeki harflerin 666"ya esit olmasi Neron'un Deccal olarak dusu- 
nulmesine neden olmustur. Sonraki donemlerde gerek Martin Luter (1483-1546) 
gerekse John Jewel (1622-1571) tarafindan Papa ve papahgin Deccal olarak tarif 
edildigi gorulmektedir. 

1760'h yillarda Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemin Deccal oldugu id- 
dia edilmis, hatta bu iddialanni desteklemek amaciyla Muhammed ismini 666 sim- 
gesiyle ozdeslestirmek icin Moametis seklinde degistirmislerdir. Son donem Hiris- 



160 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l aztz 



tiyanhk dunyasinda Deccal olarak dusunulen isimler sunlardir: 

Henry VIM (1207-1272), 

Great Peter (1239-1285), 

Queen Mary (1515-1560), 

Oliver Cromwel (1599-1658), 

Napoleon Bonaparte (1769-1821), 

Napoleon III (1808-1873), 

Vilademir Lenin (1870-1924), 

Kayser Wilhelm (1878-1945), 

Adolf Hitler (1889-1945), 

Joseph Stalin (1879-1953), 

Friedrich Nietzsche (1844-1900). 

Tdrih-i Cihan Gu$a yazan Alaaddin Ata Melik CuveynT (6. 4 Zilhicce 681/1283) 
eserinde Harizm devletinin idarecilerinden Serefeddin HarezmT' yi, DeccaTe ben- 
zetmekte, Horasan'a gelisini DeccaTin gelisine benzetmektedir. Tarihci Mustafa AN 
(1541-1600) III. Murad donemi sadrazamlanndan Sinan Pasa'yi Deccal olarak gos- 
terirken ozellikle yirminci yuzyilda Afrikah Muslumanlar Avrupah somurgecilerin 
Deccal olduguna inanmis, hatta bu inane Muslumanlann fanatizme yonelmesine 
ve harekete gecmesine neden olmustur. 315 

E§RAT-I SAAT (KIYAMET ALAMETLERi) RJSALESi 

Ey ilahi sirra talip olan! 31S 

Bil ve haberdar ol ki alem-i afakta (di§taki alem) her ne var ise elbette alemi 
enfuste fig alemimizde) de vardir. Cunku insan buyuk nusha oldugundan iki yonu 
de icine ahr. Bu sebepten iki alemin sultani Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem 
Hazretlerinin isaret ve beyan buyurdugu esrat-i saat (Kiyamet alametleri) de ic 
alemde mevcut olmak lazimdir. Ummetin ariflerine ise vucutta olani bilmek lazim- 
dir. Yoksa dista kiyamet olacagini beklemekten bir gey hasil olmaz. "Her nebi 
ummetini deccal He korkutmu$tur" mealindeki hadisi serifde isin enfusi olacagini 
isaret etmistir. Zira enbiya Hazretleri deccahn kendi zamanlannda cikmayacagini 
bilirlerdi. 

Evvela Bent Asfar cikmasi, insanda hayvani sifatlann meydana cikmasindan iba- 
rettir. ^unku insanda en evvel yaratilmis olan bu sifatti. 

ikinci olarak Ye'cuc Me'cuc cikmasi, insanda yerilmis sifatlann, bozuk fikirlerin 
butunuyle meydana cikmasindan ibarettir. 

UcunciJ olarak Deccal cikmasi, insanda akl-i maasin (Dunya i§ini goren akil) Tannhk 
ve yucelik istegi ile meydana cikmasidir. 
Dorduncu olarak Hz. isa'nin inmesi, akl-i meadin (Ahret i§ini goren akil) kat'T inane 



315 (YAMAN, Ekim,2002),s. 32-40 

Niyazi-i Misri, Risale-i e§rat-i saat [Kitap]. - Atatiirk Kitapligi, istanbul : [s.n.]. - Cilt 
297.453 NiY-BEL_Yz_ K.000502/02; 297-7 MC_Yz_K.000339/06. 
NiyazT-i MisrTSadelestiren: Erdem MEMl'^OGLU, Risale-i Esrat-i Saat [Kitap Boliimu] // 
Ehlibeyt Aski ve NiyazT-i MisrT. - Ankara : imaj, 2003, s. 71-74 



Divan-i ilahiyyat ve Aqklamasi 1 161 



nuru ile meydana gikmasidir. Ve Deccah oldurmesi onun hukmunu ibtal etmekten 
ibarettir. Nitekim §eyh Sadrettin KonevT Hazretleri buyurmustur: "Deccal diinya- 
nm hakikatinin mazhandir. Onun igin sag gozii kordiir. Yani Hakki gormez. Hz. 
isa ise ahiret hakikatinin mazhandir. Onun ortaya gikisi, Hakkm dogusu zamani- 
dir. lira her ne zaman ki akl-i mead zuhur eder elbette akl-i maas mahvolur. " 
Besinci olarak MehdT aleyhisselamin gikisi, akl-i kull (ilahi akil) ve ruh-i azamin or- 
taya gikismdan ibarettir. ruh ummetin haslanna Rahmanin nefhasi (ufurmesi) ile 

olur. Herkese olmaz. Ve Kur'an'da \j&X^& \y*s ^jj ry <£ C-^*j <C^ li\i "onu 

duzenledigim - insan sekline koydugum ve ona ruhumdan ufledigim zaman, siz 
hemen onun igin secdeye kapanm" 317 buyurdugu bu ruha isarettir. Bu cihetle 
mursidlerin sadik taliplere ufledikleri Muhammedi maya ruhu iste bu ruhtur. 

Altinci olarak Dabbetu'l-arz'in gikmasi. nefs-i levvame zuhurundan ibarettir. Bir 
elinde Musa aleyhisselamin asasi, digerinde Suleyman aleyhisselamin muhru ol- 
dugu. Asa ile muminlerin yuzunu sivayip ehl-i cennet idigi ve muhurij kafir yuzune 
vurmakla kafir ve cehennemlik oldugu belli olmak igindir. Demek nefs-i 
levvamenin (kotulukten sonra ige huzursuzluk, rahatsizlik veren nefis) bir yuzu 
nefs-i mulhimeye (ilham eden nefis) diger yuzu nefs-i emmareye (insani kotuluge 
surukleyen nefis) donuk oldugunu isaret ettirmek igindir. Yani said ve sakT olmaya 
istidadi ve imkani vardir. Tab! olursa said, as! olursa sakT oldugu yuzden zahir olur. 

Yedincisi gunesin batidan dogmasi, ruhun bedenden aynlmasmdan ibarettir. Ve 
ondan kinayedir. Zira ne zamanki ruh cisme taalluk 318 etti o zaman dogdu demek- 
tir. Ve aynhsinda ise batidan dogdu demek olur. 

Ey talib-i irfan-i Muhammedi olan asiklar! Bu sozleri anlayabilmeleri igin tabiat-i 
esfelTnden melekut semalarma vuluc 319 etmeleri yani iki kere dogmalan ile mum- 
kun olur. Birisi anadan digeri kendinden dogmasidir. Nitekim Hz. isa aleyhisselam 
"Men lem yuled merreteyni len yelice melekutissemavati ve-l arz". Yani "iki kere 
dogmadan esyanin cevherini anlayamaz." buyurmustur. Ayni zamanda nefsin 
hakkini taniyamaz. imdi bu sartlann hakikatini anlamak ehli suluk olmaga muhtag- 

tir. Zira avam bu inceliklerden habersizdir, V cjjIS d j^^Cf^Cf \Jf "S^ tfp J^j 

> ' » - >• ' ' ' ► - ' > _ a " ' - a ' ' '° 

"And olsunki, cehennem igin de birgok tin ve insan yarattik; onlarm kalbleri var- 
dir ama anlamazlar, gozleri vardir ama gormezler, kulaklan vardir ama isitmez- 
ler, iste bunlar hayvanlar gibi hatta daha da sapiktirlar." bunlann sanindadir. 
Elhasil enbiya ve evliyanin rumuzunu anlamak insan-i kamile mulaki olmakla hasil 
olur. Baska turlu olmaz. Vesselam. 



317 Hicr, 29 

Taalluk: Baglilik. Miinasebet. Alakah olus. Ait olma. Dunya alakasi. Sevme. 

Viiluc: Girme, sokulma, duhul etme. 
320 A'raf, 179 



162 | NiyazT-i Misri kaddese'llahii sirrahu'l aztz 



Ve ba'di hamde'l ilahi alen-Nebiyyis-salat-F dSCsII^I^paJ^I 



X>^- Jou J 






/- .> -> 



Muhammedun mustafahu vehiive efdaluna 
Ve alihi ttayyibtn ve sahbihi't-tahirtn 
Ensaru dint mubtnin ve kulluhum hayruna 
Summe's-salatu ala'l-velt min Ha§imin 
Summiye ismu nebiyyul'llah ekvamuna 
Ve dinuhu hayru dinu'llah muntesiran 
Ve seyfuhu'l-aztmu gufluhu mufettihuna 
Ve ilmuhu ilmuna ve hikemuhu hukmuna 
Ve adluhu adluna makamuhu Misruna 

Sonra Allah Teala'ya hamd ve Nebi 'ye salat olsun 



Uzerimize farz olan vazifelerden biri Allah Teala'nin Resulu, Mevlamiz Mu- 
hammed sallallahu aleyhi ve selleme salat ve selam getirmektir. Bu amelimiz iba- 
detlerimizin kabul olmasina ve Allah Teala'nin nzasini kazanmaya sebep olan ma- 
yadir. 

Salat ve selamin 6z ifadesi; Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimize ta- 
zim gostererek, Allah Teala'ya karsi kendimizi emniyete almaktir. ^unku Allah 
Teala'nin Zat-i yaratilmislardan ayn ve ulasilmaz olmasi bir ugurumun varhgina 
neden oldugundan, bu aynhgi Fahri Alem Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem 
Efendimiz ile gidermis oluruz. 

Allah Teala'nin huzuruna varacak biricik yol Efendimize salat ve selam getirme 
yoludur. Salat ve selamlar ile O'nun dostlugunu kazanir ve Allah Teala'ya ulasinz. 

Cunku kul, salat ve selami dahi yaparken Allah Teala'nin zatina havale ederek 
O'nun yapmasini ister. Bu ise Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin 
Allah Teala'nin yanindaki buyuklugunij agiga gikanr. Yani, kul Rasulullah sallallahu 
aleyhi ve sellemin mertebesini kavrayamadigi gibi, Allah Teala'yi hig kavrayamadi- 
gini gosterir. 



Divan-i ilahiyyat ve Aqklamasi 1 163 



Bizim Efendimize salat ve selam getirmemiz Allah Teala'nin bize salat ve selam 
getirmesine sebep olur ki, sonucu cennettir. Yaptigimiz salat ve selamlar Efendimi- 
ze ulastigindan neticesinde kiyamette sefaat hakkma kavusmus oluruz. 

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdular ki: 

"Kim bana (bir kere) salat okursa Allah Teala da ona on salat okur ve on gii- 
nahmi affeder, (mertebesini) on derece yukseltir." 321 

Yine NesaT'de Ebu Talha radiyallahu anhdan gelen bir rivayet soyle: 

"Bir gun Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem yuzunde bir seving oldugu halde 
geldi. Kendisine: 

"Yuzunuzde bir seving goruyoruz!" dedik. 

"Bana melek geldi ve su mujdeyi verdi: 

"Ey Muhammed! Rabbin diyor ki: "Sana salavat okuyan herkese benim on 
rahmette bulunmam, selam okuyan herkese de benim on selam okumam sana 
(ikram olarak) yetmez mi?" 322 

Hayatimiz boyunca salat ve selam okumanin firsatlanni aramah bos ve dolu 
zamanlanmizi bu zikirle doldurmahyiz. Salat ve selam zikri bulug gagina kavusma- 
yanlann ve kendi basina yol gosterici birinin olmadan yapabilecegi zikirlerdendir. 
Allah Teala'nin zikri ise, tecrtibeli bir kisiye ihtiyag duydurur. ^unku feyzi Celal 
yonunden ve nuru yakicidir. Salat ve selamin nuru ise Cemal yonunden oldugu icin 
yakici ve zarar verici olmaz. 

Buyuklerimiz buyurdular ki; 

"Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizi vesile ederek bir kul ihtiyaci 
igin Allah Teala'ya dua ederse, bu dua melekler vasitasi He Efendimize ulastinlip, 
filan kisi haceti igin Sizi vasita kilarak Allah Teala katmda araci olmanizi istiyor. 
Efendimizde onun igin araci olur. Allah Teala'da bu istegi geri gevirmez." 

Allah Teala'ya hamd edersek, O'nun nzasini, Mevlamiz Rasulullah sallallahu 
aleyhi ve selleme salat ve selam edersek hacetimizin olmasinda Allah Teala katm- 
da sefaat ve yardimci bulmus oluruz. 

"Kiyamet gunii bana insanlarm en yakmi, bana en gok salavat okuyandir." 32i 

Yine TirmizT'de Hz. AN kerreme'llahu vecheden kaydedilen bir rivayette soyle 
denir: "Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdular ki: 

"Gergek cimri, yanmda zikrim gegtigi halde bana salavat okumayandir. " 324 

Nasil olur ki; bir kisi padisahin kapisini, vezirini gegmeden galabilir. Maddiyatta 
boyle olunca manevTalemde bu daha mesakkatli ve zordur. 
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: 

"Kim bana salavat okumayi unutursa, cennetin yolunu terk etmis olur:"* 25 



321 NesaT, Sehv 55, (3, 50). 
322 NesaT, Sehv55, (3,50). 
323 TirmizT, Salat 357, (484). 
324 TirmizT, Daavat 110, (3540). 



164 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahii sirrahu'l aziz 



ibadetlerimizi salat ve selam ile susleyip kabul olmasinin yollanni aramahyiz. 
§6yle ki; 

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz dahi Zat-i Muhammediye icin 
salat ve selam eder dua ederdi. 

Hz. Fatima radiyallahu anhadan rivayet edildi ki: 

"Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem mescide girdigi zaman Muhammed 
(sallallahu aleyhi ve sellem)'e salat ve selam okur, sonra da: 

"Rabb'im! gunahimi affet, rahmet kapilarmi bana a$" derdi, cikarken de yine 

Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)'e salat ve selam okur, sonra da: 

"Rabbim! Gunahimi affet, lutuf kapilarmi benim ig'm ag" derdi". 326 

Hulasa 

Efendimiz Rasulullah sallallahu aleyhi ve selleme insanlann omurlerinde bir ke- 
re salat ve selam okumalan farzdir. 

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem okunan salavat kabul edilir. isterse goste- 
ris icin olsun. 

Kur'an-i Kerim'de 

"Onlar, nefislerine kotuluk ettikten sonra, eger sana gelerek, Allah Teala 'tan 
afv dilerlerse, Allah Teala' nm Resulii de, onlar ig'm afv dilerse, Allah Teala'yi 
tovbeleri elbette kabul edici ve merhamet edici bulurlar" 327 buyuruldu. 

Allah Teala'm Sen'i sevdigimiz gibi sevgilin Rasulullah sallallahu aleyhi ve 
sellem Efendimizi de seviyoruz. Bu sevgi yuzune bizleri affet. 



Onun seftigi Mustafa ki bizim en faziletlimizdir. 

Hakim TirmizT kaddese'llahu sirrahu'l-azize gore nubuvvet, perdeyi kaldinp, 
gaybin sirlanna vakif olarak Allah Teala'yi bilmektir. Nubuvvet, Allah Teala'nin 
nuruyla mestur olan esyaya nufuz eden bir gozdur. Boyle oldugundan dolayi 
Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem sidk adimiyla gelmeye muktedir olabil- 
mistir. Allah Teala, cud ve kereminden ona nubuvvet verdigi ve onu muhurledi- 
gi icin hicbir dusman ona zarar verememis ve nefs de ondan payina duseni 
alamamistir. (Hatmu'l-evliya, s. 342-343) TirmizT buradaki "hatem" kelimesi 
uzerinde ozellikle durur ve soyle der: 

"Allah Teala, nubuvvetin butun cuzlerini Muhammed sallallahu aleyhi ve 
sellemde toplamis, tamamlamis ve muhruyle de muhurlemistir. Allah Teala 
onun delilini gizli tutmamistir. ZahirT muhru iki omuzu arasinda beyaz bir gu- 

imam BeyhakT'nin 5uabu'l imandan tahrig ettigini imam SuyutT Menahil s. 70'de kay- 
detmi§tir. 

326 -,-. . « 

Tirmizi 

327 ... ,.-, 
Nisa 63 



Divan-i ilahiyyat ve Afiklamasi 1 165 



vercin seklindeydi. Butun bu haberlere karsi korolan kisi, buradaki "hatem" ke- 
limesinin son anlamina geldigini zanneder. Bu ahmakga bir dusuncedir." 
Hatmu'l-evliya, s. 340-341 

TirmizT, hatemu'l-enbiyanin, Allah Teala'nin, insanlara delili oldugunu soyler. 
Zira Allah Teala soyle buyurmaktadir: 

"inananlara Rab'leri katmda yuksek makamlar oldugunu mujdele" (Yunus, 
2). Ayetin yorumunda kendine ozgu uslubuyla soyle demektedir: "O gun Allah 
celal ve azametiyle gorundugunde soyle der: Ey kullanm, ben sizi kulluk igin ya- 
rattim. Kullugunuzu getirin. Bu makamin korkusundan hig kimsede his ve hare- 
ket kalmaz. Yalnizca Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem harig. O butun ne- 
bilerin onune geger. £unku , kullugun sidkiyla birlikte gelmistir. Allah Teala 
onu kabul eder ve onu kursTnin yanindaki "Makam-i Mahmud"a gonderir. Bu- 
nun uzerine onun muhrunun uzerindeki perde kalkar ve muhrun nuru ve aydm- 
hgi onu aydinlatir. Kalbinden diline bir ovgu yukselir ki daha once hie kimse Al- 
lah Teala'yi boyle tesbih etmemistir. Nebiler anlarlar ki Rasulullah sallallahu 
aleyhi ve sellem onlara Allah Teala'yi haber vermektedir. O, ilk hatiptir, ilk se- 
faatcidir. Ona livaul-hamd ve kerem anahtarlan (mefatihu'l-kerem) verilir. Liva 
muminlere, digeri ise nebileredir. Hatem-i nubuvvet derin bir konudur." 
(Hatmu'l-evliya, s. 338) 328 



Tayyib 329 aline ve Tahir 33 ° ashabina da 331 salat olsun 

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdular ki: 

"insanlarm en hayirhlan benim asnmda ya§ayanlardir. Sonra bun Ian takip 



328 (g'FT, 2003), s.256-258 

Tayyib: iyi, ho§. iyi davrani§. Temiz. Hz. Rasulullah sallallahu aleyhi ve selleme Cenab-i 
Allah (C.C.) en guzel kokular vermi§tir. Bu yiizden kendisine Tayyib denilmi§tir. Fik: Helalin 
her turlu suphelerden uzak, saf ve temiz kismina denir. 

Tahir: Temiz. Pak. Abdesti bozacak veya guslu icab ettirecek §eylerden birisiyle ozurlu 
olmayan. Zahir ve batmda butun ayip ve kirlerden temiz, pak oldugu igin Hz. Rasulullah 
sallallahu aleyhi ve selleme bu isim verilmistir. Miizikte: Makam ismi. 

Ashab: (Eshab) (Sahib. C.) Arkada§ olanlar. Sahip olanlar, kullanma yetkisine sahip kisi- 
ler. Halk, ahali. Sahabeler, yani Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemi gormu§ ve mu'min 
olarak ona ve onun meslegine bagli kalmi§ olan zatlar. Bu kisiler, insanhk, dogruluk ve her 
turlu faziletlerde en ileri seviyede bulunan §ahsiyetlerdir.Onlar Rasulullah sallallahu aleyhi 
ve sellemi her an yakm alaka ile takip ederler ve O'na, her cihetle ittibaa gali§irlardi . Daima 
sidk ve sadakatten, dogruluk ve faziletten aynlmamak cehdi i$inde idiler. islamiyetin ne§ir 
ve tamimi igin her ge§it fedakarliktan gekinmezlerdi. Risale-i Nur Kulliyatmdan Mektubat 
isimli eserde denildigi gibi: "Al ve Ashab nammda bu zevat-i kiram, nev-i beserin enbiya- 
dan sonra feraset ve dirayet ve kemalatla en meshur, en muhterem, en namdar, en din- 
da r ve en keskin nazarh taife-i azimesi" dirler. 



166 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l aztz 



edenlerdir, sonra da bunlan takip edenlerdir. 332 

"Bern goren veya beni goreni goren bir muslumana ates degmeyecektir." 333 

"Ashabima sebbetmeyin (dil uzatmaym). Nefsim elinde olan Zat-i Zulcelal'e 
yemin olsun (sizden) b'rn, Uhud dagi kadar altm infak etse, onlardan birinin infak 
ettigi bir mudd'e hatta yanm mudd'e bedel olmaz." 334 

Hz. Ebu Musa radiyallahu anh anlatiyor: "Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem 
ile beraber aksam namazi kilmistik. Aramizda: "Burada oturup yatsiyi da onunla 
birlikte kilsak" dedik ve oturduk. Derken yanimiza geldi ve: 

"Hala burada misimz?" buyurdular. 

"Evet!" dedik. 

"lyi yapmissiniz!" buyurdu ve basini semaya kaldirdi. Basini sikga semaya kal- 
dirdi ve soyle buyurdu: 

"Yildizlar semanm emniyetidir. Yildizlar gitti mi, vaat edilen sey semaya gelir. 
Ben de Ashabim igin bir emniyetim. Ben gittim mi, onlara vaat edilen sey gele- 
cektir. Ashabim da ummetim igin bir emniyettir. Ashabim gitti mi ummetime 
vaat edilen sey gelir." 335 

"Bir yerde olen Ashabimdan higbirisi yoktur ki, Kiyamet gunu oranm ahalisine 
bir nur ve onlara (cennete sevkte) bir rehber olmasm." 336 

Said ibnu'l-Museyyeb, Hz. Omer radiyallahu anh'tan naklediyor: Demi§ti ki: 
"Ben Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemi dinledim, buyurmustu ki: "Ben, Rab- 
bimden Ashabimm benden sonra diisecegi ihtilaf hakkmda sordum. Bunun iize- 
rine soyle vahyetti: 

"Ey Muhammed! Senin Ashabm benim nezdimde, gokteki yildizlar gibidir. Ba- 
zilari digerlerinden daha kavidirler. Her biri igin bir nur vardir. Oyleyse, kim onla- 
rm ihtilaf ettikleri meselelerden birini alirsa, o kimse benim nazarimda hidayet 
iizeredir." 

Hz. Omer der ki: "Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem (devamla) ilave etti: 

"Ashabim yildizlar gibidir, hangisine uyarsaniz hidayeti bulursunuz." 337 



Onlar dini mubtnin ensan 338 ve hepsi en hayirlilanmizdir. 



332 Buhari, Sehadat 9, Fezailu'l-Ashab 1, Rikak 7, Eyman 27; Muslim, Fezailu's-Sahabe, 214, 
(2535); Tirmizi, Fiten 45, (2222), Sehadat 4, (2303); Ebu Davud, Sunnet 10, (4657); Nesai, 
Eyman 29, (7, 17, 18). 

333 Tirmizi, Menakib (3857). 

334 Muslim, Fedailu's-Sahabe 221, (2540). 

335 Muslim, Fedailu's-Sahabe 207, (2531). 
336 Tirmizi, Menakib (3864). 

Rezin tahrig etmi§tir. (Hadisin birinci kismim Cami'u'us-Sagir'de Suyuti kaydeder 
(Feyzu'l-Kadir 4, 76). ikinci kismi da ibnu Abdi'l-Berr, Cami'u'l-ilm'de kaydetmistir (2, 91). 



Divan-i ilahiyyat ve Aciklamasi 1 167 



Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdular ki: 

"§ayet Ensar bir vadiye veya gegide siiluk etse ben de mutlaka Ensar'm gittigi 
vadiye ve gegide siiluk ederim. (Eger hicret olmasaydi ben Ensar'dan biri olur- 
dum.)" 

Ebu Hureyre radiyallahu anh der ki: "Ona annem ve babam feda olsun. (Bu so- 
zuyle haddi asmis, Ensarm hakkmdan fazlasmi onlara vererek) zulmetmis degildir. 
(Zira) onlar O'nu barmdirdilar ve O'na yardim ettiler veya bir baska kelime (He ifa- 
de edilecek) yardimlar yaptilar. Mallanyla kendisine ve Ashabma muavenette bu- 
lundular." 339 

"Benim kendisine sigmdigim sirdasim ehl-i Beyt'imdir, dayanagim da 
Ensar'dir. Oyleyse onlarm (Ehl-i Beyt ve Ensar'm) kusurlularmi affedin, faziletli 
olanlarma da sanlm." 340 

"Allah Teala'ya ve ahirete iman eden kimse Ensar' a bugz etmesin." 341 

"Ensar dayanagimdir, sirdasimdir. insanlar sayica artarken onlar azalacaklar. 
Oyleyse onlarm iyilerine yapism, kusurlularmi da affedin." 342 

Sonra salat Ha§imin Velisi Hz. Ali kerremellahu vecheh'e olsun. 

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdular ki: 

"EyAli, sen dunyada ve ahirette Veli'msin"^ 3 

"Ali benden, ben de Ali'denim, kendisi turn muminlerin Veli'sidir" 3 ™ 

"EyAli, sen muminlerin Veli'sisin " 345 



Ensar: (Nasir. C.) Yardimcilar. Mudafiler. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Mek- 
ke'den Medine'ye hicretinde Onun miicadelesine i§tirak edip ona yardimci, miidafi, muha- 
fiz vaziyetini alan ve Cenab-i Hak'tan ve Hz. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemden yar- 
dim ve nusret dileyen Sahabe-i Kiram hazerati. Bu Zevat-i Kiram Medine'deki "Evs ve 
Hazreg" kabilesindendirler. (R.Anhum) Ensarullah da denir. 

Buhari, Menakibu'l-Ensar 2, Temenni 9. 
340 Tirmizi, Menakib, (3900). 
341 Tirmizi, Menakib, (3903). 

342 Buhari, Menakibu'l-Ensar 11; Muslim, Fezailu's-Sahabe 176, (2510); Tirmizi, Menakib, 
(3901). 

343 Sahih-i Muslim c.2, s.24-Hz.Ali'nin faziletleri babinda / el-Ha-kim'in "Mustedrek es- 
Sahihayn" c.3, s. 109 / Tabari'nin "Riyad'ul Nadara" c.2, s.203 / Tirmizi"Kenz'ul Ummal" c.6, 
s.l52'den tahric etti. / ibn-i Hacer'in "Sevaik'ul Muhrika" s. 107 / Talhis el-Mus-tedrek s.26 
/ Musned el-Bezzar/ Musned-i Ahmet bin Hanbel 

344 el-Muttaki el-Hindi'nin "Kenz'ul Ummal" c.2, s.607 / el-Munavi 1 nin "Kunuz el-Hakaik" 
c.l, s.71 / el-Kunduzi el-Hanefi'nin Yena-bi'ul Mevedde" s.179 / Serh'ul Ercuzat s.293 / 
is'af er-Ragibin s. 177,178/ El-Zehebi'nin "Talhis el-Mustedrek" 

Siinen-i Tirmizi c.6, s.267 / Musned-i Ahmet bin Hanbel c.4, s.468 



168 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahii sirrahu'l aziz 



Hz. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin gozetiminde ozel yetisen Ebu'l- 
Hasen AN b. EbTTalib el-KurasT el-HasimT'nin (hyt. 40/661), "Allah'm ayetlerinin 
ve hikmetin okundugu" 346 evinde gelisip olgunla§tigi bilinmektedir. §uphesiz 
onun icinde bulundugu bu ortam ve yasadigi cevre §artlan, Kur'an ve Sunnet 
konusunda onun genis ilim sahibi olan, "Vallahi, Kur'an'dan men ayetlerin ne 
hakkmda nazil oldugunu gok iyi bilmekteyim. §uphesiz Rabbim bana akleden 
bir kalp ve konu§an sadik bir dil bagi$lami$tir" 347 ve "Benim yanimda olan 
ancak Allah'm kitabi veya musluman bir adama verilen anlama ve sezme ka- 
biliyetidir" 348 diyerek Allah Teala'nin kendisine lutfettigi ilim, hikmet, akil, idrak 
ve sezgi gibi nimet ve imkanlan dile getirendir. 

Medine'ye hicret edecegi sirada Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemi 61- 
durmeye gelecek dusmanlan oyalamak maksadiyla Mekke'de O'nu birakmasi, 
hicretin besinci ayinda teessus eden muahat 349 esnasinda onu kendisine kardes 
olarak segmesi, onun Bedir, Uhud, Hendek ve Hayber gazvelerine istirak ederek 
Hz. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin sancaktarhgmi yapmasi, emsali go- 
rulmemis kahramanhklar gostererek zafer ve fetihler elde etmesi, Uhud ve 
Huneyn gazvelerinde gesitli yerlerinden yara aldigi halde Rasulullah sallallahu 
aleyhi ve sellemi koruma ve kollamada olaganustu gayret gostermesi, O'nun 
tarafindan ona verilen "Ebu Ttirab" kunyesi/ lakabi yaninda onun, "el- 
Murtaza" ve "Esedullahi'l-galib" gibi lakaplarla anilmasi, Hz. Rasulullah 
sallallahu aleyhi ve selleme katiplik/sekreterlik ve vahiy katipligi yapmasi, hicre- 
tin altinci yihnda Fedek'te Sa'd ogullanna gonderilen seriyyeyi, 350 onuncu yihn- 
da da Yemen'e duzenlenen seferi sevk ve idare etmesi, Tebuk Gazvesi'nde 
Rasulullah'in vekili olarak Medine'de kalmasi, Mekke'nin fethinden sonra Ka- 
be'yi putlardan temizleme isini ustlenmesi, Hz. Omer'in Filistin ve Suriye seya- 
hati esnasinda Medine'de asken vali olarak kalmasi, islam tarihinin Cemel, 
Sifffn, Nehrevan gibi talihsiz vak'alan sonunda gozyasi dokup muhaliflerinin 
iman ve hidayetleri icin dua edecek kadar hassas, takva sahibi ve idealist bir 
mumin ve imamimiz ve efendimizdir. 351 






ur^^xf^ 



Allah Teala'nin NebTsi O'nu en kuvvetlimiz olarak isimlendirdi. 



346 Ahzab,34 

347 SuyutT, CelaleddTn Abdurrahman b. EbT Bekr, Tarihu'l-hulefa (thk. Muhammed 

Muhyiddtn AbdulhamTd), Beyrut 1416/1995, s. 210. Krs. ibn Abdilberr, Ebu Omer 

Yusuf en-Nemert el- KurtubT, el-?stiab ft ma'rifeti'l-ashab (thk. AN Muhammed el-BicavT), 

Kahire, ts., Ill, 1107. 

348 BuharT, ilim, 39. 

Muahat: Kardejlik edinme 

Seriyye: Du§man uzerine gonderilen suvari miifrezesi 
351 (GULER) 



Divan-i ilahiyyat ve Afiklamasi 1 169 



Hz. AN kerreme'llahu veche kuvvetlimiz olunca bir imtihan vesilesi olmasi da 
mukadder oldu. Bazilan O'nun kuvvet ve cazibesine kapilarak cok sevdiler. Bazilan 
da inkar ettiler. Cunku kuvvet yerine gore buyuk kazanc oldugu gibi buyuk sorum- 
luluklarda getirdi. Bu §ekilde ifrat ve tefrid aciga gikti. 

Hz. AN kerreme'llahu vechenin su sozu, ifrat ve tefritin bir helak sebebi ol- 

dugunu gostermektedir: 

"Benim hakkimda iki sahis/zumre helak olacaktir: Asm derecede seven 

kimse ki, beni bulundugum makamm dismda bir yere koyar ve bende olma- 

yan vasiflarla beni over, iftira derecesinde bugzeden kimse ki, beri oldugum 

seyleri bana atar/isnad eder" 352 



Onun dini 353 Allah Teala'nm en hayirh yardim edilen dinidir. 

Cabir radiyallahu anhin rivayetine gore Hz. Rasulullah sallallahu aleyhi ve 
sellem Taif giinii Hz. Ali kerremallahu vecheh He uzun uzun yaptigi bzei bir gb- 
rusmeyi gbren imanlar Hz. Rasulullah sallallahu aleyhi ve selleme bu konusma- 
nm uzun surmesinin hikmetini sorunca Hz. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem 

"Onunla gizli konusan ben deailim, Fakat Allah onunla gizlice uzun konus- 
mami emir buyurdu. " der. " 354 






• JJuSl/vJa-*!' 



J 



O'nun azametli kihci kilitlerimizi agicidir. 

Zulfekar (Arapgada "gentikli" ya da. "bogumlu"), ZULFiKAR olarak da bilinir, 
islam geleneginde Hz. Ali kerreme'llahu vechenin simgesi olan catal kihc. 
"Zulfakar... Fikar degil, /e/cor'dir aslinda... Ustundur harekesi... Zu, sahib de- 
mek... Zulfakar; cukurlu, gedikli demek... Yapihsindan dolayi, sanatindan dolayi 



352 Ahmed b. Hanbel, 1,160; ibn Ebi'l-HadTd, $erhuNehci'l-belaga, V, 6; XX, 40. (GULER) 

Din: Ceza, ivaz. iman ve amel mevzuu olarak insanlara Cenab-i Hakk tarafmdan teklif 
olunan Hak ve hakikat kanunlannin hey'et-i mecmuasidir. Din, kainatm, diinyamn hayatm 
ve insanm yaratih§ gayeleri ve var olu§ jekillerini agikliyarak, onlan manasizhktan ve 
abesiyetten kurtanr. insanlann cemiyet hayatmda ban? iginde ve karde§?e yajamalanni 
saglar, hakiki saadete ula§tinr. Dinin zayifladigi cemiyetlerde irkcilik ve ihtilalci ideolojiler 
yayilir. Milletin birlik ve dirligi bozulur. Cenab-i Hakk'm Dergah-i Uluhiyyetine kulluk eda- 
sma vesile ve medar olan ibadet, islam, §eriat. Millet. Adet, hal, siyaset. Hesab. Kahr, 
galebe, istila. Malik olmak. Aziz olmak. itaat etme. Vera, takva. Masiyet ve ikrah ve hiz- 
met. HCikum, kaza ve ihsan. Bir seyi adet eylemek, de'b. Siret ve tarikat. Tedbir ve 
tevhid. Melik, mulk. Birisini ho§lanmadigi §eye sevketmek. 1st: Allah ile kul ve kullar 
arasmdaki munasebetleri tanzim eden nizam. 

Tirmizi bu hadisi Hasen Garib olarak nitelendirir. Bkz. Tirmizi. Menakib. 20 



170 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahii sirrahu'l aziz 



ustunun boyle gedik gedik olmasindan, girintili cikintih olmasindan dolayi 
"Zulfekar" diye adlandinlmis." 355 

Bedir Savasi'nda (624) oldurulen musriklerden Munebbih bin el-Haccac es- 
Sehmi'nin ya da oglu el-As bin Munebbih'in kihciyken, ganimet olarak ele gegi- 
rildikten sonra Hz. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem tarafindan Hz. Ali'ye 
verilmi§tir. Gergekte duz ve iki agizh bir Arap kihci oldugu halde, agizlannda 
gentikler agilmi? oldugu igin Zulfekar olarak adlandinldigi sanilmaktadir. Unlu 
tarihgi Asmd'i, Tus sehrinde Hdlife Re§id'i, kihci beline takmis olarak gordugunu 
ve kihci ziyaret etmek isteyip istemedigini sormus, kendisinin boyle bir arzusu- 
nun var oldugunu soyleyince kihci kinindan gikararak kendisine gosterdigini ve 
kihcin agzinda on iki bogum bulundugunu kaydeder. Ama halk arasinda gatalh 
bir kihg olarak betimlenmis ve oyle efsanelejmijtir. 

Son olarak Abbasilere gegen kihcin ustunde la yuktal muslim bi- kafir (higbir 
Musluman bir kafiri oldurdugu igin oldurulemez) bigiminde son bulan bir yazi 
olduguna inanihr. Hz. Ali'nin adi gevresinde yayilan efsanelerle birlikte 
Zulfekar'in da onemi artmistir. Siffin Savasi'nda (657) kihcin iki ucunun dusman 
askerlerinin gozlerini kor ettigi, Hz. Ali'nin onunla inanilmaz zaferler kazandigi 
ve 500'u askin kafirin basini kopardigi ya da govdesini ortadan ikiye ayirdigi an- 
latihr. 

imam $a'rant, Bedr-i Munir'de kihgta bogumun, islenip suslenmis olmak- 
tan kinaye oldugunu yazar. Hatta guzelligini artirmak igin nakislar arasinda yer 
yer gukurlar bulunup, kuguk cevherlerle susluydu. 

imam Hasen Basri, Urfe'den, o da imam Cafer Sadik aleyhisseldmm Mu- 
hammed ismindeki kardesinden rivayet ederek: "Bedir sava^mm yapildigi gun, 
Rizvan isminde bir melek gokten nida edip §6yle der: AW den da ha cesur bir 
gen$ v e Zulfikar'dan da daha guzel bir kilig yoktur". Fakat bu soz halk arasinda 
degisiklige ugrayarak bazi sairler onu vezin kahplan iginde degisik sekillerde 
ifade etmege gahsmislardir. 

Eskiden islam ulkelerinde degerli kihglann ustunde la seyfe ilia Zulfekar 
(Zulfekar'dan baska kihg yoktur) yazisi yer ahr, bunu genellikle ve la feta ilia Ali 
(Ali'den baska yigit yoktur) sozleri izlerdi. 






"Ey Fatma, Zulfekar'imi bana ver ki sava§ ve garpi§ma gununde benim ye- 
gane yaver ve arkada$im ancak bu kiligtir." 

Zulfekar, daha sonra Hazret-i Ali'den el degistirerek, sehit olan Hazret-i Hu- 
seyin'in oglu Hasan'm oglunun oglu Muhammed bin Abdullah'a gecpmistir. 
Mansur DevaniktWe yaptigi savas esnasinda sehit edilince el degistirmis ve Beni 



355 M. Esat COSAN, 29. 12. 1993 - Melbourne Sohbetinden 



Divan-i ilahiyyat ve Aqklamasi 1 171 



Neccar kabilesinden birisine dortyuz altin bore kar§ihginda teslim edilmi§tir. 
Zulfekar'i ona verirken, §unlan soylemi§tir: "Bu kihci Ebu Talib'in cocuklarindan 
kime verirsen ver, sana, bu kilicm kar§iligmi verirler." 

Cafer bin Su ley man bin Ali bin Abdullah bin Abbas, Yemen ve Medine'ye vali 
tayin edilince kihci elinde bulunduran §ahsi huzuruna cagirarak daha once tak- 
dir edilmi§ olan parayi vererek ondan almi§; kihc ondan da oglu MehdT'ye inti- 
kal etmi§ ve Abbas? Devleti'ne gecerek bu devlet tarafmdan muhafaza edil- 
mi§tir. 356 



\ijS^>-^S\^-j u^Ap<u!pj 



O'nun ilmidir ilmimiz Onun hikmetidir hikmetimiz 

Hz. Ali kerremallahu veche Efendimiz sahabeyi kiram arasinda ilmi ve sirlara 
vukufiyeti babindan en yuksek seviyede oldugu kabul edilen bir gercektir. Hz. 
Omer radiyallahu anhin bu konuda ozel beyani vardir. Onun icin alimler ilmini ona 
dayandirmak mecburiyetinde olduklanndan dolayi NiyazT-i Misri kuddise sirruhu'l- 
azizde bu senedi ikrar etmi§tir. 

Hikmet 

MuhyiddTn ibnu'l-ArabT kaddese'llahu sirrahu'l-azTz, Tasavvuf ve Hikmet irti- 
batina gecerek joyle der: 

"Tasavvuf ahlaktan ibarettir. Tasavvuf ahlakiyla bezenmis kimsenin "Ha- 
kim" olmasi sarttir, olmazsa onun tasavvuftan nasibi yok demektir. (Oinkii ta- 
savvuf hikmettir, hikmet ise ilm-i nebevi'dir". 

Bu tespitlerden sonra meseleyi muallakta birakmayarak kendine gore dogru 
"Hikmet"\n yerini de §6yle belirler. 

"i§leri ve hukumleri gercek konulduklan yere, sebepleri de gercek mekanla- 
rma yerle§tiren ve yerlerinden oynatilmasi gerekenleri de yerlerinden cikaran 
gercek Hukemd; "melametiyye" dir ki bunlar Allah Teala yolunun yolculannin 
seyyidleri ve imamlandir, onderleridir. Alemin Seyyidi de (Alemin Efendisi) on- 
lardandir ve onlarladir -ki o da Allah Teala'nin Resulu Hz. Muhammed sallallahu 
aleyhi ve sellem 'dir ve "...i§te bu Hikmette ve ehlu'llah yani resuller ve veliler 
de gercek Hakim'lerdir. (ibnu'l-ArabT, el-Futuhat, 11/16, 523) 357 

Hikmet mu'minin yitiqidir; nerede bulursa alir." 358 Sozu, bu konuda 
muslumanlar icin onemli bir uyan niteligindedir ve soz soylemek de dahil, her 
i$in kurahna uygun, isabetli ve dogru yapilmasini ogutleyen islami bir kuraldir. 
Degerli bir ara$tirmaci, bir konferansinda, bu sozun, hadis degil, mantik butun- 
lugunden yoksun uydurma bir soz oldugunu, cunku mu'minin hicbir zaman 
hikmeti yitirmedigini, zira Kur'an ve sunnetin bizatihi birer hikmet olmalan ha- 
sebiyle, bunlann di$inda bir ba$ka yerde hikmet aramanin mu'min icin mum- 



356 AnaBritannica, Zulfekar Maddesi. (Hz. Ali, 1981), s. 194-195 

357 (KILIC 1995), s.88 

358 Ke§fu'l-Hafa, Beyrut, 1351, 1/363-364. 



172 | NiyazT-i Misri kaddese'llahu sirrahu'l aziz 



kun olamayacagini soylemisti. Oysaki bu hadiste, hikmetin yitirilmesinden de- 
gil, hikmet karsisinda mu'minin takinacagi tavirdan ve muameleden bahsedil- 
mektedir. Esasen hikmeti, Kur'an-i Kerim ve Sunnet naslanyla sinirlamanin da, 
bizzat Kur'an-i Kerim ve Sunnete gore dogru olmadigini da unutmamak gerekir. 

359 



O'nun adaletidir adaletimiz. Onun makami bizim MisrT'mizdir. 

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: 

"AH insanlarm en hayirhsidir, bundan suphe eden kafir olur" 360 

Hz. AN kerreme'llahu vecheyi rahmet ve dua ile yad etme konusunda kendi- 
sine borclu kalindigini bir kez daha hatirlatmahyiz. 

"Bizden istifade edip de bizi rahmet ve dua ile yad etmemek, sizin igin hig 
de hos olmaz ve buyuk bir kusur olur". 361 

"Onun makami bizim MisrT'mizdir" deki mana maneviyat ilimlerinin kaynagi 
Hz. AN kerreme'llahu veche Efendimizdir. NiyazT-i MisrT de bu kaynaktan icmekte- 
dir; demektir. Hz. AN kerreme'llahu veche buyurdular ki; 

"Bana sorunuz, vallahi Kiyamete kadar neyden sorarsaniz size haber veri- 
rim. Bana Allahm kitabmdan sorunuz, her ayetin gece mi, giinduz mii, daglik- 
ta mi, duzlukte mi indigini bilirim" 362 

"Sorun benden beni yitirmeden, bana gokyollarmi sorunuz, onlari yeryiizu 
yollarmdan daha iyi tanirim" 363 

"Gayb sirlarmdan bana sorunuz, miirsel nebilerin turn ilimlerine varisim 



ben" 364 

"Bit ki turn semavi kitaplarm esrari Kur'an'da toplanmistir, Kur'an'm turn 
esrari Fatiha'dadir, Fatiha'nm turn esrari Besmelededir, Besmelenin turn esra- 
ri 'B' harfindedir, 'B' harfinin turn esrari da onun altmdaki noktadadir." Daha 
sonra soyle buyurdu : " 'B' harfinin altmdaki nokta benim. " 365 



359 (SICIK) 

360 el-Muttaki el-Hindi'nin "Kenz'ul Ummal" c.ll, s.625, Hadis no: 33045 / el-Miinavi'nin 
"Kunuz el-Hakaik" s.92 / el-Kunduzi el-Hanefi'nin "Yenabi'iil Mevedde" s.180,247 / el- 
Bagdadi'nin "Ta-rih-i Bagdat" c.7 ', s.421 

351 (GULER) 

352 Tabari'nin "Cami'ul Beyan" c.l, s.114 / el-Suyuti'nin "Tarih'ul Hulefa" s.214 / Feth'ul Bari 
c.8, s.485 / Miftah'iis Seadet c.l, s. 400 / el-itkan c.2, s.319 

353 l'bn-i Ebi Talha'nm "Metalib'us Suul" s.26 / el-Kunduzi el-Hanefi'nin "Yenabi'ul 
Mevedde" s.66 /Tefsir'ul Fatiha s.52 el-Ezher bas. 

364 el-Kunduzi el-Hanefi'nin "Yenabi'ul Mevedde" s.69 

355 El-Kunduzi el-Hanefi'nin "Yenabi'ul Mevedde" s.69 / Kemaled-din el-Haleb? e§-§afii'nin 

"ed-Darr'ul Manzum " 



Divan-i ilahiyyat ve Afiklamasi 1 173 



u Kad esrakted-diinya bi's-sems-i Mevlana" 
Fe's-semsu leha bedrun ve'l-bedru suveyddnd 
Ve'l-bahru leha katrun ve'l-katru lend bahrun 
Ve'd-durrii leha necmun ve'n-necmii sureyydnd 
El alemii bila dersin ke'l-arsi bila kiirsin 
Fe's-sadru leha levhun ve'l-levhu mahyanen 
Ve'l-ilmu leha halun ve'l-halu leha vasliin 
Ve'l-vaslu leha cezbun ve'l-cezbii himydnen 
Men kane lehu sevkun ev egtisehu askun 
Fe'l-ye'tiht atsdnen yesterciu rayyanen 
Ezzilleu sultan? ve'l-vuslatu irfant 
Men kane biht hayyen fehiive bihtahyanen 
Kad esraga muyi'd-dtni ze'l-kalbi bihaza'd dJni 
iza caeke Yd Misnyyu ke's-$emsi li Mevldna 

u iy> j ^i>».Jio\i Uj Jol C^i Jm\ Ss 






'•< * a * ' " a • ' 



Ij jy J ^uM.^i\i Uj S\ C^i J*\ Si 

' ' <?* ' .' ' 

bLjJi|V>»iilj(>>u tyjS\j 

} is sis 

1 ' . '> ' 

a " '^ ' ' 

-* s t a it. 



Muhakkak diinya §ems-i TebrizT ve Mevlana ile aydmlandi. 

Mevlana Celaleddin RumT kaddese'llahu sirrahu'l-azizi (30 Eylul 1207 Belh-17 
Arahk 1273 Konya) kisa bir bolumle anlatima sigmayacagi igin geni§ kaynaklara 
muracaat edilmesi rica olunur. Ozur dileriz. 

Mevlana kaddese'llahu sirrahu'l-aziz, Sultanimiz Rasulullah sallallahu aleyhi 

ve sellem hazretleri "sdlihlerin anildigi yerde rahmet yagar" buyurmustur. 

Sonra: 



174 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l aziz 



"Fakat bizim anildigimiz yerde Allah Teala yagar" dedi. 366 

NiyazT-i MisrT'nin Hz.Mevlana kaddese'llahu sirrahu'l-aziz hakkmdaki gorusunij 
bu ibaresi en guzel agiklamaktadir. 

Ve dahi ruvat-i sahihatual-kelimatdan menkuldur ki Hazret-i Merhum kesr-i 
nefs babinda ol rutbede imi§ler ki iftiharul-bilad vel-ekalim olan evliya-i kibar 
Hazeratandan (buyuk evliyalar) mesela Hazret-i Emir Sultan ve Hazret-i 
Esrefzade Abdullah Rumi ve Hazret-i Uftade Mehmed Efendi rahimehumullah 
teala ve bunlar emsali ekabir-i ummet zikr olundukda 

"bu kara yiizli Misirh anlar kapulan onunde yatub kalkan kelbcegizleri gi- 
biyim anlar yanmda benim vakum o kelbcegizler vakii kadardir ziyade degil- 
dir" 367 

deyu kerraran ve merraran anlara bu uslub uzre arz-i mehabbet ve hulus-i 
taviyyet buyururlar imis. 368 



Uljoj^u J J^_Slj J Jo IXJ ins.."-) \i 

Sems-i TebrizTO'nun yanmda dolunaydir. Dolunay ise kalbinin suveydasidir. 369 

SEMSEDDiN MUHAMMED TEBRJZi, (Tebriz ? - Konya 1247). 

(§ems-i TebrizT) denir, iranh mutasavviftir. Babasi, Melikdad oglu Ali'dir. ^aginin 
bilimlerini ogrendi. Tebriz'de sepetgilikle geginen §eyh Ebubekir Selebaf'a murit 
oldu. Onun yanindan aynldiktan sonra birgok yer gezdi; Bagdat'ta Evhadettin 
Kirmani, §am'da Muhyiddin ibn-ul Arab! kaddese'llahu sirrahu'l-aziz ile tasavvuf 
konulan uzerinde gorusmeler yapti. Allah Teala, din, ibadet konularim §eriat yo- 
lundan farkh bifimde yorumladi. Akla dayanan, akhn kabul etmediklerini yadsi- 
yan felsefecilere karsi fikti. "Hakikat'e ulasmanm ancak askla saglanabilecegini 
savundu. Bilginin ama; degil, insanm ger^egi anlamadaki aczini gosterecek bir 
araf oldugunu one siirdii. 

1244'te geldigi Konya'da coskulu sozleri, taskin davranislanyla Mevlana 



356 (YAZICI, 1995), s. 300 

"bu kara yiizlii Misirh anlar kapulan oniinde yatub kalkan kopekleri gibiyim onlar 
yanmda benim duru$um o kopekleri n durufundan kadardir fazla degildir" 

358 (ibrahim RAKIM, 1750), v. 67b 

Siiveyda: (Sevad-ul kalb, Sevda-iil kalb) Kalbin ortasinda varhgi kabul edilen siyah nokta. 
Kalbdeki gizli gunah. Buna Habbet-ul kalb, Esved-ul kalb de denir. Kalbdeki basiret mahalli 
diye bilinir. Eskiden bir kisim muhakkikler, kalbin mezkur mahalline; Mahall-i ulum-u 
diniyye demi§ler. Ekseriyyetle mahall-i idrak ve basiret olarak kabul edilir. Bir kisim alimler 
de "Kalbin dahili olan akildan ibarettir" demisler. (Kamus) Kalbdeki bu mezkur nokta: 
Kafirler ve Allah Teala'ya isyan edenler igin sekavet ve gunah, mu'minler igin ise: Basiret ve 
idrak mahalli olarak bilinir. 



Divan-i ilahiyyat ve Afiklamasi 1 175 



Celaleddin Rumi kaddese'llahu sirrahu'l-aziz uzerinde etkili oldu. Onunla yakin 
dostlugu, Mevlana'nin ask ve cezbeye yonelerek dersi, vaazi, fetva vermeyi birak- 
masina yol agti. Ogrencilerin, muritlerin tepkileri yuzunden Sems, Konya' dan ayn- 
larak (1246) Halep'e, daha sonra Sam'a gitti. Onu getirmek uzere Mevlana' nin 
gonderdigi oglu Sultan Veled'le birlikte geri dondu (1246). Mevlana'nin evlathgi 
Kimya Hatun ile evlendi. Onun Hakk'a yurumesinden sonra da aralannda Sultan 
Veled'in kardesi Alaeddin'in bulundugu bir grup tarafindan gizlice sehid edildigi 
rivayeti vardir (1247). Mevlana'nin Divan-i kebir adh yapitma dusunceleri, Konya'- 
dan aynhsi, sirlanisi esin kaynagi oldu. Gorusleri, Mevlana ve baska tasavvuf 
adamlanyla soylesileri, ogutlu oykuleri, farsga Makalat adh eserindedir. 370 

Siiveyda 

Kalbin ortasinda oldugu dusunulen siyah benektir. inanisa gore kalbin i?inde 
gonul, gonlun iginde suveyda bulunur. Bu siyah benek en ustun anlayis nokta- 
sidir. Allah Teala ve onun tecellTsi olan kainati anlayan suveydadir. ilahT ask bu- 
rada tecellTeder. Suveydada gizli olan delilik, yani asi yarasidir. Yara kalbin igin- 
de gizli olunca ona merhemin etki etmeyecegi dogaldir. £unku merhem ustten 
surulur. Aynca ask yarasi merhemle, ilagla iyilestirilemez. Kaldi ki, elmas sert bir 
maddedir. Elmas zerresi kanstinlmis merhem yarayi busbutun azdinr. 371 

Sems-i TebrizT deryasi O'na damla, o damla ise bize deryadir. 

Tuhfat al-asri Bursa Mevlevi seyhi Mehmed Dede'nin de Niyazi'nin halifesi 
oldugunu ve Niyazi'nin, Mevlevihaneye gelip mukabelede bulundugunu, ney 
dinlerken aglayip feryad ettigini, dervislerini de mevlevihaneye gonderdigini 
yazar NiyazT: 

' ' ,, - A . ',« '« ' 

"Xy 3 if"-"-**' " >-y^i c^ j+*\ Si 

matlai ile baslayan Arapga siirinde Mevlana'yi dile getirmistir. 

Yine NiyazT-i MisrT'nin tarikat-i aliyye-i Mevleviyyeyi medh babmda soyle 
soyledigini goruyoruz: 

"Kemaliyle irfan-i Huda celle ve 'altye intisab-i tahsil itmek isteyen merd-i 
salik Hazret-i Mevlana kuddise sirrahu el 'aziz Hazretlerinin Mesnevi-yi §erif- 
lerin gu§-i canla istima' eylesin bu babda andan a'la bir kitab dahi olamaz" 
diyerek tesvik ederken kendi bendelerinin de her hafta Mevleviye hankahma 
gidip MesnevT'den nasihat ve ogut dinledikleri de naklediliyor. 372 



Buyuk Larousse. 

371 (iPEKTEN, 1986) 

372 (KARA, 1997) s.XXVII 



176 | Niyazi-i Misr? kaddese'llahu sirrahu'l azTz 



Sems-i TebrizT incisi O'na yildiz iken, O yildiz bize Sureyya Yildizi 373 dir. 

Pleiades bir Yildiz kumesidir. Pleiades giplak gozle 6 yildizdan olusan 50k kuguk 
bir kepge seklinde gorulur. Pleiades 50k dikkat gekici bir gruptur ve "Ulker", "Su- 
reyya", "Yedi Kiz Kardes" gibi isimlerle anihr. 

"Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Cum'a suresini tilavet buyurdu: j>j»-j 

*ft \y>&KA*#* "Onlardan diger bir grup gonderdi ki (faziletge) birincilere yetise- 

memislerdir" 374 ayetine gelince, bir sahabe: 

"Ey Allah'm Resulu! Bize kavusamayacak olan bunlar kimlerdir?" diye sordu. 
Aleyhissalatu vesselam elini Selman radiyallahu anhin uzerine koyarak: 

"Ruhumu kudret elinde tutan Zat-i Zulcelal'e yemin olsun, eger iman Sureyya 
yildizmda olsaydi, orta, burturt kavminden bazi kimseler yine de ulasacaklardi. 

" Bir diger rivayette: "Fars'tan bazi kimseler" buyurdu. 37S 

NiyazT-i Misri burada Sems-i Tebrizi'yi, Hz. Mevlana'nin semasinda parlayan yil- 
dizken bizim gin yol gosterendir, demektedir. 



\Jy% J^KrJ*% f&\ 



Alem 376 izsiz olmadigi gibi arsta kursisiz olmaz. 



Gogsu O'na levha iken o levha bize hayat olmustur. 

[Seyyid Burhaneddin kaddese'llahu sirrah'ul azTz Maarif kitabinda dedi ki; 

Allah Teala'nin kitabi seyhin gonlundedir. Onun ehli, soyu-sopu ise seyhin di- 
sindadir. Kitap, seyhin gonlunde gizlenen manadir. Ehli, soyu-sopu ise seyhin cis- 
midir. Sende kitap okumaya ehliyet yoksa soy-sop o kitabin sirnni sana soyler.] 377 



Sureyya: Ulker (Pervin) yildizi. Yedi (veya alti) yildizlardir ki; ikiser ikiser karsilikli durur- 
lar ve Ayin gegtigi yerlere yakin gorunurler. Gerdanhga benzemesinden Felekiyatta "Ikd-i 

Sureyya" tabir edilir. 

374 ^ , -, 
Cum a, 3 

375 BuharT, Tefsir, Cum'a 1; Muslim, Fezailu's-Sahabe (2546); TirmizT, Menakib, (3229) 

Alem: Bayrak. Nisan, isaret. Ozel isim. Mc:Yuksek dag. Buyuk alim. Ust dudakta 
olan yank 
377 (KARABULUT, 1984), s. 64 



Divan-i ilahiyyat ve Agiklamasi 1 177 



s i 
t >\ 



ilmi O'nda haldir. Vuslat dahi onda haldir. 

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki; 

"insanlarm en alimi, bildigiyle amel edendir." 378 

"Kiyamet gununde bir adam getirilir ve Cehennem'e atihr. Cehennem bu 
adami, degirmen tasmi donduren esegin surekli dondugu gibi atesin iginde don- 
diiriir. Bu durum goren Cehennem halki bu adamm basina toplamr ve; "Ey adam 
sen bize dunyada guzel seyleri emredip, kotii seylerden sakmdirmaz miydin, diye 
sorarlar. Bunun uzerine adam; "Evet, ancak size iyiligi emreder kendim yapmaz- 
dim, kotulukten nehyeder kendim yapardim, der." 379 

§ems-i Tebrizinin butun ilmi Hz. Mevlana'nin hallerinde ve onunla olmasida 
kendine kavusmasidir. 

i > . '> ' 

Vuslat O'nda cezbedir. Cezbe ise kalkandir. 

"Allah Teala'ya en yakm yol cezbe yoludur" denilmistir. Allah Teala'ya kavus- 
turacak yollar yaratilmislann nefesleri sayisincadir. Cezbe ve irfanin cokluguna 
bakip, biri digerine galip gelirse, ona nisbet ederek, bu cezbe yolu; bu da irfan yolu 
derler. Cezbeli halde edebin muhafazasi cok zordur. Bu nedenle Hz.Mevlana Mes- 
nevi'sinde 

Ez Hoda cuyim tevkif-i edeb 
Bi-edeb mahrum mand ez lutf-i Rab 
Ez edeb piir-nur gestest in felek 
Ve'z edeb ma 'sum u pak amed melek 

"Allah Teala'dan tevfik-i edeb arayalim, zira edebsiz Allah Teala'nm lutfundan 
mahrum kalmistir. 

Bu felek, edebten nurla dolmustur, melek de edebden dolayi masum ve pak ya- 
ratilmistir "demistir. 

Cezbeyi vuslat yollannda mubtediler icin askin coskunlugundan oldugu icin ku- 
surlu tutmamak terbiye usulunde uygundur. Ancak sona dogru bu cezbeli haller 
hos karsilanmaz. 



-'.. »,, - -»',, 1 " I " , - "';. >,-, \S* ' 



Kimde O'na karsi sevk veya susuzluk derecesinde ask varsa 



DarimT, Mukaddime, 32 
379 BuharT, Fiten, 17, BuharT, Bed'u'l-Halk, 10 



178 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l aztz 



Askin oldugu yerede higbir sorgu aranmami§tir. Hz. Mevlana kaddese'llahu 
sirrahu'l aztz buyurdu; 

[ Ve sarhosluk o baslardaki mahmurluk, ne bes vakitle yatisir, ne bes yuz bin 
vakitle. "Beni az ziyaret et" sozu asiklara gore degildir. Dogru ozlu asiklann cam, 
pek susuzdur. 

"Beni az ziyaret et "sozu, bahklara gore degildir. Cunku onlann canlan, deniz 
olmadikca hicbir seyle unsiyet edemez. Bu denizin suyu pek korkunctur ama bahk- 
lann mahmurluguna gore bir yudumcuktur. Asiga bir an aynhk, bir yil gibi gelir. Bir 
yilhk vuslat bile onca bir hayalden ibarettir. 

Ask susuzdur, susuzu arar. Bunlar, geceyle gunduz gibi birbirinin ardina dus- 
muslerdir. Gunduz geceye asiktir, onsuz olamaz. Fakat bakarsan gorursun ki gece, 
ona, ondan ziyade asiktir. Onlar, birbirlerini aramadan bir lahza bile durmazlar. 
Daima, birbirlerinin ardindan kosup dururlar. Bu onun ayagina yapismistir. O, bu- 
nun kulagina. Bu, ona hayrandir, o, buna asik. Sevgilinin gonlunce herkes asiktir, 
herkesi asik gorur o. Azra'nin gonlunde daima Vamik vardir. Asigin gonlunde de 
sevgiliden baska kimse yoktur. Onlann aralannda ne az, ne cok fark edici bir sey 
olamaz, onlan birbirinden ayiracak kimse bulunamaz. Bu iki can bir devededir. 
Artik buraya "Az ziyaret et" sozu nasil sigar? Hie kimse, kendisine 

"Beni az ziyaret et" der mi? Hie kimse kendisine nobetle zamanla dost olur 
mu? Bu birlik akhn alacagi sey degildir. Bunu anlamak, insanin olumune baghdir. 
Eger bu, akilla anlasilsaydi, insanin nefsini oldurmesi neden vacip olurdu ki? ] 380 



b I j j «j>-j_^o b uliaP € 11 \i 



Oyle ise susamis olarak gelsin muhakkak suya kanmis olarak doner. 

tj \ijS> iLtfji I j jj UaL» "<2 jl I 

Zelillik sultammizdir. Vuslat irfammizdir. 

Eger biri diri ise o O'nunla dirilmistir. 

Hz. Mevlana kaddese'llahu sirrahu'l aztz buyurdu; 

"Tann'ya kul olan, Tanri golgesidir. O bu alemden dlmO$, Tanri He dirilmis- 
tir." 381 

Nihayet bu dinde kalp sahibi Muhyiddin olarak dogdun. 

"Muhyiddin" dine hayat veren, yenileyen (muceddid) demektir. Yani seninle bu 



380 Mesnevi, c.VI, b: 2670-2689 

381 Mesnevi, c. I, b: 423 



Divan-i ilahiyyat ve Afiklamasi 1 179 



din hayat bulacaktir. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurduki; 

"Allah bu ummete, her yuz yilba§mda dini yenileyecek kimseler gonderir" 382 
Bu hadis-i serifte "her asirda ve her zamanda" demektir. Hadisteki "men" ifa- 
desi, bircok muceddidin olabilecegini ortaya koymaktadir. Ancak, bid'at ve hurafe- 
ye destek verenler ile mukallidlerin muceddit olamayacaginda suphe yoktur. Aksi- 
ne, sozkonusu mucedditler, Kur'an ve Sunnet ilimlerinde mutehassis olan ve ilim- 
leriyle amel eden kimseler olmahdir. Bunlann telif ve eserleri az veya cok olsun, 
sohretleri kendi asirlannda bilinsin ya da bilinmesin fark etmez. Yine Kur'an ve 
hadis ilimleriyle mesgul olduklan halde, dirayetsiz ve tahkiksiz, sadece rivayet ve 
nakil ile istigal edenlerin de muceddit olabilme ihtimali yoktur. Hadis-i serif, 
mucedditleri 'Him' ve 'tasawuf degil, 'dini ilgilendiren butun konularda' 
muceddit olarak dusunmeliyiz zikretmektedir. 

Ey MisrT sanada Mevlana'nm §emsi gibi biri gelir. 

Hz. NiyazT-i MisrT icin gelen dostun kim oldugu hususunda diger risalelerinde de 
bir bilgiye kavusamadik. Ancak bu kisinin seyhi Ummi Sinan kaddese'llahu sirrahu'l 
azTz ( ? - 1657) olmasi dusunulmektedir. £unku NiyazT-i MisrT onunla karsilastiktan 
sonra butun dunyasi ve hayati degismistir. 



382 Ebu Davud, Melahim 1, no: 4291, IV. 481 



180 | NiyazT-i Misri kaddese'llahii sirrahu'l aziz 



Ya rahim-el usat kun rahiymen 



li'l-muznibi'l-fakm ca zelilen 



dm rf mad a ve leyse fiseyiin 



Siva'l-mefduli ve'l-heva aslan 



Vebyazza vechtcumleten ve ziknt 



Ve leyse fi'l-fuadi minhu sey'en 



Ma taattilla rayyave siim'ate 



Fema vecedtti minhuma hulusan 



Vema etagtii halisan li rabbt 



Vema alimtu muhlisan mutfan 



Ya Rabbt abdike'z-zelflu eta 



Bi kulli envai'l-heva allien 



Mm kesreti'z-zunubi leyse vechun 



Lehu yedu ileyke ya alimen 



Velakin igtimadehu kaviyyiin 



Ala ismike'l-afuvvu ya kerimen 



Azayimii'z-zunubi min usati 



Sagiraten ledeyke ya halimen 



Fema lidauna devaun ilia 






6 } t t 



a a 

IxJa^ l/zis^ vJ^J^P U j 

».. . / '* ' } . ' 

4^-J j-^J (_JjJ .WlL^pS A* 



Divan-i ilahiyyat ve Aqklamasi 1 181 



Min fazlike'l-amtmi Yd Haktmen 



Fecud ala'l-Misnyyi fazla cud in 



Min bahri cudike'l-vera amimen 



Ve dOlleniild rizdike mevld 



Fe ente hayrun li'r-nza delilen 



sis i / 

i s 



Ey asilere rahmet eden, mehametli olmam istiyoruz. 



Zelillikle gelen fakirlere ve gunahkarlara da rahmet istiyoruz. 

Omrum bir seye degmez sekilde gefti gitti. 

Kur'an-i Kerim'de "Gercekten inscm uzerinden dyle uzun bir sure gelip gecti ki 
o anilmaya deger bir sey bile degildi?!" 383 buyurulmasi sari zamanin degersizligini 
beyandir. insan gegmisine nazar kildiginda hep husran iginde kalmaktadir. "Asra 

yemin ederim ki insan gercekten ziyan icindedir." 

/ i joe 

Ash heva ve degersizdir, baskada olmadi 

insanin omru tukenmeye dogru gittikge gegmisinin sikintilan ve degersizligi onu 
rahatsiz eder. Bu hal butun insanlar iginde gegerlidir. Rasulullah sallallahu aleyhi 
ve sellem buyurdular ki: 

"Ben sizin gormediginizi gorur, isitmediginizi isitirim. Nitekim sema uguldadi, 
uguldamak da ona hak oldu. Semada dort parmak sigacak kadar bos bir yer 
yoktur, her tarafta Allah Teala'ya secde icin alnmi koymus bir melek vardir. Al- 
lah' a yemin olsun, benim bildigimi siz bilse idiniz az giiler, cok aglardmiz, yatak- 
larda kadmlarla telezziiz etmezdiniz, yollara, cbllere dokiilur, (belanizi defetmesi 



' Insan, 1 
1 Asr, 1-2 



182 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahii sirrahu'l aztz 



i(in) Allah' a yalvar yakar olurdunuz." 

Ebu Zerr radiyallahu anh Nave etti: "Ke§ke sokulen bir agag olsaydim." 3SS 
"insan, diger bir insanm kabrinden gegerken: Ke§ke onun yerinde ben olsay- 

dim! Demedikge Kiyamet kopmaz" 386 

insan neden kendine eziyet etmekten, kendini suclamaktan, yaralamaktan 
zevk ahr? 

Zevk ahr, cunku o an ne kadar algaldigimizin, ne kadar degersiz ve onemsiz 
biri oldugunuzun bilincine vanrsiniz. Zevkinizin kaynagi bu bilince ulasmaktir is- 
te. 

Ne kadar umitsiz oldugunuzu, oldugunuzdan baska bir insan olamayacagini- 
zi, degismeye gercekten inaniyor olsaniz ve bunun icin yeterli zamaniniz olsa bi- 
le, bunu istemeyeceginizi anlamis olmanin verdigi zevkten daha buytik bir zevk 
olabilir mi? 

Diyelim ki degismek istediniz, ne olacaksiniz ki? 

Belki de sizin igin gergekten baska gikar yol yoktur. Yani oldugunuz gibi ol- 
maktan baska alternatifiniz yoktur? 

Oyleyse neden bosuna degismek igin gayret sarf edesiniz ki? 

Butun bunlar, derin anlayisin tabiati geregince, kendiliginden ortaya gikmak- 
tadir. O yuzden birakin degismeyi, yapabileceginiz en ufak bir sey dahi yoktur. 
Derin anlayis yasalanna gore soyle bir sonuca varabiliriz buradan: Sefil bir in- 
san, sefilliginin derecesinin farkina varabiliyorsa eger, bundan kendine bir 
ovunme payi dahi gikarabilir. 387 



j3'i j *L^- Q#>j "ja^ \j 

YuzumiJn hepsi ve genem beyazladi. 

Omur alevi en gok sag ve sakalda kendini gosterir. Hangi renkte olursa olsun 
ateste yanan esyalann bakiyesi kul rengi olan beyazhk isareti ile belirir. Beyaz renk 
safiyete isaret oldugundan nur eczasida en gok beyaz ile temsil edilmistir. Cenne- 
tin topragi dahi un seklinde bir topraktir. 



Kalbimde ise Senden ba§ka §eyde yoktur. 

Yalnizhk psikolojisi ve Allah Teala'dan gayri kimse ile muavenetin olmadigini an- 
lamak ancak omrun son deminde anlasihr. Kalp dayanaklanni ancak olume yakin 



385 TirmizT, Zuhd 9, (2313); ibnu Mace, Zuhd 19, (4190). 

Sahih-i Muslim'deki hadis numarasi: 5175 
387 (Dostoyevski, 2004), s. 18 



Divan-i ilahiyyat ve Aciklamasi 1 183 



kaybettigini hisseder. isterse bu manevT haller icinde olsun. £unku beserin yok 
olma hissiyatini tatmasi ancak ihtiyarhkta biraz kendini gosterir. Bu nedenle topra- 
gin sevgisi arttigindan mulk uzerindeki isteklerine gem vuramaz. Bu hali terk et- 
mek icin yuksek bir terbiye gereklidir. 

NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l azTz bazen kendisinin MehdT ve isa oldu- 
gunu soylerken bu hallerin ashnda gecici oldugunu belki bu makamda daha iyi 
tefekkur etmektedir. 

Taatimda ancak riya ve sohrettir. 

Riya, seytanin en onemli silahlanndan biridir. Riya ibadette oldugu gibi her iste 
olabilir. Bunu da ancak ihlash kisilerin anlayabilir. Riya, gaflet ve giybet tohumlan- 
nin yesermesine sebeptir. 

Riya ates, amelleri saman gibidir. Bir ates parcasi, bir harmani nasil yakarsa riya 
da guzel amelleri oylece yakar. Yine riya sel, ameller bina; riya yel, ameller kul; 
gibidir. 

Yok denecek kadar az bir riya cokca guzel ameli bir anda bitirir. Riyanin ilacinin 
ise, ilim ve ameldir. 

Riya ehlinin tic alameti vardir. 

Birincisi; o kisi halktan uzak oldugunda ibadetinden zevk almaz ve ibadetlerinde 
gevsektir. 

ikincisi; o kisi ovgu ve guzellikler i§ittiginde sevinir. Amelinden yine de gafildir. 

UcuncusiJ; halktan yeterince ilgi gormezlerse onlarda ibadetlere karsi bikkinhk 

ve bezginlik baslar. 

> ' 

Bu ikisin (sohret ve riya) dendolayi ihlash olamadim 

Bu nedenla ihlasla itaat edemedim 
itaatkar ve ihlash amelde isleyemedim. 

Ey Rabbim huzuruna zelillikle gelen kulunda 



184 | NiyazT-i Misri kaddese'llahii sirrahu'l aziz 



Nefsin butun hastahklan bulunmaktadir. 



Allah Teala, Kur'an-i Kerim'de kalbin hidayetten uzaklasmasi , paslanmasi , 
hastalanmasi 390 , katilasmasi 391 perdelenmesi 392 , korelmesi 393 ve muhurlenmesi 394 
gibi birgok hastahgi bulundugunu bildirince nefsin hastahklanni saymak <pok zor- 
dur. 



*^-_J J-^J <_JjJ j]\iSjj£ \^ 



Gunahlarmin foklugu yuzunden bakacakyuzii yoktur. 



Ya AITm, sana nasil geldigini de 50k iyi bilirsin. 

"Ilim" sifati insanlannda nitelendigi sifatlardandir. Allah Teala'daki ilim sifati ise 
anlam itibariyle birbirine denk degildir. Cunku Allah Teala'nin ilmi huzun, beserin 
ilmi ise husulTdir. 

Allah Teala'nin diger sifatlar da boyledir. 



"Musa milletine: «Ey milletim! Beni nifin incitirsiniz? Oysa, benim size gonderilmis 
Allah 'in bir peygamberi oldugumu biliyorsunuz» demisti. Ama onlar yoldan sapmca, 
Allah da onlarm kalblerini saptirmisti. Allah, yoldan gikan milleti dogru yola eristirmez." 
(Saf, 5) 

"Rabbimiz! Bizi dogru yola erdirdikten sonra kalblerimizi egriltme, katindan bize rahmet 
bagisla; siiphesiz Sen sonsuz bagista bulunansin." (Al-i imran, 8) 

389 "Kazanageldikleri ve kar saydiklan giinahlar, onlarm kalplerini paslandirmistir" 
(Mutaffif?n,14) 

"Kalblerinde hastahk olanlarm ise pisliklerine pislik katmistir; onlar kafir olarak 61- 
miislerdir." (Tevbe,125) 

"Allah kimin gonlunii islam'a agmissa, o, Rabbi katindan bir nur uzere olmaz mi? 
Kalbleri Allah'i anmak hususunda katilasmis olanlara yaziklar olsun; iste bunlar apagik 
sapikliktadirlar." (Ziimer, 22) 

392 "Rabbinin ayetleri kendisine hatirlatilmisken onlardan yiiz geviren ve bnceden yaptik- 
larmi unutan kimseden da ha zalim var midir? Kuran'i anlarlar diye kalblerine ortiiler, 
kulaklarma da agirlik koyduk. Sen onlari dogru yola gagirsan da asla dogru yola gelmez- 
ler." (Kehf, 57) 

"Qiinku sana ayetlerimiz geldi de, sen onlari unuttun. Bugiin de aym sekilde unutulu- 
yorsun. Dogru yoldan sapani ve Rabb'm ayetlerine inanmayanlan, iste boyle cezalandin- 
nz" (Taha 7 123-127) 
394 " Kalplerini kapatip muhurleriz de bir sey duymazlar." (Araf, 100) 



Divan-i ilahiyyat ve Aciklamasi 1 185 



l^jJO 



UIpI^LEj 



Qunku Sana giiveni tamdir. 

Tevekkul; acizlik gostermek, baskasina guvenip dayanmaktir. Allah Teala'ya gu- 
venme, O'nun hukmunun mutlaka meydana gelecegine kesin olarak inanmaktir. 

"Her kirn Allah' a tevekkul ederse O ona yeter. Kesin likle Allah emrini yerine 
getirir." 395 

Rasulullah sa llallahu aleyhi ve sellemin, devesini sahvererek Allah Teala'ya te- 
vekkul ettigini soyleyen bir bedeviye "Onu bagla da oyle tevekkul et." 39S buyur- 
masinda ki gizli mana, tecelli edecek olayin hakikatte Allah Teala'nin bilgisinde ve 
hukmunde bulunmasidir. 

Her ne §ekilde zuhur edecek seyde isyana dusmemek ve Allah Teala'ya kotu 
zandan emniyette olmak icin tevekkul emredilmistir. £unku Allah Teala emin ve 
emniyet hususunda kavi ve kuvvet sahibidir. Allah Teala emanete ihanet etmez. 
Fakat kul kendi sorumluklannin sonucunda acizligini Allah Teala'ya yukleyip isyana 
dusmemesi icin Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bu sekilde emir buyurmus- 
tur. Yoksa Efendimizin; 

"Eger siz Allah Teala'ya hakkiyla tevekkul ederseniz, o sizi kusu 
nziklandirdigi gibi nziklandinr." 397 hadisi bos sozden ibaret kahrdi. 

"Halbuki Allah onlarm yardimcisi idi. Muminler, yalniz Allah 'a dayanip gii- 
vensinler." 398 



> 



Ya Kerim Senin ismin icinde Afuvv'de vardir. 
"Allah Teala Afiivdur." 

Affi cok olan ancak Allah Teala'dir. 

Allah Teala giinahlari silen, onlan hie yokmus gibi kabul edendir. 

Bu manaya gore bu isim, Gafur ismine yakindir. Ancak arada su fark vardir: 
Gufran, Gunahlan ortuvermek demektir. Afv ise, gunahlan kokunden kazimak- 

tir. Gunahlan kokunden kazimak, o seyi ortmekten daha iyidir. Kulun kendisinden 

ve meleklerden dahi saklamasidir. 



Jiyai- ,yi_j»i JJIfvjUa. 



Her ne kadar asilerin gunahlan buyuk olsa da. 



395 Talak,3 

TirmizT, Sifatu'l-Kiyame 60 
397 1'bn Mace, Zuhd 14 
398 AI-i imran,122 



186 | NiyazT-i Misri kaddese'llahu sirrahu'l azTz 



Ya HalTm Senin yamnda 50k l< u g u l< kahr. 

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki; 
"Allah sevdigini ateste yakmaz" 3 " 

Beser yaratihsi ile noksan oldugu igin Allah Teala eger sevgisini bagisladiysa, 
bagislamayacak olsa idi, yaratmazdi. Bu nedenle mahlukati kendisine yoneldiginde 
bagislayici olmaktan baska garesi yoktur. £unku buyukluk nisanesi olan ozellikler- 
den biri karsihksiz ihsan edebilmektir. Burada bir sikinti zuhur edecek olursa o 
mahlukatin yonelme ve uzlasma sorunudur. Bu imkan ise bazen Allah Teala tara- 
findan gadab tecellisine mazhar olur. Mesela seytanda oldugu gibi. Bu durum bize 
uzlasma sorunu oldugundandir. §eytan kendini afv ettirmek istegi ile higbir zaman 
Hakk huzuruna varmamistir. 

Eger bir kul Allah Teala'ya afv igin yonelse, Allah Teala'da onu afv etmemis ol- 
masi diye bir seyin dusunulmesi imkansizdir. Muhakkak Allah Teala'yi afv edici 
olarak bulur. 

Ebu Zerr (Cundeb ibnu Cunade el-Gifari) radiyallahu anh hazretleri anlatiyor: 

Hz. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdular ki: 

"Bana Cebrail aleyhisselam gelerek "Ummetinden kim Allah 'a herhangi bir 
seyi ortak kilmadan (sirk kosmadan) olurse cennete girer" mujdesini verdi" dedi. 
Ben (hayretle) "zina ve hirsizlik yapsa da mi?" diye sordum. "Hirsizhk da etse, zina 
da yapsa" cevabini verdi. Ben tekrar: 

"Yani hirsizlik ve zina yapsa da ha!" dedim. "Evet, dedi, hirsizhk da etse, zina 
da yapsa!" 

Hz. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem dorduncu keresinde Nave etti: "Ebu 
Zerr patlasa da cennete girecektir". 40 ° 



^ftjaEiijJUi 



Benim hastahklarimin devasi ancak 



Ya Haktm Senin umumtfazlmdadir 



MisrT'ye fazilet ve comertligin ile ikram et. 



399 1'bn. Hanbel. 111/235 

400 BuharT, Tevhid 33; Muslim, iman 153, (94); TirmizT, iman 18, (2646). 



Divan-i ilahiyyat ve Afiklamasi 1 187 



Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki; 

"Suphesiz Allah Teala bir kulu sevdigi zaman, Cebrail'i gaginr ve: Ben filani 
seviyorum, sen de onu sev diye emreder. Cebrail de onu sever. Sonra Cebrail 
semada seslenip: Allah filan kimseyi seviyor, binaenaleyh siz de onu seviniz! der. 
Artik gok ahalisi de onu severler. Sonra yeryuzune onun igin (Allah tarafindan) 
kabul konulur. Allah bir kula bugz edince de Cebrail'i gagmr ve: Ben filani sevmi- 
yorum, sen de onu sevme diye emreder. Cebrail de onu sevmez. Sonra Cebrail 
gok halki iginde: Allah Teala filan kimseyi sevmiyor, siz de onu sevmeyiniz diye 
nida eder. Goktekiler de o kimseyi sevmezler. Sonra onun igin yeryuzune (Allah 



tarafindan) bugz ve nefret konulur." 401 



> a st 



U^S- (^gji I 3 2j>- J>*1 l/v" 

Umumi ve yiiksek comertlik denizinden 

[Kadin degilsen erlik et ve comertlik elini agl lira altin erkege ihsan, kadina 
zinet igindir. ] 402 



"De ki: "Rabbimin rahmet hazinelerine siz sahip olsaydiniz, tukenir korkusuy- 
la yine de cimrilik ederdiniz. Zaten insanlar pek cimridir." 403 

"Allah Teala Hazretleri munezzehtir, (halde ve sozde) nezih olani sever; 
naziftir, nezafeti sever; kerimdir, keremi sever; cevvaddir 404 , comertligi sever. 
Oyle ise avlulannizi temizleyin ve yahudilere benzemeyin." 40s 

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin bu hadisi serifin sonunda buyurdugu av- 
lular belki bizim gonullerimiz olmaktadir. 

Allah Teala'nin comertliginin en gok gorulecegi yer 60 yil omur karsihgi verdigi 
sonsuz ahiret hayatidir. Allah Teala kisa bir cahsmaya bagisladigi karsihk gercekten 
gok fazla oldugunu gormektedir. 



401 Buhari, Edeb, 41, Bedu'l Halk, 6, Tevhid, 33; Muslim, Birr, 157; Malik, age, Siir, 15; 

Tirmizi, Tefsiru Sure, 19, 7; ibn. Hanbel, 11/267, 341, 413. 480 

402 Fulkii'l-Ebharfi serhi Likceti'l-Esrar; 5.lucce : (KARABULUT, 1984), s. 270 

403 1'sra, 100 

Cevvad: f^ok 50k ihsan eden. £ok comert 
405 TirmizT, Edeb 41, (2800) 



188 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l aztz 



Ya Rabbi bizlerin haline bakip bizi kendinden uzak kilma. Amin 



Ey Efendim Senin nzani bana goster 

"Cenab-i Hak, Kim benim kaza ve kaderime razi olmazsa, benden baska bir 
Rabarasm." 406 

Riza makaminin sirn agilinca olan butun hadiselerde hosnutlugun verdigi kabul- 
lenme ile cirkinlik kalmaz. Ser ile haynn farkina varmak bazen insani terk eder. 
Bazen kufre dahi razi olunurmus gibi hal zuhur eder. Ashnda bu riza Allah Tea- 
la'dan razi olmaktir. 

Ezelde ne oldu, ey ham adam ? 

Nigin su, MUHAMMED oldu, bu da Ebu Cehil? 

Allah' m isleri hakkmda; "Nasi I ve Nigin?" diyen kimse. 

Bir musrik gibi O'na yakisiksiz bir seyi rtisbet etmistir... 

"Ne ve Nigin?" diye sormak O'rturt sanmdadir... 

Kulun itiraz hakki olmaz! 407 

Dun mubahaseyi seven birisi, bana bir sual sordu. Dedi ki: 

" Kufre razi olmak kufurdur." Bunu Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem 
soyledi, onun soyledigi soz de dogrudur, yerindedir. Sonra da yine 

" Musluman olan kisinin her turlu kazaya razi olmasi lazimdir" buyurdu. 
Kafirlik ve munafikhk da Allah Teala'nin kaza ve kaderiyle degil mi? Fakat buna 
razi olursak( ilk hadise gore) kotuluk etmis olmaz miyiz? Razi olmazsak o da 
sug... Peki, ikisinin arasinda hangi gareye basvurahm." Ona dedim ki: 

" Bu kufur, Allah Teala'nin takdiriyledir, ama Allah Teala'nin hukmuyle, Allah 
Teala'nin emir ve nzasiyla degildir. Bu kufur yalniz kaza ve kaderin eserlerin- 
dendir. Hocam, Allah Teala'nin kaza ve kaderini, Allah Teala'nin bilgisi olarak bil 
de suphe ve tereddudun kalmasin. Kufrede raziyiz, gunku Allah Teala'nin bil- 
gisine muvafiktir, fakat bizim fenahgimizdan, bizim kotulugumuzden meydana 
geldiginden de razi degiliz. Kufur Allah Teala bilgisi olmak bakimindan kufur 
degildir, Hakk'a kafir deme, burada dur! Kufur, cahillikten meydana gelir, fakat 
kufrun takdiri, Allah Teala'nin bilgisidir, (Allah Teala, kafirin kafirligini ezelde bi- 
lir, bildigi gibi de zuhur eder). Ruya ve mulayimlik manasina gelen hilm ile su- 
muk manasina gelen hilm nasil bir olur? firkin resim, ressamin girkinligini icap 
ettirmez ya. Cirkini de yaptigina, yapabildigine bir delil olur ancak. Hatta hem 
cirkin resmi, hem de guzel resmi yapabildiginden ressamin, kuvvetli bir ressam 
olduguna delildir. Bu bahsi agar, duzup kosarsam sual ve cevaplar uzar gider. 



406 Camiussagir, 11,181; Acluni, Kesfu'l-Hafa, 11,102 

407 (5eyh Mahmud SebiisterT), b. 548-550 



Divan-i ilahiyyat ve Agiklamasi 1 189 



Ben de a§k nuktesinin zevkini kaybederim. Allah Teala'ya hizmet, ba§ka bir §ek- 



le doner, maksat hidayetten dalalet olur. 408 



MuhakkakSen nza gosterenlerin en hayirhsm. 

"Onlarm Rableri katmdaki mukafati, iginde temelli ve sonsuz kalacaklan, igle- 
rinden irmaklar akan Adn cennetleridir. Allah onlardan razidir. Onlar da Allah'- 
tan razidir. Bu, Rabbinden korkan kimseyedir." 409 



408 Mesnevi, (V.izbudakTerc.) Ill, 110-111, beyitler:1362-1375 
Beyyine, 8 



190 | NiyazT-i Misri kaddese'llahu sirrahu'l aztz 



Sekani vech-i mahbub-i saraben 
Fe kuntu'l-yevme memluen sevaben 
Fe temme'l-kastu ve't-taatii inde'l- 
Mahya bi'l-gina lemma tecella 
Fela ye'ttila kavlt haturun 
Mine'l-esmai ve'l-evsafi katan 
Vela usgiye Ha kavlin sivahii 
Vela aynt tera fi'l-kevni gayren 
Vela fi gayri'l-hubbi ve safin 
Vela fi's-sim azmun gayrii Mevla 
Kelamt ru'yett siimme istimat ^KCLA'^^Jj^y^ 

Lehu iyyahu minhu intikalen VUlil <<u* »ll a! 

Fefena hubbehu'l- misrt kullen % { [$J#A\ **>■ \li\i 

Fe ebka sum me ebka sum me ebka ( _^llt (jS L ! C' (jS lj\i 

1 uiiJ»06«A>J JUUU 

Sevgilinin yiizii bana sarap sundu. 

§arap olarak bahsedilen adT uzumden sikilan mayi degildir. Maneviyat bahsinde 
alman riyasiz ve gunah kismina dusmeyen zevktir. Yoksa mahzenlerde akh alan 
mesrubatin bu sarapla alakasi yoktur. Ancak bir benzerligi var gibi gorunen dis 
yonu ile sarhoslarin halidir ki, akh aldigindan riyasiz ve kibirsiz bir halin 
nesvesidir. 410 Bu misal olarak tevdT edilmekte oldugundan gafleti mucip bir halin 




Ne$ve: (Ni§ve - Nii§ve) Seving, keyif. Buyumek ve yeti5mek. Koklamak. Rayiha. Bir 
§eyi tekrarlamak. Mest ve sarho§ olmak. lyice duyup vakif olmak 



Divan-i ilahiyyat ve Afiklamasi 1 191 



i§tiyakini ehlullah higbir zaman temenni dahi etmez. Onlar igin batini tathir etmek 
zahirden kolay oldugunu bildiklerinden igi kirlenmi? ki§ilerin kar§isinda duyduklan 
taaccubu sarho§larda duymami§lardir. 

§arapla goniil yapmaya bak. Bu harap diinya, topragimizdan kerpig yap- 
ma sevdasmda 411 

Meyhane kapisma gitmek tek renkli ki$ilerin harcidir. Kendilerini begenip 
satanlara §arap satanlar mahallesine yol yoktur. 

Meyhane pirinin kuluyum onun liitfu daimt. Yoksa zahit $eyhin lutfu bazan 
var, bazan yok. 412 



Meyhane engine yol bulan §arap kadehinden fez aldi da tekkelerde agilan 

ananlad,.* 13 

Hafiz, dogru i$ §araba tapmadir. Kalk dogru i$e saglam yiirekle scrr//. 414 



lf£ \Ji 



> * > 



!£» 



Bugun onu iyilikle dolu buldum 
Niyetim tamamlandi ve taatim 

i s / 1 

j^ Us %ii uk^si 

Hayat bulmu§lar yamnda §ayet tecelli etse 
Kalbime bir §uphe gelmez. 

1 / A / 1 

Katiyyen isimlerden ve sifatlardan 



Ondan ba§ka soze de kulak asmayacagim. 



411 (Hafiz-i §irazT, 1985), gazel. XXXIV, b. 305 

412 (Hafiz-i SirazT, 1985), gazel. LXXXVI, b. 743-744 

413 (Hafiz-i SirazT, 1985), gazel. LV, b. 486 

414 (Hafiz-i SirazT, 1985), gazel. CDV, b. 3396 



192 | NiyazT-i Misri kaddese'llahu sirrahu'l aztz 



Zat'in kendisiyle mesgul olup sifat ve fiiller ile me§gul olmayacagim. Cunku bu 
haller ancak zat'a ulasmaya vesiledir. 

Kainatta baskasma da bakici gozum olmayacak 

Arifin bakisi, gorusu, Allah Teala'yadir, zahidinse kendi ameline; zahit, ne yapa- 
yim der; arifse, bakahm, Allah Teala ne yapacak der; o, kendini unutmustur, hatta 
varhgi kalmamistir; Allah Teala'da yok olup gitmistir. 

"Arifin dilegi, gayreti, Rabbine, zahidinse nefsinedir." 415 

Sevgiliden baskasi ve vasfmdan baska (niyetim yok) 



ifimdeki azmim Mevlamdan baskasi da degil 

Sdziim bakisim sonra isitmem 

O'na O'nda O'ndan dolasir. 

O'nun sevgisi MisrT'yi tamamen fena kildi. 

j^y? <jU>? Jl& 

Beka sonra beka sonra baki oldu 

NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l aztz tig beka menzilinden bahsediyor. 



415 (VELED), baslikXXIX 



Divan-i ilahiyyat ve Aqklamasi 1 193 



BEKABILLAH MERTEBELERI 

a-Cem Makami: Hakk'i zahir, halki batin olarak musahede etmek. Bu makam- 
da, halk ayna olup, oradan Hak zahir olur. Bu makamda, vahdet suhddu galiptir. 

b-HazretiJ'l-cem Makami: Halki zahir, Hakk'i batin olarak musahede etmek. Bu- 
rada Hakk aynasindan, halk zahir olmustur. 

c- Cem'u'l-cem Makami: Kesret ve vahdeti cem'eden bir makamdir. Zahir ol- 
sun, batin olsun etimle var olanin Hakk olarak musahede edildigi yer diye ifade 
edilir. Zahir olan mukayyed, batin olan mutlaktir. Mukayyed dedigimiz de, mutlak 
dedigimiz de hepsi Hak'tir diye zevk olunur. 

Bu ug makamdan sonra Ahadiyyetu'l-cem Makami gelir. Bu makam, makam-i 
MuhammedT'dir. Mukayyed olan varhktan kaydin kaldinldigi yerdir. Gergek imanin 
son duragi burasidir. Bundan sonra baskaca bir makam yoktur. £unku burasi en 
yuce mertebedir. 416 



416 (KUMANLIOGLU, 1988) 



194 | NiyazT-i Misri kaddese'llahu sirrahu'l azTz 



Vezin: Mustef Nun Mustefilun Mustefilun Mustefilun 

E y derde derman isteyen yetmez mi derd derman sana, 
Ey rahat-i can isteyen kurban olandir can sana. 

Yagma edersin varligm gider gonlunden darligm, 

Mahveyle sen agyarligm yar olisar mihman sana. 
Sermaye bu yolda heman teslim olur buna 'man, 
Sidk He Allah'a dayan etmezmi gor ihsan sana. 

Tevhide tapsur oziinu kimseye agma razmi, 

Seyh izine tut yiizunu Seyhin yeter biirhan sana. 
Eyiin kisi yol alamaz maksudunu hergiz bulamaz, 
Bekle maarif kapusun yiiz gostere irfan sana. 

Dunya He ukbayi ko ula He uhrayi ko, 

Var ol kuru sevdayi ko matlab yeter Subhan sana. 
Candan talep kit yarini ver cam but didarmi 
Yok eyle kendi varmi kim var ola canan sana. 

COrOklerin hep sag olur zehrin kamu bal yag olur, 

Daglar yemisli bag olur cumle cihan bostan sana 
GUctQr kati Hakk'm yolu dergahi hem gayet ulu, 
Sidk He olmazsan kulu etmez yolu asan sana. 

Kulluga bel baglar isen sam-u seher aglar isen, 

Sular gibi (aglar isen tiz bulunur umman sana. 
Bulbul oluben ote gor giil gibi agil tutegor, 
Ask oduna can atagor giilzar olur niran sana. 

Yiiziin Niyazi eyle hak derd He kil bagrmi cak, 

Kalbin saraym eyle pak sayet gele Sultan sana. 

Ey derde derman isteyen yetmez mi derd derman sana, 
Ey rahat-i can isteyen kurban olandir can sana. 

Ey derde derman isteyen yetmez mi derd derman sana, 
Ey can rahati isteyen, sana can kurbani olandir. 

Derdin sifa olusu zahirde asinin varhgi iledir. ManevT hallerde ise derd insanin 
hizidir. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemi nubuvvet gelmeden onceki derdi onu 
makamina vasil kildi. Senelerce Hira'nin ciplak kayalannda parcalanan ayaklan ile 
onbes yil gecen inziva hayati o derdin sifa bulmasi ile nihayete ermis, vahiy geldik- 
ten sonra bir daha oraya cikma ihtiyaci hissetmemistir. 417 
Yagma edersin varligm aider gonlunden darligm, 
Mahveyle sen agyarligin yar olisar mihman sana. 
Varhgini yagma edersen gonlunden gider darligm, 



417 (BiNNEBi, 2003), s. 65 



Divan-i ilahiyyat ve Aqklamasi 1 195 



Sen agyarhgin mahveylersen yar sana misafir olur. 

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki; 

"Allah Teala bir kuluna hayir murad edince, onun nefsinin ayiplarmi ona gos- 

terir" 418 Allah Teala kulun varhgindan kurtulmasi icin kendi sirnni kendine haber 
verir. 

Sermaye bu yolda heman teslim olur buna 'man, 
Sidk ile Allah'a dayan etmezmi gor ihsan sana. 

Sermaye bu yolda hemen teslim olmaktir buna inan, 
Sidk ile Allah'a dayan etmez mi gor ihsan sana. 

Teslimiyet demek vaz gecmek demektir. Fikirlerinden, islerinden ve kendinden. 
Kendini terk edince de Allah Teala yuz gostermek icin kullanni vasita kilarak kendi- 
ni bulduracaktir. 

[Sems-i TebnzT'nin, Mevlana'nin Seyyid Burhaneddin'e karsi gosterdigi sevgi 
ve saygiyi adeta kiskanmakta ve ona : 

"Ben/ mi daha gok seviyorsun, yoksa Seyyid Burhdneddin'i mi?" diye sorular 
sorardi. Hatta Sems-i TebnzT'nin Mevlana Celaleddin'le bulusmasindan sonra 
Mevlana'nin riyazatla pekfazla mesgul olmasina tahammul edemeyen §ems: 

"Benden asla ayrilmayacaksm! Beni nasi I birakir da kadmlarm aybasi ddetle- 
ri ile mesgul olursun?" diyerek tembihte bulunmustur. Zira Velilerin, riyazatlar 
sayesinde keramet gostermeleri, yine Veliler nazannda kadmlarm aybasi halle- 
rine benzetilerek makbul sayilmamistir. Bunun adina da "Hayz-i rical" 
demislerdr. ^unku Velilerde asil olan, havada ucmak, denizde yurumek gibi ke- 
rametler gostermek degil; onlardan istenen, Allah yolunda, dTn-i mubTn-i islam 
ugrunda olaganustu gayretler gostererek halki irsad eylemektir.] 419 

Tevhide tapsur ozunu kimseve acma razmi, 
Sevh izine tut yuzunii Seyhin yeter biirhan sana. 

Tevhide uydur ozunu kimseye acma sirnni, 
Seyhin izine tut yuzunu seyhin yeter delil sana. 

"Cuneyd dedi ki: Tevhid ilmi Tevhidin vucuduna terstir. Tevhidin vucudu da 
ilmine terstir... Cuneyd, 'bizim ilmimiz Kitab ve Sunnetle mukayyettir' dedi. iste 
bu mizandir. Fakat bu mizan her seyin Kitab ve Sunnette zikredilmis olmasmi 
gerektirmez. 

Adem aleyhisseldmdan Hz. Rasulullah sallallahu aleyhi ve selleme gelinceye 
kadar hangi nebinin lisani uzere gelmisse o kavmin bunlari ister kitab'tan olsun 



MCinavi. 1/26: Beyhaki. Enesten: Bezzar ibn. Mesuddan rivayet etmisjerdir. bkz.Aclum, 
1/78 
419 (KARABULUT, 1984), s. 47 



196 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l azTz 



ister sunnetten olsun bir araya cem etmesi gerekir. Fakat meseleler goktur. Her 
aklm kabul etmeyecegi bazi meseleler de evliyanin kesfine birakilmistir." ... 
(Bkz. el-Ftituhat, 11/316, 597, Ml/8, 55, 161; Fusus, 225: Aynca bkz. S.Ates, 
Ciineyd-i Bagdad?: Hayati, Eserleri ve Mektuplan, 79, 85. 420 

Bazi zamanlar kabulu mumkun olmayan veya yanhshk imasi veren kelamlar isi- 
tilince eger kisi inanmak mecburiyetinde kahnirsa o rivayeti inkar yerine o kisiye 
mal etmek uygun olur. Cunku bazi seylerin isbati mumkun olmamaktadir. Mur§idin 
sozlerini kabul etmekte sikintih durumlar olma ihtimali gok yuksektir. Onun igin 
tasavvuf yolunda Allah Teala'nin yardimi <pok gereklidir. Cunku Hakk'in yardimi 
olmazsa seytamn igvasi ve nefsin nakishgi ile neticesi agir olan haller meydana 
gelir. 

j^.jj^ jlLi^u jlia^l jl IjvStiU \jjJ^dK^\ J J&£\>*jja^'$" l Si \TJQ 

"Babasi sun Ian soyledi: "Ogulcugum! Ruyani kardeslerine anlatma, yoksa Sa- 
na tuzak kurarlar; zira seytan insanm apagik dusmamdir". 421 

Ancak samimiyet ve teslimiyetin bereketi ile Allah Teala kuluna yardim edecegi 
de muhakkaktir. Bu konuyla ilgili olan hadis rivayetleri de ayni §ekilde durum arz 
etmektedir. 

Hz. AN kerreme'llahu vechenin "Bir hadis rivayet ettiginizde onu size rivayet 
eden kimseye isnad ediniz. §ayet o rivayet gergek ise lehinize, yalan ise naklede- 
nin aleyhine olur" 422 kelami bu konuda samimiyetin kurtanci oldugunu goster- 
mektedir. 

Eyiin kisi vol alamaz maksudunu hergiz bulamaz, 
Bekle maarif kapusun yiiz gostere irfan sana. 

Aceleci ki§i yol alamaz maksudunu asla bulamaz, 
maarif kapisini beklersen irfan sana yuz gosterir. 

Muridler Hakk yolunda ilk basta ham ve acelecidirler. NiyazT-i MisrT bu kisilere, 
Hakk ve hakikate vusul igin acele etme, demektedir. f^unku yuksek eve gikmak igin 
dahi merdiven uzerinde basamak basamak yurumek gerekir ve bu suretle eve 
gikmak mumkun olur. 

PTr Veli Dede denilen yash bir mundi, Semseddin SivasT herhangi bir sefere 
ciktiginda gider evinde beklerdi. Yine bir defasinda Semseddin SivasT sefere 
cikmis ve fakat mundi geciktiginden kapida kalmisti. Kapinin kilitli oldugunu go- 
runce de donmeyerek, beklemeye baslamisti. Nihayet igerden; 

"Kapida kim var." diye seslenen seyhinin sesini duydu. Bunun uzerine; 



420 (KILIC, 1995), s.108 

421 Yusuf,5 

422 KuleynT, age., I, 103. (GULER) 



Divan-i ilahiyyat ve Aqklamasi 1 197 



"Kapilarda bekleyen kulunum." diye cevab verdi. Ses tekrar gelerek; 
"Kapilarda bekleyene kapi kapanmaz." dedi. Bunun uzerine kapi acildi. 
iceriye girdiginde kimseyi bulamadi. Akabinde ara§tirdi ki seyhi daha o seferden 

i •■ ■ ■ 423 

donmemisti. 

360 halTfe yetistiren Kastamonulu Seyh Sa'ban Veli kaddese'llahu sirrahu'l- 
aziz Efendi (d. 1497; hyt.5 Mayis 1568) degisik bolgelere onlan gondermis ve 
onlar vasitasiyla tankati cok genis muhite yayilmistir. Adeti bir yere sadece bir 
halife gondermek olmustur. 

AN Dede nam bir halTfesi Seccadesinde erkan surerken aher yere gidip Sec- 
cade hali kalmak semti gorundukde ve dervislerinden ba'zisi yerine halTfe iste- 
diklerinde hazreti Sultan dahT velayet sehrinin hakim-i hakimi olmagla sakin 
olup ir§ad etdi ki; 

"hanegahinda hirkasindan ve gayn metaindan (onun esyasindan) hie bir 
nesnesi var midir" diyup 

"vardir" diye cevaplanndan sonra hazret dahT 

"Dervisler, bir halTfenin yerine bir eski hasin ve postu olsa tezide yerine 
halTfe gonderilmez ." 01 munasebetle buyurdular ki 

" bir kuguk §ehirde ve bir kasabada erkan surup ir§ad eder iken bir aher 
(ba§ka) halTfenin ol yere teveccuhu ve onda oturmasi asla caiz degildir. Ma- 
demki cumleye reTs olmaya ve reTs hukmunde olmaya ol kasabaya ugradikda 
kendi seccadesin birakip namaz kilmak edebe muhalifdir; Meger onlann ferag-i 
mukarrer olup yahud muhalif hali zuhur edip azle mustehak ola. 01 vakit cum- 
leye reTs olup ser-cesmede kaim-i makam olan red edip yerine gayri kimse 
oturmaga hukm ede. Veyahud bir sehr-i azim olup her mahallesi bir kasaba 
hukmunde ola. 01 vakit caizdir. Ve bu husus tamam edecek yerdir" buyurdular. 



J. Paul Sartre L'Etre et le Neant'da, "insan Tann olmayi ozleyen varliktir" 

demektedir. 425 

Diinya He ukbayi ko Ola He uhrayi ko, 

Var ol kuru sevdayi ko matlab yeter Subhan sana. 

Dunya ile ahreti, evvel ile sonrayi birak, 

Var olan kuru sevdayi birak, Subhan istemek yeter sana. 

Allah Teala'dan bir sey istemek onu suclamaktir. O'nu istemek ondan gaip ol- 
maktandir. Allah Teala perdelenmis degildir. Perdeli olan senin bakisindir. Allah 
Teala seyi kusatan ve ustundur. 

Dort terk'in neticesinde Allah Teala var olacak demektir. Zahir, batin, evvel, 



423 (AKSOY, Sivas) 

424 (FUADT), v. 35b-36a 

425 (MURDOCH, et al., 1983), s. 75 



198 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahii sirrahu'l azTz 



ahir terk edilince yokluk zuhur eder. Bu dort Allah Teala bir olarak var iken kullar- 
da yok olmasiyla netice hasil olur. Yoklugun varhgi ile Allah Teala yaninda var ol- 
mak mumkundur. 

Candan talep kil yarini ver cam bul didarmi 
Yok eyle kendi varmi kirn var ola canan sang. 

Sevgilini candan iste, cemalini gormek icin cam ver 
Kendi varhgini yok eyle ki, canan varhgi ortaya ciksin. 



Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki; 
"Kisi sevdigi toplulukla hasredilir" 426 "Kisi sevd 

digini candan sevmeli ve istemelidir. Guzel ameller guzel hallerin neticesidir 



'Kisi sevdigi toplulukla hasredilir" ,426 "Kisi sevdigi ile beraberdir." 427 Kisi sev- 



Ey MisrT emTn oldum dirsin nicun olursin olmam dimedum bunlara sinelim 
didum ben olursem dTnum olmez peygamberler maglub olmazlar dimek 
dmlerini yagma itdurmezler dimekdur yohsa Tsa aleyhi's-selami carmTha 
cekdiler Circis ve Zekeriya ve Yahya aleyhimu's-selami ve dahi nicelerini §ehTd 
itdiler magluben olmediler cesedlerini virdiler dmlerini ihya itdiler. NesimTnun 
bir dervi§i isi soyilurken savma'asina gelur NesimT'yi jughnda gorur meydana 
varur derisini soyarlar gorur birkac kerre varur gelur sonra NesimT dir ki dervT§ 
ne cok geldin gitdun dir; sultanum ben hayretde kaldum ne haldur meydanda 
derisini soyalar sen bunda farigu'l-bal otunrsin dir ki; bir alay kilabun elinden 
halas olmaga bir deri ile sulh olduk deri onlann olsun isde biz gitduk diyerek 
postini esinine alup Halebun on kapusindan da selam idup cikup gitmis. Bizum 
de nebT isek mucizatumuz veil isek kerametumuz oldugumuzden sonra zuhur 
ider elhamdu li'llah zalimlerin iltifatlan yuzini gormezuz gorursek de kabul 
itmezuz aldanmazuz akibet sehTd ohnca sa y ideruz. 428 



426 Mustedrek 'ale's-sahThayn, 111/19. 

427 BuharT, Edeb, 96; Muslim, Birr, 165; Ahmed b. Hanbel, Musned, 111,104, IV, 107. (UYSAL, 
23Bahar2007) 

428 (MISRT, 1223), v. 62b 

Ey MisrT emTn oldum dersin nigin olursun, olmam demedim. Bunlara sinelim didim. ben 
olursem dinim olmez peygamberler maglub olmazlar demek dinlerini yagma ettirmezler, 
demekdir. Yoksa Isa aleyhi's-selami carmTha gekdiler. Circis ve Zekeriya ve Yahya 
aleyhimu's-selami ve dahi nicelerini jehTd ettiler. Magluben olmediler cesedlerini verdiler 
ama dmlerini ihya ettiler. 

NesimTnun bir derviji derisi soyulurken ibadet yeri hiicresine gelir. NesimTyi isjnde go- 
rur, meydana vanr derisini soyarlar gorur. Goriir birkag kerre vanr gelir. Sonra NesimT der 
ki 

"dervis ne cok geldin gittin" der; 

"sultamm ben hayrette kaldim ne haldir meydanda derini soyalar sen bunda endisesiz 
oturursun." der ki; 

"bir alay kopeklerin elinden kurtulmaga bir deri ile sulh olduk deri onlann olsun isde 
bizgittik" diyerek postunu sirtma alip Haleb'in on kapusindan da selam verip gikip gitmi§. 



Divan-i ilahiyyat ve Agiklamasi 1 199 



Curuklerin hep sag olur zehrin kamu bal yaij olur, 
Daijlar yemisli bag olur cumle cihan bostan sana 

Curuklerin hep saglam olur zehrinin hepsi bal yag olur, 
Daglar yemisli bag, butun cihan sana bostan olur 

Curuk beden ve dunyadir. Zehir kanlamak icin cektigin cile ve nziktir. Bunlar 
icin dunyani verirsin. Ya cenneti bulursun, yada cehennemi. 

Beden dunyada amel isleyerek Allah Teala nzasini murat ederse kanm ashnda 
senin icini tiksindiren bir maddeler yigini iken sana verdigi guc ile senden guzel 
ameller cikmasma sebep olur. Fakat "kgm bozuk" denilen birisi isen kullugun di- 
sinda bir hale vasil olursun ki zehrin daha zehir olarak ahiret hayatinda zakkum 
yemisi olarak onune gelir. 

Ya da bunun aksi bir hal ile cennet meyveleri. 

Hz. Mevlana kaddese'llahu sirrahu'l-aziz buyurdu ki: 

Muminler mgh§erde derler ki; " Ey melekler, cehennem mu$terek bir yol elegit 
miydi? 

Mumin de oraya ugrayacakti, kafir de. Fakat biz bu yolda ne duman gorduk, 
ne ate§. 

i§te burasi cennet, emniyet yurdu. Peki o a$agilik ugrak nerede?" 
Melekler derler ki: 

" Hani gecerken filan yerde gordugumuz o yemye$il bahce vardi ya. Cehen- 
nem, o §iddetli azap yurdu, i§te orasiydi. Fakat size baghk, bahcelik, yesillik bir 
yer oldu. Siz, bu cehennem huylu, kotu suratli, ates mesrepli nefsi. Cahsip, caba- 
layip tertemiz bir hale getirdiniz; Tanri icin atesi sondurdunuz: $ulelenip duran 
sehvet atesini takva yesilligi, hidayet nuru haline soktunuz; Hirs atesiniz hilim, 
bilgisizlik karanhgi Him oldu; 

Hirs atesini attmiz; o ates diken gibiydi, giil bahcesine dondu.. 
Mademki siz kendinizdeki butun atesleri bizim icin sondurdunuz, bu suretle de 
zehir, bal haline geldi. 

Mademki atese mensup olan nefsi bir bahce yapip oraya vefa tohumlan ekti- 
niz. Oradaki zikir ve tespih bulbulleri, yesillikte, irmak kiyismda guzel bir tarzda 
otUsmeye koyuldular. 

Tann'ya, cagirana icabet ettiniz, nefis cehennemine su serptiniz. Bizim cehen- 
nemimiz de size yesillik, giil bahgesi, agaclik haline geldi. " 

Ogul, ihsanm karsihgi nedir? Lutuf, ihsan ve en degerli sevap. 429 

Guctur kati Hakk'm yolu derqahi hem gayet ulu, 
Sidk ile olmazsan kulu etmez yolu asan sana. 

Hakk'm makami ve yolu guctur. Dergahi gayet uludur, 

Bizim de neb? isek mucizatimiz velt isek kerametimiz oldugiimiizden sonra zuhur ider 
elhamduli'llah zalimlerin iltifatlan yuziinu gormeyiz gorursek de kabul etmeyiz aldanmayiz 
akibet §ehTd oluncaya kadar gayret ederiz. 
429 Mesnevi , c. II, b. 2554-2570 



200 | NiyazT-i Misri kaddese'llahu sirrahu'l aztz 



Sadik kulu olmazsan yolu kolay kilmaz sana. 

insanhk alemi, ruh alemini gercek alemlerdendir. Bu iki alemin temasa gel- 
digi yer ise ahlak alemidir. Ahlak alemi ruhun annmis, seckinlesmis ve ustun bir 
hedefe cevrilmis olan fiillerinin alemidir. Orada yalniz f ii Her ve hedefler vardir. 
Bu hedefler sunlardir: 

1. Hedef birliktir. Orada catismalar, kinler kalkmis, her sey birles- 
mistir.( Fena) 

2. Hedef kendine yetmedir: Eksiklerin birbirini tamamlamasi, birlik halin- 
de alemin yetkin olmasidir. (Beka) 

3. Hedef sukundur. Ruh, tamhgin verdigi bir sukun ve rahathga varacak- 
tir. (Vahdet) 

4. Hedef mertebelerdir.Birbirine gecme imkani olan mertebeler kurula- 
caktir. (Seyr) Hedef adalettir. (Tasarruftan dusup Allah Teala'dan razi olmak- 
tir) Gergek duzene ve mertebelere uygun hareket etmektir. 430 

Kullupa bel baglar isen sam-u seher aglar isen, 
Sular gibi cacjfar isen tiz bulunur umman sana. 

Kulluga bel baglarsan, ak§am sabah aglarsan, 
Sular gibi gaglarsan, umman sana tez bulunur. 

Suyun vasfi akmak, gogaldikga yol bulmak ve vasil olmaktir. Akacak ve irmak 
olacak suya sahip olan igin deryaya kavusmak kaginilmaz sonugtur. 

Adamin biri yillardan beri kendine bir mursid anyordu. Her kimi isitse ko- 
sardi ama higbir kapi agilmiyordu. Bir gun basini bir tugla ustune koyarak uyu- 
du. Aradigini dusunde gormustu. Uyaninca hemen tuglayi opmege basladi; kol- 
tuguna kistirarak her nereye gitse asla yanindan ayirmaz, o olmadan namaz 
kilmaz, misafirlige onsuz gitmez, bas saghgina, dugune hatta uyumaya hep tug- 
la ile beraber giderdi. Biri gelse de kendisini ovmek istese derdi ki: 

Bunu once benim su tuglama, su cevherime soyle! 

Yanina bir ziyaretcpi gelse de elini sikmak istese, 

Once elini su tuglaya siir, derdi. 

Bu nedir? diyenlere, 

Bulunmaz bir seydir, ancak iyi kisilerde bulunur, fena kisilerde bulunmaz; 
otuz sene idi ki bir seyi kaybetmistim, dun gece basimi bu tuglanin ijzerine 
koyunca onu tekrar elde ettim, derdi. 431 

Bulbul oluben ote gor qui gibi acil tutegor, 
A$k oduna can gtggor giilzar olur niran sana. 

Bulbul olup ote gor, gul gibi acil tutegor, 

Ask atesine can atagor cehennem sana cennet olur. 



430 (SANAY, 1986), s. 82; A$k Ahlaki, s. 117 Parantez aciklamalar bizim yorumumuz. 

431 (§ems-i TebrizT, 2007), (M.310), s. 399 



Divan-i ilahiyyat ve Afiklamasi 1 201 



Bulbul/AndelTb/Hezar 

En meshurotucu kus olan bulbul icin 'Dunyada higbir muzik aleti yoktur ki, 
suku§un agzmdan giktigi kadar guzel ses gikarsm.' denmistir. 

Sesinin guzelligiyle unlu bu otiku kus, tan yeri aganrken oter. Otusu armoni 
ve ses zenginligi bakimindan essizdir. 

Boyu 16 cm olan bulbuller kul renginde olur. Bulbullerin ucuslan dengesiz- 
dir. Bulbuller, aydinhk ormanlarda, korularda, hatta buyuk park ve bahcelerde 
bulunur. Daha cok bitkilerle beslenir 

Guzel ve yanik otusuyle taninan bu kus devr-i gul diye de tabir edilen bahar 
mevsiminde (veya nevruzda) gorulur. Gulsende veya cemenlikte kurdugu yuva- 
sini sik dalh ve yaprakh agac dallanna, cokca gul ocaklan icine yapar cunku boy- 
le yerlerdeki yuvalara yilanlar cikamazlar. Yilan, kus yavrulannin etine haristir. 
Baska agaclara yapilmis yuvalara yilanlar, agaca sanlarak kolayca cikar 

Eslesmis olan yash bulbul, ne kadar iyi bakihrsa bakilsin, kafeste yasayamaz, 
olur. Eslesmeden once yakalanan gene bulbul kafeste beslenebilir. Bulbuller 
havalar isinmaya, guller acmaya basladigi zaman ciftlesirler. Disisi yumurtadan 
kalkincaya kadar yalniz kalan erkek ekseriya gun batarken baslayip gece yan- 
sindan sonralara kadar oter. 

Bulbul, Turk ve iran edebiyatlannda basta asik olusu ve sesinin guzelligi ol- 
mak uzere cesitli ozellikleri sebebiyle adi en cok gecen kustur. Ash Farsga olan 
bulbul kelimesi sonradan Arapcaya da girmistir. Turkcesi sanalvac olan bulbu- 
I u n Arapcasi andelTb, Farscasi hezar ve cemileri anadil ile 

Hezarandir. Bulbul icin andelTb ve hezardan baska sesinin guzelligi dolayisiy- 
la, hos-han (guzel okuyan), hos-gu (guzel soyleyen), hos-aheng (guzel sesli) ke- 
limeleri de kullanihr. Bunlann yaninda zend-han (guzel sesli kus), zendvaf, 
zendbaf, zendlaf (bulbul), murg-i bag (bahce kusu), murg-i cemen (cimen kusu), 
seb-han (gece otenkus), murg-i seb-hTz (gece uyanik duran kus), hezar-avaz (bin 
bir sesli) guya-yi cemen gibi kelime ve terkipler de bulbulu ifade eder. 

Aynca belabil kelimesi, bulbuller ve tasalar, kuruntular, vesveseler anlamina 
gelerek cinash kafiye olusturur. 

Butun dunya folklor ve edebiyatlannda genis bir yer tutan bulbul motifinin 
ozellikle Dogu edebiyatlannda onemli bir yeri vardir Bu motif divan edebiyatin- 
da her sair tarafindan, sik sik kullanihr; halk sairi, bulbulu, daha serbest bir mu- 
hayyile ve hassasiyetle isledigi halde, divan sairi, onu, daima ayni kadro dahi- 
linde ele almistir; yani bu edebiyatta, diger unsurlar gibi, bulbul de bir maz- 
mundur. Bu mazmuna gore, divan edebiyatinda da klasik Dogu edebiyatlannda 
oldugu gibi, gulun sevgili olarak dusunulmesi ile bulbul asigi sembolize eder ve 
kendisine daima naz ve cefa eden gule asiktir. Terennumu ya gule askini ilan 
veya istirabini ifade icindir. Bu durumuyla asiga cok benzeyen bulbul, sakiyisla- 
nyla aglayip inleyen, durmadan sevgilisinin guzelliklerini anlatan ve ona ask 
sozleri arz eden bir asigin timsalidir. Onun guzel sesi de asigin guzel sozleri, siir- 
leridir. Nasil bulbul gulsuz olamazsa, asik da masuksuz olamaz. Gulun dikenleri 
nasil bulbulun cigerini delerse, sevgilinin eziyetleri de asigin bagnni deler. Yani 



202 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahii sirrahu'l aztz 



bulbul teshis yoluyla a§igm butun ozelliklerini havidir. A§igm bulbule tesbihi ise 
sevgilinin veya yuzunun gule, dudaginin goncaya, bulundugu yerin gulsene (gul 
bahgesi) tesbihi cihetiyledir. Bulbulun gulsendeki otusu asigin ahina benzetil- 
mistir. G u I (sevgili), bulbule (asik) daima cefa ettiginden bulbul sabahlara kadar 
uyuyamaz. Edebiyatimizda bulbul daima gul ile birlikte zikredildigi igin eski sair- 
lerimiz nerede bir gul gorseler, mevsime bakmadan, derhal bir bulbul tahayyul 
ederlermis. Bulbulden ayn dusunulemeyen gul ise gigeklerin en makbulu ve hos 
kokulusudur ve sayisiz nevi vardir. Bulbul seher vaktinde gulu karsisina alarak 
oter. Gul, onun igin yapraklan yeni agilmis bir kitaptir. Adeta bulbul o kitabi 
okur. Bazen gul yapragindan bazen de mushaftan ayetler yahut Gulistan'dan 
beyitler okuyan bulbulun butun nesesi gul ile kaimdir. Gulden ayn olunca inle- 
yisler icinde kahr. Gulu gorunce ise mest olur. Her zaman niyaz durumunda yal- 
varan bulbulun karsisinda gul daima naz igindedir. 

Kuslann yasadiklan yerler farkh farkhdir. Karganin lesi, baykusun viraneyi 
sevdigi gibi bulbul de gulzan sever. Bagda, bahgede, gigekler arasinda dolassa 
da bulbul daha ziyade gul dallan ve yapraklan arasinda gorulur. Bulbulun 
tahtgah, mahfil, sayeban, sagar, keskul adlanni alan yuvasi da buradadir. Gul- 
bulbul beraberligi, gulun rengi itibariyle atesi gagnstirdigindan gesitli tasavvur- 
lar olusturur. 

G u I Hz. Musa aleyhisselama Tur daginda gorunen 'ates-i Musa'ya benzetil- 
diginde, bulbul Hz. Musa'nin 'kelim' sifati ile karsimiza gikar. Guzel sesinden do- 
layi bulbul ile Hz. Davut aleyhisselam arasinda da ilgi kurulur. Aynca gul camiye, 
servi minareye, bulbul ise Kur'an-i Kerim okuyan kisiye benzetilir. 432 

Ytizijn Niyazi eyle hak derd ile kil baqrim cak, 
Kalbin sarayin eyle pak sayet qe/e Sultan sang. 

Niyazi yuzun toprak eyle, derd ile bagnni yar, 
Kalb sarayini temizlersen, sana Sultan gelir. 

Kalbin iki yuzu vardir: Bir yuzu insanin sol bogrundeki yurege muteallik ol- 
dugundan sadr denmistir ki gogu seytanT havatir buradan girer. Kalbin bu yu- 
zunde zulmanT perdeler (hicabat) vardir. Diger yuzu Hazret-i Hakk'a mutevec- 
cihtir ki bu nedenle kalp denmistir. ilahTfeyz bu yuzden gelir. Kalbin bu yuzun- 
de de sayisiz nuranT perde vardir." 433 

ismail Hakki BursevT, Kitabu'n-Netice adh eserinde kalbin kazandigi ehem- 
miyetli mevkTyi belirtmek ve onun bir takim muhim hususiyetlerinden bahset- 
mek gayesiyle sunlan soylemistir: 

"insanin yuzu Rahman'in aynasidir. Ayn'i ise Allah Teala'nin esranndandir. 
Cunku ayn, alem-i emirden, vucud alem-i halktandir. Fakat birbirine gok kuv- 
vetle baghdirlar. insanin iki gozu, Huda'nin nurundan ay ve gunes gibidir. Biri 
alem-i zat, biri alem-i sifat'a remzdir. Cesedin maverasinda ruh, ruhun otesin- 



432 (ESKiGUN, 2006), bolum 4.1 

433 (OGKE, 2000), s.187; Yigitba§i Veil, Atvar-name-i Seb'a, v. 39a 



Divan-i ilahiyyat ve Aqklamasi 1 203 



de ayn, ayn'in otesinde sir vardir ki butun mertebeleri bu ihata edici sir gizler. 
Sir validdir. Sirnn tenezzulu ruh, ruhun tenezzulu ceseddidr. Cesedin batini 
alem-i halk, ruhun batini ise alem-i ervah'tir. Ruh zevc, cesed zevce gibidir. iki- 
sinin izdivacindan kalp ve diger kuvvetler dogmustur. insanin kalbi, ruhi kuv- 
vetlerdendir. Kalp ism-i azamin tahtgahi, vasi Allah Teala'nin cilvegahidir. 
Vucud ulkesinde hilafet kalbindir. Ondan ulu nesne yoktur. Kalbin ruha yakinh- 
gi vardir. Bu yakinhk yuzunden ondan nur ahr ve heykele verir. Kalbin ash me- 
lekuttan, cesed ise alem-i milktendir. 

Semavat yedi tabakadir. Herbirinde baska bir emr-i rahmani ve sirr-i 
subham vardir. Sifat-i Seb'a; hayat, ilim, basar, semi, iradet, kudret, kelam- 
dir. Nuzul itibariyle yedisi feleku'l-kamerdir, mazhar-i kelamdir. 

Kalbin mertebesi de yedidir. Buna etvar-i seb'a derler. Yedincisi sadirdir ki 
felek-i kamer mertebesidir, mahall-i hitaptir, akrab-i menazildir. Sadir, kalbin 
zahiridir, vehm ve hayalle yukludur. Rahmet, feyz-i hass-i ilahTdir. Onun nuzu- 
I CJ yok, kalpten zuhuru vardir, fakat dis sebepler yuzunden inzal denir. Fetih 
de kalbin kapisinin fethidir, gaybm kapisinin fethidir. Kalbin batini ruhtur, 
gayb-i izaftdir. Ruhun batini sirdir, gayb-i mutlaktir. Kalbin zahiri sadirdir, 
sehadet-i Tzafiyyedir. Sadnn zahiri de ceseddir, sehadet-i mutlakadir. Kalp iki 
taraf arasmda a'raf gibidir. Zahiri nar gibi zulmani, batini ise cennet gibi 
ndranidir. Bundan muminin cennete duhulunun batini ile kafirin cehenneme gi- 
risinin zahiri ile oldugu anlasihr. Zira sonunda baun zahir, zahir de batin olur. 

434 

Kalb sarayini temizlemenin gerekli olduguna isaretle remzen Rasulullah 
sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki; 

"iginde kopek veya resim bulunan eve melekler girmez. " 435 

Sultana layik olan sarayda oturmaktir. Muminin kalp sarayi temizlenince sultan 
tesrif eder. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki; 

"Mii'm'm hurmaya veya anya benzer; an temiz yer ve temiz uretir. Yine 
mii'm'm som altm pargasi gibidir; ate$e atilip uzerine uflenir, yine som altm ola- 
rakgikar."* 36 

Stir gikar gayri gontilden, ta tecellt ede Hakk 
Padi§ah konmaz saraya hane ma'mtir olmadan 
§emsT SivasT kaddese'llahu sirrahu'l azTz 



434 (gELiK, 1994), s.31; A.U.i.F., MED 1975/2 Erdogan Fuat, Kitabu'n-Netice ve insan, s. 216- 
217. 

435 Ebu Davud. Taharet. 89. Libas. 129: Nesai. Taharet. 167. Hayl. 11: DanmT. tsti'zam. 34: 
ibn. Hanbel. 1/80. 83. 107. 139 

436 Hakim, el-Mustedrek ale's-Sahihayn, I, 147 (253); ibn EbT Seybe, Ebu Bekir Abdullah, 
Musannef, 1. bsk. thk. Muhammed Abdiisselam Sahin, Daru'l-kutub el-ilmiyye, Beyrut, 
1995, VII, 89 (34414, Hadisin birinci kismi); BeyhakT, Su'abu'l-Tman, V, 58 (5765, Hadisin 
birinci cumlesi); Kuda'T, Miisnedu's-sihab, II, 278 (1354). RamhurmuzT, Kitabu emsali'l- 
hadis, III, 66, 67; Ebu's-Seyh, Kitabu'lemsal, s. 232 (343). (UYSAL, 23 Bahar 2007 ) 



204 | NiyazT-i Misri kaddese'llahu sirrahu'l azTz 



10 

Vezin: Fa'ilatun Fa'ilatun Fa'ilatun Fa'ilun 

iki kasm arasmda gekti hatt-i istiva, 
(Allemel esma) yi ta'lim etti ol hattan Huda. 

Zat-i ilme Mustafa, esmaya Adem'dir em in, 

ikisinden zahir olmustur ulum-i enbiya. 
Zat-u esma vii sifat ef'al-u asar cumleten, 
Her zamanda bir velinin vechine bunlar ziya. 

Secde eyle Adem'e ta kim Hakk'a kul olasm, 

Eden Adem'den iba Hakk'dan dahi oldu ciida. 
Kenz-i la-yefna yi bilmez kandedir ilia fakir, 
Bahr-i bipayam bulmaz etmeyen terk-i siva. 

Sureta gordiiler Allah diyeni olmus fakir, 

Sandilar Allah fakirdir kendilerdir agniya. 
Ravza-yi hadrayi bilmez Hizr'a yoldas olmayan, 
Ab-i hayvan-i bu zulmu gormeyenler sandi ma. 

Bil ki seddeyn iki kas iskender ortasmdadir, 

Cem'i cem-iil cem He feth oldu ebvab-i Huda. 
Kande bulur Hak-ki inkar eyleyen bu Misrtyi, 
Zahir olmusken yiizunde nur-i Zat-i Kibriya. 

iki kasm arasmda cekti hatt-i istiva, 
(Allemel esma) yi ta'lim etti ol hattan Huda. 

iki ka§in arasmda gekti duz bir hat gekti, 

Allah Teala butun isimleri ogretti o duz gizgiden. 

Bu beyti tahkik idevuz ta ki evliyanun [43a] kelamlanni her bir mukallid 
zu c minca bir ma' na virmeyeler dahi veya ilhamsuz muhal idugin bilup tahrif itme- 

yeler. imdi iki kasdan murad dord vavdur hakeza jjj\j her ikisi bir kavsdur, ikisinun 

ma-beyninde elif vardur zira isimdur, ikisinde yokdur zTra zatdur. Lev cae sitte 

bade sitte dimek sitte ba'de sitte dimekdur zTra -r altidur mesela vav 13 437 

vecede 13 438 Allah 66 439 13+66= 79 vech-i aher jjj\j bunlar mertebe-i mi'atda 



437 J l J = 6+1+6=13 
438 ȣj = 6+3+4=13 
439 .JJI =1-30+30+ 5=66 



Divan-i ilahiyyat ve Aciklamasi 1 205 



2500+25= 2525 mertebe-i ahadda 25 bu kadardur vech-i aher jjj\j hatt-i adedde 
beraberdur mertebe-i mi 'atda ve ahadda ]a harfinin elifi ile ki )&>- i istiva odur zTra 
]ff \ ]ff-r olur. -r 6, ]e> 9, \ 1, Ss> 9 = 9+ 1+9+6= 25 mertebe-i mi'atda hat ma'a'l-elif 

2500+25= 25252 istiva jjjlj istiva-i hatt ve'i-hasil iki alti altmis alti olur iki alti bir 

elif on uc olur yam iki alti birbirinun ardina konursa altmis alti olur birbirinun 
ustine cikarsa on iki olur elif ile on uc olur haza mana kabe kavseyn vech-i aher-i 
kabe 4 kavseyn 166 166+4= 170 166 ikisi bu kadardur 166+4+166+4= 340 ev edna 
harf-i edna yadur uzerine koyinca ucyiJz elli olur anun cun ev ile geturdi ki uc yuz 
kirk da uc yuz elli de MisrT adedidur idgam ile ve fekk-i idgam ile vech-i aher edna 
altmis besdur Misnnun sinni simdi altmis besdedur bunu gorenler lutf idup nusha- 
sin alabilurse VanTye ve musahibe gondursunler ki padisahun sevindurmege 
mayalasdugi nice nurdur sevindur-mek mumkinumdur bilsun edeb ile olursa olsun 
olmazsa simden sonra bilmis olsun Allah kendini sevindurur usakhgi delikanlihgi 
kosun ve ilia kendi bilur/e-/za sevveytehu da olan iki vav bu vavlara isaretdur kabul 
itmeyen seytandur. 440 

"Kas" lafzi ekser kullanista "kavs" lafzi ile tesbih ve temsTI eder. iki kavsdan 
murat kavs-i vucub ve kavs-i imkandir. 

"Alleme'l-esmayi ta'ITm etti ol hattan Huda" diye buyrulmasi; 



440 (MISRT, 1223), v. 43a 



Bu beyti tahkik ideyiz ta ki evliyamn [43a] kelamlarmi her bir mukallid zummca bir 
mana vermeyeler dahi veya ilhamsiz muhal idigin bilup tahrif etmeyeler. imdi iki ka§dan 
murad dort vavdir hakeza jjjlj her ikisi bir kavsdir, ikisinun ma-beyninde elif vardir zira 
isimdir, ikisinde yokdur zTra zattir. Lev cae sitte ba de sitte demek sitte ba'de sitte demek- 
tir zTra ^altidir mesela vav 13 vecede 13 Allah 66 13+66= 79 vech-i aher jjj'j 
bunlar mertebe-i mi'atta 2500+25= 2525 mertebe-i ahadda 25 bu kadardir vech-i aher 
jjjlj hatt-i adedde beraberdir mertebe-i mi 'atta ve ahadda -5= harfinin elifi ile ki -^ i istiva 
odur zTra J= I J= ^ olur. £ 6, -5= 9, I 1, -5= 9 = 9+ 1+9+6= 25 mertebe-i mi'atta hat ma'a'l-elif 
2500+25= 25252 istiva jjj'j istiva-i hatt toplami iki alti altmis alti olur iki alti bir elif on uc 
olur yam iki alti birbirinin ardina konursa altmi§ alti olur birbirinun iistiine cikarsa on iki 
olur elif ile on uc olur haza mana kabe kavseyn vech-i aher-i kabe 4 kavseyn 166 166+4= 
170 166 ikisi bu kadardir 166+4+166+4= 340 ev edna harf-i edna yadur uzerine koyunca 
ucyuz elli olur onun icin ev ile getirdi ki uc yuz kirk da iic yiiz elli de Misri adedidir idgam ile 
ve idgam agmak ile ba§ka bir yon ile edna altmi§ bejdir Misnnun ya§i simdi altmi§ be§dedir 
bunu gorenler lutf idup nushasm alabilirse VanT'ye ve musahibe gondersinler ki padi§ahin 
sevindirmege mayala§tigi nice nurdur sevindirmek mumkun mudur bilsin edeb ile olursa 
olsun olmazsa simden sonra bilmi§ olsun Allah kendini sevindirir u§akligi delikanlihgi ko§un 
ve ilia kendi bilir fe-iza sevveytehu da olan iki vav bu vavlara i§arettir kabul etmeyen sey- 
tandir. 



206 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l aztz 



"Ben yeryuzunde bir halTfe (bana muhatap bir mahluk, Adem) yaratacagim. 



441 



kelamiyla meleklerin".. Bizler hamdinle seni tesbih ve seni takdis edip durur- 
ken, yeryuzunde fesat cikaracak, orada kan dokecek insan mi halife kihyorsun..." 
442 iddialanna karsihk "... sizin bilemeyeceginizi herhalde ben bilirim..." 443 "Allah 
Adem'e butun isimleri, (esyanin adlanni ve ne ise yaradiklanni) ogretti." 444 Beya- 
ni hakikat ile Adem'in yikeligini asikar eyledi. 

Allah Teala "... eger siz sozunuzde sadik iseniz, sunlann isimlerini bana bildi- 
rin..." 445 buyurunca melekler "Ya Rab! Seni noksan sifatlardan tenzih ederiz, se- 
nin bize ogrettiklerinden baska bizim bilgimiz yoktur; suphesiz alTm ve hakim olan 
ancak sensin..." 446 diye kabul ettikleri aciklaymca, Allah Teala "Ey Adem! Esyanin 
isimlerini meleklere anlat" dedi. Adem onlann isimlerini onlara anlatinca, "Ben 
size muhakkak semavat ve arzda gorunmeyenleri (oradaki sirlan) bilirim. Bundan 
da ote, gizli ve acik yapmakta olduklannizi da bilirim, dememis miydim?" dedi. 447 

Bu beyt Adem aleyhisselam da olan mazhariyyetin ilahT isimlerin hepsini top- 
ladigina isarettir. Yani Allah Teala'nin muttasif oldugu sifat-i subutiyyesi uzere 
halk eyledi. Cunku hayat, ilim, irade, semi, basar ve kelam sifatlanyla muttasifdir. 

Bir baska mana "iki kas"dan murad celal ve cemal sifatlandir. Celal sifati kahr 
ve gazabla alakah olan sifattir. cemal sifati nza ve lutfla alakah olan sifattir. hatt-i 
istiva zu'l-celal-i ve'l-ikramin tarn zuhuryeri olan HakTkati Muhammediye'dir. Allah 
Teala'in zatinin celal ve cemaline sifatina mazhar olan ilahT isimlerin hepsine ka- 
vusmus demektir. 

"Ona §ekil verdigim ve ona ruhumdan ufledigim zaman..." 448 ayetiyle ufle- 
nen ruhun izafeti celal ve cemal olan feyz-i MuhammedTdir. Hz. Adem feyz-i 
hakTkat-i muhammediyyeye mazhariyyet ile mazhar-i celal ve cemal oldu. 

"yedeyn"den de murat sifat-i celal ve cemaldir. Bu nedenle celal mazhan olan 
seytan, Adem aleyhisselama secdeden imtina edince: 

"iki elimle yarattigima secde etmekten seni men eden nedir? Bobiirledin mi, 
yoksa yiicelerden mi oldun? ..." 449 hitabiyla muhatab oldugu Hz. Adem 
aleyhisselam celal ve cemali cami oldugunu aciklamaktadir. Butun ilahT isimlerin 
merkezi celal ve cemal sifati oldugu cihetle Hz. Adem aleyhisselam hakTkati 
Muhammediyye feyzi vasita olmakla isimlerin hepsini ogrenici oldu. Yani isimlerin 
hepsinin mazhan tarn oldu. Butun isimleri bilmek hilafet geregi olduguda ayn bir 
hakikattir. Kainatta bulunan her sey bir sey ilahT isimlerden bir hakikatin terbiyesi 
altinda zuhur eder. Bu sekilde olmasa idi hakTkat-i muhammediyye ile ilahi isimle- 



441 Bakara, 30 

442 Bakara, 30 
Bakara, 30 

444 Bakara, 31 

445 Bakara, 31 
Bakara, 32 
Bakara, 33 

448 Hicr, 29-Sad, 72 

449 r « , -, c 

Sad, 75 



Divan-i ilahiyyat ve Afiklamasi 1 207 



rin mazhanna kadir olamayip halife olmaktan duserdi. 

Bir baska mana Hz. Adem aleyhisselam ve Havva validemiz olup ikisinin izdiva- 
cmdan nesillerin vucQda gelmesidir. 

Bir baska mana; Adem'de olan akil ve nefis cuzlerinin bulunmasi ve imtizag ve 
birlesmesinden kalbin dogmasi ile Hakikati Muhammediyyeye istidad kazanmasiy- 
la hakTkat-i muhammediyye feyzi ile MahT isimlerin hepsine mazhar olup hakikati 
muhammediyye vekil oldu. 

Zat-i ilme Mustafa, esmaya Adem'dir em in, 
ikisinden zahir olmustur ulum-i enbiya. 

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Allah Teala'nin ZatT ilmine, Adem 
aleyhisselam isimlerine mazhardir. 

Enbiyanin ilmi bu ikisinden meydana gelmistir. 

"zat" nefsiyle kaim olana denir. isim ve sifat zatin mefhumudur. Besere tarn 
bir kabiliyet verilmedi ki; Allah Teala'nin zatinin ashni ve hakTkatini idrak eyleye. 
Onun igindir ki Allah Teala'nin fiilleri idrak olunur ondan sonra istfdadi kadarda 
sifat ve zati idrak olunur ondan sonra hayret-ustu-hayretdir ki; bu dedigimiz 
salikTnin tankidir. Bazilan idrak olunur derlerse de yine hakikat agisindan yine 
noksandir. Allah Teala'nin bildigimizden baska olmasi kendi vasfidir. Onun igindir 
ki Allah Teala'nin sifati, zatin ayni degil gayn dahT degildir. 

"isim": konulan veya tayin edilen bir seyin alameti olan seye derler. Bazi 
mesayih yaninda isim lafiz ve yazilan sey degildir. Belki isimden murat konulanin 
kendisidir. 

"Zat-i ilme Mustafa, esmaya Adem'dir emin" beyti, gegen beyti tefsir ve agik- 
lamasi gibidir. Yani HakTkat-i Muhammediyyeden ibaret olan hatt-i istivadan 
Adem'e esmayi ta'ITm ettigini bu beyit agiklamadir. Cunku vasita olmada kalem 
mesabesinde olan HakTkat-i Muhammediyye ile zatT ilmi levh-i mahfuza gikanp 
Adem aleyhisselama hakikatleri verdi demektir. 

HakTkat-i muhammediyye ilm-i zat ile ruhlann hakikatlerini belirsizlik aleminden 
bilinirlige vasita oldugu ve ruhun hakTkat-i muhammediyyeden izafT olmasiyla 
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ebu'l-ervah ve Hz. Adem Aleyhisselam ebu'l- 
beser olmakla oncekiler ve sonrakilere silsile ile enbiya ve evliyaya onlardan intikal 
etmistir demek olur. 

Zat-u esma vii sifat, ef'al-u asar cumleten, 
Her zamanda bir velinin vechine bunlar ziya. 

Zat'in isimleri ve sifat, ef'al ve eserlerin hepsi, 

Her zamanda bir velinin yuzune bunlar ziyadir. 

Bu beyit tevhidin mertebelerini beyandir. Tevhidin tarifinde birgok agiklama 
vardir. Hepside birbirine yakin ve tasdik eden sekildedir. Bazilan demistir ki; 
tevhid lugatta bir seyin tek oldugunu bilmek ve hukmetmektir. Hakikat istilahinda 
zat-i ilahiyyeyi fena ile tasavvur ve zihin ve vehimlerde hayal olunan her seyden 



208 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l azTz 



tecrid etmektir. 

Bazilan demistir ki; tevhid goklugu vehm olunan veya bilinen ve hissedilen seyi 
tek kilmaktir Bu bilme ise sifatta ve zatta olur. 

Bu beyt tevhidin butun zamanlarda kamil bir veli ve mukemmilin yuzunde asi- 
kar oldugunu haber veriyor.. isimlerin tevhidi ve hilafet rutbesinin mazhan olan 
zat her asirda biri olur. Bu zat Hakikat-i Muhammediyye veraset ile halTfetullah 
olan kutbu'l-aktab ve gavs-i a'zam denilen kisidir. Bu nedenle "Her zamanda bir 
veltnin vechine bunlar ziya" diye buyruldu. 

TEVHiDMERTEBELERi 

iki bolumde incelenmekte ve degerlendirilmektedir. 

ilk bolum Fenafillah mertebeleri olarak isimlendirilir. 

Bu bolum 3 mertebeden meydana gelmektedir, Bunlara, Terakki Makamlan 
da denir, Sirasiyla; 
a-Tevhid-i Efal, 
b-Tevhid-i Sifat, 
c- Tevhid-i Zat'tir. 

ikinci bolum Beka-billah mertebeleri olarak isimlendirilir. 
Ug mertebeden ibarettir, TedellT Makamlan diye de adlandinlmaktadir. 
a- Cem, 

b- Hazretu-l-cem, 
c- Cem'u'l-cem, 

d- Ahadiyyetu'l-cem: Rasulullah sallallah u aleyhi ve sellem Efendimize has 
ve O'na ait bir makamdir. Telkin edilemez. Edilse de anlasilamaz. 

FENAFlLLAH MERTEBELERi 

a-Tevhid-i Efal: Fiillerin birligi anlamina gelir. Bu mertebede gozetilen edebi 
Fiillerin hepsini yani bize nisbetle iyisini de kotusunu de Hakk'a nisbet etmek 
esastir. £unku onlann iyiligi ve kotulugu bize goredir. Yoksa Hakk'a nisbet edil- 
diginde hepsi hayirdir ve isimlendirilmemistir, Fiillerin iyiligi ve fenahgi, kula 
nisbet edildiginde belirlenir ve bu zamanda, iyi ve kotu diye adlandinhr. 

b- Tevhid-i Sifat: Sifatlar Hakk'indir. Yani diri olan, isiten, goren, soyleyen, 
irade eden ve yegane kudret sahibi Allah Teala'dir. 

c- TevhTd-i Zat: Vucud Hakk'indir. Bu makamda salik hissen, aklen ve haya- 
len gerek efal, gerek sifat ve gerek zat aynalanndan vucudu'llah'a baglanip, 
cumle esyanin vucud-i Hakk oldugunu mulahaza eder ve bu esnada istigrak ha- 
sil olur. 

BEKABTLLAH MERTEBELERi 
a-Cem Makami: Hakk'i zahir, halki batin olarak musahede etmek. Bu ma- 
kamda, halk ayna olup, oradan Hak zahir olur. Bu makamda, vahdet suhudu ga- 



Divan-i ilahiyyat ve Aqklamasi 1 209 



liptir. 

b-Hazretii'l-cem Makami: Halki zahir, Hakk'i batin olarak musahede etmek. 
Burada Hakk aynasindan, halk zahir olmustur. 

c- Cem'u'l-cem Makami: Kesret ve vahdeti cem'eden bir makamdir. Zahir 
olsun, batin olsun etimle var olanin Hakk olarak musahede edildigi yer diye ifa- 
de edilir. Zahir olan mukayyed, batin olan mutlaktir. Mukayyed dedigimiz de, 
mutlak dedigimiz de hepsi Hak'tir diye zevk olunur. 

d- Ahadiyyetii'l-cem Makami: Bu makam, makam-i MuhammedT'dir. 
Mukayyed olan varhktan kaydin kaldirildigi yerdir. Gercek imanin son duragi 
burasidir. Bundan sonra baskaca bir makam yoktur. Cunku burasi en yuce mer- 
tebedir. 450 

Secde eyle Adem'e ta kim Hakk'a kul olasm, 
Eden Adem'den iba Hakk'dan da hi oldu ciida. 

Secde eyle Adem'e ta kim Hakk'a kul olasm, 
Eden Adem'den iba Hakk'dan dahi oldu cuda. 

Mursid-i kamil ve mukemmil Allah Teala'nin halTfesi olur ki; hakikati seriate 
tatbTk ve ilahT isimlerin hepsini tahkik ile ademin manasidir. 

"Secde", ta'zTm tevazu' ile itaat ve boyun egmedir. Yani yukanda gectigi uzere 
ilahT isimlerin hepsine tarn mazhar olan adem-i manaya secde eder. 

"Kim Rasul'e itaat ederse Allah'a itaat etmi§ olur. Yuz gevirene gelince, seni 
onlarm ba§ma bekgi gondermedik!" 451 Geregince basiretli mursid Rasulullah 
sallallahu aleyhi ve sellemin vekili oldugu itibariyle mursidine itaat ve baglanan 
Rasulullah sallallahu aleyhi ve selleme itaat ve boyun egmistir. Rasulullah 
sallallahu aleyhi ve selleme itaat ve boyun egen Allah Teala'ya itaat ve boyun eg- 
mis olur. 

insamn Yaratihsj 452 

Butun yaratihs olaylan icerisinde insamn yaratihsi buyuk bir oneme sahiptir. 
insamn yaratihsinin, Kur'an-i Kerim'in uzerinde israrla durdugu ve iman esasi 
olarak kabul ettigi ahirete imanla cok yakin bir iliskisi vardir. ilk yaratihs 
ahiretteki yaratihstan daha hayatidir. Ahiretteki yaratma ise ilk yaratmanin 
tekranndan ibarettir. 

insamn yaratihsini kelamcilar Adem aleyhisselamin yaratihsi ile ozdeslestir- 
mislerdir. Kur'an-i Kerim'de Adem aleyhisselamin nasil yaratildigini belirten 
ayetler bulunmaktadirlar. 

"... Allah Adem'i topraktan yaratti, sonra ona "ol" dedi ve oluverdi." 453 

"Sizi bir gamurdan yaratan, sonra olurn zamanmi takdir eden ancak O'dur. 



450 (KUMANLIOGLU, 1988) 

451 Nisa, 80 

452 (GECDOGAN, 2005), s. 72 
453 AI-i imran, 59 



210 | NiyazT-i Misri kaddese'llahu sirrahu'l aztz 



insanin camurdan yaratildigmi ifade eden ayetler ayni zamanda bu camura 
farkh nitelikler yuklemektedirler. "Yapijkan famur", "kuru famur", "pi§mi§ 
$amur", "§ekillenmi§ kara balfik" ifadelerini kullanmistir. 455 

insanin topraktan yani cesitli sifatlara sahip camurdan yaratildiktan sonra 
ona ruh uflenmesi asamasi vardir. Kelamcilar topraktan yaratilmayi birinci 
asama, ruhun uflenmesini de ikinci asama olarak degerlendirip, yaratmanin iki 
asamadan mutesekkil oldugunu dusunmektedirler. 

Ayetlerde gecen "ruhun uflenmesi ifadesi insanin yaratihsini anlamada 
onemli bir yer isgal etmektedir. Ufleme anlamina gelen "nefh" kelimesi 
Kur'an-i Kerim'de farkh ayetlerde farkh baglamlarda gecmektedir. 

"Ona §ekil verdigim ve ona ruhumdan ufledigim zaman siz hemen onun 
igin secdeye kapanm." 456 "iffetini korumu§ olan imran km Meryem'i de Allah 
ornek gosterdi. Biz, ona ruhumuzdan ufledik ve Rabbinin sozlerini ve kitapla- 
rmi tasdik etti. O g on u Id en itaat edendir." 457 

"Sonra onu tamamlayip $ekillendirmi$, ona kendi ruhundan uflemi$tir. Ve 
sizin igin kulaklar, gozler, kalpler yaratmigtir. ..." 458 

"Sura uflendigi zaman artik aralarmda akrabahk baglari kalmamigtir, 
birbirlerini de arayip sormazlar." 459 

"... Benim iznimle gamurdan, ku§ §eklinde bir §ey yapiyordun da ona tiflu- 
yordun, hemen o bir ku§ oluyordu." 460 

Bu ayetlerde "ufleme" kelimesi farkh baglamlarda kullanilmis olsa da, ke- 
limeye verilen anlam aynidir. Bu ayetlerde gegen ufleme kelimesi ile nesneye 
hareket ve canhhgin verilmesi kastedilmistir. Yukanda ornek olarak verdigimiz 
ayetlerde ruhun uflenmesi ile ilgili bakis agimizi yonlendirecek ve diger ayetleri 
anlamamiza yardimci olacak ayet Hz. Meryem ornegidir. £unku bu ayet ufle- 
menin anlamini net olarak a?iklamaktadir. "Meryem'e ruhumuzdan ufledik" 
ifadesi klasik ruh anlayisi cpergevesinde dusunulurse problem olusturmaktadir. 
Cunku bu uflenen ruhla Meryem'in canlanmasi gerekirdi ki bu mumkun degil- 
dir, zira Meryem hayattadir. O zaman bu ifadeden anlasilmaktadir ki Meryem'e 
ruhun uflenmesi ile isa yaratilmistir. 

Sonug olarak ilk insanin yaratihsi hem cins hem de bir sey olarak buyuk 
onem tasimaktadir. Yukanda agiklanan yaratihs evrelerinin en onemli asamasi 
ruh uflenmesi asamasidir ki, bu farkh anlayislara yol agmistir. Ancak bu asama 
insanin canhhgini ifade eden bir asamadir. Yoksa felsefi kabullerin sekillendirdi- 



En am, 2. 

455 Sad, 71-72; Saffat, 11; Hicr 26; Rahman, 14; Saffat, 11; Hicr, 28; Rahman, 14; Hicr, 
26 

456 ... _.,-. 

Hicr, 29 
457 Tahrim,12 

458 c , „ 

Secde, 9 

459 Mu'minun, 101 
450 Maide, 110 



Divan-i ilahiyyat ve Aqklamasi 1 211 



gi insani insan yapan, ustun ve soyut bir cevher degildir. 

Hz. Adem aleyhisselama Secde 

Kur'an-i Kerim'de Allah Teala'nin emriyle meleklerin Hz. Adem 
aleyhisselama secde ettiklerinden haber verilmektedir. Ancak secdenin keyfiye- 
ti ve secde olgusuna ser'i literaturde yuklenen anlam goz onune ahndiginda, 
Meleklerin Hz. Adem aleyhisselama nasil ve ne sekilde secde etmis olabilecek- 
leri sorunu ile karsi karsiya kalmaktayiz. Ayni zamanda Kur'anT bir kavram olan 
'secde' ye yuklenen farkh anlamlar da bu sorunu yoruma acik hale getirmekte- 
dir. Seriat orfunde, Allah Teala igin aim yere koymak ve Yuce Yaraticimn huzu- 
runda yerlere kapanmak anlamma gelen secde yalnizca Allah Teala'ya karsi 
yapilmasi gereken bir eylem olarak kabul edilmis, Allah Teala'dan baskasina ya- 
pilmasi ise yasaklanmistir. Hal boyle olunca karsimiza su sorular cikmaktadir: 

Meleklerin Allah Tedld'nm emriyle Adem aleyhisselama yaptiklan secdenin 
mdhiyet nedir? Keyfiyeti nasildir? 

Adem aleyhisselama yapilan bu secde, bir ibddet secdesi midir, yoksa Adem- 
'in ustunlugunu vurgulama adma yapilan bir ta'zim gosterisi midir? 

Adem'e bu secdenin yapilmasmin ne gibi hikmetleri olabilir? 

Bu ve benzeri sorulan daha da cogaltmak mumkundur. 

Secde Kelimesinm Sozluk Ve Terim Anlamlan 

Arapca irrj* kokunden turemis bir isim olan secde kelimesi, itaat etme, bo- 

yun egme, saygi gosterme, basi one egme, selamlama, aim yere koyma, ibadet 
kastiyla egilme, teslim olma, bir kimsenin hukumranligi altma girme gibi anlam- 
lara gelir. 

Araplar, meyvesinin bollugundan dolayi dallan yerlere egilen hurma agaci- 
na, 'nahletun sdcidetun' (secde eden / sarkan hurma agaci) derler. 

Ragib el-isfehanT (502/1108), secde kelimesinin lugatte; egilmek, kendini 
kucuk gormek, son derece itaatkar olmak anlamlanna geldigini soyleyerek, soz 
konusu bu kelimenin Allah Teala karsisinda kendini kuguk gorerek (tezellul), 
O'na boyun egip ibadet etmeyi, kulluk yapmayi ifade etmek icin kullanildigini 
belirtmektedir. 

Terim anlamma gelince: Kisaca secde, 'aim yere koymaktan ibarettir' diye 
tanimlanmistir. Hatta bunun ibadet niyetiyle olmasinin da sart olmadigi soy- 
lenmistir. Ancak yine de seccfe'nin namaz ibadetinin bir ruknu olarak kavram- 
lastigini gormekteyiz. Buna gore secde denilince namazda aim, burnu, elleri, 
dizleri ve ayakuclanni yere koyarak Allah Teala'nin huzurunda yerlere kapanma 
akla gelmektedir. Buna gore ashnda terim olarak mutlak anlamda yere kapan- 
ma anlamma gelmesine ve genis bir anlama sahip olmasina ragmen dini litera- 
turde secdenin namaz ibadetindeki bir rukunle ozlestestirildigi anlasilmaktadir. 



212 | NiyazT-i Misri kaddese'llahu sirrahu'l aztz 



>& 



Koku Ve Turevlerinin Kur'andaki Anlamlan 



A. Allah'a itaat Etmek, Emrine Boyun Egmek 

B. Saygi Gostermek, Saygi lie Selamlamak 

Meleklerin Hz. Adem aleyhisselama ve kardeslerinin Hz. Yusuf 
aleyhisselama secdelerinden soz eden ayetlerde gecen secde kavramina verilen 
anlamlardan birisi de, selamlamak ve saygi gostermektir. 

C. Allah'a ibadet Maksadiyla Boyun Egmek ve Aim Yere Koymak 

D. Egilmek, Bas Egmek; Aleak Goniillii Olmak; Saygih Olmak 

E. Namaz Kilman Yer 

Kur'an-i Kerim'de toplam yirmi sekiz yerde ism-i mekan formu ile gecen 
mescid ve mesdcid kelimeleri bu anlamdadir. Kur'an-i Kerim'de secde kavra- 
mina verilen bu anlamlann, lugatta bu kelimeye verilen anlamlarla da yakmdan 
iliskili oldugu gorulmektedir. 

Kur'an-i KerTm'de Yer Alan Secde Cesitleri 

A. Zorunlu Secde (Teshm Secde) 

Bu grupta yer alan varhklann secdesi, iradesiz ve zorunlu olarak yapilan bir 
secdedir. Bitkilerin, hayvanlann, daglann, golgelerin, gok cisimlerinin Allah Tea- 
la'ya secde etmelerinden bahseden ayetlerde, soz konusu cemadat, nebatat ve 
hayvanatin bizim anladigimiz anlamda dilsel suskunluklanna ragmen, bizzat 
varhklanyla gercegi haykirdiklan ve yaratihs gayelerine uygun hareket etmeleri. 

B. istege Bagh Olarak Yapilan (ihtiyar?) Secde 

Ragib el-isfehanT (502/1108), zorunlu (teshtr?) secdenin karsiti olarak ihtiyar? 
secdeyi zikretmis ve bunun yalnizca insana has oldugunu soylemisse de melek- 
lerin ve cinlerin secdelerini de bu grupta degerlendirmistir. 

Meleklerin Hz. Adem aleyhisselama Secdesi 

Kur'an-i Kerim'de Meleklerin Hz. Adem'e secdesi, yedi ayn surede anlatil- 
maktadir. Allah Teala meleklerden Hz. Adem aleyhisselama secde etmelerini is- 
temis, onlar da hicbir itirazda bulunmaksizin bu emri yerine getirmislerdir. 

Kur'an-i Kerim'deki ayetlerden Hicr ve Sad surelerindeki ifadelerde, melek- 
lerin secde ile emrolunduklan kimse icin, Adem ismi zikredilmemis, bunun ye- 
rine be§er ifadesi kullanilmis; 

Bakara, A'raf, isra, Kehf ve Taha surelerinde ise acikca Adem ismine yer ve- 
rilmistir. Yine Hicr ve Sad surelerindeki ayetlerde meleklerden secde etmeleri 
istenen kisiye ruh ufurulmesinden soz edilirken, diger surelerdeki ayetlerde bu 
konudan soz edilmemektedir. 

Buna gore, kendisine secde edilmesi istenen kisinin Adem, Adem'in ise, bi- 
cim verilmek suretiyle yaratihsi tamamlanan, kendisine ruh uflenen, boylece 
beden ve ruh birlikteligi ile tarn ve suurlu bir varhk olan insan oldugu anlasil- 
maktadir. Bu degerlendirmeler karsisinda asil problem olarak uzerinde durul- 
masi gereken sorulanmizi da su sekilde siralayabiliriz: 



Divan-i ilahiyyat ve Aciklamasi 1 213 



a-Melekler ne zaman secde ile emrolundular? Bu secde emri Adem 
aleyhisseldmm yaratilismdan ve ruhunun uflenmesinden once mi, yoksa sonra 
midir? Soz konusu bu emir melekler tarafmdan ne zaman yerine getirildi? 

b- Secde emri meleklerin tamammi mi yoksa bir kismmi mi kapsamaktadir? 
Meleklerin hepsi bu secdeye istirak etmisler midir? Meleklerin secdesi ayni anda 
mi, yoksa fa rkli zamanlarda mi gerceklesmistir? 

Meleklerin Hz. Adem aleyhisselama secde etmelerini konu alan turn ayet- 
lerde meldike (melekler) kelimesinin cogul olarak gelmesi ve ozellikle Hicr,30 ve 
Sad, 73 ayetlerinde "Derken butun melekler topluca secde ettiler." te'kid ifa- 
desi olarak yer alan kulluhum (meleklerin tamami) ve ecmaun (topluca) kelime- 
lerinin kullanilmasi, soz konusu secdenin butun melekler tarafmdan yapildigini 
gostermektedir. Alimlerin buyuk cogunlugu da bu gorustedir. Pes pese gelen 
bu te'kid ifadeleri meleklerin bir kisminin secde etmemis olabilecegi ihtimalini 
ortadan kaldirdigi gibi, meleklerin tamaminin ayni anda, bir defada ve topluca 
secde ettikleri anlamini daha da pekistirmektedir. 

GazzalT (505/1111), RazT (606/1209), Muhyiddin ibnu'l-Arab! (638/1240), 
MevdudT (hyt.1979) gibi bir grup alim Hz. Adem aleyhisselama secde eden me- 
leklerin yalmzca yeryuzii melekleri oldugu, bir kisim meleklerin veya gokteki 
meleklerin ise Adem aleyhisselama secde ile emrolunmadigi goriisundedir. 
Bu alimlerden GazzalT, Adem aleyhisselama secde eden meleklerin, insan cin- 
sinin koruyucusu olan yer melekleri oldugunu, gokyuzu meleklerinin ise Hz. 
Adem'e secde etmedigini belirtirmektedir. 

c- Secde emri yalmzca Hz Adem aleyhisseldmm sahsiyla mi smirlidir, yoksa 
Hz. Adem aleyhisseldm orada insan nev'ini mi temsil etmektedir? 

Allah Teala insanogluna bahsettigi nimetleri sayarken, bunlar arasinda me- 
leklerin Adem aleyhisselama secde etmelerine de yer vermektedir. A'raf 
suresinin 10 ve 11. ayetlerinde bu husus acikca yer almaktadir. Soz konusu 
ayetlerin mealleri su sekildedir: "Andolsun ki (ey insanlar), sizi yeryuzune ger- 
cekten (bolluk icinde) biz yerlestirdik ve size orada geciminizi saglayacak seyler 
verdik. (Hal boyleyken) ne kadar az sukrediyorsunuz! Evet, gercekten de sizi ya- 
rattik, sonra size bicim verdik ve sonra da meleklere "Adem'in onunde secde 
edinl" dedik. Bunun uzerine, Iblis'in dismda, onlar(m hepsi) secde ettiler. (Bir 
tek) o secde edenlerin arasinda yer almadi." Burada goruldugu uzere hitap in- 
sanlann tumunu icermektedir. Bu durum soz konusu secdenin, sadece Hz. 
Adem aleyhisselamin sahsi ile sinirh olmayip, insanligm babasi kabul edilen Hz. 
Adem aleyhisselamin sahsinda butun insan cinsini kapsadiginin bir isaretidir. 
Aynca konu ile ilgili ayetlerde yer alan beser lafzinin cins ifade edebilecegi goz 
onunde bulunduruldugunda da, bu secdenin yine Adem aleyhisselamin sahsi ile 
sinirh kalmayip, insan cinsini kapsadigi sonucuna ulasilabilir. 



214 | NiyazT-i Misri kaddese'llahii sirrahu'l azTz 



d- Bu ayetlerde anlatilan secdenin mahiyeti nedir? Bu secdeden maksat se- 
riat orfunde bilinen ibadet secdesi gibi bir secde midir? Yoksa sozluk anlamla- 
rmda yer alan bir selamlama veya saygi He egilme yahut itaat etme seklinde bir 
secde midir? Bu secde He Hz. Yusuf aleyhisseldma yapilan secde arasinda ne gi- 
bi bir benzerlik vardir? 

Mufessirlerimiz meleklerin Hz. Adem aleyhisselama secdelerinin tipki kar- 
deslerinin, Yusuf aleyhisselama yaptiklan secde gibi ibadet kasti tasimadigi uze- 
rinde ittifak etmekle birlikte, onlarin bu secdelerinin keyfiyeti ve mahiyeti hak- 
kinda farkh gorusler ileri surmuslerdir. 

Mufessirlerin bu konudaki goruslerini su sekilde ozetlemek mumkundur. 

1. Meleklerin secdesinin yere kapanmak suretiyle gerceklejtigi gorusu 

2. Meleklerin secdesinin yere kapanma seklinde gerceklesmedigi gorusu 

3. Meleklerin secdesinin sembolik bir secde oldugu gorusu 

e- Bu secdenin hikmeti nedir? 

Yiice Yaraticinin en guzel bir bicimde yaratip kendi ruhundan ufledigi ve 
yeryuzunde halife kildigi Hz. Adem aleyhisselam ve onun sahsinda temsil edilen 
insan serefli bir varhktir. Onun bu degeri, ustlendigi misyonunun da onemini 
gostermektedir. Allah Teala'nin turn emirlerini itirazsiz olarak yerine getiren 
Melekler, Adem aleyhisselama secde etmekle onun ustunlugunu tescil etmisler 
ve bu saygilanni da insanoglunun yararlan dogrultusunda bir takim isleri ustle- 
nerek sergilemislerdir. Genel olarak insanhgin hayatini surdurmesine imkan ta- 
niyan tabiat olaylannin belli bir duzen icerisinde yurumesini saglamak, ozel ola- 
rak da insanlan korumak isinde; onlan iyi ve guzele yonlendirmede; onlarin ya- 
pip ettiklerini kayit altma alma ve benzeri pek cok konuda melekler uzerlerine 
duseni hakkiyla yapmaktadirlar. Adem aleyhisselama secde emrini veren Yuce 
Allah Teala'dir, dolayisiyla bu emri yerine getirmekle bizzat Allah Teala'ya iba- 
det edilmistir. Adem'e saygi gosterisi olarak, baska bir rituelin degil de ozellikle 
'secde'nin istenmesi, secde ibadetinin onemini ve saygi gosterisindeki yerini or- 
taya koymaktadir. Bu yuzden secde, kulun Rabbine en yakin oldugu eylem ola- 
rak nitelendirilmistir. Allah Teala'nin emrini yerine getirmedigi icin de iblis, kuf- 
redenlerden olmustur. iblis'in kufru, secde emrinin Yuce Allah Teala'nin emri 
oldugunu ve O'nun turn yaptiklannda ve emirlerinde sayisiz hikmetler bulun- 
dugunu bildigi halde, sirf inat, kibir ve kiskanchgindan oturu secdeye varmamis 
olmasindan dolayidir. Buna gore secdenin, meleklerle iblisin denenmeleri icin 
oldugu ve imtihan hikmetine mebni olarak emredildigi anlasilmaktadir. 

Sonuc 

Kur'an-i Kerim'de Allah Teala'nin meleklere, yeryuzunde halife olarak yara- 
tacagi Adem aleyhisselama secde etmelerini emrettigine dair ayetlerden ve bu 
ayetlerin bir arada degerlendirilmesinden ortaya cikan hususlan su sekilde 
ozetlenebilir. 

1- Bu secde emri, meleklere Hz. Adem aleyhisselam yaratilmadan once ha- 



Divan-i ilahiyyat ve Aqklamasi 1 215 



ber olarak verilmis, Adem aleyhisselamin yaratilmasi tamamlanip ruh uflenme- 
sinden ve meleklerden ustun oldugunu gosteren isimlerin ogretilmesinden son- 
ra turn melekler tarafmdan topluca ve ayni anda gerceklestirilmistir. 

2- Adem'e secde emrini veren ayetlerde gecen lam harf-i ceri, meleklerin 
bizzat Adem aleyhisselamin sahsina secde ile emrolunduklanni gosterir. Bu em- 
ri veren Allah Teala oldugu icin yapilan secde, ayni zamanda Allah Teala'ya ita- 
attir. Bu emri yerine getirmeyen iblis, meleklerden aynlarak Allah Teala'ya karsi 
gelenlerden olmustur. 

4- Bu secde ibadet secdesi anlaminda degildir. Allah Teala'dan baskasina 
yapilmasi emredilen secde yuceltme ve selamlama anlammdadir. 

3- Soz konusu secde, terim anlaminda gerceklesmis olabilecegi gibi, lugavT 
anlamda veya daha farkh bir sekilde de gerceklesmis olabilir. Bizim boyle bir 
seyi tespit imkanimiz yoktur. Hakikatini tarn olarak bilemedigimiz varhklar olan 
melekler ayni zamanda fiziksel bir anlam da tasiyan secdeyi kendi varhklanyla 
mutenasip bir tarzda yerine getirmislerdir. Ancak burada meleklerin secdesinin 
sekilselligi degil de onun icerdigi anlam one cikanlmahdir. O da Allah Teala'nin 
emri geregi meleklerin, Adem aleyhisselamin sahsinda, insana saygi sunma, 
onu yuceltme ve selamlamalandir. Allah Teala, meleklerin Adem aleyhisselama 
secdesini, saygi gosterme, yuceltme ve itaatin en yuksek sekli sayilan secde 
kavramiyla bize anlatmaktadir. 461 

Kenz-i la-yefna yi bilmez kandedir ilia fakir, 
Bahr-i bi-payam bulmaz etmeyen terk-i siva. 

Tukenmez hazineyi bilmeyen fakirden baska nedir, 
Baska seyleri terk etmeyen sonsuz deryayi bulamaz. 

"Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdular ki: 

"Benim nazanmda en ziyade gibta etmeye deger kimse su evsafi tasiyan kim- 
sedir: (Dunyevi yiikii ve) hali hafif, namazdan nasibi fazla, insanlar iginde (adem- 
i sohretle) gizli kalmis ve kendisine (cemiyette) iltifat edilmemis mu'mindir. Onun 
nzki (zaruri ihtiyaclanna) yetecek kadardi, o buna sabretti, dlumii de gabuk geldi, 
az miras birakti, kendisi igin matem tutan kadm da az oldu. " 462 

Sureta qorduler Allah diyeni olmus fakir, 
Sandilar Allah fakirdir kendilerdir aqniya. 

Allah! Diyeni zahirde fakir olmus gorenler 
Kendilerini zengin Allah Teala fakirdir zannettiler. 

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki; 

"En gok belalara diisenler nebilerdir. Sonra onlara en fazla benzeyenler, 
sonra onlara benzeyenlere benzeyenlerdir" 



(KESKiN) Makalesi ozetlenerek ahnmijtir. 
452 TirmizT, Zuhd, 35; ibn Mace, Zuhd, 4; Ahmed b. Hanbel, V, 252. 



216 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l aztz 

Musibetler igin soylenilmis en guzel sozlerden biri olan bu hadis-i serifin manasi 
iyilik sahibi olmanin, dogruluk geregine gore yasamanm mutlu olmak ile dogru 
orantih olmadigidir. 

"Her beta, sikmti bir bahsis agar. (Her mihnet ile bir hediye gelir)." Hakikatte 
kahnn ashnda lutuf gizlidir. Hatta bir kimseye dua eden "Allah Teala islah eyleye, 
insaf vere" dese "Allah Teala belani vere" demek gibi olur. Terbiye celal perdesi 
yuzunden zuhur etmektedir. Bu nedenle bela lutufun ash olup rahmete kavustu- 
rur. 

Kahr ve lutf insanlann tabiatina goredir. Bir kimsenin tabiatina kahr olan, ote- 
kinin tabiatina gore bir lutftur. 

Muhyiddin ibn'ul Arab! kaddese'llahu sirrahu'l-aziz buyurdu ki; 

"Allah Teala'nm her bir hediyesi guzeldir; sen heva ve hevesine uygun olani 
hayr, heva ve hevesine uygun olmayam da ser kabul edersin. 'Her sey Allah ka- 
tmdandir' de". "Hevana uygun olan her hediye sikmti, hevana uygun olmayan 
hersikmti ise hediyedir." 

Dunya hayatinda olan olaylar hakkmda kesin olarak "nedeni sudur" denilecek 
bir sebep bulmak cok zordur. £unku Allah Teala "O, her gun yeni bir tecellidedir" 
463 buyurarak bir defa tecelli ettiginde ikincisini tekrar kilmamistir. Allah Teala tek 
oldugu gibi yarattigi mahlukatida her ne sekilde olursa olsun tek ve yalniz bir bi- 
reydir. insanlann dahi urettikleri standart esyalar dahi benzer gorunsede hepsi tek 
ve benzersizdir. Bu bahsedilen seyleri anlamak gunumuz icpin zor olsada gelecekte 
daha iyi fark edecegiz. 

Yaratihsin tek olmasi Allah Teala'nm tek ve bir olmasinin en buyuk delilidir. Kai- 
natta yaratildigi gunden bei tekrar eden benzer higbir mahluk yoktur. Mesela Hz. 
Mevlana kaddese'llahu sirrahu'l aztz bir tanedir. Onun ikincisi bir daha gelmeye- 
cektir. NiyazT-i MisrT de tekdir onun bir ikincisi gelmeyecektir. 

Beyitte Allah Teala'yi zikredenlerin fakir olarak gorunusune takilanlann hakikat 
yonune vakif olamayanlann gorusudur. Zenginlik ve fakirligin maddT boyuttaki 
sinirlan museccel isede mana boyutunda bir aynm ve siniflama yoktur. Rasulullah 
sallallahu aleyhi ve sellem, Allah Teala'nm sevdigi bir kulu iken bildigimiz hayati 
dunyevT sikmtilarla dolu olmasi gercegin gordugumuzden baska oldugunu goster- 
mektedir. 

Allah Teala buyurdu ki 

"Gergekten Allah fakir, biz ise zenginiz." diyenlerin sozunu andolsun ki Al- 
lah isitmistir." 464 

"Zengin eden de yoksul kilan da O'dur." 46s 

Ravza-yi hadrayi bilmez Hizr'a voldas olmayan, 
Ab-i hayvan-i, bu zulmu gormeyenler sandi ma. 

Ravza-yi hadra (Yesil Bahce) yi bilmez Hizr'a yoldas olmayan, 

Rahman, 29 
4S4 Ali-imran, 181 
455 Necm, 48 



Divan-i ilahiyyat ve Aqklamasi 1 217 



Bu karanhkta gormeyenler Ab-i hayvan (Ab-i Hayat)-i sandi basit bir su. 

Ab-i hayat (Hayvan), Farsca bir kelime olup "hayat suyu" anlamina gelir. 

islam! kaynaklarda ve edebT eserlerde "Ayn-ul hayat, nahr-ul hayat, ab-i 
caviddni, ab-i cuvan, ab-i zindegi, ab-i zindegdni, ab-i hayvan, ab-i hayvani, ub-i 
baka, hayat kaynagi, hayat gesmesi, diriliksuyu, hayat pmari, bengi su" isimleriy- 
le de anilmakta; bazen iskender'e atfen "db-i iskender" bazen de Hizir'a atfen 
"db-i Hizir" denilmektedir. 

inanisa gore bu sudan icen kisi, ebedT bir hayata kavusur, bu suya degen her 
nesne veya olmus her canh tekrar hayat bulur. 

Ab-i hayat yani sonsuzluk suyu, butun mitolojilerde mevcud bir kavramdir. 
Ab-i hayatin varhgina inananlar oldugu kadar inanmayanlar da bulunmaktadir. 
Hayatin kisahgi, buna karsm yasama arzusunun cok kuvvetli olusu, insana daima 
sonsuz olma fikri vermistir. Ve bu egilim cesitli toplumlarda bazi mitolojik mah- 
sullerin dogusuna da zemin hazirlamistir. Nitekim insanlann ebedT bir hayat ara- 
mak igin verdikleri mucadeleyi anlatan "Gilgamis destani" ve "iskender efsdnesi" 
de bu konuya guzel bir misal teskil eder. Bu orneklerde "su on plana gikanlmistir. 
Bu, gergek hayatta da suyun hayat verici, diriltici, yapici ve canhhk kazandinci 
ozelliginden dolayidir. Nitekim, ayet-i kenme de ".. ve biz butun canh seyleri Su- 
dan yarattik" 466 buyrulmustur. iste suyun bu ozellikleri ab-i hayat efsanesinin 
dogusuna zemin hazirlamistir. 

Butun bu efsanelerin disinda islam ilahiyat litaraturunde "db-i hayat'a. ilk de- 
fa rastlanan yer, Kur'an-i Kerim'de gegen Musa-Hizir kissasidir. Tasavvufta ab-i 
hayat, Allah'in "el hayy" isminin hakTkatinden ibarettir. Bu ismi 6z vasfi haline 
getiren kimse, ab-i hayati igmis olur. Artik o Hakkin "hayy" sifatiyla hayatta oldu- 
gu gibi diger canhlar da onun sayesinde hayat kazanir. Bu mertebedeki insanin 
hayati Hakkin hayatidir, Ab-i hayat, gesitli islam milletlerinin halk edebiyati mah- 
sullerine bir motif olarak girmis ve yuzyillarca kullanilmistir. 

Ab-i hayat, ashnda cansiz nesnelere can veren yada icen kisiye ebedT hayat, 
bahseden bir su degildir. O su, mecazi manada Allah Teala'nin hayy sifatidir ki o 
diledigine bu sifatiyla karsihk verir. Artik o varhk, onunla canlanir ve ebedTlik ka- 

467 

zanir. 

"Hizir" hakkinda bircok soz soylenmistir. En meshuru ab-i hayat suyunu icen 
ve bastigi yerler yeseren kisidir. 

Yine Hizir aleyhisselam hakkinda ab-i hayat sebebiyle diri oldugu bazilanni 
irsad icin cesediyle zuhur ettigi, misali olarak ruhunun cesetlendigi, gorundugu 
kisinin yukselen sifatlanyla kendi ruhunun sekillendigi ve ruhu'l-kudustur de- 
misler. 

SadreddTn KonevT kaddese'llahu sirrahu'l-aziz demis ki; Hizir, misal alemin- 
dedir. SufT istilahatinda Hizir basttan kinayedir ve ilyas kabzdan kinayedir de- 

466 ,-_. . -,„ 

Enbiya, 30 
457 (OZLER, 2004),s. 66 



218 | NiyazT-i Misri kaddese'llahu sirrahu'l aztz 



misler. 

Beyitte anlatilmak istenen; 

"Hizir"dan murat mursid-i kamildir. Murside yoldas olmayan ravza-i hadrayi 
bimez ve makam-i ilhama erismez. 

"zulmetteki ab-i hayat"dan murat olan ilm-i ledunnT ne oldugunu bilme- 
yendir. ilm-i ledunnTyi gormeyenler ab-i hayati, basit su sandilar." ab-i 
hayat"dan murat ilm-i ledunnT oldugu icin Allah Teala Hizir hakkmda "Yine ona 
tarafimizdan bir Him ogretmistik." 468 Buyurdu. Cunku ruhun kivami ve de- 
vami ilm-i ledunnT iledir. ilm-i ledunnT vasitasiz ilhamla oldugu ecilden Hz. Hizir 
aleyhisselam "Ben bunu da kendiligimden yapmadim..." 469 Deyip kendinin is- 
ledigi fiileri Allah Teala'nin emri ile yaptigini beyan eti. ilm-i ledunnun ve ravza- 
i hadradan murat mertebe-i ilhamin ne oldugunu bilmek istersen muhabbet 
yolunda mur§ide itaat ve boyun egmektir. 

Bit ki seddeyn, iki ka$, iskender ortasmdadir, 
Cem'i cem-iil cem ile feth oldu ebvab-i Huda. 

Bil ki iki sed, iki ka§, iskender ortasmdadir, 

Allah Teala'ya kavusacak kapilan agmak Cem'i cem-ul cem iledir. 

iskender-i Zulkarneyn aleyhisselam hakkmda gelen, "Gergekten biz onu yer- 
yiiziinde iktidar ve kudret sahibi kildik, ona (muhtac oldugu) her §ey igin bir se- 
bep (bir vasita ve yol) verdik. O da bir yol tutup gitti. Nihayet gune$in battigi 
yere varinca, onu kara bir balgikta batar buldu. Onun yanmda (orada) bir kav- 
me rastladi. Bunun uzerine biz: 

Ey Zulkarneyn! Onlara ya azap edecek veya haklarmda iyilik etme yolunu 
segeceksin, dedik. O §6yle dedi: Haksizhk edeni cezalandiracagiz; sonra o, Rab- 
bine gonderilecek; sonra Allah Teala da ona korkung bir azap uygulayacak. 
iman edip de iyi davranan kimseye gelince, onun igin de en giizel bir karsihk 
vardi. Ve buyrugumuzdan, ona kolay olanmi sbyleyecegiz. Sonra yine bir yol 
tuttu. Nihayet giinesin dogdugu yere ulasinca, onu oyle bir kavim uzerine dogar 
buldu ki; onlar igin giinese karsi bir ortu yapmamistik. iste bbylece gergekten 
biz, onun yanmda olan (her) seyi bilgimizle kusatmistik. Sonra yine bir yol tuttu. 
Nihayet iki dag arasma ulastigmda onlarm onunde, hemen higbir sozii anlama- 
yan bir kavim buldu. Dediler ki: Ey Zulkarneyn! Bu memlekette Ye'cuc ve Me'cuc 
bozgunculuk yapmaktadirlar. Bizlerle onlar arasmda bir sed yapman igin sana 
bir vergi verelim mi?" 470 ayet-i kerimesi ve 

"Ufuklarda ve kendi nefislerinde insanlara ayetlerimizi gbsterecegiz ki o 
(Kur'an)'m gergek oldugu, onlara iyice belli olsun..." 471 enfus manasindan iktibas 
vechiyle enfusde olan seddeyn ve iskender'i murad buyururlar ki; "afakta olan 

468 Kehf, 65 
459 Kehf, 82 
470 Kehf, 84-94 
Fussilet, 53 



Divan-i ilahiyyat ve Afiklamasi 1 219 



seddeyn" den murat enfuste iki kastir ki; iskender ol iki kasin meyanindadir, dedi. 

"Zul-karneyn" den murat nefs-i natikadir. nefs-i natikanin iki dogumu vardir. 
Biri anadan dogmasi ve digeri de kalbden dogdugu zamandir. Bu nedenle Hz. isa 
aleyhisselam "iki defa dogmayan kimse semavatm melekutuna giremez" buyur- 
mustur. 

"seddeyn"den murat iki kastir." iki kas" tan murad ruhaniyyet ve bese- 
riyyettir." iki kasin ortasinda olan iskender'den murat nefsi natikadir. Ve 
rdhaniyet ile beseriyyet arasmda olan akil, hayal, seytanT ve fesat fikirlerden mu- 
hafaza icin ortalannda bir seydir. 

Gavs-ul azam Haci ismail Hakki ihramT SivasT kaddese'llahu sirrahu'l-aziz 
(hyt. 1969) iki kas arasmda bulunan iskender'den bahsedilirken insanin iki kasi 
arasmda bulunan ve gorunmeyen aynadan bahsetmis ve bunun admin isken- 
der Aynasi 472 oldugunu soylemistir. 473 

Cem'i cem-iil cem ilefeth oldu ebvab-i Huda. Kulluk vazifelerini yapmakla ve 
besen hallere layik olan seyden kulun kesbi fark olandir. Farki olmayanin 
ubudiyyeti olmaz ve cem'i olmayanin marifeti olmaz. 

"(Rabbimiz!) Ancak sana kulluk ederiz." 474 kulluk "... ve yalniz senden medet 
umanz." 475 cem'i talebdir. Cem' ise onun nihayetidir ve cem'u'l-cem', cem'den 
yuksek ve son makamdir. Cunku cem esyayi Hakk'la suhuddan ibarettir. cem'u'l- 
cem esyanin butunuyle fenasindan ibarettir, denilmistir. Bazilan tarifin tersini 
soyleyerek cem: Hakk'i halksiz suhuddan ibarettir. cem'u'l-cem halki Hakk'la bera- 
ber suhuddan ibarettir, demisler. 

Kande bulur Hak-ki inkar eyleyen bu Misriyi, 
Zahir olmusken yuziinde nur-i Zat-i Kibriya. 

Bu Misriyi, inkar eyleyen Hakk'i nerde bulur 
Zat-i Kibriyanin nuru yuzunde zahir olmusken. 

Hz. Omer radiyallahu anh bir gun Kabe'ye bakarak soyle der: 

"Sen ne buyuksun, senin sanm ne yucedir. Mu'minin Allah Tea la katmdaki se- 
refi ise senden daha buyuktur" 476 

Zat-i Kibriyanin nuru yuzunde zahir olmasi "Allah Teala, Adem'e butun isimler 



iskender Aynasi: Haktm Aristo'nun ihtira ettigi bir aynadir. iskenderiye §ehrinde bir 
kale uzerine konmu§tur. Bu aynanm hususiyeti, §ehre hucum edecek olan du§mani 100 
milden ziyade bir mesafeden gbstermesi idi. Bir gece, nobetciler gafil bulunmu5 ayna 
dusmanlar tarafmdan calinip, denize atilmi§tir. Aristo'nun aynayi tekrar denizden ci- 
kardigi rivayet olunur. 

Zekeriyya Akgul isimli ihvamndan isittim. 
474 Fatiha, 5 

Fatiha, 5 

Tirmizi Hasen Garib diye nitelendirmi§, ancak benzer rivayetlerin oldugunu da belirtmi§- 
tir. Bkz. TirmtzT. Birr. 85 



220 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l azTz 



(esyamn adlanni ve ne ise yaradiklanni) ogretti." 477 demektir. 

NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l-aziz Allah Teala'nm sifatlannin mazhan 
olmasi ve cemal-i mutlak nurlan ile cilalanmis iken hidayet oldugunu inkar eden 
Hakk'in birligini nerede bilebilir. Halbuki hakTkat mertebesine ancak tevhid-i zata 
mazhar olan mur§idin yardimiyla eri§il ir. mur§id-i kamili inkar eden hakTkat-i tev- 
hide nasil yol bulur, demek olur. 

NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l-aziz "Zat u esma vu sifat, efal u asar 
cumleten, her zamanda bir velTnin vec-hine bunlar ziya" dedikten sonra "Kande 
bulur Hakk'i inkar eyleyen bu MisrT'yi. Zahir olmusken yuzunde nur-i zat-i kibriya." 
ile bitirdi. 



477 Bakara, 31 



Divan-i ilahiyyat ve Afiklamasi 1 221 



11 

Vezin: Fa'ilatun Fa'ilatun Fa'ilatun Fa'ilun 

Habs icin geldi, gelur itlak icin ferman bana, 
Evvelki kahr, ahiri ihsan eder Sultan bana. 

Erbain'im gun tamam oldu dahi on gun gecer, 

Hatm olur menzil meratib can olur canan bana. 
(Kab-e kavseyn-i ev-edna) iicyiiz ellidir bilin, 
Dogdu gun magribden acti zulmet-i Subhan bana. 

Geldi Hakk, batilfirar etti dolasti magribe, 

Zahir oldu gizli sirlar verdi Hakk biirhan bana. 
Oldum Ismail gibi teslim-i Hakk etti hemin, 
iki bin yiiz dahi yetmisbeste bir kurban bana. 478 

Anladim zebh -i azime bir isarettir bu koc, 

Hem besarettir gele Yahya He mihman bana. 
Halki diem dediler isa'ya Misr? bir zaman, 
Dahi bundan ozge ma evha dedi Kur'an bana. 

Habs icin geldi, gelur itlak icin ferman bana, 
Evvelki kahr, ahiri ihsan eder Sultan bana. 

Hapis igin geldi, kurtulu§um igin ferman oldu bana, 
Sultan once kahr eder, sonucu ihsandir bana. 

NiyazT-i Misri kaddese'llahu sirrahu'l-azizin Limni'de bulundugunda dogmu§ bu 
ilahT zamani igin Karaba§ Veil 479 kaddese'llahu sirrahu'l-azizin Kara Mustafa Pasa- 



Bin dortyuz kanat actim, altiyiiz dahi kostum, 



Ta onbese dek ugtum, bu halete erince. 

Bu dedigim vak'a ancak bu yiizun basmdadir 

Elli bin yiiz dahi yiiz yetmisde bir ferman bana 

Bazi nushalarda olan bu iki beyit NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l-aziz tarafmdan 
yazilmadigini zannediyoruz. (Kenan Erdogan, Niyaz?-i Misri Hayati, Edeb? Ki$iligi, Eserleri ve 
DJvaninin Tenkitli Metni, Erzurum 1993; NiyazT-i MisrT, Mecmua-Kelimat-i Kudsiyye, s.84a 
(Turk?esi: Hatiralar, Halil CE^EN, ist. 2006, s.129) 
479 Karaba§i VelT (§eyh Ali Alaeddin Atvel) kaddese'llahu sirrahu'l-aziz (h.y.t. 1097/1686) 

479 

HalvetT-$a'ban? biiyuklerinden, Karaba§iyye kolunun kurucusu ve asrmin muceddidi 
§eyh Ali Alaeddin Atvel, 1020 Muharrem/1611 Mart'mda "Arapgir"de dunyaya gelmistir. 
Karaba§-i VelT, yedi ya§inda o zaman Diyarbekir sancagma bagh olan Arapgir'den Kastamo- 
nu'nun Rankin kazasma bagh olan Konrapa'ya gelmi§ ve burada ailesiyle bir sure oturduk- 
tan sonra ogrenim amaciyla Ankara'ya ve istanbul'a gitmi§tir. Kastamonu'da §a'baniyye 
erkanindan seyr-u sulukunu tamamladiktan sonra tekrar istanbul'a donmu§ ve burada 
yajam^tir. 

Karaba§-i VelTnin fiziktozellikleri Menakibname'de §6yle tespit edilmektedir: §eyh, cok 
guzel yiizlu olup sanya mail esmerdir. Kasjanmn arasi agiktir. Gbzleri siyah ve cekme bu- 



222 | NiyazT-i Misri kaddese'llahii sirrahu'l azTz 



runludur. Sakallan beyaz, seyrek ve uzundur. Viicudu nahTf ve olciiludiir. Uzun boyludur, 
Bu sebeple Ali Atvel adiyla nam salmistir. Elleri cok latiftir. Halim-selim bir tabiati sahiptir. 
Cokgiizel konu§maktadir. 

Uzun boylu oldugu igin Aliyyu'l-Atvel; manevt mertebesinin yuceliginden oturu Alaed- 
din, basjnda Sa'banT tankinin siyah tac-i seriliyle dolastigi icin Karabas-i VelT lakabiyla $6h- 
ret bulmustur. Butun bu isim ve lakaplariyla o, Seyh Ali Alaeddin el-Atvel b. Mahmud el- 
KastamonT kunyesiyle tanmmi§tir. 

Gengliginde ilim arzusuyla istanbul'a gelen Karabas, Ali Efendi, bir sure Fatih Medrese- 
si'nde egitim gordii. Medrese ogrenimi sirasmda da sufilerin meclislerine devam etmek- 
teydi. Karabas-i VelT'nin Muhammed NazmT'ye bizzat anlattigma gore, Bayezid Camii vaiz- 
ligi yapmakta olan Abdulahad Nuri (h.y.t. 1594-1651) ile 1647 yilmda gorusmiistii. Kara- 
bas-i VelT Abdulahad Nuri'yle goriistugii 1057/1647 yilmda ogrenimine ara vererek istan- 
bul'dan aynlmis ve evvela Ankara'ya gitmistir. Burada Haci Bayram-i VelT dergahmda bu- 
lundugu sirada, Hz. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin manevT bir isareti ve Haci Bay- 
ram-i VelT kaddese'llahii sirrahu'l azTzin manevT feyizleriyle Kastamonu'ya yonelmi§ ve o 
zaman Kastamonu'da bulunan HalvetTSa'banTmur§idlerinden ^orumlu ismail Efendi (h.y.t: 
1057/l647-8)'ye intisap etmi§tir. ^ankin'daki gorevinden sonra yeniden Kastamonu'ya 
donen Karaba§-i VelT, sulukunu tamamlayarak, §eyhi Mustafa Muslihuddin tarafmdan bu 
kez bir mur§id-i kamil olarak 1080/1669 tarihinde istanbul'a gonderilmistir. Once Usku- 
dar'da Rum Mehmed Pasa Camiinde "uc-dort yil" kadar inzivaya cekilen Seyh, sonralan 
Atik Valide Camii yanmdaki Mihrimah Sultan Halveti zaviyesinde ir§ad ile me§gul olmaya 
ba§lami§tir. 

Karaba§-i VelT, ir§ad gorevini siirdurmekteyken, Kara Mustafa Pasanin sozunun kanun 
oldugu 1090/1679 yilmda BeyazTzade'nin huccetiyle Limni'ye surulmujtur. Karabas-i 
VelT'nin muntesiplerinden oldugu bilinen IV. Mehmed (Saltanati: 1648-1678)'e ragmen bu 
surguniin nasil gercekle§tigini anlamak zorsa da, BeyazTzade gibi devrin, tasavvuf, devran 
ve zikir karsiti ulemasiyla Kara Mustafa Pa§a arasmdaki gizli bir anla§ma sonucunda boyle 
bir olaym meydana gelmis. olabilecegi tahmin edilebilir. 

Yukanda belirttigimiz gibi, IV, Mehmed, Karabas-i VelTye goniilden bagh bir padi§ahtir. 
Cuma namazmi AtTk Valide Camii'nde kilmakta, her hafta hem va'z dinleyip, hem de Seyh 
ile gorusme firsati bulmakladir. Seyh'in vaazlarmin etkisiyle gozyasi dokmekte ve "Bu §ey- 
hin va'zi bana o kadar tesir eder ki, Ibrahim ibn Edhem gibi tahti terk edip daglara dii§- 
mek isterim" demektedir." 

Seyh'in Limni'ye surulmesinin dedikodu kabilinden bazi sebepleri anlatilmaktaysa da 
menakibname yazan Ibrahim Celebi'nin seyhi UnsTden duyduguna gore esas sebep, 
Seyh'in devlet adamlanmn ilgisinden sikilmasi ve ozellikle IV. Mehmed'in sufTlige meyledip 
siyasT iktidannm zaafa ugramasi endi§esidir. 

Bu yillarda, donemin tanmmis Halveti mutasavvifi NiyazT-i MisrT kaddese'lahu sirrahu'l 
azTz de, Limni'ye surgune gonderilmistir. Karaba§-i VelT'nin MisrT ile -belki MisrT istanbul'a 
davet edildiginde baslayan ili§kisi- Limni'de devam etmistir. 

Bilindigi tizere NiyazT-i MisrT (1617/1694) donemin siyasetinden en cok etkilenen mu- 
tasavviflarmdan birisidir. Aslmda Karaba§-i VelT muntesiplerinden olan IV. Mehmed, 
MisrT'nin de muhiplerindendir. Ancak §ehzade hocaligmdan huzur dersi hocaligma ve so- 
nunda §eyhulislamhga kadar yukselen devrin tamnmi§ vaizlerinden VanT Mehmed Efendi 
(6. 1096/1684) nin de telkinleriyle Padi§ah ve diger bazi yoneticiler, MisrT ve Karaba§-i 
VelT'nin vahdet-i viicud, sema, devran, melamet, MehdTlik, kutupluk, HamzavTIik, tekkele- 



Divan-i ilahiyyat ve Aciklamasi 1 223 



rin kapatilmasi ve zikrin men edilmesi gibi tarikat ve tasavvufa ait bazi konulardaki goriis- 
lerinden otiiru Limni'ye surgune gbnderilmelerine karar vermislerdir. 

Van? Mehmed Efendi'nin, Hamzavtlerin ve mulhidlerin reisi oldugunu, tekkelerin bu zat 
yuziinden kapatildigim ve zikrin onun yuzunden men edildigini sbyleyen NiyazT-i MisrT 
kaddese'llahu sirrahu'l-aziz, Karabas-i VelT'nin de HamzavTIer gibi dusundugunij vehmeder. 
Hulasa bu taife, kendisinin diismanidir. 

MisrT, Hatiralannda, Karabas-i VelT'nin kendisine Nefahat, TedbTrat-i ilahT ve Serh-i Hikem 
adli tig eser gonderdigini soyler. Bunlardan §erh-i Hikem, Karabas-i VelT'nin kendi eseridir. 
Diger ikisi Seyh'iil-Ekber Muhyiddin ArabT kaddese'llahu sirrahu'l-azize aittir. Misri, 
Limni'de gonderilen bu eserleri inceledikten sonra Karabas-i VelT'nin bir sihirbaz oldugunu 
iddia etmistir. Diger taraftan MisrT, hatiralanmn baska bir yerinde Karabas-i VelT'nin, ken- 
disinin ilahilerinde "vanli$lar var" dedigini, ogullarmdan birisini -imtihan kasdiyla- yanma 
yolladigim soyledikten sonra, Karabas-i VelT'nin "Isa benim" dedigini belirtir. Misri'ye gore 
"ilm-i Kur'an ve tevarih-i Kuran niizul eder, fakat adam bldurtmekle, hastahk gikartmakla 
tasarrufat-i ekvan hasil olmaz." Ne var ki, MisrT'nin zannmca Karabas-i VelT manevT tasarru- 
funu bu yolda kullanmaktadir. 

Bu konuda, Karabas-i VelT'nin halifesi §eyh NasuhT Efendi'nin yeti§tirdigi Sena'nin yaz- 
digi Menakibname'de de kisaca su bilgi verilmektedir: 

"Karabas Efendi dahi Hz kaddese'llahu sirrahu'l-azizin yanma nefy olundukta bir gun 
Hz. NiyazT-i MisrT kaddese'lahu sirrahu'l azTz "yalanci $eyh geliyor" diye sbylerler imis. Ve 
bendelerinden olan azTzin muradi vardir, Bundan, elbette zuhur eder diye muterakkiblar 
iken Hz. NasuhT Mudurnu'dan bir kutuya igne koyup azizlerine getirirler imis, Limni'ye 
geldikde Karabas Efendi haber vermisler ki, NasuhT Efendi tesrif buyurdular, dedikde ibtida 
Hz. NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l-azize varsin, sonra gelsin dediklerinde, onlar dahi 
Hz. MisrT'ye vardikda halvet edip esrar-i ilahiyye'ye muteallik gok sohbet etmisler. Sonra 
azizlerine tesrif etmisler. Hatta hikaye olunur ki, her zaman Hz. MisrT ile Karabas Efendi bir 
yere geldikte hizmet-i seriflerine NasuhT Efendi tayin buyurur imis. Bir gun Hz. MisrT ha- 
mama tesrii edip ve hamamdan giktiktan sonra yanlannda akge bulunmamis ve lakin izhar 
dahi etmemisler, Velakin NasuhT Efendi anlayip yanlannda ne kadar yuz para varsa usuluy- 
le mubarek dizleri altina koymuslar ve ol vakit yiiz para var imis. Tamamen ol paralan ver- 
dikte NasuhT Efendiye teveccuh edip buyurmuslar ki, "Oglum, Allah'u azimii'§-§ana rica 
ederim ki, sana dahi ol derece feyz-i Muhammedi versin ki, sen dahi ummet-i Muham- 
med'e boylece ita edesin, diye dua buyurmuslar ve Hz. Nasuhi buyururlarmis ki, o zatin o 
vakit duasimn gok asar ve lutfun miisahede eyledim, diye nakl buyururlar imis." 

MisrT'nin Karabas-i VelT'yi olumsuz sozlerle anmasma karsilik, NasuhT'nin Misri'yi olum- 
lu olarak anlatmasi bir geliski gibi gbriinmekteyse de, NiyazT-i MisrT kaddese'lahu sirrahu'l 
azTzin tavn, Karabas-i VelT ile yiiz yuze gelmezden once icinde bulundugu manevT haliyle 
aciklanabilir 

Karabas-i VelT'nin dbrt yil kadar suren Limni'deki surgun hayati I683'de sona erer. Seyh 
yeniden Uskudar'a doner. 1685 yihnda deniz yoluyla hacca gider. Karabas-i VelT, hac gbre- 
vinden sonra Medine'de Hz. Rasulullah sallal lahu aleyhi ve sellemin ravza-i pakini ziyaret 
etmis, onun huzurunda son halifesi Edirne'de metfun Mustafa Efendi'ye hilafet vermis, 
Misir kafilesiyle Misir'a donmiistur. 

Karabas-i VelT, Misir'a ug konak mesafede kirk bin hacmin konakladiklan yerde hava 
gayet agik oldugu halde bir sel gelecegini kesfederek durumu hacilara bildirmis ve selden 
kurtarmistir. Bu olaydan kisa sure sonra hicri tarihe gore yetmis yedi yasmdayken, 8 Safer 
1097/5 Ocak 1686 cuma gunu saat sekizde Hakk'a yurumiistur. 



224 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahii sirrahu'l azTz 



nin soziiniin kanun oldugu 1090/1679 yilmda BeyazTzade'nin huccetiyle Limni'ye 
surgun edildigi zamana kadar 350 gegmis oldugunu "Hatiralar" kitabindan anhyo- 

480 

ruz. 

Evvelki kahr, ahiri ihsan eder Sultan bang. 

Suphesiz habs igin Allah Teala'nin ferman-i subhanT geldiginde vucud zindanin- 
dan kurtulmak igin dahi emri eristi. Bu hapsin oncesi kahir, sonu ihsan olmustur; 
demek istemektedir. 

"ihsan"nin manasi, Allah Teala'yi gorur gibi kul olmaktan ibarettir ki musahe- 
dede yerinde kullanilmistir. 

Cibril hadisinde islam'in tarifi soyle yapilmistir: 

"Cebrail Rasulullah sallallahu aleyhi ve selleme (gelerek); 

islam nedir? diye sordu. Rasulullah: 

Allah'tan basket ilah olmadigma ve Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve 
sellemin O'nun kulu ve elgisi olduguna sehadet getirmen, namaz kilman, ze- 
kat vermen, Ramazan orucunu tutman ve gucun yettiginde hac yapmandir, 
buyurdu. Cebrail: 

Kabri, bir rivayete gore Misir'in hac yolunda Kahire'ye uc konak mesafedeki Nahl Kale- 
si igindeki $ e yh Muhammed GazzalT'nin tiirbesiyle yan yana; daha dogru oldugu soylenen 
ikinci rivayete gore ise, soz konusu tiirbeyle Nahl Kalesi arasmdadir. Burasi Kahire'ye ug 
konak, yani yetmi§ saat mesafededir. 

(Tasavvuf Dergisi, 6 Mayis 2001, Karabasj VelT Makalesi, Cemal KURNAZ, Mustafa TATCI, 
S.35-59)) 

NiYAZt-i MISRlKUDDiSE SIRRUHU'L-AZJZJN 
KARABA§I ALJ EFENDJYE MEKTUBUDUR. 

BlSMlLLAHiRRAHMANiRRAHIM 

Mu'cizat-i enbiya ve keramat-i evliya ve cemi-i havank-i adata (bade'z-zevk heme 
ostf 79 bila- tevil kabuliine, yetisen Href a vii zurefamn ayaklan altina Misrf'nin yiizii top- 
raktir. Tevil yiikiinun altina giren cikmaz. lira hangi yerin meshur meselidir. 

"Zirva tevil kabul etmez ve isim ayn-i miisemma olduguna bade'l-ilm aynen ve 
zevkan ve kalbinden himmetin ve dildeki zikrin ve iksannm niyyetiyle ve keyfiyet-i 
mahsusa iizere hareket-i a'zanin hatta eldeki kalemin tesirinin ve esya biribirinin aym 
oldugunun aym He musahede etmek zevkini Allah (azze ve celle) miiyesser eyleye. 

Benim canim! 

Her canaga ki dokunasm, kendi sadasmdan gayri sada vermez. Gayri bildigimiz yok- 
tur. Nazar ola. Bundan gayri marifeti dahi isga dahi etmeyiz. 

Cemi-i kiimmelin (bade'z-zevk heme ost). Bunda karar etmislerdir. Nefsii'l-emirde ka- 
rar yok ise de dairenin nokta-i saniyesi nokta-i evvele yetismeyince daire tamam olmaz. 
lira cemii-i maarif bu semsi'l maariftir. Allah Teala size ve bize zevkini miiyesser eyleye. 
Amin. 

Muhammed Misri 
480 Halil CECEN, Niyazi-i Misrf'nin Hatiralan, 1st. 2006, s. 130 



Divan-i ilahiyyat ve Afiklamasi 1 225 



iman nedir? diye sordu. Rasulullah: 

Allah'a, meleklerine, kitaplarma, resullerine, ahiret gunune ve kaderin 
hayrma ve serrine inanmandir, buyurdu. Cebrail: 

ihsan nedir? diye sordu. Rasulullah: 

ihsan; Allah'i goruyormussun gibi ibadet etmendir. Sen onu gormesen da- 
hi o seni goriir, buyurdu." 

Abdullah b. Omer'in rivayet ettigi hadiste ise su tarif yer aim: 

"islam bes esas uzerine kurulmustur: Allah'tan basket Hah olmadigma, 
Rasulullah'm O'nun elgisi olduguna sehadet getirmek, namaz kilmak, zekat 
vermek, oruc tutmak, gucii yetenler icin hac yapmak." 481 

Erbain'im ciin tarn am oldu dahi on gun aecer, 
Hatm olur menzil meratib can olur canan bang. 

Halvette kirk gun tamam oldu dahi on gun gecer, 482 
Mertebeler bitmis canan can olur bana. 

"Her kim Allah icin kirk gun ihlasli olursa, hikmet pmarlan dilinde zuhur 
eder." 483 HadTs-i serifi bu duruma delildir. 

Bu kirk sabah, muminin gonlunun anahtandir. Yoksa yuz bin sabahin bile 

c _l I 484 

ona faydasi olamaz. 



Bu hadis sahihdir BuharT 1/49'da merfu olarak. 8/183'de mevkuf olarak, (rivayetin $6h- 
reti sebebiyle merfu oldugu tasrih edilmemistir.) Muslim (1/176-177). NesaT (8/107-108), 
TirmizT (5/5-6), Ahmed. Musned'inde (1/78), BeyhakT. Sunen'inde (4/199). HumeydT 
Musnedinde (2/308) cesjtli yollarla ibni Omer'den merfu olarak tahric etmisjerdir. 

Bazi §erhlerde mahkumiyetin sebebi olarak isa aleyhisselam meselesi yuzunden Aztz 
Mahmud HudayT'nin oldugu yazilmi§tir. Sehven yapilan hatanm duzeltilmesi gerekmekte- 
dir. 
Aziz Mahmud Hiidayf kaddese'llahii sirrahu'l-aziz 

(h. 948/1541) yilmda Sereflikoghisar'da dogdu. Bursa'da Muhammed Uftade hazretle- 
rinden feyz aldi. (h. 1007/1598) de Uskudar'da cami ve dergah yaptirdi. (h. 1038-1628) 'de 
Hakk'a yuriimustur. Kabri, istanbul Uskudar'da kendi dergahi yanindaki tiirbesindedir. 

NiyazT-i MisrT kaddese'llahii sirrahu'l-aziz ile AzTz Mahmud HudayT kaddese'llahii 
sirrahu'l-aziz arasmda bir goru§melerden bahsedilen rivayetler vardir. Bunlann yanli§ oldu- 
gu muhakkaktir. Hayatlan ile ilgili tarihler bunu agikca gostermektedir. 

A.Mahmud Hudayt kaddese'llahii sirrahu'l-aziz (d. 948/1541; h.y.t: 1038-1628) 
NiyazT-i MisrT kaddese'llahii sirrahu'l-aziz (d. 1027/1618; h.y.t: 1105/1694) 

Aynca Mevaid-ul irfan isimli eserinde Otuzuncu Sofra'da gegen Seyh Mahmut UskudarT, 
Uskudarh CelvetTseyhi GafurT Mahmud Efendi' dir. (ASKAR, 1997),s. 116 

483 Ebu Nu'aym Hilye 5,189; Kesfu'l Hafa, \\, 224; SuyutT; Cami'u's-SagTr, II, 137 

484 (Sems-i TebrizT, 2007), (M.89), s. 171 



226 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahii sirrahu'l aztz 



"ihlas": Bir §eyi bir seye katistirmayip halis kilmaktan ibarettir. Pes ihlas, asar ve 
efal ve sifat ve zatta olur. Bundan dolayi suff istilahinda tevhid mertebeleri dort 
olup, tevhid-i asar, tevhid-i efal, tevhid-i sifat ve tevhid-i zat derler." erbain" 485 : 

Dort halvetten ibarettir ki; dort aded, on adedi gerektirdiginden iLc «j2upc& "... 

hepsi tarn on gundiir..." 486 hesabinca her halveti on gun olur. £unku 4+3+2 
adedlerinin toplami 10 sayisina ulasir. Allah Teala'nin zat-i on dedigimizde alti yon 
ve evvel ve ahir ve cuz ve kulden ibarettir. 

Halvetin birincisi nefsi tezkiye icindir, neticesi tevhid-i asardir. 

ikincisi ahlak duzeltmekle kalb tasfiyesi icindir, neticesi tevhid-i efaldir. 

Ucuncusu ruh yuceltmek icindir, neticesi tevhid-i sifattir. 

Dorduncusu masivadan temizlemenin sirn icindir, neticesi izaff sifatlan dusur- 
mekle ile tevhid-i zattir. Bu menzile fena-fillah ve makam-i cem tabir olunur ki; 
katre olan beseri vucudununu, vahdet denizinde mahv ve mustagrak etmekten 
ibarettir. Bundan dolayi "Erbainim ctin tamam olur" buyurdular. 

Halvetin besincisi; "dahi on gun geger" buyurduklandir. Bu halvet mahvdan 
sahv (ayikihk)a ve cem'den farka gelip cem'i cemT'-i esma ile butun mertebeleri 
tamamlamak icindir. Vahdet, kesreti ve kesret, vahdeti perdeleme olmaksizin kes- 
ret aynalannda cemal-i sirr-i vahdet-i musahededen ibarettir. Bu nedenle "Hatm 
olur menzil meratib can olur canan bana" buyurdular. Nitekim Cenab-i Hakk'in 

aJuI "jwj\ *Zj oll^ "fCs j-1* UlUilj ^Ll jpu ^y ^JJ^jj "(Bana ibadet etmesi icin) 

Musa'ya otuz gece vade verdik ve ona on gece daha Have ettik; boylece rabbinin 
tayin ettigi vakit kirk geceyi buldu." 487 Ayet-i kerimesi buna isarettir. Onlann 
dort halvetten ibaret olan bir erbain ile olmalan enbiya-i izam aleyhimusselamin 
suluklan emmareden olmayip mutmainneden olmasi nefsin tezkiyesi icin zevke 
gerek kalmaz. £unku onlar masumlardir, bizim gibi kotu ahlakin vasiflanndan uzak- 
tirlar. 

(Kab-e kavsevn-i ev-edna) ucvuz ellidir bilin, 
Doadu gun magribden acti zulmet-i Subhan bana. 



ERBA'TN: Kirk gunluk riyazet. MaddT baglan azaltip, manevt tarafi kuvvetlendirmek ve 
kalb aynasmi parlatmak igin, tasavvuf buyukleri tarafmdan konan usullerden biri; kirk gun 
az yemek, az igmek, az konu5mak, 50k ibadet etmek. Buna gile (kirk) de denir. 

Ehl-i siinnet yolunun buyukleri, halvet yani yalniz ba§ma kalmak ve erba'Tn yerine, in- 
sanlar arasmda kalbini Allah Teala ile bulundurmak seadetine kavu5mu5lardir. Siinnetleri 
yaparak 50k kiymetli §eyler elde etmi§ler ve bid'atlerden (dine sonradan sokulan 
hurafelerden) sakmarak yiiksek derecelere kavu§mu§lardir. (imam-i RabbanT kaddese'llahu 
sirrahu'l-aziz) 
486 Bakara, 196 
487 A'raf, 142 



Divan-i ilahiyyat ve Aciklamasi 1 227 



(Kab-e kavseyn-i ev-edna) ucyiJz ellidir gundur bilin, 
gunes batidan dogdu Allah Teala karanhgi benden aldi. 

Bu beyt Allah Teala'nin ,y3ijl j*-»j»^->G j&o ^Jxs \i$Z sonra (Muhammed'e) 

yakla§ti, derken daha da yakla§ti. kadara ki (birlestirilmis) iki yay arasi kadar 
hatta daha da yakin oldu." ayeti §erifinin kelimenin adedT ebced hesabi uzerine 
remz buyururlar. Her kavs'da iki "kdb" vardir. Bu nedenle bazilan demisler ki; 

"kabe kavseyn -^ j3<_jIs ka-bey kavsini j**»p^\5 manasinadir. Bu takdirde kavs-in 

birligi murad olunur ki; kab-e eymeni (sag ucu) vucub aleminden ve kabe eyseri 
(sol ucu), imkan aleminden ibarettir. ucyuzelli olmasi kabe kavseynden murad 

kavs-i vacib-i imkandir ki; toplami ucyuzdur." Ev-edna" den murad Jv2lj j "Nun. 

Kaleme .... andolsun ki' A90 de olun "nun j" dur ki; ebced hesabmdaki degeri elli- 
dir. 

Bazi mufessirler demisler ki; "nun"dan murat zat ilminden ahnmis olan mu- 
kaddes kalemden kinayedir. Bu itibar ile kabe kavseyn ev-edna, ucyuzelli aded 
olur. 

"Dogdu gun magribden" diye buyurdular. Ruh gunesinin batisi, vucud daginin 
karanhgmdan ve bulutun bulanikhgina isarettir. Dogusu ise, perdeleri benlik kay- 
dini kaldinp, alemin korkutucu seylerden isiklandiran ve vucud golgesinin vehmini, 
vahdete nuruna katmaya remz ve isarettir. Bu nedenle "agti zulmetti, Subhan 
bana" diye buyurdular. 



KABE KAVSEYN: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin MTrac gecesinde bilmedigimiz 
bir §ekilde Allah Teala'ya yakmhgindan kinaye olan bir tabir. 
Kur'an-i Kerim'de mealen buyruldu ki: 

"O (Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem) Rabb'ine Kabe Kavseyn veya daha yakin 
oldu." (Necm suresi: 9) 

Ehl-i sunnet alimleri buyurdu ki: "MTrac, ruh ve cesed birlikte olarak Mekke-i 
mukerremeden Kudus'e ve oradan yedi kat goge, sonra Sidre denilen yere ve Sidre'den 
Kabe Kavseyn makamina uyanik olarak, gece bir anda goturulmiis ve getirilmistir. Bunu 
yapan, Allah Teala'dir ve ancak O yapabilir. (AbdulhakTm ArvasT) 

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Kabe Kavseyn makamina vannca ne Cebrail 
aleyhisselam ve ne de baska hicbir vasita olmadan dogrudan dogruya Allah Teala O'na 
vahyetti, bildirecegini bildirdi. Bes vakit namaz bu sirada Farz kihndi. (FahreddTn RazT) 

"Kabe Kavseyn tahtinm Sultani sen, ben bir hicim, Misafirinim dememi saygisizhk saya- 
rim." (Mevlana Halid-i Bagdad?) 

Tala'a ve'l aded fi 2175 yevmii'l isneyn [erba'Tniim Misndur 340 on gun de gegince 
MisrT 350 olur ve efhem Karaba§ geleli yann 350'dur bu misra'da aserat-i mi 'at 350 ve- 
fat-i hazret-i seyh: 1105] Halil CE^EIM, Niyazi-i Misri'nin Hatiralan, ist. 2006, s. 130 

Kalem, 1 



228 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l aztz 



Geldi Hakk, batil firar etti dolasti maqribe, 
Zahir oldu qizli sirlar verdi Hakk burhan bang. 

Geldi Hakk, batil firar etti, batiya yoneldi 

Allah Teala gizli sirlar agikladi ve bana yol gosterdi 

Ruh gunesi yuce ufuktan dogup ve karanhk gecenin agirhgini giderip cokluk 

/ / is// sis } // 

zulmetinden vahdet nuruna kavusturur. ifcWaP^P ^aIIJnj Ijj» •* aUp ^j> cJs j2 

jojes-.jJIilj^ "Andolsun sen bundan gaflette idin; derhal biz senin perdeni kal- 

dirdik. Bugun artik gozun keskindir denir." 491 Geregince hakikat nurunun ashnin 
gozunden surmesi gaflet gozunun agnsini izale ve Hakk'i goren gozun penceresi 
kudsT nur havalesi ile Hakk vucudunun nuru igimi bir sekilde kapladi. Batil vucudun 

zulmetine yer kalmayip \iy>j j5 jWDl "j\ i ^\^\^y>jj" l y>i\^\i>- Jjj "Yine de ki: Hak 

geldi; batil yikihp gitti. Zaten batil yikilmaya mahkumdur." 492 hakikat yuz goste- 
rip akIT deliller ile tasdik ve huccet derecesine kavusmus esran inkisaf ve asikar 
oldu demektir. 

Oldum Ismail qibi teslim-i Hakk etti hemin, 
iki bin yuz dahi yetmi$be$te bir kurban bana. 

Oldum ismail aleyhisselam gibi Hakka etti teslim oldum, 
(hicri: 1275 m.1859) benim igin Hakk'a kurban kesilir. 

NiyazT-i Misri kaddese'llahu sirrahu'l-aziz Allah Teala'ya gereken emaneti tes- 
lim icin maneviyat yolunda olmalan sebebiyle Hz. ismail aleyhisselam gibi Hakk'a 
teslTm-i can ettim, butun sikintilara raziyim demektedir. 

"Derhal ikibin yuzyetmisbesde bana bir kurban etti." 

Melamiler bu beytin seyyid Muhammed Nur kaddese'llahu sirrahu'l-azizin 
meshur oldugu tarihi 1275 olarak tebsir eyledigine kanidirler. 493 

NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l-azizin Mecmuasinda bu tarihlerin 2175 
benzeri tarihler bulunmaktadir. 494 Bu tarihin karsihk geldigi zaman biriminin miladT 
olarak karsihgi tarn olarak soylemek mumkun degildir. Ancak 1275 olarak dusu- 
nuldugunde, tarihi su olayi rivayet ederler. 

Varyantlan arasinda bircok kucuk fark bulunan diger yaygin bir rivayet ise soy- 
ledir: 495 



491 Kaf,22 
492 1'sra, 81 

493 Abdulbaki GOLPINARLI, Melamiler, ist, 1931, s.247 

494 Halil CECEN, Niyazf-i Misrf'nin Hatiralan, ist. 2006, s. 130 

Buradaki uc anahtann Fransiz, ingiliz ve italya'nm Osmanh tarafmi tutmasini temsil 
etttigi soylenmektedir. (Yard. Dog. Dr. Kenan ERDOGAN, "§iir-Efsane-Menkibe iliskisi Ve 



Divan-i ilahiyyat ve Aqklamasi 1 229 



Uc anahtar gibi masal motiflerinin ve formel rakamlann bulundugu asagida- 
ki 1275 tarihinden, kurban ve koctan, Yahya dan ve gelecekten bahseden ilginc 
ve kehanet dolu ilahi hakkmda ise bazi kuciJk farklarla iki ayn rivayet vardir. 

Biri sudur: Kinm Savasi'na karar veren Sultan Abd'uI'mecTd, bazi ulema ve 
seyhlerin de duasini almak istemis ve mabeyinci muhasibi Yahya'yi, devrinin 
meshur seyhlerinden Kusadah ibrahim HalvetT'ye bu maksatla gondermis. 
Kusadah, hayattayken kendisine iyi davranilmayan ve Osmanh aleyhinde bed- 
duasi bulunan, hatta 

"Osmanh 'nm inkirazi icin dorduncu semaya bir kazik gaktim, benden bas- 
kets/ cikaramaz" 

diyen ve ayaginda bukagisi ile defnedilen NiyazT-i MisrT kaddese'llahu 
sirrahu'l azTzin gonlunun ahnmasi gerektigini soyleyerek uc kil (baska bir riva- 
yette uc anahtar) vermis. Padisah, Yahya'yi 40 koyun ve bir koc ile birlikte 
Limni'ye gondermi§, bunlar kesilerek fakirlere dagitilmi§. Yani, bir nevi ozur di- 
lenerek nzasi ahnmi§. MisrT'nin ayagindaki buka (pranga) <p6zulmu§. Sava§ ka- 
zanilmi?. 

Bukagi ile birlikte, orada bulunan ve getirilip tefe'ul edilen NiyazT Divani 
'ndaki §u esrarengiz ilahinin anlami da gozulmu§: 

Oldum Ismail gibi teslim-i Hakk etti hemin, 
iki bin yuz dahi yetmisbeste bir kurban bana. 
Anladim zebh -i aztme bir isarettir bu koc, 
Hem besarettir gele Yahya ile mihman bana. 

Bununla ilgili diger bir rivayette ise Sultan Abd'uI'mecTd, 1260'da Selanik'e 
giderken firtinaya tutularak Limni'ye gelmis, turbeyi ziyaret ederek bilgi almis, 
dua etmis ve savasin kazanilmasi icin manevT himmet ve yardim istemis, orada 
bulunan NiyazT Divaninin tefe'ulun de yukardaki beyitlerin gectigi gazel cikmis. 
Savasin kazanilmasindan sonra da koc kurban ederek, turbeyi tamir ettirmis- 
tir. 496 

Konu hakkmda NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l azTz hakkmda bir yabanci 
tarihei olan Dimitri KANTEMJR'in 497 kitabina derc ettigi bu hususu bizim yerli tarih- 
cilerimizin goz ardi etmeleri cok aci oldugu gibi, birde bu tarih kitabmin 1980 de 
Diyanet islerinin Din isleri Yuksek kurulu tarafmdan yasaklanma tavsiyesinin bu- 
lunmasi gariplikler yurdu olan memleketimizin yalniz dis gucler tarafmdan yipra- 
tilmadigi kendi kendimize cok yaptigimizin hatalan gormek acisindan onemli oldu- 



Niyazi-i Misri'nin Menkabelerine Gore Bazi siirlerinin Hikayesi" Sosyal Bilimler Yil:2003 
Cilt:l Sayi: 1, s. 48) 

(Kenan Erdogan, Niyazf-i Misrt Hayati, Edeb? Ki$iligi, Eserleri ve DJvani'nm Tenkitli Metni, 
Ankara, 1998, s. XCI) 

497 Dimitri KANTEMJRtrc.Dr. Ozdemir QOBANOGLU Osmanli imparatorlugu'nun Yukseli? 
ve <^6ku§ Tarihi [Kitap]. - Istanbul : f^ag Yayinlan-Cumhuriyet Kitap Kulubu, 4.Baski - 2001. 



230 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l azTz 



gunu belirtmek isteriz. Kitaptan aldigimiz bolumde NiyazT-i MisrT kaddese'llahu 

sirrahu'l azTzin Rodosa surgun gidisini bir yabanci gozuyle okumaniz igin burada 

ahntiladim. 

37-MISRi EFENDi'NiN TAKDJR EDJLMEYE DEGER TUTUMU: 498 

Sadrazamin savas hazirhklanyla ugrastigi ve hatta kentin disinda karargah kur- 

dugu bir sirada, Bursa §eyhi NiyazT-i Misri Efendi 4 ", kendisinin ilahi yardimina 



498 (Dimitri KANTEMiR, 4.Baski - 2001),c.ll, 771-774; Agiklamalar: 968-970 

499 MisrT Efendi: Birgogu bunun Hiristiyan dinini en gok sevenlerden biri oldugunu sanma- 
lanna kar5in, Turkler arasmda dindarhgi yuzunden gok taninmi? birisidir. Bu kamyi, kendi- 
sinin yayimlayip da camilerde okunmasini emrettigi birgok dinsel §ii r dogrulamaktadir. 
Birgogunun kanisina gore bedenle§me gizine i M§ki n olan bazilanm, Tiirkgeden sozcuk soz- 
cuk gevirdim ve buraya aktarmaya layik olduklanni sanmaktayim: 

(Orijinal ilahi bu §ekilde) 

01 menem kim vakif-i esrar-i ilm-i Ademim, 
Kasif-i genc-i hakikat hem hayat-i alemim. 

Bende mahfioldu gaybul-gaybm esran hemtn, 

Bendedir sir-i emanet ana kenz-i mubhemim. 
Ben cemal-i Hakk'i cumle §eyde zahir gormu$em, 
Bu merayaya anm igin baktigimca hurremim. 

Her sozum miftah-i kufl-i "kuntu kenz" olmu§ durur, 

Hem dem-i isa He herbir nefiste mahremim. 
Cumle mevcudati verdim ben vucud-u vahide, 
Zat u esma ve sifatm He hala yek demim. 

Yerde gokte her ne kim var bagludur ba§i bana, 

A§ikare vu nihane ben tilsim-i a'zamim. 
Ben o Misri'yem vucudum Misrma §ah olmu§am, 
Hadisim gergi veli ma'nide sirr-i akdemim. 
(Terctime bu §ekilde yapilmi§) 

"insansal anlayi$m gizlerini bilen benim 

Adaletin hazinelerini ben olgerim ve dunyanin ya$ami benim 

Turn gizli $eyler ve turn gizli §eylerin esran bende saklidir 

Bana sir verildi ve ben onu igimde saklanm 

Ben, ilahi guzelligi herkesten daha aydir gordum 

Bundan oturii bu goruntiiyu gordukge sevingten cosanm 

Gokteki ve yerdeki her sey bana bagimlidir 

Turn gorulen ve gorulmeyen seyler aynaya yansir gibi igime yansir 

Ben, turn yaratiklara bz ve biricik varligimi adadim 

Ben sonsuza dek isa 'dayim ve sonuna dek onunla birlikteyim 

Ben, vucudumdan Misir'da kral olan Misri'yim 

Kehanetim gok derindir ve onun gizli yorumunda ebedi bir sir igermektedir " 



Divan-i ilahiyyat ve Aciklamasi 1 231 



Asagidaki taslamada ayni seyleri ima ettigi sanilmaktadir: 

(Orijinal ilahi bu §ekilde) 

Esma-i ilahiyyede bt-had hunerim var, 
Her demde semavat-i hurufa seferim var. 

Gonlum gogunun yildizidir nig adedi yok, 

Her burgta benim bin gune§ bin kamerim var. 
Alimler ebced hacesi olmak olur ar, 
Algak gorunen ebced'e alt nazarim var. 

Ar§ u semavati ulumun budur el-hak, 

Hem dahi zemininde tukenmez guherim var. 
Bununla bir oldu dem-i ha He Misrt, 
Gonlume dahi ne gelirim ne giderim var. 

(Terctime bu §ekilde yapilmi§) 

"Allah a§kina, benim bilgim sonsuzdur 

Ya$amim suresince kutsal bilimler igin gali$inm 

Yuregimin semasinda sayisiz yildizlar var 

Her burgta ben, biner gune§ ve ay sayanm 

Bunlara bakarak, gok kubbenin ve oteki gezegenlerin bilgisi kugumsenmeli 

lira benim yeryuzunde de surekli varliklanm vardir 

Dunya alfabesinin ustasi olmaktan utamyorum 

Fakat dunyada gok az sayilan bu alfabenin kiymetini bilirim 

lira bununla Misriile isa arasmdaki bag kurulmaktadir 

Bundan oturu higbir arzum yoktur ve higbir §eyim eksik degildir. " 

Bu dizelerin igerdigi agik itiraflar, Misrt Efendi'nin isa aleyhisselama duydugu igten duygu- 
lar hakkmda bir fikir edinmek igin yeterli olur fikrindeyim. Buna karsin MisrT Efendi hakkin- 
da bizzat istanbul Patrigi Kallinikos'un agzindan isittigim aniyi belirtmeye deger oldugunu 
samrim. Bu yuksek rutbeli papaz, Bursa'da ruhani reis oldugu bir sirada, kentin mollasi olan 
Misrt Efendi, bununla dost olmus ve sik sik bunun evine gidermis. Bir seferinde metropoli- 
te gittiginde, masanm ustunde Yunanca bir kitap gorur ve bunun ne oldugunu sorar. Ruha- 
ni reis de bunun incil oldugunu sbyler. Bunun Qzerine Misrt Efendi, 

"Ey pek aziz metropolitim, Allah Teala'nm sana liituf olarak verdigini yasadikga ko- 
rumahsin; zira isa He incil, Allah Teala'nm kelamidirlar" der. 

Misrt'nin bu duyarhligindan dolayi Turkler, kendisinin yiirekten Hiristiyan oldugunu 
sanmalarma kar§in, yine de ununii kugiiltmemislerdir. Ornegin, yukanda naklettigim bu 
dizeler, Hiristiyan Ortodoks mezhebine gore mi, yoksa Kuran ogretisine karsjt olarak mi 
diizenlenmis olup olmadiklarmi kararla§tirmak icin miiftuye gosterildikleri zaman, muftu 
resmen bildirmekte kararsizlik gosterir ve §u fetvayla iki anlamh bir cevap verir: 

"Bu dizelerin anlamini ancak Allah Teala ile Misrt bilir. Bu karar, bir kafir tarafindan 
verilmesine karsin, bunun dogru olduguna inaniyor ve bu insanin derin bilgisi hakkmda 
yorumda bulunmanm cokzor oldugunu anhyorum." 



232 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahii sirrahu'l azTz 



inanan dervis adi altinda tig binden gok gonulluyu bayragin altina toplar. Bu dervis- 
ler, kendisinden ne maas, ne de baska gedm gereksinmesi istemeyerek, nereye 
goturmek isterse oraya gitmeye hazir olduklanni soyluyorlardi. §eyh bu dervislerle 
deniz yoluyla Rodos'a gider; buradan da kara yoluyla Edirne'ye gelir ve kente vanr 
varmaz yandaslanyla birlikte dogru Selimiye Camii'ne gider. Burada ogle namazi 
idn gelen halka rastlar. Misri Efendi de buyuk bir gayret ve dindarhkla ibadette 
bulunur ve asagi yukan su mealde halka hitap eder: 

"Almanlara karsi yeni bir ordunun kuruldugunu ogrendim. Bugunkij durum 
karsisinda Muslumanlarm iyiligi ve cikan icin Kuran-i Kerim'in kurallarma gore ne 
yapabilecegimi uzun boylu dusundum durdum. §u anda Osmanh ordusunun 
bugijne dek Hiristiyanlar tarafindan ugradigi buyuk kayiplarm sebebinin ne ola- 
bilecegini arastirdim. Bu dusuncelerim arasinda bizzat Allah Teala gokten, arahk- 
siz siiren bu buyuk bozgunlarm nedeninin, ne Almanlarm cesareti, ne de Turk 
halkmm gunahi oldugunu; aksine gavurlarm ruhu, imam ve ananelerinin etkisi 
altinda kalarak, kafirlere karsi buyuk sayidaki ordu degil, fakat Allah Teala'ya 
imanh, temiz yurekli ve uyruga kar$i dogru durust olmak lazim geldigini bilme- 
yen imparatorlugun on yedi vali ve ileri gelenlerinin uygunsuz davram$lan sebep 
olmu§tur. 

imparatorlugumuzu yok olmaya surukleyen bu ki§ileri bilmek istemez misi- 
niz? Pekala, turban ve Musluman giysileri iginde gahmla aramizda dola§maktan 
utanmayan bu gavurlarm adlarmi ilahi hikmet bana afikladi. Bunlar $unlardir: 

Vezir, yeniceri agasi, kaymakam 500 , defterdar 501 , reis efendi ve isimleriyle ad- 



Bu arada, miiftunun bu beyanatmdan sonra MisrT Efendi'nin bu dizeleri, halka yayilmi§ 
ve turn Tiirkler, Bunlann gergek Ortodoks olduklanni kabul etmi§lerdir. Buna ragmen bu 
dizelerin ihtiyatla okunmasma izin verilir ve yayimlanan niishalann ba§inda a§agidaki uyan 
vardir: 

"Bu dizelerin ve ozlu sozlerin yazan amlmaya deger MisrT Efendi'dir. Bunlann iginde is- 
lam dinine uygun diismeyen ve Hiristiyanlann kulaklanni tirmalayan bazi karar ve anlatim- 
lar vardir. Bununla beraber bunu salt yazann co§kusuna vermelidir. Bu a§in heyecani saye- 
sinde bazi Muslumanlarm gergek inanglarmi bozmustur. Bab-i Ali bunlardan haberi oldugu 
zaman, muftiiye MisrT'nin sarkilanni ve siirlerini bir cilt halinde toplatilmasim ve incele- 
meye gonderilmesini emreder. Muftu, bunlan okuduktan sonra yakmi§tir ve a§agidaki 
fetvayi vermistir. 

"MisrT Efendi gibi konusan ve diisunenler bu ateste yansmlar; ancak MisrT Efendi 
yanmasm, zira coskunun egemen oldugu kimselerin iizerine fetva (ikanlamaz. Bu MisrT 
Efendi'nin hakaretin ociinii almak igin bundan once soziinii ettigim karisikhklan cikardigi 
anlasilmaktadir." 

Kaymakam: Yani Osman Pasa olup, koken bakimmdan Girit'te dogmu§ bir Rum'du. 
Kandiye'nin kusatilmasi dolayisiyla Koprulu Ahmed Pa5a'nm eline tutsak olarak dii§er ve 
bunun te§vikiyle Muslumanhgi kabul eder. Bundan sonra giderek sadrazamliga kadar yuk- 
selir. ?ok akilhydi ve duruma gore hareket etmesini bilirdi. 

Defterdar: Bu siralarda defterdarhk gorevini Tiirklerin devlet i§lerindeki buyiik beceri- 
sinden ve deneyiminden dolayi, bugune dek yiicelttikleri Kirli ismail Efendi goruyordu. 



Divan-i ilahiyyat ve Aqklamasi 1 233 



lanchrabilecegim oteki buyuk devlet memurlan. 

Biitiin bunlar olumle cezalandirilmadikfa, gavurlan yenme umidini tasi- 
yamayiz. Hatta imparatorlugun top yekun yok olmasi beklenebilir. Bu amafla, 
Allah Teala'nm emriyle sayilan az olmasma ve heniiz silahlan olmamasma kar§m, 
ilahi kudretten hiz alarak din bilgisiyle donatilmis, gunahsiz ve lekesiz bir yigm 
Musluman toplamis bulunuyorum. Bunlar sayesinde sayisiz kafir ordusuna salt 
karsi koymak degil, fakat Osmanh imparatorlugu'nun sinirlarmdan tumuyle pus- 
kurtebilecegimi saniyorum." 

Bu haber her tarafa o kadar gabuk yayihr ki, olaylara merakh bulunan salt halk 
degil, fakat buyuk sayida yenigeri, sipahi ve oteki askeri memurlar camiye kosarlar. 
Cami <pok genis olmasma karsm, bu kadar kalabahk dinleyiciyi idne alamayip turn 
dis salonlar dahi dolar. Bunca kalabahgin toplandigini goren sozcu, o kadar gok 
cosar ki dint nasihatleri tam dort saat surer. Bir ayaklanma olur korkusuyla sadra- 
zama haber verilir. Vezir de herhangi bir olasihgi zamaninda onlemek amaciyla 
kaymakami, §eyh Misri Efendi'ye gonderir ve bir seyler teblig edilmek uzere kendi- 
sine kadar gelmesini rica eder. Kaymakam, en derin saygi ile iltifatlarla gorevini 
yerine getirdikten sonra Misri Efendi kendisine, 

"Ben, Allah Teala'nm bana gokten agikladigi seyleri kullarma soylemek idn 
gonderilmis bir kuluyum. Ve vezirin ne gavuru olabilecegini bilemem ve gorevimi 
birakip da onu dinlemeye sebep gormiiyorum" yanitmi verir. Kaymakam, kendi- 
sini dikkatle dinleyen bu kadar kalabahk bir halk yiginmin gevresini sarmis oldugu- 
nu gorunce, toplantiyi dagitmak idn kuvvet kullanmaktan baska gare olmadigini 
anlayarak, sadrazama geri gider ve kendisine gorduklerini ve duyduklanni soyler 
ve ayni zamanda kotulugu onlemek ve bu halk toplulugunu dagitmak igin derhal 
gerekli onlemleri onerir. Zira seyhin bastan sonuna kadar vaizi salt devletin ileri 
gelenlerine karsi degil fakat bizzat sultana karsi halki ayaklandirmaktan baska 
amac gutmuyordu. Bunlardan sonra sadrazam, yenigeri agasini ve seyhin kafirlikle 
sugladigi turn otekileri gagirtir ve hepsini bekleyen ortak tehlikeyi belirterek, ken- 
dilerini tehdit eden olayi onlemek igin ne gibi tedbirler ahnmasi gerektigini sorar. 
Ortaya atilan turn kanilar goz onune almdiktan sonra, onceden sultanm onayi 
ahnmadan higbir seyin yapilmamasi gerektigi sonucuna oybirligiyle vanhr. Bununla 
beraber bu arada seyhi kentten uzaklastirmak igin turn onlemlerin ahnmasi lazim- 
dir. Bu amada derhal sultana bir telhis gonderirler ve bununla dervis giysisi idnde 
buyuk bir asker getesiyle birlikte bir seyhin kente geldigini ve Selimiye Camii'ne 
giderek halka hitap ettigini ve kararsiz cemaati ayaklanmaya kiskirttigmi ve devle- 
tin ileri gelenlerine leke surmekten ve hatta sultana dahi igreng isimler takmaktan 
geri kalmadigini; kendilerini kafir diye adlandirarak ve agikga Osmanh Almanlan- 
nin, imparatorluk Almanlanna karsi savas ettiklerini ve bundan dolayi Allah Teala'- 
nm, Osmanh sarayi uzerinde lutfu beklenemeyecegini diyerek, sadrazam ve oteki 
subaylardan ocunu aldigmi bildiriyordu. Bu ve bunun gibi baska yapmacik isaretler 
yuzunden sultan o kadar gok hiddetlenir ki, derhal asinin yakalanmasini emreder 
ve kullandigi yesil turbanma olan saygismdan oturu kendisini olume mahkum 
edemediginden turn getesiyle birlikte Bursa'ya gonderilmesini emreder. Boylece 



234 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahii sirrahu'l azTz 



sadrazam, istedigini sultan adma yerine getirmek yetkisini elde etmis olduguna se- 
vinerek kaymakami bir defa daha camiye, fakat bu sefer yeniceri agasi ve buyuk 
sayida askerin esliginde gonderir. Kaymakamla yeniceri agasi, yenigerileri disanda, 
sokakta birakarak hala vaazda bulunan seyhin yanina giderler ve sultan adma se- 
lamlayarak, sultanin kendisinin kutsalhgi ve unu hakkinda cok guzel seyler isittigini 
ve bunlan kendisine duyurmak istedigini, bundan dolayi oyalanmadan saraya gel- 
mesini rica ettigini haber verirler. Misri Efendi ise, ya bunlann amacinin farkina 
vanr ya da saman altindaki yilan gibi 

"Buraya gelmenizin sebebi dediginiz gibi sultanin degil, fakat seytanin 502 gon- 
derdigini saniyorum" der. 

"Mamafih Allah Teala ugrunda savastigim icin insanlann ne ovgijleri, ne de 
saldinlan beni rahatsiz etmez. Bu itibarla bu islam cemaatine herhangi bir haka- 
rette bulunmamak ve sultanin emirlerine boyun egmek istemiyor sanilmasm 
diye istediginiz yere gitmeye hazinm. Bununla beraber butun bunlan ne kendi 
istegimle ve de fena amacla degil, fakat ilahi vahiyle konustuguma kanaat getir- 
meniz icin, iste benim buradan aynlmamdan birkac saat sonra tanik olacagmiza 
daha simdiden bildiririm" cevabini verir. Bunlan soyledikten sonra camiden cikar 
ve kapida kendisini bekleyen sultanin faytonuna biner ve muhafizlann esliginde 
her yandan kosarak gelen buyuk sayidaki halkin saygi gosterileri arasinda gider. 
Fakat halk kendisini izleyemeyecek kadar uzaklastiktan sonra kapah bir arabanin 
igine koyarlar ve ilkin Rodos'a, sonra da Bursa'ya gotururler. 

38 - MISRI EFENDi'NiN UZAKLASMASINDAN SONRA JZLENEN MUCJZE: 

§eyhin batil kehaneti hakikaten gergeklesir, zira onun aynlmasindan iki gun 
sonra ogleye dogru yenicperilerin ve subaylann turn gadirlanni devirecek kadar 
siddetli bir kasirga cpikar. Rastlanti olarak bu siralarda ogle yemegini pisirmek igin 
birgok gadirda ates yaniyordu. Firtinadan devrilen gadirlar ates ahr ve gabucak 
otekilere de yayilarak, bir saatten az bir sure icinde yuksek rutbeli subaylann pav- 
yonlanyla birlikte binden fazla gadir kul olur gider. Halk bu goruntu karsisinda se- 
yirci kahyor ve sadece: iste bu gergegin kanitidir ve kulunun haksiz yere surgun 
edilmesinden dolayi Allah 6g ahyor diye haykinyor ve atesin sondurulmesi konu- 
sunda higbir yardimda bulunmuyordu. Sonun da askerler buyuk guglukle orduga- 
hin bir kismini atesin alevlerinden kurtarmayi basanrlar. Bizzat sultan bile buyuk 
bir korkuya kapihr ve seyhe saygi dolu bir mektup yazarak, hain vezirleri tarafindan 
aldatildigini itiraf eder, kendisini affetmesini rica eder ve tekrar Edirne 'ye gelme- 
sini ve orduyu kutsamasini istedigini bildirir. Buna karsihk Misri Efendi ise, kendisi- 
nin surgun isinde sultanin degil, fakat saray arabozuculannm kabahati oldugunu ta 



Sultan degil, fakat §eytan (sultandan, §eytandan): MisrT Efendi'nin bu deyisj, bundan 
sonra iki turlu yorumlanmi§tir. ilk once motamo (kelime kelime) anlammda, yani sultanin 
kendi kusurlarmi ayiplayan bir insanin ya§amma son vermek icin, §eytani bir ruh tarafindan 
ki§kirtildigi; sonra iki anlamh olarak yani MisrT Efendi'nin, kendisini uyarmak icin gelenlerin 
sanki sultan tarafindan degil de, kendisini bu sucu i§lemeye iten §eytan tarafindan gonde- 
rilmi§tir. 



Divan-i ilahiyyat ve Aqklamasi 1 235 



bastan bildigini; buna karsin bu haksizhgi unutarak herkesi bagisladigini, fakat 
Edirne'ye donemeyecegini, cunku ilk kez Edirne'ye gitmesiyle §imdiki arasinda cok 
farkh bir durum oldugunu soyler.] (Dimitri KANTEMJR) 

Konu iizerinde bir yabancimn bu kadar hasas davrandigi olayi yerli kaynaklara 
uygun anlatisma bakihnca durumun vahameti acikca gorunmektedir. Asagida 
anlatilacak mevzu ile devletimizin NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l aztzin 
kabri hakkinda cahsmalara baslamasinm elzem oldugu gorulmektedir. Ayrica bu 
hususun Yunan Hukumeti tarafindan kendileri acismdan yine belirtecegimiz bil- 
giler yuzijnden NiyazT-i MisrT kabri hakkinda uyguladigi hakareti bir an once 
telafi etmeleri gerektigini gormekteyiz. Cunku Koca Osmanliyi darmadagm eden 
"Ah" in onlara da dokunacagmi dusunmekten kendimizi alamiyoruz. 

[17 MART 1694'TEN 18 MART 1915'E VEYA MONDROS'TA ATI LAN iMZA] 

Bu bashgi soyle de atabiliriz: 17 Mart 1694'ten 18 Mart 1915'e veya ayagi bu- 
kagih bir erenin 30 Ekim 1918de Mondros'ta attirdigi imza. 

XVII. asnn sonlarindayiz. 

Devir ikinci Ahmed devridir. Hazret-i Niyazi'nin i§ bajinda bulunan hainleri Pa- 
dijaha tek tek bildirecegi §ayiasi, devlet adamlan arasinda, ozellikle de 
Kadizadelilerden VanT-i Cant lakaph Mehmed Efendide telas uyandinr. Sadrazam 
Bozoklu Mustafa Pasa, MisrT Efendinin duasini almak isteyen ve sonra sefere cikil- 
masini munasip goren Sultan II. Ahmed'i, bu zat geldigi takdirde buyuk bir fitne 
zuhur edecegi yolundaki telkinleriyle fikrinden vazgecirir. 

Hazret-i PTr, 30 Haziran 1693 Sail gunu Edirne'ye gelip va'z etmek uzere Selimi- 
ye Camiine indigi zaman, halk caminin etrafini doldurmus kalabahktan iceriye 
girilemez olmustur. Bu durumu goren Sadrazam, NiyazT-i MisrT'nin eger derhal 
tutuklanip surgun edilmezse buyuk bir kansikhk gikacagini padisaha telkin eder; 
MisrT'nin Limni'ye surgunu hususunda birferman ahr. Bunun uzerine Hazret-i MisrT 
tekrar Limni'ye surulur (1693). Hazret-i PTr bu sefer incinmistir ve giderken: 

"OSMANLI'NIN JNK1RAZI (0KUSU) igN DORDUNCU KAT SEMAYA BJR KAZIK 
QAKTIM. BU KAZIGI BENDEN BASKA KJMSE gKARAMAZ." der ve ayagmdaki bu- 
kagi ile bir kocu arabaya bindirilip palas pandiras yola cikanhr. Ve bir muddet son- 
ra adada (17 Mart 1694) vefat eder. 

Yil 18 Mart 1915 ingiliz Agamemnon zirhhsi ^anakkale Bogazina girer ve Meci- 
diye tabyasina olum kusar; ancak ^anakkale'yi gegemez. isabet ahp geri cekilir. 
Birinci Dunya Savasi sonunda ateskes isteyen Osmanh Devleti ile itilaf Devletleri 
arasinda 30 Ekim 1918 yihnda Limni Adasinda NiyazT-i MisrT'nin gomuldugu yere 
bakan Mondros Limamnda Agamemnon zirhhsmda yapilan antlasma ile Osman- 
h'nin inkirazi (fdkusu) tescil edilir. 

imdi, sadede gelelim ve rical-i devlete donup sorahm: 

Biz simdi Hazret-i MisrT'den ozur dileyip Mondros'ta ayagimiza gecirilen bu- 
kagidan kurtulahm mi, kurtulmayahm mi? 

Bu zat, zamaninin buyuk velTlerinden olup kerametleri zahir ve bahirdir, ne bu- 



236 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l aztz 



yurmussa hepsi ayniyle vuku bulmustur.] 503 

Anladim zebh-i aztme bir isarettir bu koc, 
Hem besarettir qele Yahya ile mihman bang. 

Anladim buytik kurbana bir isarettir bu kog, 
Hemde mujdedir gelir Yahya ile misafir olur bana. 

Hz. ibrahim aleyhisselam kissasinda Allah Teala'nin (vJaP«jo»uijj>j "Bizoglu- 

na bedel ona buyuk bir kurban verdik." 504 Kelaminin geregince "Anladim zebh-i 
azimi bir isarettir bu kog" buy urdular. Yani kurban olan kogun azim sifatiyla vasfi- 
nin sebeb ve hikmetini anladim demek olur. 

Halki alem dediler isa'ya Misrt bir zaman, 
Pah? bundan ozae ma evha dedi Kur'an bana. 

Halk dediler isa aleyhisselama bir zaman NiyazT-i MisrT dediler 
DahT bundan ayn Kur'an-i Kerim vahyedildi dedi bana. 

Evliyanin hepsinin yolu Kur'an-i Kerim, hadistir ve §eriat sahibi mugtehidlerin 
ictihadlanyle aldiklan yoldur. 

Beyitlerde zikir olundugu uzere hakkanT vucud elbisesi kabiliyetime uygun ol- 
dugu buyuruldu. Velayet sirnnin mutlaka isevT makamda oldugundan mesThT sirr-a 
mazhariyyetim i'tTbariyle benden gikan Hazret-i isa aleyhisselam sirr-i iken sirnna 
mahrem olmayan halk bana isa demeyip MisrT dediler. ^unku hatem-i velayet-i 
mutlaka Hz. isa aleyhisselamindir. Bu nedenle isa mesrebinde bir adam demeleri- 
nin sebebi, isa aleyhisselam gibi kendisine de ilahi vahiy gelir demelerindendir. 
NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l aztz buyurur ki; 

Bugun bu kadar tevftkat 505 ve tatbikat Allahun kudreti ve Hazret-i isa 

aleyhisselamin mucizati ve MisrTnun keramatidur. Kabul iden mu'mindiir ka- 

bul etmeyen hamziyyedur kafirdur musrikdur mulhiddur dinsuzdur. 506 

"Dahi bundan ozge ma-evha dedi Kur'an bana" yani seyr-i sulukum 
mahbubiyet menzilinde Rasulullah sallallahu aleyhi ve selleme erisip varisi velayet 
ve MuhammedT hassa ile kutb-i alem oldum demeye remz ve isarettir. Cunku bas- 
kalasmak ve degismekten beri olan ezelT kutb ve ebedT bi'l-ittifak ruh-u Muham- 
med sallallahu aleyhi ve sellemdir. Futuhat'ta agiklandigi uzere Sahib-i saadet 
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Hazretlerinin tesriflerinden 
ahirete kadar zaman sahibi olan alemin kutbu ve Rahmanin halTfesi olan gavs-i 
a'zam hazretleri her halinde velayet-i hassa-i Muhammediye'ye varis olmaya 
muhtagtir. 



503 (TATg, 2010) 

504 Saffat, 107 

Tevffk: C. (Tevftkat) Allah Teala'nin kuluna yardim etmesi. 
506 (MISRT, 1223), v. 4b 



Divan-i ilahiyyat ve Afiklamasi 1 237 



12 

Vezin: Fa'ilatun Fa'ilatun Fa'ilatun Fa'ilun 

( 1 - if s ,1, , t , 

"Salik-i rah-i hakikat a§ka eyler iktida." 508 
Cumle e§yaya hirer halet konulmu$tur mudam, 
Birbirinden bazi nakis bazm isti'dadi tarn. 
Me$reb-i aid olan ne§'e nedir hasil kelam, 
"A$ktir ol nes'e-i kamil kim andandir mudam. 
Meyde te$vir-i hararet neyde te'sir-i sada." 509 

Gulgen-i vahdet cii kalb-i emr-i ram-i a§ktir, 

Lezzet-i vuslat heman ancak meram-i a§ktir. 

Terk-i kevneyn eyleyen mest-i mudam-i a§ktir, 

"Vadi-i hayret hakikatta makam-i a$ktir. 

Cun mu$ahhas olmaz ol vadide sultandan geda." 
Arifin a§k-i ilahtden yeg olmaz hemdemi, 
Nu§ edip sahba-yi zati can olur her bir demi. 
Mazhar ana ayn-i zahir gorunur gider garni, 
"Eylemez halvet sarayi sirr-i vahdet mahremi. 
Asiki ma'sukdan, ma'suku asiktan ciida." 

Ehl-i Hakk olmak dilersen zerk-i taat terkin et, 

icini saf eyleyigor var kiyafet terkin et. 

Pend-i gu§ eyle basiretle sefahet terkin et, 

"Ey ki ehl-i a$ka soylersen melamet terkin et. 

Soyle kim mumkun mudiir taqyir takdir-i Hiida." 
Varhgm mahvetmek oldu ayin-i erkan sadika, 
Kalbini yakmak gerek anm demadem barika. 
A§ik oldur gitmeye her dem ba§mdan saika, 
"A$k kilki cekti hat levh viicud-i a$ika. 
Kim ola sabit Hakk isbatmda nefyi maada. " 

Ey Niyazi ibtidasiz zevk buldun a§ktan, 

Yarin isbatmda (La) siz zevk buldun a$ktan. 

Daim-ii bakifenasiz zevk buldun a$ktan, 



508 
509 



inne li'r- Rahman-i tarfen kadr-i enfas-il vera, 
Kullii mer'in salik-un behcen kadimen bil-heva. 
Men lehu akliin selfmun yektedi bi'l-Mustafa, 
Kad enarel-a§k-i lil-u$$ak-i minhac-il Hiida. 

FuzulT kuddise sirruhu'l-azize ait gazelin tahmisi. 
Alti gizili beyitler FuzulT kuddise sirruhu'l-azize aittir. 



238 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l aziz 



"Ey Fuzuli intihasiz zevk buldun a$ktan. 
Boyledir her i$ ki Hakk adiyla ola ibtida. 



Rahman'a ulastiran yollar nefesler sayismcadir. 

Allah Teala'ya ulastiran yollar nefesler sayisinca oldugu meshur bir sozdur. 

Hazreti Rasulullah sallallahu aleyhi ve selleme daima, iman nedir? diye 
sorarlardi. da soranin haline gore cevaplar verirdi ki ona layik bir cevap ol- 
sun. Bir defasinda 

"Musluman, elinden ve dilinden, Muslumanm guvende oldugu kimsedir" 
buyururlar. Diger bir defasinda, 

"Namazmi kilan, zekatmi veren kimsedir", cevabini verirlerdi. Biz de bir 
gare bulahm, garesiz degiliz. 

Alemin garesini biz bulahm. Bir Elifin ne oldugunu bilsen butun Kur'an-i Ke- 
rim'i biliyorsun demektir. 510 

Bu durumun gergek oldugu Psikiyatri agisindan da gegerlidir. Onun igin <pok olan 
yollann mursidlerinin bulunma gerekliligi kaginilmazdir. 

irvin D. Yalom, psikiyatr olarak butun hastalanna, hikayeleri ortaya giktikga 
bir saskinhk duygusuyla yaklasti. Her hastanin benzersiz bir hikayesi olduguna, 
bu yuzden hepsi igin farkh bir tedavi uygulamak gerektigine inandi. Bu tutumu, 
yillar gegtikge onu bugun ekonomik gugler tarafmdan farkh yonlere gekilen pro- 
fesyonel psikiyatriden, semptomlara dayah tani ve herkes igin tek tip, kisa sure- 
li tedaviden uzaklastirdi. 511 

Eger ruhanT hayatin terbiyesi kitaplar sayesinde olabilecegi muhakkak olsa 
idi Allah Teala nebilerini gondermeyip kitaplar ile yetinirdi. Buradan Rasulullah 
sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin hayatimizin her aninda bize gerekli ol- 
dugu da agiga gikmaktadir. 






Butun hakikat erenlerindeki kadim 512 guzellikleri hevalan 513 iledir. 



510 ($ems-i TebrizT, 2007), (M.301-302), s. 390 

511 (YALOM, etal., 2000), s. 3 

Kadfm: Eski zaman. Ba5langici olmayan. Uzun zamandan beri var olan. Evveli bilinme- 
yen hal ve keyfiyet 



Divan-i ilahiyyat ve Aqklamasi 1 239 



Yaratih§in guzelligi nefse yardimci olur. Bu yolda Allah Teala'nin kullan igin bu 
§ekildeki muratlanni tayin etmek mumkun degildir. Rasulullah sallallahu aleyhi ve 
sellem igin 

"Suphesiz sen buyuk bir ahlaka sahipsindir." 514 buyurulmasi yaratihs yonun- 
den mukemmelligine i§arettir. Burada su soru akla gelirse 

"Peki, nigin, Allah Teala bu imkani her kulu igin murat etmedi?" 

Allah Teala mahlukati yaratirken olmasi gerekeni mesiyyet dairesinde en guzel 
§ekilde ve noksansiz yaratmistir. Eger bir noksanhk var gibi gorunuyorsa o Allah 
Teala'nin dilemesi yaninda o mahluk igin olabilirligin en yuksek seviyesidir. Hz. 
Mevlana kaddese'llahu sirrahu'l-aziz buyuruyor ki: 

Eger sen kotulukler de ondandir dersen dyledir, ama bundan onun kemaline 
noksan mi gelir ki? 

Bu kotuluk ihsani da onun kemalindendir. Dinle ulu kisi, sana bir misal getire- 
yim: 

Mesela ressam iki turlu resim yapar: 

Guzellerin resimleriyle, girkin resimleri. 

Yusuf'un, yaratilisi guzel hurinin resmini de yapar, ifritlerin, girkin iblislerin 
resmini de. iki turlu resim de onun ustatligmm eseridir. 

Bu, ressamm girkinligine delil olamaz, bilakis ustathgma delildir. 

(Hrkini gayet girkin olarak yapar, o derecede ki butun girkinlikler, onun etra- 
fmda doner, oriilur. Bu suretle de bilgisindeki kemal meydana gelir, ustathgmi 
inkar eden riisvay olur. Eger girkinin resmini yapmayi bilmezse ressam, nakistir. 
iste bu yiizden Tanri hem kafirin yaraticisidir, hem muminin. Bu yiizden kiifur de 
Tanri'hgma sahittir, iman da. ikisi de ona secde eder. Fakat bil ki muminin secde- 
si dileyerektir. (!unku mumin, Tanri rizasmi arar, maksadi onun rizasmi almaktir. 

Kafir de istemeyerek Tann'ya tapar, ama onun maksadi baskadir. 
Padisahm kalesini yapar, ama beylik davasmdadir. Kale, onun mail olsun diye 
isyan eder, fakat nihayet kale, padisahm eline geger. Muminse o kaleyi padisah 
igin tamir eder, makam sahibi, mevki sahibi olmak igin degil. firkin, " Ey girkini 
de yaratan padisah, sen giizeli de yaratmaya kadirsin, girkini de" der. 

Guzel de "Ey guzellik padisahi, beni butun ayiplardan arittm" der. 

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin nasihat etmesi ve hastaya dua 6g- 
retmesi. Rasulullah, o hastaya dedi ki: 

" Sen, sunu sbyle; Tanri, sen bize guglukleri kolaylastir. Dunya yurdunda bize 
iyilik ver, ahiret yurdunda da. Yolumuzu gul bahgesi gibi latif bir hale getir, ey 
Yiice Tanri, konagimiz zaten sensin. " 515 



Heva: istek. Nefsin istegi. Du§kunliik. Gelip gegici olan heves. Nefsin zararli ve gunah 
olan arzulan. 

514 Nun, 4 

515 Mesnevi , c. II, b. 2535-2554 



240 | NiyazT-i Misri kaddese'llahu sirrahu'l azTz 






,y\a \a , «\\ ^ jlu ^Jl* JJiP <d \* 



Mustafa ile akl-i selim tabii olur. 

Akil ile Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin beraber zikredilmesi seriat ma- 
kaminin akil ile sorumlu tutulmasindandir. 

"Akf" baglamak kokunden gelen bir kelimedir. Anlamak ve idrak etmek, du- 
sunme ve muhakeme etme ve dogruyu bularak onu saglam bir yere baglamak 
anlamina gelmektedir. Akil esyayi oldugu gibi anlama ve anlamlandirma, guzel ve 
girkini aynt edebilme, dogruyu ve yanhsi kavrama kabiliyetidir. 

Akl-i selim, ise hiikiim ve kararlarda iki hayirdan daha iyi olan hayri, iki ser- 
den ehven-i serri bilebilme ozelligidir ve kamil akla verilen isimdir. Buna "sagdu- 
yu" demek de mumkundiir. Allah Teala buyurdu ki; 

"Yiiziinu Allah'm fitrat uzere yarattigi hak ve hanif dim olan tevhide ve is- 
lam'a yonelt. Ki Allah insani bu fitrat uzere yaratmi§tir. Allah'm kadim kanunu 
olan yaratili§mda bir degi§im sbz konusu olamaz. Dogru, sabit ve hak din ve yol 
budur. Ama ne var ki insanlarm gogu bunu bilemezler" 516 

Akl-i selim, "yaratili§ta Allah'm insan kalbine koydugu ilaht hakikatleri ve gergegi 
kabul etmeye yatkm olan kabiliyet" anlamindadir. 

Hiida yolu ask atesini asiklara yakti. 

Allah Teala kendine kavusma yolununun sevk ve istiyakini asiklanna tattirdi. 
f^unku askin hallerinde seriata muhalif hallerin bulunmaktadir. Bu haller asik igin 
hos gorulurken diger insanlar bu hallerinden dolayi sorumlu olurlar. 

"Salik-i rah-i hakikat a$ka eyler iktida." 

"Hakikat yolunun saliki askyoluna uyar." 

"Hakiki a§ikm a§k yurduna adim attigi ilk yer, zahitlerin ve abitlerin gelebil- 
dikleri son yerdir." Denilmistir. Hakikate ulasmak isteyen ask yoluna ragip olmah- 
dir. Ask, ebediyeti arayan ruhun, dunyevT aldanmalardan kurtularak derunTgirda- 
ba dusmesidir. Ask yolu hakikate ulasmada diger yollardan kisadir. Bunu kisahgini 
su sebeple anlanz ki; asik hakikat yolunda bir anda uzun mesafeleri astigi halde 
donusunu murad edince aldigi mesafede ayni masal kahramanlannin da yillarca 
suren yolculuklannin, bir arpa boyunu gegmemesi gibidir. Gegen zamanin uzunlu- 
gunun aksine, ahnan yolun kisahgi hatta higligi, asigin yolculugunun zahire uygun 
olmamasindandir. 

NiyazT-i MisrT hakikate ulasmak isteyene ask yolunu tarif etmesi bundandir. 



515 Rum, 30 



Divan-i ilahiyyat ve Aqklamasi 1 241 



Cumle e$yaya hirer halet konulmu$tur miidam, 

Butun esyaya birer degismeyen bir hal konulmustur, 

Esyanm ash icin dort unsur bahsedilir. Ates su hava toprak. Bu unsurlardan biri 
esyada baskin olursa o ozellik kendini daha cok gosterir. 

insan ruhu "Ben Adem'in yaratili§im tamamladigim zaman ona ruhumdan 
ijfurdum." 517 ayet-i kerimesinin ifadesine gore ilahT menselidir. insan ruhu ten 
kafesine girdikten sonra maddT ve zulmanT bir hicab ile perdelenmistir. insanin 
hamurunda "anasir-i erbaa" denilen toprak, su, hava ve atesten olusan dort unsur 
vardir. Bunlardan toprakla su, zulmanT ozellige sahiptir. Et ve kemikten meydana 
gelen insan vucudunun temel unsuru toprak ve sudur. Bu yuzden tasavvufta 
zulmanT hicab sayilan bedenin ve bedenT ihtiyaclann riyazat ve mucahede ile incel- 
tilmesi gerekir. 

Bu dort unsur ameller cihetinde de tecelli eder. 

Sahs-i ruhu teskil eden dort unsur, ruhun tecell-i ef ale nisbetle kalbden 
iktibasi ettigi anasin maneviyedir. Yani toprak mukabilinde olan namaz yemek 
gibidir. Hava mukabilinde olan hac ile ates mukabilinde olan zekat ile fi 
sebTlillah verilen bir malda bir kesme maneviye vardir. Su mukabilinde olan 
oructur. Zira savmda bir nevi hayat vardir. iste bu anasir-i maneviye-i mesrude 
ile ruh kendisine bir vucut-u mektebe-i maneviye yani vucud-u imani teskil 
eder. Nitekim Cenab-i Hakk ibrahim aleyhisselama "dyle ise dort tane ku§ ya- 
kala, onlari yanma al. Sonra kesip pargala her dagm ba§ina onlardan bir par- 
ga koy. Sonrada onlari kendine gagir ko§arak sana gelirler Bit ki Allah azizdir, 
hakimdir," 518 buyurdular. Yani Dort dag, hakikatte olan kalp, ruh, sir, hafi uze- 
rine dort unsur vaz olunarak mecmu-u ruhun tasarrufuna muti've munkad olup 
da ruha muracaat ettikleri ve ruh vucud unsuru teskil ettigi gibi kalpden iktibas 
ettigi anasir-i erbaa-i maneviye-i ilede vucud muktesibe-i maneviye-i tesis eder. 
Ve bu beyanda ruha ibrahimT itlakiyet munasib olur. 519 

Birbirinden bazi nakis bazm isti'dadi tarn. 

Birbirinden kimi noksan kimininin kaabiliyeti tarn. 

Ey Hakk talipleri bilin ki, yukanda anlatilan mursid-i kamillerin disinda kalan 
ve seyh denilen kisiler, ser'-i serifi ogreten, ilme'l-yakTn sahibi zuhd ve takva 
seyhleridir. Bunlar arasinda da yalan soyleyip "biz falan sultanm ve plan efen- 
dinin tarikatindeniz. Yetki ve seyr u suluk bizdedir" diyerek, kendilerinin bu yo- 
lun ehli oldugunu soyleyenler, o gocmus azizlere ve ilimlerine buhtan ederler. 
Kur an'da bu gibi yalanci seyhler icin "Yalanlayanlann vay haline!" 520 denmek- 
tedir. 

Bilinmelidir ki, insan-i kamiller, kendilerine uymayan kisileri, tankat 



517 Hicr, 29 
518 Bakara :260 

Tezkire, v. 6a-6b; isimli yazma bir eserden faydalamlmijtir 
520 Tur,ll 



242 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l azTz 



sulukundan, ayne'l yakTn ve hakke'l-yakTn bilgilerden mahrum birakirlar. Sonra 
bu yoldan sapanlar, o hakTkat ehlinin seyr u suluklanna, vahdetlerine, 
tecellTlerine, tesellilerine, mukalemelerine, musahedelerine inkara duserler. 
"Bu manalar olsa, bizim seyhimizde de olurdu." derler. Kamillerden duyulmus- 
tur ki, yetmis bin seyh, muridiyle dergaha yuzu kara vanp mes'ul ve muazzeb 
olup cehenneme gireceklerdir. Cenab-i Hak bizleri, mayeli bir mursid-i kamile 
hizmet etmeyen o gibi kisilerden korusun. 

Bu gibi sahte seyhler, mucahid olup suluk etmemistir. Butun gaye ve gayret- 
leri, mal ve mulk edinmek, nam ve riyaset icindir. Vaizler gibi halka nasihat ede- 
rek mur§id-i kamilim diye gecinirler. Mur§id-i kamile ermeden, ayne'l-yakTn ile 
seyr u suluk etmeden, yedi dairede nefsin yedi basini mucahede ve gaza ede- 
rek kesmeden, ayne'l-yakTn ile gorulen terkiplerin enfusT tabirlerini bilmeden 
hilafete gelinmez. Ve yine, tankatin tekmilinde, beyne'n-nevm ve'l-yakaza yani, 
uyur uyanik bir halde iken, Hakk'in emriyle, Habib-i Ekrem sallallahu aleyhi ve 
sellem yuzunden tankatten irsad seccadesi uzere hilafet verilmeyen kisi 
"tankat ve seyr ii suluk ehliyim" diye dava kilarsa, hem zall hem muzilldir. Bu 
kisilerden gafil olunmamahdir. Hz. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, 
"amelsiz ilim vebaldir ve ilimsiz amel dalaldir." demistir. Her ilim ehlinden go- 
rulmek lazimdir ki, azmaya. 

Buna gore seyhlerde bir vebal vardir. Bunlardan, ehl-i insaf ve ehl-i takva 
olanlar, muridlerine, "kardesjer, biz sizi ser'-i serif yuzunden, ilme'l-yakmden, 
amel, zuhd ve takva ile buraya kadar suluk ettirdik. Ancak, bundan sonra 
ayne'l-yakmden seyr ii suluk ile hakikate yol isteyeniniz varsa, gidip bir 
mursid-i hakik? bulsun, alem bos degildir. Bizden yana kiskandik soz konusu 
olamaz, Biz dmrumiizu ilme sarf etdik. Seyr u suluku ve batmt irsad yolunu 
ehlinden gormedik." demelidir. Bu gibi kisiler, ancak bu sozleri soylerlerse ve- 
balden kurtulurlar. 

Ey Hak talibi olan asiklar, eger hakikate ulasmak istiyorsaniz, mutlaka bir 
mursid-i kamil bulmah ve ona teslim olmahsiniz. insani ancak bir kamil eren ye- 
di deryadan gecirip darb-i tevhTd ile yuyup antabilir. Zira darbT tevhTd, 
usuldendir. Kudret topudur. Nefs-i hannas, nefs-i emmare, her turlu kotu ah- 
lak, akl-i maas ve nefs-i maasin kuvveleri ve tahsilleri darbT tevhTdin ve esmanin 
atesiyle yok olur. Nefs bu zikir lokmagiyla islah olur. Nefs-i hannas tevhidi kabul 
edip mu'min olur. Akl-i maas, akl-i maada; nefs-i maas, nefs-i maada donusur. 
Darb-i tevhTdin kemali budur. Bu usul nebilerden kalmistir; san'at-i nebevT ve 
san'at-i evliyadir. Ne var ki, bazi noksan akilhlar, darb-i tevhtde ve darbT Hu zik- 
rine dahi edip karsi cikarlar. Bu tur insanlar nefsT davranip, "Allah sagir midir 
sessiz zikredince isitmez mi?" derler. O gibi inkarcilara cevap budur: 

"Evet, Cenab-i Hak, semt'dir, Bastr'dir, Altm'dir, Habtr'dir, Allame'l-guyub 
padi§ah'dir. Zatmi zikretmegi gonlumuze gelmeksizin bilir. Ancak, bizim nefsi- 
miz, hannasimiz, akl-i maa§imiz ve nefs-i maasimiz sagir, kor ve cahildir. Zikri, 
onlara isittirelim, onlarm gozunu acalim, onlara Hakkin emrini bildirelim diye, 
candan, yuksek sesle ve iki yana salmarak kalb uzere hareketle yapariz. Ayrica, 



Divan-i ilahiyyat ve Agiklamasi 1 243 



insanlarm kalbi dunya ve masiva fikriyle kararmis ve pekismistir. Adeta, tasa 
veya demire donmustur. Darb-i tevhtd, kalbin pasmi siler. Tas ve demir gibi 
kalbleri yumusatir. Zikri kabul eder." 521 
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki; 
"Ummetim hakkmda saptina onderlerden korkanm." 522 

"Ahir zamanda birtakim insanlar gikacak, dini dunyaya alet edecekler ve in- 
sanlara yumusak gorunmek igin kuzu derilerine burunecekler. Onlarm dilleri 
sekerden tath kalpleri ise kurt gibidir." 

Allah Teala soyle buyuruyor: 

"Onlar benim hilmime mi aldamyorlar, yoksa bana karsi ciiretkarlik mi edi- 
yorlar. Kendi adima yemin ediyorum ki; onlara kendilerinden dyle birfitne gon- 
derecegim ki iglerinden halim olani bile hayrete dii§urecektir." 523 

Mesreb-i aid plan nes'e nedir basil kelam, 

Yuksek me§reb olan gonulde son soz nedir, 

NiyazT-i Misri en yuksek yaratihs nedir diye soruyor. Bunun cevabini gelen mis- 
rada "a§k" olarak agikliyor. 

"Asktir ol, nes'e-i kamil kim andandir mudam. 

"Askgonlun kamil halidir, devamida ondandir. 

Meyde te$vir-i 524 hararet ney'de te'sir-i sada. 

igkide gizli bir ates, ney'de etkili ses. 

Mevlana kaddese'llahu sirrahu'l-aziz mesnevisinde. 

"A§k atesidir ki neyin igine dusmustur, ask coskunlugudur ki sarabm igine 
dusmustijr." 525 

Rivayete gore Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ilahi ask sirnni Hz. AN 
kerremallahu vecheye soylemis. Bu sirnn yuku altinda ezilen Hz. AN kerremallahu 
veche gidip Medine disinda kor bir kuyuya bu sirn anlatmis. Kor kuyu bu sirla ko- 
purup cosmus ve tasmistir. Su her yeri kaplayinca kenarlannda kamislar yetismis. 

Oralardaki bir goban bu kamislardan birini kesip muhtelif yerlerinden delerek 
uflemeye baslamis. f^ikan ses kalplere cosku ve heyecan verip ilahi sirn anlatir 
olmus. Her mecliste her cemiyette aglayan, inleyen ney iyilerin de kotulerin de 
dostu olmus. Herkes kendisinden bir seyler bulmus neyde. 



521 (Eroglu Nuri, 2007), s. 78 

TirmTzT, 2230 
523 TirmizT, 37/Zuhd, 59 ( IV, 522, h. no: 2404). 

Te§vir: ignde bulunma. igine alma, igine ahp gizleme. Satihk olan hayvani pazara gikanp 
gosterme. 
525 Mesnevi, c. I, b: 10 



244 | NiyazT-i Misri kaddese'llahu sirrahu'l azTz 



MCizik 526 

Milleti meydana getiren kultur unsurlanni ifade ettik; ama kulturun tig ge- 
kirdegi diyebilecegimiz dil, din, muzik uzerinde ozel olarak durmak gerekir. Dil 
ve din fazlaca vurgulandigi igin bunlar bilinen unsurlardir. Muzik de estetik de- 
gerlerin, kisi-toplum-tarih butunlesme gizgisinde, gok onemli bir yere sahip, 
duyguyu en fazla sahsTlestiren ve sahsiyetlestiren, millT-lestiren bir karaktere 
sahip, kolay ifade edilen, dil ve din gibi her yerde beraberimizde tasinabilen bir 
kultur unsurudur. Ashnda butun kultur unsurlan dilde toplanmislardir. Dile 
yansimayan kulturun yasamasi mumkun degildir. Muzik de boyledir. Muzigin 
dili notalarla seslendirilir. Bu sesler ruha gida verir. Muzik insanin duygu ve du- 
suncelerinin, inanglannin ruhunda seslendirilmis halidir. Ruh bu sese kulak ve- 
rir; cosar, uzulur, sevinir, duygulanir. Sokrates, hocasindan ogrendigi su bilgiyi 
bize aktanr: "Bir toplumu degistirmek istiyorsaniz, muzigini degistiriniz." Ger- 
gekten tarihT tecrube de bunu gostermektedir. 527 

Muzik, eski zamanlardan beri insanlar uzerinde onemli bir yer isgal etmistir. 
insanlar uzuntulerini, sevinglerini, kahramanhklanni, heyecanlanni, sevgilerini, 
vb gogunlukla muzik sanatmi kullanarak ifade etmeye gahsmislardir. 

Muzik insanlan bir hipnoz hali olusturarak etkilemis ve kitlelere zaman za- 
man yon vermistir. Ozellikle muzik, duygulan yogunlastiran bir ozellige sahip 
oldugundan, pek <pok medeniyetlerde dini duygulann guclenmesinde, hastahk- 
lann tedavisinde oldukga yaygin bir yontem olarak kullanilmistir. 

islam Medeniyeti tarihinde ozelikle tasavvuf ekolu mensuplan(sufiler) mu- 
zikle ugrasmis, kullanmis ve savunmuslardir. Sufiler, akli ve asabi hastahklann 
muzik ile tedavi edildiginden bahsetmislerdir. 

Bu donemde yasamis buyuk Turk-islam alimleri ve hekimleri Zekeriya Er- 
Razi (854-932), Farabi (870-950) ve ibn Sina (980-1037) muzikle tedavinin bil- 
hassa muzigin psisik hastahklann tedavisinde ilmi esaslanni kurmuslardir. 

Farabi, "Musiki-ul-kebir" adh eserinde muzigin fizik ve astronomi ile olan 
iliskisini agiklamaya gahsmistir. 

Turk Muzigi makamlarmin ruha olan etkileri Farabi'ye gore §oyle smiflandi- 
nlmi§tir: 

1. Rast makami: insana sefa (nese-huzur) verir. 

2. Rehavi makami: insana beka (sonsuzlukfikri) verir. 

3. Kucpek makami: insana huzun ve elem verir. 

4. Buzurk makami: insana havf (korku) verir. 

5. Isfahan makami: insana hareket kabiliyeti, guven hissi verir. 

6. Neva makami: insana lezzetve ferahhk verir. 

7. Ussak makami: insana gulme hissi verir. 

8. Zirgule makami: insana uyku verir. 



526 , 



' (SOMAKCI, 15-2003/2) 
527 (Heyet, 2008), s. 29 



Divan-i ilahiyyat ve Aqklamasi 1 245 



9. Saba makami: insana cesaret, kuvvet verir. 

10. Buselik makami: insana kuvvet verir. 

11. Huseyni makami: insana sukunet, rahathk verir. 

12. Hicaz makami: insana tevazu (aleak gonulluluk) verir. 

Farabi Turk muzigi makamlarmin zamana gore psikolojik etkilerini de su se- 
kilde gostermistir: 

1. Rehavi makami: yalanci sabah vaktinde etkili 

2. Huseyni makami: sabahleyin etkili 

3. Rast makami: gunes iki mizrak boyu etkili 

4. Buselik makami: kusluk vaktinde etkili 

5. Zirgule makami: ogleye dogru etkili 

6. Ussak makami: ogle vakti etkili 

7. Hicaz makami: ikindi vakti etkili 

8. Irak makami: aksamustu etkili 

9. Isfahan makami: gun batarken etkili 

10. Neva makami: aksam vakti etkili 

11. Buzurk makami: yatsidan sonra etkili 

12. Zirefkend makami: uyku zamani etkilidir. 

Buyuk islam bilgini ve filozoflanndan ibn Sina (980-1037) Farabi'nin eserle- 
rinden cok yararlandigini ve hatta musikiyi de ondan ogrenerek tip mesleginde 
uyguladigini ifade etmis ve soyle demistir: 

"Tedavinin en iyi yollanndan, en etkililerinden biri hastanm akl? ve ruh? gug- 
lerini artirmak, ona hastalikla daha iyi mucadele etmek igin cesaret vermek, 
hastanm gevresi sevimli, hosa gider hale getirmek ona en iyi musikiyi dinletmek 
ve onu sevdigi insanlarla bir araya getirmektir." 

ibn Sina'ya gore "ses" varhgimiz icin zaruridir. Ahenkli bir duzen icersinde, 
belirli bir sekilde ayarlanmis olan sesler, insan ruhu uzerinde cok derin tesirler 
yapar. Sesin etkisi insan sanati ile zenginlestirilir. 

Yine ibn Sina'ya gore, ses tonu degisiklikleri insanin ruh hallerini belirtir. 
Muzik bestelerini bize hos gosteren isitme gucumuz degil, o besteden cesitli 
telkinler cikaran idrak yetenegimizdir. Bunun icin seslerin duzenli olarak birbi- 
rine ahengi, besteleri, ahenkli vuruslann duzenli ve kaideye uygun oluslan, in- 
sani derinden derine cezp eder. 

ibn Sina'nin meshur eseri "El Kanun fi't-tibbi" adh eserini tercume eden To- 
kath Mustafa Efendinin talebesi Hekimbasi Gevrekzade Hasan Efendi (18. yy) 
yazdigi eserinde ibn Sina'nin eserinden cok faydalandigmi ifade etmistir. He- 
kimbasi, Gevrekzade Hasan Efendi "Emraz-i Ruhaniyeyi Negama-i Musikiye" 
adh eserinde, cocuk hastahklanna hangi makamin iyi geldigini soyle bahsetmis- 
tir: 

Irak Makami: Cocuktaki menenjit hastahgina faydahdir. 



246 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l azTz 



Isfahan Makami: Zeka, zihin acikhgi verir ve soguk alginhgi ve atesli hastahk- 
lardan korur. 

Zirefkend Makami: Felc ve sirt agnsina iyi gelir, kuvvet hissi verir. 

Rehavi Makami: Turn bas agnlanna, burun kanamasina, agiz carpikhgina, 
felc ve balgam hastahklanna iyi gelir. 

Buzurk Makami: Beyin, kulunc agnlanna iyi gelir, kuvvetsizligi ortadan kaldi- 
nr. 

ZirgiJle Makami: Kalp, beyin hastahgi, menenjit, mide harareti, karaciger 
atesine iyi gelir. 

Hicaz Makami: idraryolu hastahklanna iyi gelir. 

Buselik Makami: Kalca, bas agnsi ve goz hastahklanna iyi gelir. 

Ussak Makami: Ayak agnlan ve uykusuzluga iyi gelir. 

Huseyni Makami: Karaciger, kalp hastahklanna, nobet, gizli hummalara iyi 
gelir. 

Neva Makami: Blug cagina ulasmis cocuga, kalca agnsina, gonul sevincine 
iyi gelir diye ifade etmistir. 

Enderun hastanesinde, cocuk yastaki talebelerin muzikle tedavi edildigini, 
1675 de Baron Topkapi Sarayini tarif ettigi eserinde belirtmistir. Musiki ustadi 
Safuyiddin gunun belli vakitlerinde rastgele makamlann icra edilmeyecegini, bu 
vakitlerde belli makamlann icra edilmesinin insan ruhunu dinlendirecegini, in- 
sani huzura kavusturacagini soyle ifade etmistir: 

1. Rehavi makami, fecirden once 

2. Huseyni makami, tan yerinin agardigi zaman 

3. Rast makami, kusluk vaktinde 

4. ZirgiJle makami, ogle vaktinde 

5. Hicaz makami namaz arasinda 

6. Irak makami ikindi vaktinde 

7. Isfahan makami, gun batarken 

8. Neva makami, aksam vaktinde 

9. Buzurk makami, yatsi 

10. Zirefkend makami, uyku vaktinde 

Her nekadar gunun belli vakitlerinden, belli makamlanndan soz edilmisse 
de, aynca gunun yirmi dort saatinin dorde bolerek, bu zamanlarda hangi ma- 
kamlann okunup, dinlenecegi de arastinlmistir. Aynca makamlann hangi ulus- 
lara ne etkisi yaptigi, astrolojiyle baglantisi da bazi hekimlerce arastinlmis ve 
incelenmistir. 

Makam ve fasillarm ge§itli uluslar uzerindeki etkileri oldugunu kabul eden 
eski Turk hekimlerine gore: 
1. Huseyni makami Araplara 



Divan-i ilahiyyat ve Agiklamasi 1 247 



2. Irak makami Acemlere 

3. Ussak makami Turklere 

4. Buselik makami Rumlara daha gok dinletilmistir 

Duygusal olarak makamlarm insan uzerindeki tesirleri hekimlerce §oyle agik- 
lamr. 

1. Irak makami insana tat ve gesni 

2. Zirgule makami uyku 

3. Rehavi makami aglama 

4. Huseyni makami guzellik 

5. Hicaz makami algak goniJlluluk 

6. Neva makami yigitlik 

7. Ussak makami gulme hisleri verir. 

Astrolojik olarak da yine her burcun bir makami bulunmustur. Eski Turk he- 
kimlerinden §uuri'nin "Tadil-i Emzice" adh kitabinda musikinin butun hastahk 
ve agnlara iyi geldigini ilim ve fen adamlannin destegini alarak beyan etmistir. 

Sonug olarak, islam medeniyeti doneminde, Er-Razi, Farabi, ibn Sina gibi 
Turk-islam hekimleri, psikolojik hastahklann tedavisinde; Mag ve muzikle tedavi 
yontemlerini kullanmislar, bu yontemler, gerek Selguklu gerekse Osmanh he- 
kimleri tarafindan tatbik edilerek 18 yuzyila kadar gelistirilmistir. 

Muzik sadece bir takim hastalarda tedavi araci olarak kullanilmakla kalma- 
yip, koruyucu olarak ta insanlara buyuk faydalar saglayabilir. Ornegin kent ya- 
santisindaki stresli insan tipi igin, fabrikada isgilerin is uretim miktanni artira- 
bilmek igin ve hatta hayvanlann sut ve yumurta gibi uretimlerini artirabilmek 
igin segilecek uygun muzik turleri olumlu etkiler yaratabilir. 528 



ibadet ifinde Muzik 

Topluca yapilan dint ibadetler, genellikle muzik esliginde yapildigi igin ibadet 
ve muzik birbiriyle yakindan iliskili kavramlardir. Bu baglamda muzigin, oteki 
dunya/other-worldly dusuncesine dalmayi simgeledigi, dindeki olum otesi 
inanci ifadelendirdigi, esrar veya sihrin deneyimini belirttigi soylenmektedir. 
6te yandan ayinler esnasinda muzik, dans ile birlikte icra edilmektedir. "§arki 
soyleme ve dans etme; grubun diger gruplara yaklasmasina, bireylerin duygula- 
nni kontrol etmesine ve onlan ortak hareket etmek igin hazirlamasina yardimci 
olmaktadir" (E. 0. Wilson, 1975; sh. 564). Bu sebeple ilkel insanlar igin dans 
etme, kurban kesmekten gok daha onemli bir ritueldir (ayinle ilgili) (Heiler, 
1961). 

Ayin esnasinda kullanilan muzigin, bireyin duygulan uzerinde yaptigi etkiye 
iliskin yapilan arastirmalarda; muzigin, ayinlere katilanlan gok rahatlattigi ve 



528 (SOMAKCI, 15-2003/2) 



248 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahii sirrahu'l azTz 



onlar uzerinde guclu bir psikolojik etki meydana getirdigi tespit edilmistir. Daha 
sonra bireyler uzerinde etki uyandirmak icin muzik, laboratuar ortaminda cesit- 
li arastirmalarda uygulanmak uzere kullanilmistir. Biz, bireyler uzerinde muzigin 
gucunu kullanarak, ses tonlannin farkh seviyeleriyle mutlu, uzgun vb. psikolojik 
durumlar meydana getirebiliriz. Uzgun birey, aleak sesle, daha dusuk bir tonda 
ve yavasca konusur. Buna karsin mutlu birey ise, daha hizh ve yuksek bir per- 
deden nazik bir tonda konusur (Scherer & Oshinsky, 1977). 

6te yandan bireyler uzerinde meydana gelen dint bir duygu, dint muzik tara- 
findan uyandinlmis olabilir. Bu baglamda Goodwin Watson (1929), ayinin er- 
genler uzerindeki etkilerine iliskin yaptigi bir cahsmasinda; ayin esnasmda yo- 
gun ve acikh bir tarzda icra edilen muzigin, ergenlerde oldukca yuksek duzeyde 
bir husu uyandirdigini tespit etmistir. 6te yandan muzik, bundan daha iyi psiko- 
lojik faydalar saglayabilir. Yani muzik, -evlenme ve cenaze torenleri, paskalya- 
dan once gelen buyuk perhiz veya paskalya yortusu orneklerinde oldugu gibi- 
yerinde kullanildigi zaman, psikolojik acidan birey uzerinde olumlu farkh dint 
duygular meydana getirebilmektedir. 529 

Giilsen-i vahdet cii kalbi emr-i ram-i asktir. 

Ask vahdet bahcesindeki kalbin itaatidir, 

Lezzet-i vuslat heman ancak meram-i asktir. 

Askin istegi hemen ancak kavusma lezzetidir. 

Terk-i kevneyn eyleyen mest-i mudam-i asktir, 

Daima sarhos eden ask iki dunyayi terk ettirendir, 

"Vadi-i hayret hakikatta makam-i asktir. 

"Hakikatta "Hayret vadisi" ask makamidir. 

Asik sevgilisini kavrayamadigindan dolayi hayrete duser, cunku onun tecellTleri 
sonsuzdur. Bu hayret ise hayret-i ilmiyye ve hayret-i suhudiyyedir (ilmi hayretler, 
gorduklerinde hayrete ducar olusu). 

Sadreddin KonevT kaddese'llahu sirrahu'l-aziz, suftnin hakikat karsisindaki 
tepkisinin bir cesit "hayret" oldugunu belirtmektedir. Bu hayret, bilgisizlikten 
degil, hakTkatin celisik ve paradoksal mahiyetinden kaynaklanan bir hayrettir. 
Bu noktada ibnu'l-ArabT'nin goruslerine basvurursak, hayretin iki sikkinin ayirt 
edildigini gormekteyiz. Bunlardan birisi, cehalet ve bilgisizlikten dogan akilci 
kimsenin hayretidir ki, bunu ozellikle filozofun sulukunu tasvir ederken ortaya 
koymustur. ibnu'l-ArabT'ye gore bu hayretin sebebi, akilcinin suluke veya haki- 
kate ulasmaya baslarken umduguyla tarn anlamiyla celisen bir sey elde etmis 



529 (ARGYLE, etal., 2000) 



Divan-i ilahiyyat ve Aqklamasi 1 249 



olmasidir. Bu durumda ise, tarn bir husran ve saskinhk icinde kalmaktadir. 
ibnu'l-ArabT, bunu kotu bir durum olarak niteler. Bunun kar§isinda ise, ibnu'l- 
ArabT'nin "Muhammedt hayret" diye isimlendirdigi ikinci bir hayret vardir. Bu 
hayret, her seyde Hakki goren suft'nin hayretidir. Suft, biri cok, cogu bir, evveli 
ahir, ahiri evvel, zahiri batin, batini zahir olarak gorur. Bu gibi celiskili durumlan 
musahede etmesiyle de hayrete duser. Fakat bu hayret, suphe ve anlamama 
hayreti degil, varhk alaninda hareket etmeye cahsan nefsin kendi halindeki hay- 
retidir. Bu nefis, dairenin cevresinin hangi noktasindan harekete baslasa, 
dairenin merkezi olan Hakka ulasir. Burada uzerinde durmamiz gereken bir hu- 
sus, ibnu'l-ArabT'nin bu hayreti "Muhammedi hayret" diye isimlendirmesidir. 
Bu isimlendirmenin iki sebebi vardir: 

Birincisi, Allah Teala'nin mutlak ve kamil bilgisinin tarzini teskil eden tenzTh 
ve tesbih arasindaki bilginin "Muhammedi" bir tavir olarak gorulmesidir. ibnu'l- 
ArabT, Nuh Fassinda bu meseleyi aynntih ele ahr ve buradan peygamber ve 
ummetinin ayn ayn eksikliklerine isaret eder. ibnu'l-ArabT'ye gore, Allah Teala 
hakkinda akil ve vehim guglerinin gerektirdigi hukmu ayni anda verebilmek, Al- 
lah Teala'nin butun mutekabil isimlerinin mazhan olan Hz. Rasulullah sallallahu 
aleyhi ve sellemin istidadina mahsustur ve sadece onun senati bu hukmu geti- 
rebilir. 

Bu hayretin "Muhammedi hayret" diye isimlendirilmesinin ikinci sebebi ise, 
suftlerin aktardiklan bir rivayettir. Bu rivayette Hz. Rasulullah sallallahu aleyhi 
ve sellem, "Rabbim, sana dair hayretimi artir" demistir. Boylece "hayret", 
sadece karsilasilan bir durum veya maruz kahnan bir sey degil, aksine talep edi- 
len bir sey olmaktadir. Bu anlamda hayretin ideal bir mertebe oldugu da anla- 
silmaktadir. 530 



Cun musahhas olmaz ol vadide sultandan aeda." 

Zna o vadide sultan ve fakir gibi sahsiyet olmaz. 

Arifin ask-i ilahtden yea olmaz hemdemi, 

Arifin ilahT asktan baska can ciger arkadasi olmaz, 

Nu$ edip sahba-yi zati can olur her bir demi. 

Sahbayi zati icen, her zamani can olur. 

Mazhar ana ayn-i zahir qorunur aider garni, 

Kavusunca asil hakikati ona gorunur ve garni gider, 

"Eylemez halvet sarayi sirr-i vahdet mahremi. 

"Vahdet sirnnin saraymdan mahrem halvete giremez 

A$iki ma'$ukdan, ma'suku asiktan ciida." 



530 (DEMiRLi, 2003), s. 143 



250 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l aztz 



Asiki sevgiliden, sevgili asiktan ayn." 

Ehl-i Hakk olmak dilersen zerk-P 1 taat terkin et, 532 
Hakk ehli olmak dilersen girkin sozle taati silme, 

Hz. Adem aleyhisselamdan itibaren enbiyaya ustun bir dil kabiliyeti verildi- 
gini; Hz. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin ise muhatap oldugu toplumun 
ozelliginden dolayi mukemmel bir dil birikimi ile donatilmistir. Hz. Rasulullah 
sallallahu aleyhi ve selleme 

"giizellik nerededir", diye soruldugunda O'nun 

"dildedir" seklinde cevap vermesi, dili ne kadar onemsediginin gostergesi- 
dir. 533 

"Beyanda buyuleyicilik vardir"™ 
"Beyanda buyuleyicilik, siirde hikmet vardir." 535 

kini saf eyieyiaor var kiyafet terkin et. 

igini saf eyleyi gor var kiyafet ile bozma. 

Zahir elbisenin guzelligi seni aldatmasin, demektir. Kisiye asalet veren kamil ta- 
biatidir. Digerleri ise ancak belli bir zaman insani oyalar. Bakiyesi ise yel gibidir. 

NiyazT-i Misri kuddise sirruhu'l-aziz "Enbiyanun ve evliyanun ekserisi 
ummilerdur." 536 buyurmasi anadan geldigi gibi saf olanlann bu yolda basanh ola- 
cagini beyan ederek, sonradan ahnan kiyafetin bir degeri olmadigini agiklamakta- 
dir. 

Pend-i qu$ eyle basiretle sefahet terkin et, 

Basiretle nasihata kulak ver eglence ile silme, 



Zerk: firkin soz soylemek. Ku§un terslemesi. 



Terkin: Boyama, yazma. Bozulma, bozma. £izme, silme Belli bir saatte ve yerde bu- 
lusma igin sozlesme. 

533 M. Akif OZDOGAN, Dinbilimleri Akademik Ara^tirma Dergisi V (2005), Sayi: 4; ibn 
Kuteybe, 'Uyunu'l-ahbar, nsr. Muhammed 'Abdulkadir, el-Matba'atii'l-'asriyye, Beyrut, 
1999, I, 184; el-HafacT, Sirru'l-fesaha, 61; ibn ResTk, el-'Umde ft mehasini'$-$iir ve adabihJve 
nakdih?, n§r. MuhyiddTn 'AbdulhamTd, Daru'l-cTI, Beyrut, 1972, 1, 241. 

534 M. Akif OZDOGAN, Dinbilimleri Akademik Ara$tirma Dergisi V (2005), Sayi:4; Cahiz, el- 
Beyan, I, 157. 

535 M. Akif OZDOGAN, Dinbilimleri Akademik Arastirma Dergisi V (2005), Sayr.4; Kudame 
b. Ca'fer, Nakdu'n-nesr, nes. Abdulhamtd el-'ibadT, Darii'l-kutubi'l-'ilmiyye, Beyrut, 
1982,77. Nasir, bu eseri Kudame (337/948)'ye izafeten nesretmi§sede Kudame'ye ait de- 
gildir. 

535 (MISRT, 1223), v. 104b 

Enbiyanm ve evliyanm gogu ummilerdir 



Divan-i ilahiyyat ve Afiklamasi 1 251 



"Ey 537 ki ehl-i a$ka soylersen melamet 538 terkin 539 et. 

"Ey ki§i; ask ehline soylediginde melamet ile sozles. 

Yani ask ehlinin halinin soz ile ifade edilemedigi igin yapilan hareketlerin zahiri- 
ne aldanma demektir. 

Soyle kirn mumkun mtidur tagyir takdir-i Hiida." 

Soyle Allah Teala'nin takdirini degistirmek mumkun mudur?" 

Varliam mahvetmek oldu ayin-i erkan sadika, 

Sadika varhgin mahvetmek asil usul oldu, 

Kalbini yakmak qerek anm demadem barika. 

Onun kalbini sik sik §im§ek panltisi yakmak gerek. 

A§kin deprasyonlan ve stresi olmadan tazelenme ve olgunla§ma yoktur. 

A$ik oldur qitmeye her dem ba$mdan saika, 

A§ik her zaman ba§indan yildinm gitmeyendir, 

"A$k kilki cekti hat levh vucud-i a$ika. 

"A§k kalemi ajikin vucuduna gizgi gekti. 

Kim ola sabit Hakk isbatmda nefyi maada. " 

Kim Hakk isbatmda sabit olursa nefyi biraka." 

Alemle mesgul olmayi birakmazsan Hakki isbat edemezsin. Cumle esyada Hakki 
goren nefyi terk etmis demektir. 

Ey Niyazi ibtidasiz zevk buldun asktan, 

Ey Niyazi askta oncesi olmayan zevk buldun, 

"Eger bize:-Tasavvufun iptidasi nedir? Diye sorarlarsa, soyle deriz: 

"imanin alti erkani vardir. Bunlar sirasi ile: Allah-u Teala'nin varhgina ve birli- 

gine, meleklerine, nebTlerine, kiyamet gunune, hayir ve ser Allah'in takdiri ile 

olduguna ... Dil ile ikrar ve kalb ile tasdikdir." 54 ° 

Askta ise teklif hukumleri yoktur. iman konusunda asiklann mezhebi yarin 



Ey: (Arabgada) "Bak, dinle, dikkat et, yahut, demektir ki" manalanna gelir. Bir ibareyi 
tefsir i^in kulanilir. Tiirkgede: Yakm nida igindir. 

Melamet: Kinanmijhk. itab ve serzenisjik. Rezillik ve rusvayhk. 

Terkin: Belli bir saatte ve yerde bulu§ma i^in sozle§me. Boyama, yazma. Bozulma, 
bozma. f^izme, silme 
540 NiyazT-i MisrT, Risale-i Esile ve evcibe-i Mutasawifane, BiRiNCi SUAL VE CEVABI 



252 | NiyazT-i Misri kaddese'llahu sirrahu'l aziz 



vechidir. 

Yarin isbatinda (La) siz zevk buldun a$ktan. 

Asktan yarin isbatinda (La) siz zevk buldun. 

Daim-u baki fenasiz zevk buldun asktan, 

Daima asktan fenasi olmayan zevk buldun, 

"Ey Fuzuli intihasiz zevk buldun asktan. 

"Ey Fuzuli asktan sonsuz zevk buldun. 

"§ayet bize: - Tasavvufun intihasi nedir? Diye sorarlarsa su cevabi veririz: 

"Tasavvufun intihasi; keza birinci sualde gecen alti erkani, dil ile ikrar, kalb ile 
tasdiktir...-Nitekim Cuneyd-i Bagdadi kaddese'llahu sirrahu'l-azTz Hazretlerine bir 
gun: 

"Tasavvufun intihasi nedir?. Diye sorduklannda, su cevabi verdi: 

iptidasidir." 541 

Boyledir her is ki Hakk adiyla ola ibtida." 

Her is Hakk adiyla baslarsa boyledir." 



541 NiyazT-i MisrT, Risale-i Esile ve evcibe-i Mutasawifane, IKiNCi SUALVE CEVABI 



Divan-i ilahiyyat ve Aqklamasi 1 253 



13 

Vezin: Mustefilun Mustefilun Mustefilun Mustefilun 

Ey garh- 1 dun n'ettim sana hig vermedin rahat bana, 
Guldurmedin onden sona ah mihneta vah mihneta 

Bendinden azad etmedin, feryadima dad etmedin. 

Bir dem beni sad etmedin ah veyleta vah veyleta. 
Erismedi dosta elim Rahman'a varmadi yolum 
Qkmadi basa menzilim ah gurbeta vah gurbeta 

Karim diiriir derdile gam gitmez basimdan hig elem, 

Gulden ciida bir bulbulum ah firkata vah firkata. 
Mecnun ve§ ah edeyim Ferhad ve§ vah edeyim, 
Bu virdi her-gah edeyim ah hasreta vah hasreta. 

Varmazsa yolum §eyhime, sarmazsa merhem yareme, 

Olmazsa gare derdime ah hayreta vah hayreta". 
Yanar Niyazi derd He hig kimse yok ha I in bile, 
Nalan olup girdi yola ah nhleta vah nhleta 

Ey garh- 1 dun n'ettim sana hig vermedin rahat bana, 
Guldurmedin onden sona ah mihneta vah mihneta 

Ey algak dunya nettim sana, hig bana rahat vermedin 
Onden sona kadar guldurmedin ah sikintina vah musibetine 

Burada garhtan murad bahttir, yani ey baht-i dunum, 542 bana hig rahat ver- 
medin, beni hig guldurmedin sikintidayim vah, vah. Beni benden ayirmadin, 
benim feryadima erismedin, beni hig sevindirmedin vah, vah. 

NiyazT-i Misri kaddese'llahu sirrahu'l azTz nigin "ah" gektigini beyan ediyor. Ah 
vucudun bir yangisidir ki yakici bir inleyistir. 

Muhyiddin ibn'ul Arab! kaddese'llahu sirrahu'l-aziz bu konuda su bilgileri ve- 
rir: 

Allah Teala bir kulunun kalbine zikir ve sema halinde iken vecd vasitasiyla 
birtakim marifetler indirmek isterse, onun bildigimiz et pargasindan mutesekkil 
kalbi uzerine bir kurb serinligi gonderir. Kalbin ust tabakasindaki bu serin hava 
asagiya dogru iner; kalbin kendi sicakhgi ise uste gikar ve bu serinlik ile sicakh- 
gin birbiriyle surtunmesinden dolayi bir ates/hararet agiga gikar. Bu hararet bir 
gegit bulabilirse disan gikacaktir. iste zikir sirasinda hal sahibi birinin gikardigi 
"ah" sadasi ile bu hararet disan gikar. Yok, eger bir gikis yolu bulup disan gika- 
mazsa, kalbin ust tabakasinda olusan kurb bulutunun soguk kismmdan onun 
nemi ile kansarak kisinin aglamasina sebep olur. Eger bu ates kan vasitasiyla 



Dun: sifat, eskimif (du:n)Arapga dun 

1 . Algak, ajagi, a§agilik. 

2. Altta, ajagida. 



254 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l azTz 



kalpten cigerlere bulasip cigeri pisirirse, o zaman hal sahibinin "ah" diye cikar- 
digi nefesten yanik kokusu duyulur. Bu atesin ve hararetin siddeti, tazyikle kalp 
boslugunu, yani kalbin diger organlara degen kisimlanni ayir ve yarar. iste o 
zaman tencerede kaynayan suyun fikirtisina benzer bir ses duyulur ki buna 
"vecbe", "sayha" ve "recfe" adi verilir ve bu vakitte hal sahibinden sayha zuhur 
eder. (ibn'ul Arab!, Tedbirat, s. 419-422) 

§u durumda, zikirden sonra icilecek ozellikle soguk su, zikirden hasil olan bu 
hararet ile birlesirse kalp ve ciger gibi organlan harap edebileceginden, zikirden 
hemen sonra su icmemek; mutlaka icmek gerekiyorsa da en azindan ihk su ic- 
mek gerekmektedir. 543 

Bendinden azad etmedin, feryadima dad etmedin. 
Bir dem beni sad etmedin ah veyleta vah veyleta. 

Kolelikten azad etmedin, feryadima ihsan etmedin. 

Bir an beni sevindirmedin ah eziyetlerine vah yaziklar olsun. 

Erismedi dosta elim Rahman'a varmadi volum 
Cikmadi basa menzilim ah gurbeta vah gurbeta 

Elim dosta erismedi, yolum Rahman'a varmadi 
Menzilim basa gikmadi, ah garipligim vah gurbetim 

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki; 

"islgm garib basladi, garib bitecektir. Ne mutlu o gariplere! //544 

Ceylan yavrusunun esekler ahinna dusup mahpus olmasi, eseklerin o gariple 
gah savasarak gah alay ederek eglenmeleri, gidasi olmayan kuru ot yemeye 
mecbur olusu... Bu, Allah Teala'nin has kulunun sifatidir, o da dunya, hava ve 
heves ve sehvet ehli arasinda bu hale dusmustur. "islgm garip baslar garip bi- 
ter. Ne mutlu ggriplere" denmistir. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemi dog- 
ru soylemistir. 

Avcinin biri, bir ceylan tuttu. O merhametsiz herif, ceylani ahira kapatti. 
Ahir, okuzlerle, eseklerle doluydu. O herif de ceylani, zalimler gibi bu ahira hap- 
setti. Ceylan, urkekliginden her yana kacmakta idi. Avci, geceleyin eseklere 
saman veriyordu. Her okuz, her esek, achgindan samani seker gibi yiyor, seker- 
den de hos buluyordu. Ceylan, gah bir yandan bir yana kaciyor, gah tozdan, 
dumandan yuzunu ceviriyordu. Kimi, ziddi ile bir araya koyarlarsa onu, blum 
azabina ugratmis olurlar. Suleyman da Huthut, gitmeye mecbur olduguna dair 
kabul edilebilecek bir ozur getirmezse, Ya onu oldururum yahut da sayiya gel- 
mez bir azaba ugratinm demisti. 

Ey guvenilir kisi, dusun, o azap hangi azap? Kendi cinsinden olmayanlarla bir 



543 (OGKE, 2000), s.169 

Muslim, iman,232;Tirmizi, iman,13; ibn Mace, Fiten,15; Darimi, Rikak,42; Musned-i 
Ahmed, 1,398 



Divan-i ilahiyyat ve Afiklamasi 1 255 



kafese kapatilmak! Ey insan, bu kafeste azap igindesin. Can kusun, seninle cins 
olmayanlara tutulmus. Ruh, dogan kusudur, tabiatlarsa kuzgundur. Dogan ku- 
su, kuzgunlarla baykuslardan yaralanir. 545 

Karim durur derdile gam gitmez basimdan hie elem. 
Gulden cuda bir bulbulum ah firkata vah firkata. 

Basimdan hig elem gamim gitmez, isim derd ile 
Gulden ayn dusmus bir bulbulum, ah aynhk vah aynhk. 

ikinci beyitte gulden murad edilen ruhlar alemidir. Demek istenir ki bu ruhlar 
aleminde uzak dusmus bir bulbulum. MisrT efendi §eyhi Sinan UmmT Mehmet 
efendinin emriyle hakTkat ilimlerini tahsil igin Misir'a gitmis idi. Orada tahsilde 
iken §eyhi vefat ettiginden seyri suluk gosteremedi. iste beyitler bunu terennum 
eder. Ancak NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l azTz yetismek igin gayretini bi- 
rakmamis, sonunda Umm-i Sinan kaddese'llahu sirrahu'l-azize teslim olmustur. 

iki gozu olmadikga birisi, birini gorebilir mi? yahut biri, agag olmaksizin 
meyva yiyebilir mi? Buna imkan yok. Bilgisizliktendir bunu mumkun gormek; 
vazgeg bundan; bir daha da bu dusunceye hig kapilma. Balgiktan disan olan go- 
n u I, senden gibidir; gonul isigina benzer o, Ona dogru canla - basla kosar - du- 
rursun ama ondan higbir haz duyamazsm, Su halde, yeni §eyh aramak, yolsuz- 
luktur derler ya, bu soz yanhstir. 

ilk seyhe simsiki yapis; onu birakip baskasina gitmek erlik degildir. ilkinden 
hosnud oldunsa, feyze erdinse andinda dur, vefakarhk degildir. Ondan sonra bir 
baska seyhe murid olamazsin derler ya: bu soz, nazar ehline dogru degildir. Ku- 
lak asma, bu sozun ash yoktur. Boylesine bir zehir - zakkumu serbet diye igme- 
ye kalkisma da, Allah Teala hazinesinden mahrum olmayasin. Kotu kisiler gibi 
kinanmayasin, Yeni bir seyhe murid ol da gamdan kurtul. Katren, onun bakisiyla 
deniz kesilsin, Ama olgun seyhe, tertemiz, an - duru, bilgin ve bilgisiyle amel 
eden seyhe murid ol. Onda insan sifatlan olmus olsun: onda egreti nakistan 
higbir eser bulunmasin. Gozu, Hakk'la gorsun: varhgi tamamiyle bitmis olsun: 
Allah Teala varhgina bulunsun. 

Herkese el vermek caiz degildir. Boyle olmayan kisiye murid olmak, yerinde 
bir is degildir. Yolda yuzbinlerce davaci vardir. Hepsi de boyuna Allah Teala'dan 
soz eder - durur, Soluktan soluga bakislarda bulunuruz: ihsanlar ederiz: yokluk 
yolunda yuzlerce azigimiz var derler, Ama halleri, sozlerine uymaz. Gece - gun- 
duz bunun aksine hareket ederler. Bir - iki lokma ekmek igin bu gesit yuzlerce 
kisi, hep boyle sozler soyler. Din yolunda iyice ihtiyath davran: her asagihk kisiyi 
bas etme, basbug segme. Ondan ilk seyhinin kokusunu ara. O kokuyu buldun 
mu, bil ki seyhin odur. Onda gorunen gergek, seyhinin, seyhindekinin tipkisidir. 
Ondan baskasi degildir o: yapis onun etegine. Testi degistiyse irmagin suyu de- 
gismedi ya. Ekin gibi onun an - duru suyunu igmeye bak. ig de gonlunde guller 



545 Mesnevi, (V.izbudakTerc.)V, 70, beyitler:832-842 



256 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l aztz 



bitsin: gonlun, gul bahcesi kesilsin. Varhgindan, tikene benzeyen nefsinden kur- 
tulasin, Boylece senin de can gozun, onunki gibi acilsin, onun gibi sen de her so- 
lukta yucelesin, Adim atmadan vuslat gogune varasin. Noksandan kurtulup ol- 
gunluga eresin. Ahmakhk eder de onun elini tutmazsan, bil ki gafletle yolu yi- 
tirdin - gitti. Ustasi olen kuyumcu ciragi, gece - gunduz onu amp dursa, Bu anis- 
la kendini yakar - yandinr ama sanatmdan da hicbir sey belleyemez. Onun yeri- 
ne bir baska ustaya cirak olmadikca kuyumculukla gonlu sevince eremez. 546 

Mecnun ve$ ah edeyim Ferhad ves vah edeyim, 
Bu virdi her-qah edeyim ah hasreta vah hasreta. 

Mecnun gibi ah edeyim Ferhad gibi vah edeyim, 
Bu virdi her-yerde edeyim ah hasret vah hasret. 

Varmazsa yolum $eyhime, sarmazsa merhem yareme, 
Olmazsa care derdime ah hayreta vah hayreta". 

Yolum seyhime varmazsa, yareme merhem sarmazsa, 
Derdime care olmazsa ah hayret vah hayret". 

Eger benim yolum §eyhimin yoluna varmazsa ve §eyhim yarama merhem sar- 
mazsa veyahut derdime bir care olmazsa vah hayreta, vah hayreta demistir. 

NiyazT Misri Uskudarda oturduklan sirada kendisine mana aleminden bizzat 
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem seyr-i suluk ettirdi. Bazen imam-i Hasan ve 
imam-i Huseyin efendilerimiz dahi gelip tevhid makamlanni gosterirler idi. Bir 
salik sidkiyle suluk ederse, cem-ul- cemde Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem 
efendimiz ana gelir. Bilhassa "Ahadiyet makami" ni bizzat Rasulullah sallallahu 
aleyhi ve sellem efendimiz telkin ederler. Zira bu makamin sahibi ancak odur, 
baska kimse telkin edemez. iste bir kimsenin meyl ve muhabbeti oldugu vakit son 
nefeste olsun ana suluk gosterilir, am Cenab-i Hakk kabul eder ve salik ise makam 
gosterilir. Bir salik tevhid makamlanndan ilki olan " Tevhid-i Efal" gorup de §eyhi 
vefat etse, gerek bu alemde ve gerek ahiret aleminde, yani kabirde, hasirde ne- 
sirde ana tekmil-i makamat ettirilir. Bunu ya §eyhi veya diger Veliler yaparlar. 
Hazret-i ibrahim aleyhisselam tevhidin babasi olmasi itibariyle bu gibi saliklere en 
once kendisi makamlan gosterir, sonra diger Velileri tayin edip o salikin makamim 
tamamlatir. 

Yanar Niyazi derd He hie kimse yok halin bile, 
Nalan olup girdi vola ah nhleta vah nhleta 

NiyazT derd ile yanarken halin bilen hie kimse yok, 
inleyerek bu yola girdi ah sefer vah yolculuk 



546 (VELED), b. 2720-2750 



Divan-i ilahiyyat ve Aqklamasi 1 257 



14 

Vezin: Mefailun Mefa'Tlun Mefa'Tlun Mefa'Tlun 



Uyan gafletten ey gafil seni aldatmasm diinya, 
Yakani al elinden kim seni sonra kilar riisva. 

Ne sandm sen bu gaddan ki ta boyle am sevdin, 
Am her kim ki sevdiyse dinini eyledi yagma. 
Adavet kilma kimseyle sana nefsin yeter diisman 
Ki asla senden aynlmaz omiir ahir olunca ta. 

isittin Hakk Rasuliinden nice ayat-u ahban, 
Veli ntdem ki kar etmez bu dgUtler sana asla. 
Bu zahir gdziinu ortiip bana tut can He gonlun 
Ki her bir sozun icinde duyasm cevher-i mana. 

Kelam-i Mustafa zevkin dimagmda bulagor kim 
Muadil olmaz ol zevke hezaran "men He selva. " 
Kemal-i devlet istersen oku ayat-i Kur'am 
Ki her harfin icinde var Niyaztbin diirr-i yekta 

Uyan gafletten ey gafil seni aldatmasm diinya, 
Yakani al elinden kim seni sonra kilar riisva. 

Ey gafil uyan gafletten seni aldatmasm dunya, 
Elinden kurtul ki, sonra seni kilar rezil eder. 

ill ss i si 



ijj^«Ji ^jy [ ' L r J - > J j\sS\rtJ^ijj\i^^Ju\»y^'ji»JJii 



"Firavun, kiyamet giiniinde milletine onculuk eder, onlari cehenneme gotii- 
riir. Gittikleri yer ne kotii yerdir!" 547 

Ne sandm sen bu gaddan ki ta boyle am sevdin. 
Am her kim ki sevdiyse dinini eyledi yagma. 

Boyle onu gok sevdigin bu zalimi ne sandm, 
Kim onu sevdiyse dinini yagma eyledi. 

Hz. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem hadislerinde kullugu Allah Teala'dan 
baskasina hasredenlerin akibetlerinden bahseder: 

"Yarm kiyamet giiniinde insanlar bir araya toplanacak. Allah, her kim, her 
neye tapiyorsa onun ardma diissiin buyuracak. Artik kimi giinesin, kimi aym ve 
kimileri de Tagutlarm ardma diisiip gideceklerdir." 548 

Adavet kilma kimseyle sana nefsin yeter diisman 
Ki asla senden aynlmaz omiir ahir olunca ta. 



547 Hud, 98 

548 Buhari, Ezan 139; Muslim, iman 81. 



258 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l aztz 



Nefsin dusman olarakyeter, kimseye dusman olma 
Nefsin omrun bitene kadar senden asla aynlmaz. 

Dusman olarak belirlenmis icin tek yapilacak hedef hazirhkh bulunmaktir. Eger 
bu hazirhk bir §ekilde tehir veya ertelenirse helak olmak umulur. 

Macchiavelli "dusman kesinlikle saldirmak niyetindeyse, bir komutan sa- 
vastan kacamaz," 549 demektedir. 

isittin Hakk Rasuliinden nice ayat-u ahbari, 

Veli ntdem ki kar etmez bu oautler sang asla. 

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemden nice ayetleri ve haberlerini isittin, 

Veli! Ne yapayim ki bu ogutler sende etki birakmaz. 

Bir hadis-i §eriflerinde Hz. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem nubuvveti de- 
ger ve onemini soyle belirtir: 

"Benimle insanlarm misali bir ates yakan kimse gibidir ki, ates etrafmi aydm- 
lattigi zaman atesin cevresinde bulunan hayvanlar ve kiicUk kelebekler atese 
dusmeye basladilar, o kimse bu hayvanlan atese dusmekten men etmeye basla- 
di. Fakat hayvanlar o zata galebe ederek dusuncesizce, siiratle atese dusuyor- 
lardi. Siz dusuncesiz ve tedbirsiz olarak atese diiserken ben eteklerinizden yaka- 
layip atese dusmekten sizi kurtarmaya calisiyorum." 550 

Bu zahir gozunu ortiip bang tut can He gonlun 
Ki her bir sozun icinde duyasm cevher-i mana. 

Bu dunyevi gozunu kapatip bana gonlunu can ile tut 
Boylece her bir sozun icinde mana cevherlerini duyarsin. 

Kur'an-i Kerim'in Allah Teala tarafindan indigini ve duzenli bir sekilde kontrol 
edilerek zamanin ihtiyaclanna karsi ayni inis hizi ile oldugunu anlamak ile Allah 
Teala kelaminin yuceligini anlarsin denilmistir. Kur'an-i Kerim nasil Rasulullah 
sallallahu aleyhi ve selleme nuzul ediyorsa senin sahsin icin de duzenli bir iniside 
vardir. 



549 (Max HORKHEiMER, 2005), s. 430 

550 Munavi, Semseddin, Feyzu'l-Kadir Serhu Camii's-Sagir, Beyrut, 1972, c.5, s.518. 



Divan-i ilahiyyat ve Afiklamasi 1 259 



80.(00 



TOOK 



mas 



5Ci») 



«m 



30.000 



BOB 



■»jon) 




Bu hesaplamalar ve grafigin gizimi dogruysa (ki %100'luk bir sihhat ve kamil bir 
uyu§um beklenmeksizin her halukarda yeterli bir yakla§ikhkta sahihlik soz konusu 
olmakta ve nuzul egrisi tumuyle bukumsuz bir gizgi olmasa da genel anlamda dog- 



260 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l aztz 



rusal bir yapi arz etmektedir) nuzul egrisinin sabit bir egime sahip olusu su onemli 
sonucu da ortaya koymaktadir: 

Hz. Rasulullah sallallahu aleyhi ve selleme turn vahiy donemleri boyunca her 
yil nazil olmus vahyin kelime sayisi sabit olup; bu deger, her yil ifin 3670 kelime 
civannda seyretmistir. 

Her yih ve her gununde yeni olaylar ve gorevlerin ortaya giktigi, islam Nebi'sinin 
sayisiz imam, ahlakT, sosyal, idari siyasT ve hatta ailevT problemlerle karsi karsiya 
oldugu gok yogun Medine donemlerinde bile; nispeten yogun olmayan ve Hz. 
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin genglik yillanyla es zamanh Mekke done- 
mindeki ilk gugsuzluk ve gariplik donemlerindeki gibi ayni sayida kelime nazil ol- 
mustur. Bu vakia; urunleri kisisel, dis sartlara ve zamanla baglantih mesguliyetlere 
gore farkh gevresel tepkilere paralel olarak inis-gikislar gosteren ve ote yandan 
kendi saheserlerinin onemli bir bolumunu sinirh olgunlasma ve duyumsayis do- 
nemlerine borglu olan yazar, sanatgi ve idarecilerin durumuyla gelismektedir. 
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem icinse, vahiy surecini etkileyecek (bu surece 
bir tur dahide bulunacak) bu tur kisisel-ruhi haller, konum, kosul ve gereksinimler 
mevcut degildirl. Dolayisiyla bu onculler sonucunda, Hz. Rasulullah sallallahu aley- 
hi ve sellemin sahsinin ve muhitinin ustundeki bir varhk ve soyleyicinin 



%yZo\^yjJi?^^&^\Z\ l }&o\jZ}>o\Zsji \Jlj3j 



"Kuran'i, insanlara agir agir okuman igin, bolum bolum indirdik ve onu gerek- 
tikge indirdik." ss emri mucibince Kur'an-i Kerim'i kesintisiz acelesiz, sabit bir 
oranda ve tarihsel bir ardisikhkla nazil buyurdugu ortaya gikar! 

Kur'anT igerigin gesitliligi ve bu Kitab'in cumlesel duzenli gelisimine (2,11 dege- 
rinden 42,13'e kadar artis gostermis olan ortalama ayet uzunluklan agisindan) 
degindikten sonra; Kur'an-i Kerim'in bu ozelliklerine ilaveten turn beseri kitap, yazi 
ve sozler karsisinda essiz oldugu gibi, nuzul surecinden yararlanilmaksizm tetkiki 
oldukga gug olan vahyin nuzulune iliskin zamansal kesitlerdeki kelime sayilannin 
da sabit olusu gergegiyle karsilasmaktayiz. 552 

Kelam-i Mustafa zevkin dimagmda bulagor kirn 
Muadil olmaz ol zevke hezaran "men He selva." 

Mustafa Kelaminin zevkini dimagmda bulan kimseye 
binlerce "kudret helvasi ile bildircin eti" o zevke esit olamaz 

MEN VE SELVA: 

Musa aleyhisselamin duasi ile Allah Teala'nin israilogullanna gokten yagdirdigi 
kudret helvasi (men) ve bildircin eti (selva). 

"Bulutla sizi golgelendirdik, kudret helvasi ve bildircin indirdik, 'Verdigimiz n- 
ziklarm iyi ve giizel olanlarmdan yiyin' dedik. Onlar Bize degil, fakat kendilerine 



551 1'sra, 106 

552 (BAZERGAN, 1998), s. 142-143 



Divan-i ilahiyyat ve Aqklamasi 1 261 



yazik ediyorlardi. " 553 

israilogullan Tth sahrasina dustuklerinde yiyecek istediler. Musa aleyhisselamin 
duasi bereketiyle Allah Teala onlara men indirdi. Men'in ne oldugu hususunda 
degi§ik rivayetler vardir. 

"Allah Teala bu men'den her gece yapraklar uzerine her kisi icin yetecek mik- 
tarda yagdirdi. Bunu yiyen israilogullan; 

"Ey Musa! Tatli yemekten usandik. Allah Teala'ya dud et de bize yiyecek et ver- 
s/n" dediler. Musa aleyhisselam dua etti. Allah Teala onlara selva indirdi. Her kisi 
men ve selvadan bir gece ve bir gun yiyecegi kadar ahrdi. israilogullan bu nimetin 
de kiymetini bilmediler. "Men ve selvadan biktik; bakla, sogan, gibi seyler isteriz" 
dediler. Nimete sukretmediler. Men ve selvayi da depo edip biriktirmeye basladi- 
lar. Fakat bunlar kurtlanip bozuldu, yiyemediler. 

Kemal-i devlet istersen oku ayat-i Kur'ani 
Ki her harfin Ic'mde var Niyaztbin diirr-i yekta 

Buyuk kemalat istersen Kur'an-i Kerim ayetlerini oku 
Cunku NiyazT her harfin icinde binlerce essiz inciler vardir 

Kur'an-i Kerim, Allah Teala'nin kelami oldugu icin sonsuz manalan havidir. Bu 
ise ehline dahi gizli kalmistir. 

Vahiy metninin, Allah Teala'nin kelam sifatinin mutlak ve sonsuzlugunun bir 
aynasi olarak, sinirsiz anlayislara mevzu olabilme yetkinligi vardir. Ornegin Sehl 
b. Abdullah'in, Kur'an-i Kerim metni hakkindaki su ifadesi, bu gercegin bir bas- 
ka bicimde anlatimi sayilabilir: 

"Eger kula, Kur'an-i Kerim'in her bir harfi icin yuz anlayis verilse dahi o, Allah 
Teala'nin, kitabinda tek bir ayete yerlestirmis oldugu anlamlar (imkanin)m so- 
nuna bile varamazdi; ciinkii o, Allah Teala'nin kelamidir. Kelam ise, O'nun sifa- 
tidir. Nasil ki, Allah Teala'nin sonu, sinin yok ise, bunun gibi, O'nun kelamim 
anlamanin da sonu, sinin yoktur" 554 

Hayranhk uyandiran yonleri hie tukenmez; onun nihayetine ulasilamaz. 
Ona, nfk ve sempatiyle yonelen, kurtulur, sertlikle yonelense ayagi kayar yok 
olur." 555 ifadesi ile bir baska buyuk sahabi Abdullah b. Mesud radiyallahu anh a 
atfedilen, 

"Kim, oncekilerin ve sonrakilerin ilmine sahip olmayi arzularsa, o, Kur'an'i 



553 Bakara,57:A'raf, 160 



554 Zerkesi, el-Burhan fi ulumi'l-Kur'am, thk. Muhammed, Ebu'1-Fadl ibrahim, Daru'l-Ma'rife, 
Beyrut, ts. 1/9- Ayni sekilde, "Kur'an Terciimani" ve "Hibru'l-Umme" (Ummetin turn Deryasi) diye 
nitelenen Jbn Abbas radiyallahu anh nisbet edilen, "Kur'an'da cesjtli dallar (zu §iicun), fenler 
(funun), acik ve sakh anlamlar bulunmaktadir. 

555 Alusi, Ruhu'l-meani, Beyrut, ts. 1/7 



262 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l aztz 



harmanlasm, onu iyice tedebbur etsin" 556 tesbiti, Kur'an-i Kerim'in ozunde, 
tekci, monist bir anlam dunyasini degil, ama muteaddit ve de cok degi§ik bir 
manalar potansiyelini kapsadigini gosterir, 

Bu iki anlayisin degerlendirilmesine gelince: her seyden once, nass'in "ken- 
dinde anlami"ni gozetmeyerek, hukumleri tamamen oznel ve goreli bir yon- 
temle olusturmak, bizi tam bir bilinmezlik ve solipsizme [Ozne'ye gore, bizzat 
kendisinden baska hie bir realitenin olmamasi 557 suruklerken, muhtemel ve 
mumkun yorumlan sadece lafzin formuna siginarak reddetmek de, tam bir 
dogmatizm ve ibarecilik olacaktir. 558 

Ki her harfin icinde var Niyazf bin durr-i yekta NiyazT her harfin icinde binlerce 
essiz inciler vardir, daki mana icin (Elif) harfine yapilan yorumlan hatirlayahm. 

"(E lif) harfinde Allah Teala 'nm sifatlarmdan alti sifat bulunmaktadir: 

(Birincisi) ibtida (ilk, ba§langig olmak). £unku "elif ilk harfdir. Nitekim Allah 
Teala da varligm ilkidir. 

(ikincisi) istiva (dumduz, dosdogru olmak). Qunku "elif aslen dumduz olup, 
herhangi bir §eye egimli bulunmamaktadir. Nitekim Allah Teala da adalet husu- 
sunda dosdogru olup, bundan sapmamaktadir. 

(U(Uncusu) infirad (teklik, birlik). £unku "elif tektir. (Nitekim Allah Teala da 
tektir) 

(Dorduncusu) inkita (kopukluk) ve ittisal (bitisik olmak) £unku "elif higbir 
harfe bitismezken, butun harfler ona bitismektedir. Nitekim Allah Teala da, her 
seyden uzak olmasma ragmen her sey ona baglidir. 

(Besincisi) istigna (higbir seye muhtag olmama) ve ona ihtiyag duyulmasi. 
£unku "elif higbir harfe ihtiyag duymaz, ancak butun harfler ona muhtagtir. Ni- 
tekim Allah Teala da, higbir seye muhtag olmamasma ragmen, her sey ona ihti- 
yag duymaktadir. 

(Altmcisi) ulfet (yakmlik) £unku "elif, kelimelerin biribirlerine yakmlasmala- 
rma ve ismmalarma sebeptir. Nitekim Allah Teala da, mahlukdtm biribirlerine 
yakinlasmalannin sebebidir." 559 

Ka§anT bu hususta §6yle der : "Burada ince bir hakikat bulunmaktadir: 
Enbiyd aleyhisseldm heed harflerini, mevcudatm mertebeleri hizasma koymus- 
lardir. isd aleyhisseldm AH kerremd'lldhu veche ve bir kisim sahabenin sdzlerin- 
de bu hususa isaret edilmektedir. Bundan dolayi "Mevcudat, Besmelenin ba 
'smdan zuhur etti" denilmistir. £unku bu harf (ba harfi), "zatullah "in hizasma 
konulmus olan (elif) harfine bitisiktir. Bu ise, Allah Tedld'nm ilk yarattigi sey 



GazzalT, ihya ulumi'd-din, Daru thyai'l-Kutubi'l-Arabiyye, ts., 1/290; ez-Zerke§i, el-Burhan, 
11/154) 

Paul Foulquie, Dictionnaire de la Lan-gue Philosophique, PUF., Paris - 1969, s. 685 
solipsisme" mad 9 

558 (KILIC, 2-4 Subat 1996), s. 31-32 

559 (ERGUL, 2002), s.150 



Divan-i ilahiyyat ve Aqklamasi 1 263 



olan "akl-i evvel "e isarettir." Bismillahi'r-rahmani'r-rahtm" cumlesinde telaffuz 
edilen harfler onsekizdir. Yazili olan harfler ise, ondokuzdur. Cumle igerisinde 
yer alan kelimeler biribirlerinden ayrildiklarmda, harfler de yirmi ikiye ayrilir. 
Bunlardan on sekiz harf, on sekiz bin diem olarak ifdde edilen dlemlere isarettir. 
£unku bin rakami, diger sayi mertebelini ihtiva eden tarn bir sayidir. Bu saymm 
ustunde bir sayi olmayip, mertebelerin anasidir. Bu sayi (on sekiz sayisi) He 
dlem-i ceberut, dlem-i melekut, ars, kursf, yedi semd, ddrt unsur (hava, su, ates, 
toprak) ve mevdl?d-i seldse (Ma 'den, nebat, hayvan) den ibaret olan dlemlerin 
analari (asillan) ifdde edilir. Bu dlemlerden her biri, kendi igerisinde kisimlara 
ayrilirlar. On dokuz harf, mezkur dlemlerle birlikte insan? dleme de isaret eder. 
£unku insanf diem, her ne kadar hayvan dlemine ddhil olsa da, varliga hasre- 
dilmis olmasi, her seyi ihtiva etmesi ve serefi itibariyle bash basma bir cins olup, 
degeri ve delili olan baska bir dlemdir." Meleklerine ve Cebrail'e" (Bakara, 98) 
ayetinde ifade edilen melekler arasindaki CebraTI gibi. 

Kelimelerin biribirlerinden ayrilmalan hdlinde olusan (22) yirmi iki sayismm 
tamamlayicisi olan gizli ug elif(?s?m, Allah ve Rahman kelimelerinde yazilmayan 
elifler), zat, si fat ve ef'dl itibariyle gizli Hah? dleme isarettir. Bu gizli Hah? diem, 
tafsildt itibariyle ug diem olmasma ragmen, gergekte tek bir dlemdir. Yazili olan 
ug elif ise, bu dlemlerin insan? en buyuk tecelligdhta zuhuruna isarettir. Bu Hah? 
dlemin gizliliginden dolayi, Rasulullah sallallahu aleyhi ve selleme "Rahman" 
kelimesinin elifinin nereye gittigi soruldugunda, Hah? huviyetin, yaygm rahmet 
suretinde gizlendigine; ancak ehlinin bilebilecegi bir sekilde insan? bir surette 
zuhuruna isaret olarak, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem onu seytanm gal- 
digmi sdylemis ve onun yerine (Bismillah) 'in ba 'smm uzatilmasmi emretmisti?: 

Goruldugu gibi Ka§anTon sekizbin alemin bulundugunu, on dokuz rakaminin 
ise, insanT alemle birlikte diger on sekiz bin aleme isaret ettigini belirtmektedir. 
Bunlar vucudun, cuz'Tyyat itibariyle olan mertebeleridir. Vucudun kullT merte- 
beleri ise zat, sifat ve fiil mertebeleridir. 

KasanT'ye gore zat, sifat ve ef al itibariyle gizli olan bu alemler, tafsilat itiba- 
riyle tig olmasma ragmen gergekte tek bir alemdir. Bu alem ancak ehlinin anla- 
yabilecegi sekilde insanT surette tecellT etmektedir. Bu da insan-i kamildir. (Be) 
harfi, "zatullah"in hizasina konulmus olan (elif) harfine bitisiktir. Bu harf, mev- 
cudatin zuhur sebebi ve Allah Teala'nin ilk yarattigi sey olan "akl-i evvel"dir. 560 



560 



ERGUL, 2002), s. 157-158 



264 | NiyazT-i Misri kaddese'llahu sirrahu'l aziz 



15 

7+7=14 

Bahr iginde katreyim bahr oldu hayran bana, 
Fers iginde zerreyim ars oldu seyran bana. 

Dost gorundu gun ay an kalmadi bir sey nihan, 

Tufan olursa cihan bir katre tufan bana. 
Surette nem var benim strettedir ma'denim, 
Kopsa kiyamet bugun gelmez perisan bana. 

Kaf-i dil Ankasiyim sirrm asinasiyim, 

Endiseler hasiyim ad oldu insan bana. 
Niyazt'nin dilinden Yunus durur soyleyen, 
Herkese gii can gerek Yunus durur can bana. 

Bahr icinde katreyim bahr oldu hayran bana, 
Fers icinde zerreyim ars oldu seyran bana. 

Deniz iginde bir damlayim ama deniz hayrandir bana, 
Yeryuzunde iginde zerreyim ama ar§ seyran oldu bana. 

Baki bunu su sekilde tasvTr ediyor: "Kimse gormus mu ola bahri habab 561 igre 
nihan" yani (Denizi bir damlanin igine sigmis ve saklanmis olarak kimse gormus 
mudur? ) 

Evet NiyazT-i Misri kaddese'llahu sirrahu'l aziz insani bu sekilde gordugu ve in- 
sanin hakikatinin yuceligini beyan ediyor. 

Dost gorundu cun ayan kalmadi bir sey nihan, 
Tufan olursa cihan bir katre tufan bana. 

Dost agikga gorundu bir seyi gizli kalmadi, 
Tufan olursa cihan bir katre tufan olmus bana. 

Allah Teala'nin tecelliyatini zahiren ve batmen fark etmek demektir. Zahiren 
vucudiyye, batmen suhudiyye mezhebine girer. 

Surette nem var benim strettedir ma'denim, 
Kopsa kiyamet bugun gelmez perisan bana. 

Asil ictedir ozum benim surette neyim var, 

Bugun kiyamet kopsa gelmez perisanhk bana olmaz. 

" Strettedir ma'denim" demek, her sey o madenden zuhura gelir demektir. Ya- 
ratihs hakikatine vasil olan icin uzuntu ve keder yoktur. 



Habab: (Hababe) Son derece muhabbet. Su Cizerindeki hava kabarcigi 



Divan-i ilahiyyat ve Aciklamasi 1 265 



Kaf-i dil Ankasiyim sirrm asinasiyim, 
Endiseler 562 hasiyim ad oldu insan bang. 

Gonul Kaf Dagi'nin Anka kusuyum sirnn asinasiyim, 
Dusunceler hasiyim insan ad oldu bana. 

iste birinci dusunce sahipleri aci bir azap icerisindedirler. ^unku onlar 
kalblerini durmadan degisen golgelere baglamislardir. Onlar, erisilemeyen bir 
golgenin pesinden kosmaktadirlar. iste dunyaya ve dunya adamlanna gonul 
baglayan da boyledir. Oteki tasavvur sahipleri ise daimi bir rahat ve ebedi bir 
huzur icerisindedirler. Cunku onlar, kalblerini devamh olan ahiretin salih amel- 
lerine vermislerdir. Bu, oyle saglam bir iptir ki ona tutunan kopup dusmez. iste 
avam, daima serap gibi yalanci, suslu batil suretlerle ugrasarak, letafet tarafla- 
nni kesafet taraflannda mahvettiklerinden dolayi, sanki bu ashnda olmayan al- 
datici sahsiyetlerin ve gorunur heykellerin kendileri haline gelmislerdir. Havass 
(segkinler) e gelince bunlar da daima hakikatlere uygun suretlerle ugrasmak 
dolayisiyla kesafetlerini letafetlerinde kaybettiklerinden, sanki o hakikatlerin ve 
o vucudun kendisi olmuslardir. f^unku insan, dusundijgunun aynidir. Bunun icpin 
biri Arapga, biri Farsga, biri Turkge olan tig beyit soylenmistir: 

"E y Fazil karde§im, sen dusuncenden ibaretsin, yoksa buyuttugun et ve 
kan degilsin." 

"Ey kardes, sen dusuncesin, kemik ve akil degilsin. Eger dusuncen gill ise 
gulsun; diken ise kulhansm. " 

"Ademi dedikleri endisedir, gayr-i adem ustuhan-u risedir (Adam olmayan 
kemik ve tuydur. ) Ademin endisesi olsa latif, suphesiz zati olur anin serif." 563 

Her seyden suphe ettigimiz halde varhgindan suphe etmedigimiz bu "ruhu- 
muz veya dusuncemizden edindigimiz kavram bedenden edindigimiz kavram- 
dan once gelir" 564 

Dedin ki bana: Soyle nedir dusunce? 

Qiinkii, anlami hakkmda hayretler icindeyim!,. 

Dusunce; batildan Hakk'a gitmektir, 

Parcayi da, smirsiz mutlak butuniide gormektir. 565 



Niyazf'nin dilinden Yunus durur soyleyen, 
Herkese cii can gerek Yunus durur can bana. 

NiyazT'nin dilinden soyleyen Yunus'tur, 
Herkes icin can gerekse Yunus benim canimdir. 



Endije: f. Dtijtince. Korku. Merak, keder, kuruntu. 

563 (ATE5, 1971) Be§inci sofra 

564 (KOC, 1990) s,30; Descartes,Felsefenin ilkeleri,(gev, M.Karasan),M.E.G.S.Bakanligi 
yay.,ist.l988,s. 28-29; Descartes. Metafizik Dij§unceler t (cev. M. Karasan), 
M.E.BasimeviJst. 1967,6. du§unce. 

555 (§eyh Mahmud 5ebusterT), b. 69-70 



266 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l aziz 



Yunus kelimesini, burada Allah Teala olarakta du§unebiliriz. ilahi kelimesi ile 
kasdedilen manevT menbadan ne§et eden sozler olunca, her sozu soyleyen 
Hakk'tir. 



Divan-i ilahiyyat ve Afiklamasi 1 267 



16 

Vezin: Fa'ilatun Fa'ilatun Fa'ilatun Fa'ilun 

Hatm-i cem-il murselinin fahndir fakr-u fend, 
Hatm odur kim bir ola yanmda hem sah-u geda. 

Devlet-i diinya seni bir rutbeye muhtac eder, 

Devlet oldur sana her bir rutbeden vere gma. 
Belki Musa'yi telemmuz eylese etmez kabul, 
Hizr He hem-rah olart kes eylemez ciin-u (era 

Dersin aklmdan alursun bit sana olmaz delil, 

Dersini var Hakk'dan al kim ilmin ola reh-numa. 
izzet istersen yiirii var bekle zillet kapism, 
Ates-i a'da He kayna olunca kimya. 

Kab'e Kavseyni ev-edna da ikamet eyleme, 

Zat-i baht nuruna yan, but makam-i munteha. 
Misrtye hatm-il makamat oldu herseyden ferag, 
Zahir u batmda kalmadi ebed ilia Hilda. 

Hatm-i cem-il murselinin fahndir fakr-u fend, 
Hatm odur kim bir ola yanmda hem $ah-u geda. 

Butun murselerin sonuncusunun ovuncu fakr-u fena, 
§ah ve kole son nebinin yanmda bir olandir. 

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin makami olan fakr-u fena'dan bahs 
edilmektedir. Varhgin ve yoklugun kiymetini kaybettigi makam olan fakr-u fena 
vasitasiyla Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem miraca kavusmustur. Varhk, yok- 
luk ile bilindiginden, kulun yoklugu bulmasi ile varhk agiga gikar. Daha oncede be- 
lirttigimiz gibi Allah Teala'nin varhgindan baska bir seye varhk vermek yanhstir. Her 
ne var ise alemde Hakk'in varhgina muhtag olmasi ile ikilikten birlige dusmustur. 

Devlet-i diinya seni bir rutbeye muhtac eder, 
Devlet oldur sana her bir rutbeden vere gma. 

Dunya devleti seni bir rutbeye muhtag eder, 

Asil devlet sana her bir rutbeden yeterlilik verendir. 

Yokluk makamma haiz olan igin meselenin bitisidir. MaddT ve manevT keyfiyet- 
ler ve kemiyetler arttikga sikintilarda artar. Unutulmamasi gereken mesele kazan- 
cin yoklugu degil, kavramin yoklugudur. £ok zengin vardir ki, gonlu mal ile mesgul 
degilken, gok fakirin butun dusuncesi karnini daoyurmaktan baska bir sey degildir. 

Belki Musa'yi telemmuz 566 eylese etmez kabul, 
Hizr ile hem-rah olan kes eylemez cun-u cera 

Telemmuz: Talebelik etmek. f^omezlik etmek. (Bak: Tilmiz) 



268 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahii sirrahu'l aztz 



Belki Musa aleyhisselam ogrenci kilsa kabul etmez, 
Hizr ile yol arkada§i olan kiside nasil ve nigin olmaz 

ilm-i Ledun mektebine arif olanin hallerinde zahiri ilim ehlinin halleri bulunma- 
digindan arkada§liklan kisa ve muddetli olmaktadir. Nubuvvetyolu velayetten ulvT 
olsada bu yol mecbun olmadigmdan aynhk vakidir. Musahabeti itiraz etmektir. 

Dersin aklmdan alursun bil sana olmaz delil, 
Dersini var Hakk'dan al kirn ilmin ola reh-numa. 



Bilki dersini aklmdan ahrsan sana yol gostereci olmaz, 
Kim Hakk'dan dersini ahrsa ilmi ona yol gosterir. 

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki; 

"Alimler gokyuzundeki yildizlar gibidir. Karada ve denizde onlar sayesinde yol 
bulunur. Yildizlar soniiverirse, kilavuzlarm yoldan gikmalan yakm demektir." 567 

Her ilim sahibinin yildizi digeri icin yol-kesicidir. Bu nedenle Rasulullah 
sallallahu aleyhi ve sellemin buyurdugu uzere alimin etegini tutmakta esas olan 
talebenin okudugu mektebin istikametini tayindir. Burada yol gosterecide hak 
olani bulmakgerekir. 

izzet istersen yurii var bekle zillet kapism, 
Ate$-i a' da ile kayna olunca kimya. 

izzet istersen yuru var zillet kapisini bekle, 

Macun eden ates ile demirci olunca kimya olursun. 

Maddenin hakikatine eremeyenin manevT hakikatten hangisine ulasmasi dusu- 
nulebilir. Allah Teala bir kulunun yetismesini murat etti mi, ortamini hazirlar de- 
mektir. 

Beseri ilk kimya isini Allah Teala Adem aleyhisselami yaratirken, yerzyuzundeki 
topraklan olcusune muvafik sekilde meleklerine tarif ederek uygulatti. Mutasavvif- 
lardan kimya ehli coktur. 568 NiyazT-i MisrT, de kimya ilmi ile ilgilenmistir. 

Kab-e Kavseyni ev-edna da ikamet eyleme, 
Zat-i baht nuruna van, bul makam-i munteha. 

Kab'e Kavseyni ev-edna da karar eyleme, 
Allah Teala'nin nuruna yan, son makami bul. 



557 Ahmed b. Hanbel, Miisned, III, 157; RamhurmiizT, Kitabu emsali'l-hadis, s. 87 (51) 
(UYSAL,23 Bahar2007) 

558 Cabir ibn Hayyan (721- 815 M .), Caferu's-Sadik (hyt. 759 M .), Halid Ibn 
Yezid (hyt. 708), Ziinnun el-MisrT (hyt. 859 M .), Sahin el-HalvetT, Abdurrahman es-SufT 
(903- 986 M .), Gazali (1055- 1111 M .), Erzurumlui brahim Hakki (1703- 1780 M .), 
Kutbeddin e5-Sirazt (1236- 1311 M .), Aksemseddin (1390- 1459 M .), Mevlana Celaleddin- 
iRumi (1207- 1273 M .) 



Divan-i ilahiyyat ve Afiklamasi 1 269 



Bu konuda Seyyid Muhammed Nur'ul Arabi kaddese'lahu sirrahu'l azTzin 
RiSALE-i MUR§iDU'L-U§§AKi hatirlamak uygun olacaktir. 

imanm tig mertebesi vardir. 

1-istidlalT iman: delil getirmek, bir delile dayanarak netice gikarmak, zihnin 
eserden muessire veya muessirden esere intikali. Bu iman ilme'l-yakm ile olur. 

ikiye aynhr. 

a-Misal ile; Yam, kulun sifatlan olan; hayat, ilim, kudret, irade, semi', basar, 
kelami delil kihp benzerlerini Hakk'a isbat etmektir. ZTra kemal sifat, yaraticihk 
ile agiga gikar." Allah Ademi kendi suretinde yaratti" 569 buna sahiddir. Yani, 
Allah Teala suretiyle Adem'i halketti. Sureti demek, sifatlandir. Hayat, ilim, 
kudret, irade ve gayrileri. Lakin abdin sifatlan cuz'iyyedir ve tesirsiz ve sonra- 
dan yaratilmistir. Hakk'in sifatlan oncesi yok, muessiredir, kulliyedir. Bu neden- 
le birbirlerine benzemez. Ashnda bir gibidir. Mesela kudret, Hakk'a ve halka 
nisbet olmayinca kadTm ve hadis hukmolmaz. Hakk'a nisbet olmakla kadTm ve 
muessire olur. Halka nisbetle hadis ve tesirsiz olur. 

b- Bi'z-zid'dir." O'nun benzeri higbir §ey yoktur." 570 Ayeti sahiddir. Yani, 
bir sey Hakk'a benzer yoktur. Mesela, kul, aciz ve muhtag ve fan! ve hadis. Hak 
Teala Kadir ve MustagnT ve KadTm ve BakT'dir. §imdi, bu delil ile Tman ile 
mu'min olan, Ma'bud; hayallerinde Tcad eyledikleri surettir. Lakin Tmanlannda 
ma'zurdurlar. Hak Teala indTnde makbuldur. ZTra akil gayeti budur. "Ben yere 
goge sigmadim, ancak mu'min kulumun kalbine sigdim" 571 kabTlindendir. 
ZTra kalbe sigdigi suret hayaldir. O, Hakk'in tecellTyatindandir. TenzThleri tesbTh 
oldu. 

2- Tman-i iyanT' 572 dir. Bu ayne'l-yakin ile olur. Mursid-i kamil telkTniyle 
makamlan zevkeder. Yedi makamdir. 

Uc makami Fenafillah'tir. 

a-TevhTd-i Ef'al ve Fena-i Ef'al veTecellT-i Ef'aldir. 

O makamda salik, hissen ve aklen ve hayalen idrak eyledigi butun fiilleri Al- 
lah Teala'ya nisbet edip, o fiil aynasindan Allah Teala'ya rabita olup zikreder ve 
istigrak hasil olur. Hatta bir kimse vursa o vururusu, Allah Teala'ya nisbet edip, 
vurana nisbet etmeyip La Faile illa'llah neticesi zahir olup, gafil olmaz. 

b- TevhTd-i Sifat ve Fena-i Sifat ve TecellT-i Sifat'tir. 



O makamda salik, hissen ve aklen ve hayalen idrak eyledigi kemal sifat-i 



569 BuharT. isti'zan. 1: Muslim. Birr. 110. Cennet. 28:.l'bn. Hanbel. 11/244. 251. 315. 323. 
434. 463.519 

570 Sura, 11 

Bkz. SehavT. 589. 590: AclunT. 11/195 Hadisin asli muteber kaynaklarda bulunamamistir. 
Ayan: (iyan) A§ikar. Belli. Herkesin bilebilecegi ve gorebilecegi. Ciftgi aletlerinden olan 
saban okunun bilezigi. 



270 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l aztz 



Hakk'a nisbet edip, o sifat aynasinden Allah Teala'ya rabita olup, istigrak hasil 
eder. La Mevsufe illa'llah neticesi hasil olur. 

c- Tevhtd-i Zat ve Fena-i Zat ve TecellT-i Zat'tir. 

O makamda salik, hissen ve aklen ve hayalen gerek efal ve gerek sifat ve 
gerek zat aynalanndan vucudullaha rabita olup, cumle esyada bir vucud-i 
Hakk'i mulahaza eder. istigrak hasil olur. La Mevcude illa'llah neticesi hasildir. 
Sekr-i tarn olur. Vahdetle, kesretten kurtulmus olur. 

Bu kesret nedir? Diye sorulsa cevab vermez. Sonra, sahve 573 , makam-i 
Bekabillah'a dahil olur. O vakit Hazerat-i Hamse-i ilahiyye olan; 

Hazret-i Zatu'l-Gayb 

Hazret-i Sifatu'l-Lahut 

Hazret-i Esmau'l-Ceberut 

Hazret-i Ecsamu'n-Nasut, 

ile bu cumleler birbirlerine birbirinin mazhan olmaga musahede eder. Hulul 
yoktur. Vahdet, kesret musahede oldugundan ittihad yoktur. 

Hakka'l-Yaktn mertebeleri ise dorttur. 

1- Vahdet suhudu galib olmaga Makamu'l-Cem' ve Seyru'l-MuhibbT derler. 
Bu makamda "Kulun lisanindan Semiallahu limen hamideh diyen odur." varid 
olur. Ve bu makamin lisani "Allah'tan once ba$ka higbir $ey gormedim. " Der. 

2- Zahir olmus coklugun suhudu galib olunca, buna Hazretu'l-Cem' ve 
Seyru'l-MahbubT derler. Bu makamda hadTs-i kudsTde varid oldu ki: 
"... Kulum kendisine farz kildigim §eylerden daha sevimli bir §eyle bana yak- 
la§mami§tir. Kulum bana devamh nafile ibadetleri ile yakla§ir. Bunun sonu- 
cunda ben onu severim. Bir kere onu sevdim mi ben onun i§iten kulagi, goren 
gozii, tutan eli ve yuruyen ayagi olurum. Eger benden bir §ey isterse onu veri- 
rim. Bana sigmirsa muhakkak onu korurum. 574 

Ve lisani "Allah'tan sonra ba$ka higbir $ey gormedim." Der. 

3- Hem vahdet ve hem zuhur eden eden coklugun ikisini musahede eder. 
Buna Cem'u'l-Cem' ve Kabe Kavseyn derler. Lisani "Allah'la beraber baska hig- 
bir sey gormedim." 

4- Vahdet ve coklugu fan! edip, ya'nT vahdet ayn-i kesret ve kesret ayn-i vah- 
det musahede edip, buna Makam-i Ahadiyyetu'l-Cem' Ev edna makami denir. 
Ve lisani "Allah'tan baska higbir sey gormedim." dir. 

HakTkTiman olup Hakka'l-yakTn'de dahil olur. Hakka'l-yakTn bir makamdir. Buna 
Makam-i Temktn ve Makam-i Hitam ve Makam-i ittihad denir. Burada ne kes- 
ret ve ne vahdet ve ne ta-i hitab sabit olur. 

Makamin lisani "Gorunen her sey Allah Teala'dir" der. 



Sahv: Ayilma, ayikhk, akli bajinda olmak. Hastanm iyile§mesi. Tas: Kendinden gecme 
halinin sona ermesi, his alemine tekrar donmek. Uyanikhk 
574 BuharT. Rekaik, 38; Ibn. Mace. Fiten. 16.38 



Divan-i ilahiyyat ve Aciklamasi 1 271 



Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki; 
"Gokleri aydmlatan kerim vechinin nuruna sigminm." 575 

Misrtye hatm-il makamat oldu herseyden feraq, 
Zahir u batmda kalmadi ebed ilia Htida. 

MisrT herseyden kurtulunca makamlann sonunu buldu, 
Zahir ve batmda ulasilacak ancak sonsuz Allah Teala kaldi. 

Ve dahi hatm meratib uzerinedur cumleden ala vu evla Resulu'llahdur cemT' 
kemalat-i insaniyye onda hatm olmi5dur, 

Ondan sonra Ebubekrdur ki onun hakkinda buyurdular ki Ebubekrin Tmani 
cemT' ehl-i Tmanun Tmani ile vezn ohnsa Ebubekrin Tmani agir gelurdi didi, 

Ondan sonra adalet Omerde hatm oldi ki oghna kiydi adaleti terk itmedi, 

Ondan hifz-i Kur'an ve tedebbur-i Kur'anda hatm 'Osman radiyallahu anh ki 
'akibet ustinde sehTd oldi cami'u'l-Kur'an idi. Su'al itdiler Tebbet suresini 
ihlasun ustine nicun gecurdun diyu. Buyurdilar ki levh-i mahfuzda eyle gordum 
diyu. 

ilm-i esrar-i nubuvvet ve esrar-i Kur'an da imam AITde hatm oldi 'Omer 
radiyallahu anh hakkinda "levla 'Aliyyij le-heleke omer" 576 didi sol vaktde ki bir 
kimseye bir avrat zina tohmet itdi. Omer recm emreyledi imam AIT tuydi 
zaniyenun karninda olana su'al eyledi benum babam falan gobandur bu adam 
mazlumdur didi. [33a] 01 vakt Hazret-i Omer radiyallahu anh buyurdilar ki 
"levla 'Aliyyii le-heleke omer" 

ve dahi tufuliyyet halinde meratib-i insaniyetde hatm imam-i Hasan ve 
imam Huseyndur ki bir gun bir pTri gordiler abdest alur ve yanhs alur birbirine 
didiler ki buna bum bir nfk ile ta' ITm idelum incinmesun didiler. 

imam-i Hasan yedi yasinda idi imam-i Huseyn bes yasinda idi imam Huseyne 
sen abdest al bunun gibi ben sana ta'ITm ideyum bu da ogrensun didi eyle 
itdiler kocacik tuydi ogillar siz kimun evladisiz didi haber virdiler sizun gibi gul o 
baggeden gayn yerde bitmez diyu aglayurak gitdi. 



Bu hadisi §erif, uzun bir hadisin pargasidir. Hadisi Taberi Tarihinde c. II, 345'de zikret- 
mijtir, 

576 "AN olmasaydi Omer mahvolurdu." 
577 (MISRT, 1223), v.33a 

Ve dahi hatm mertebece iizerinde cumleden ala ve evla oan Rasulullah sallallahu aleyhi 
ve sellemdir. Biitiin insant kemaller onda hatm (son) olmistur, 

Ondan sonra Ebubekrdir ki onun hakkinda buyurdular ki Ebubekrin Tmani butun ehl-i 
Tmanin Tmani ile tartilsa Ebubekrin Tmani agir gelirdi dedi, 

Ondan sonra adalet Omerde hatm oldu ki ogluna kiydi adaleti terk etmedi, 

Ondan hifz-i Kur'an ve tefekkuru Kur'anda hatm Osman radiyallahu anh ki akibet 
ustinde §ehTd oldu cami'u'l-Kur'an idi. Su'al ettiler Tebbet suresini ihlasm ustune nicin 
gegirdin deyu. Buyurdilar ki levh-i mahfuzda eyle gordum deyu. 

ilm-i esrar-i nubuvvet ve esrar-i Kur'an da imam AITde hatm oldu Omer radiyallahu anh 
hakkinda "levla 'Aliyyii le-heleke omer" 577 dedi sol vaktte ki bir kimseye bir kadin zina 



272 | NiyazT-i Misri kaddese'llahii sirrahu'l aziz 



tohmet etti. Omer recm emreyledi imam AIT duydu zaniyenun karnmda olana su'al eyledi 
beniim babam falan gobandir bu adam mazlumdur didi. [33a] 01 vakt Hazret-i Omer 
radiyallahu anh buyurdilar ki "levla 'Aliyyii le-heleke omer" 

ve dahi gocukluk halinde meratib-i insaniyette hatm imam-i Hasan ve imam Huseyndir 
ki bir gun bir ihtiyan gorduler abdest alir ve yanlis alir birbirine dediler ki buna bum bir nfk 
ileta'ITm edelim incinmesin dediler. 

imam-i Hasan yedi ya§inda idi imam-i Hiiseyn bes ya§mda idi imam Huseyne sen abdest 
al bunun gibi ben sana ta'ITm edeyim bu da ogrensin dedi eyle ettiler kocacik duydu ogullar 
siz kimin evladisimz dedi haber verdiler sizin gibi gul o baggeden gayn yerde bitmez deyii 
aglayarakgitti. 



Divan-i ilahiyyat ve Aqklamasi 1 273 



17 

Vezin: Fa'ilatun Fa'ilatun Fa'ilatun Fa'ilun 

E y Muhammed ummeti sen Hakk'a eyle iktida 
Bu cihana dogdu ruhen nur-i asl-i safiya 

Gosterup her mucizati evvela bildirdi 
Bunca yazilan ki mana bikr-i Kur'anm ola 
Bir bilinmez emr irismedi dahi bu yiizde kirn 
Hatt-i Kur'an sekli soyler sana bir bir asliya 
Bu NiyaztinUp gokden bir mana soyledi 
Gulleri agdi fenasmda fark He resmiya 

Ey Muhammed ummeti sen Hakk'a eyle iktida 
Bu cihana dogdu ruhen ndr-i asl-i safiya 

Ey ummeti Muhammed Hakk'a uy 
Bu ash temiz nur cihana ruhen dogdu 

NiyazT-i Misri kaddese'llahu sirrahu'l azTz dogdu, demektir. 

Gosterup her mucizati evvela bildirdi 
Bunca yazilan ki mana bikr-i Kur'anm ola 

Butun mucizeleri once bildirdi ve gosterdi 
Bunca yazilan mana el degmemis Kur'an'indir. 

NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l azTz risale-i Hasaneynde bildirdigi uzere: 

"Hicri 1103 senedir bu an gelince devir devir mtictehidler geldi. Bunlarm 
birine imam Hasan'm ve imam Huseyin'in cem'i Kur'an-i Kerim ayetlerine 

baslangic olunan **>jSI j^-j^ ^ p-* 1 . olduklarmi bildirmedi ve bildirdiklerine 

dahi agiklamaya izin verilmedi. Allah Teala Ta ki Misr? gelene kadar tevkif S7S 
eyledigi icin Fahr-i Misri'ye buyiik ovunctur." 579 

gibi kimsenin onceden haber vermedigini haberverdi. 



Bir bilinmez emr irismedi dahi bu yiizde kim 
Hatt-i Kur'an sekli soyler sana bir bir asliya 

Bir bilinmeyecek emir erismedi dahi bu yuzden kim 
Kur'an-i Kerim'in yazi sekli bir bir esaslanni sana soyler 



Tevkif: Alikoyma, tutma. Hapis olarak bekletme. Vakfetme. Arafatta mevkaf olan yer- 
de durdurmak. Bir kimsenin koluna bilezik takmak. 

579 



274 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l azTz 



Kur'an-i Kerim hatti kendi basina bir mucizedir. Son donemlerde gikan 
tevafuklu Kur'an-i Kerim'ler buna isarettir. Bunun sirnna vakif olmak isteyen ise 
NiyazT-i MisrTye muracaat etmelidir, denilmektedir. 

Bu Niyazl intip gokden bir mana soyledi 
Gulleri acdi fenasmda farkile resmiya 

Bu NiyazT gokden inip bir mana soyledi 

fena makammda gulleri agti fark ile resmT hale dustu 

NiyazT-i Misri kaddese'llahu sirrahu'l azTz iseviyet makammda oldugunu haber 
vermek yaninda Allah Teala'nin ilahi ihsani olduguna Hazreti isa aleyhisselamin 
asaleten makami "cem" makami idi ki, "HakTkat" makamidir. Buradan farka dus- 
tugunu izah buyurdu. 



Divan-i ilahiyyat ve Agiklamasi 1 275 



18 

> > ' 

Muzgibetu dumugi ayni teskubu *_5^J (V^- p fy* \j~^^ 

Kadet mine'§-§evki ileykiim tezhebii i^'£°&^\3^\'j*°&sv 

Naru'l-fuadu lem tendaftmen sekiha \^5>l» t y. ( yiajj ( J il}_illjli 

iz kiillema uciret vehiye tetelehhebii *-r^ L -' |yj ^O 8 ^ UJ&il 

M/n fiddeti's-sevdai fi leyleti'l-firaki 3\'j&\ jlS© MajLSlijJij* 

Malisiva hevakimu min miizhebin ^^'x> i y ^f^^jL^U 

> 

Ya leytent min ba'di ba'de akrabin iJjS\ jJu J^*^ ^^ ^ 

Muhtasarun tahltsi halt bi'l-beyani juJljJ^-^^ajUa j*aLs*« 



Hayyertumu bi'l-firakati'l-kalbi'l-mek'fbi *_^jSoI*_JJ1Ia5I^J11j ly 



« ^ « ^ « 



Ma gultuhu mutavvelun ve mutnibun L-iii.jJjia^<05U 

Dau'l-firagi leyse min tibbe lend aSLJoj^^-JjI^-sJI <-G 

/7/d muvasilete'l habtbi'r-reyrabi ^j)^ •— - ^^ «*b»l*« Vl 

frcu minallahi'l-kerimi'l-musteanu jU-^I^SJI.ul^y.j^jl 

llace dai hicrin haze'l-miiznibi *_^ jJI liB jjs^ Ma^p 

/(ad vedagtu tilke'l-kasidetu nebezetun 8 j*lj Sj^^aiiN c& c*p oj j3 

Mine'l-beyani ve'l-bedi'l-egrabi L^^IpjJIj jO j^ 

Yevmen tezkuruni bikum muhabbetin '*I^ ISC ^ jX iS U^f 

Haktkatin ke'l-ummehati ve'l-ebi ^\'j£>X+»iv'. <1^- 



276 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahii sirrahu'l aziz 



Rafegte sevabe'n-nazmi lialyakumu I^Xuc. \ , k -\\'_ Xjl? .'.Vj 

Ke'l-hulleti'l-mufeddadi'l-muzehhebi *_Jk J^JI jiiiil ^LsJt 

Cemt bikum cem'un musahhahun biht e «»^. *»>-«S\i ij^T 

y -J y > > 

Kulubuna mevsuletun la tuhcebu *_^=>J V*5>*>j* tLj^s 

Bi'l-ilmi ahyakum ilahu'l-kainati Cj\£&\^\°*yC?-\As&^ 

a ' ' ' * 
Ma zerre $arikun ve laha kevkebun t-^^rVjjjGjbt 



> /* _ » , >,- . „ ^ . . ; 

Sevgilisinin kaybolmasmdan gozumun ya§i dokuluyor 

§evk ve i§tiyaktan neredeyse sana gidesim geldi. 

Kalbimin ate§i aglayi§imdan dolayi da sonmedi 

Hepsi de akitilsa o yine tutu§ur 

i / 

J lyi I JJ @ «- OjU IS jJl j^ 



Gece vaktinde aynh§ karanhgimn §iddetinden 

Benim ifin yaldizh parlayi§indan ba§ka bir §ey ofkelenmeleri 

i_^Svlil*_AJill^l^Jll l>^_^- 

Mahzun kuruntulara filelere bogulmu§ kalbin aynhgi hayrete du§urdu. 



Divan-i ilahiyyat ve Agiklamasi 1 277 



Keske bundan sonra akrabiyetten daha yakin olaydi. 

Kocamustafapasa Dergahi seyhlerinden Yakub-i GermiyanT'nin zaman za- 
man §iir soylediginden ve "mevzun 580 kelam" ettiginden bahseden oglu ve 
Menakibname yazan Sinanuddin Yusuf, babasinin; 

Ben ne hidmetkdr ne mahdum olaydum kd§ki 
Gelmeyeydum dleme ma'dum olaydum kd§ki 

beyitini soylemesi uzerine nigin ma'dumiyeti tercih ettigi sorusuna su cevabi 
verdigini nakleder: 

"1-Evveld: bu keldm, dlem-i vahdetin lezzetinden mufdrakdt 581 elemi te- 
zekkur olundugu zamanda lisdn-i hdlden kale gecmi§dur. 

2-sdniyen; §erdyit-i ni'met-i vucud ki eddsmda nice ehl-i §uhud adz ve mer- 
tebe-i kemdle az kimse hdiz gdruldugu esndda makdm-i acz'de vdrid o/mus bir 
keldmdur. 

3-sdlisen; bu keldm, makdm-i kdlde denilmi§ degildir. Muktedd-yi ba'zi 
hdldur ki bu mertebede fahr-i diem salla'lldhu a ley hi ve sellem 

"Ke§ke Muhammed'in Rabbi, Muhammed'i yaratmasaydi." diye buyur- 
mu§lar. Ddhi Hazreti AH kerreme'lldhu veche, 

'hi$ kimseyi re§k [gipta] etmezem ilia diinyaya gelmeyenlere re§k ederem' 
demi§ler. 

Ddhi nice evliyd-yi kibdrm her birinun bu makdmda bir keldmi vardur." 582 



0^r'\tJ^O a h' 



2, 



Bu halimin beyanmin muhtasarm muhtasandir. 

Bu anlattiklanm kelimeye siganlardir. Sigmayanlar iginse soz kaff gelmedi, de- 
mektir. 

Onunla soylediklerimiz uzun ve dayanilmazdir. 



Mevzun: Vezinli. Olgulu. Tartili. Diizgiin. Yakif ikli. Her bir vasfi olgulu ve i'tidal uzere 
bulunup, sirf iyi ve guzel seylere nail olan. 

Miifarakat: Aynlik. Bir yere birakip gitmek. Dostlanndan ayn diismek. 

Yusuf b. Yakup, Menakib-i Serif ve Tarikatname-i Piran ve Me$ayih-iTarikat-i Aliyye-i 
Halvetiyye, istanbul 1290. s. 70. 



278 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l aziz 



Aynhk acismin tibda bir ilaci yoktur. 

} , i , , , '. 

Ancak ragbet edilen sevgiliye kavu§mayi 



• • 



-> ■ i 



|»jj>J I <U1 1 J*J3»-J I 



Kerim ve mtistean 583 olan Allah Teala'dan umit ediyorum ki 



. . > 



Aynhk derdinin ilaci bu agirhgi gidersin 

s ' sit y 

Bu kasideye bir par^a koydum 



a / a a 



Beyan 584 , bedi' 585 ve garib 586 §eylerden 

Bir gun ki muhabbetin nasil oldugunu hatirlatti. 






Muhabbetin hakikati aym anneler ve baba gibidir. 

> < < s 

\yS Qp l }jyjkA\ i_J \y C**2j 

Benim ifin bu nazmm giizelligini yucelt 



Miistean: (Avn. dan) Kendisinden yardim beklenen, yardim istenen. 

Beyan: izah. Agiklama. Anlatma. Agik soyleme. Ogretme. Fesahat ve belagat. Edb: 
Belagat ilminin hakikat, mecaz, kinaye, tejbih, istiare gibi bahislerini ogreten kismi. (Bak: 
Belagat) Soz olsun, i§ olsun; vuku' bulan jeyden murad ne oldugunu o $ey ile alakasi ve 
miinasebeti bulunan bir sozle veya bir fiil ile agklamaktir. 

Bed?:e$i benzeri olmayan hayret verici giizellikte olan, harika. 

Garib: Hayret verici. Tuhaf. Kimsesiz. Zavalh. Gurbette olan. 



Divan-i ilahiyyat ve Agiklamasi 1 279 



Altm ve gumusle bezenmis elbise gibi 

. I -. , >i>, >'/ 

Onlarm seninle toplulugu sihhatli topluluktur. 

y -J ' > > 

Bizim kalplerimiz sana kavustugu icin perdelenmez. 

Bayezid Bistami kaddese'llahu sirrahu'l-aziz daima hacca giderdi. Vardigi bir 
sehirde once oradaki §eyhleri ziyaret etmeyi sonra da baska islerle ugrasmayi 
adet edinmisti. Basra'da bir dervisin yanina ugradi. Dervis ona sordu: 

Ya Bayezid, nereye gidiyorsun? Bayezid cevap verdi: 

Mekke'ye, Tanri evini ziy arete gidiyorum. 

Yaninda ne kadar yol harghgi var? 

iki yuz dirhem. 

Oyle ise kalk yedi defa benim gevremde dolan. O paralan bana ver! 

Bayezid yerinden firladi para cikisini kusagindan cozdu operek seyhin onune 
birakti, §eyh tekrar soze basladi. Yine sordu: 

Ey Bayezid! Nereye gidiyorsun? Gidecegin yer Tanri'nm evidir a ma su be- 
nim gonlum de Tanri evidir. Ulu Tanri hem o evin hem de bu evin sahibidir. O 
evi yaptirdiktan sonra orada hig oturmamistir. Ama bu ev yapildiktan sonra 
higbir zaman buradan ayrilmamistir. 587 



SB } / B 

Kainat ilahinm ilmi ile size hayat veren 

' ' ' J 

Gunesin dogusu ve yildizlann dogusu gibidir. 



587 (§ems-i TebrizT, 2007), (M.321), s. 411 



280 | NiyazT-i Misri kaddese'llahu sirrahu'l aztz 



19 

Mevaltdin sana her fast u babi, 588 

Senin vasfmda vardir her birinde, 

Daht dareyn He berzah yuzunde 

... . ... . 9 ... 

l_J U) & t_J U) & t_J Uj 

UIQm-ii suret-u ma'na hakikat, 
Ugunden sirrima daim erisir, 

Ki sen ben o demekten gegene yok, 

. 9 , 

Sifat-u zat-u isman cehli ey dost, 

»_j Li' @ i_j \j @ i_j fji 

Hemin zat-u sifat esmani bilmek, 

'. . 1 . 9 1 

<_jUp@<_jUp@<_jUp 

Bunlardan gorunen halkm vucudu, 

,, . ^ . 9 ^ 

Niyazi cism-ii kalb-u ruh ki denir, 

„ . „ . ?■ „ 



Mevaltdin sana her fas/ 589 u bob/, 

Vezin: Mefa'Tlun Mefa'Tlun Mefa'Tlun 

(Fasil) iki $ey arasmdaki ek yeri. Mafsal. Hak soz. Hak ile batilm arasmi fark ve temyiz 
ile olan hiiktim ve kaza. (Buna "Faysal" da denir) Halletmek. Aynlma. ^ozme. Boliim. 



Divan-i ilahiyyat ve Agiklamasi 1 281 



Doguslann senin icin her bolumu ve alt kisimlan 

Kitabin icinde, onun icindeki kitapta ve onun icindeki kitaptadir. 

ilk once insan-i Kamil ve Veled-i kalp terimlerini inceleyelim. 

insan-i Kamil 

islam Dusuncesinde hicri yedinci yuzyila kadar "kamil" ya da "mukemmel in- 
san" tabiri kullanilmis degildir. Bu tabiri ilk defa kullanan sahsin ibn'ul Arab! ol- 
dugu kabul edilmektedir. Ancak bazi iddialara gore ise insan-i Kamil fikri ibn'ul 
ArabT'ye ihvan-i Safa'dan gecmistir. Cunku ihvan-i Safa iki tur insan bulundu- 
gundan bahsetmektedirler. 

Bunlardan birincisi kamil insan olup, bilgi ve yaratihs bakimindan mukem- 
mel olan bir varhktir. 

ikincisi ise sinirh insan olup, yeryuzunde bulunan insandir. Bu insan, Kamil 
insan sebebiyle yaratilmistir. 

insan-i Kamil fikrinin islam Dusuncesinde farkh bicimlerde yorumlandigini 
gormekteyiz. Ancak biz bu yorumlardan, insanin ulasmasi gereken olgunluk 
olarak kabul edilen fikri degil de, ilahT isimler (Esma)'in ilk zuhura cikis sebebi 
olmasi hasebiyle mukemmel bir sekilde yaratilan, Allah Teala'nin butun isim ve 
sifatlan kendisinde musahede edilen, vahiy ve ilham gibi her turlu bilginin kay- 
nagi olan ve bazi ilim adamlannca Hakikat-i Muhammediyye, Simurg, Bahr-i 
MuhTt de denilen metafizik bir varhk olarak ta bahsedilmektedir. 

Bazi mutasavviflara gore insan-i Kamil, bizim bildigimiz manada, bir suretle 
var olan ve "beser" adini alan insan degildir. insan-i Kamil, alemin varhginin se- 
bebi ve koruyucusu olan bir ilk ornek (prototip) olup, kendisine ilk akil (akl-i ev- 
vel) mertebesi verilmis ve bilmedigi seyler ogretilmistir. Bu varhga "ilk insan" 
(el-insanu'l-Evvel) de denilmekte ve bu insanin her yonuyle cismanT insandan 
daha kuvvetli oldugu kabul edilmektedir. £unku cismanT insan, ilk insanin idol 
(sanem)'u oldugu icin derece ve ozellikler bakimindan daha az yetkindir. Eger 
cismanT insan, ilk ornegi olan insana benzemek isterse, ilim ve fazilet bakimin- 
dan kendisini yetkinlestirmesi gerekir. insan-i Kamil'in, Kamil Tabiat 590 ile ben- 

Mevsim. Ayni makamda gahnan §arki. f^ocugu memeden kesmek. Birini zemmetmek. 
Giybet. 

Kamil Tabiat'm neligi hakkmda tam bir goruj birligi bulunmamaktadir. Zira her du§uniir 
bu kavrami, kendince tanimlami§ ve boylece birgok goru§ ortaya gikmi§tir. Ancak Kamil 
Tabiat ile ilgili goru§ belirtenlerin cogunlugu, Aristoteles'e atfedilen "EstimahTs" adli eseri 
referans gostererek bir tanimlamaya gitmisjerdir. iddialara gore bu eserde Aristoteles 
Kamil Tabiat'i, filozofun ilmini ve hikmetini artiran, ona ilham veren ve onu ilim ve hikmet 
bakimindan olgunla§tiran ruham bir kuvvet olarak tanimlamijtir. Aristoteles'e atfedilen 
iddialara gore, bu guce filozoflardan baskasi muttali olamaz. Cunkti filozoflar Kamil Tabiat'i 
gizli bir sir (es-sirru'l-mektum) olarak kabul ederler. 



282 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l azTz 



zestigi bazi hususlar bulunmaktadir. Hatta A. BedevT'nin iddiasina gore, Kamil 
Tabiat ile insan-i Kamil ayni seydir. Bu iki fikrin benzestigi noktalann basmda, 
Kamil Tabiat ve metafizik anlamdaki insan-i Kamil'in her ikisinin de cismanT de- 
gil, ruhanT varhklar oldugu fikri gelmektedir. 

Molla Sadra'ya gore insan-i Kamil, insan turunun ilk ornegi olan semavT bir 
insandir. Ona gore her varhk giderek kendi semavT ilk ornegine yaklasacak; boy- 
lesi bir insan berzah olma niteligine ulasarak semavT bir insan (insan-i kamil)'a 
donusecektir. Kamil Tabiat ile insan-i Kamil arasindaki onemli bir baska benzer- 
lik de her iki varhgin Allah Teala'nin yeryuzundeki "halife"si olarak gorulmesi- 
dir. 591 

Veled-i Kalb 

Veled-i Kalb tabiri, tasavvufta ender kullanilan terimlerden biridir. Tasavvuf 
terimlerini ihtiva eden eski sozluklerin hie birinde bu terim yoktur. Ancak soz 
konusu terimi sadece Abdulkadir GeylanT kaddese'llahu sirrahu'l-aziz 
(hyt.H65)'nin kullanmistir. 592 GeylanT'ye gore, bir kisim tasavvuf ehli kutsal 
mana hallerine, tifl ya da veled (cocuk); bu hallerin neticesinde olusan durum- 
lara ise tifl-i mana (mana cocugu) veya veled-i kalb (kalp cocugu) demislerdir. 
NaksbendTlere gore, ruhunu riyazet ve guzel ahlak ile temizleyen kisilerin kal- 
binde bir yetenek olustugu ve bu yetenegin, kisiyi ilim ve hikmet sahibi kildigi 
seklinde bir kanaat bulunmaktadir. Bu kanaate gore, uzun yillar riyazet ve 
mucahede yapan kisilerde, "RabbanT Mevhibe" denilen bir yetenek meydana 
gelir. Bu yetenek meydana geldikten sonra, bu kisiler, degisik kihklan kabul et- 
me yetenegi vasitasiyla istedigi bigime girebilirler. Tayy-i mekan ve tayy-i za- 



Kamil Tabiat hakkindaki bu farkh gorusjerin ortak ozelliklerinden hareketle onun, 
ruhanT bir varhk oldugunu, filozoflara veya turn insanlara bilgi ve hikmet verdigini, insanli- 
gm ilk ornegi oldugunu ve Allah ile insan arasinda elgilik yaptigim anlamaktayiz. 

Ozet olarak Kamil Tabiat, insanin ilk ornegi, diger ben'i, koruyucusu, manevTogretmeni 
olarak kabul edildigi gibi, insan ruhlan da onun manevT evladi olarak gorulmektedir. Aynca 
bu terim, ortak ozellikler gosteren Fa'al Akil, Kutsal Ruh, Veled-i Kalb, RefTk-i A'la, Daimon 
ve Adam Kadmon gibi terimlerle de bulunmaktadir. 

"Hermes dedi ki; 

Bana nesnelerin ilmini getiren ma'nevfbir varlikla karsilastim. 

Sen kimsin? dedim. 

'Ben senin Kamil Tabiat'mim dedi" (ERDOGAN, 7 [2006], sayi: 17) 
591 (ERDOGAN, 7 [2006], sayi: 17) 

Hz. KuddusT kaddese'llahu sirrahu'l-aziz, tarikat dersini ilk once, Nak§TbendT Tarikatina 
mensup olan babasi §eyh Haci ibrahim Efendi'den almi§tir. Hz. KuddusT, bunu, Nasaih-i 
Kuddus? \s\tr\\\ eserinde §6yle anlatir: 

"Ey ogullanm! Sizin ceddiniz kamil ve miikemmel bir zat idi. Allah Tebareke ve Teala'nin 
tevfTki ile daha kucuk yaslanmda iken babam bana kelime-i tevhTd-i telkin eyledi. Bana; 
"Ahmed! Benim bu giinumde falls, gayret et. "diye emretti ve ben de galistim. Kisa za- 
manda veled-i kalp (kalp focugu) dogdu. Sol mememin altmda veled-i kalbin hareket 
ettigini rahmetli anam da bizzat musahede ederdi." (KuddusT, Tarihsiz), s.7 



Divan-i ilahiyyat ve Aqklamasi 1 283 



man gibi hareketlerin hepsi bu yetenek sayesinde olur. 593 

NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l azTz kainatin bir "doguslar alemi" oldugu- 
nun farkmdadir. Bundan oturu "mevalid" kavramini kullanarak sunmaktadir. 

"Mevalid" kelimesi, "dogmuslar" anlamina geldigi gibi "dogulan yerler" anla- 
mma da gelmektedir. Bir olaydan baska bir olayin dogmasini da dikkate alarak 
"dogmuslar" kavramini sadece canhlarla ilgili olacak olgude dar kapsamh gorme- 
yen Niyazi, butun realitelerin her fashni (yani bolumunu) ve bunlann da butun 
bablanni (kisimlanni) dikkate almistir. Bunu da aciklayan bilgilerde derecelendir- 
me oldugunu hatirlatarak kitaplann taksimatini yapmistir. 

Bir olaydan baska bir olayin dogmasi sebep-sonuc iliskisidir. Buna gore bu en ic 
ilmi bilenler butun sebep-sonuc iliskilerinde o tevhit ilmini bulunur. 

Kuguk alem (mikro-kozmos) insan compose bir varhktir, yani mulk ve mele- 
kut olmak uzere iki alemden murekkebdir. Mulk alemi cisim ve beden, melekut 
alemi can ve ruhtur. Mulk alemi ev, melekut alemi ise ev sahibidir. Bu ev sahi- 
binin mertebeleri ve her bir mertebede de bir adi vardir. Bir mertebede adi 
"tabiat", bir baska mertebede "nefs", digerinde "akil", baska birinde de 
"nurullah"dir. 

Birinci mertebe olan tabiattan tic sey meydana gelir. Biri imaret, bayindirhk 
ve itaat etmek; biri fesat, yikicihk ve itaat etmemek; digeri de kibirlenme, ken- 
dini begenmislik ve serkeslik etmektir. Bundan dolayi peygamberler bu ev sa- 
hibine tig isim vermis; mamur edip, itaat ettigi icin "melek", fesat cikanp yiktigi 
ve itaat etmedigi icin "§eytan", kibirlenip kendini begendigi ve boyun egmedigi 
igin de "iblis" adini koymuslardir. Bundan dolayi, her insanin onunla birlikte 
olup, onunla beraber yasayan bir seytani vardir, denilir. 

§u halde insan, hilkatinde "iblis'in hakikati", "§eytanin hakikati" ve "mele- 
gin hakikati" olmak uzere tic hakikati cem etmistir. Buna gore her insanla be- 
raber gorevli bir seytan dogar hadisinde ifade edilen seytani, ister ontik bir var- 
hk olarak, ister insanin tabiatindan bir cuz, isterse her ikisi olarak ele alahm, 
hepsinde de musterek netice ve hakikat sudur; kotulugun kaynagi ve ilkesi olan 
"seytan" insan ile birlikte var olmustur ve "insan seytanlan" ile kastedilen de 
insanin gorunmeyen, gizli olan, seytani yonleridir. insan, gorunmeyen bu sey- 
tanetini hal ve hareketleriyle izhar edince "insan seytani" olarak vasiflanmakta 
ve ifade edilmektedir. Buna gore Hz. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin 
"§eytan insanoglunun damarlarmda kanm aktigi yerden akar" hadisini de insa- 
nin tabiatindaki gizli seytaneti olarak yorumlayabiliriz. 594 

ilk dogus mukadder oldu, su dunyaya geldin ya: ikinci doguma da calls ki nur 
olasin, Canini Hakk yoluna koy da boylece Allah Teala'dan ders al. 595 



593 (ERDOGAN, 7 [2006], sayi: 17) 

594 (CAKMAK, -1994), s.34 

595 (VELED), b. 70 



284 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahii sirrahu'l azTz 



iste, insanin Yaratici Kudret'le vasitasiz diyalogu gerceklestirebilecegi duyu- 
lar ve madde ustu planlara gozunu acabilmesi ikinci Dogum (Viladet-i Saniye) 
veya Mdnevf Dogum (Viladet-i Maneviye) dedigimiz olayla gerceklesir. ManevT 
dogum, maddT dogumun vucud verdigi et ve kan cocuguna karsihk bir Kalp Qo- 
cugu (Veled-i Kalb) vucuda getirir. Bedensel dogumun ana yurdu rahim, manevT 
dogumun ana yurdu ise dunyadir. ManevT dogumun anne ve babahgini Mur§id- 
/ /Com/7 ye rine getirmektedir. Kamil bir Mur§id'in eliyle gerceklestirilen dogum, 
sonucta Insan-i Kamil i yani Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Varisi insani 
ortaya cikanr. 

"insan bebeklik doneminde mutludur. (HJnkii arzulan ve iktidan denqe ha- 
lindedir. Yani elde etmesine yetecek kadar giice sahiptir." 596 

ilm-i Ledun'un bir hedefi de Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Varisi 
insan yetistirmektir ve Insan-i Kamil'i ancak bir Insan-i Kamil yetistirir. 

ibn'ul Arab! , sik sik "insan-i kamil"in ayni zamanda Kur'an-i Kerim oldugunu 
soyler. Bu sebeple onun Kur'an anlayisinin ve Kur'an-i Kerim'i yorumlama me- 
todunun belirlenmesi ayni zamanda dil-varhk/insan arasinda gordugu paralelli- 
gin tespiti acismdan onemlidir. 597 

Bu noktada ibn'ul Arab!, seyhi Ebu Medyen'in su sozunu nakleder: "Aradigi 
her seyi Kur'an'da bulamayan mund gergek bir mund olamaz. Bu derecede bir 
umumtlik ve kusaticilik vasfini tasimayan her soz de Kur'an-i Kerim degildir." 598 



"Ben Kur'an'im ve sebu'l-mesanVyim 
Zamanlarm degil ruhun ruhuyum 
Musahede ettigimin huzurunda muktmdir kalbim 
O'nu musahede ederim (halbuki) sizinle lisanim." 5 " 

Senin vasfmda vardir her birinde, 

Senin yaratihsinm sifatlannin her birinde 
Bu cevaplar ic ice olarak vardir. 



lS>\aJ& 3<U?-Yj l^JuU j\'*2jj \.aj3jL»d L>J i»Jlj)JI^ U Amjj& l\ \$Am j(i_^iSl^olL«»JJypj 



596 , , n 

Jean-Jacques Rousseau 

597 (CAKMAKUOGLU, 2005), s. 237 

598 I'bnu'l-ArabT, Futuhat, c. V, s. 190; c. V, s. 137 

ibnii'l-ArabT bu sjiri, esrarengiz bir vakiasinda kar§ila§tigi /efd'ya atfen zikreder.Bkz. 
ibnu'l-ArabT, Futuhat (thk.), c. I, s. 70. Siir icin aynca bkz., A. mlf., Kitabu'l-isra (Resail), s. 
158.(CAKMAKUOGLU, 2005), s. 237 



Divan-i ilahiyyat ve Afiklamasi 1 285 



^^jy\^%^j%^\ 



"Gaybm anahtarlan O'nun katmdadir, onlan ancak O bilir. Karada ve denizde 
olani bilir. Du$en yapragi, yerin karanliklarmda olan taneyi, ya§i kuruyu ki apa- 
cik Kitap'tadir ancak O bilir." 600 

ilim konusunda ibnu Omer radiyallahu anhin koydugu su kaide herkesce be- 
nimsenmistir. 

"Allah Tedld bilir demek ki$inin ilmindendir. " §6yle buyururlar: 

"Kisi sorulan §eyi iyi bilirse cevap vermeli, iyice bilemezse "Allah daha iyi bilir 
(Allahu alem)" demelidir. Cunku kisinin bilmedigi hususlarda "Allahu a'lem" deme- 
si onun ilmindendir. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bu konuda daha sarih bir 
ifade kullanmayi tavsiye eder. 

"Bilmiyorum." Aynen soyle derler: "Him uctur: "Kur'dn-i Kerim, ya§ayan sunnet 
ve bilmiyorum (La edri) demek. " 

Rivayetler, keza sorulara Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin da "bilmiyo- 
rum" diye cevap vererek, bu babta basta ulema, butun ummetine ornek oldugunu 
gostermektedir: ibnu Omer radiyallahu anh anlatiyor: 

"Bir adam Rasulullah sallallahu aleyhi ve selleme gelerek: 

"Ey Allah' in Resulu! Hangi yer daha hayirlidir? diye sordu. Rasulullah sallallahu 
aleyhi ve sellem: 

"Bilmiyorum (La edrt)" dedi. Adam: 

"Pekdld, hangi yer kotudur?" diye sorunca Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem 
yine 

"La edrt (bilmiyorum)" cevabini verdi. Bir muddet sonra Cebrail aleyhisselam 
geldi. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ona sordu: 

"Ey Cibril hangi yer daha hayirlidir?" O da: 

"Bilmiyorum" diye cevap verdi..." Neticede cevap Cenab-i Hakk'tan geliyor: 

"Hayirli yerler mecsidlerdir, §erli yerler de $ar§ipazardir. " 

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bu konuda da ornek alan islam alimleri 
kendilerine sorulan sorulann cogunluguna "La edrt (bilmiyorum!)" diye cevap 
vermekten ar duymamislardir. 

NiyazT-i MisrT burada cevabin icinde cevap diyerek dogrunun cogu zaman fark 
edilemeyecegidir. 

Dahi dareyn He berzah yuzunde 

... . ... . 9 ... 

l_J \A> & t_J WJ & l_J \Jb 

Dahi ahiret, dunya ve berzah alemleri 
Birbirlerinden perdeli olarak gizlidir. 

Dareyn, dunya ve ahirettir. Berzah ise bir alemdir ki, dunya ile ahiret arasin- 

600 ,- , c ~ 

En am, 59 



286 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahii sirrahu'l aztz 



dadir, anin icin ona berzah alemi denildi. 

insan dahil, turn yaratiklar i§te uc yerde toplanirlar: 

Biri Adem aleyhisselamin yaradili§mdaki, Adem aleyhisselamin zahnndan latif 
suretler halinde cikip dort saf teskil etmis olarak Allah Teala'nin huzurunda top- 
landigimiz vakittir. Cenabi Hakk'm 

"Elestu bi-Rabbikum", "Rabbiniz degilmiyim" hitabiyle muhatap oldugumuz 
vakit Saidler ve §akTler toplanmistik. 

ikincisi berzah aleminde toplaninz. Bu dunyada hie kimse kalmaz. Bu halde 
yuz yil kahnir, sonra kirk gun yagmur yagar, herkes turn insanlar kabirlerinde dog- 
rulurlar. 

UcuncusiJ mahserde toplanildigi zamandir. 

Allah Teala'nin uc nikabi vardir. 

Biri dunya alemindedir ki bu nikaptan mahcup O'nu goremez. Biri de ahiret 
alemindeki nikaptan ki, bu dunyada O'nu goremeyen, gerek cehennemde, ge- 
rekse cennette olsun gormezler. 

Kufur ehli ve §irk ehli Mah olarak edindikleri suretler ile cehenneme girerler. 

Hicap ehli yani bunlar evvelce hayatlannda Hakk rezzaktir, gafurdur, rahTmdir, 
soyledir, boyledir diye inanmis olanlar yalniz cumadan cumaya veya ayda bir kere 
inanislan vechTle gorurler. 

Ancak Arifler, yani Tevhit ehli her yuzden gerek dunyada gerek berzah alemin- 
de ve gerekse ahiret aleminde daima Allah Teala'yi musahede ederler. 

Ulum-ij suret-u ma'na hakikat, 

ilimler zahir, batin ve hakikatten olusur. 
Bunlar sirasiyla idlmesi gereken saraplardir. 

ilimler de suret (sebep-sonug iliskileri), mana (soyut mana eksenleri) ve haki- 
kat (tevhid gergegi) ile ilgili ilimler olmak uzere tig siniftir. 

ilimler '1lmel-yakTn"e, suretler "Aynel-yakTn"e ve ma'na-i hakikat da "Hakk'al 
yakTn"e isarettir. 

ilmel-yakTn; Tevhid-i ef-al, 

Aynel-yakTn Tevhid-i sifat, 

Hakk'el yakTn de Tevhid-i zattir. 

Salik olan kimse once Tevhid-i efalde bir sarap Tevhid-i sifatta bir sarap ve 
Tevhid-i zatta bir sarap icer, yani bu uc mertebede birer manevT sarap ile mahmur 
ve mutelezziz olur. Salik ma'nen ictigi bu uc sarabtan daima sirnna ilham yoluyla 
gerek efal gerek sifat ve gerekse zat mertebelerinde hitaba erisir. 
Ucunden sirnma daim erisir, 






Divan-i ilahiyyat ve Aqklamasi 1 287 



Bu tig ilimden benim batinima bilgiler ulasir. 
Bunlan ruya, ilham ve vahiy olarak bulurum 

ilahTfeyz sureklidir. Nubuvvetin bir bolumu olan ruya yoluyla mujdelerin (el- 
Mubessirat) kapisi kapanmamistir. 601 

Bir rivayete gore NiyazT-i MisrT, gevresiyle olan bu yogun iliskisi nedeniyle 
manevT egitimini ihmal etmege baslar. Bunun uzerine seyhi, onu Elmah'nin di- 
sma bir is igin gondermek ister. Bunu ogrenen NiyazT-i Misnnin hatinna, sey- 
hinden uzak kalacagi sure iginde, manen bir zayifhk olup-olmayacagi seklinde 
tereddutler gelir. Ayni gece bir ruya gorur, ruyasinda uzerine korkung bir ayi 
saldinr. Ayi ile bir muddet bogusup, umidini kestigi bir anda, seyhi Umrni Sinan 
belirir ve NiyazT-i Misn'yi bu zor durumdan kurtanr. Ruyasini ertesi gun seyhine 
anlatir. §eyhi de NiyazT-i MisrT'ye hitaben, "oglum Mehmet! o ayi yabandan 
degildir" der. Goruldugu gibi ruh tezkiyesini ve nefis terbiyesini esas alan ta- 
savvuff egitimde ruyalar oldukga onemli bir yer tutmaktadir. Bu ruyada anlatil- 
mak istenen seyhinin uyansina karsi tereddut gegiren NiyazT-i MisrT boylece 
uyanlmis olmaktadir. Tasavvuf ! Yorumlara gore, ruyada gorulen her turlu hay- 
van, insandaki hayvanT nefsi sembolize eder ve nefsin olgunlasmadiginin belir- 
tisi kabul edilir. NiyazT-i MisrT kendi yazdigi tabirnamesinde, ruyada ayi gorme- 
nin nefsin olgunlasmadiginin ve o kisinin hayvanT sifatlannin insanT sifatlanna 
ustun geldiginin alameti seklinde yorum yapar. (Bkz. NiyazT-i MisrT, Ta'biratu'l- 
Vaktat, Suleymaniye Kutuphanesi, Haci Mahmud Efendi B6I., no: 3346/10, v. 
63b) 602 

Rasuliillah sallallahii aleyhi ve sellemi ruyada gorme 

"Ruyasinda beni goren, (hak olarak) beni gormustur, gunku seytan benfim su- 
retim)le hay ale giremez." 603 

"Beni ruyada goren, hakikaten gormustur, gunku seytan benim seklime gire- 
mez." 604 



601 (ATAC, 1993), s: 413; 



Niibuvvelin kirk alti bolumunden birisi olan salih riiyaya dair hadisler farkli rakamlar ve 

lafizlarla; Ubade b. es-Samit (r.), Enes b. Malik (r.) Ebu Hureyre (r). ibn Omer (r.). Ebu 

RezTn el-UkaylT (r.), Abdullah b. Mes'ud (r.), Abdullah b. Abbas (r.). Abdullah b. Omer (r.). 

Abdullah b. Amr (r.). Ebu Katade (r,), Huzeyfe b, EsTd (r.). Avf b. Malik'den (r.) rivayet 

edilmi§tir. 

Mesela: Ubade b. es-Samit (r.) rivayeti igin bak: Buhan, Ta'bTr (92). 4. Muslim. Ru'ya (42), 

1. 7. hd. no. 2264. Ebu Davud, Edeb (35), 96, hd. no: 5018. TirmizT, Ru'ya (35). 1, hd. no: 

2271. Musned, S, 316, 319. Suab,4, 186, hd. no: 4755. 

Nubuvvetin kirk alti bolumunden birisi olan salih ruyaya dair hadislerin miitevatir oldugu 

da soylenmistir. 

602 (ASKAR, 1997), s. 82, 

603 Buhan, Ta'bir, 10/13. 

604 Muslim, Ru'ya, 1/10. 



288 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l azTz 



"Ben/ riiyada goren, hakikaten gormus olur. Zira seytan, benim suretimle 
temessiil edemez. Bir de, benim uzerime bilerek yalan uyduran, cehennemdeki 
yerine hazirlansm!" 605 

Tasavvuf ehli ruya konusunda surekli olarak duyarhdir. Bu nedenle en etkili ru- 
yalardan biri Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemi gormektir. Fakat bu ruyalardaki 
uyulmasi gereken onemli hususlan bilmek bir murid ve mursid icin gerekli muhim 
meslelerdendir. £unku bircok kisi bu ruyalanna istinaden hayatimn yonunu ve 
fikirlerini degistirmektedir. 

Ruyada onemli husus gormek olmayip, dogru olmak, tevilini bilmek ve hakika- 
tine ermektir. £unku yalan ruya ve yorumunu bilmemek hata yapilmasina neden 
olur. 

"Gormedigi bir riiyayi gordugunu iddia ederek yalan soyleyen, (kiyamet gii- 
nii) iki arpa tanesini birbirine dugumlemekle mukellef kilmir ve bunu yapama- 
masmdan dolayi ona azap ediiir." 606 

Bu hadis-i seriflerin izahi soyledir: Bir kimse, Hz. Rasulullah sallallahu aleyhi 
ve sellemi kendi sekli ve sureti ile gorurse, gercekten Hz. Peygamberi gormus 
olur. £unku seytana Hz. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin sekline girerek 
birini aldatabilme giku verilmemistir. Bu agiklamayi Muhammed b. Sirin yap- 
mistir. imam BuharT onun su sozunu nakletmektedir: 

"Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemi ruyada gormek, kisinin onu ancak 
hayatmda vasiflandigi sureti uzere gordugu zaman gergeklesir." 607 

Allame ibn Hacer, saglam senetlerle soyle rivayet etmektedir: Bir kimse ibn 
Sirin'e, 

"Ben ruyamda Hz. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemi gordum deyince" 
ne sekilde, ne bigimde gordugunu sorardi. O kimse Hz. Rasulullah sallallahu 
aleyhi ve sellemin sekline ve semailine uymayan bir bigim soylerse, ibn Sirin 
ona: 

"Sen Hz. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemi gbrmemissin" derdi. ibn 
Abbas radiyallahu anhin tutumu ve davranisi da ayniydi. Nitekim Hakim, sene- 
diyle bunu nakletmistir. Dogrusu su ki: 

"Hadisin sozleri de bu manayi tevsik ve ispat etmektedir. Bu hadisin sahih 
senetlerle nakledilen sozlerinin hepsinden anlasilan sey, seytanm Hz. Rasulullah 
sallallahu aleyhi ve sellemin sekline giremedigidir. Yoksa herhangi bir sekle gi- 
rerek, insani Hz. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemi gordugunu zannettirerek 
aldatmasidegil." 60S 

Demek ki, sahih olan ruya Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin sahih bir 
nakille sabit olan suretini gormektir. Sayet, biri bu suretten baska bir surette 
Rasuliillahi ruyasmda gordugunu zannederse; o, Rasulullah sallallahu aleyhi 



605 BuharT, ilim, 39/51. 

506 ibn Mace, Ta'bir, 3/2907. 

607 BuharT, Ta'bir, 10/12. 

Ebu'l-Ala el-MevdudT, Meseleler ve £6zumleri (Resail ve Mesail), cev. Yusuf Karaca, 
Risale Yayinlari, istanbul 1990, 4/9-10. 



Divan-i ilahiyyat ve Aqklamasi 1 289 



ve sellemi gormemijtir. 609 

Bazi kimseler, "Eger seytanm hilesinden korunmak, Hz. Rasulullah sallallahu 
aleyhi ve sellemi sadece kendi asil sekli He gorulmesi sartma bagli olsaydi, o 
zaman bu koruma, ancak sagligmda Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemi 
gormus olan kisiler igin mumkun olurdu. Daha sonraki donemlerde gelen kimse- 
ler, ruyalannda gordukleri sahsm suretinin Hz. Rasulullah sallallahu aleyhi ve 
selleme veya baska bir kimseye ait oldugunu nasil bilebilirler?" diye soruyorlar. 
Boyle bir sorunun cevabi sudur: 

Daha sonraki donemlerde gelen kimseler, ruyalannda gordukleri sahsm Hz. 
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem oldugunu tarn birguvenle soyleyemezler. 
Ama ruyalannin manasinin ve konusunun Kur'an-i Kerim ve Sunnetin bildirdik- 
lerine uyup uymadigini kesin olarak bilebilirler. Eger bu ruya, Kitaba ve Sunnete 
uygunluk gosteriyorsa, o zaman gergekten ruyasinda gordugu kimsenin Hz. 
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem olmasi ihtimali gok daha fazladir. £unku 
seytan bir kimseye dogru yolu gostermek igin degisik sekle giremez. 610 

Ruya ve ruya ta'biri hakkinda imam-i Rabbani kuddise sirruhu'l-azTzin 273. 
Mektubundaki agiklama su sekildedir. 

"Sual: Ruyada, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem gorulurse, o ruya dog- 
rudur. §eytanin aldatmasindan korunmustur. ^unku seytan, onun sekline gire- 
mez. Boyle bildirildi. Onun igin, kardeslerimizin ruyalannin dogru olmasi lazim- 
dir. §eytanin aldatmasi olmaz degil mi? 

Cevap: (Futuhat-i Mekkiyye) kitabinin sahibi, yani MuhyiddTn-i Arab! 
kuddise sirruhu'l-azTz Hazretleri, seytan, MedTne-i Munevvere'de metfun bulu- 
nan Muhammed aleyhisselamin kendi sekline giremez diyor. Baska suretlerde 
de, Rasulullah olarak gorunemez diyenleri kabul etmiyor. Rasulullah sallallahu 
aleyhi ve sellem kendi seklini ve hele ruyada taniyabilmek gok gug olacagi mey- 
dandadir. Bunun igin, ruyalara nasil guvenilebilir? Alimlerin gogunun dedigine 
uyarak ve Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin yuksek sanina yakisacak uze- 
re, seytanin higbir sekilde o Serverin ismi ile gorunemeyecegini soylersek, o se- 
kilden emirler almak ve onun begenip begenmedigini anlamak kolay degildir. 
MerOn seytan dusmanhgini burada da gosterebilir. Araya kansarak, olmayan 
seyi olmus gibi gosterebilir. Ruya goreni sasirtir. Kendi sozlerini ve isaretlerini, 
o seklin Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin sozleri ve isaretleri imis gibi 
gosterir. 

f^ogumuzun bildigi gibi, bir gun Seyyid-ul-beser "aleyhi ve ala alihi ve 
eshabissalatu vesselam" Ashabi ile oturuyordu. Kureys'in ileri gelenleri ve kafir- 
lerin sefleri orada idiler. Seyyid-ul-beser "aleyhi ve ala alihissalatu vesselam" 
onlara (Ven-necmi) suresini okudu. Onlann putlanni anlatan ayet-i kerimeye 



5 e yh AlaaddTn, imam NevevT'nin Fetvalannin 5erhi, gev. Abdulbari Polat, Kahraman 
Yaymlan, istanbul 1988, 342. 
610 MevdudT, Meseleler ve Cozumleri, 4/10-11. (TEKHAFIZOGLU, 2005), s. 17-21 



290 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahii sirrahu'l aztz 



gelince, mel'un seytan putlan oven birkag sozu, o Server'in "aleyhi ve ala 
alihissalatu vesselam" sozune ekledi. Dinleyenler, bunlan da o Server'in sozu 
sandilar. Seytanin sozlerini ayet-i kerimeden ayiramadilar. Orada bulunan kafir- 
ler bagirmaya baslayarak, Muhammed "aleyhissalatu vesselam" bizimle sulh 
yapti, putlanmizi ovdu dediler. Orada bulunan muslumanlar da, okunan sozlere 
sasakaldilar. O Server "aleyhissalatu vesselam" seytanin sozlerini anlamadi. (Ne 
oluyorsunuz?) diye sordu. Ashab-i kiram, siz okurken bu sozler de araya kansti 
dediler. O Server "aleyhi ve ala alihissalatu vesselam" dusunceye daldi ve gok 
uzuldu. Hemen CebraTI-i emTn "ala nebiyyina ve aleyhissalatu vesselam" vahy 
getirdi. O sozleri seytanin kanstirdigi, butun Nebilerin sozlerine de kanstirmis 
oldugunu bildirdi. Allah Teala, o sozleri ayet-i kenme arasindan gikardi. Kendi 
kelamini sapsaglam yapti. 

Goruluyor ki, o Server "aleyhi ve ala alihissalatu vesselam" hayatta iken ve 
uyanik iken ve Ashab-i kiram arasinda, seytan-i lain o Server'in "aleyhi ve ala 
alihissalatu vesselam" sozune kendi bozuk seylerini kanstinyor ve hig kimse 
bunu ayiramiyor. O Server "aleyhi ve ala alihissalatu vesselam" vefat ettikten 
sonra bir kimse uykuda hisleri gahsmaz iken ve yalniz iken, nasil olur da, ruya- 
nin seytanin kansmasindan korundugunu ve onun degistirmedigini anlayabilir? 

Sunu da soyleyelim ki, mevlid okuyanlann ve dinleyenlerin zihinlerinde 
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin bu isten razi oldugu yerlesmis bulun- 
maktadir. Cunku ovulen kimseler, ovenleri begenir. Bu dusunce, hayallerinde 
yerleserek, hayallerindeki sekli, sureti ruyada gorebilirler. Bu ruya dogru olma- 
digi gibi, seytan da kansmis degildir. 

Sunu da bildirelim ki, ruyalar dogru olsa bile, ara sira gorundugu gibi gikar. 
Mesela, ruyada birisi gorulurse, o kimsenin kendisi anlasihr. Dogru olan ruyalar, 
gok olur ki, goruldugu gibi gikmaz. Bundan baska bir sey anlamak, yani tabir 
etmek lazim gelir. Mesela, ruyada Ahmed gorulur. Ahmed ile Mehmed arasinda 
siki baglanti oldugundan, bu ruyadan Mehmed anlasihr. Bu bildirdiklerimiz gos- 
teriyor ki, oradaki sevdiklerimizin gordukleri ruyalara seytan kansmamis olsa 
bile, bu ruyalann, goruldugu gibi, oldugu nereden anlasihr? Bunlan tabir etmek 
lazim olmadigi ve baska seyleri gostermedikleri nasil soylenebilir? Demek ki, 
ruyalara kiymet vermemelidir. Her sey, insan uyanik iken vardir. Bunlan uyanik 
iken gormege gahsmahdir. Uyanik iken gorulen, bulunan seylere guvenilir. Bun- 
lar, tabir etmek istemez. Ruyada ve hayalde gorulen seyler de, ruya ve hayaldir. 



Ki sen, ben, o demekten qecene yok, 

i_j u*>- ^ i_j L. *>■ @ i_j L. •>- 

Sen, ben ve o demekten kurtulana 



611 imam RabbanT, Mektubat, trc, H.Hilmi Isik, istanbul, 1977, s.450-452 



Divan-i ilahiyyat ve Aqklamasi 1 291 



Dunyada, berzahta ve mizanda hesap yoktur. 

Burada butun ilimlerin en ig tabakasi bize tevhid gergegini bildirmektedir. 
Onun igin Sen, ben, o demekten gegene hesap yoktur. 



? , ^ , SB S \ ' ' ' " * ' ' 



9 



"Fitne kalmayip, yalniz Allah'm dini kalana kadar onlarla savasin. Eger vaz- 
gecerlerse bilsinler ki Allah onlarm islediklerini suphesiz goriir." 612 

"Allah'm nurunu agizlanyla sondurmek isterler. Kafirler istemese de Allah nu- 
runu mutlaka tamamlayacaktir." 613 



Sifat-u zat-u (smart cehli ey dost, 

i_j Up @ i_j Up @ i_j Up 

Sifat, zat ve isimleri bilemeyen dost 

§iddetli azab, eziyet, cezayi pesepese gormektir. 

f^unku cehalet nimeti noksanlastirir. Zat, sifat ve esmayi bilmek sevaptir; akaid 
( i'tikad olunan seyler yani inanislar ) dir. 

Hemin zat-u sifat esmani bilmek, 

i_j Li' @ i_j Li' @ i_j Li' 

Hemen Zati, sifat ve esmayi bilmek 

Dunyada huzur, berzahta rahathk, ahirette cennet ile oyalanir. 

Muhyiddin ibn Arab! kaddese'llahu sirrahu'l-aziz buyurur ki: 
"insan Hakki deltl cihetinden asla bilemez. Sadece onun varligmi ve tek 
mabud oldugunu bilebilir. (Oinku idrak eden insan, herhangi bir seyi, o seyin 
benzeri kendisinde bulunmadan idrak edemez. Sayet bu durum olmasaydi, hie 
kuskusuz o seyi ne idrak edebilir ve de tamyabilirdi. Dolayisiyla insan, sadece 
kendisinde benzeri bulunan bir seyi idrak edebilir, bu durumda gercekte 
sadece kendisine benzer ve aym olan bir seyi idrak edebilir. Bari Teala ise, 
hicbir seye benzemez ve hicbir seyde onun misli bulunmaz. Dolayisiyla Hakki 
insan asla bilemez" ibnu'l-ArabT'nin Allah Teala'nin higbir seye benzemedigi 
igin herhangi birsekilde mahiyetinin bilinemeyecegidir. 614 



612 Enfal, 39 
Tevbe, 32 
614 (DEMiRLi, 2003), s. 89; bkz. ibnu'l-ArabT, el-Futuhatu 'l-mekkiyye, c. II, 102 



292 | NiyazT-i Misri kaddese'llahu sirrahu'l aziz 



Bunlardan gorunen halkm vucudu, 

Bu gordugun mahlukatin varhgi 
Perdeler altinada kalmis seraplardir. 

Varhk yoktur. insanlar sadece niyetlere sahiptirler. Fakat tek varhk Cenab-i 
Hakk'tir. isim, sifat ve sahislar olarak gorunen halkm vucudu ise serabin icindeki 
serabin icindeki seraptir. 

Sifat, esma, efal ile zat bilinmez, ama zat ile bunlar bilinir ve zati bilmek se- 
vaptir. Cunku zat, sifat, esmadan gorunen Hakk vucudu kemal-i hararette karsi- 
dan su gibi gorunur, ana serap denir. Onun yakinina giderseniz bir sey yoktur. Biz 
o hali hararetin kemalinden ( yuksekliginden ) oyle goruruz. Efal aynasindan go- 
runen Hakk'in vucudu iste uzaktan gorunen serap gibidir. Efal aynasindan zanne- 
dersin ki Hakk'in vucudu oradadir. Yani sifat ve esmada, halbuki bunlar birer 
tabirden ibarettir. 

Allah Teala'nin ve kulun fail ve munfail bulunduklan bu bilgi surecinin en 
onemli kavramsal ifadesi, "kurb-i nevafil" ve "kurb-i feraiz" diye isimlendirilen 
iki terimde kendisini bulmaktadir. Bu terimler bir hadisten ahnmistir ve hadiste 
Hz. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, kulun birtakim ibadetlerle Allah Tea- 
la'ya yaklasacagini, ona yaklasmca da kendisini sevecegini, bunun ardindan ise 
Hakkin kulun isitmesi, gormesi, tutmasi vs. gibi butun uzuvlan olacagini belirtir. 
Butun bu surecin ardindan ise kul, artik Allah Teala ile bilen, Allah Teala ile go- 
ren ve Allah Teala ile isiten hale gelmektedir. SufTler, bu durumu cesitli ifadele- 
riyle dile getirmislerdir ki, bunlann pek cogu sudur. 

"Allah Teala ancak Allah Teala ile bilinir" 

"Allah Teala'ya en agik delJI kendisidir" 

"Gordiigiim her§eyden sonra Allah Teala'yi gordiim" 



"izzet perdesindeki hakikati i'tibariyle kendisi ve masiva arasinda higbir ili§ki olmadigi 
igin, -i$aret edildigi gibi-, bu vecihten Hakka dalmak ve onu tanimaya gabalamak, vakit zayi 
etmek, elde edilmesi imkansiz bir §eyi aramak ve ancak icmal? olarak elde edilebilecek §eyi 
istemekten ibarettir." 

"Bilinmelidir ki: Kevnin Zat'in bilgisine asla taalluku olamaz. Kevnin bilgisinin konusu, 
mertebeyi bilmektir ki, o da, Allah'tir. Mertebeyi bilmek, ilahin bilgisine ve de onun sahip 
olmasi gereken fiillerin isimleri, celal ozelliklerine sevkeden, rukunleri korunmus bir delil- 
dir."; 

"Bize gore Zat'in bilinemeyeceginde hicbir gorus ayrihgi yoktur. Aksine, hades sifatlan- 
nm tenzihleri ona verilir. Zatin kadimligi ve varhgi icin soylenen ezel bile, evveliyet ve hadis- 
lige layik olan seylerin nefyinden tenzih anlami tasirlar. Es'ariler, bu konuda bize karsi cik- 
mislardir. Onlar, zannetmislerdir ki, Hakkin nefsi subuti sifatlanm bilebilirler. Nerede! Biz 
ise, Ebu Said Haraz'm dedigi gibi, "Allah' i ancak Allah bilir" deriz. " 



Divan-i ilahiyyat ve Aqklamasi 1 293 



"Her seyden once Allah Teala'yi gdrdiim" 

"Her seyi Allah Tea la He bildim" 

"Her seyi Allah Teala'da bildim" 

"Ortlar, Allah Teala'yi bilmisler ve her seyi Allah Teala He bilmislerdir." 615 



Niyazt cism-u kalb-u ruh ki denir. 

Cisim, kalb ve ruh denen taksim Niyazi'dir. 
Taraflar ucgenindedir. 

insan kendi varhginda yani cisminin, icindeki kalbi ve icindeki ruh da, Hakk'in 
goruntusunun icindeki goruntunun icindeki varhktir: 



[Ruh 

Ruh kelimesi Arapca bir kelimedir. Kelimenin koku " tjj" harflerinden 

olujmaktadir. Arapga'da bu kok harflerinden olujan kelimelerin tig temel an- 
lami vardir.Bunlar: "Ruzgar, koku, rahatlama" dir. 

Bu tig temel anlayi§in yam sira ruh kelimesinin "guc, esenlik, hiz gibi mecazi 
kullammlari" mn oldugunu da belirtilmektedir. Aynca Arapga sozluklerde ruh 
igin "insamn kendisiyle yajadigi §ey" §eklinde bir tammlama da yapilmi§tir. Aym 
zamanda Arapga sozlukler, ruh kelimesinin "vahiy, Kur'an, Cebrail, Isa, rah- 
met"gibi anlamlarda da kullanildigina isaret etmektedirler. Sozluk yazarlannin 
ruh kelimesine bu anlamlan yuklemelerinde ki en onemli etken Kur'an-i Ke- 
rim'de ruh kelimesinin bu anlamlarda kullanilmis olmasi olsa gerektir. 

Turkgede ruh kelimesine "canhhk, duygu, en onemli nokta, bedeni etkin ki- 
lan canhhk ilkesi, bedenin hayat gucu, esans" anlamlan verilmistir. Ruh kelime- 
si Arapca bir kelime olmasina karsin Turkcelesmistir. Felsefe literaturunde ise 
ruh "kisinin benligini meydana getiren entelektuel, ahlaki ve duygusal yetilerin 
tumu, bolunmez toz, bedeni harekete geciren aktif ilke, pasif ve cansiz olan be- 
den uzerinde etkide bulunan guc, can ile bir tutulan tinden ayn yasam ilkesi" 



515 (DEMiRLi, 2003), s. 117; Bkz. KonevT, Fatiha Tefsiri, s. 249'da (i'cazu 'l-beyan, s. 309) 
§6yle demektedir: "§u halde kirn Hakki tarn olarak bilirse, bu durumda tazammun (icer- 
me) ve iltizam yoluyla her $eyin hakikatini bilebilir. Hak ve insan-i kamil'in difindaki 
$eylerde ise durum, acikladigimiz tarzdadir. Qiinkii Allah Teala'nm kullanndan bazilan, 
Hakkm fethinin kaynagi olabilir, boylelikle o kimse, Hakki Hak ile bilir. Bu durumda Hak- 
km bilgisi ve miisahedesiyle tahakkuk edip, bu bilginin ve miisahedenin hukmii, o kimse- 
nin varliginm mertebelerine sirayet eder. Boylelikle o kisi, kendisine en yakm sey olan 
nefsine vanncaya kadar, her seyi Hak ile bilir." Bu ve benzeri ifadeler ve bunlar hakkinda 
degerlendirme icin bkz. ibnul-ArabT, Kitabu'l-a'lam, s. 2-3 



294 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahii sirrahu'l azTz 



olarak tanimlanmistir. 

islam dunyasinda ruh konusunda daha baska goruslerin oldugunu da burada 
hatirlatmadan gecmeyelim. Bununla birlikte, 50k farkh sekillerde anlasilan bu 
gorusleri tekci ya da ikici insan anlayislanndan biri icinde mutalaa etmek de 
mumkundur. Oyle anlasihyor ki, ruh gorusunun "zarurat-i diniyyeden olmadigi" 
gorusunden yola gikilarak, islam dusunce tarihinde bu konuda serbestce fikir 
yurutulmustiJr. Ruhun mahiyeti konusunda one surulen gorusleri su sekilde 
gruplandirmak mumkundur: 

1-Ruh bash-basina var olan ve cismani olmayan mucerret bir varhktir, 

2-gul suyunun gule sirayeti gibi bedene kansan latif bir cisimdir, 

3-ruh bedenden ibarettir, 

4-ruh kalp, beyin ve cigerlerdeki guclerdir, 

5-mizactir, 

6-mizactaki dengedir, 

7-nicelik ve nitelikce dort unsurun uyumlu bir kansimidir, 

8-mutedil kandir, 

9-beyindir, 

10-ug; latif cisimden olusan bir toplamdir, 

11-beyin ya da kalpte bulunan bolunmez bir pargadir, 

12-havadir, 

13-tabii isidir, 

14-manevT bir nurdur, 

15-hayattir, 

16-arazdir, 

17-cisimdir. 616 

Ruhun Yaratihsi 

Ruhun Bedenden Once Yaratihsi Gorusu 617 

Bu dusuncenin sekillenmesinde yabanci kulturlerin etkisi cok buyuktur. 
Ozellikle de Yunan kulturunun buyuk etkisi vardir. Ruhun bedenden once ya- 
ratildigmi iddia edenlerin en onemli delili Araf suresi 172 ve 173. ayetleridir ki 
bu ayetler; 

"Rabb'm Ademogullarmm bellerinden zurriyetlerini aldi. Onlan kendilerine 
§ahit tuttu. Ve "Ben sizin Rabbiniz degil miyim ?" dedi. Onlar da "Evet, §ahit 
olduk" dediler. Siz kiyamet gununde "biz bundan habersizdik" ve "daha once 
babalanmiz Allah'a ortak ko§tu, biz de onlardan sonra gelen bir nesildik, batil 
if ley enter yuzunde helak edecek misin? dersiniz" 

Ancak Araf suresi 172-173. ayetlerin anlasilmasi ile ilgili iki farkh gorus mev- 
cuttur. Bunlardan birincisi ayetin zahiri anlamiyla anlasihp yorumlanmasi, ikin- 
ci gorus ise ayetin fitrT bir gercegi ortaya koydugu yorumudur. Bu konuda ilk 



616 (KOf;, 1990),s,29; Bu konuda daha ayrmtili bilgi icin bkz, Ebu'l-Hasen el-Es'ari, Kitabu 
Makalati'l-islamiyyTn ve ihtilafi'l-MusallTn,(yav. H.Ritter), ist. 1929, s. 33-34 vd 

617 (GECDOGAN, 2005), s. 76 



Divan-i ilahiyyat ve Aciklamasi 1 295 



gorusu desteklemede ayetlerden ziyade fazlasiyla hadis-i serifler kullanilmistir. 
Bu konu ile ilgili hadislerde bu yorumu destekleyen muazzam ornekler sunul- 
maktadir. Kadi Abdulcebbar, bu ayetlerin ruhlann bedenlerden once yaratil- 
digi dusuncesine isaret etmedigi belirtir. Ona gore misak alabilmek icin hayatta 
ve akilh olmak gerekir. 618 Kelamcilar ruhlann bedenlerden once yaratildigi an- 
layisini kabul etmemektedirler. Boyle bir dusunce onlara gore imkansizdir. Soz 
konusu ayet insanin inanma, Allah Teala'nm varhgina ulasma duyusuyla yara- 
tildigini bildirmektedir. 

Ruhun Bedenden Sonra Yaratihsi Gorusu 619 

Bu goruse gore beden once yaratilmistir. Ruhun yaratilmasi bedenin varh- 
gindan sonra soz konusu edilebilir. Bu gorusun en onemli savunucusu ibn Kay- 
yim'dir. Onu boyle dusunmeye iten en onemli etken insanin yaratihsini ele alan 
ayetlerdir. "insanhgin atasi Hz. Adem Aleyhisselamin yaratilmasi boyledir. Soyle 
ki; Yuce Allah, Cebrail'i arza gonderdi. Yerden bir avuc toprak aldi. Onu yogu- 
rarak hamur haline getirdi. Sonra ona sekil vererek ruh ufledi. Ruh, camura gi- 
rince camur et oldu, kan oldu, hayat bularak konustu." 

Ruh kelimesinin istilahi anlamina baktigimizda kelamcilann ruhu tic farkh 
sekilde anladiklan gorulmektedir. Bunlar cevher, araz olarak kabul edenler ve 
ise ruhu latif bir cisimdir. Bu uc farkh goruse kisaca deginmek gerekir. 

1-Ruhu cisim olarak kabul edenler; 

Bu gorus "Muslumanlar arasinda ruhun cisim oldugu gorusu, onun araz veya 
soyut cevher oldugu gorusune gore kronolojik olarak once ve daha agirhkh ola- 
rak karsimiza gikmaktadir." Bu anlayisa gore ruh bir atom, parcalanamayan en 
kucuk parca olarak tanimlanmistir. "Ruh bolunemeyen en kuguk parcadir. 

2- Ruhun araz oldugunu kabul eden gorus: 

Bu gorusu savunanlara gore ruh cisim degildir, maddi bir cevherin arazidir. 
Bu kelamcilann gorusune gore ruh cismi meydana getiren arazlardan bir araz- 
dir. "Ruhu araz olarak tanimlayan bu gorusu, ruhu cisim olarak tanimlayan go- 
rusten ayiran unsur, bu gorusu savunanlann ruhun cisim olmadigi fakat cisimde 
kaim bir hal oldugunu soylemeleridir." Ruh da arazdir ve diger arazlar gibi za- 
man icinde yok olur. 

3-Bu goruse gore ruh ne cisim ne de arazdir. Ruh soyut bir cevherdir. Bu 
gorusun kaynagi Eski Yunan Felsefesidir. Bu felsefeye gore ruh cevherdir. Ozel- 
likle de Eflatun ruhu ide olarak kabul etmekle bu dusunceye kaynak teskil et- 
mektedir. Ve bu dusunce bazi kelamcilar tarafmdan benimsenmistir. ibn Kay- 
yim bu goruse su sekilde isaret eder: "Bazilan da: "Nefis ne cisimdir ne de araz- 
dir. Nefsin bir yeri, boyu, eni, derinligi, rengi ve herhangi bir cuz'u yoktur. Ayn- 
ca o ne alemin icindedir ne de disindadir. Ona yakin da degildir, ona aykin da 
degildir." Messailerin gorusu budur. Es'ari bunu, Aristo'dan hikaye etmistir. 
Onlar, ruhun bedenle olan iliskisinin, ruhun bedene girmesi, ona yakin olmasi, 
beraber bulunmasi, ona yapisik olmasi ya da karsit olmasi seklinde bulunmadi- 

Kadi Abdulcebbar, Tenzihu'l-Kur'an ani'l-Metain, Beyrut, thz., s. 153 
519 (GECDOGAN, 2005), s. 78 



296 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l aztz 



gini iddia etmislerdir. Bu gorusun Ehl-i Sunnet icindeki en siddetli savunucusu 
Gazzali'dir. Ona gore ruh soyut bir cevherdir ve bunu Tehafutu'l-Felasife adh 
eserinde aynntih bir sekilde ele ahp aciklamaktadir. 

Ruhun Olumsuzlugu 62 ° 

Ruhun olumsuz olduguna iliskin goru§ler uzun bir tarihi gecmise sahiptir. 
Eski Semitikler olarak ifade edilen Asur ve Sumerlere ait tabletlerdeki isaretler- 
den anlasilmaktadir. insanin yapisi ile ilgili bu farkh tanimlara ragmen Eski Mi- 
sirda da insanin ruh-beden aynmina tabi tutuldugunu gormekteyiz. Ayni du- 
sunce Hint kokenli dinlerde de mevcuttur. Brahmanizm, Budizm, Caynizm, 
Sihizm bu dinlerin en onemlileridir. Bu dinlerde ruh-beden aynmi net bir sekil- 
de karsimiza cikmaktadir. Ayni zamanda ruhun olumsuzlugu anlayisi burada 
farkh bir anlayisa yol acmistir ki bu tenasuh ogretisidir. insani ruh ve beden 
olarak parcalayan dualist insan anlayisinin mimarlan Eski Yunan filozoflandir. 

islam filozoflan da ruhu olumsuz olarak kabul etmektedirler. Bunlar ara- 
smda ibn Rusd ve Suhreverdi'yi zikredebiliriz. Musluman filozoflannin boyle 
dusunmesindeki en onemli etken, Eflatun'un fikirlerinden tercume faaliyetleri 
sonucu haberdar olmalan ve bu fikirlerden etkilenmeleri olsa gerektir. Mus- 
luman filozoflara gore ruh cevherdir. Bu soyut cevherin varhk sahasinda kendi- 
ni gosterebilmesi ise ancak bir bedenle bedenlenmesine baghdir. Ayni gorusu 
tasavvufcular da benimsemistir. Hatta tasavvufun vazgecilmez temel ogesi ru- 
hun olumsuz bir yapiya sahip olmasidir. Olumsuz olmasi dolayisiyla ruh asil var- 
hk, beden ise ruha anz olan olumlu bir varhktir. Bu anlayisin sonucu olarak in- 
sanin bedeni asagilanmis, hakir gorulmustur; ruh ise ustun, yuce, olumu ozle- 
yen bir varhk olarak kabul edilmistir. Bu anlayis dogrultusunda tasavvufcular 
olumu; ruhun bedenden aynlmasi, ruh ile beden arasindaki iliskinin sona erme- 
si olarak anlamislardir. Musluman filozoflar ve tasavvufgular ruhun olumsuz- 
lugunu kabul ederken, bazi kelamcilar olumle ruhun da bedenle birlikte yok ol- 
dugu anlayisini benimsemislerdir. Musluman kelamcilann ruhun olumsuzlijgu- 
ne dair fikirlerine baktigimizda kelamcilardan bir kismi ruhu araz olarak kabul 
etmektedirler. Bu anlayislannin sonucu olarak ruhun da bedenle birlikte yok 
oldugunu kabul etmislerdir. Cevher ruh anlayisina sahip kelamcilar ise ruhun 
olumsuz oldugunu dusunmektedirler. Ruhun cevher olarak kabul edilmesi ke- 
lamcilann felsefecilerin goruslerinden ne kadar etkilendiklerinin bir gostergesi- 
dir. Cevher ruh ogretisini kabul eden Musluman kelamcilann goruslerini de- 
gerlendirmek icin kullandiklan akli ve nakli bircok delil bulunmaktadir. 

Ruhlann Mekani 6n 

Ruhlann bir mekanda olacagi fikri ruhun olumsuzlu inancinin bir baska yan- 
simasidir. Hayat boyunca ruhun bulundugu mekan insanin bedeni idi. Ruh her 
ne kadar bedende bulunmaktan, ona hapis olmaktan memnun degil ise de be- 



620 (GECDOGAN, 2005), s. 86 

621 (GECDOGAN, 2005), s. 93 



Divan-i ilahiyyat ve Aqklamasi 1 297 



denle birlikte olmaya mecburdur. Fakat olumle birlikte beden yok olunca ruh 
kendine yeni bir mekan bulmak zorunda. Eski Yunan filozoflanndan sistemli bir 
ruh anlayi§ina sahip olan Eflatun'a gore daha oncede ifade ettigimiz gibi be- 
denden aynlan ruh "hades" olarak isimlendirilen yere gider. Hadeste belirli bir 
sure geciren ruh daha sonra dunyadaki hayatina gore tekrar bedenlenir. Mus- 
luman kelamcilann ruhlann mekanina dair goruslerine baktigimizda birbirinden 
farkh goruslerle karsilasmaktayiz. Her ne kadar ruhun olumsuzlugu konusunda 
Eflatun'un anlayisini kabul ediyor olsalar da kendi dusuncelerine gore ruha bir 
mekan olusturmuslardir. insan olum sonrasina dair aynntih bir bilgiye sahip 
degildir. insanin olum ve otesi ile ilgili bilgisi Kur'an-i Kerim'in bize bildirdigi ile 
sinirhdir. Kur'an-i Kerim'de de bu konu aynntih bir sekilde ele ahnmamistir ve 
verilen bilgiler de oldukca sinirhdir. Durum boyle olunca insanin en cok merak 
ettigi olumden sonra ne olacagi ile ilgili spekulasyonlar devreye girmistir. insan- 
lann olum ve sonrasi ile ilgili fikirlerini daha onceki inanclar, felsefi akimlar ve 
insanin hayal gucu sekillendirmektedir. Musluman kelamcilann ruhlann me- 
kani ile ilgili one surdukleri fikirler birbirinden oldukca farkhdir. 

"Bazilan, Mu'minlerin ruhlannin cennetin kapisma yakm bir yerde olduk- 
lanni, cennetten de nimet ve riziklarmm geldigini ileri surmugtur. Bazilan da 
ruhlann kabirlerinin ucunda oldugunu iddia etmiglerdir." 

imam Malik rahmetullahi aleyh der ki: Barta ula§tigma gore ruh sahveril- 
mi$tir, istedigi yere gider. Bazilan da Mu'minlerin ruhlan zemzem kuyusun- 
dadir. Kafirlerin ruhlan ise Hadramevt'te bulunan Berhut Kuyusundadir." 

ibn Hazm ruhlann kabirlerin basinda oldugu gorusunun Ashabu'l-Hadis ve 
Ehl-i Sunnet'e ait bir gorus oldugunu bildirmektedir. Ayni zamanda ruhlann ye- 
sil renkli kuslann kursaklannda bulunduguna dair bir gorus mevcuttur. Ashnda 
bu gorus sehitlerin ruhlan icin dusunulurken daha sonra butun Mu'minleri icine 
alacak sekilde genisletilmistir. Ruhlann mekani ile ilgili bir diger gorus ise 

"Mu'minlerin ruhlannin Adem aleyhisselamm sagmda, kafirlerin ruhlan- 
nin ise Adem aleyhisselamm solunda yer alacagi" dusuncesidir. Bu gorusun 
kaynagi Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin mirac hadisesidir. Bu goruse go- 
re Hz. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, Hz. Adem aleyhisselam ile karsila- 
sinca Mu'min ruhlan Hz. Adem aleyhisselamm sagmda, kafir ruhlan ise Hz. 
Adem aleyhisselamm solunda gormustur. Bu goruslerin hepsi haber ve hadis- 
lere dayandinlmaktadir. Kur'an-i Kerim'deki hicbir ayet bu gorusleri onayla- 
mamaktadir. 

Ruhlann mekani ogretisinin kabul edilmesinin temelinde Eflatun'un ve eski 
dini inane ve kulturlerin etkisi oldugunu gorulmektedir. Bunu temsilen bircok 
durumla karsilasilmaktadir. 

Kur'an-i Kerim'de Ruh Kavrami 

Kur'an'da ruh kelimesi farkh ayetlerde olmak uzere 21 yerde gecmektedir. 
Bu kelime gectigi ayetlere gore farkh anlamlara gelmektedir. Genel olarak bu 
anlamlar tic grupta toplanabilir. Bunlar: melek ozelde Cebrail; vahiy ve Hz. 



298 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahii sirrahu'l aztz 



isa'dir. Ruh kelimesi melek anlaminda Kur'an'da birgok ayette gegmektedir. 
Ozelde ise Cebrail olarak kullanilmistir. 

"...Meryem oglu isa'ya agik mucizeler verdik ve onu Ruhu'l-Kudus ile giig- 
lendirdik..." 622 

"O gecede, Rablerinin izniyle melekler ve Ruh, her is igin iner dururlar." 
Her iki ayette de gegen Ruh kelimesini Elmahh, Cebrail olarak yorumlamistir ve 
diger alimlerin de ayni goruste oldugunu belirtmistir. Fakat diger baska ayet- 
lerde Cebrail anlaminda ruh farkh sifatlarla kullanilmistir. Bu tamlamalarda 
Cebrail, Ruhu'l-Kudus 623 ve Ruhu'l-Emin 624 olarak sifatlandinlmi§tir. Cebrail'in 
kuds ve emin gibi sifatlarla nitelenmesini Elmahh su sekilde yorumlamaktadir. 

"Kafirlerin iftiralanni siddetle reddetmek uzere nebilerin temizligini ve aziz- 
ligini agiklayip tespit etmek anlamiyla ilgilidir. Yani: 

Ey Muhammed! Kur'an oyle mukaddes bir kitaptir ki, bunu sana higbir nok- 
san ile lekelenme ihtimali bulunmayan Ruhu'l-Kudus, yuce Rabbinden indir- 
mekte, hem de higbir yanhsa yer vermeyecek bigimde hak ile indirmektedir." 
Bu sifatlan Cebrail igin kullanan Allah mesajin dogrulugunu teyit etmek, vahyin 
kafirlerin itiraflanndan uzak oldugunu ifade etmek igin bu sifatlarla destekle- 
mistir. Yukanda gegen ayette ifade edildigi gibi Hz. isa aleyhisselami destekle- 
mek igin de Cebrail gonderilmis ve yine Kuds sifati ile nitelenmistir. 

Kur'an'da gegen "ruhena", "Ruhu'l-Kuds", "Ruhu'l-Emin" kelimeleri Cebrail 
anlaminda kullanilmistir. 625 

Kur'an'da ruh kelimesine verilen bir diger anlam ise vahiydir. 626 

Kur'an'da ruh kavraminin diger bir kullanim sekli ise uflemek anlamina ge- 
len 'n-f-h' fiili ile birlikte kullanilmasidir. Ug ayette insanin yaratihsi ile ilgili ola- 
rak diger iki ayette ise Hz. isa'nin yaratilmasi ile ilgili olarak bes ayette gegmek- 
tedir. 627 

Elmahh Enbiya Suresi 91. ayeti iki sekilde yorumlamistir; "Yani 'De ki ruh 
Rabbimin emrindendir' isra Suresi 85 ifadesince emrimizden olan ve Adem'e 
ufledigimiz ruhtan ufledik; iginde isa'yi hayatlandirdik. Yahut ruhumuzdan de- 
mek ruhumuz tarafmda demektir ki, Cebrail diger bir deyis ile Ruhu'l-Kuds vasi- 
tasiyla ufledik demek olur. Meryem Suresi 17. ayet bu anlami destekler." 628 

Ashnda ruh ismi Cebrail'e ait iken bu isim hem Hz. isa aleyhisselama hem de 
Kur'an-i Kerim'e verilmistir. Bu onlann Cebrail ile yakin alakalannin bulunmasi 
dolayisiyladir. Yakin alaka diyoruz; gunku butun insanlann ve hatta canhlann 
Cebrail ile alakasi vardir; ancak bu alaka Hz. Adem ve Hz. isa 
aleyhisselamininkine nispetle daha uzaktir. Yukanda ifade ettigimiz ayetleri bir 



622 
623 
624 
625 
626 
627 
628 



Bakara, 253 

Nahl, 102 

Suara, 193 

Meryem, 17; Nahl, 102 ; Suara, 193 

Mumin, 15 ; Sura, 52 

Secde, 9; Hicr, 29 Sad, 72; Enbiya, 91 

Yai\r, Hak Dini, c. 5, s. 297 



Divan-i ilahiyyat ve Aqklamasi 1 299 



butunluk icerisinde degerlendirdigimizde gorulmektedir ki, Cebrail'in temelde 
iki gorevi vardir. Bunlardan biri Allah Teala'nin izni ile insanlara can uflemek di- 
geri Allah Teala'nin kelamini nebilere iletmektir. Yaratihsla ilgili olarak Hz. 
Adem aleyhisselam ve Hz. isa aleyhisselamin yaratihslarinin zikredilmesinin se- 
bebi ise ikisinin de yaratihslarinin diger insanlann yaratihslanndan farkh ancak 
birbirine benzer olmasindan kaynaklanmaktadir. Hz. Adem aleyhisselamin ana- 
babasiz yaratilmasi, Hz. isa aleyhisselamin ise babasiz yaratilmasinda Allah Tea- 
la'nin izniyle Cebrail devreye girmis ve onlara canhhk vermistir. 

"Meryem oglu isa Allah'm Meryem'e ilka ettigi kelimesi ve O'ndan bir ruh- 
tur." 629 "...Ona ruhumuzdan ufledik." 63 ° Bu iki ayet baglaminin disinda ve bu 
konu ile ilgili diger ayetlerle butunluk icinde degerlendirilmedigi zaman dogru 
anlasilmasi zor gorunmektedir. Diger ayetlerle butunluk icinde anlasildigmda 
bu gucluk ortadan kalkmaktadir. Soyle ki: Evvela mezkur iki ayeti 'emrinden 
olan ruhu kullanndan diledigine ilka eder' Mumin Suresi 15. ayeti ile 'Allah ka- 
tinda isa'nin ornegi, Adem aleyhisselamin misali gibidir; onu topraktan yaratti, 
sonra ona ol dedi o da oluverdi' Al-i imran Suresi 59. ayeti aciklamaktadir. f^un- 
ku bu ayetler gosteriyor ki, Allah Teala'nin kelime ilka etmesi elci melegi olan 
Cebrail'i 'ol' emrini iletmek uzere bazi insanlara gondermesinden baska bir sey 
degildir. Yapilan bu aciklamalardan cikan sonuc sudur; 

Kur'an-i Kerim'de insanin varhgi igin ruh kelimesi kullanilmamistir. Bu anlami 
ifade etmek icin nefs kelimesi kullanilmistir. insana ruh uflendi ifadesi yanhstir; 
dogrusu ruh tarafindan uflendi demektir. Burada ufleyen parcalanmiyor, hulul 
etmiyor, sadece etki ediyor. insana ruhumuzdan ufledik ifadesi yukanda acikla- 
digimiz tarzda anlasilmadiginda Allah Teala ile insan arasinda ontolojik bir bag 
olmaktadir ki bu da imkansizdir. Bu anlayisa gore herkes Allah Teala'dan bir 
parca tasimaktadir ki bu Allah Teala'nin bize ifade ettigi anlayisa tamamen zit- 
tir. Allah Teala uflemekten munezzehtir. Bu itibarla ruhun Allah Teala'nin bir 
parcasi olmasi, tevhid inancina aykindir. Boyle bir durumu Kur'an'in onaylamasi 
mumkun degildir. Sonuc olarak ruh kavrami Kur'an'da Cebrail'in adi olarak 
gecmektedir. Bazi mufessirler ve kelamcilar bu anlami fark etmisler ve 
Kur'an'in tevhid konusundaki hassasiyetini dikkate alarak ruh kelimesini Cebrail 
olarak anlamis ve yorumlamislardir. Alimlerin bir kismi ise Yunan Felsefesinin 
ve dogu dinlerinin etkisinde kalarak Kur'an-i Kerim'in bildirdiginden ziyade ya- 
banci kulturlerin bakis acisiyla Kur'an-i Kerim'i yorumlamislar ve problemli bir 
ruh anlayisini benimsemisler toplumun da benimsemesine yol acmislardir.] 631 

Buraya kadar anlatmaya cahstiklanmizdan da anlasilacagi uzere, ruhla be- 
deni birbirinden ayirmak mumkun olmadigi gibi, mutlak anlamda ayn kabul 
edersek, bunlan bir araya getirmek de imkansiz denecek derecede guc olmak- 
tadir. 6te yandan, bedene bagh ozelliklerimizle ruha bagh ozelliklerimiz birbi- 
rinden aynlmadigindan veya baska turlu soyleyecek olursak, kimligimiz ve kisi- 



629 
630 
631 



Nisa, 71 
Sad, 72 
(GECDOGAN, 2005), s. 58-67 



300 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l aztz 



ligimiz agisindan beden de son derece Onemli oldugundan, cevher ruhun 
bekasini savunmak hig de insanin olumsuzlugunij savunmak anlamina gelme- 
mektedir. 

Kisaca ifade etmek gerekirse, ruhla bedeni birbirinden ayn varhklar olarak 
dusundugumuzde, bunlan bir araya getirmek mumkun olmuyor. ikisini bir tek 
varhk olarak dusundugumuzde de birbirinden ayirmak mumkun olmuyor. Buna 
ragmen, kisisel ozelliklerimizin korunmasi agisindan akla en uygun olan gorusun 
ruh ve bedeni birbirinden ayiramayacagimizi savunan gorus oldugu gorulmek- 
tedir. 632 



532 (KOC, 1990), s.45 



Divan-i ilahiyyat ve Aqklamasi 1 301 



20 

Vezin: Fa'ilatun Fa'ilatun Fa'ilatun Fa'ilun. 

ister isen ma'rifette olasm ali-cenab, 
Ehl-i irfan esiginde yiiziinu eyle tiirab. 

Qok da verme kendini diinyaya bir dem gek elin, 

Donduremezsin begim katt agirdir bu dolab. 
Bu harabi niceler galisti ma'mur etmege, 
Bir yanm ta'mir ederken bir yam oldu harab. 

Qok segirtti gaflet ehli bu serabi su samp, 

Bulmadilar big biri bu sahrada bir katre ab. 
Bir zaman yiiz verme dunya ehline uzlette ol, 
Akl u fikrin bir yere cem'et yuzune gek nikab. 

Goz kulak dil kapilarm bagla muhkem bir zaman, 

Ola kim Hakk-dan yana gonlunden olafeth-i bab. 
Ger olumden kurtulam dersen yiirii var asik ol. 
Done done ask oduyle cism u cam kil kebab. 

Gir bu derd meyhanesine koma elden kaseyi, 

Hie yiirek kamndan ozge asiga yoktur sarab. 
Himmetin daim bu olsun kim Hakk'i anlayasm, 
Hakk'i bilmekten yeg olmaz iki alemde sevab. 

Ger azab-i ahiretten bulmak istersen halas, 

Arifol ki cehl odundan kopisar cumle azab. 
Bu Niyazt kendinden demez bu sozii ey puser, 
Hep am soyler duyarsm gokten 'men dort kitab. 

ister isen ma'rifette olasm ali-cenab, 
Ehl-i irfan esiginde yuziinu eyle tiirab. 

Ma'rifette yuksek makam bulmak ister isen, 
Yuzunu ehl-i irfan esiginde eyle toprak. 

Toprak tevazuyu su sehaveti temsil eder. Tevazu benligin yok olmasi olunca 
kabin bosluguna isaret ederki, onu dolduracak vasfi bulmak mumkun olacaktir 
demektir. 

Cok da verme kendini diinyaya bir dem gek elin, 
Donduremezsin begim katt agirdir bu dolab. 

Kendini dunyaya <pok verme de bir an elini gek, 
Begim kesinlikle bu dolab agirdir donduremezsin. 

Su degirmenin (kalbin) garki uzerine dokulecek feyz pinarlannin akmasi ve sela- 
lesi gur olmasi igin dunya ile baglann kesilmesi gerekmektedir. Dunya ile olan bag- 
lar su bnune gikan bentler gibidir. 



302 | NiyazT-i Misri kaddese'llahu sirrahu'l aztz 



Bu harabi niceler calisti ma'mur etmeqe, 
Bir yanm ta'mir ederken bir yam oldu harab. 

Bu harab yeri nice kisiler imar etmege cahsti, 
Bir yanini ta'mir ederken diger yam oldu harab. 

insan hayati boyunca dunyasini mamur etmek icin hirslanir ve strese girer. Bu 

gerginlik sonucu maddT ve manevT hastahklara duser. 

"insan, stres yaratan yasam tarzi secerek farkinda olmadan hasta olmayi 
secmis olabilir. Bu stres iyice buyudugunde ya da kroniklestiginde, bazi organ- 
lar tepki vermesine yol aciyor; migren olmasi halinde damar sistemi de oldugu 
gibi. Bu yuzden, sizin de anladiginiz gibi kasith olmayan bir secim vardir. Tam 
olarak aciklanacak olursa kisinin sectigi ya da tercih ettigi sey hastahk degil, 
strestir; hastaligi segen ise iste bu strestir!" 

"Bu yuzden bizim dusmanimiz strestir ve doktorlara dusen gorev de yasa- 
minizdaki stresi azaltmaya yardimci olmaktir." 633 
Bu nedenledir ki maddT ve manevi doktorlara ihtiyacimiz vardir. Onlar sayesin- 

de kurtulus yolu ancak bulunabilir. 

Cok seqirtti qaflet ehli bu serabi su samp, 
Bulmadilar hie b'rn bu sghrada bir katre db. 

Bu serabi su samp gaflet ehli cok kostu, 

Hie biri bu sahrada bir damla su bulamadilar. 

Murid halis niyet ile bu yola girer. Fakat buyuk bir tehlike ile karsilacagi ihtimali 
ise samimiyeti miktan kadar fazladir. ^unku teslim olmanin karsiti olan istismann 
kurbani olmak ihtimalide o kadar buyumeye baslar. ^unku yol sonsuz ve tehlikeli 
olmakla birlikte kapah bir kutu icinde bal yapan annin isleyisi gibi gizlidir. Eger 
yapilan bal igine zehir katihrsa bunun sirnna vakif olamayan Hasan Sabbah'in feda- 
ileri gibi kurban olurken gittikleri yolun akibetini bilmemislerdi. Samimiyet bu yol- 
da mukemmelligin olusmasina sermayedir. Ancak coldeki serabin kiymetinin bede- 
li olmaktan Allah Teala'ya siginmakta onemli husustur. 

["Cemaatin lideri, muridlerini bir ulkuye, bir hedefe, bir ideolojiye, bir tutku- 
ya dogru canlandinr ve/veya bastan cikarir. Belli bir canhhga ulasmis grup surec- 
lerinin (burada, "canhhk" ile dini, siyasi, ideolojik "enerjik olusu") cogunun teme- 
linde bunu goruruz. Topluluk bir butun olarak, ama ayni zamanda, onun icinde yer 
alan bireyler kendi oykuleri ile toplulugun kaderinin kesisme noktalannda liderin 
isaret ettigini arzularlar. Liderin isaret ettigi ile bir kondansasyona 634 yani yogun- 
lasmaya ugrar. Bu tur yogunlasma misallerine pek cok dini, siyasi ve ideolojik olu- 
sumda rastlanz. "ideolojimizin hedefi (veya icerigi), liderimizin kisiliginde somut- 



633 (YALOM, et al., 2000), s.126 

Condensation:(i.) kisaltma, ozet; (kim), (fiz.) yogunla§tirma, sikla§tirma, koyulajtirma; 
bugu. 



Divan-i ilahiyyat ve Aciklamasi 1 303 



la§mi§tir" ifadesi herhalde cogumuza tanidik gelmektedir. Boyle bir yonelimin 
dogasi aktarimdir. Cemaat uyeleri oldukca karmasik versiyonlara burunebilen 
§ekillerde, narsissistik 635 ve libidinal 636 yatinmlarla liderlerine baglanirlar. 

Bu topluluk ruhu, bir baska ifade ile, toplulugu bir arada tutan bu telkin ve il- 
luzyon ortami, insanoglunun yagiz toprak ve mavi gok arasindaki belirsiz varolu- 
§unda bir mitoloji yaratir ve ona belli bir destan verir. insanhk tarihinin bebekligi 
sayabilecegimiz donemlerde bu tip aktarimlann yogun bir sekilde varolmasi bosu- 
na degildir. 

insanin dogasi ve bu doganin icerdigi durtuler her zaman onu bu aktanmin 
icindeki hareketlere dogru iter. Bu aktanm sabit bir durumda kalamaz. Tatmin 



Narcissism: (i.) kendine hayran olma, narkislik, narkisizm. Kendi cemaatlerinden baska 
kurtulus yolu yok gibi du§unceler. Mesela, cemaat liderinin kitabmdan ba§ka kitaplan 
okumayan muridler gibi. islamiyette kagimlmaz kitap Kur'an-i Kerim iken bazi cemaatler 
onu bile terke kadar ileri gittikleri zamanimizda gbrulmektedir. 

Bazi cemaatler ise kitap dahi okutmamakta israrlan o kadar coktur ki, kendi mecmuala- 
n ve dergi vb.lerini tavsiyeden ileri gitmedikleri gorulmektedir. 

[Ulkemizdeki biiyiik dini cemaatler gunluk gazete ve televizyon sahibi olmak istiyor. 
Guglu bir Musluman medyanin kurulamamasmda bunun da rolu vardir. Her cemaat, 
her tarikat, her firka, her hizip, her grup kendi gazetesini, kendi dergisini, kendi TV'sini 
kurarsa elbette guclu ve uniter bir medyaya sahip olamayiz. 

Gazete konusuna temas ederken abone yoluyla yuksek tiraj elde etmeye de parmak 
basmahyiz. Bugun oyle gazetelerimiz var ki, normal satisi 30 bin, abonelerle genel sati§ 
500 bin oluyor. Bu pek saglikli bir tiraj degildir. Aboneler de §6yle: Cemaate bagli zen- 
ginler 50'§er, 100'er, 200'er gazetenin parasini veriyorlar, dagiticilar bunlan apartman- 
lara, diikkanlara, i§yerlerine birakiyor. Cogu okunmuyor, hatta "Kardesim, istemiyoruz, 
getirmeyin..." diyenler bile var. 

Miislumanlar, Tiirkiye'de hala medya sahasinda birinci olamami§lardir. Bu birinciligi 
elde etmek icin paralel ve alternatif yollar bulunmalidir. 

"Hazret-i Miibarek" zihniyetiyle medya meselesini halledemeyiz. 

Hazret-i Miibarek soyle istedi, boyle istedi... Bir tane Hazret-i Miibarek yok ki, bir 
yigm Hazret-i Miibarek var. 

Bundan elli sene once "islam! Gazete" gikartilabilirdi. Bu devirde artik Tiirkiye'nin 
butuniine hitap eden, Turkiye'yi biitiinuyle kucaklayan gazeteler cikartilmahdir. Serma- 
yedarlar ve idareciler Musluman olacaktir, ama gazete Turkiye'nin butuniine hitap 
edecektir. i§te bunu ba5armak cok zor... 

Samrim 1951 veya 52 idi. Galatasaray Lisesinde son sinif ogrencisiyim, yatih okuyo- 
rum. Ustad Necip Fazil "Buyuk Dogu"yu gunluk gikartiyor. Buyuk Dogu, devamli cika- 
mazdi. Merhum Ustadta tuccar, sermayedar zihniyeti yoktu. iste Buyiik Dogu'nun cikti- 
gi aylarda, sabahleyin 6.30'da calan kalk zilinden yanm saat once uyanir, elimi yuzumu 
yikar, giyinir, a§agiya inerdim. Okula gunluk gazeteleri getiren bir hademe vardi, iic 
adet Biiyuk Dogu getirirdi, birini ben alirdim. Buyuk Dogu gkmadigi zamanlar, 6 bucuk 
ziliyle yataktan dogrulamazdim... 

Gunluk gazeteler merakla, heyecanla, a§k ve i§tiyakla beklenmeli ve okunmah. 
(Mehmet Sevket Eygi, Milli Gazete, 15. 12. 2007)] 
536 Libidinal: Sehvetli. Sapik tarikatlerde bu hal coktur. 



304 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l azTz 



yasantisi sureklilik arz edemez. Bir zaman sonra, topluluk ruhu etkinin disina dog- 
ru tasmaya baslar. Bazi durumlarda, baslangifta grubu bastan fikaran ve ona 
canhhk veren araf amaflasir ve bu etki bir evrime ugrayamaz, fozulemez ve top- 
lulugu "zamansiz" bir birincil sure? fanusuna kilitler goruntusu verebilir. 

Bu sekildeki durumlarda, lider ve onunla ozdeslestirilen ideoloji, inang veya si- 
yaset idealize edilir. Toplulugun durtuler kaynakh tabii gozulme turevleri ise toplu- 
luk disina yansitihr. Lider ve onunla ozdeslestirilen ideoloji temiz ve oak kalir; uze- 
rine §uphe bulutlarmin golgeleri du$mez. Boyle durumlarda, di§anda "kotii oteki- 
ler" bulunur. Gitgide kapanan topluluk, "otekiler'M paranoid 637 bir sekilde gozet- 
lemeye baslar. 638 

iste, serap olan mursid elindeki toplulugun aktanm sureglerinde toplulugun 
hipnozu asmasini saglayacak kimdir, nedir? 

Bu islevgene lider/ulku yogunlasmasindan mi beklenecektir? 

Burada toplulugun bagisikhk sistemi alerjik bir tepki olusturabilir (alerjik reaksi- 
yon metaforu paradoksal bir duruma isaret eder. Bunyeyi hastahklara kar§i koru- 
yan bu olgu, bazen bash basina bir hastahga, hatta olume sebebiyet verir). 639 Top- 
luluk, turn bu grup-igi biling yukselmesini bir dagilma tehdidi olarak ya§ayabilir ve 
hainleri lanetliler bahgesindeki "6tekiler"in yanina puskurtebilir. Boyle bir durum- 
da, belli bir sure igin rahat edilir, diismanlar lanetlenir, lidere ve ulkuye tekrar 
sadakat yeminleri edilir. Bir sonraki krize kadar. Ancak endiseye gerek yoktur. 
£unku dunyada "hain"den bol sey bulunmaz.] 640 

Hulasa, bu yolun engok kurban veren bir yol oldugunu unutmamak gerekir. Bu- 
nun tek ve kaginilmaz kurtancisi ise islamiyetin ana kaynaklan olan Kur'an-i Kerim 
ve Rasulullah sallallah u aleyhi ve sellemin sunneti oldugunu unutmamak gerekir. 

Vuslata ermek igin gahsanlann hepsi muradina kavusamadi. Muradina erisenler 
ise gahsanlar iginden giktigi unutulmamahdir. Kopruler her zaman suya batan tas- 
lar uzerine kurulmaktadir. 

Bir zaman yiiz verme dunya ehline uzlette 641 ol, 
Akl u fikrin bir yere cem'et yuzune cek nikab. 

Bir zaman dunya ehline yuz verme uzlette ol, 
Akil ve fikrin bir yere topla yuzune perde <pek. 



Paranoid: paranoyak 



Mesela, "gel bizim cemaate, kurtulasm", "bizim efendiyi tanimamak buyuk §ansizlik" gibi 
ifadeler. 

Cemaatlerinini tabu yapanlar. 

Psikiyatrik hastalar, jizofrenler vb. 

Uygarlik, Din ve Toplum. fev. Selguk Budak. Oteki Freud Dizisi (1997). "bensizbiz" Top- 
luluk Zihniyetinin Psikanalizi. Ihtaki Yaymevi, 2002. Yavuz ERTEN'nin "Ben'den biz'e ve 
siz'e: "bensizbiz'Mopluluk Zihniyeti Uzerine Du§unmeye Psikanalitik Bir Davet." Makale- 
sinden uyarlanmijtir. 

Uzlet: Yalnizlik. insanlardan aynlarak bir tarafa gekilip yalniz kalmak. 



Divan-i ilahiyyat ve Aciklamasi 1 305 



Halvet: (Yalnizhk. Tek basma kalmak. Tenhaya cekilme. Gizlilik) kisinin kendi ile 
ba§ba§a kalmasi ve nefis terbiyesinde gecmesi gereken hal ve makamlan daha 
cabuk kat edebilmesi icin zikir, tefekkur, achk ve mursidi tarafindan tavsiye edilen 
hareketlerin butunu ile terbiye olmasidir. 

insan icin tavsiye edilen bu uzlet bir mursidi kamilin emr-i ve musaadeleri ile 
olmasi gereklidir. Cunku bu turlu yalniz kalmalann ve halvetin usullerinden biri 
kontrollu olmak sartidir. Halvete giren kisinin veya rabita, murakabe ve benzeri 
uygulamalarm diger bir kisi (mursid) tarafindan takibi elzemdir. Bu nedenledir ki 
cok kisilerin bireysel olarak bu halvetlerinde zayi oldugu da bir gorulmektedir. 

Boyle tam inzivaya cekilmek (olgunlasma) gerginligini ortadan kaldirmaz, 
aksine bunun kendisi bash basina bir strestir. Yalnizhk, hastahklann ureyebile- 
cegi en uygun ortam olur." 642 

Normal hayatta halvet ise namaz, rabita, murakabe, zikir, tefekkur, dua vb. kisa 
sureli halvettir. Cunku bu turlu ibadetlerde insanlarda toplumdan kopmalan var- 
dir. Bu turlu kopmalar surekli olunca halvetteki kazanimlar uzun surelide olsa ka- 
zanildigi tecrube edilmektedir. 

Konu ile ilgili olacagindan meditasyon konusu hakkinda bilgi vermek geregini 
uygun gorduk. 

Meditasyon 643 Anlaminda Dua 

Geleneksel olarak ibadette veya dint tecrubede yapilan meditasyonun ama- 
ci, daha cok Allah Teala ile iliskiye girip onun huzurunda hazir bulunmaktir. Ayni 
zamanda meditasyon (derin dusunme), her ne kadar farkh dint inanglar iginde 
farkh tecrubeler gibi gorunse de temeldeki amaci dint tecrubeler yasamaktir. 
Ote yandan dint muhteva tasimayan meditasyonlar da vardir. Bunlar da, ayni 
zamanda Deikman'in vazo meditasyon deneyinde oldugu gibi guglu tecrubeler 
meydana getirebilmektedir. Bu anlamda zen, yoga 644 ve transandantal medi- 
tasyon (derin dusunme) 645 gibi bir takim meditasyonel pratikler, sekuler medi- 



642 (YALOM, et al., 2000), s. 128 

Meditasyon / Meditation (derin dii§unme): Sessiz, ama derin dii§unme, belli imgeler, 
vb. uzerinde yogunla§ma ile tanimlanan ve genellikle sessiz bir mekanda rahat pozisyonda 
oturup, derin ve diizenli soluklanmayla notr imajlar uzerinde odaklanmayi iceren bir gev- 
§eme teknigi ve terapisidir. Bu teknikle, psikolojik baglamda ic huzur, dinginlik ve sakinlikle 
tanimlanan farkh bir biling durumuna ulasildigi varsayihr. Budizm, Hinduizm gibi dinlerde 
de yukandaki anlam kastedilir. (Budak, Psikoloji Sozliigu, s. 501) 

Yoga / Yoga: Ongoriilen ruh ve beden disiplini yoluyla yuce varhkla veya yuce ilkeyle 
butiinlesmeyi hedefleyen bir Hindu felsefesidir. (Budak, Psikoloji Sozlugu, s. 842) 

Transandantal Meditasyon / Transcendental Meditation: Qabasiz ve dogal bir derin 
du§unme teknigi olan transandantal meditasyon, bugunku haliyle alti a5amadan olusur ve 
gunde iki kez 20 dakika sureyle gozleri kapali bir sekilde oturup, "mantra" denilen bir sozu 
tekrarlamaktan ibarettir. Mantra'nm bu sekilde tekrarlanmasi, bireyi dikkat dagitici dusun- 



306 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l aztz 



tasyon grubu icinde degerlendirilmektedir. Bu meditasyonlann hepsi bireyde, 
degisik bilinc durumlanna yol agtigi igin bir rahatlama meydana getirmektedir. 
Belki de bu yontemlerden bircogu, dua -ve ozellikle de bireysel olarak yapilan 
dua gibi- farkh derecelerde de olsa dusunceye odaklanma cabasi gerektirebilir. 
Diger taraftan meditasyon, dint bir aktivite gibi bireye dint bir tecrube kazan- 
dirmayacaktir. Meditasyon tarzinda yapilan dua, basvurulan dua cesitleri ara- 
smda daha az sikhkla yapilan dualardan biridir ancak, bu tur duanin da dua su- 
recinde guclu psikolojik etkisini gorebiliriz. 646 

Dint Pratik Olarak Dua 

Dint pratik olarak yapilan dualar, genellikle halk arasmda bilinen ve mensu- 
bu oldugu dinin din gorevlisi tarafindan bir kitaptan veya ezbere okunarak yapi- 
lan dualardir. Bu dua turunde, oncelikle standart dint pratik formullerini ihtiva 
eden ve bu formullerle takviye edilmis olan istek veya baghhk anlamini tasiyan 
kahplasmis ifadeler yer almaktadir. Bu tarz dualar, genellikle ozel bir tarzda ve 
monoton bir sesle okunmaktadir. Aynca duanin igerigine bakildigmda, yeteri 
derecede ruhanT bir duygu hissetmeksizin bu kahplasmis ifadelerin soylendigi 
gorulur. 647 Ancak kahplasmis ifadelerle yapilan duayla psikolojik rahatlama an- 
lamindaki kazancin kaybedilme durumu, bizatihi dua etmenin meydana getir- 
digi duygusal guc ve etkili bir psikolojik kazanimla telafi edilmektedir. 648 

Meditasyon-Rabita 649 

Eskilerin murakabe dedikleri kendi icine gomulme, dis dunyadan tecrit olup 
ruhsal derinliklere dalma hali demek olan medatasyonun tarn bir tarifini yap- 
mak oldukca guctur. En klasik anlaminda, ki§inin kendi benliginden siynlip bir 

celerden uzaklajtinr, onda bir gevjeme durumu yaratir ve bireyin zihnin derinliklerine 

dalarak farkh bir biling diizleminden imajlan ve du§tinceleri izlemesini saglar. (Budak, 

Psikoloji Sozliigu, s. 766-767) 

Mantra: Sozle ifade etmek veya surekli soylenen veya bir dua veya sihirli ses olan sozciik- 

lerin birlejmesi 

646 (ARGYLE, etal., 2000) 

647 Wulff, D. M. (1997). Psychology of Religion, 2. Edition. New York: Wiley. 

548 (ARGYLE, etal., 2000) 

Bu iki terimin temelde benzerlik olmasmdan dolayi bu makalenin faydasi olacagi du§u- 
niilerek almti uzeinde du§unurek okumayi tavsiye ederiz. 

Rabita; muride, Allah Teala'ya karsi derin bir saygi halini beraberinde getiriyor. f^iinku 
nasil biiyuklerimizin ve sevdigimizin huzurunda laubaltolmuyor, onun cemalini seyretmek, 
onun hurmetine miinaff bir §ey yapmamak icin Ttina gosteriyorsak, tesbthatta da ayni hali 
takmmak ve O'nun huzurunda oldugunu; O'nun yakminda oldugunu hissetmek gerekir ki, 
bu, kisjye gore degisjr; bazisi huzurda, bazisi yakmindadir. Rabita, zamane tabiriyle sbyle- 
yecegim, tam da ayni §eyi kar5ilamaz gerci ama bir konsantrasyon temini icindir ama medi- 
tasyon degildir. Meditasyon ba§ka bir sey. Kendinden gecmek yoktur, kendine gelmek 
vardir dervisjikte. Dervi§ler kendilerinden gegmek icin dervi§ olmazlar, kendilerine gelmek 
igin dervis olurlar. (iNANCER, 2006), s.177 



Divan-i ilahiyyat ve Aciklamasi 1 307 



nev'i evrensel birlik (vahdet: unity) hissine kavusmasi igin yapilan gesitli uygu- 
lamalara meditasyon (derin dusunme) denir; cogu zaman, bu dereceye vanldi- 
ginda, bir mistik yasanti ya§anir. Bu yasantiya Nirvanah, vecd, unio mistica gibi 
pek cok isimler verilmistir ve tarif edilmekten ziyade, ya§anarak anlasabilecek 
bir hal, yani bir yasanti (experience: yasanilmis tecrube) oldugu vurgulanmistir. 

Uzakdogu menseli pek cok meditasyon (derin dusunme) yontemi mevcut- 
tur; bunlar arasinda yoga, Zen gibi pasif olanlar kadar, ok atma, belli haydli do- 
vus hareketlerinin yapilmasi (kung fu, karate ve taekwon'do'daki kata ve 
pumseler) gibi aktif olanlar sayilabilir. Batihlar'in daha kolay anlamasi ve uygu- 
layabilmesi icin gelistirilen teknikler de gittikce artarak popularite kazanmakta- 
dir (transandantal meditasyon gibi). gesitli islam tasavvuf ekollerinde uygula- 
nan zikirler de aktif meditasyonlardir. Bu gibi ritmik solunum ve beden hareket- 
leri rituellerinin kiside hafif bir alkaloz ve psisik trans hali meydana getirebildik- 
leri bilinmektedir. Kendi pozitivist episetmolojik anlayisi icerisinde olcemedigi, 
standardize edemedigi ve laboratuara, bilimsel cahsmaya dahil edemedigi sey- 
ler uzerinde spekulasyon yapmaktan kacinan psikoloji ve psikiyatri bu gibi 
manevT disiplinlerin dogrulugunu, yanhshgini veya felsefi boyutunu tartismaz 
ama bunlan uygulayan kisilerin psisik durumlanni ve yaptiklannin kognitif- 
davranisci etkilerini inceleyebilir. Butun meditasyon (derin dusunme) yontem- 
leri, yeterince ciddi uygulandi klaninda, kisinin objektif realiteden kopup kendi 
ic dunyasina gomulmesiyle, yani otizmle karakterize yasantilarla sonuglanir. Bu- 
tun mesele bu otizmin ve gegici yasancilasmanm (alienation) ve 
depersonifikasyonunun kontrollu bir sekilde kisinin ego butunlugune hizmet 
etmesi, dissosiyatif degil assosiyatif etki hasil etmesidir. 

Pek cok guvenilir arastirma, ruhsal sagligi yerinde veya hafif derecede noro- 
tik problemleri olan kisilerin bu gibi yontemleri uyguladiklannda bedensel aci- 
dan da daha saghkh ve mutlu hale gelebildiklerini, hatta birtakim psikosomatik 
hastahklardan kurtulabildiklerini telkin etmektedir. Bilimin pragmatist yaniyla 
meseleye bakildiginda, bunun ne bir zaran vardir ne de mahzuru! Fakat yukan- 
da belirtildigi gibi, kisilerin otistik 650 egilimlerini kamcilayan bu yontemlerin za- 
ten otizm tehdidi veya gercegi icerisinde olan kisilerde son derecede zararh 
olabilecegini asla akildan cikarmak gerekir. Bu bakimdan, psikotik, borderline, 
sizoid, sizotipal, gergegi degerlendirme melekesi bozuk ve benzeri major zihinsel 
bozuklugu olan kisilerin kontrolsuzce meditasyon (derin dusunme) yapmalan 
psikiyatrik agidan dogru degildir. 

Piyasada bu gibi disiplinleri ogreten kurumlann bunyelerinde muracaat 
edenlerin psikiyatrik durumlanni layikiyla degerlendirebilecek, uygun olmayan- 
lann refuze edilmelerini saglayacak tecrubeli psikiyatrlar veya psikologlann 
mevcut bulunmasi gerekir. 651 



Uyan 



Autistic: otistik, igine kapali 
651 (DOKSAT, 10-11 Arahk 1998) 



308 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l aztz 



Meditasyon islam! gevrelerin hemen itaraz ettileri bir usul olmasina ragmen, ne 
denirse densin, yani ibadet, olgu, zikir, egitim, vb. seyler bunlar insanT igerigi bulu- 
nan ve her seyi ile inkar edilemeyecek bir yontem oldugu muhakkaktir. Cunku 
insani ilgilendiren ve hizmet eden usullerin gogunda dint hayat ele ahndiginda 
sahislann farkhhgi ve anlayislan karsisinda gok gesitli seylere ihtiyag duydugumuzu 
unutmamahyiz. 

Su konu da unutulmamahdir ki, ibadet kariyeri olmayan bir rabitayi meditas- 
yondan da gok ayn ve farkh gormekte gok onemli degildir. Rabitayi dint bir emir 
veya ibadet gibi gormek nasil yalnissa ve bunu dini temeller igerisinde gostermek 
igin ugrasmakta yanhs tutumdur. insanin ruh halini ilgilendiren seyleri zorlayarak 
kendisi hakkmda az bilgiye sahip oldugumuz ruh bilgisine, bunlan kanstirarak bir 
seyler yaptigini zannedenlerin de yanhs yaptiklan kanaatindeyiz. Onemli olan sey, 
Allah Teala'nin Kur'an-i Kerim ve Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem vasitasiyla 
beyan buyurdugu ibadetleri yaparken belki eski dinlerden kazanilmis tecrubeler- 
den istifade etmek uygun bir tarz olsa gerektir. £unku namaz ibadeti eski dinler- 
den beri var oldugu dusunulurse meditasyon gibi (aslmdan uzaklasmis usuller) 
tevhit gergevesinde faydalanmaktan geri kalmamak lazimdir. ? un l< u Hikmet 
mii'minin yitigidir; nerede bulursa alir." 652 muslumanin birinci gorevidir. 

Tekrar hatirlatmak gerekirse hayatin igerisinde bazi guzellikleri gormek ve bunu 
dinin igerisinde hemen bir yere kondurmaktan gok onu insanT bir ihtiyag olarak 
yasamak en gtizelidir. 

Akl u fikrin bir yere cem'et yuzune cek nikab. 

"Akil" kelimesinin koku Ttibanyla (a.k.l.) "baglamak" "hapsetmek", "muhafa- 
za etmek" gibi anlamlan vardir. Araplar azgin deveyi kontrol altinda tutup mu- 
hafaza etmek uzere kullandiklan ipe de " ika I '" derler. 653 

Akli (ruhi) eylemler ile cismani (maddi) eylemler arasinda ahenk kurmak, in- 
sanin fitratinda vardir. Bir sekilde bu ahengi kurmayan kisi, huzur ve sukuna 
eremez. Soz konusu ahenk iki sekilde kurulabilir. Birincisinde, kisi, bir eylemin 
ya da eylemlerin gerekliligi ya da arzu edilirligine karar vermek igin akhni kulla- 
nir ve daha sonra akhna uygun eylemde bulunur. ikincisinde, kisi, duygulannin 
etkisiyle eylemlerde bulunur ve daha sonra eylemler igin akli agiklamalar veya 
mazeretler icra eder. 654 

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki; 

"Allah Teala akli yaratti, sonra ona: "yonel" dedi. Yoneldi; "geriye don" 
dedi. Dondu; "otur" dedi oturdu; "kalk" dedi. Kalkti; "konus" dedi. Konustu; 



552 Kesfu'l-Hafa, Beyrut, 1351, 1/363-364. 

ibnu'l-Manzur, Cemaluddin Muhammed, Lisanu'l-Arab, (Daru's- Sadr), Beyrut 1954, c. 
XI, s. 458, 459; 
654 (TOLSTOY, 2005), s. 37 



Divan-i ilahiyyat ve Aciklamasi 1 309 



"sus" dedi sustu; Sonra Allah Teala; "Tzzetim celalim, kibriyam, saltanatim ve 
ceberutum hakki igin, mahlukat iginde senin kadar bana sevimli bir$ey yok- 
tur"buyurdu." 655 

ibn'ul Arab! de kelimenin bu anlamindan hareketle akh, insan ulkesini mu- 
hafaza edip kontrol altinda tutan, cekip ceviren, islerini duzenleyen vezir gibi 
gorur. Yine bu anlamindan hareketle akh, Allah Teala'nin hibe ettigi marifeti 
kabul eden ve bu marifeti baglayip muhafaza eden biryeti olarak gorur. 656 

Suft, kesf? bilgisi vasitasiyla uluhiyyet hakkmda tarn bir bilgi elde eder. ZTra 
akil, Hakk'in sadece tenzihT yonunu tanirken, suftnin kalbT bilgisini ifade eden 
kesf, O'nu hem tenzihT hem de tesbihi yonunu tanir, hakikatin birligi ve coklu- 
gunu ayni anda kullT olarak idrak eder. Akil, tek olan Hakk'in "ilk", "Son", 
"Zahir" ve "Batin" gibi bir birine zit vechelerini idrak edemez. Bu sebeple ras- 
yonel dusunurler, Allah Teala'nin tenzihen oldugu kadar, tecellTleri Ttibanyla 
tesbihi yonunu idrak edemediklerinden Allah Teala hakkmda gercek ve kusatici 
bilgiye ulasamazlar. 

Diger taraftan akil, diger butun suftlerin de ortak kanaati olarak tasavvuft 
bilginin merkezine koyduklan "a§k"i idrak edemez. Hig kimse akhn gozetiminde 
Allah Teala'ya a§ik olamaz. 657 

Goz kulak dil kapilarm baala muhkem bir zaman, 
Ola kirn Hakk-dan yana qonlunden ola feth-i bab. 658 

Goz kulak dil kapilarm muhkem bir zaman bagla, 
Senin igin gonlunde Hakk tarafina bir kapi agila. 

Burada "bir zaman" kirk gun demektir. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem 
buyurdu ki; 

"Kirk gun sureyle Allah Teala'ya ihlasla amel eden in hikmet p marl an kalbin- 
den lisanma akar." 659 

Burada "bagla" demek kelamin geldigi yeri bil ve soylenen §eyin hakikatine go- 
re gore tedbirini al demektir. Yani sozun geldigi yerin Allah Teala kati oldugunu 



Ebu Nuaym. Hilye. 7/318; Hadisin mevzu oldugu ittifakla kabul edilmektedir, bkz. 
Sagani, 35; Sehavi 163; AclunT. 1/263; Akilla ilgili turn hadislerin uydurma oldugu soylenir. 
Bkz. Jbn. Cevzi. Mevzuat. (SEKER, 1998), s.205 

656 I'bnu'l-ArabT, Tedbirat, s. 157, 158; Futuhat (thk), c. II, s. 100. 

657 (CAKMAKUOGLU, 2005), s. 75 
Mu§ahede u$ anlama gelir: 

ilki mahlukatin Allah Teala'da mu§ahede edilmesi, 

ikincisi Allah Teala'nin mahlukatta mu§ahede edilmesidir. 

Uguncusij ise mahlukat sbz konusu olmaksizm Allah Teala'nin miijahede edilmesidir. Bu da 

yaktnin suphesiz bir sekilde musahede edilmesidir. (ibnu'l-Arabt, Futuhat (byr.), c. IV, s. 

186. (CAKMAKUOGLU, 2005), s. 161) 

659 ibn. Cevzi, Mevzuat. 111/144. 145: Aliyu'l Kari. 315; AclunT. 11/224; Sehavi 620-21; Ebu 

Nuaym, Hilye. V/189; Hadisin saglam kaynaklarda yer almamasi ihtiyatla yaklasmayi gerek- 

tirmektedir. 



310 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahii sirrahu'l aztz 



anlarsan kizmaz ve sana acilan veya yonelen hikmeti cozmu§ olursun, demektir. 
Cunku Hakk katinda §er diye bir §ey yoktur. 

Ancak bazan insan yanh§ soze de du§er. Ta ki ilim ehli bile olsa. 
"insan bazen, kendisinin higbir sakmca gormedigi, fakat Allah'm gazabmi ge- 
rektiren dyle bir kelime sdyler ki, dyle sozler konusur ki o sozlerle birlikte dibi 
yetmis yillik mesafede bulunan cehennem gukuruna iner." 6S0 

["... Mevlana Sam'dan Kayseri'ye geldigi zaman, buytik alimler ve arifler kar- 
§ilamaga gittiler. Onu agirladilar. Sahip Semseddin IsfehanT Mevlana'yi sarayina 
goturmek istiyordu, fakat Seyyid Burhaneddin Tirmizi: 

"Ulu Mevlana Banded din Veled'in (Mevlana'nm babasi) adeti medreseye 
inmekti" diyerek Mevlana'nm saraya gitmesine musaade etmedi. Mevlana Haz- 
retleri kalabahktan kurtulup yalniz ba§ina kahnca Seyyid Burhaneddin Hazretle- 
ri inayet yolu ile; 

"Allah'o hamd ve minnet olsun ki, butun zahiri ilimlerde babandan yiiz kat 
ilerdesin, fakat "ledun ilmi" nin incilerini de agiklaman igin, manevi ilimlere 
de gah§mamzi istiyorum. Benim arzum; Senin, benim onumde bir halvet $i- 
karmandir" buyurdu. Mevlana Celaleddin, Seyyid Burhaneddin Hazretlerinin 
bu istegini samimiyetle kabul etti. Bunun uzerine Seyyid Burhaneddin : 

"Yedi gun halvet et!" buyurdu. Mevlana: 

"Yedi gun az olur, kirk gun bari olsun" dedi. Seyyid Burhaneddin bir hucre 
hazirladi, Mevlana'yi bu hucrede halvete koydu. Hucrenin kapisini da kerpigle 
kapadi. Derler ki : 

"Hucrede bir ibrik su ve bir kac arpa ekmeginden ba§ka hig bir §ey yoktu. 
Kirk gun sonra Seyyid Burhaneddin hucrenin kapisini acti, igeri girince, 
Mevlana'yi du§unce kojesinde tam bir huzur icinde, bajini hayret yakasi icine 
sokmu?, manevi alemlerin du§uncelerine dalmi?, mekansizhk aleminin jajilacak 
§eylerini mu§ahede ile mejgul ve 

"Nefislerinde de ibretler vardir, fakat bunu gbrmezler" ayetinin sirnna 
ulajmi? bir vaziyette gordu. Siir: 

"Senin dismda dunyada her ne varsa yoktur. Her aradigim kendinde ara, 
gunku her ara dig in sendedir." ] 661 

Hikmet sahibi ki§iler sukut ve halvet yolunu tecih etmi§lerdir. Ancak sukut deni- 
lince de Hakk'i konu§mamakta degildir. 

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki; 

Bir kula dunyada ziihd ve az konusma ihsan edildigini gordugunuz zaman ona 
yaklasmiz. (!unku ona hikmet verilmistir." 662 

"Kendisine ziihd ve ziihd konusunda va'z etme kabiliyeti verilen kimseyi gbr- 
dugiinuzde ona yaklasm, zira o hikmet telkin eder. " 663 



Sahih-Buhan, Rikak 23; Sunen-i Tirmizi, Ziihd 12; Sunen-i ibn Mace, Fiten 12; Muvatta, 
Kelam 5; Musned-i Ibn Hanbel, 2/334, 3/369. 
661 (KARABULUT, 1984), s. 12-13 

652 ibn. Mace. Zuhd. 1: Ebu Nuaym. Hilye. 10/405 

653 ibn. Mace. Zuhd. 1: Ebu Nuaym. Hilye. X/405 



Divan-i ilahiyyat ve Agiklamasi 1 311 



Ger olumden kurtulam dersen yuru var a$ik of, 
Done done ask oduyle cism u cam kil kebab. 

Yuru var asik ol, eger olumden kurtulmak istersen, 
Done done ask atesiyle bedenini ve cam kebab kil. 

Hz. AN kerreme'llahu vechenin "Ha ben olumUn uzerine gitmi$im ha olum 
benim uzerime gelmi$, umursamiyorum!" (La ubalT sekattu ale'l-mevt ev 
sekata el-mevtu aleyy) 664 diyerek dile getirdigi olum hakkindaki tasavvuru da 
onun olume hazir bir arif veya olume meydan okuyan bir cengaver ruh halini 
yansitmaktadir. 

Kebab piserken cevrilmesi ile her yam e§it pi§er. Eger kebabin semasi yoksa bir 
tarafi ya cok yada az pi§erki istenilen durum degildir. A§k ate§i ile semaya durmak 
ile dengeye ve vuslata ermek mumkun olmaktadir. 

Gir bu derd meyhanesine koma elden kaseyi, 
Hie yiirek kanmdan ozge a$iga yoktur $arab. 

Koyma elden kaseyi bu derd meyhanesine gir, 
Asiga hie yurek kanmdan baska yoktur sarap. 

Derdden murad edilen ask, meyhaneden murad edilen ise Mursid-i Kamil'in 
huzurudur. Kaseden murad da asikin Mursid-i Kamilden istifadesidir. Asik kendi- 
sini tamamen yok etmeden ona lezzetli sarab yoktur. 

Himmetin daim bu olsun kim Hakk'i anlayasm, 
Hakk'i bilmekten yea olmaz iki alemde sevab. 665 

Himmetin Hakk'i anlamak daim icin olsun, 

iki alemde Hakk'i bilmekten ustun sevab olmaz. 

Himmet: Herhangi bir seyin ya da kemal mertebesinin husule gelmesi icin 
kalbin, butun ruham kuvveleriyle Hakk'a yonelmesidir. KalbT yogunlasmayi ifa- 
de eden bir terimdir. 666 

Herkes anlamaktan bahseder. Fakat anlayamn anlayisindaki isabet ne kadar ol- 
dugunu bilmek nedir, bunu bilmek lazimdir. Mesela; 



BeydavT, NasiruddTn Ebu SaTd e5-5TrazT, Envaru't-tenzJI ve esraru't-te'vfl, istanbul, ts., I, 
76. (GULER) 

Sevab: Hayir. Hayirli ij. Allah Teala tarafmdan mukafatlandinlacak dogruluk ve iyilik 
karjihgi. Allah Teala'nm nzasmi kazanmaga mahsus iyi amel. 

Ciircant, et-Ta'rifat, s. 258; KasanT, Re$hu'z-Zulal, s. 116; A. mlf., Tasavvuf Sozlugij, ss. 
567-569 (CAKMAKLIOGLU, 2005), s. 133 



312 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l aztz 



§arih Ahmet Avni Konuk, §eyhu'l-Ekber'in eserlerinde agikladigi marifetlerin 
ne kadar ince ve anlasilmasi zor oldugu hususunda sunlan soyler: 

'%ogu kimseler, §eyh'in agiklamis oldugu hakikat ve marifetlerden urkiip 
onlan inkar ederler. 

Ve birtakim kimseler ise anladiklarmi zannedip, kullugun geregi olan 
taatten uzaklasarak dalalete diiserler. 

Bu hakikat ve marifetler, kildan ince kihctan keskin bir sirat-i mustaktmdir. 
ilahttevfik rehber olmadikga "aklm ayagi"nm kayma korkusu vardir." 667 

ibn'ul Arab! 'nin ifadesiyle: "Varhk butun yonlerden ddimd O'na yonelmis 
durumdadir; 0, bilinemese bile. Her himmetle ddimd arzulanan O'dur; O'na 
ulasilamasa bile. Ayni sekilde her dilde konusulan da O'dur, sozle anlatilamasa 
da. Perde kalkip goz gorduguyle birlesince... insan ne siddetli bir hayret icine 
duser, ne buyuk bir ozlem duyar. iste o zaman 0, kendini degisik suretlerde gos- 
terir de Kendisine tuzak kuranlara tuzak kurulur (mekr), imdn eden kazanir, in- 
kar eden kaybeder." 668 

Ger azab-i ahiretten bulmak istersen halas, 
Arif ol ki cebl odundan kopisar ctimle azab. 

Eger ahiret azabindan kurtulu? bulmak istersen, 
Arif ol ki cehl atesinden meydana gikar cumle azab. 

Makam-i marifet, rutubet makami oldugundan, marifetin diger bir adi da feyz- 
dir. Makam-i cehalet ise yubuset (kuruluk) makamidir. Bu yuzden cahile ozellikle 
de zahid'e husk ve fersude (kuru, kaba-saba ve eskimis) derler. 

Burada yas ve kurunun yarns farkini anlamak gerekir. Yas odun kolay yanmaz. 
Sadece zahin ilimelere girmek tarn bir cehalettir. Hatta 

"De ki: «Oyleyse Allah 'a kosusun; dogrusu ben sizi O'nun azabi He acikca uya- 
ramm." 67 ° daki kosustan maksat; cehaletten, (ister hukumler ister hakikatlerle 
alakah olsun) ilme kosustur. Zira ilim, Cenab-i Hakk'in sifatlanndandir. Dunyada 
oncekilerin ve sonrakilerin sahip olduklan butun ilimler, Allah Teala'nin ilmine 
kiyasla yedi deryadan bir damla gibidir. 

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem kiyamet alametleriden bahsederken ilk 
olarak ilmin gizlenmesi ve cehaletin izhar edilmesini haber vermistir. Yine Efen- 
dimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: 

"Allah Teala ilmi (verdikten sonra), insanlarm (kalbinden) zorla sokiip almaz. 
Fakat ilmi, ulemayi kabzetmek suretiyle alir. Ulema kabzedilir, dyle ki, tek bir 
alim kalmaz. Halk da cahilleri kendine reis yapar. Bunlara meseleler sorulur, 
onlar da ilme dayanmaksizm (kendi reyleriyle) fetva verirler, boylece hem kendi- 



667 Konuk, Tedbirat $erhi, s. 27; (CAKMAKUOGLU, 7 -2006) 

658 I'bnu'l-ArabT, Kitabu'l-Fena fi'l-Mu^ahede, (Resail), s. 8. (CAKMAKUOGLU, 2005), s. 157 

Kop-isar:l- guriiltulu veya tehlikeli bir §ey meydana gkivermek; 2- birden bire basjamak 
veya ortaya gikmak 
670 Zariyat, 51 



Divan-i ilahiyyat ve Aqklamasi 1 313 



lerini hem de ba$kalanm dalalete atarlar." 671 

imam Sa'bi rahmetu'llahi aleyh dedi ki: 

"Him cehalet, cehalette Him oluncaya kadar kiyamet kopmaz, butun bunlar ahir 
zamanda hakikatlarm tersine dondugu ve i§lerin aksine dondugu §eylerdendir. 

Kul, ihlas sahibi olmayinca hakikata eremez. Cunku beseri sifatlar, ancak zatT 
tecelli ile sona erer. Cehaletin ortadan kalkmasi, Allah Teala'nin zatina karsi irfan 
sahibi olmakla olur. Bu da tahsille elde edilmez. Allah Teala vasitasiz ogretir. Tipki 
Hizir aleyhisselama oldugu gibi. 

Kendi katmdan ilim verir; o da verdigi o duygu ile arif olur ve ihsanla da ibadet 
eder. Cehaletin zararlan sadece bununla sinirh degildir. Amellerin bosa gitmesine, 
sevaplannin azalmasina veya farkinda olmadan haramlara girmeye de sebebiyet 
verir. 

Ancak; 

Mademki o ilim. seni kendine itaat ettirip boyun egdiremiyor, o halde o ilim 

insana bir zahmet ve yorgunluktan baska bir sey olmaz. 

"Seni, senden almiyan ilimden cehalet yuz kere daha iyidir." 672 

Bu Niyazi kendinden demez bu sozu ey piiser. 
Hep am soyler duyarsm qokten 'men dort kitab. 

Ey ogul, NiyazT bu sozu kendinden soylemez 
Duyarsm ki gokten inen dort kitab hep bunu soyler. 

Hz. AN kerreme'llahu vechenin "Soyleyenin kim olduguna bakma, soyledigi 
§eye bakl" veya "Soyleyene degil, soyledigine bakl" 673 kelamina dikkat edil- 
melidir. 



571 Buhari, ilim 34, i'tisam 7; Muslim, ilm 13, (2573); Tirmizi, Mm 5, (2654). 
672 (EFLAKT, et al., 1995), b. 53, s.228 

Ali el-Kart, Ebu'l-Hasen NureddTn AN b. Sultan, el-Masnu' ft ma'rifet'l-hadis el-mevdu' 
(thk. Abdulfettah Ebu Gudde), Haleb 1414, s. 169. (GULER) 



314 | NiyazT-i Misri kaddese'llahu sirrahu'l azTz 



21 

Vezin: Fa'ilatun Fa'ilatun Fa'ilatun Fa'ilun. 

Ag gozun dildara bak ref oldu yuzunden nikab, 
Zulmeti siirdii cikardi ara yerden afitab. 

$ol "sakahum Rabbiihum" hamrm lebinden icegbr, 

Katresin nus eyleyen ussak ebed gormez azab. 
Otuz iki harfi bildin dort kitabm ashdir, 
Safha-i vechinde yazilmis kamu bt-irtiyab. 

Mekteb-i irfana gir oku bu ilmin aslmi 

Gbr ki nice derc oluptur bu ilimde dort kitap. 
Her ne okursan ciin otuzikiden tasra degil, 
Yuzunun metnini §erh eder okuyan fasl-u bob. 

Her ne soz kirn soylenur alemde Turki yd Arab, 

Tut kulagm kirn sanadir cumle dillerden hitab. 
Her ne kirn goriir gozun andan cemal-i yare bak, 
Cunkij gitti ey Niydzt kalmadi asla hicab. 

Ac gozun dildara bak ref oldu yuzunden nikab, 
Zulmeti siirdii cikardi ara yerden afitab. 

Ag gozun sevgiliye bak yuzunden nikab perdeyi kaldirdi, 
parlakyuzu ara yerden karanhgi surdu gikardi. 

"Ag gozun dildara bak", dildardan murat Hakk'tir. Senin yuzunden ortu kalkti. 
Hak zulmeti surdu, gikardi aradan, o zaman sen de her seyde Hakk'i apagik gorur- 
sun. 

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki; 

"Allah Tea la halkmi karanhk icinde yaratmistir." 674 

ibn'ul Arab! hakikati iki agidan gorur. Allah Teala'yi butun gorunen seylerin 
bzii sayar ve "Hakk" adini verir, ya da bir agidan gorunen madde sayar ve 
"Halk" olarak adlandinr. ibn'ul ArabT'ye gore, tek ve <pok yalnizca bir hakikatin 
iki ayn ifadesinin isimleridir. Bu tek hakikat, hakiki birlik, fakat dis evrende mu- 
sahede edilen gesitliliktir. 675 

Hakk degismeden kaldigi halde halk o degismeyen varhgin degisen ve sayil- 
mayacak kadar gesitlilik gosteren zuhur ve tecellisidir. ibn'ul Arab!, Hakk'in <pok 
gesitli sekilleri almasini su ornekle izah eder: Su; buz, kar, buhar, dolu, yagmur, 
gesme, dalga, irmak, deniz gibi sekiller ve adlar ahr. Goruntuler farkh olsa da 
bunlann ash sudur. 676 

ibn'ul Arab! Hakk ve evren iliskisini "Hakk'in disinda, evren denilen sey 



674 TirmTzT, 2644 

575 Ebu'l Ala Afifi, Muhiddin ibn'ul Arab? 'de Tasavvuf Felsefesi, Istanbul 1999, s. 35 

676 ibn'ul Arab?, Fusus, s. 26,68,122; Suleyman Uludag, for) Arab!, Ankara 1995, s.124. 



Divan-i ilahiyyat ve Aqklamasi 1 315 



O'nun golgesi gibidir, i§te bu golge mumkun varhklann ozunu olusturur. Oyley- 
se, esasen insanin idrak ettigi sadece Hakk'm vucudundan, bu evren olarak ya- 
yilan seyden, yani O'nun zatindan ibarettir. Zira ondan baska varhkyoktur." 677 



Sol "sakahum Rabbuhum" hamrin lebinden iceaor, 
Katresin nu$ eyleyen u$sak ebed aormez azab. 

"sakahum Rabbuhum" igkisini dudagindan icegor, 
Katresin icen asiklar ebedi gormez azab. 



B u ra d a \j^> \ [f£> *#j |>fe^j "Rableri onlara tertemiz igecekler igirir. 



678 



ayet-i kerimesine isaret olunuyor. Cunku cennet ehli en once cennette sut 
icecektir, zira sut ilmin suretidir. Hatta bir adam ru'yasinda sut icse alim olur, 
sarap icse fasik, bal icse daim bir kararda durur, yani dogdugu gibi degismeden 
vefat eder. iste §arab-i tahur dan (temiz sarap) murad askin sarabidir. Askin ilk 
katresini icen dunya ve ahiret azabindan ben, yani salim olur. 

Otuz iki harfi bildin dort kitabm aslidir, 
Safha-i vechinde yazilmis kamu bt-irtiyab. 
Dort kitabm ashnin otuz iki harf odugunu bildin, 
§ubhesiz hepsi yuzunun sayfasinda yazilmis. 

islam aleminde ise harflerin bazi hususiyetlere sahip oldugu inanci oldukca es- 
kidir. Bu itibarla Kur'an'in yirmi dokuz suresinin basindaki harflere cesitli anlamlar 
verilmistir. islam ulemasi arasmda huruf ile ugrasanlarm basmda Hallac-i Mansur 
(hyt. 922) ibn Nedim (hyt. 987)'den sonra ibnu'l-ArabT (1165-1240), ibn-i Haldun 
(1332-1406), Abdurrahman-i BistamT (hyt. 1454) ve San Abdullah Efendi (1584- 
1660)gelir. 

islam Dunyasi'nda Huruftligi bir inang sistemi, bir firka halinde yayan 
Esterabadh Fazlullah-i Huruft'dir. XIV. asnn sonlannda iran'da Timur'un saltanatin- 
da (1370- 1405), tarikat ehlinin buyuk musamaha gordugu zamanda Fazlillah-i 
Hurufi, bugun Gurgan diye bilinen, iran'm Hazar Denizi'nin guney-dogu kiyilanna 
yakin Esterabad sehrinde firkasini yaymaya baslamistir. 

Eski devirlerden beri batini akidelerin kok saldigi iran'da kendi fikirlerini bu 
batinT metodlarla kurmaya cahsmis olan Fazlullahi Hurufi Batiniyye'den Seyh Ha- 
san-i Curt (hyt. 743/1342-3) ve O'nun halifelerinin tesiri altinda kalarak firkasini 
kurmustur. Fazlullah, BatinTlerin te'vil metotlanni en iyi bir sekilde degerlendire- 
rek, harflerin onemini ve onlann sayilarla olan munasebetlerini ortaya koymus, 
dint emir ve hukumleri Arap ve Fars alfabelerindeki yirmisekiz ve otuziki harfe 
irca etmijtir. Allah Teala'ya ait sirlann harf ve sayilarda gizlendigi kabul edilen 



677 1'bn'ul Arab?, Fusus, s. 47. 



678 : -.^ 

Insan, 21 



316 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahii sirrahu'l azTz 



manalanni gozmege gah§mi§; gelecekteki hadiseleri onceden kesf igin faydalanilan 
Ulum-i garibe ve Ulum-i harfiye yaninda ilm-i hurdf un esaslanni ortaya atarak bu 
bilgiyi orijinal bir sekle sokmustur. 

Fazlullah-i Huruft, otuz iki yasinda iken kurdugu firkayi, onceleri Tebriz ve isfa- 
han'da yaymaya baslamis ve yaptigi ruya tabirleriyle buyuk sohret kazanmistir. 
Kurdugu HurufTlik firkasi kisa bir zamanda iran'in her tarafina yayilmi§tir. 679 

Fazlullah Arap Alfabesindeki yirmisekiz harf yerine Fars Alfabesindeki otuz iki 
harfi esas almistir. Kur'an-i Kerim'e karsihk olmak uzere, Farsga, Cavidan-name 
ismiyle kendi fikirlerinin ana kaynak kitabi olan eserini telif etmistir. 

Fazlullah-i Esterabadi'nin dini gorusleri yani akTdesi Seriata muhalif goruldu- 
gunden, tevkif edilerek Ahncak Kalesi'nde yapilan muhakemesi sonunda, Timur'un 
oglu Miran §ah (1404-1407)'in emriyle (796/1394)'de boynu vurularak katledilmi?- 
tir. 680 

Bu beyitte NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l aztz, eski turkge harflerin 
yirmidokuzu Arap harfleridir, ugu de yani "pe, ge, je" Farsca harfleridir. Bu 
otuziki harf dort kitabin ashdir. Bunlar: 

Zebur, Tevrat, incilve Kur'an-i Kerim'dir. Arap harflerinin herbiri ilahTmerte- 
beleri bildirir. Mesela "hemze" "Nur-i Muhammediyye"ye, "fee" harfi "Nefs-i kul- 
e", "te" harfi "Heyula" ya vesaireye, yani herbir harf ilahT mertebelerden bir mer- 
tebeyi beyan eder. Farsga harflerden ugu de "Uluhiyyet, Ahadiyyet, Vahidiyyet" 
mertebelerini bildirir. 

Mekteb-i irfana air oku bu ilmin aslmi 

Gor ki nice derc oluptur bu ilimde dort kitap. 

irfan mektebine gir bu ilmin ashni oku 

Dort kitabin bu ilmi nasil igine aldigini gorursun. 

Ogretim ug kisimdir: okuma yazma, ihtisaslasma egitimi ve irfan mektebi'dir. 
ilmin ashni ogrenmek istiyorsan irfan mektebine gir. Orada sana Mursid-i Kamil 
evvelce ogrendiklerinden mesela, "hemze" budur, "be" sudur diyerek ayn ayn 
beyan eder. 

Gozun her ne gorurse, andan hicabi, yani perdeyi kaldir, Hakk'a bak, gunku 
her ne seye gozun erisirse, o sey sana hitab eder (soyle der ): 

" Sakin bize aldanma, bizim mustakil vucudumuz var oldugunu zannetme. 
Bizim hakikatimiz olan Hakk'a bak. Bizfitneyiz, seni aldatinz" diyerek hep nida 
ederler. 

NiyazT-i MisrT kuddise sirruhu'l-aziz irfan sofralannda buyurdu ki; 
"E y iman edenler Allah'tan korkunuz, O'na vesile araymiz ve O'nun yolun- 
da mucahede ediniz kifelaha eresiniz." (Maide 35) 



Abdulbaki Golpinarli, Hurufilik Metinleri Katalogu, s.7. 
680 Danijmandan-i Azerbaycan(s.387) HurufTyan(s.232) 



Divan-i ilahiyyat ve Aqklamasi 1 317 



Bil ki ahiret yolcusuna iki ilim lazimdir: Zahir ilim, batin ilim. Zahir ilim; sarf, 
nahiv, mantik, maani ve diger alet kitaplanni okumak veya erbabindan dinle- 
mekle ogrenilebilir. Batin ilim: halis amel, tehzib-i ahlak, zikir, riyazet ve gece 
gunduz Allah Teala yolunda mucahede ile kalbi temizleyerek elde edilebilir. Bi- 
rinci ilim kalbin cehaletini giderir ama nefs-i emmarenin kibir, kendini begen- 
me, kin, hased gibi kotu sifatlanni meydana gikarir. ikinci ilim, nefs-i emmare si- 
fatlanni giderir, ruhun, af, ezziyete tahammul, kotuluk edene iyilik, herkesin iyi- 
ligini istemekgibi sifatlanni ortaya gikarir. .. 

Birinci ilim, evin duvarma gizilen nakis gibidir. ikincisi, birinci duvann karsi- 
smdaki duvarda bulunan cila gibidir. Bundaki nakis onda gorunur. Onda, alem- 
de olan her sey gorunur. Hatta onda Allah Teala'nm cemali de gorunur. 681 

ilm-i Zahir- ilm-i Batin 

ilim, bilmek manasina gelen Arapca bir kelimedir. Uzerinde cokca durulan 
bu kelimeyi sufiler, ikiye ayinrlar. Birincisi kazanmakla elde edilen (zahin) ilim. 
Buna kesbT ilim de denir. ikincisi de, vehbT (batinT) ilimdir. Mutasavviflar, "ilm-i 
ledunnT (batinT)" sozuyle, kula vasitasiz verilen ilmi kastederler. Onlara gore bu 
ilim, Allah Teala'nm ilhami ve kuluna bir ogretisidir. Nitekim Allah Teala Hizir 
aleyhisselama, Musa aleyhisselami vasita kilmaksizin bir ilim vermistir. ilm-i le- 
dunnT, kullugun, emre uymanin, Allah Teala'ya karsi samimi ve dogru olup Ona 
tarn bir sekilde boyun egmenin ve Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin me- 
salesinde ilim elde etmede butun gucu sarf etmenin meyvesidir..." 

ilm-i batin denince seriatin disinda ona zit bir ilim anlasilmamahdir. Zira ilm- 
i batin, seriatin hakikati, ozudur ve seriat'a uymak sureti ile ancak elde edilebi- 
len bir ilimdir. Nitekim bu konuda imam-i §a'ranTsoyle der: "$eriatm ahkamiyla 
halisane ibadet eden sup, zahin dlimlerin bilemeyecekleri dyle ilimlere vakif 
olurlar ki tarifi mumkun degildir. O, Kur'an ve Sunnet'in zahirinden hukum gi- 
karmaya muktedir oldugu gibi zahir bilginlerin anlamayacagi manalara da asi- 
naolur." 682 

* - > ' ' 

Sufiler, «^lj Sjj&ui a^juoOiP «**»[j"... Allah size nimetlerini zahir ve batin ola- 

rak bol bol ihsan etti..." 683 Ayetinde gecen "batin nimetler"'den, batin ilmini 
anlamislardir. Bunun icindir ki ibn-ul Arab! kaddese'llahu sirrahu'l-aziz, insan 
bilgisini akIT ve marifet olmak uzere ikiye ayinr. Ona gore bilginin kaynagi akil, 
marifetin kaynagi ise nefs (ruh) dir. Marifet, Allah'a yakinhk kurmak sureti ile 
elde edilir ve akIT bilgiden daha degerlidir. AkIT bilgi, ihtimalli iken, marifet kesin 
bilgidirve ilahT kaynakhdir. 

ilm-i Batin'm §er'i YoniJ: 

a) Kur'an-i Kerim'den Deliller: Yusuf aleyhisselamin ta Misir'dan kokusunu 



681 (ATE5, 1971) Kirk besinci sofra 
582 (iDJZ, 2006) 
Lokman, 20 



318 | NiyazT-i Misri kaddese'llahu sirrahu'l aztz 



alan Yakup aleyhisselam kendisini ayiplayanlara V U <Oil \> A&\ ^j\ & JSI Jl JU 

^J^'Ycr/cup, 'Ben size Allah tarafmdan (bana verilen bir Him He) sizin bileme- 

yeceginiz seyleri bilirim, demedim mi? 'dedi." 684 Bu ayet ve ozellikle Hz. Hi- 
zir'in, Hz. Musa aleyhisselama verilenden ayn gizli bir bilgiye sahip oldugunu 
gosteren Hizir'la Musa kisasi, Allah Teala'nin bazi kullanna lutf ettigi manevT bir 
kavrayis ve ledunnT bir ilim oldugunu ispat eder. 

Yukanda belirttigimiz gibi, mutasawiflar, Qp tjJ-^ »\IJpj "Biz ona (Hizir'a) 

katimizdan bir ilim (batint) ogrettik" 685 ayetine dayanarak zahir ilminden baska 
bir de ledunnT ilim (batin) oldugunu kabul etmislerdir. Onlara gore Hz. Musa'ya 
melek vasitasiyla gonderilen veya herkese teblig etmek uzere verilen ilmi bilgi- 
ler, zahin ilim ve seriat ilmi; Hz. Hizir'a dogrudan ve ozel olarak verilen dini bil- 
giler ise ledunnT ilim, hakikat ilmi veya batin ilmidir. 

b) Hadis-i §eriflerden Deliller: 

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Harise radiyallahu anha "Her hakkin 
bir hakikati vardir. Senin imaninm hakikati nedir.?" Diye sordugunda soyle 
cevap vermisti ?: 

"Ben nefsimi dunyadan men ettim. Geceleri uykusuz, giinduzleri susuz ge- 
girdim. Sanki ben Rabbimin arsmi agikga goriiyor gibiyim. Ehl- i Cennetin bir- 
birlerini ziyaret edip durduklarmi temasa ediyor gibiyim. Cehennemliklerin 
bagnsip birbirleri ustune yikildiklarmi seyrediyor gibiyim" Rasulullah 
sallallahu aleyhi ve sellem bu cevap karsismda soyle buyurmustu: 

"Sen isin farkma varmissm. Anladigma iyi saril" 686 

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: "Eger siz benim bildikle- 
rimi bilseydiniz, az giiler, cok aglardmiz, dosekte kararmiz kalmaz, daglara 
cikardiniz." 687 Bu hadis-i serif, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin belli bir 
hutbesinde soylenmistir. Serrac der ki: 

'Hz. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin isaret ettigi bu ilim herkesin bi- 
lecegi halk arasinda mutearef ilimlerden olsaydi. 'Benim bildigimi bilseydiniz' 
dedigi zaman isitenler, 'senin bildigini biliyoruz' derlerdi." Demek ki Rasulullah 
sallallahu aleyhi ve sellemin bahsettigi ilim herkesge bilinmeyen ozel bir ilimdi. 

Manalar kesinlikle harflere sigmazlar, 



684 Yusuf, 96 

685 Kehf, 64 

Ebu Nuaym, Hilyetul Evliya, Misir, 1933, X, 273; SuyutT, Celaluddin Abdurrahman, ed- 
Durrul Mensur, Beyrut, 1993, III, 163 

Buhari, Kusuf, 2, Nikah, 107, Rikak 28; Miislum, ibn Haccac Ebu'l- Huseyin, el- Camiu's- 
Sahih, Kahire,1955, Kusuf, I, 



Divan-i ilahiyyat ve Aciklamasi 1 319 



Okyanusu bir kaba koymak mumkiin olmaz!.. 
Biz ki, kendi sozlerimiz agismdan sikmtidayiz, 6S& 

Yine Hz. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem baska bir hadis-i seriflerinde 
soyle buyurmuslardir: "ilim ikidir, biri kalpte gizlidir ki, faydali olani da bu- 
dur." 6S9 

Su hadis de inananlar icinde kendisine ilham olunan kimseler bulundugunu 
bildirmektedir. 

"Muhakkak ki (eski) ummetler iginde muhaddesler (ilhamli ki$iler) vardi. 
Eger ummetim iginde bunlardan bulunacaksa (ki $uphesiz bulunacaktir); on- 
lardan birisi de, Omer'dir. " 690 

Buna dayanarak ibn-i Abbas radiyallahu anh Hac suresinin 52. Ayetine 

(Muhaddes) kelimesini ilave ederek Sj^ fj ,J> fj ^j-^j ^ ^^5 -^ \ILujl Uj sek- 

linde okumustur. Demek ki Muhaddes; peygamberligin altinda bir vahiy ve 
ilham mertebesidir. Ve bu yuksek paye Hz. Omer radiyallahu anha tevcih edil- 
mistir." 691 

Muhaddesundan olan Hz. Omer radiyallahu anh demistir ki: 

"Ben u$ §eyde Rabbime muvafakat ettim: Ya Resulallah, Ibrahim makami- 
m namazgah edinelim, dedim. Muteakiben 'Siz de Ibrahim makammdan bir 
namazgah edinin!' 692 ayeti nazil oldu. 

Bir de hicap ayeti ki, 'Ya Resulallah, kadinlanna emretsen de, onlar perde 
igine girseler! Cunku hayirh-hayirsiz kimseler onlarla konusabiliyor.' dedim. Bu- 
nun uzerine hicap ayeti (Ahzab, 32-33) nazil oldu. Yine Rasulullah sallallahu 
aleyhi ve sellemin zevceleri, bir keresinde kendisine karsi kiskanchk gostermek 
uzere ittifak etmislerdi. Eger o, sizi bosarsa, yerinize Rabbinin ona sizden hayir- 
hlanni vermesi umit edilir, dedim. Derken bu (TahrTm, 5) ayeti nazil oldu." 693 

Mehmed Sofuoglu'nun su izahi cok manidardir: 

Hz. Omer radiyallahu anhin bu sozleri, ayetlerin inmesinden once oldugu 
halde, "Rabbim bana muvafakat etti" demeyip de, "Ben Rabbime muvafakat 
ettim" demesi, Allah Teala'a karsi bir edeptir. Fikhinin ve ilminin acik bir nisa- 



(§eyh Mahmud 5ebusterT), b.50-51 
689 Ebu Talip El Mekki, Kutu'l Kulub, Misir, 1966, 1,244-245 

Hadis degisik lafizlarla Hz. Ai§e (r.), Ebu Hureyre (r.) ve Ebu SaTd el-Hudn'den (r.) rivayet 
edilmistir. Hz. Aise (r.) rivayeti igin bak: Muslim, Fedailu's-Sahabe (44), 23, hd. no: 2398. 
TirmizT, Menakib (50), 18, hd. no: 3693. Musned, 6, 55. Ebu Hureyre (r.) rivayeti icin bak: 
Buhan, Fedailu Ashabi'n-Nebi (62), 6. Hadisin Ebu SaTd el-Hudr? (r.) rivayeti icin bak: 
Zevaid, 9, 69. Aynca bak: §erhu Nehci'l-Belaga, 12, 177. Bir rivayette Hz. AN (r.);"Miimin, 
muhaddes'tir." demi§tir. Bak: §erhu Nehci'l-Belaga, 20, 320. 
691 (iDiZ, 2006) 
592 (Bakara, 215) 
693 BuharT, Salat, 32/52. 



320 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahii sirrahu'l aztz 



nesidir. "Benim reyim, zuhurlan muayyen vakitlere kadar teahhur eden ezelT 
hukme muvafik dustu" demek istemistir. 694 

Seytan, ilhama mazhar olan Hz. Omer'e Hudeybiye Antlasmasi sirasinda; 
Furkan suresinin okunusu ile ilgili olarak Hakim b. Hizam'la olan tartismasinda 
ve Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin vefati sirasinda birtakim aldatmalar- 
da bulunmus ve Hz. Omer'in nefsine anz olan bu dusunceler ve yanhslar nu- 
buvvet nuruyla izale olmustur. 695 

c) Sahabe ve Bazi Alimlerden Deliller 

Batin ilmine dair isaretler (deliller), sahabenin hayatinda da mevcuttur. 

"Eger Kur'an'daki Fatiha surest hakkmda konussaydik yetmis deve yiikii ki- 
tap olurdu." 696 

Yine Hz. AN kerreme'llahu vechenin soyle dedigi rivayet edilir: "Bir kimse 
diinyadan yuz gevirirse Allah Teala ona ogrenme olmadan ogretir. Hidayet 
olmadan hidayet eder, goziinu agar, ortu kotulukten kurtanr." "Bertde, 
Kur'an-i Kerim hakkmda, bir kisiye Allah tarafmdan verilen bir anlayistan 
(fehm) baska bir sey yoktur. " 697 



Mehmed Sofuoglu, SahTh-i BuharT ve Tercemesi, Otuken Nesriyat, istanbul 1987, 1/490. 
(TEKHAFIZOGLU, 2005), s. 26 

ibn Teymiye, age, 2/91. 

Hudeybiye Antlajmasi'nin mu§riklere taviz verir gibi gozuken bazi maddeleriyle ilgili 
olarak Hz. Omer, Rasulullah sallallahu aleyhi ve selleme itiraz etmi§ ve 

"Sen hak rasul degil misin ey Allah'in Resulu!" demi§ti. Yine, HakTm b. Hizam'i, Furkan 
suresini kendi okuyusundan baska bir tarzda okurken isitince onu apar topar Hz. Rasulullah 
sallallahu aleyhi ve sellemin huzuruna g6tiirmu§ ve Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem; 

Boyle de okunur, Kur'an yedi harf uzere nazil olmu§tur, buyurunca sakinle§mi§tir. Hz. 
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin Hakk'a yurtiyu§u ile sanki 50k gegiren Hz. Omer 
radiyallahu anh sokaga gikarak "Kim Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem oldii derse, 
boynunu vururum" demi§, Hz. Ebu Bekir radiyallahu anhm Kur'an'dan ayetler okuyarak 
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin da bir be§er oldugunu ve bir gun bu fan? diinyadan 
gogecegini hatirlatmasi iizerine kendine gelmi§tir. 

ibn EbT Cemre yoluyla Hz. Ali'den (r.) nakledilmekte olan bu soz ve agiklamasi igin bak: 
Risaletu'l-Ledunniyye, 106. itkan, 2, 1223-1224. 

Hz. Ali'den (r.) nakledilen bu cumlenin degi§ik rivayetleri igin bak: BuharT, ilim (3), 39, 
Cihad (56), 170, Diyat (88), 23, 30. Tirmizt, Diyat (14), 16, hd. no: 1412. NeseT, Kasame (45), 
12, hd. no: 4717-4718. DarimT, Diyat (15), 5. Miisned, 1, 79. Ayrca Hz. Ali'ye (r.), bir kisi; 
"Sana gayb ilmi verilmistir." deyince, once gulmiis ardmdan da ona cevap olarak, gayb 
ilminin Kiyametin kopacagi vakit anlaminda oldugunu, bildigi ilmin ise, gergek ilim sahibin- 
den ogrenme (Ve innema huve teallum min ziilm) oldugunu soyleyerek, Lokman (31), 34. 
Ayetini okuyup aciklami§, bu ilmin di§mda ise, Allah'in Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem 
ogrettigi ve kendisine de Hz. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin ogrettigi bir ilim oldu- 
gunu ve bu ilmi sadrmin anlamasi ve gonliinde toplanmasi igin Hz. Rasulullah sallallahu 
aleyhi ve sellemin kendisine dua ettigini soylemistir. Bak: §erhu Nehci'l Belaga, 8, 215,11, 
137-141, 13, 317-318. 



Divan-i ilahiyyat ve Aqklamasi 1 321 



Bu kelam, Harise radiyallahu anhm Rasulullah sallallahu aleyhi ve selleme 
verdigi cevapta saydigi hususlan teyit eder derecededir. Harise de: "Ben, dun- 
yadan nefsimi men ettim... Arsi, cehennemlik ve cennetlikleri goriir gibiyim." 
diyordu. Hz. AN kerreme'llahu vechede dunyadan yuz ceviren kisiye, 
AllahTeala'nin kendisine verdigi (batin) ilimle, ogrenme olmadan bilebilecegini 
soylemektedir ki bu ilm-i batina guzel bir delildir. 698 

ibn Abbas'in radiyallahu anhm "Yedi kat gogii ve yerden de bir o kadarmi 
yaratan Allah'tir. Allah'm fermani bunlar arasmda iner." 6 " ayeti hakkindaki; 
"Eger ben bu ayetin tefsirini soyleseydim, beni tasa tutup oldururdunuz." di- 
ger bir rivayette, "Kesinlikle benim kafir oldugumu soylerdiniz." 700 sozunun 
bir anlami olmazdi. 

Ebu Hureyre'nin radiyallahu anhin "Hz. Rasulullah sallallahu aleyhi ve 
sellemden iki kap hifzettim. Onlardan birini yaydim. Digerine gelince, eger 
onu da yaymis olsaydim, benim su bogazim kesilirdi." 701 kelamini hatirlamak 
gerekir. 

Sonug olarak ilm-i zahir ile ilm-i batin arasindaki munasebeti maddeler ha- 
linde su sekilde ifade etmek mumkundur: 

1— ilm-i zahir ile ilm-i batin temelde Kur'an-i Kerim ve Sunnete dayanan, bu 
iki kaynaktan zuhur eden, koku bir olan iki dal gibidir. 

2— ilm-i zahir ile ilm-i batin birbirine zit olmayip, biri (ilm-i batin) digerinin 
(ilm-i zahir) kemale ermis seklidir. 

3— Batinsiz zahir, zahirsiz batinin olmasi dusunulmemelidir. ikisi birlikte ve 
bir seyin igi ile disi gibi anlasilmahdir. 

4— Zahire aykin dusen bir ilm-i batin batil olur ve kabul edilemez. Boyle bir 
iddia, sapitmis olan batinTlerin iddiasi olabilir, Muslumanin degil. 

5— ilm-i zahir, ilm-i batina agilan kapi ve onun girisi mahiyetindedir. ilm-i 
batin ise ilm-i zahir'in kemale ermis sekli ve semeresidir. 

6— ilm-i batina nail olan kimse, zahin ilimleri daha iyi anlar. Ancak ilm-i 
zahirde kalan, ilm-i batini bilemez. 

7— ilm-i zahir kesbT iken, ilm-i batin baslangig itiban ile kesbT olmakla bera- 
ber sonug itiban ile vehbTdir. 

8— BatinTyonu olmayan zahir ilmi, igi bos kabuk mesabesindedir. 

9— ilm-i batini elde edememis, ancak zahin ilimler sininnda kalmis olan 
kimse hakikatte var olan ilm-i batini inkara kalkismamahdir. 



698 Atej, Siileyman, i$ar? Tefsir Okulu, Ankara Universitesi Mahiyat Fakultesi Yayinlan, Anka- 
ra, 1974, s. 29-35 
699 Talak,12 

ibn Abbas'in (r.), Talak (65), 12. ayeti hakkindaki bu sozii yukandaki gibi degisik lafizlarla 
rivayet edilmi§tir. Bak: ibn KesTr, 8, 183. Bu ayette ifade edildigi §ekliyle, inmekte olan ilaht 
ferman hakkmda ibnu'l-Arabt'nin yorumlan icin aynca bak: Futuhat, 1, 141, 156, 2,455, 3, 
28, 382, 398, 4, 397. 
701 Buhari, I'lim (3), 42. 



322 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l aztz 



10— ilm-i zahir akil ile irtibath ve bes duyu ile ilgili iken, ilm-i batin gonul ve 
ilhamla ilgilidir. 

Belki daha dikkatli bir inceleme ile bu maddeler daha da arttinhp veya azal- 
tilabilir. Ancak sonug itibari ile her iki ilim de islam! ve birbirini tamamlayan, 
birbirine zit olmayan iki ilim olduklan bilinmelidir. 702 

Bu nedenle ilm-i Ledun egitimin kurumsallasmis sekli karsimiza Tarikatlar'i 
gikarmaktadir. f^unku insanlann yaratihs ve kabiliyetleri gok degisiktir. Oyle ki 
her insani bash basina bir evren saymakta mubalaga yoktur denebilir. O halde 
her ferdi kendi yapisi iginde ele almak ve ig tecrubesini bu yapinin gerekli kildigi 
usullerle imkan dahiline sokmak icabeder. Bu yuzdendir ki Kur'an, "Allah Tea- 
la'ya varmak igin vesileler edinin" 703 diyor. Vesile, vahyin verileri ile gatisma- 
yan her turlu usul ve gare olabilir. Kur'an-i Kerim bunu mutlak olarak zikretmis, 
higbir kayda baglamamistir. iste Tankatlar, esasen, bu vesile edinme esprisinin 
mi'zac ve mesreplere gore teskilatlanmis sekillerinden baska seyler degiller- 
dir. 704 

Her ne okursan cun otuzikiden tasra deail, 
Yuzunun metnini $erh eder okuyan fasl-ii bab. 

Mademki her ne okursan otuziki harfden harig degil, 
Tafsil bolumu okuyan yuzunun metnini serh eder. 

NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l aztz baska yerde buyurdugu 

Dag i la terkibim otuziki harfola tamam 

Nokta-i sirnm kamunun cevherine kan ola 

Beyitleri ile otuz iki harften kasit ile butun ilimlere havi vakif olanin insan oldu- 
gunu ve kendisini isaret buyuruyor. Hz. Mevlana kaddese'llahu sirrahu'l-azizin 

iki ki§iyi a§an her sir yayilir, otuz iki disten otuz iki orduya duyulur. 705 buyur- 
dugu uzerede zamaninda HakTkat ilimlerinin merkezi olduguna isarettir. 

Her ne sbz kim soylenur alemde Turki yd Arab, 
Tut kulagm kim sanadir cumle dillerden hitab. 

Alemde soz Turkge veya Arabia soylenir, 
Kulagini tutarsan butun dillerden hitab sanadir. 

Hz. Mevlana kaddese'llahu sirrahu'l-aziz buyurdu ki; 

Konusan, soz sbyleyen iki kisi bile birbirinin halinden haberdar olmazsa du- 
varla kapi, nasil birbirini anlar, duyar? 

Ben, soz sbyleyen adamm bile tespihinden gafil olursam gonlum, sessiz seda- 



702 (iDiZ, 2006) 

703 Maide,35 

704 (SAHI'NLER, 2004), s.84 

705 Mesnevi, c. VI, b. 197 



Divan-i ilahiyyat ve Aqklamasi 1 323 



siz bir §eyirt tespihini nasil duyar? 706 

Anlayi§siz olan icin her §ey olu ve cansiz, aksi icin ise her sey konusur. Ancak bu 
beyit kulak sahibi olanlar icin gecerli bir sozdur. 

Her ne kim gorur goztin andan cemal-i yare bak, 
Cunku qitti ey Niyazt kalmadi asla hicab. 

Gozun ne gorurse ondan cemal-i yare bak, 
^unkij Ey NiyazT asla perde kalmadi, gitti. 

Hz. Mevlana kaddese'llahu sirrahu'l-aziz buyurdu ki; 

§eytan, Adem'i adam akilh surgtiirdu, ama Adem'in arkasi Allah Teala idi, eli- 
ni tutan Hakk'ti. im 

NiyazT-i MisrT burada kendisini yanhs anlayanlara sitem ederek hakTkati de ifsa 
etmektedir. 



706 Mesnevi, c. Ill, b. 1499-1500 

707 Mesnevi, c. VI, b. 1344 



324 | NiyazT-i Misri kaddese'llahu sirrahu'l azTz 



22 

Vezin: Mustef Nun Mustefilun Mustef Nun Mustefilun 

Oldum cii mahv-i mahz-i zat, buldum vucudumdan necat, 
Ben icmisem ab-i hayat, irmez bana hergiz memat. 

Ben dost yolunda varimi terkeyledim onden sona, 

Kiifr He tmandan geciip a'yanda bulmusam sebat. 
Her kande baksam gorunur gozlerime sirr-i ezel, 
Her sey ulasup Hakk'ma gikti aradan kainat. 

Dost He ben dost olah zevk He isret bulali, 

Zayf-i mukerremdir bu can hep yedigim kand-i nebat. 
Halvette ettim nhleti, kesrette buldum vahdeti, 
Bazarda duzdiim halveti ruz-u sebim lyd u berat. 

Gordum bu alemler kamu benim vucudumla dolu, 

Bir olmus ucmag ve tamu cumle bana olmus sifat. 
Her ne yana kim egilem ol yane her sey egiliir, 
Olmus Niyazt hep senin sayelerin sitt-i cihat 

Oldum cu mahv-i mahz-i zat, buldum vucudumdan necat, 
Ben icmisem ab-i hayat, irmez bana hergiz memat. 

Zat ozunde mahvoldugum igin vucudumdan kurtulu§ buldum, 
Ben ab-i hayat icdigimden bana hicbir zaman olum eri§mez. 

Beyitte gecen "^unku mahv-i mahz-i zat oldum" demek, yani Hakk'la Hakk ol- 
dum, vucudumdan vesair vucudlardan kurtuldum demektir. Bu sebepten ben 
asla olmem. 

sis / / b} b / 

"Senden once de hicbir insani olumsuz kilmadik, sen olursun de onlar baki ka- 
hrmi?" 708 



Ben dost yolunda varimi terkeyledim onden sona, 
Kiifr He tmandan gecup a'yanda bulmusam sebat. 

Onden sona ben dost yolunda varimi terkeyledim, 
Kufr ile imandan gecip hakikatte sebat bulmusum. 

Cunku kufur ve imanda ikilik vardir. Mu'min, Tman olarak bunlann sayilmasiy- 
la isneyniyet, yani ikilik olur. 



708 Enbiya, 34 



Divan-i ilahiyyat ve Agiklamasi 1 325 



Her kande baksam gorunur gozlerime sirr-i ezel. 
Her $ey ulasup Hakk'ina cikti aradan kainat. 

Heryerde baksam gozlerime ezel sirr-i gorunur, 
Her sey Hakk'ina ulasip aradan kainat gikti. 

Sirr-i ezelden murat, yani ezelin sirnndan maksad esyanin hakTkatidir. 

Dost He ben dost olah zevk He isret bulah, 

Zayf-i mukerremdir bu can hep yediaim kand-i nebat. 

Ben dost ile dost olah zevk ile icki aleminde olah, 
bu zayif cana ikram edilir hep yedigim bitki sekeridir. 

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki; 
"Yeryiiziinii isimleriyle, dostu da dostuyla degerlendirin. " 709 

ikinci beyitte gecen "Zayf-i mukerrem" demek, yani bu canim Hakk'a 
misafirdir, demektir. 

Halvette ettim nhleti, kesrette buldum vahdeti, 
Bazarda duzdum halveti ruz-u sebim ?yd u berat. 

Halvetten goc edince birligi goklukta buldum, 

Carsida halveti yapinca gecem ve gunduzum bayram ve kurtulustur. 

Halvet ise dort duvar arasinda edilen halvet degildir. Belki halvet, bu 
suretlerden halvet, bu suretlerden halvet, yani "Fenafillah" oldum, ben artik 
suret gormem, Hakk gorurum. O zaman gunduzum bayram, gecem de Berat 
gecesidir. 

"Harraz'a sormu$lar "Sen Allah Teala'yi nasil buldun?"diye. O da "O'nun 
zidlari bir araya getirici olusu gercegiyle"diye cevaplami§. Yani O'nun, onda ve 
onunla bir araya geli§ini, onun suretinde oldugunu mu^ahede eden birisiydi o, 
gunku O'nun hem ez-Zahir ve hem el-Batm oldugunu biliyordu...Bir gurup Efari 
kelamasi onun bu sozunu tenkid ettiler. Heyhat" (Bkz. el-Fiituhat, 1/160. 11/379, 
512, 605 IV/325). 710 

Bayram ince ve yumusak elbiseler giymek, iyi ve leziz yemekler yemek de- 
gildir. Sevgili dostlara ve guzellere sanlmak, sehvet gidasi almak ve vermek de 
degildir. Bilakis bayram, taat ve ibadetlerin kabulune alamet ve isaretlerin be- 
lirmesi, gunah ve hatalarm afv olunmasi, gunahlann sevaba donmesi, derecele- 
rin yukselmesi, mujdelere kavusmasi, Tman nuru ile sTnenin acilmasi, yakTn kuv- 
veti ile kalbin sukunet ve itmi'nana kavusmasi, kalbden dile ilimler denizinin, 
hikmet, fesahat ve belagat nehirlerinin akmasi iledir. Nitekim bir kimse bayram 



709 SuyutT, Cami'u's-Sagir, Beyrut, 1410/1990, s. 74, nu: 1136. 
710 (KILIf;, 1995), s.108 



326 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahii sirrahu'l aztz 



gunu Hazret-i AN kerreme'llahu vechenin huzuruna gelip, Hazret-i Ali'nin kuru 
ve sert ekmek yedigini gordugunde: "Ey AN, bugun bayram gunudur. Sen ise, 
kuru ve sert ekmek yiyorsun" deyince, Hazret-i AN kerreme'llahu veche 
cevabinda: 

"Bugun orucu kabul edilmis, calismasimn mukafatmi gormus ve gunahlan 
magfiret edilmis olanlann bayramidir. Bugun ve yarm da bize bayramdir. Al- 
lah Teala'ya isyan etmedigimiz, yam gunah islemedigimiz gun bizim bayra- 
mimizdir" buyurdu. Bundan anlasiliyor ki, akilli olanlar disa, gorunuse bakma- 
mali, gorunuse kanmamalidir. Bilakis bayram gunu, dusunme, uyanma ve ibret 
gozu ile bakmalidir. Cunku bayram gunu, kiyamet gunune benzer. Bu yuzden 
bayram gecesi, hukumdarlann kapisinda boru sesi duyuldugunda, kiyamet gu- 
nundeki sur'a ufurulmegi hatirlamalidir. Bayram gecesi olup halk bayram hazir- 
Ngi ile uykuya vardiklannda, sur'a iki uflemek arasindaki, yam olumle tekrar di- 
rilme arasindaki kabir hallerini aklina getirmelidir. Bayram sabahi, ihsanlan ayn 
ayn, hallerde, giyinmeleri, kusanmalan, suslenmeleri, renk renk elbiseleri ile ev 
ve saraylanndan cikmis, kimi uzuntulu, kimi nes'eli, kimi yaya, kimi at ustunde, 
kimi fakir, kimi zengin, kimi sikintida, kimi sururda gordugun zaman, kiyamette 
insanlarm degisik hallerini hatirlamalidir. ^unku orada ibadet yapanlar nes'eli, 
gunahkarlar uzuntulu, takva sahibleri binekler ustunde, mucrim ve musrikler 
yuzukoyun surunmektedir. Nitekim Allah Teala Meryem suresi seksenbesinci 
ayet-i kenmesinde: "Takva sahiblerini, binekler iizerinde Cennette topladigi- 
miz, mijcrimleri susuz olarak Cehenneme surdugumijz gunu hatirla" buyuru- 

711 

yor. 

Gordum bu alemler kamu benim vucudumla dolu, 
Bir olmus ucmaq ve tamu ctimle bang olmus sifat. 

Bu alemlerin hepsi benim vucudumla dolu oldugunu gordum, 
Herseyi ile cennet ve cehennem benim bir sifatim olmus. 

Her sey ziddiyla yahud esidiyle, benzeri ile bilinir. Fakat Allah Teala'nin ne ben- 
zeri, ne karsiti ve ne de ziddi vardir. Allah Teala alemleri ciftlerin birlesmesi ile 
yaratmistir. Kendisi ise zitlan cem edendir. Bu nedenle vahdet sirnna erenin halin- 
de ciftlerin degeri yoktur. Hersey ile birlik demine kavusur. Aslinda Allah Teala; 
Tann adaleti, herkesi e$iyle gift etmi§tir; fili fille, sivrisinegi sivrisinekle. 712 
Buradaki gift olmak maddT alemin geregi olandir. Tevhid aleminde gift yaratilis 
kalmaz. Ne kadar zitlik varsa artik yok oldu demektir. 

Zitlar nazariyesi de Farabi'ye zitlardan sorulur; 

—Zit kendi ziddmm yoklugu mudur? Mesela beyaz siyah'm yoklugu mu- 
dur? Yoksa degil midir? 

—Hayir, beyaz bir §ey'dir ve yalniz siyah'm yoklugu demek degildir. Fakat si- 

711 (GEYLANT, 1979), s. 318 
712 Mesnevi, c.VI, b. 1894 



Divan-i ilahiyyat ve Aciklamasi 1 327 



yah'm yoklugu beyaz'm varligmda dahildir. Ve her ziddm iginde kendi ziddmin 
yoklugu dahildir. 

Sual olunuyor; 

—Zitlarm ilmi bir midir? Bir ise ne yondendir? Farabi diyor ki, 

—Bu bir tartisma meselesidir. Qesitli cihetleri ihtiva eden maddelerin bazi- 
sinda tek hukum dogru olacagi gibi onun zitti da diger taraflarda dogru olabilir. 
Mesela bir kimsenin sahsiyet ve mahiyetleri birbirinin zitti olan seylerdeki ismi 
tek isim olamaz. Siyah'in bilinmesi, beyaz'm bilinmesinden adil'in bilinmesi, za- 
lim'in bilinmesinden baskadir. Fakat bir zidda, ziddi'nin ziddi olmak itibariyle 
bakilirsa o zaman iki zitta ait olan isim bir olur. £unku o zitlar bir sey'in iki kendi 
izafeti kabilindendir. 

Zitlardan karsitlan ayirmahdir. Karsitlar iki seydir ki, bunlarm bir konuda 
bir zaman ve bir yonde birlikte bulunmalan mumkun degildir. Karsitlar baba ve 
ogul arasmdaki oran gibidir. Zit olanlar gorelik aksammdadir. Tek ve gift, yokluk 
ve sahip olmak, gormek ve gormemek giderme ve gerektirme gibidir. 713 

Her ne yana kim eqilem ol vane her $ey eqilur, 
Olmus Niyazihep sen in sayelerin sitt-i cihat 

Her ne yana kim egilirsem ol yana her §ey egilir, 
NiyazT hep senin golgelerin alti cihet olmu§. 

Bu beyti NiyazT-i Misri kaddese'lahu sirrahu'l azTz Hakk'la olup, Hakk'in 
lisanindan soylemi? olmasidir. 

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki; 

"Allah Tea la birseye tecell? edince o sey Hakk'a boyun eger" 714 

Hi? yildizlann golgesi olur mu golge §emsiindur saklanur golge uzanur zu- 
hur etdikfe golge gekiliir. Ey padi§ah §imdiye kadar MisrT idi seni izhar iden. 
§imdiden sonra bu ayetdiir seni fas eyleyer, isa aleyhisselam. Sensin kathna 
kasd etdin. Hemen is gor seniin. Senin isinde gorildi. Bundan sonra oldugume 
gam yemem. beniim ilmum katinda muctehidler aciz oldular veli ilmii 
ilahunijn ilh. 715 



DEMiR, Necati, M. AM Ayni'nin Muallim-i Sani Farabi isimli Eserinden 

714 I'bn. Mace, ikamet. 152; NesaT. Kusuf. 16 

715 (CECEN, 2006), s. 53; (MISRT, 1223), s. 15a 



328 | NiyazT-i Misri kaddese'llahu sirrahu'l aztz 



23 

Vezin: Fa'ilatun Fa'ilatun Fa'ilatun Fa'ilun 

Sirr-i Hakk'i nicest fas eyleyem ben, ey sikat, 
Kan i ancak remz He etmis beyan ehl-i nikat. 

Her ne denlu asikar etsem hafasm artturur, 

Ol ayan iken am orter detail beyyinat. 
Am tevhid eylemez ilia ki sirk ehli eder, 
Vahdet-i Hakk'i duyamn dili laldir akli mat. 

Her ne kim fevkal-ula taht-es-serada var durur, 

Zat-i vahiddir veli gorundu nice bin sifat. 
Zati birdir 17k evsafma gayet yok durur, 
Gor bufanusu ki amn sem'i oldu nur-i zat. 

Zahir u batm kamusu birfenerdir gayri yok, 

§em'i insan oldu fanusu cem-i mumkinat. 
Ey NiyaztAdem oldu ciin cihanm su'lesi, 
Bans olur Adem deminden aleme ruh-ul hayat. 

Sirr-i Hakk'i nicesi fas eyleyem ben, ey sikat, 
Kam ancak remz He etmis beyan ehl-i nikat. 
Ey guvenilir ki§iler! Ben Hakk'in nice sirnni aciklayim, 
irfan ehli onlan ancak remz ile beyan etmi§. 

Ey kendilerine guvenilen Zahir ulemasi! Hakk'in sirnni ben nasil aciklayayim, 
irfan ehli onu remizle yani i§aretle beyan etmi§tir. 

Her ne denlu asikar etsem hafasm artturur, 
Ol ayan iken am orter detail beyyinat. 

Her ne denli aciklamaya cah§sam gizliligini arttinr, 
Ol apacik iken i§aret eden delililler onu orter. 

Allah Teala a§ki ihsan olundugu vakit, o a§ktan konu§ma biter, bir hayret ve bir 
durgunluk meydana gelir. Artik dedikoduya ve §u §6yle demi§, bu boyle demi§tir, 
biter ve bahsetmege takati kalmaz. Halbuki bu sozler gozunde bo§ soz olur. £unku 
a§iga vahdet sirn acihr. 

Allah Teala'nin zuhuru hicabtir, ortuludur. Ehli olmayana Hakk'in sirnni if§a 
etmek pek fenadir, elinin kesilmesine mustahak olur. Esasen jenatta hirsizhk 
yapanin elinin kesilmesi cezasina carptinldigi gibi bu gibilerin de tevhidden eli kesi- 
lir ve tardedilir, yani tevhidden kovulur. 



Am tevhid eylemez ilia ki sirk ehli eder, 
Vahdet-i Hak-ki duyamn dili laldir akli mat. 

Onu ancak §irk ehli tevhid eder, 



Divan-i ilahiyyat ve Aqklamasi 1 329 



Hakki birligini duyan dilsiz ve delidir 



"Allah'a benzerler kosmaya kalkmaym. $uphesiz Allah bilir, siz bilmezs'miz." 



lib 



Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki; 

"Rabbini zikreden kimse He zikretmeyenin benzeri, diri He olu gibidir." 717 
"Am sirk ehli tevhid eder", yani gizli sirkte olan kimse Hakk'i tevhid eder, gun- 
ku tevhid sirkten (Allaha es kosmaktan) gelir. Zikir gafletten gelir. Yoksa arif kim- 
senin sirki yoktur ki tevhid etsin, gaflet dahi etmez ki zikretsin. Arif kimse esasen 
daima zikirdedir. Bu sebepten anin hig gafleti yoktur. 

Her ne kim fevkal-ula taht-es-serada var durur, 
Zat-i vahiddir veli qoriindu nice bin sifat. 

En yuksek derecede olan kimse en dusuk derecede (yeryuzu) durur, 
Tevhid ehli olan velide binlerce sifat gorundu. 

Arstan yeryuzune kadar her ne ki var zat-i vahiddir. Hazreti Rasulullah 
sallallahu aleyhi ve sellemin mi'raci arsta vakToldu. Hazreti Yunus aleyhisselam ise 
bahk karnmda iken taht-i serada mi'rac etti. Bu miraclann ikisi de birdir, zira her 
yerde olan Zat-i vahiddir. 

Hz. Ebu Hureyre radiyallahu anh anlatiyor: "Rasulullah sallallahu aleyhi ve 
sellem buyurdular ki: 

"Bir kulun: "Benim, Yunus ibnu Metta'dan hayirli oldugumu" soylemesi uy- 
gun olmaz. Onun nesebi de babasmadir." 718 

Zati birdir Ilk evsafma aayet yok durur, 
Gor bu fanusu ki anm sem'i oldu nur-i zat. 

Zati birdir ancak vasiflanna nihayet yoktur, 
Zatin nuru bu lambanin kaynagi oldugunu gor. 

Beyitte gegen "Evsafma gayet yoktur", yani onun vasiflanna son yoktur. £ un " 
ku butun alemlerin mayasi "Nur-i Muhammedt" dir, hepsi Nur-i MuhammedTden 
yaradilmistir. Mu'min ve kafir herkeste Nur-i Muhammedt mevcuttur, hem de 
mustekillen mevcuddur. Mu'min olanin ahireti o nur ile tenevvur eder, yani nur- 



716 Nahl, 74 

717 Buharf, De'avat, 67; Muslim, MusafirTn, 211; ibn Hibban, SahTh, III, 135 (854); Ebu Ya'la, 
Musned, XIII, 235 (7306). Mesel igin bkz. Ebu'§-Seyh, Kitabu'l-emsal, s. 324 (219). (UYSAL, 
23 Bahar2007) 

Buhari, Enbiya 35, Tefsir, Nisa 26, Tefsir, En'am 4, Tefsir, Saffat 1; Muslim, Fezail 166, 
(2376); Ebu Davud, Siinnet 14, (4669, 4670). 



330 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahii sirrahu'l aztz 



lanir, aydinlanir, kafirin de dunyasi tenevvur 719 eder. 

Zahir u batm kamusu bir fenerdir qayri yok, 
Sem'i insan oldu fanusu cem-i mumkinat. 

Zahir ve batm hepsi bir fenerdir baskasi yok, 
insan isigi butun kainatin lambasi oldu. 

Hazreti Adem aleyhisselam once bu Nur-i MuhammedT zuhur etti. Sonra gelen 
evladi da o nur ile zahir oldu. Bu sebepten Hazreti Adem aleyhisselam cesetler 
cihetiyle Hazreti Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin babasi velakin ruhlar cihe- 
tiyle de Hazreti Adem aleyhisselamin babasidir. 

Buna gore zahir ve batm herseyin mayasi Nur-i MuhammedTdir. Bu alem bir 
fanus olup icindeki mumu yani nuru Nur-i MuhammedTdir. 

Ey NiyazlAdem oldu cun cihanm su'lesi, 
Bahs olur Adem deminden aleme ruh-ul hayat. 

Ey NiyazT mademki cihani alevlendiren Adem oldu, 
Adem nefesinden aleme ihsan olur hayat ruhu. 



Tenevvur: Parlama, i§ildama. * Bir §ey hakkmda bilgi sahibi olma. * Munir ve munevver 
olmak. Aydm olmak. Nurlanmak 



Divan-i ilahiyyat ve Agiklamasi 1 331 



24 

7+7=14 

Can kusun her zaman ezkandir varidat, 

Akl u hayalin heman efkandir varidat. 

isidicek Hakk adim duydu canim hub dadmi, 
Bildim kamu ariflerin esrandir varidat. 

Sidk ile gonlum sever gormege hem canim iver, 

Artirt igiin kirn Hakk'm envandir varidat. 

Ol diirr-i yekdanenin kadri bilinmez anm, 
Bu dil-i vtranenin mi'mandir varidat. 

Gergi kutiip gok yazar ilm-i ledunden haber, 

Cumlesi bir bahgedir gulzandir varidat. 

ilm-i Fusus'la tamu odlari soyunur kamu 
Anm yerinde biten ezhandir varidat 

Muhyiddin u Bedreddin ettiler ihya-yi din, 

Derya Niyazi Fiisus enhandir varidat. 

Can kusun her zaman ezkandir varidat, 
Akl u hayalin heman efkandir varidat. 

Her zaman can ku§un zikirleridir, varidat, 
Akil ve hayalin heman fikirleridir, varidat. 



Varidat: Osmanhca bir isim olan "varidat" kelimesi, Arapca bir sifat olan sj\j 

veya ijj kelimesinin coguludur. Kelime anlami; gelir, hatira gelen, ice dogan 

§eylerdir. Gelen, varan, inen, gelenler, varanlar, inenler. (Tasavvufta) Kulun 
kasdi olmaksizin gaybten (Hakk'dan) kalbe gelen manalardir. 

Hem maddiyat hem maneviyatta kullanihr. Maddiyatta, hazine-i devlete ya- 
hut bir kimseye gelen nakit ve hasilat manasinda; maneviyatta ise fikre varid 
olan §eyler hakkinda kullanilmaktadir. 720 

NiyazT-i Misri kaddese'llahu sirrahu'l azTzin bu ilahide gecen varidat lar ile §ey 
Bedreddin kaddese'llahu sirrahu'l-azizin Varidat'mi kasdettigi gelecek beyitler ile 
anlasilmaktadir. Ancak su husus unutulmamahdir ki, varidatlar ehl-i tasavvufun 
meyveleri ve huzur kaynagi olan meselleridir. Bu sekilde kabz halleri bast, havf 
halleri unsiyete sebep olur. 



720 (CETiN, 1999), s. 1 



332 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l aztz 



isidicek Hakk adim duydu canim hubb 721 dadmi, 
Bildim kamu ariflerin esrandir varidat. 

Hakk admi isitince canim duydu tadini, 
Bildim ki butun ariflerin esrandir varidat. 

Sidk He gonlum sever gormege hem canim iver, 
Amn icun kim Hakk'in envandir varidat. 

Sidk ile gonlum sever gormege canim iver, 
Onun icin kim Hakk'in nurlandir varidat. 

Ol diirr-i yekdanenin kadri bilinmez amn, 
Bu dil-i vtranenin mi'mandir varidat. 

O biricik incinin kadri bilinmez, 
Bu yikik gonlun mi'mandir, varidat. 

Yukandaki beyitte gecen "durr-i yekdane" den murad durr-i yetimdir (Hazreti 
Rasulullah sallallah u aleyhi ve sellem efendimizdir). 

Gerci kiitiip cok yazar ilm-i ledunden haber, 
Cumlesi bir bahcedir gulzandir varidat. 

Gerci kitaplar ilm-i ledunden haber cok yazar, 
Hepsii bir bahcedir, ama gul bahcesi varidattir. 

ilm-i Fusus'la tamu odlari soyunur kamu 
Amn yerinde biten ezhandir varidat 

Fusus Hikem ilminde cehennem ateslerinin hepsi soyunur (soner) 
Onun yerinde biten cicekleridir varidat 

NiyazT-i MisrT §eyh Bedreddin'in Varidaf in i anlatirken, ibnu'l-ArabT ve meshur 
eseri Fusus'a da temas ederek, Fusus'un ilmiyle cehennemin butun ateslerinin 
sonecegini ve onun yerine Varidat guWeri bitecegini bildirir. 

Cehennemin veya azabinin ebediligi hususunda dort farkh gorusten bah- 

setmek mumkundur: 

1. Cehenneme giden kisi ebedi olarak cehennemde kahr. (Havaric ve 
Mu'tezile) 

2. Cehenneme gidenler ebedi olarak orada kahrlar. Fakat bir sure sonra aza- 
ba bagisikhk kazanirlar. (Hisam b. Hakem, Ebu'l-Huzeyl el-Allaf, Muhyiddin 
ibn'ul Arab!) 

3. Cehennem azabi ebedi degildir. (Cehm b.Safvan) 

4. Mu'minler cehennemden cikanlarak cennete yerlestirilirler. Kafirler ise 
ebedi olarak cehennemde kahrlar. Bu da Ehl-i sunnetin gorusudur. 722 



Hubb: (Hibab - Hibb - Mehabbet) Sevgi, muhabbet, baghlik, dostluk. Bir seyi birisine 
sevdirmek. Hulus, Itizum ve siibut. Muhafaza ve imsak. 



Divan-i ilahiyyat ve Aqklamasi 1 333 



Muhyiddin u Bedreddin ettiler ihya-yi din, 
Derya Niyazi Fiisus enhandir varidat. 

Muhyiddin Arab! ve §eyh Bedreddin dini dirilttiler ve hayat verdiler, 
NiyazT Fusus-u Hikem okyanus varidat nehirlerdir. 

[Tasavvuf tarihinde sufflerin yapip ettiklerini izah etmek icin ikili bir tasnif 
kullanilmistir. 

1. Tahalluk: AhlakT kemal pesinde kosmak. 

2. Tahakkuk: Gercegi yakalamaya cahsmak. 

Birinci terim sufflerin ahlakgi olduklanna isaret etmekte, insan ahlaki icin, 
insan egitimi icin ortaya koyduklan esaslann gelistirdikleri tekniklerin altini 
cizmektedir. ikinci istilah ise, bu hayatin tefekkur ve felsefe boyutu icin kulla- 
nilmaktadir. Bu dusuncenin yakin donem mimarlan olan ibn Arab?, Mevlana ve 
Yunus kaddese'llahii sirrahumu'l aztzan ayni zamanda islam medeniyetinin uc 
dilini temsil etmektedir. ibn Arab! Arapca, Mevlana Farsca ve Yunus TiJrkce ile 
bu felsefeyi islemis, gelistirmis ve dunyaya sunmustur. Bu ug ehlu'llah hayatla- 
nnin bir bolumunu Orta Anadolu'da gegirmistir. ibn ArabT'nin Fususu'l-Hikem'i 
Mevlana'nin Mesnevtsi, alti asir boyunca okunmus, okutulmus, serh ve tercu- 
me edilmis, Yunus'un Dtvan'i ise dilden dile aktanlmistir. insan ve kainati bizim 
terimlerimizle ifade eden bu tig eser, o gun bu gun degerinden higbir sey kay- 
betmeden hakimiyetini surdure gelmistir. Osmanh doneminde yasayan suffler 
bu gelenegin bu silsile ve zincirin bir devami olduklannin her zaman farkinda- 
dirlar. NiyazT-i MisrT'nin ibn ArabT'nin Fusus'unu denize §eyh Bedreddin'in 
Varidat'ini nehre benzeten ifadesi de buna isaret etmektedir.] 723 

FUSOS-UL HiKEM 

Muhyiddin ibnu'l-ArabT kaddese'llahu sirrahu'l-azTz Fusus'ul Hikem'i Hakka'a 
yurumeden on bir yil once olgunluk caginda yazmistir. Kendi ifadesiyle, Rasulullah 
sallallahu aleyhi ve sellemi ruyasinda gormus ve bazi hakikatleri halka acikla 
isaretini alarakyazmaya baslamistir. 

Eser yirmi yedi bolumden olusmaktadir. Her bir bolumde bir Resule verilen en 
belirgin hikmeti yorumlamaktadir. Hikmetler farkhdir. Fakat turn hikmetleri varh- 
gin sadece Allah Teala'ya ait oldugu bilinciyle aciklamaktadir. 

5EYH BEDREDDIN 

Osmanh fakih ve mutasavvifi, onemli bir isyan ve ihtilal hareketinin baslaticisi 
olarak tin kazanmistir. Edirne yakinlannda bugun Yunanistan topraklannda bulu- 
nan Simavna kasabasinda dogdu. Dogum yih olarak 740/1339 ile 770/1368 arasin- 
da degisen tarihler gosterilir. 

§ehzadeler mucadelesinde Yildinm Bayezid'in ogullanndan Musa f^elebi'nin 

722 (BAKA, 2008), s. 13; Topaloglu, Bekir, "Cehennem" DiA, VII, 232 
Gegersiz kaynak belirtildi. ,s.276 



334 | NiyazT-i Misri kaddese'llahu sirrahu'l azTz 



kardesi Suleyman ^elebi ile yaptigi savasta Edirne'yi ele gedrmesi uzerine 
Bedreddin, kazaskerlige tayin edildi ve boylece aktif siyasT hayati baslamis oldu. 
Daha sonra Musa Celebi kardesi Mehmed ^elebi'ye yenilince Seyh Bedreddin 
1413'te ailesiyle birlikte iznik'e suruldu, goz hapsine ahndi. Ancak siyasT ihtiraslan 
yuzunden bu durumu kabullenmedi ve gorunuste dM tasavvufi, gergekte ise siyasT 
teskilatlanmayi saglamak uzere harekete gegti. Seyh Bedreddin ve muridlerinden 
Borkluce Mustafa, Torlak Kemal gibi ihtilalcilerin basanlanndan kaygilanan Celebi 
Sultan Mehmed, Seyh'in uzerine buyuk bir kuvvet gonderdi. Bayezid Pasa komuta- 
sindaki devlet guderi Seyh'in adamlanni dagitmaya ve kendisini ele gedrmeye 
muvaffak oldular. Padisahin huzuruna goturulen Seyh, kurulan heyet karanyla 
1420'de Serez'de Tdam edildi. 724 

§EYH BEDREDDtN'iN DU§UNCE YAPISI, FJKJRLERJ VE VARJDAT 725 

Seyh Bedreddin (d.760-1359; hyt. 2 Ocak 1416)) gibi buyuk bir alim ve sufiyi 
Osmanh merkezi yonetimi tarafindan idama mahkum ettiren gerekgenin zendeka 
ve ilhad suglamasi olmadigi hem torununun ifadesinden, hem de olaylann gelis- 
mesinden agikga ortaya giktigi halde, neden Seyh Bedreddin daha sonralan Os- 
manh merkezi yonetiminin ve bazi ulema ve sufi gevrelerin nazannda bir zindik ve 
mulhid olarak damgalanmis ve boyle kabul edilegelmistir? 

Seyh Bedreddin'in idammdan 16. yuzyila kadar, Rumeli'de eskiden isyan saha- 
sini igine alan Dobruca ve Deliorman bolgelerinde, Bedreddin'e baglihklanni gide- 
rek kuvvetlendirip kendi heterodoks islam yorumlanyla ilgili pek <pok ogeyi onun 
adina surdurerek varhklanni koruyan genis bir kitle vardir. 

Bedreddinluler veya Simaveniler diye anilan bu kitlenin islam'la bagdasmaya- 
cak bir hayat tarzlan ve inanglan bulundugu konusunda hukumet merkezine sik sik 
ihbarlar yapilmakta, zendeka ve ilhad ile itham olunan bu insanlar, bu yuzden su- 
rekli gozaltinda tutulmaktaydilar. Bu kitlelerin belirtilen heterodoks islam anlayis 
ve yasayislan, Seyh Bedreddin'i pir tanidiklan igin dolayh olarak onun da bir zindik 
ve mulhid olarak dusunulmesine yol agiyordu. Hig suphe yok ki onun islam'in te- 
mel inang esaslan ve kavramlan hakkindaki -kismen Varidat aracihgiyla bize kadar 
gelebilen- yorumlan, anlayislan ve dusunceleriydi. iste, biz burada bu ikinci sebebi 
teskil eden Varidat'i incelemeye gahsacagiz. 

insanlann bu "cirmi kuguk curmu buyuk" risale hakkindaki kanaatleri, duygu ve 
dusunceleri, hig suphesiz kendi bilgi seviyeleri ve tasavvuf anlayislanyla dogru 
orantihdir. Bu sebeple pek gok kisinin anlamadan okudugu Varidat'tan gikardigi 
anlamlar dogrultusunda soyledikleri sozlerin, yaptiklan hareketlerin sorumlulugu- 
nun zaman iginde Seyh Bedreddin'e yikildigi, dolayisiyla belki onun akhna bile gel- 
meyen yorumlar yuzunden zindik ve mulhid damgasini yedigi de bir gergektir. 

Nitekim bu belirttigimiz sebeple, fazla sayida olmamakla beraber, gerek resmi, 
gerekse ozel kutuphanelerde bazi nushalarma rastlanabilen bu kuguk Arapga risa- 



724 (CETiN, 1999), s. 8 

725 (OCAK, 1998), 186-202 Kisimdan ozetlenerek yazilmistir. 



Divan-i ilahiyyat ve Agiklamasi 1 335 



lenin, daha o devirden itibaren butun bir Osmanh tarihi boyunca ulemanin ve 
sufiyyenin ilgisini gektigi, muspet veya menfi bazi tepkilere yol agtigi gozleniyor. 

16. yuzyilda Sofyah Bali Efendi'nin, 17. yuzyilda unlu CelvetT §eyhi Aziz Mahmud 
HudayT kaddese'llahu sirrahu'l-azizin, donemlerinin padisahlarma verdikleri layiha- 
larda, Varidat yuzunden Seyh BedreddTn'i 

"§eyh Bedreddfn el-maslub indalldhi'l-magdub" (Allah Teala katinda gazaba ug- 
ramis olmasi sebebiyle asilmis Seyh BedreddTn) olarak nitelendiriyorlardi. 
Varidat'in bir kisim ilmiye mensuplan arasinda aforoz edilmis bir kitap oldugunu, 
16. yuzyilda Taskopruluzade ilging bir anekdotla belgeledigi gibi, 726 bu yuzyilda ve 
daha sonraki donemlerde, suphesiz Varidat'taki dusunceleri dolayisiyla Seyh 
BedreddTn'in ve ona baglananlann zindik ve mulhid olduklanna dair fetvalar veril- 
mekteydi. Hatta 19. yuzyilda dahi Varidat'in hala buyuk tedirginlik yarattigini, in- 
sanlann inandannin bozulmasina sebebiyet verecegi endisesinin yasandigini, bu 
yuzden toplatihp yakildigini da Ahmed Cevdet Pasa'nin Kisas-i Enbiya'sindan ogre- 
niyoruz. 

iste, bu farkh tepki ortaminda her seye ragmen Varidat'in degisik gevrelerin 
olumlu ve olumsuz anlamda ilgi odagi olmaktan kurtulamadigi, gevirisinin yapildi- 
gi, igindeki du§unceleri tasdik veya ret makaminda, birbirinden gok farkh yakla§im- 
larla ustune bazi §erhler de kaleme ahndigi goruluyor. Mesela son devir seyhulis- 
lamlanndan Musa Kazim Efendi'nin bir Varidat gevirisinin bulundugunu biliyoruz. 
Katip £elebi Ke§fu'z-Zunun'da, Vdridat'-a yapilan serhleri siralar. Ondan ogrendi- 
gimize gore, Vdridat'i olumlayan serhlerden ilki, ustelik Naksibendiyye tarikatini 
Anadolu'da ilk tanitan ve yayan, Molla ilahT diye meshur §eyh Abdullah-i SimavT'ye 
(hyt. 1491) aittir. ikincisi, bizzat seyhulislam Ebussuud Efendi'nin babasi §eyh 
MuhyiddTn Muhammed YavsT'nindir (hyt. 1514). Bir uguncu serh ise, 19. yuzyilda 
yasamis olup Uguncu Devre MelamTligi'nin kurucusu olarak taninan Seyyid Mu- 
hammed Nur el-ArabT (hyt. 1888) tarafindan kaleme ahnmistir. Unlu Halveti seyhi 
NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l azTzde Varidat'in <pok muhim bir eser oldugu- 
nu dile getirmistir. Varidat'in sirf elestirmek, daha dogrusu reddetmek maksadiyla 
kaleme ahnan malum tek serhi ise, ashnda kismi bir serh olup 16. yuzyilda yasamis 
NureddTnzade Seyh MuhyiddTn Mehmed (hyt. 1573) tarafindan yazilmistir. Molla 
ilahT ve Seyh MuhyiddTn Yavsi'nin gozunde "Dinin parlak ayi, ariflerin gunesi" olan 



Bkz. Ta§kopruluzade, 5akayik, 174. Burada, Fatih Sultan Mehmed devri ulemasmdan 
Halep'ten gelme Alaeddin AIT-i Arab? isimli zattan bahsederken, joyle bir olay anlatiyor: Bir 
gun AlaeddTn AIT-i Arabf'nin meclisine kendisini ziyaret igin bir koy imami gelir. imam tarn 
oturmaya hazirlanirken AlaeddTn AIT-i ArabT ona vucudundan necaset kokusu geldigini, 
temizligine dikkat etmesi gerektigini soyler, imam biiytik bir mahcubiyet iginde elbisesinin 
otesini berisini yoklarsa da bir $ey bulamaz ve tekrar oturmaya yonelir. Tarn bu esnada 
koltugundan yere Seyh BedreddTn'in Varidat'i duser. Kitabi hemen fark eden AlaeddTn AIT-i 
ArabT, imama kotii kokunun bu kitaptan geldigini, onu derhal yakmasi gerektigini bildirir. 
imam yakmaya yana§maymca beriki israr eder ve bu kitabm kendisine felaket getirecegini 
soyler. Tarn o sirada imamm koyii tarafindan yukselen bir ates, kdyde yangm gktigim gbs- 
terir, imam hemen kbyune doner ve evinin yanip kul oldugunu buyiik bir aciyla gorur. 



336 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l aztz 



Seyh BedreddTn, eserini insanlan "sapkinhktan kurtarmak" amaciyla yazdigim be- 
lirten NureddTnzade'nin gozunde tarn bir zindik ve mulhid olarak degerlendirilmis- 
tir. 

Hakkmda birbirine bu kadar zit degerlendirmeler yapilan, belki daha hacimli ki- 
taplann koparacagindan daha buyuk, ustelik daha surekli bir gurultu koparan bu 
yirmi bes-otuz varakhk kuguk risale gercekte nedir, nasil bir eserdir, icinde neler- 
den bahsedilmekte, ne gibi konulara yer verilmektedir? 

Bilindigi gibi varidat, tasavvuf terminolojisinde "ilahi ilhamlar" anlamina gelen 
cogul bir kelime olup yalnizca Seyh BedreddTn'in bu kuciJk eserinin ismi degildir. 
Tasavvuf tarihinde zaman zaman bu ismi tasiyan, icinde bazi sufiyane dusunce ve 
gorusler dile getirilen eserler gorulmektedir. Hatta bu adi tasimamakla beraber, 
13. yuzyilda Sems-i TebrizT'ye ve Haci Bektas-i VelT'ye ait bulundugu soylenen 
Makaldt (Sozler) isimli eserlerle, Mevlana CelaleddTivi RumT'nin Fthi Ma Fih 17. 
yuzyilda Sunullah GaybT'nin kaleme aldigi, MelamT seyhlerinden Oglan Seyh ibra- 
him'in sozlerinden olusan Sohbetname'si de bu turden sayilabilir. Burada dikkat 
edilmesi ve ozellikle unutulmamasi gereken husus, bu eserlerin bizzat ait olduklan 
soylenen kisilerin kaleminden gikma olmayip, sohbetlerinde su veya bu vesileyle 
soylenmis sozlerinin yahut kendilerine sorulan sorulara verdikleri cevaplann bazan 
yerinde ve aninda, bazan daha sonra, hatirda kaldigi kadanyla muridleri tarafindan 
yaziya gegirilmek suretiyle meydana getirilmis bulunduklandir. Bunlar eli kalem 
tutan muridlerce cogaltilarak yine muridlere dagitihr ve okunmalan saglanirdi. 
Nitekim $eyh BedreddTn'in Varidat'nin soyle basitce bir gozden gecirilmesi bile, 
standart bir kitabin duzeniyle ilgisiz bulunmasi, sistemsizligi, konulann rastgele, bir 
orada bir burada ele ahnisi, boyle derleme bir risale oldugunu cok acik sergiliyor. 

Bu derleme ne zaman yapilmistir? Bu konuda Varidat'm gorebildigimiz nusha- 
lannin higbirinde mustensih kaydi bulunmadigi gibi, bir tarih kaydi da mevcut de- 
gildir. Bunun disinda, kesin olmasa bile yaklasik bir tarih belirlemeye yardimci ola- 
cak bilgiler de yoktur. Her ne kadar A. Golpinarh iginde gegen bir kere 808/1405- 
1406, bir kere Safer 810/Temmuz 1407 ve bir kere de evail-i Cumadelahire 810/ 2- 
12 Kasim 1407 tarihlerinden, en azmdan bu zikredilen tarihler dolaylannda duzen- 
lenmis olabilecegi gorusunu ileri surerse de, bu mumkun degildir. Cunku bu ta- 
rihler, Seyh BedreddTn'in yasadigini naklettigi bazi mistik musahedelerinin vuku 
buldugu tarihleri gostermektedir. 

Vdridat'in bazi yerlerinde seyh ign kullanilan "Rahimehullah" (Allah ona rah- 
met etsin) ibareleri, mechul derleyicinin risaleyi Seyh BedreddTn'in vefatindan 
sonra kaleme aldigini agkca gosteriyor. Bununla birlikte, Vdridat'in Seyh 
BedreddTn'in bizzat kaleminden gkan bir nushasina henuz rastlanmadigi gibi, o 
devirde kopye edilmis herhangi bir nushasi da bugune kadar ele gecmemis olup, 
halen kutuphanelerde mevcut nushalann en eskisi, gorulebildigi kadanyla 16. yuz- 
yildan daha geriye gitmemektedir. Bu itibarla, mevcut nushalann bile henuz bir 
tenkitli metin nesri yapilmadigmdan, aralannda ciddi farklar bulunup bulunmadi- 
gini, varsa bunlann neler oldugunu iyi bilmiyoruz. Kanaatimizce Vdridat'in bu du- 
rumu onun guvenilirligini ciddi olarak sorgulamak gerektigini gosteriyor, Bu mese- 



Divan-i ilahiyyat ve Aqklamasi 1 337 



le, bizce §eyh BedreddTn'in dusunce dunyasini dogru taniyabilmek agisindan kana- 
atimizce buyuk bir onem tasiyor. Bu halledilmedikge, bizim burada soyleyecekle- 
rimiz dahil, onun dusunceleri ustune soyleneceklerin bilimsel degerlerinin kesinlik 
kazanacagi gorusunde degiliz. 

Her ne kadar Varidat'i en iyi ve tarafsiz gozle degerlendirmis birkag bilim ada- 
mmdan biri olarak A. Golpinarh, bizzat §eyh BedreddTn eliyle kaleme ahnmis olma- 
sa bile, kitabin derlendikten ve Arapgaya gevrildikten sonra onun taranndan go- 
ruldugune, hatta bizzat kendisi tarafindan Arapgaya gevrilmis olabilecegine, kisaca 
seyhin bizzat kontrolunden gegtigine, dolayisiyla itimada sayan bulunduguna kani 
oldugunu belirtiyorsa da, buna getirilecek bazi itirazlar bulundugunu da goz onune 
almak lazimdir. Bir defa merhum Golpinarh bu kanaatini, Varidat'm §eyh 
BedreddTn hayattayken duzenlendigini varsayarak dile getirmektedir. Oysa yukan- 
da da gosterildigi uzere bu dogru olmadigi gibi, asil onemlisi, olumunden kag yil 
sonra duzenlendiginin de belli olmamasidir. Aradan gegen zaman igerisinde acaba 
§eyh BedreddTn'in sozleri ne kadar ashna uygun korunabilmis, ne kadar bozulmaya 
ugramistir? Eger §eyh BedreddTn gergekten Varidat'i gozden gegirmis, hatta bu- 
nunla da kalmayip gergekten bizzat Arapgaya gevirmisse, o zaman Varidat'm sis- 
temsizligini ve icindeki geliskileri nasil agiklamahdir? 

Ustelik §eyh BedreddTn gibi, sistem gerektiren bir bilim dah olan fikih formas- 
yonu da almis, sistematik bir kafa yapisina sahip ve oteki eserlerinde bunu gos- 
termis olan buyuk bir alimin, hem de gozden gegirdigi yahut bizzat Arapgaya ge- 
virdigi bu muhim risaleyi duzenlemeden, iyi bir tasnife tabi tutmadan, en azindan 
basina diger kitaplarda da normal olarak bulunmasi gereken bir giris kismi ekle- 
meden, hatta geliskili kisimlan agikhga kavusturmadan, onune getirildigi gibi birak- 
mis olmasi dogrusu zor agiklanabilir bir durumdur. O halde Varidatm §eyh 
BedreddTn'in kontrolunden gegtigi varsayimi bizce gok zayif bir varsayim olarak 
dusunulmelidir. Bu itibarla, bu risalenin yalnizca, gorundugu sekliyle muridlerden 
biri tarafindan seyhin olumunden sonra hatirda kaldigi gibi derlenerek olusturul- 
dugu dusuncesi agirhgini kaybetmiyor Bu ise bizce, tipki Haci Bektas-i VelT'ye izafe 
edilmekte olup, yine uzeride o kadar gok spekulasyon uretilen Makaldt gibi, 
Varidat'm da bugunku durumuyla, §eyh BedreddTn'in dusuncelerinin orijinal bi- 
gimlerini yansitan tarn anlamiyla guvenilir bir beige olarak kabul edilmesini gugles- 
tirmektedir. Risalenin Osmanh doneminde, daha sonraki yuzyillarda kopya edilen 
nushalarina bakarak o devirde hig sorgulanmadan dogrudan dogruya ona ait kabul 
edilisi de bizce bu durumu degistirmez. 

Her durumda, bugunku haliyle Varidat; fikrimizce $eyh BedreddTn'in dusunce- 
lerini dogrudan yansitmak bakimindan, vaktiyle hakh olarak Cemil Yener ve Bilal 
Dindar'm da soyledikleri gibi, oldukga supheli bir kaynaktir. En azindan biz bunu 
boyle kabul edecegiz ve igindekileri ihtiyat kaydiyla degerlendirmeye tabi tutaca- 
giz. Burada sunu da belirtelim ki, $eyh BedreddTn gergekte temel espri itibariyle 
Vdridat'in yansittigi imaja fiilen uygun olabilir; hatta bu gok muhtemeldir. Ama 
bunu kesin bir veri olarak degerlendirmenin dogru olmayacagini dusunuyoruz. 

iste, belirtmeye gahstigimiz bu endiselerle, ozellikle de Varidat gibi uzun yuzyil- 



338 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l aztz 



lar Osmanh toplumundaki okumus kesim icinde §eyh BedreddTn'in bir eseri oldu- 
guna inanilarak okunmus, onemli polemiklere yol acmis bir kitabin, mutlak surette 
tenkitli bir metnine ihtiyac oldugunu soylemeliyiz. Halbuki bugune kadar Varidat, 
uzerinde inceleme yayimlayip cevirisini nesredenler tarafindan bile, belirtilen ozel- 
ligi goz onunde bulundurulmak suretiyle tarihsel bir kaynak olarak herhangi bir 
elestiriye tabi tutulmami§, herhangi ciddi bir muhteva bitigine ve analizine konu 
olmamis, islam'in temel inane kavramlan hakkinda burada ileri surulen goruslerin, 
islam tasavvuf ve dusunce tarihinde daha once de yazilanlarla ilgisi, benzerlikleri 
veya aynliklan hususunda hicbir irdeleme, tahlil ve karsilastirma yapilmamistir. Bu 
ise onun en az metin kritigine oldugu kadar, belirtilen yonde ciddi bir muhteva 
kritigine de ihtiyaci oldugunu ispat eder. Ancak bu takdirde Varidat'in tasavvufi 
veya felsefi degeri ciddiyetle soz konusu edilebilecektir. Biz su kadanni soyleyelim 
ki, dikkatle bakildigi zaman, Varidat'ta bulunan hemen hicbir gorusun orijinal ol- 
madigini, Abbasi doneminde zendeka ve ilhad ile itham olunmus bir kisim muta- 
savvif veya feylesoflarca da bunlann yuzlerce yil evvel dile getirildigini gordugu- 
muz gibi, Huruftlik'teki ayni kavramlarla ilgili anlayislarla karsilastinldiginda da 
aralanndaki bagi yakalamak zor degildir. 

Vdridat'i orijinal bir dusunce eseri olarak gormek bilimsel acidan bizce mubala- 
gah bir yaklasimdir. Zaten Vdridat'i Osmanh doneminde ve gunumuzde tartisma 
konusu yaparak one cikaran ozellik, bir dusunce eseri olarak orijinalliginden veya 
yuksek niteliginden degil, kanaatimizce icindeki goruslerin, resmi islam anlayisi 
karsisindaki aykin konumundan ileri gelmektedir. Ama §eyh BedreddTn'in kisiligi 
agisindan onemli olan bu degildir. Zamaninin ve mekaninin ilim ve alim anlayisi 
cercevesinde olmak kaydiyla, §eyh BedreddTn'in bir islam alimi olarak deger ve 
onemi, bize gore mutasavvif kisiliginden daha orijinal ve daha ileridedir. Cunku 
§eyh BedreddTn, Fususu'l-Hikem uzerine serh yazmis biri sifatiyla, yukanda da soy- 
lendigi uzere, tasavvufta MuhyiddTn-i ArabT mektebinin panteizme kayan birtakip- 
gisidir. Hatta bu o kadar aciktir ki, Ahmed Cevdet Pasa Varidat icin "Fusus'u taklid 
yollu yazilmis bir risaledir" der. Boylece Ahmed Cevdet Pasa da Varidat'in orijinal 
bir eser olmadigini dolayh olarak belirtmis olmaktadir. Ama bu onun bir mutasav- 
vif olarak onemsiz oldugu anlamina kesinlikle gelmez. 

Goruldugu kadanyla Vdridaftaki sozler iki gruba aynhr: 

1) islam'in temel inanglanna dair kavramlar hakkmdaki gorusler, dusunceler ve 
yorumlar: 

Esas itibariyle en cok tepki cekmis olup ulema ve sufiyye arasinda Varidat'in 
mahkum edilen yonleri bu kisimla ilgilidir. Bunlar sistemli bir sekilde siralanmis 
olmayip suraya buraya dagilmis vaziyettedir. Bu goruslerde islam'in temel inane 
esaslannin, donemi icin cok cesur sayilabilecek bir uslup ve acikhkla tartisildigi 
gorulur. 

Bunlann basinda "Allah" kavrami gelir. Varidat'ta bu konuda ilk dikkati ceken 
sey, bir ikilem icinde bulunulmasidir. Bazi yerlerde bu alemden ayn soyut bir "Al- 
lah" kavramina inanildigini gosteren seyler anlatihr. Ayetlerden bahsedilirken, 
"Yuce Allah buyurmustur ki" ifadesi kullanihr. Allah Teala'nin nebiler gonderdigi ve 



Divan-i ilahiyyat ve Aqklamasi 1 339 



bu nebilerin ve onlara gelen vahyin hak oldugu ifade edilir. Bazi yerlerdeyse, Allah 
Teala'nin bu alemin kendisinden baska bir §ey olmadigi fikri yansitihr. Ezeli ve 
ebedi olan bu alemde, her sey O'dur, O da her seydir. Bu sebeple biri "Ben Al- 
lah'im" dese, her sey O'nun cevherinden meydana geldigi icin dogru soylemis 
olur. Gorunurde her ne kadar alemdeki varhklar sonradan olmus gibi algilanirlarsa 
da, ashnda O'ndan baska bir sey olmadiklanndan, kadTm ve ezelidirler, yaratilma- 
mislardir. Gorunen "mutlak varhk", fiil ve tesir itibariyle- yaratici ilah, o fiil ve te- 
sirden etkilenen olarak da yaratilmis olan mevcudattir. Bu itibarla Allah Teala'nin 
zuhura, yani gorunmeye meyli vardir. Allah Teala'nin zuhuru ise insandadir. Cunku 
en guzel suret insanindir. Nasil insanin tek tek organlan insan olmayip ancak hep 
birlikte insani teskil ediyorsa, bu alemdeki tek tek hicbir sey de Allah Teala degil- 
dir, ama butunu Allah'tir. Bu yuzden Allah'm iradesi, alemdeki varhklann kabiliyet- 
leri cercevesinde cereyan eder. Yani Allah, ancak olabilecek olanlan diler, olma- 
yacak olanlan dilemez. Boylece Allah Teala'nin iradesi, varhklann istidatlanyla si- 
nirh olmaktadir. 

iste, bu suretle alemin, yani kainatin ezeli ve ebedi oldugunu kabul noktasindan 
yola cikilarak Kiyamet denilen olayin da meydana gelmeyecegi, yani kainatin yok 
olmayacagi soylenir. Daha once Kiyamet'in zamaniyla ilgili pek cok tahmin yapil- 
mis, ama hicbiri cikmamistir. Bundan sonra da binlerce yil geese bile, yine boyle bir 
sey olmayacaktir. Zaten esasinda Kiyamet, insanin olumu demektir. Olmus olan 
beden topraga kansip dagihnca, bir daha sanildigi gibi bir araya gelip dirilmez. 
Boyle olunca Hasir-i ecsad denilen sey, halkin zannettigi gibi gercekten cesetlerin 
maddeten dirilmesi degildir; Zat'in (ilahi tecellinin) zuhuru ve sifatlann saltanatinin 
yikihp gitmesi demektir. Bu meseleyle baglantih olarak Varidat'ta ruh konusunda 
da ilginc dusunceler dile getiriliyor. Buna gore ruh, bedenin yasama kabiliyetinden 
baska bir sey degildir. Allah Teala'nin bedeni yaratmasiyla ruh da hasil olmus olur; 
olum olayiyla bedenin yasama kabiliyetini kaybetmesi sonucu, ruh da yok olur. 
Kisaca ruh bedenle kaimdir, onun disinda mustakil bir varhk degildir. Boyle olunca 
Cennet ve Cehennem, huriler, nehirler, koskler vs cahil halkin sandigi gibi degildir. 
Cocuklan bir ise sevk etmek icin nasil onlann hosuna gidecek birtakim semboller 
kullanihrsa, bunlar da oyle temsili kavramlardir. Esasinda ise Cennet, insana surur, 
huzur veren hallerdir, Cehennem ise ona sikinti, aci ve keder veren durumlardir. 
Dolayisiyla aynca bir Cennet ve Cehennem yoktur, ikisi de bu dunyadadir. insanlar 
dogru yoldan sapmasinlar, kotuluge meyletmesinler diye bu kavramlar konulmus- 
tur. 

Varidat'ta. Melek, Cin, §eytan hakkindaki fikirler de dikkat cekicidir. insani dog- 
ruya, iyiye, gercege sevk eden kuvvetler Melek, kotuluge, zarara, ahlaksizhga, ger- 
ceklerden yuz cevirmeye yonlendiren seyler ise §eytan'dir. Cin denilen varhklara 
gelince, bunlar ashnda insanlann kendi hayallerine gore tasavvur ettikleri mevhum 
seylerdir. Bu sebeple insanlar bunlan kendi istidatlanna gore sekillenmis olarak 
gorebilirler veya goremezler, ama bu onlann gercekte var olduklan anlamina gel- 
mez. 

$u kisa ozetten anlasildigi uzere (Varidat'in, $eyh BedreddTn'in diger eserleri 



340 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahii sirrahu'l azTz 



gibi kendi kaleminden gkma duzenli bir telif eser olmamasi sebebiyle onun fikirle- 
rini yuzde yuz kendi agzindan yansitmadigi, dolayisiyla tahrif edilmis olabilecekleri 
ihtimalini her zaman icin sakh tutmak kaydiyla) bu goruslerinin, tam anlamiyla 
materyalist bir yaklasimin urunu oldugunu soylemek gerekir. Eger bunlar hakika- 
ten $eyh Bedreddin'in ifade ettigi bicimde, bozulmadan kaydedilmislerse, bu tak- 
dirde yalnizca bunlar dikkate ahndigmda karsimiza, hakikaten islamiyet' in telkin 
ettigi bir bicimde ne Allah, ne de ahiret hayatina inanan bir $eyh Bedreddin gkar. 
iste, onu gpgu Osmanh ulemasinm, hatta sufiyyesinin bile gozunde asirlarca zmdik 
ve mulhid yapan bu fikirlerdir. isin tuhaf yam, yuzyillar boyu §eyh Bedreddin de- 
nildikge hatira Letdyifu'l-isdrdt ve Cdmiu'l-FusGleyn yazan alim §eyh 
BedreddTn'den gok, Varidat yazan "zmdik ve mulhid" §eyh Bedreddin gelecektir. 
§eyhulislam Arif Hikmet Bey i§te bunun ign bulabildigi Varidat nushalanni ucuz 
pahah demeden satin ahp yakiyordu. 

§eyh Bedreddin yalnizca bu mudur? §uphesiz ki hayir. Bu materyalist kisiligin 
yaninda, spiritualist de diyebilecegimiz, koyu mistik karakterde bir ikinci kisilik 
daha vardir ki, o da su goruntulerle kendini agga vurur: 

2) Degi§ik zaman ve mekdnlarda ya§andigi soylenen bazi mistik nailer, musa- 
hedeler, kesifve kerametler: 

Bu grupta yer alan anekdotlar bizim ign §eyh Bedreddin'in mistik sahsiyetini ve 
ozellikle psikolojik yapisini anlamak bakimindan fevkalade degerlidir. £unku bunlar 
akilci, hatta materyalist bir feylesof izlenimini kuvvetle veren birinci kisilige rag- 
men zaman zaman one gkan guglu mistik karakterdeki bir ikinci kisiligi, kuvvetli 
cezbe halini yasayan bir baska sahsiyeti yansitmaktadir. Varidattaki bu mistik mu- 
sahedelerden bazilanni soyle siralayabiliriz: 

Bir kere §eyh Bedreddin velayete, evliyanin gosterdigi kesifve keramete inan- 
makta, bunlan reddetmemektedir. Bir gun gaybdan gelen yesil elbiseli iki kisi, §eyh 
Bedreddin'e Hz. isa'nin olu bedenini gosterirler. §eyh Bedreddin'e gore bu olay, 
Hz. isa aleyhisselamin bedenen olu, ama ruhen diri oldugunu anlatmaktadir. 

Bir baska gun, yanindaki adamlardan birini birdenbire bir baskasi olarak gorur, 
biraz sonra o adam tekrar asil kisiligiyle gorunur. Bu ise ona gore, soz konusu iki 
kisinin ruhen ne kadar birbirine yakm oldugunun gostergesidir. Bazen kitap oku- 
makta iken birden hayalinde tanimadigi herhangi biri canlanir. O kisi ertesi gun 
canh bir kisi olarak onu ziyarete gelir. Bir gece, yan uyanik bir haldeyken, ruhunun 
ocakta yanmakta olan bir odunun cikardigi sesin aynisini gkardigmi duyar. Kendi- 
ne geldiginde hakikaten orada yanmakta olan odunun ayni sesi gkardigmi gozler. 
Ona gore bu, kendi varhgiyla odunun ayni ilahi cevheri tasimasindan ileri gelmek- 
tedir. Yine bir gece hafif bir uyku halindeyken, birdenbire butun kainatin Allah 
oldugunu fark eder; cosar ve "Ya Allah!" diye haykinr; dili Allah Teala'nin kelami 
olmustur. 

Bir baska gece ise hastalanmis, olmek uzere oldugu izlenimine kapilmisken, 
kendini kurtarmasi icin Allah Teala'ya yalvanr. iste tam bu sirada Allah Teala'nin 
kendisine "Seni bu hastahktan kurtaracagim" dedigini duymustur. 

Bir persembe gecesi de, sabaha dogru karsisinda Muhyiddin-i Arabi'yi gorur. 



Divan-i ilahiyyat ve Aqklamasi 1 341 



Bu buyuk seyh kendisine §eytan'i bu alemden baska bir aleme attigim, bu alemde 
yalniz izinin kaldigini soylemistir. 

Varidat'ta, §eyh BedreddTn'in son derece guclu mistik ve cezbeci yanini yansi- 
tan bunlara benzer daha baska anekdotlar da vardir. Dikkat edilirse bu musahede- 
ler, onun hep yarn uykulu yarn uyanikken gordugunu soyledigi seylerdir. Bunlar 
eger ruya iseler, ruyalann dusuncelerin birer yansimasindan baska bir sey olmadi- 
gini soyleyen akilci §eyh BedreddTn'in bunlan birer keramet olarak onemsemesi 
gercekten tuhaftir. Butun bunlan degerlendiren A. Golpinarh, bizce de hakh olarak 
$eyh BedreddTn'in inanclannda bocalayan bir ruh hali icinde olusuyla yorumluyor. 
Ona gore seyh, butun akilcihgma ragmen, kendisini mana aleminden kurtarama- 
mis, o aleme de inanmis bir adamdir. 

iste Vdridat'i bir problem yapan hususlardan biri, belki en onemlisi, bu iki §eyh 
BedreddTn'i birlikte yansitmasidir. 

NETiCE 

Yukanda kisaca tahlilini ve degerlendirmesi yapilmis olan §eyh BedreddTn'le il- 
gili butun bu meseleler bir arada dusunuldugunde, eserleri ve giristigi isyan hare- 
ketiyle karsimiza hem bir bilim ve dusunce, hem de aksiyon adami olarak §eyh 
BedreddTn'in dortcephesi gikanyor: 

1) Sunni islam'in Hanefilik yorumuna bagh olmakla beraber, daha akilci ve da- 
ha rahat dusunup igtihad yapabilen "alim BedreddTn" (Bu imaj, fikihla ilgili eserle- 
rinin ve kismen Varidat'ta yer alan, ibadetlerle ilgili fetvalanndan gikiyor), 

2) islam'in bazi temel inang esaslanni, bu arada ahiret ve ona bagh kavramlan 
tarn anlamiyla akilci, hatta bir olcude maddeci bir gorusle yorumlayan "materyalist 
feylesof BedreddTn" (bunu, §eyh BedreddTn'in Varidat'taki bir kisim fikir ve gorus- 
leri dusunduruyor), 

3) Sik sik cezbeye giren, gayba ait bir takim durumlara vakif olduguna, hicbir 
araci olmadan Allah Teala'nin dogrudan hitabini isittigine, olu hayvanlan dirilte- 
bilme gucune sahip olduguna, kisaca kendi kesif ve kerametlerine samimi olarak 
inanan koyu "sufi BedreddTn" (bu imaji da Varidat giziyor), 

4) Ve nihayet, bu sayilan tic BedreddTn'in hicbiriyle uyusmayan, zamanin Meh- 
dT'si sifatiyla, duzenin bozuklugunu ve toplumsal rahatsizhklan duzeltmekle gorevli 
bulunduguna inanarak siyasal iktidara talip "ihtilalci BedreddTn". 

iste, §eyh BedreddTn'i henuz cozulemeyen bir problem yapan, boyle dort cep- 
heli bir kisilik ve kimligi temsil eden gercekten mustesna bir tarihi sima olusudur. 
Bununla beraber, dikkat edilirse, bu dort cepheli kisiligin temelde biri materyalist, 
akilci, digeri spiritualist, mistik olmak uzere iki zit yonu bulundugunu gormemek 
mumkun degildir. Bu iki yonun de ashnda baslangicta gizli bir egilim olarak §eyh 
BedreddTn'de mevcut bulunmakta olusu bizce son derece kuvvetli bir ihtimaldir. 
Bunlardan hangisi gercek §eyh BedreddTn'i yansitmaktadir? Bu ikili goruntu §eyh 
BedreddTn'in sahsinda birbirini takip eden iki ayn asamayi mi gosteriyor? Bu asa- 
malardan hangisi onceki, hangisi sonraki §eyh BedreddTn'i temsil etmektedir? Yok- 
sa §eyh BedreddTn bu ikili sahsiyet arasinda zaman zaman gidip gelen, baska bir 
ifadeyle her ikisini de bir arada banndiran bir karakteri mi yansitmaktadir? 



342 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l azTz 



Ahmet Yasar Ocak, B. Nusret Kaygusuz ve A. Golpinarh gibi §eyh BedreddTn'de 
bu iki zit kisiligin bir arada oldugunu dusunurler. Boyle bir durum pekala pek cok 
insan icin mumkundur. Ustelik ibn Hacer'in verdigi bilgilere bakihrsa, hocasi $eyh 
Huseyn-i AhlatT'nin de ayni cizgide bulundugu anlasihyor. Hatirlanacagi uzere o da 
kendisinin MehdT olduguna inanmaktaydi. Cok muhtemeldir ki §eyh BedreddTn 
felsefeyle ugrasan bu zatla olan uzun ve yakin temasi suresince gerek yaptiklan 
konusma ve tartismalar yoluyla, gerekse okudugunu kuvvetle tahmin ettigimiz, 
ibnu'r-Ravendi, Ebu Hayyan et-TevhTdT ve Ebubekir Zekeriyya er-RazT gibi eski is- 
lam filozoflannin kitaplannin sevkiyle, igindeki materyalist egilimi gelistirmis ve 
tipki hocasi gibi materyalizme egilimli bir mistik olmus olsun. 

O, doneminin onde gelen bir HanefT fikih alimi olarak bu formasyonunun ve 
statusunun gerektirdigi bir uslup ve yaklasimla fikha dair eserlerini kaleme almis- 
tir. Bunu yaparken sorumluluk tasiyan, kazaskerlik yapmis bir bilim adaminin psi- 
kolojisiyle hareket etmis, statusunun gerektirdigi davranisi sergilemis, belki o ma- 
teryalizme egilimli yanini one cikarmaktan kendisini ahkoymakla beraber, onda 
cok belirgin bir bicimde var olan akilci yanini yazdigi fikih eserlerinde, ele aldigi 
konulara yansitmaktan da geri kalmamistir. Bu sebeple daha onceki fikih alimleri- 
nin hukum ve ictihatlanni sorgulayarak onlara alternatif hukumler uretmekten de 
cekinmemistir. Ama eninde sonunda o bu eserleri cercevesinde Hanefilik cizgisinin 
disina cikmamis Sunni bir fikih alimidir. 

Diger yandan §eyh BedreddTn'deki bu akilcihgin ve materyalist egilimin onun is- 
lam inanclanyla ilgili telakki ve yorumlanna, algilamalanna yansiyacagi da muhak- 
kakti. Onun, igindeki bu guclu egilimin onune gecmesi, bu yaratihsta olan butun 
insanlargibi mumkun degildi. Bu guclu akilcihgi onu kanaatimizce, islam'in, Melek, 
Cin, §eytan, Kiyamet, Hasir, Nesir, Cennet ve Cehennem gibi, akildan gok imam 
gerektiren, en azindan duyularla algilanamayacak kavram ve konulanni da, ken- 
dinden cok once bu meselelerde ayni yola girmis bazi eski islam filozoflannin eser- 
lerini okumaya yoneltmis, onlar uzerinde uzun uzun dusundurmus ve hie suphe 
yok ki §eyh Huseyn-i AhlatT ile de bunlar uzerine konusturmustur. iste Varidat'taki 
§eyh BedreddTn, icinde artik iyice olgunlasmis bu egilimle Allah Teala kavramini da 
zaman zaman materyalist bir yorumla, panteist bir cercevede ele almistir. Hatta 
Varidat'in temel cizgisinin Vahdet-i ViJcud'gu degil, panteist (Vahdet-i Mevcud'gu) 
kavrayis oldugu soylenebilir.Bununla beraber bu Materyalist, akilci §eyh 
Bedreddinin icinde kuvvetli cezbe sahibi mistik bir Bedreddin vardir. Bu iki kuvvetli 
guc arasinda gelip gidereken kendini tayin edemeyip sukunete erememesi onun 
ve muntesiplerinin sikintiya dusmesine sebep olmustur. Bu iki kisilik onun aynl- 
maz bir parcasidir. HarMzade §eyh Bedreddin'e, Bedriyye adh bir tarikat nisbet 
etmekteyse de §eyh'in vefatindan sonra boyle bir tarikatin olmadigi gorulmekte- 
dir. Ancak onun sempatizanlanndan olup Bedreddin sufTleri diye anilan bir zumre 
zamanla AlevT-kizilbas kesime kansarak erimistir. 727 NiyazT-i MisrT kaddese'llahu 
sirrahu'l aztz bile bu durumlan yasadigindan hayatinda sikintilara ducar olmustur. 



727 (CETiN, 1999), s. 8 



Divan-i ilahiyyat ve Afiklamasi 1 343 



25 

Vezin: Mefa'Tlun Me'faTlun Fe'ulun 



Seray-i din esasidir seriat 

Tarik-i Hak hedasidir seriat 

Budur evvel kapu dergah-i Hakk'a 
Ki yolun ibtidasidir seriat 

Dahi bununla hatm olur bu yollar 

Bu rahm intihasidir seriat 

Sirat-i mUstakim'e davet eden 
Munadiler nidasidir seriat. 

$eriat enbiyanm sunnetidir, 

Kamunun ihtidasidir seriat. 

Huda'nm leyle-i Mi'rac iginde, 
HabJbine atasidir seriat. 

Yirmiug yila dek CebraJlin 

Ana vahy-i Huda'sidir seriat. 

Cihanda goktur enva-i ulumun 
Kamusunun humasidir seriat 

Bu nefs-i kafiri katletmek igin 

Hakk'm hukm-i kazasidir seriat. 

Cihad-i ekber eden ehl-i diller, 
Kulubunun safasidir seriat. 

Tarikat karbanmm onunce, 

Delil-u muktedasidir seriat. 

Haktkat gergi Sultanhktir amma, 
Onunde anm livasidir seriat. 

$eriattan veli yad olmaz asla, 

Velinin asinasidir seriat. 

$eriatle durur arz-u semavat 
Bu bunyamn binasidir seriat. 

Ne bilsiin ser'i paki ehl-i ilhad 

Ol a' damn a'dasidir seriat. 

Hemen anlar da aklmca sanir kirn 
Nizam igin olasidir seriat. 

Sakm cana sakm anlara uyup 

Deme sen de n'olasidir seriat. 

$eriatsiz haktkat oldu ilhad 
Haktkat nur ziyasidir seriat. 

Ziya olmaz ise nuru da yok bil 

Haktkatla kiyasidir seriat. 

Cihana bir velthig gelmez ilia, 
Elinde anm asasidir seriat. 



344 | NiyazT-i Misri kaddese'llahu sirrahu'l azTz 



Daht basmda taci, sal-u kisve 
Hem egninde abasidir seriat. 

Haktkat camdir ancak veltnin, 

Canmdan maadasidir seriat. 
Qikicak can beden oldugu gibi 
Cikicak sir kalasidir seriat. 

Karar etmez beden olmayicak can 

Haktkatm bekasidir seriat. 
Haktkat dilber-i ra'na gibidir 
Anm zerrin libasidir seriat. 

Sakm soyma am na-mahrem icre 

Yiiziin suyu hayasidir seriat. 
Haktkat ars-i aladir muhakkak 
O arsm ustuvasidir seriat. 

Cem-i Enbiya vu Evliyamn 

Niyazt rehnumasidir seriat. 

Seray-i din esasidir seriat 
Tarik-i Hak hedasidir seriat 

Din sarayinin temelidir §enat 
Hakk yolunu hediyesidir §enat 

"Her biriniz icin bir yol ve seriat kildik" 728 ayetinde, her asnn muceddidinin 
kendisine has ozel bir yolunun olacagina dair bir isaret vardir. Tasavvuf buyukleri 
arasindaki zikir ve virdlerin farkh olmasi da bundandir. Onlar, asil konularda ittifak 
iginde olup, mesreplerine gore Kitap ve Sunnet'ten gikardiklan vuslat yollan farkh 
farkhdir. 

Budur evvel kapu dergah-i Hakk'a 
Ki yolun ibtidasidir seriat 

Hakk dergahina birinci kapi budur 
Yolun baslangicidir seriat 

[§eriat ile hakikat arasinda olan nispet, nubuvvet ile velayet arasinda olan 
nispet gibidir. Kul igin iki yon vardir: 

Velayet, nubuvvet. Nubuvvet vasitasiyla umumi insanlara teblig olunan, se- 
riat hukumleridir. §eriat, umumi insanlann hakikatlerinin neticesidir. §eriat bir 
kapidir ki, bu kapidan niceleri hakikat sarayina girip marifet dayanaklanna ka- 
vustular. Yine bir kisim insanlar, seriat kapisindan hakikat sarayina girdikleri 
halde, habersiz kaldilar; marifete kavusamadilar. Ve niceleri hakikat sarayina 
dahi giremeyip seriat kapisinda kaldilar. Bundan anlasilan odur ki, nubuvvetin 



728 Maide, 48 



Divan-i ilahiyyat ve Aciklamasi 1 345 



bidayet ve nihayeti kurb-i velayet oldugu gibi, seriatm dahi bidayet ve nihayeti, 
hakikat ve marifet olur.] 729 

"§eyhim mulk ve melekut da bulunan seylerin tamami size kesf olunsa ser'a 
uydurmaya gucunuz yetiyorsa ne aid. Yok, eger yetmiyorsa o kesfi terk edin, 
fakat seriati terk etmeyin derdi." 730 

"Kesfi terk edin" sozunun manasi, salikin seriatla telif ve tevfik etmeye mukte- 
dir olacagi zamana kadar kesfinden bahs etmemesi, onunla amel etmemesi, bu 
esnada tevhidle mesgul olup seriata riayet etmesidir. Zira tevhid sayesinde merte- 
be yukselir ve salik o kesfin ashnda seriata uygun oldugunu musahede eder. 731 

Ebu'l-Hasen e§-§azelT kaddese'llahu sirrahu'l-aziz buyurur ki; 

"Kitabm ve Sunnetin getirdigi esaslarda bize hatasizlik garantisi verilmistir; 
fakat kesifler ve ilhamlar igin boyle bir garanti yok..." 732 

Dahi bununla hatm olur bu yollar 
Bu rahm intihasidir seriat 

Bu yollar bununla son bulur 
Bu yolun sonudur seriat 

[Muhyiddin ibnu'l-ArabT, seriat kavraminin nasil anlasilmasi gerektigini, seri- 
atin hakTkatla olan iliskisini soyle izah etmektedir: 

"§enat; fiilin sana nisbetiyle birlikte, kullugu iltizam etmektir. 

$ertat bir smirdir yoktur egrisi 
Tirmandi ona yiiksek makamlar ehli, 
Akil ve himmetlerle yiiksek merdivenleri, 
Girdiler fakat gikmadilar, bir huzur ki, 
Geldiler bir emirle, yucedir kadri, 
Degildir onlara zorluk, getirdikleri. 

§enat; rasullerin Allah'in emriyle getirmis oldugu zahir bir sunnettir. Cenab-i 
Hakk'in "Tcad ettikleri ruhbaniyet" 733 diye buyurdugu, (insanlar tarafindan) Al- 
lah'a yakinhk igin bid'at olarak icad edilen sunnetler ve Hz. Rasulullah sallallahu 
aleyhi ve sellem "Kim iyi bir cigir agarsa.." 734 hadisinde ifade ettigi sunnetler 



Gegersiz kaynak belirtildi., s.10 
730 (HUDAYi), c.l, v.l8b 
731 (BAHADIROGLU, 2003), s.92; (HUDAYI), c.l, V.18b 

Takiyyuddtn Ahmed b. Abdulhaltm b. Teymiye, Kulliyat, cev. Kurul, Tevhid Yayinlan, 
istanbul 1986, 2/91. 2/238. 
733 Hadid, 27 

iyi veya kotu cigir acan veya hayra delalet eden kimsenin mukafati ile ilgili olan bu 
hadis degi§ik lafizlarla Ebu Hureyre (r.), Cenr b. Abdillah (r.), Huzeyfe (r.). Bilal b. el-Haris 
(r.), Enes b. Malik (r.), Ebu Mes'ud el-Bedrt (r.), Ebu Musa el-Es'arT (r.), ibn Mes'ud (r.), 



346 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l azTz 



de bir seriattir. Zira Hz. Peygamber (s.) bu hadisinde, bizlere, guzel olan bir seyi 
ortaya koymayi caiz gormus, bunu icad edene ve onunla amel edene mukafat 
olacagim bildirmistir. Yine Hz. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ictihadinin 
sonucuyla Allah'a ibadet eden bir kisinin, Allah Teala katindan belirlenmis bir 
senata gore olmasa da, Kiyamet gununde tabi olacagi bir imami olmaksizin, tek 
basina bir ummet olarak hasredilecegini bildirmi§tir. Nitekim Cenab-i Hakk celle 
celaluhu Hz. ibrahTm aleyhisselam hakkinda; 

"His ku§kusuz Ibrahim, Allah'a itaat iginde, tekba§ma bir onder idi." ° 
seklinde buyurmaktadir ki, bu, Hz. ibrahim aleyhisselam henuz vahiy gelmeden 
onceydi. 736 Hz. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem "Guzel ahlaki tamamla- 
mak igin gonderildim." /37 buyurmustur. O halde kim guzel ahlak sahibiyse, o 
bunu bilmese de, Rabbi'sinden bir seriat uzere demektir. Boyle bir durumu Hz. 
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem de hayir olarak isimlendirmistir. Nitekim 
Hakim b. Hizam radiyallahu anh hadisinde, onun cahiliyye doneminde, kole 
azat etme, sadaka, sila-i rahim ve comertlik gibi yapmis oldugu iyi amellerin 
hukmunu sormasi uzerine Hz. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem "Sen geg- 
mi§te i§ledigirt hayirlar uzerine musluman oldun." 738 buyurmus ve bunlan bir 
hayir olarak isimlendirmistir. Yani Cenab-i Hakk (c. c.) onu bunlar nedeniyle 
(islamla) mukafatlandirmistir.] 739 

Allah Teala din olarak gonderdigi cami' olan esaslann hepside islam seriati igin- 
de mevcuttur. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin getirdigi butun esaslar diger 
nebilerin getirdiklerini de kapsar. 

(Kur'an-i Kerim'de) her sonra gelen (nebi) evvelkini cami'dur lasiyyema 740 
hatmun ma'nasi odur ki, cemi peygamberleri ve velileri cami'dur. Her birinun 
sirn onda bulunur dimekdur. kuran-i 'azimde cemi' kissas-i enbiya hatmun 



Hassan b. Atiyye (r.) ve Bureyde el-EslemT'den (r.) rivayet edilmi§tir. Ebu Hureyre (r.) riva- 
yeti igin bak: Muslim, Mim (47), 6. 16, hd. no: 674. TirmizT, ilim (42), 15. hd. no: 2674. Ebu 
Davud, Sunne (34), 7, hd. no: 4609. NeseT, Tman (47), 16, hd. no: 4971-4973. DarimT, 1, 
130-131, Mukaddime, 44. Musned. 2, 397. 505, 520- 

Ayet igin bak: Nahl, 120. Bu ayetin tefsiri igin aynca bak: Futuhat. 1, 722, (Thk. O. Yah- 
ya, 10, 446-448.) 

Tbnu'l-ArabT'nin bu gorusunu, Nahl, 120. ayetinin siyaki olan 121. ve Enbiya, 51. ayetler 
de isbatlamaktadir. Bu ayetin tefsiri igin bak: ibn KesTr, 4, 530-531; 5, 341-342. Bidaye, 1, 
168-169. 

Hadis degisjk lafizlarla Ebu Hureyre'den (r.) rivayet edilmi§tir. Bak: Muvatta, Husnu'l- 
Huluk (47), 1, hd. ho: 8. Musned,2, 381. Suab, 6, 230-231, hd. no: 7978. Camiu's-SagTr, 2, 
257-258. Hafa, I, 211-212. 

738 Hadis igin bak: BuharT, Zekat (24). 24, Buyu' (34), 100, Itk (49), 12, Edeb (95). 16. Mus- 
lim, iman (1), 55, 194-196, hd. no: 123. Musned, 3, 402. 

739 (ATAg, 1993), s. 524-525 
Lasiyyema: bilhassa, hususan, ozellikle. 



Divan-i ilahiyyat ve Aqklamasi 1 347 



halidur. Her bir halini bir nebinun yuzunden beyan etmisdiir. 741 

Sirat-i mustaktm'e davet eden 
Munadiler nidasidir $eriat. 

Dogru yola davet eden 
Cagiranlann nidasidir senat. 

Hakikatsiz seriat gosteris, senatsiz hakikat de riyadir. Bunlann birbiriyle 
iliskisi, bedenin ruhla olan iliskisi ile kiyaslanabilir. 

Ruh bedenden aynlmca, canh beden bir ceset haline gelir. Ruh, bir riizgar 
gibi yok olur. 

islam'in kelime-i sahadeti her ikisini de igine ahr. 'Allah Teala'dan baska 
ilah yoktur' sozleri hakikat, 'Muhammed O'nun resuliidur' sozleri de senattir. 
Her kim, hakikati inkar ederse kafir, her kim de, senati inkar ederse 
mulhiddir." 742 

Hz. Omer radiyallahu anh soyle diyor: "$eriatm edeplendirmedigini, Allah 
Teala edeplendirmemi$tir." 743 

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdular ki; "Tek bir fakih, $eyta- 
na bin a bidden daha yamandir." 744 

§enatin muhafazasinin gerekliligi muhakkaktir. Ancak burada sorun aymlik ve 
gaynhgin nasil oldugu nerede hata yapildigini bilmektir. 

Menkabe, Hallac-i Mansur'un, esi-dostu tarafindan kendine tevcih edilen 

"Nigin tovbe etmiyorsun?" sualine: 

"Biz §eriatm duvarmdan bir ta$ dugiirduk, oraya ba$imizi koymamiz 
gerekdir" deyi cevap verdigini nakleyliyor. 745 HakTkatde Mansur oraya basini 
koyabildi mi ki? Bu garth sofiden sonra asirlar boyu senatin duvarma tecavuz 
ahval-i adiyeden 746 oldu, ne var ki; NesTmT mustesna, kimsenin kafasini kes- 
mediler. 



741 (MISRT, 1223), v. 60b 

742 NICHOLSON, a.g.e. s.65 

743 l'bn-i Haldun, Mukaddime, trc. Halil KENDiR, ist, 2004, s.168 
ibn-i Mace-TirmizT, ilim 

§eriat kim, saray-i Kibriya'dir 
Hakikat mulkudur, muhkem binadir 
Anin bir ta§ini her kim koparsa 
Yoluna ba$ini koymak revadir. 

Binayi dine mebnadir $eriat 

$eriatsiz Tankat sabit olmaz 

Onu Hakk ile icradir Tankat 

Tartkatsiz dahi irfan bulunmaz. 

Seyhulislam ibn-i Kemal kaddese'llahii sirrahu'l azTz 
§eriata teccavuz basit olaylardan oldu 



348 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahii sirrahu'l azTz 



Tasavvuf-senat munasebeti buyuk soffler tarafindan igice ve yekdigerinin 
aynlmaz tamamlayicisi olarak gosterilmesine ragmen, hakikatde tekke-mescid, 
dervis-zahid ikilisi olarak belirmis, imkansiz bir uyusmazhk halinde devam ede 
gelmistir. Bu ikilik ve ziddiyet bilhassa edebiyatda kendini gostermektedir: 
§eriat neyi haram kilmissa veya suf IT mekruh kabul etmisse, tasavvuf onu sem- 
bolize ederek kelimeyi aynen ahp ma'na ve mahiyetini degistirerek ogmus, 
amele ve itikada dair bircok hususlarda yeni ve cok defa baska istikametlerde 
yorumlamalara girismistir. 747 §uphesiz bu ihtilafda, basta islam dusunurlerinin 
dinin butun uygulanma kabiliyetini ve berrakhgini bozucu neticesiz 
munakasalan olmak uzere, bir yandan seriat adamlannin sertlik ve musamaha- 
sizhginin, diger yandan mutasavvifenin en ciddT ve hayati din kaidelerini ciddi- 
yetle talakkT etmeyislerinin de te'siri vardir. GarTb olan, sasirtici olan surasidir 



§6yle bir soru aklina gelebilir ve dersen: 



Tasavvuf ehli seriatta haram olan bazi seylerin helal olduguna zahib olmus gibi geliyor. 
Zira oviiyorlar. 

Mesela; §arap ve meyhaneyi, kadehi ve kadeh veren mahbubu, o mahbubun zulfiinu, 
halini ye yanagim methederler Hatta yuzundeki hatlan Kur'an-i Kerim'e tesbih ederler... 
Bunlar nedir ve ne demektir? Cevabimiz §udur: 

"Bu sofiler ziimresi; taklidi imandan, tahkiki imana gegmisjerdir. Bu sebeple onlar, e|- 
yanin zahirinden batimna, suretinden manasma gegmi§lerdir. Cumle e§yayi ashnda oldu- 
gu gibi gormu§ler bilmi§lerdir. Bu sebeple gogu sozleri mana aleminden gelir. 

§arap, demekten muratlan; marifetullahtir. Bunun sonu mahabbetullaha gider. Yani 
irfan duygusudur ve a§ktir. A§k ve mahabbet ayni manaya gelir. 

Meyhaneden murad, kamil mursidin gonludiir. Zira orasi Allah Teala sevgisinin hazi- 
nesidir. 

Kadehten murad ise; Hak talibine yaptigi ism-i Celal telkinidir. Ya da dilinden dokulen 
marifet-i ilahiye'ye dair sozlerdir. 

Salik onlan dinledikge verdikleri, zevkle mest olup, akh bir seye ermez olur... 

Mahbuba gelince; mCirsidi kamil'in kendisidir. 

Goniil; onun manevi halini tam ve her bir nak§im yerli yerinde buldugundan mahabbet 
eder. Salike; mursjd-i kamilin derununda sakh maairif-i ilahiye yuz gosterip her bir isjni, 
aynca batini sifatlanni iyice bilip anlaymca, kendisine, zahirde ki sevgiliden bin kat ustun 
goruniir. Zira bu, candir; obtiru ise ten. 

Ziilf ise, mur§idin talip mertebesine inisj ona cazip kelamlar etmesidir. 

Hal ise; miir§idin, bazi bazi, istigna alemine gegi§i ve oradaki misal denizine dah§idir. 
O anda mursid, irsaddan mustagni olur. 

Yanaktan murad ise; miirsjdin talibe gorundugii zaman, iki cihan fikrini iginden sbker 
hatta kendi vucudunu dahi yok gosterir. O da budur. 

Yuzundeki hatlan Kur'ana tesbih etmelerine gelince; soyle anlata biliriz: 

Burada yuzden murad; di§tan gorunen yuz degildir, mur§idin goniil yuzudur. Kur'an-i 
Kerim'den murad ise ahlak-i ilahiyedir. Ki o mursid: 

"Ahlak-i ilahiye ile ahlaklanmiz" Hadis-i $erifinin manasmda ozunu bulmu§tur. 
O buyuk zatlarm yukanda gecen i§aretli sbzlerden muradlan; iste bu ahlak derecesini bul- 
maktir. (NiyazT-i Misrf, Risale-i Esile ve evcibe-i Mutasavvifane, ONUNCU SUAL VE CEVA- 
Bl) 



Divan-i ilahiyyat ve Agiklamasi 1 349 



ki, butun bu gekismelere ragmen, Mahir iz Bey'in (hyt: 1950) ifadesiyle 

"Bin yildir, yani Turk'un islamiyeti kabuliinden itibaren kurulmus olan 
Musluman — Turk devletlerinde ve Turk'un gayri butun islam memleketlerin- 
de hemen her sehirde cami He beraber bir tekkenin, bir zaviyenin kurulusuna 
sahit oluyoruz" ve kimse bu zahin beraberligi gorerek igbirligini de saglamaga 
tesebbus etmiyor. Oyle ki, bugun bile Mehmed Akif Ersoy gibi birisi igin bile 
"Maalesef tasavvuf nesvesi yok" deyip dolayisiyle "Gef onu!" demek isteyen 
tarikat mensubu ciddT, munewer kimseler goruyoruz. Diger tarafdan 
Muhyiddin ibn'ul Arab! kaddese'llahu sirrahu'l-aziz hakkindaki munaka§alar 
Kemalpajazade gibi "Mijfti-us-sakaleyn" unvani verilen bir buyuk alimin fetva- 
sina ragmen durmami?, VanT-zade'nin Mevlana ve butun mutasavvife aleyhin- 
deki hukumleri zamanimizda dahi munakaja edilegelmi§tir. 
Yenijehirli Avni Bey: 

HakTkat-i cihet-i kalb-gahi bilmezler 
Namaza hazir olurlar huzura bakmazlar 

derken kimlerden yakiniyor ve neyi ifade etmek istiyordu? 

Zahid bu burudetle eger duzaha 748 girsen 
Bir lule duhan 749 yakmaga ate$ bulamazsin 

diyen §airin da'vasi ne? Diger taraftan: 

Irz ehli olan sarho§a meyhane yaki§maz 
Hatirh §i§e raf u dolabinda gerekdir 

diyen §air ve; 

Gel seninle edelim ehl-i fesadi taksim 
Baba Sultani sana vu koca $eytam bana 

diyen §air kimleri kasdetmektedir? 

Ashnda bu dort beyitin muhtevasi da §eriatin hudutlan iginde bulunmakta- 
dir. Butun mesele baki§ zaviyesindedir ki, bu zaviye iki olup biri tekke digeri 
mesciddir. Mahir iz, bu ikisinin bir olmasi gerektigini, ashnda da bir oldugunu 
ileri surmus, buyuk sofilerden deliller getirerek onlan ayetlerin ve hadTslerin 
muvacehesinde degerlendirmistir. HakTkatde, Muallim Naci'nin: 

Bir harfimizin mahreci ta'ytn olunurken 
Ma'na yerine arbede 750 fikmisdi ifinden 



Diizah: f. Cehennem. Tamu. Mc: Keder. Kiilfet. 



Duhan: Duman. Tutiin. 



350 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahii sirrahu'l aztz 



beytinde ifade edildigi gibi, tasavvufun ve senatin mahrecinde ittifak yerine 
bir kuru gurultu asirlarca devam etmis, §uphesiz bundan zarar goren ummetin 
seriat ve tasavvuf anlayisi olmustur. 

Otedenberi "SunnT tasavvuf" diye adlandinlan bir cereyanin yaninda sunn! 
ve hatta bir kisim §i'?-Cafer? ulemanin bile reddettigi bir tasavvuf cereyani daha 
vardir ki, hicbir kayit tanimayisi ve telkin ettigi mesreb ve hukumler bakimindan 
sairane olusu dolayisiyla edebT muhitlerde tutunmus ve butun klasik edebiya- 
timizi buyuk nisbette etkilemistir. Bu ikincisi batinTligin mahsuludur. Usui baki- 
mindan tam ma'nasiyle zevzekligi, mubalatsizligi 751 ; tatbikat cihetinden de kayit 
tanimazhgi, butun sen muesseselere dolayh olarak ve bazan da acikdan aciga 
tecavuzu, tehzili 752 belirtici vasif edinmistir. BatinT cereyanlann en buyuk ozel- 
ligi olan te'vil, bu cereyanin bilhassa edebiyatta arkasina saklandigi husus ol- 
mustur. Gide gide butun tarikatlere nufuz eden batinT tasavvuf onlardan 
bazilarmin huviyetini taninmaz hale getirmis, bazilanna da bambaska huviyet 
kazandirmistir. 753 

islam'da hakfkat, hikmetve §eri'at aynmi yapanlar, islam'i parcalama pesin- 
de olanlardir. Bunu Allah Teala adma yapanlar ise dupeduz islam'a ihanet et- 
mektedirler. Zira islam'da hakTkat- sen'at, akil sen'at, din-dusunce, ilim ve bilim 

i 754 

aynmi yoktur. 

Bu soylenen sozler hakikatin kendisidir. Hicbir ehl'ullah bunun dismda bir mana 
tevehhum edecek soz soylememistir. Belki soylenen zahirin aldaticihgidir. 

"Size gergek fakihin/alimin kirn oldugunu haber vereyim mi?" sualini sora- 
rak baslayan Hz. AN kerreme'llahu veche, gercek fakihin/alimin bariz husu- 
siyetini su sozleriyle ortaya koymaktadir: 

"insanlan Allah Teala 'nin rahmetinden umitsizlige sevketmeyen, Allah Te- 
ala' nm azabmdan onlan em in kilmayan, ilaht yasaklar konusunda onlara 
ruhsat kapismi agmayan ve Kur'an-i Kerimi birakip da ba§ka bir §eye ragbet 
etmeyen kimsedir. Haberiniz olsun, anlayi$ ve kavrayi$m olmadiai bir ilimde 
hayir yoktur. Dikkat edin, du$Unup ibret dersi gikanlmayan bir Kur'an-i Kerim 
okuyugunda hayir yoktur. Yine tefekkurun olmadigi bir kullukta da hayir yok- 
tur" 755 

En buyuk felaket, Allah Teala'nin emir ve yasaklanni bilmemektir. Bu se- 
beple muslumanin birinci derecede vazifesi cehaletini yok etmek ve ozellikle 
fikih bilgisinde kuvvetli olmaktir. §eytanin en buyuk dusmani, Allah Teala'dan 
korkan alimlerdir. Bir alimin yasamasi seytana karsi bin abidin yasamasindan 
daha tehlikelidir. Cunku seytan, insanlara kufur yolunu, Allah Teala'ya taat ciz- 

Arbede: Cidal, kavga, patirti. 

Miibalat: Kayirmak. Dikkat etmek. itina gostermek 

Tehzil: (c: Tehzilat) Zayiflatma. Alaya alma. Alay §ekline sokma. 

753 (CAVUSOGLU, 1981), s. 120-123 

754 (ATAY, 1 : 2 2003), s. 37 

755 KuleynT, age., I, 86. Aynca bkz. ibn Abdilberr, age., II, 811; SuyutT, age., s. 211. (GULER) 



Divan-i ilahiyyat ve Aciklamasi 1 351 



gisinden disan cikmayi, sapik yollan emreder. Fikih bilgini imam ise, Allah Tea- 
la'ya itaati emr eder, insanlan seytanin yolundan uzaklastinp Allah Teala'nin 
yoluna yonelmelerini emr eder. Cahil olan abTdde, bu sayilanlardan hicbiri go- 
rulmez. Cahil olan abid bunlardan hicbirini yapamaz. 

Velilik derecesine ulassa da, bir fikih bilgini boyle cahil bir abidden daha 
ustundur. Seytan cahil sofuyu yoldan cikarmakta zorluk cekmez. 

Rivayet edilir ki, biri alim digeri cahil olan iki adam cahil bir seyhe intisab 
ederek ondan ders aldilar, ibadet ettiler ve velilik derecesine ulastilar. Bir gun 
seytan, alim olana havada bir cennet gosterdi ve: "Bu cennet senindir. Yalniz 
bir sartla. §eyhini, nebilerden daha ustun tutacaksm." dedi, O da soyle cevap 
verdi: "suphesiz hicbir veli nebiler derecesine ulasamaz. Belki bir nebi, biitiin 
velilerden ustundur." Bu soz uzerine seytan, o alimden umidini kesti. Sonra 
ayni cenneti cahil olan veliye gosterdi. Ona soylediginin aynisini arkadasina da 
soyledi. Cahil olan arkadasi ise, o cenneti elde edebilmek icin seyhini nebilere 
ustun tutarak, mertebesinden dustu. Sonra seytan seyhinin yanina giderek 
aralannda gecenleri anlatti. Seyhi abide: "ilim ogren, zira velilik bir kimsede 
ilimsiz olarak yerle§mez," dedi. 756 

Fikihsiz bir tasavvuf zindikhga, 757 tasavvufsuz bir fikih fasikhga goturur. Fikih ve 
tasavvuf, zahir ve batin beraber olunca hakiki ilim meydana gelir." 

Ahmed Rifai kuddise sirruhu'l-azTz der ki; "TarTkat, ayn-i seriat, seriat ayn-i 
tartkattir. Aralarmdaki fark lafizlardan ibarettir." 

"Seriat, ilia lazimdir. Seriat olmadan TarTkat olmaz." 758 

"Et-tarikatii ve'l-haktkati hadiman-i $eriah" TarTkat ve hakikat seriatin hizmet- 
?isidir. 759 

imam Malik Hazretleri soyle buyuruyor: "Tasavvuf bilmeyenler zmdik olur, 
seriat bilmeyenler kafir olur." 760 

Haci ismail Hakki ihrami kaddese'llahu sirrahu'l-aziz SivasT seriat ve tankat hak- 
kinda buyurdu ki; 



imam Burhanuddin Ez-ZernucT, Ta'lim ve Muteallim, trc. Y. Vehbi Yavuz, ist, 1993, s.19 
Zmdikhk: Mani'nin Zerdujtun kitabi Avastayi kendi goru§une gore yorumladigi (Zendi 
Avesta) igin zmdik denilmistir. islam? donemde ise Zend kelimesi zmdik olarak donu5turul- 
mu§ ve islam oncesi kitaplan kendi goriislerine gore yorumlayan Maniheistlere denilmi§tir. 
Terim EmevTIerin son zamanlanndan itibaren belirginlesmeye basjamistir. Once 
Maniheistler icin kullanilmis, daha sonra Mazdekileri ve diger iran dinlerini de ihtiva ede- 
cek §ekilde geni§lemi5tir; Marsiyoncu, Mazdekgi, DeysanT ve ozellikle Maniheist olanlara 
deniyordu. Fakat VIII. ve IX. yuzyillarda AbbasTler zamaninda zmdikhk ile ozel olarak 
Manihesistler kasdedilmi5tir. (Bkz.Cahiz, el-Hayavan, I, 55). Bu konuda gok degerli cahsma- 
lar yapilmi§tir. bkz. Ghulam Huseyn Sadighi, Les Mouvements Religieux Iraniens au ll'e et 
lll'e Siecel de I'Hicre, Paris 1938, s. 84-85; Abdurrahman Bedevi, el-ilhad fi'l-islam, Kahire 
1945, s. 32-34; Ahmet Yasar Ocak, Zmdiklar ve Zmdikhk, istanbul 1998, s. 6 vd; Melhem 
Chokr, Zmdikhk ve Zmdiklar, trc: Ayse Meral, istanbul 2002, 71-99. 

Mustafa ismet Garibullah, Risale-i Kudsiyye Tercumesi, istanbul, 2003, c.l, s.291 
759 Muhammed Hikmet Efendi, Marifet-i ilahiyye TarTkat-i Aliyye, ist, s. 17 
750 I'NANCER, OmerTugrul, Sohbetler, ist, 2006, s.116 



352 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahii sirrahu'l aztz 



"$eriati gozetmeyenin tarikati olmaz. " 

"Bu yolun evveli seriat, ortasi tankat, sonu yine seriat." 

"Garda§lanm! Bizim tartkatimiz ne kadar biiyiirse buyusun, ne kadar incelirse 
incelsin, §eriattan kil kadar aynlmasma imkan yoktur" 

"$eriatta kil kadar noksani olanm, havada ugtugunu gorurseniz, vurup karta- 
dmi kirm. istidragtan 761 ba§ka bir§ey degildir." 762 

Hz. AN kerreme'llahu veche buyurdu ki; "insanlar, dunya hayatlarmi geli$tirme 
adma dinlerinin esaslarmdan bir §ey terk edecek olurlar ise Allah Teala, ya§adik- 
lari §artlarm daha beterini onlara musallat eder" 763 

Seriat enbiyanm sunnetidir, 
Kamunun ihtidasidir $ertat. 

§eriat nebilerin sunnetidir, 
Hepsinin hidayetidir seriat. 

Ehlu'llah'in, alimlerin gittikleri yol Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin yolu 
oldugu gibi, hidayet vesilesi olduklan husustur. 



"Alimler nebilerin varisleridir. 



It 764 



Muhyiddin ibn'ul Arab! kaddese'llahu sirrahu'l-aziz buyurdu ki; 
[Ey kardesim! Allah celle celaluhu askina, sana soylediklerim konusunda, bana 
karsi insafh oil Hig kuskusuz sen, Hz. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Cenab-i 
Hakk'a celle celaluhu ait olarak rivayet edilen; sevinmek (el-ferah), gulmek (ed- 
dihk), hayrete dusmek (et-te'accub), neseli olmak (et-tebesbus), kizmak (el- 
gadab), tereddut etmek (et-tereddud), hoslanmamak (elkerahe), sevmek (el- 
mahabbe), arzu etmek (es-sevk) ve benzeri sifatlardan sahih olanlan bir araya 
getirdin ve bunlara iman ve tasdikin vacip oldugunu kabul ettin. 

Nitekim Hz. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemden rivayet edildigi sekliy- 
le, velilerin kalblerine, bu ilahT makamdan (elhadratu'l-ila hiyye), sadece Allah 
Teala'nin bildirmesi ile bilecekleri ve Allah Teala'nin musahede ettirmesiyle 
musahede edecekleri ilahT bir tarif, tecellT ve kesif olarak bazi lutuflar (nefehat) 
esmis olsa, bunlann hepsine sen de, ben de inaninz. Fakat benzeri bir seyi, bir 



Allah Teala'nin dinsizlerin kufrunu artirmak icin verdigi harikulade i§ler. 
752 (ALTUNTAS, 2007), s. 265-270 

Hz. Ali'ye nisbet edilen bu soz icin bkz. Ebu Hibetillah ismail el-Hasentel-Ezhen, Tahzfru 
ehli'l-tman ani'l-hukmi bi gayri ma enzele'r-Rahman (Mecmuatu'r-resaili'l-munTriyye icin- 
de), nsr. Muhammed Emm, Beyrut 1970,1,155. (GULER) 
754 BuharT. ilim. 10: Ebu Davud. him. 1: Jbn. Mace. Mukaddime. 17; Darimi. Mukaddime. 
32; AclunT kiitub-i sitte imamlannin Ebu Derda'dan rivayet ettiklerini belirtir. Aynca Tbn. 
Hibban ve Hakm'in sahih savdiklarmi KattanT nin de "Hasen" kabul ettigini soyler. Bkz. 
Acluni, 11/64 



Divan-i ilahiyyat ve Aciklamasi 1 353 



veli soylediginde, el-Cuneyd'in de soyledigi gibi, ona zindik demez misin? Ona, 
bu puta tapan musebbihedendir, demez misin? O, Cenab-i Hakk'i celle celaluhu 
mahluklann sifatlanyla nasil tavsif eder demez misin? AN b. el-Huseyn'in 
radiyallahu anhm dedigi gibi, o puta tapanlardandir, diyerek onu oldurmez mi- 
sin? Veya ibn Abbas'in radiyallahu anhm dedigi gibi, onun katline fetva 
vermezmisin? 

O halde sen Allah celle celaluhu hakkinda (rivayet edilmis olan sifatlan), her 
ne kadar el-Es'an, kendi zanninca cesitli tenzih yonleriyle te'vTI etse de, akIT de- 
lillerin muhal gorerek te'vil'ini kabul etmedigi konulan Hz. Rasulullah sallallahu 
aleyhi ve sellem isittiginde, hangi kuralla onlara iman edip, kabul ediyorsun? 
Burada insaf nerededir? Halbuki ilahT kudret'in, nebilere verdigi sir ilimlerini, bu 
velT'ye de verecek kadar genis oldugunu kabul etmelisin! f^unku bu, nubuvvetin 
hususiyeti eriyle ilgili degildir. Aynca kanun koyucu (durumunda olan Hz. 
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bunu ummetine yasaklamamis ve bu ko- 
nuda bir sey soylememistir. Aksine; "Muhakkak ki (eski) ummetler iginde 
muhaddesler (ilhamh kisiler) vardi. Eger ummetim iginde bunlardan buluna- 
caksa (ki suphesiz bulunacaktir);on/ordon birisi de, Omer'dir." 765 buyurmus- 
tur. Bununla Hz. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin ummetinden, nebi ol- 
madigi halde ilham alacak olan kisiler olacagini isbat etmistir. Bu sekilde ilhama 
mazhar olmus olan kisi, helal veya haram olarak hukum verme yetkisinin disin- 
dadir. ^unku kanun koyma yetkisi, nubuvvetin ozelliklerindendir. Halbuki ilahT 
ilimlerin inceliklerine vakif olmak, sadece kanun koyucu nubuvvetin ozellikle- 
rinden degildir. Aksine bu, rasul, veli, tabi olan ve tabi olunan turn kullar icin 
gecerli olan bir husustur. 

Ey dostum! Senin insafin nerede? Allah Teala'nin salih kullannin deccallan 
ve velilerin fir'avnlan olan fukaha ve fikir erbabinda boyle seyler yokmu? 766 
Halbuki Cenab-i Hakk celle celaluhu aramizda bulunanlar icerisinde seriatiyla 
amel edenler ve iyi amellerinin sonucu olarak, onlara ogretmegi uzerine aldigi 
ilimlerle ilgili; 

"Allah Teala'dan sakmm! lira size Allah ogretiyor. Ve Allah her seyi bilir." 767 
"Allah Teala'dan sakmirsaniz, O size iyiyi kotuden ayirdeden bir olgu (furkan) 
verir." 768 buyurmustur. Omer b. el-Hattab radiyallahu anh ve Ahmed b. 
Hanbel radiyallahu anh bu makamin kutuplanndandir. Nitekim Hz. Rasulullah 



Hadis degisjk lafizlarla Hz. Ai§e (r.), Ebu Hureyre (r.) ve Ebu SaTd el-Hudrt'den (r.) rivayet 
edilmistir. Hz. Aije (r.) rivayeti icin bak: Muslim, Fedailu's-Sahabe (44), 23, hd. no: 2398. 
TirmizT, Menakib (50), 18, hd. no: 3693. Musned, 6, 55. Ebu Hureyre (r.) rivayeti icin bak: 
Buhari, Fedailu Ashabi'n-Nebi (62), 6. Hadisin Ebu SaTd el-Hudn (r.) rivayeti icin bak: 
Zevaid, 9, 69. Aynca bak: §erhu Nehci'l-Belaga, 12, 177. Bir rivayette Hz. Ali (r.); "Mumin, 
muhaddes tir." demi5tir. Bak: §erhu Nehci'l-Belaga, 20, 320. 

Bu sozun aciklamasi icin bak: Futuhat, I, 272, (Thk. O. Yahya, 4, 224-227.) Aynca bak: 
Kelimat, 36-38. 

757 Bakara, 282 

758 Enfal, 29 



354 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l azTz 



sallallahu aleyhi ve sellem Cenab-i Hakk'in celle celaluhu Omer b. el-Hattab 
radiyallahu anha vermis oldugu bu gucu hatirlatmak uzere soyle buyurmustur: 

"Ey Hattab oglu! Nefsim elinde bulunan Allah Teala'ya yemin ederim ki, 
§eytan, senin gittigin bir yolda, asla karsma cikmazda, senin yolundan baska 
biryola yonelir." 769 Bu, masum olan Hz. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem 
sehadetiyle, Hz. Omer radiyallahu anhin ismetine delalet etmektedir. Ve biz ke- 
sin olarak biliyoruz ki, seytan bizi yalniz batil bir yola goturur. Ve bu yol da, Hz. 
Omer radiyallahu anhin girmedigi bir yoldur. Hz. Omer radiyallahu anhin girmis 
oldugu hak yollar ise, ancak nas ile (sabit) olan yollardir. Zira o, hakk ugrana 
atildigi ve girmis oldugu yollann hie birinde, Allah celle celaluhu icin, hie kimse- 
nin kinamasina da aldins etmeyenlerdendi. 770 Nefislerin tahammul ve kabul 
etmedigi, reddettigi ve itici oldugundan; her hususta hakk'i gozetmek zor ve 
nefislere kabul ettirmek guctur. iste bu sebebten Hz. Rasulullah sallallahu aley- 
hi ve sellem, Hz. Omer radiyallahu anh hakkinda soyle buyurmustur: 

"Allah celle celaluhu Omer'e rahmet etsin. Acida olsa, daima hakki soyler. 
Nitekim Hakk ona dost birakmadi." m Hz. Rasulullah sallallahu aleyhi ve 
sellem hem zahiren, hem de batmen dogru soylemistir. Hz. Omer radiyallahu 
anhin bir dostunun olamamasinin zahiri sebebleri; 

insafsizhk, 

Bas olma sevdasi, 

Kisinin Cenab-i Hakk'a kullugu birakmasi, 

Kendisiyle ilgili olmayan seylerle mesgul olmasi, 

Kendisine emrolunanlan birakmasi, 

Kendi kusurlan yerine insanlann kusurlanyla mesgul olmasidir. 

Hz. Omer radiyallahu anhin bir dostunun olamamasinin batini yonu ise, Hz. 
Omer radiyallahu anhin kalbinde, Cenab-i Hakk celle celaluhu'den baska bir 
dostun kalmamasi ve Cenab-i Hakk celle celaluhu'den baska hie bir kimseyle 
iliskisinin kalmamasi demektir.] 772 

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki; 



Hadis farkli lafizlarla Ebu Hureyre (r.) ve Ebu Satd el-Hudn'den (r.) rivayet edilmijtir. Ebu 
Said el-Hudn (r.) rivayeti igin bak: Buhart, Bed'ul-Halk (59), 11, Fedailu Ashabi'n-Nebi (62), 
6, Edeb (78), 68. Muslim, Fedailu's-Sahabe (44), 22, hd. no: 2396. Musned, 1, 171, 182, 
187. Hadisin Ebu Hureyre (r.) rivayeti icin bak: Muslim, Fedailu's-Sahabe (44), 22, hd. no: 
2397. 

Nitekim Hz. Omer'in (r.) ilk defa getirmi§ oldugu yeniliklerin sayisimn 150 civannda 
oldugu soylenmektedir. Bak: [Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemi Anlamak: See- 
med ve Ele§tirel Yakla§im veya Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemi Anlamak, Dog. 
Dr. i. Hakki UNAL, I.A.D. Hadis-Sunnet Ozel Sayisi (M. Tayyip Okig ve A. Ebu Gudde Arma- 
gani), c. 10, sy. 1-2-3, sh. 42-58, Ankara, 1997.]s. 49. 

Hadis Hz. Ali'den (r.) rivayet edilmistir. Bak: TirmizT, Menakib (50), 20, hd. no: 
3714.Aynca bak: Hafa, II, 183. 
772 (ATAC, 1993), s. 469-470 



Divan-i ilahiyyat ve Aciklamasi 1 355 



"Act da olsa gergegi soyle." 773 

Huda'nm leyle-i Mi'rac icinde, 
Habibine atasidir sertat. 

Huda'nm Mi'rac gecesin icinde, 
HabTbine ihsanidir seriat. 

Yirmiuc Vila dek Ceb ratlin 
Ana vahy-i Huda'sidir seriat. 

Yirmiuc yila yakin CebraTlin 
Ona Huda vahyidir seriat. 

Cihanda goktur enva-i ulumun 
Kamusunun humasidir seriat 

Cihanda coktur ilmin siniflan 
Hepsinin saadetidir §enat 

§eriat hukukT meseleleri haizde oldugu icin dunyanin duzeninin saglanmasinda 
etkin rolu vardir. Adalet ve hukuk sistemi cezayida icinde banndirsa da huzuru 
saglamasi acisindan elzemdir. 

Bu nefs-i kafiri katletmek icin 
Hakk'm hukm-i kazasidir seriat. 

Bu kafir nefsi oldurmek icin 
Hakk'm hukm-u kazasidir seriat. 

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki; 

"Nefsini kotuleyen kis'iye ne mutlu" 774 kotulemekten murat onu terbiye etmek 
icin gayret gostermektir. Nefis mucadelesi neticesinde bir bedel odenir oda nefsin 
olmesi demek olan ruha tabiyetidir. 

"Ey temiz akil sahipleri! Kisasta sizin icin bir hayat vardir. Omit edilir ki, koru- 
nursunuz. 775 

Nefs 



773 Ahmed b. Hanbel, Musned, V, 159; ibn Hibban, SahTh, II, 76 (361); Ebu Nu'aym, 
Hilyetu'l-evliya, I, 168; ibn Asakir; Tarihu Dime§k, XXIII, 278; Kuda'T, Musnedii'5-sihab, I, 
378 (422, 651) Ebu Zerr'in merfu olarak rivayet ettigi hadisin sahitleri de bulunmaktadir. 
Bilgi icin bkz. AclunT, Kejfu'l-hafa, II, 884 (1890). (UYSAL, 23 Bahar 2007 ) 

Beyhaki Suabu'l iman. 111/225: Sehavi. 443: Deylemi Enesten merfu olarak. Bezzar da 
Hasen olarak rivayet etmisjerdir. Bkz AclunT. 2/46 
775 Bakara, 179 



356 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l aztz 



islam filozof ve mutasawiflan insan sahsiyetini uclu bir sistem olarak ele 
ahp, inceliyorlar: Zihin, Kalp ve Nefis. Kur'an-i Kenm'in onlara 151k tuttugunu 
acikca goruyoruz. Bati felsefesi, insan sahsiyetinin merkezine zihni koymus, 
kalp ve nefis unsurlanni ihmal etmistir. Boyle bir yol izledigindendir ki, insan 
"zihin"i hakkinda, doyurucu neticelere ulasamamislardir. 776 



Nefs, Arapca bir bir kelime olup koku "j» Js j" harflerinden olusmaktadir. 

"Ne-fe-se" kelime kokunden turetilmistir. Bu kelimeye su anlamlar verilmistir: 
"Nefs; bir seyin zati, varhgi, kendisi, ruh" anlamlannda kullanilmistir. Aynca 
nefs kelimesi "bir seyin hakikati, butunlugu, ruh anlamindadir." Bu temel an- 
lamlann yam sira bu kelimeye verilen diger anlamlar ise "kan, kardes, 
dabaglama kazani" dir. 

Nefs kelimesi Turkceye nefis seklinde gecip genis bir kullanim alani kazan- 
mistir. Turkcede nefis kelimesine verilen anlamlar ise "6z varhk, insanin yeme 
icme gibi ihtiyaglannin butunu, isteklerine uymak, gunah islemek" tir. 

Felsefe literaturunde ise nefs "insanin varhginin bedensel ya da daha gok bi- 
yolojik ihtiyaglannin butunune verilen ad, insani dunyadaki gegici varhklara, 
gosterise, maddeye tutkulara yonelten, bundan dolayi da her zaman iradenin 
kontrolu altinda tutulmasi gereken bir ig egilim olarak tanimlanmistir." 

Arapga sozluklerde gordugumuz nefs kelimesine verilen ruh anlami mecazi 
bir anlamdir ve sonradan bu kelimeye yuklenmistir. 

Nefs kelimesi insanin varhgini, hakikatini, kendine hashgini ifade etmektedir. 
Bizzat insanin kendisi anlamindadir. Nefs kavraminin istilahi anlamina bakildi- 
ginda ruh ve nefs ozdesligi ile karsilasilmaktadir. Ancak bu gorus daha sonradan 
nefs kelimesine yuklenen bir anlamdir. Bu gorusun olusmasmda dualist insan 
anlayisinin benimsenmesinin buyuk etkisi vardir. 

Kur'an-i Kerim'de nefs kelimesi ruhtan ayn bir anlamda kullanilmis olmasina 
ragmen tarihi suregte bu kullanim dikkate ahnmamistir. Ozellikle bu iki kavrami 
ozdes olarak kullananlar kelamcilardir. "Ruh, neseme ve nefs ayni anlamda 
musterek isimlerdir. Bununla, bedene uflenen ve bedeni yoneten sey kastedil- 
mektedir." 

Kelamcilara gore genel olarak ruh ve nefs kelimeleri ayni anlamda kullanil- 
mistir. Ancak filozoflara gore bu iki kavram birbirinden farkhdir. "Ruh cisimdir, 
nefs cisim degildir. Ruh bedenin igerisinde, nefs ise bedenin iginde degildir. 
Ruh bedeni terk ettiginde yok olur, nefsin ise bedendeki faaliyetleri yok olur 
fakat onun ozu yok olmaz. Nefs bedeni hareket ettirir ve onu hislere ulastmr, 
ruh bunu his olmadan yapar. Nefs, bedene ve hayata ruh vasitasiyla ulasir, 
ruh ise bunu aracisiz yapar." 

Gazali ruh ve nefs konusunda kelamcilann gorusunden ziyade filozoflann 
gorusunu benimsemistir. Gazali'ye gore nefs ve ruh kavramlannin iki anlami 



776 (BAYRAKLI, 2002), s. 19 



Divan-i ilahiyyat ve Aqklamasi 1 357 



vardir: "Bu kavramlarla insanm ruhu kastedildigi gibi, kalp ve gogsiin sol ya- 
nmda bulunan et pargasi, ruh He cismani kalbin boslugundan dogan latif ci- 
sim, nefs He insandaki gazap ve sehvet kuvvetlerini igerisine alan yani insanm 
kotii sifatlan kast edilir." 

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki; 

"Bilin ki beden iginde bir et pargasi vardir. Bu et pargasi sihhatli olursa 
beden de sihhatli olur: O bozulursa beden de bozulur. Bu et pargasi kalptir" 77 

Ruh ve nefs kavramlannin birbirinden farkh oldugu gorusunu savunanlardan 
bir grup ise sufilerdir. Genelde nefsi kotuluklerin kaynagi olarak gorurlerken 
ruhu iyiliklerin kaynagi olarak kabul etmektedirler. Sufilere gore sehvetin ve 
kotu arzulann kaynagi beden yani nefs iken, ruh insani erdemlerin kaynagidir. 
Bu anlayisin sonuglanndan biri de ruhun yuceltilip ustun gorulmesi, bedenin ise 
asagilanmasi ve isteklerinin yerine getirilmemesi gerektigi anlayisidir. Nefsin 
egitimi, ancak isteklerinin yerine getirilmemesi ile mumkundur. Dogrusu bu an- 
layisa Eflatun'un ruhu ide kabul etmesinin ve Hint felsefesindeki ruhun ustun- 
lugunun kaynakhk ettigi gorulmektedir. 

Kur'an-i Kerim'de Nefs Kavrami 

Kur'an'da "^y Js j" kokunden turetilmis iki fiil kullanilmaktadir. Bunlardan 

birincisi 

"Agarmaya baslayan havaya and olsun ki" 77& ayetinde sabahm olmasini, 
havanm agarmasini ifade eden "teneffese" kahbi, diger kullanim ise 

"iyiseylerde yansanlar, bunun igin yanssmlar" 779 

ayetinde gegen "yetenafese" fiilidir ki bu fiil insanlann yansmasi anlaminda 
kullanilmistir. Kur'an'da nefs kelimesinin gegtigi ayetler dikkate almdiginda ve 
butunluk igerisinde degerlendirildiginde gorulmektedir ki Kur'an'da nefs keli- 
mesine insan, birey, kimse, o veya onlar zamiri olarak cins, zihin anlamlan yuk- 
lenmistir. 

"Hernefis bliimii tadacaktir." 780 

"Her nefsin kazandigi kendisinedir." 781 

"... Allah Teala'nm yasakladigi nefse haksiz yere kiymaym..." 782 

Yukandaki ayetlerde gegen "nefs" kelimesinin anlami insan, birey, insanm 
varhgini ifade etmektedir. Bu ayetlerde gegen nefs, dualist insan anlayisina ha- 
kim olan nefs-beden ikiligini ifade eden tarzda anlasilmaktadir. ^unku bu anla- 
yista nefs olumsuzdur. Oysa Kur'an-i Kerim israrla nefsin blumlij oldugunu, 



777 BuharT. iman. 39: Muslim. Musakat. 107: ibn Hanbel. IV/271.275: 
778 Tekvir, 18 

779 Mutaffifin, 26 

780 Al-i imran, 185 

781 6 En'am, 164 
782 En'am, 151 



358 | NiyazT-i Misri kaddese'llahii sirrahu'l aztz 



olumu tadacagmi vurgulamaktadir. Fakat Razi bu ayette gegen nefs kelimesini 
filozoflann anladigi tarzda dualist bir yaklasimla ele almaktadir. Ayette gegen 
nefs kelimesinin beden oldugunu iddia etmektedir. Ruh ise bedenin olumun- 
den sonra varhgim devam ettirmektedir. 

Kur'an'da nefs kelimesinin donuslu zamir olarak kullanildigi ayetlerde bu- 
lunmaktadir. 

"Onlar fena bir sey yaptiklarmda veya nefslerine zulmettiklerinde Allah 
Teala'yi anarlar, gunahlarmin bagislanmasmi dilerler..." 783 

"...Fakat onlar bize degil sadece nefislerine kotuluk ediyorlar." 784 

"Allah Teala ortlara zulmetmiyordu. Fakat onlar nefislerine zulmediyorlar- 
di." 785 

Yukanda ornek verdigimiz ayetlerde gegen 'nefislerine' kelimeleri donuslu 
zamir olarak kullanilmistir. Ancak bazi ayetlerde gegen nefs kelimesi 

"Allah"a izafe edildigi icin mufessirler arasinda gorus ayrihklanna neden ol- 
mustur. Bu ayetler sunlardir: "Sen nefsimde olani bilirsin, fakat ben senin nef- 
sinde olani bilmem." 78S 

"Seni kendim igin elgi segtim." 787 

"Rabbiniz kendine rahmeti yazdi. " 788 

Nefs kelimesinin kullanildigi bir diger anlam ise zihin, akil, suurdur. Bu an- 
lami ifade eden ayetlere ornek ise: "Onlar yalmzca kendilerini saptmrlar." 789 

"Onlar nefislerinde gizledikleri seyden dolayi pisman olacaklardir." 790 

"Biliniz ki Allah nefislerinizde olani bilir." 791 

Yukanda ifade ettigimiz ayetlerde gegen nefs kelimesi insanin zihnini, du- 
sunce gikunu, bilingliligini ifade etmektedir. Nefs kelimesinin bir diger anlami 
ise cins, turdur. Asagida ornek olarak verecegimiz ayetlerde gecpen nefs kelime- 
si insan cinsinin, yaratiklar arasinda ayn bir tur oldugunu ifade etmek igin kul- 
lanilmistir. 

"Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da esini yaratan ve iki- 
sinden de birgok erkekler ve kadmlar uretip yaratan Rabbinizden sakmm." 792 

"O sizi bir tek nefisten yaratandir." 793 

"Sizi bir tek nefisten yaratan ondan da yanmda huzur bulsun diye esini ya- 



783 AI-i imran,134 

784 ... ,--, 

Nisa, 57 

785 Ankebut, 40 

786 Maide, 16 
787 Ta-Ha,41 

788 r , r . 

En am, 54 

789 Nisa, 113 

790 Maide, 52 

791 Bakara, 235 

792 Nisa, 1 

En am, 98 



Divan-i ilahiyyat ve Aciklamasi 1 359 



ratan O'dur." 794 

Bu ayetler, Havva'nin Adem aleyhisselamdan yaratildigina dair bir anlayisi 
ifade etmez. Bilakis onlann ayni cinsten yaratildigmi yani insan cinsine, turune 
has olarak yaratildiklanni ifade eder. Razi bu konuda iki gorusun oldugunu bil- 
dirir. Bu goruslerden ilki Havva'nin Adem aleyhisselamdan yaratildigi, ikincisi 
ise Adem aleyhisselamin cinsinden Havva'nin yaratildigidir. 

Cihad-i ekber eden ehl-i diller, 
Kulubunun safasidir sertat. 

Buyuk cihad eden gonul ehilleri, 
Kalplerin safasidir seriat. 

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki; 

Ummetim hakkmda endive ettigim hususlarm en korkung olani; heva ve he- 
vese uymak ve tul-i emeldir. Nefsin arzularma uymak insani hak yoldan sapitir. 
Tul-i emel ise ahireti unutturur. " 795 

"Kiigiik cihattan biiyuk cihada donmus bulunuyoruz" soziine karsilik buyuk 
cihadm ne oldugu sorulunca; Dikkat edin o, nefis mucadelesidir" buyurdu. 796 

Tarikat karbanmm onunce, 
Delil-u muktedasidir seriat. 

TarTkat kervaninin onunce, 
Uyulacak delililidir sertat. 

Tarikatin seriatin zahirinden ayn olmasi gibir vasfi olmadigi gibi, tarikat seriati 
yasmada hakikisine ulasmayi ve ihlasi saglamasi acisindan vucudun kollan gibidir. 
§eriatsiz tarikat colak insan gibidir. 

Hakikat aerci Sultanhktir amma, 
Onunde qnm livasidir sertat. 

Hakikat gerci Sultanhktir amma, 
Onun onunde sancagidir sertat. 

Savasta kazanilma isareti sancagin goge cekilmesidir. Hakikat sultanhk olmasina 
ragmen seriat sancagmi indirenler icin devlet olma nasibi yoktur. Devletin gucu 
sancagin durusunda gizlidir. 

Sertattan velt yad olmaz asla, 

794 A'raf, 189 

Suyuti. Camiu's - Sagir. 1/50: AclunT. 1/68-89: ibn. Adiy Cabirden farkh bir ifadeyle rivayet 
etmi§tir. Taberanide Kebirinde Avf b. Malikten nakletmi§tir. 

SuyutT. Cami'us-SagTr. 11/253: ibn. Hacer. ibn. Aliyenin sozii olarak rivayet ederken. Irak? 
ve BeyhakT zayif bir senedle Cabirden rivayet etmisjerdir.; bkz. AclunT. 1/424. 425 



360 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l aziz 



Veltnin asinasidir senat. 

§enattan veil ayn olmaz asla, 
VelTnin asinasidir seriat. 

Hemen bu hususda lazim olan budur ki onlara murid ve onlardan salik ol- 
mayip teslTmle onlardan irsad olamayalar. ZTra bu mukarrerdir ki seriat ve 
tarikatle amel etmeyip ve sabikan zikr olunan uc alamet-i veil bulunmayan ki- 
mesneden dervis hali irfanla behremend (nasibi olan) ve ber-murad olamayip 
a'mal-i saliha ve ibadat-i zahireyi bulunmakla el-iyaz-u billah giderek delalete 
ve ilhada ve yanlis i'tikada dusmek havf-i vardir. ZTra tank-i Hakk'da ukubat ve- 
ya kalacak yerler cokdur. Kalb bir kere meyl etdikten sonra defi muskil olup 
degme mursTd-i kamil onu ol vartadan kurtaramaz. Ve eger tahsTI-i 
ma'rifetullah ederse de o adabi seriat ve tarikate riayet etmeyip nefsin sifat-i 
zemTmeleri mucahede ile gitmedigi idn tahsTI ve tekmTI-i kuvett-i nefsaniyye ile 
olup kuvvet-i haliyesi ve ruhaniyyesi olmaz. imdi hal boyle olacak ma'rifetinin 
ve halinin kuvveti ve safasi ve bunyadi ve bakasi dahT olmaz. Ve bir talib ki sadik 
ve ehl-i istikamet ve alim ve ehl-i gayret olup bir mur§Td-i kamil ve alim-i amil-i 
arif-i billah azTzden teslTm-i tamla irsad etse zahir ve batini ma'mur olur ve bah 
yaga katip ve (nurun aid nur) haliyle zumre-i kamilTnden olur. Ve zahir ve batin 
iki ilimle alim ve arif olmagin iki kanath olup ve bu iki kuvvetle makamat-i 
aliyeye pervaz edip gun gibi her seye nef i ve ziyasi olur. 797 

Sertatle durur arz-u semavat 
Bu bunyanm binasidir senat. 

§enatle durur yer ve gokler 
Bu esas binasidir senat. 

Ahkam ve hukuksuz duzenin saglanmasi mumkun degildir. Kiyametin kopmasi 
igin belirtilen hadisi seriflerde dinTyasayisin bitisinden haber verilmistir. 

Kiyamet kopacagi zaman hakikate yani maddT alem manevi boyuta gok yaklas- 
mis durumdadir. Bu donemde insan ilah olma duygulannin esiri olarak haddini 
asip Allah Teala ile boy 6l?u§meye varacak kadar sinirlanni zorlayacaktir. Bu min- 
valde seriatim kaybeden insanhk dunyasinin yikilmasina sebep olacak fesadi yaya- 
caktir. 

Ne bilsiin ser'i paki ehl-i ilhad 
Ol a'danm a'dasidir senat. 

Temiz islami ne bilisin dinsizler 
Ol dusmanin dusmani senat. 

Tasavvufun dinler ustu olduguna inanmak en buyuk yalnislardan biridir. Dint 



797 (FUADT), v. 15b 



Divan-i ilahiyyat ve Aciklamasi 1 361 



seriati olmayan bir sufi zindikhga, tasavvufsuz bir dini inanissa fasikhga goturdugu 
bir gercektir. Din ve tasavvuf, zahir ve batin gibi beraber olunca hakikat meydana 
gelir. Mulhit ve zindik marifetle hakikati fark edemediginden Hakk'i anlayip bilmek 
ile bazi Marifeti hakikat zannederler. Yani sozu 6z zannetmektedir. Dini noksan 
olanin hakikati de noksan olmaktadir. Hak din islami bulamamis bir sufi neticede 
seytanin kandirdigi sarhos ve divane yolunda oynayan mecnundan baskasida ol- 
maz. 

"Heva ve hevesini tann edinen kimseyi gordiin mii?" 798 
"Sakm kiyamete inanmayip, kendi heva ve hevesine uyan kimse seni, ona 
iman etmekten ahkoymasm; sonra helak olursun." 7 " 

Hemen anlar da aklmca sanir kirn 
Nizam icin olasidir sertat. 

Hemen onlar da aklmca sanir kim 
Duzen icin gereklidir sertat. 

Sakm cana sakm anlara uyup 
Deme sen de n'olasidir sertat. 

Ey sevgili! Sakm sakm anlara uyup 
Sen de gereksizdir deme sertat. 

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: 

"Nefsimi elinde tutan Allah Teala'ya andolsun ki siz, ya iyiligi emredip kotii- 
liikten menedersiniz, ya da Allah Teala, kendi nezdinden sizin uzerinize bir azap 
gonderir. Sonra duo edersiniz fakat duaniz kabul edilmez" &0 ° 

Hz. AN kerreme'llahu vechenin su sozu, emir bi'l-ma'ruf nehiy ani'l-munker va- 
zifesinin degerini ortaya koymaktadir: 

"Ya iyiligi emreder ve kotulukten menedersiniz ya da Allah size kotulerinizi 
musallat edecektir. Sonra iyileriniz dua ederler de onlarm dualarma icabet edil- 
mez" 801 

Sertatsiz hakikat oldu ilhad 
Hakikat nur ziyasidir sertat. 

Sertatsiz hakikat oldu dinsizlik 
Hakikat nurun isigidir seriat. 

Fakih, alim izzeddin b. Abdisselam (hyt.660/1261)'in ibnu'l-Arabi'yi ta'n et- 



798 ^ . . _. 

Casiye, 43 
799 Taha, 16 

800 Ebu Davud, Melahim, 16; TirmizT, Fiten, 9; l'bn Mace, Fiten, 20; Ahmed b. Hanbel, V, 
388.VI, 159 

801 



Zeyd b. Ali, Musned (el-Mecmu el-fikht), Beyrut, ts. s. 374. 



362 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahii sirrahu'l aztz 



tigini, "O zmdiktir" dedigini duydum. Bir gun bazi dostlan ona: 

"Bize kutbu gostermeni istiyoruz,"ded\\er. izzeddin b. Abdisselam ibn Ara- 

bT'ye isaret etti. O'na, "Sen ibn ArabJye ta'n ediyordun ya." diye sorunca, 

izzeddin: "Sertatin zahirini koruyordum" ' ve buna bezer seyler soyledi. 

Muhakkik ibn Kemal Pasa'nin (1468-1534) fetvasinda ibnu'l-ArabT 

kaddese'llahu sirrahu'l-azizi ovdugu gayet agiktir: 

"Ey insanlar! Biliniz ki, buyuk seyh, serefli onder, ariflerin kutbu, 
muvahhidlerin imami, Enduluslu, Hatem Tayy kabilesinden Muhyiddin ibn 
Arab? kamil bir muctehid ve fazil bir mursid, taaccup edilecek hayat hikayeleri 
ve olagan disi hadiseleri ve 50k talebesi olan bir zattir. Alimler ve ileri gelen- 
ler katinda kabule mazhar olmustur. Onu inkar eden hata yapmi; olur. inka- 
rinda israr ederse sapitmi; olur. Sultamn, onu terbiye etmesi ve onu inancm- 
dan fevirmesi gerekir. ^unkii sultan dogruyu yaptirmak ve kotiiliikten men 
etmekle memurdur. Onun birgok eseri vardir. Bunlar ifinde Fususu'l hikem ve 
el-Futuhatu'l-Mekkiyye bulunur. Bunlardaki meselelerin bir kisminm sozu ve 
manasi belli, ilahtbuyruga ve §er'-i NebevT'ye uygundur. Bir kismi da zahir eh- 
linin anlayisma gore gizli olup, kesf u batm ehlinin anlayisma gore afiktir. Me- 
rammi anlamayana bu durumda susmak lazimdir. Zira Allah Teala: 

"Bilgin olmadigi §eyin pe$ine du$me, gunku kulak, goz ve kalbin her biri bu 
davraniftan sorumludur." 802 buyurmaktadir. 803 

Ziva olmaz ise nuru da yok bil 
Hakikatla kiyasidir $eriat. 

Isik olmaz ise nuru da yok bil 
Hakikatla kiyasidir senat. 

Hz. AN kerreme'llahu veche buyurdu ki: 

"Sen §ahislan hak He tani, hakki §ahislarla tanima. Yeter ki sen hakki tani, 
onun ehlini de tamrsm" (i'rif er-ricale bi'l-hakki vela ta'rif el-hakka bi'r-ricali i'rif el- 
hakkata'rifehlehu) 804 

Cihana bir veil hie gelmez ilia, 
Elinde anin asasidir sertat. 

Bir veil cihana hie gelmez ancak, 
Elinde onun asasidir sertat. 

insan-i kamil, "Seriatla areste (suslenmis), tarikat ve hakikatla pireste (be- 
zenmis)" seklinde tarif edilmistir. Allah Teala dostlan bir an dahi seriatin ahkamin- 
dan azade ve ayn kalmamislardir. 



802 : » _.,- 

Isra, 36 

803 (YUCER, yil: 9 [2008], sayi: 21), s. 342; s. 351 

KasimT, Muhammed CemaleddTn, Kavaidu't-tahdts min fununi mustalahi'l-had?s (thk. 
Muhammed Behcet el-Baytar), Beyrut 1407/1987, s. 291. (GULER) 



Divan-i ilahiyyat ve Agiklamasi 1 363 



Daht basmda taci, $al-u kisve 
Hem eaninde abasidir $eriat. 

DahT basinda tac, sal ve kisve 
Hem omuzunda abasidir seriat. 



Haktkat camdir ancak veltnin, 
Canmdan maadasidir $eriat. 

Haktkat canidir ancak velTnin, 
Canmdan daha ilerisidir seriat. 

§eriati koyan Allah Teala'dir. Allah Teala din icin yeri gelir, savasmayi emreder. 
Bu ise seriati yasamanin candanda kiymetli oldugunu gosterir. 

Qkicak can beden olduau qibi 
Cikicak sir kalasidir seriat. 

Beden oldugu gibi cikicak can 
Qkicak sirnn kalesidir seriat. 

Karar etmez beden olmayicak can 
Hakfkatin bekasidir seriat. 

Beden olmayacak can Karar etmez 
HakTkatin bekasidir seriat. 
Hakikat dilber-i ra'na qibidir 
Anm zerrin libasidir seriat. 
Hakikat guzel sevgili gibidir 
Onun altindan elbisesidir seriat. 

Sakm soy ma am na-mahrem icre 
Ytiziin suyu hayasidir seriat. 

Mahrem olmayan icinde sakm soyma onu 
Yuztin suyu ve hayasidir seriat. 

Hallac-i Mansur'un idam edilmesinin sebebi hakikatin giydigi seriat elbisesini 
cahillere soymasidir. Cahiller soyulmus hakikati uryan gorunce ona tecavuz etme- 
ye kalktilar. Bunun misali kadinin ciplak olunca ugradigi taciz gibidir. Ortulmesi 
emredilen bir sey izinsiz uryan kihnirsa bedeli odemekten gayri bir care yoktur. 
Mahremiyette asil olan sakh tutmaktir. 



Haktkat ars-i aladir muhakkak 
O ar$m ustuvasidir seriat. 

Muhakkak Hakikat ars-i aladir 
O arsin direkleridir seriat. 



364 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l aziz 



Cem-i Enbiya vti Evliyanin 
Niyazi rehnumasidir $eriat. 

Butun nebilerin ve Evliyanin 
NiyazT kilavuzu §enat. 

Hz. AN kerreme'llahu veche buyurdu k\,"Nimetin tamamma erismek, islam 
uzere olmektir" 805 (Temamu'n-ni'meti el-mevtu ale'l-islam) 
EvzaT de, ( 707 - 774) buyurdu ki; 

"Kendisine tab? olunmaya ve sunnetine uyulmaya en gok layik olan kisi 
Rasulullah sallallahu a ley hi ve sellemdir." 80S 

NiyazT-i MisrT, burada kendisi hakkmda §eriata muhalif bir hal olmadigi var gibi 
gorulenlerin ise yanh§ anlama oldugu beyaniyla kilavuzunun §eriat ve ahkami ol- 
dugu bildiriken, diger veliler ve enbiyaninda bu §ekilde oldugunu haber vermekte- 
dir. Bu nedenle bu soylenen sozlerin dijinda kimse kalmaz, sende §eriata sahip gik 
demektedir. 

§eriati olmayanin tarikati, tarikati olamayamn hakikati, hakikati bulmayaninda 
vuslati yoktur. Kilavuzu olmadan yola gikanlar hayatinda ve seyr-i sulukunda bir 
girdaba maruz kalacaklan a§ikar gorulmektedir. 



BeydavT, Nasiruddtn Ebu SaTd e§-$Trazt, Envaru't-tenzJI ve esraru't-te'vJI, istanbul, ts., I, 
95. (GULER) 

Ebu Yusuf, er-Redd ala Siyeri'l-EvzaT, tahkik, Ebu'l-Vefa el-Efgam, Lecnetu ihyai'l- 
Maarifi'n Numaniyye, Misir 1357, s.131. 



Divan-i ilahiyyat ve Aqklamasi 1 365 



26 

Vezin: Mefailun Mefa'Tlun Mefa'Tlun Mefa'Tlun 

Yakup ask oduna cam mesamm buy-i tevhid et, 
Kamuya yek nazar birle suhudun ruy-i tevhid et. 

Su mahiler gibi kendini deryadan ciida sanma, 

ihata eylemis her yana bak suy-i tevhid et. 
Salmma cah-i taklide suud et ars-i tahktka, 
Sana senden sefer eyle seni sen du-yi tevhid et. 

izafati birak gozden agilsm dide-i Hak-btn, 

Temasa-yi cemal-i sahid-i dil-cuy-i tevhid et. 
Salat-i ehl-i kurbun kiblesidir "Semme vech-ullah" 
Niyaz? durma daim secde-i ebruy-i tevhid et. 

Yakup a$k oduna cam mesamm buy-i tevhid et, 
Kamuya yek nazar birle suhudun ruy-i tevhid et. 

Cam a§k ate§ine yakip kokla burunla tevhid et, 

Her §eyi bir baki§la birle §uhudun kokusunu tevhid et. 

Ate§ e§yanin varhgini yok edip kul edince kul (butun) olur. 

[Tevhfd: "Bir gorme, birbiime" halidir. Suff sadece Bir'i gorur, sadece Bir'i bilir. 
O'ndan ba§ka varhk oldugunu ne gorur, ne bilir. TevhTdin hakikatine eren Bir'den 
ba§kasini unutur. 

Allah Teala'nin birligini ke§fen ve zevken bilmeye tahkik ve tahakkuk, bunu bu 
yoldan bilene de muhakkik ve mutehakkik denir. Bu anlamda muvahhid ve tevhid 
ehli nefsinden fan! ve Hakk ile bakT, a§k, cezbe ve vecd ehlidir, istigrak ve mest 
olan saliktir. 

Tevhid tig turludur: 

1-Hakk'in Hakk icin tevhidi, Allah Teala'nin kendisinin bir ve e§siz oldugunu 
bilmesi. 

2-Hakk'in halk icin tevhidi. Allah Teala'nin bir ve e§siz oldugunu insanlara bil- 
dirmesi. 

3-Halkin Hakk'i tevhidi. insanlann Allah'in bir ve e§siz oldugunu dile getirmele- 
ri. 

En mukemmel tevhid Hakk'in Hakk igin olan tevhididir. Bu tevhid anlatilamaz, 
burada diller lal olur. Buna tevh?d-i mucerred denir ki onu dille anlatmaya kalki§an 
mulhidolur. ] 807 

Tevhidin ug mertebesi vardir: 

Tevhid-i Ef'al, TevdTd-i Sifat, Tevhid-i Zat. 

Bunlar uruc, yani yukselme makamlandir. 



Ge^ersiz kaynak belirtildi., s.24 



366 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l aztz 



Tevhid-i Ef'al: Hareket eden, sakin olan, alan, veren Hakk'tir. 
Tevhid-i Sifat: Goren,. i§iden, soyleyen, murad eden Hakk'tir. 
Tevhid-i Zat: Bu vikud bizim degildir. 

Vucud, Hakk'm vucududur. Biz O'nun mazhanyiz. Zahir olan Hakk'in 
vucududur. 

Muhyiddin ibn'ul Arab! kaddese'llahu sirrahu'l-aziz Futuhat-i Mekkiyye" sin- 
de: 

"Subhan (Allah Teala'nin noksan sifatlardan munezzehlik ve mukemmellik 
sifati) esyada en acik sekilde gorunendir ve esya O'nun gorunusudur" ibaresi 
bu zanni busbutun kuvvetlendirmisti. Halbuki seyhimizin" varhgi vacib (zorunlu) 
olana Mutlak Varhk demekten muradi, Vacibu'l-Vikud (Varhgi Vacib Olan)'un 
sebep ve sonuc olmadigini anlatmaktir. Esyanin Hakk'in ayn'i (gorunusij) oldu- 
gu meselesine gelince, jeyhimiz bunu da ba§ka bir yerde joyle acikhyor: 

"O, zuhurda olan her §eyin ayn'idir. O, zatlarmda e$yanm aym olmayip, 
noksan sifatlardan munezzeh ve miikemmeldir; O, O'dur ve esya esyadir." 8 

Su mahiler gibi kendini deryadan cuda sanma, 
ihata eylemis her vana bak suy-i tevhid et. 
§u bahklar gibi kendini deryadan ayn sanma, 
ihata eylemis her yana bak bir yon ile tevhid et. 

§u mahiler gibi demek, su bahklar gibi kendini deryadan uzak sanma. Cunku 
bir defa bahklar toplanip aralannda konusmuslar ve demisler ki, i§idiriz su varmis, 
bu su nasil seydir? 

iclerinde bunu bilen bulunmayinca, demisler ki, bir buyuk bahk vardir bilse bil- 
se o bilir, ona gidip sorahm. Buyuk bahga gidip sordular. O da bunlara cevap 
olarak: 

"Sudan basket bir seyi bana gosterin de ben de size suyu gostereyim" der. Bu 
temsilde oldugu gibi Hakk'in vucudundan baska bir sey yoktur ki Hakk'in vucudu 
gorulsun. 

Misir'da Ulema arasinda bir anlasmazhk vaki olmus. Ulemanin bir kismi Hakk 
bu alemleri ilmiyle kaplamistir, digerleri, hayir Hakk bu alemleri vucuduyla kap- 
lamistir. Sonra Ezher camiinde toplanip bu meseleyi cpozmege karar vermisler ve 
hangi taraf hakh ise o tarafa uyahm demisler. Bunlann camide toplandiklan sira- 
da zamanin VelTlerinden bir zat oraya gelmis ve toplanma sebebini sorup ogren- 
mek istemistir. Onlar aralanndaki anlasmazhgi kendisine agklayinca, buyurmus 
ki: 

"Ey saskmlar Hakk'in ilmi zatmdan ayn midir? Alemleri ilmiyle ihata eden 
(kaplayan) zatiyla edemez mi?". 



Sahnma cah-i taklide suud et ar$-i tahkika. 



(AYNi, 1995), s. 48 



Divan-i ilahiyyat ve Agiklamasi 1 367 



Sana senden sefer eyle seni sen du-yi tevhid et. 

Taklit makaminda yurume hakikat arsma yuksel, 
Senden sana sefer eyle seni sen iki-yi bir et. 

Ey mahcup! (ey gercekleri gormeyen, gozu perdeli) taklide dusme, tahkika ha- 
kikate cik, sana senden sefer eyle denilmektedir. 

islam filozoflarina gore, insan zihninin en buytik putu "Taklittir". Kur'an-i 
Kerim ayetlerine 809 gore, insani dogru dusunmekten ahkoyan, gecmis nesillerin 
goruslerini oldugu gibi, hie tenkit suzgecinden gecirmeden kabul etmektir. 

Bacon, The Idol of the Tribe dedigi grup putunu, asirlar evvel Kur'an-i 
Kerim, Mu'minCm Suresi'nin 53. ayetinde soyle gostermistir: "Nihayet millet- 
ler, dinleri hususunda, aralarmda parcaiara bdlunduler. Her grup kendi din ve 
mezhebine giiveniyor, yani hak olduguna inamyor". 

Bu ayet suna isaret ediyor : insan icinde bulundugu grubun dusunce tarzini 
taklit eder; yanhs olsa bile, tenkit edemez. Grubun icinde kaybolan zihinlerde, 
taklide goturen ve ona boyun egdiren putlar olusur. Ferdin hur dusuncesi yok- 
tur, grubun arzulan vardir. 

Casiye Suresi'nin 23. 810 ayetinde, duyu organlanni ve kalplerini cahstirama- 
yanlann, kafalanndaki sabit bilgiden dolayi, yanhsi takip edecekleri, acikca 
ifade edilmistir. Gegmis nesillerin, hatta kendimizin az once gaflette oldugu- 
muzu dusunerek, gozumuzden taklit perdesini kaldirmahyiz. iste gafletin yeni- 
lip, zihinlerdeki taklit putunun yikilmasini isteyen Kaf Suresi'nin 22. ayeti, 811 in- 
sanin daha once gaflette oldugunu daha acik ve net gorebilmesi igin, bu gaflet 
perdesinin kalkmasi gerektigine isaretle, islam egitiminin esas gayesini ortaya 
koymus oluyordu. 812 

Hakikate sefer (yolculuk) bestir: 

1 - ilallah ki, Tevhidi ef'al, Tevhidi sifat, Tevhidi zat makamlan. 

2 - Billah ki, cem makamidir. 

3 - Fillah ki Hazret-il cem makamidir. 

4 - Lilian ki, Cem-iil cem makamidir. 



"Onlara: 'Allah'in indirdigine uyun' denilince, 'Hayir, atalanmizi yapar buldugumuz 
seye uyanz' derler; ya atalan bir sey akledemeyen ve dogru olmayan kimseler idiyseler? 
(Bakara, 170) 

"Onlara, 'Gelin Allah'in indirdigi Kitap'a ve peygambere uyun' dendiginde, 'Atalan- 
mizi uzerinde buldugumuz yol bize yeter' derler; ya atalan bir sey bilmeyen ve dogru 
yolda olmayan kimseler idiyseler?" (Maide, 104) 

"Heva ve hevesini tann edinen, bilgisi oldugu halde Allah'in sasirttigi, kulagini ve 
kalbini muhiirledigi, gozunii perdeledigi kimseyi gbrdiin mii? Onu Allah'tan baska kim 
dogru yola eristirebilir? Ey insanlar! Anlamaz misiniz?" 

"Ona: 'And olsun ki, sen, bundan gafildin; iste senden gaflet perdesini kaldirdik, bu- 
giin artik goriisiin keskindir' denir." 
812 (BAYRAKLI, 2002), s. 77 



368 | NiyazT-i Misr? kaddese'llahii sirrahu'l azTz 



5 - Ma-allah ki, Ahadiyyet makamidir. 

Bu bes makamdan ugu tenzilT dahi olur. Bunlardan birincisi tabiattan ilm'el- 
yakTne sefer, ikincisi ilm'el-yakTnden ayn'el-yakTne sefer, uguncusu de ayn'el- 
yakmden Hakk'al-yakTne seferdir. 

izafati birak gozden acilsm dide-i Hak-bin, 
Temasa-yi cemal u sdhid-i dil-cuy-i tevbid et. 

Bagintilan birak gozden Hakk'i goren gozun agilsin, 
Cemali temasa ve sahid gonlu arayan, tevhid et. 

Beyitte gegen izafattan murad suver, yani suretlerdir. Suretleri birakinca 
Ayn'el-Hakk agihr. §eyh Ku§teri kaddese'llahu sirrahu'l-azTz hazretlerinin namazda 
iken hatinna Ar§, KursT vesaire gibi §eyler gelirmij. Acaba namazim dogru ve 
makbulmudur diye dujiJnmu?. Ona demi§ler ki, Umman memleketinde bir zat 
var, o senin mu§kulunu halleder. Oraya gider ve o zata mu§kulunu arzeder. O zat: 
"Kalbin Hakk'a secde ettimi ?" diye sormu?. "Evet etti" deyince ol vakit hatira 
gelen §eylerin zaran yoktur. O hatira gelenleri de halk eden Hakk'tir, gunku yuzu- 
nu yere koymak ancak yuztin secdesidir, kalbin secdesi degildir. 

Salat-i ebl-i kurbun kiblesidir "Semme vecb-ullah" 
Niyazi durma daim secde-i ebruyi tevhid et. 

Yakinhk bulanlann namazlannin kiblesidir "Semm-e vech-ullah" 
Durma NiyazT kas secdesine devamla tevhid et. 

^l^jZi \Jy UI)li-4m/r ibnu Rebt'a radiyallahu anh anlatiyor: 

"Biz karanhk bir gecede Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem He birlikte bir se- 
ferde idik. Kible istikametini bilemedik. Herkes kendi istikametine yonelerek nama- 
zini kildi. Sabah olunca durumu Rasulullah sallallahu aleyhi ve selleme durumu 
agtik. Bunun uzerine su ayet indi. "...Nereye yonelirseniz Allah Teala'nin yuzu 
orasidir." 813 



813 (Bakara, 115)." TirmizT, Tefsir, Bakara (2960), Salat 



Divan-i ilahiyyat ve Agiklamasi 1 369 



27 

7+7=14 

Bakup cemal-i yare gaginram dost dost, 

Dil oldu pare pare gaginram dost dost. 

Askm He dolmusam zuhdumu yamlmisam, 
Mest-i miidam olmusam gaginram dost dost. 

Mescid u meyhanede hanede viranede, 

Ka'be'de puthanade gaginram dost dost. 

Sular gib'i gag-u gag dolasmm dag u dag, 
Hayran bono sayr-u sag gaginram dost dost. 

Geldim ciharta garib, oldum giile andelib, 

Her dem cigerim delib gaginram dost dost. 

Diirtya gammdan gegiip yokluga kartat agup, 
Ask He daim ugup gaginram dost dost.. 

Aradigim candadir canda ve hem tendedir, 

Bilur ikert bendedir gaginram dost dost. 

Gah diiserim mutlaka gah asl u geh mulhaka, 
Bakup kamudan Hakk'a gaginram dost dost. 

Dolanmaz ol halu had minel-ezel ta ebed, 

Onulmaz asla bu derd gaginram dost dost. 

Hep gorunen dost yiizii andan ayirmam gozii, 
Gitmez dilimden sozii gaginram dost dost. 

Derya olunca nefes parelenince kafes, 

Ta kesilince bu ses gaginrim dost dost. 

Gokler gib'i donerem gun gib'i dolanmm, 
Devr He eglenirem gaginram dost dost. 

Ne yerdeyim, ne gokte, ne miirdeyim, ne zirtde, 

Her yerde her zamanda gaginrim dost dost. 

Geldim o dost ilinden koka koka guliinden, 
Niyazt'nin dilinden gaginram dost dost. 

Bakup cemal-i yare gaginram dost dost, 
Dil oldu pare pare gaginram dost dost. 

Bakip yarin cemaline gaginrim dost dost, 
Gonul oldu parga parga gaginrim dost dost. 

Askm He dolmusam zuhdumu yamlmisam, 
Mest-i miidam olmusam gaginram dost dost. 

Askin ile dolmusam zuhdumde hata etmisim. 
Devamh mestin olmusum gaginrim dost dost 

Zuhdde yamlma 



370 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahii sirrahu'l aztz 



Buna ilk olarak iblis misal olabilir. §6yleki; 

Asil adi "Azazil" olan ve Hz. Adem aleyhisselam yaratilmadan once 600 bin 
sene ibadet eden iblis meleklerin hocasi idi. Fakat daha sonra kendisinden us- 
tun olan Adem aleyhisselam yaratihp ona secde ile emredilince, baslangictaki 
mutevaziligin aksine mazhan oldugu "celal" sifati tezahur etmis, buyuklenip ki- 
birlenmis 814 ve Allah Teala'nin, Adem'e secde etmesi emrine itaat etmemis, 
dahasi bu gurur, kibir ve itaatsizliginden asla pismanhk duymamis ve Allah Tea- 
la'nin affini talep etmemistir. 

Bazi ehl-i tasavvufa gore iblis, ahirette de Allah Teala'nin celal sifatinin maz- 
han olacak, korkmayacak, pismanhk duymayacak ve yine Allah Teala'nin affini 
talep etmeyecektir. Cunku o, Allah Teala'nin diledigini yapacagini, O'nun dile- 
digini degistirmeye care olmadigini bilir. (AlusT, c.l, s.230). 815 

"iblis" ismi hakkindaki gorusler soyledir: iblis' e, ilahT rahmetten meyus kill n- 
digi icin "iblis" denilmistir. Esasen ismi suryanice "Azazil" ve arapca "Haris"dir. 
Fakat isyanini izhar edince ameline gore ismi degismis ve sureti tebeddul et- 
mistir. Nitekim Kur'an da, iblis'i, Allah Teala'nin emrine karsi gelen bir asi ola- 
rak tavsTf eder. ilk tefsTrcilerden bazilan ise, "iblis" isminin, hayirdan umidini 
kesmek ve kederli olmak manalanna gelen "Tblas" masdanndan Arapca bir isim 
oldugunu soylerler. iblis'i de, isyanina karsihk olarak Allah Teala, "butun hayir- 
lardan umidini kesmi§, ta§lanmi§ bir §eytan" kilmistir. §u halde "iblis" ismi, ha- 
yirdan son derece umitsiz demektir. 

Elmalih tefsirinde ise, iblis ile cinlerin ortak hususiyetlerinden bahisle iblis'in 
de cinlerden oldugu vurgulanmakta ve "iblis, cin denilen gizli yaratiklardan idi 
ki, bunlann kafirleri de vardir." Cin" esasen lugatte, gizlenip saklanarak go- 
runmeyen her seydir. Buna karsihk gizli olmayip da meydanda olana da 'ins' 
denilir", denilmektedir. 

AlusT de, tefsirinde, "iblis" hakkinda Ebu Ubeyde ve bazilannin "iblas"dan 
mustak ve "hayirdan uzak olma" veya "Allah'in rahmetinden umidini kesme" 
manasinda Arapca bir kelime oldugunu soylemelerine ragmen, "iblis"in acem 
bir isim oldugunu soyleyenlerin de bulundugunu zikreder ve Zuccac'in; "iblis, 



Allah Teala Adem'i kokujmuf ve zaman iginde kurumu§ bir balciktan yaratti. Adem kirk 
gece veya kirk sene boyunca cansiz bir beden (ceset) olarak kaldi. Bu zaman zarfinda iblis 
onun yanma gelip ayagma vuruyor, Adem'in henuz cansiz olan bedeni de "tin, tin" ses 
cikanyordu. Yine iblis Adem aleyhisselamm kah agzindan girip makatmdan cikiyor, kah 
makatindan girip agzindan cikiyordu. Bunu yaparken de Adem'e, 

"Sen aslmda higbir }eysin! Zaten ne oldugun ortada! Eger ben musallat olursam seni 
kesinlikle helak ederim. Sayet sen bana musallat olursan big suphesiz seni bir isyankar 
yapanm." diye meydan okuyordu. Derken, Allah Adem'e ruhundan ufurdu. IlahT ruh 
Adem'in bedenine ba§ taraftan girip butun vucuduna yayildi. Boylece Adem'in camurdan 
bedeni et ve kana doniijtii. TaberT, Camiu'l-Beyan, I. 291, 293; SuyutT, ed-Durru'l-Mensur, 
I. 111-112. (Ozturk, Mustafa, (2004). Adem, Cennet ve Dusus, Milel ve Nihal, 1 (2),151- 
186.) 
815 (CAKMAK, -1994), s.9 



Divan-i ilahiyyat ve Aqklamasi 1 371 



alem olmak uzere gayr-i munsarif acem bir isimdir", dedigini kaydeder. 

"iblis'in ismi AzazTI idi ve varhklann yaratilmasindan binlerce sene evvel Al- 
lah Teala'ya ibadet ederdi. Allah Teala ona, "Ya AzazJI, benden baskasma iba- 
det etme!" buyurdu. Ne zaman ki Allah Teala Adem aleyhisselami yaratti ve 
meleklere O'na secde etmelerini emretti. Bu emir iblis uzerine multebis oldu, 
yani §upheli geldi. Zannetti ki, eger Adem'e secde ederse, Allah Teala'dan bas- 
kasina ibadet etmis olacak. Halbuki bilmedi ki, Allah'in emriyle secde eden kim- 
se, muhakkak Allah Teala'ya secde etmis olur. iste bunun icin secdeden imtina 
etti ve o, kendi hakkinda vaki olan bu telbis (suphe) nuktesinden dolayi "iblis" 
ismiyle musemma oldu"( A. Avni Konuk, Mesnevi Tercume Ve $erhi, c. 11/3, 
s.738.) 816 

Ehl-i tasavvufun anlayisina gore iblis, "AzazTI" iken meleklere daTlik (rehber- 
lik) yaptigi gibi "iblis" iken de, insanlara daTlik yapmaktadir." AzazTI"in hali hak- 
kinda cok soz soylenmistir" diyen Hallac'in ifadesiyle "o, hem goklerde hem 
yerde daT idi. Gokte meleklere daTlik yapar, onlara iyilikleri, guzellikleri gosterir- 
ken yerde ise, insanlann daTsidir. Fakat onlara fenahklan, girkinlileri gostermek- 
tedir" (Yasar Nuri Ozturk, Hallac-i Mansur ve Eseri (Kitabu't-Tavasm), s.114- 
115.). Seytanin daTlik yaparak insanlara gosterdigi cirkinlikleri iradesiyle asabi- 
len insan, yine iyiye, guzele ulasir. Boylece seytan, menfi yonden insanlara 
daTlik yaparak onlan musbete yonlendirmektedir. Mevzuyla ilgili olarak A. Avni 
Konuk'un "Mesnevi Serhi"nde de su izaha yer verilir: Mevlana bir beyitinde 
soyle der; 

"Her nerede meyveli agag goriirsem; 

Ben dayeler gibi terbiye ederim." 

Burada, "meyveli agac"tan murad irfan sahibi zatlar, "iblis'in terbiyesinden 
murad ise, onun gosterdigi dalalet yoludur. Zira ehl-i irfan zevken cirkin gor- 
dukleri hallerden kacarlar. (Konuk, Mesnevi Tercume Ve $erhi, c.ll /3, s. 756.) 

817 

Mescid u meyhanede hanede viranede, 
Ka'be'de puthanade cad in ram dost dost. 

Mescid ve meyhanede, hanede viranede, 
Ka'be'de puthanade caginrim dost dost. 

Kabeden, puthaneden maksadim sensin! 

Benim puthaneden maksadim senin yanaginm hayali ve cemalindir. Bu siirin 
kelimeleri, istedigim o manalan vermek bakimindan gonlume yar degilse elbet 
de bar olacaktir. Simdi nereye gidelim? Kendimizi nerede kurtarahm. Bir ayra- 
nin icine dusmusuz. O nasil ayrandir ki, ucu bucagi yok. Onu cevreleyen bir kase 
de yok. Ta ki ayrandan bir kenara cikahm. Yahut bal icindeyiz. Kanadimizi cirp- 
tikca daha cok yapisiyoruz. Ebu Necip'e (SuhreverdT) dediler ki: 



816 (CAKMAK, -1994), s.28 

817 (CAKMAK, -1994), s.28-29 



372 | NiyazT-i Misri kaddese'llahu sirrahu'l azTz 



Mademki sen Allah Teala'yi goremiyorsun, bu sana muyesser olmuyor, ban 
gileyi boz da disari gik. Her tarafi dolas. Ola ki o sen! gorur; onun nazarma ug- 
rarsm da getin islerin kolaylasir. 818 

MuhyiddTn ibnu'l-ArabT kaddese'llahu sirrahu'l-azTz "Tann" kavramini izah 
ederken bu hakTkata her milletin kendi diliyle bir karsihk buldugunu ama ma- 
nanin delaletinin hepsinde de ortak oldugunu belirterek soyle der: 

"O'nun muhtelif esmd'si oldugu gibi mahlukdtmin dillerinde de farkli farkli 
isimlerle gagnlir. Meseld Araplar "Ya Allah!" diye O'na nidada bulunurlar. 
FarisTler "Ey Hilda!" derler. Rumlar "iy§a!", Ermeniler "Ey Asfah! [Asdvaz]", 
Turkler "Ey Tengri!", Franklar "Ey Kreyetur! [Creator]", Habesliler "Vak!" der- 
ler. Bunlann hepsi bir tek mdndnm muhtelif lafizlandir. Butun mahlukdtm 
maksudu birdir. Bundan dolayi O'na "mechulu'l-esma" da denilir. Sevilen sev- 
digini hangi isimle gaginrsa gagirsm buna icabet eder" (Bkz. el-Fiituhat, 
11/360,683, Ml/300). 819 

"Kalbin puthdneye benzetilmesi; beserin pesinde oldugu "hakikatlerin" Al- 
lah'a tapmanm yerini almasmdan dolayi onlarm sanki hirer put olmasma 
binaendir.' (Bkz. ibnu'l-ArabT, Zehairul-a'lakfT§erhi Tercumanil-e§vak, 40). 

"Kalb ulv? ruhlar tarafmdan kusatilmca Kdbe admi alir. O ulv? ruhlara sey- 
tandan bir pislik dokunacak olursa bu sefer bunlara melek? dfetler denir." (Bkz. 
ibnu'l-ArabT, Zehairul-a'lak ff §erhi Tercumanil-e§vak, 40). 

"Bu tecelliydt neticesinde kalbde ibrdnt-musev? bir Him hdsil olacak olursa 
kalb de bu ilmin levhalan hdlini alir." (Bkz. ibnu'l-ArabT, a.g.e.. 40). 

"Eger kalb, mukemmel muhammed? marifetlerin vdrisi olacak olursa bu se- 
fer bu marifetler onu mushdf hdline getirir ve makdm-i Kur'an'i onda ikdme 
eder" (Bkz. ibnu'l-ArabT, Zehairul-a'lak ff §erhi Tercumanil-e§vak, 40). 820 

Sular gibi coq-u coq dolasinm dag u dag, 
Hayran bang sayr-u sag gggmrgm dost dost. 

Sular gibi dagdan daga gaglayarak dola§inm, 
Hasta ve sag bana hayran gaginnm dost dost. 

Geldim cihana qarib, oldum giile andelib, 
Her dem cigerim delib caainram dost dost. 

Cihana geldim garib, bulbul oldum gule, 
Her zaman delip cigerimi gaginrim dost dost. 

Dunya gammdgn geciip yoklugg kanat acuo. 
Ask He daim ucup egg in mm dost dost.. 



818 (§ems-i TebrizT, 2007), (M.250), s.339 

819 (KILIC, 1995), s.70 

820 (KILIC, 1995), s.126 



Divan-i ilahiyyat ve Agiklamasi 1 373 



Dunya gamindan gecip yokluga kanat acip, 
Devamh ask ile ucup caginnm dost dost.. 

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki; 

"Sizden evvelki ummetler iginde bir adam vardi. Tevhid harig ise yarar hig 
hayirli bir ameli yoktu. Bir gun ailesine dedi ki; oldugum zaman beni yakmiz. Ke- 
miklerimi havanda dbverek toz ediniz. Sonra riizgarli bir giirtde bu tozun yarismi 
karaya, yarismi denize atmiz. Vasiyet yerine getirildi. Allah teala riizgara ve suya 
"Dagittigmiz tozlari toplaym " buyurdu. Su ve riizgar tozlari toplayip ilaht huzura 
getirdiler. Hak teala adama bunu nigin yaptigmi sorunca adam; "Senden haya 
ettigim igin" dedi. Bunun uzerine Allah adama; "Seni bagisladim" buyurdu." 821 

Bir kimse bu niyetle bedenini yaktirsa, bugun bu sekilde yaktiranlann cennetlik 
olma ihtimalleri vardir. Bu fiilin bize isareti yoklugun kiymetinin takdiri Allah Teala 
katinda butun amellere denk oldugunu gosterir. 

Aradiaim candadir canda ve hem tendedir, 
Biliir iken bendedir gaginram dost dost. 

Aradigim candadir canda ve hem tendedir, 
Bilir iken bendedir caginnm dost dost. 

Gah d use rim mutlaka gah asl u a eh mtilhaka/ 22 
Bakup kamudan Hakk'a gaginram dost dost. 

Gah ilhaka gah asila ve gah mutlaka duserim, 
Hakk'a her seyden bakip caginnm dost dost. 

Allah Teala'nin yarattigi idrak sahibi varhklan uc sinif olarak degerlendirebi- 
liriz: 

Birinci sin if, "Allah'a dsi olmazlar" 823 ayetiyle mutlak itaat halinde olduklan 
beyan olunan ve Allah Teala'nin cemal sifatlannin mazhan olan meleklerdir ki 
melekler, mazhan olduklan cemal sifatinin ve yaratihslannin geregini yerine ge- 
tirirler. idrakleri ve iradeleri Allah Teala'ya itaat yonunde olup isyan yonunde 
iradeleri yoktur. 

ikinci sinif ise, "Ben, cinleri ve insanlan sadece bana ibadet etsinler diye 
yarattim" 824 ayetiyle beyan edildigi gibi; "Allah Teala'ya kulluk, itaat ve ibadet" 
icin yaratilan varhklardir. Bunlardan, yani "cin ve insan"lardan ozellikle ilgi oda- 
gimizi olusturan "insan", yaratihsi itibariyle ne birinci sinifi olusturan melekler 
gibi masum, ne de ucuncij sinif olarak zikredecegimiz iblis ve tebaasi gibi asi bir 
varhktir. insan, Cenab-i Allah'in "iki elimle yarattigim...." 825 diye beyan bu- 



821 BuharT. Enbiya. 54; Musim. Tevbe. 24; ibn. Hanbel. 1/398 

Miilhak: ilhak olunmu§. Sonradan katilmij, zam ve Have olunmuj, eklenmi§. 
Tahnm, 6 

824-. . . rr 

Zanyat, 56 
825 r « , -, r 
Sad, 75 



374 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahii sirrahu'l azTz 



yurdugu vechile her iki sinifin vasatinda, itaat ve isyana kabiliyetli bir varhk ola- 
rak yaratilmistir. 

Ruh ve bedenden mutesekkil bio-psisik bir varhk olan insanin ruhT ve melekT 
yonu cemal sifatinin mazhan, nefsTve besen yonu ise celal sifatinin mazhandir. 
Adem aleyhisselamin ezeldeki yaratihsi bu esas uzerine idi." TedbTrat-i 
ilahiyye" de beyan olunduguna gore, vuslat makamina eren ehl-i tasavvuftan 
bazilan halifeye "Hakk'in Ayinesi" yani, Hakk'in sifatlannin temsilcisi demistir. 
Zira onun hakkinda Allah Teala, "Ben yeryuzunde bir halife yaratacagim", 826 
buyurmustur ve halife, halife tayin edenin tam temsilcisidir. 

Ucuncij sinif ise, celal sifatinin mazhan, gurur, kibir ve itaatsizligi havT, isyan 
yonunde bir iradeye sahip olan iblis ve tebaasi ki, Allah Teala'ya kulluk icin ya- 
ratilan ve bu yaratihs gayesine uygun hareket edecek mi diye imtihan edilen in- 
sana, bu imtihanda melegin ilhamina karsihk igva vermek suretiyle insanin 
olumsuz tarafini degerlendirmeye yardimci olan bir imtihan aracidir. Yaratihs 
maksadi ve yaratihsinin geregi olarak misyonu, insana munkerati gostermek ve 
insani ma'siyet islemeye sevk etmektir. Mevlana kaddese'llahu sirrahu'l-azTz bir 
beyitinde bunu, iblis'in dilinden su sekilde ifade eder. 

"Ben §ahidim; §ahide hapis nerededir? 

Zindan ehli degilim, Yezdan §ahiddir!" 

Mana: "Ben ezelde §ekavet ehli olanlarm fiillerinin §ahidiyim ve §ahidlerin 
§ahadetinde bir kabahati olmadigi igin onu hapse koymazlar. Binaenaleyh ha- 
pis ehli degilim, zira ben vazifemi yapiyorum, buna halikim sahiddir" (Konuk, 
Mesnevi Tercume Ve $erhi, c.3, b.n. 2683) Yaratihslanndaki ilahT sifatlann teza- 
hurunu nazar-i itibara almadan bu uc sinif varhga baktigimizda sunu musahede 
etmekteyiz: 

iblis; Allah'in emrine itaatsizlik etmis, Adem aleyhisselama ta'zTmi kerih 
gormus, bu yuzden ilahT huzurdan uzaklastinlmistir. Sicili temiz olmasina rag- 
men, islemis oldugu bu hatadan dolayi tevbe edip af dilemek yerine gurura ka- 
pilmis ve hatasinda diretmistir, iblis'in bu tavn ayet-i kenmede soyle ifade edi- 
lir: 

"o yiiz gevirdi ve biiyukluk tasladi, boylece kafirlerden oldu ,jS27 Ayetten an- 
lasildigina gore iblis isledigi hatadan dolayi degil, takindigi tavir ve buyukluk 
taslamasi nedeniyle kafir olmus ve lanetlenmistir. Zahirde butun bunlara sebep 
olarak gordugu Adem aleyhisselami, kendisine dusman belleyen iblis, itaat ve 
isyana, iyilik ve kotuluge kabiliyetli olan insani, kalbine igva vermek suretiyle is- 
yan ve kotuluge sevk etmek, boylece kurdugu tuzaklarla onun ayagini kaydinp 
imtihani kaybetmesine sebeb olmak icin Allah Teala'dan muhlet istemis ve Al- 
lah tarafmdan da kendisine bu muhlet verilmistir. 

Meselenin zahiri boyle olmasina ragmen, bir diger acidan baktigimizda su 
husus ortaya cikmaktadir: Mahlukattaki "husn" ve "kubh", yani esyanin tabia- 
tmdaki guzellik ve cirkinlik izafi olup, bize goredir. Oysaki yaratma acisindan Al- 

S26 Bakara, 30 
827 Bakara, 34 



Divan-i ilahiyyat ve Aqklamasi 1 375 



lah Teala'nm nazannda boyle bir celiski soz konusu degildir. Yani yaratma cihe- 
tiyle Allah Teala'nm nazannda her sey musavT olup bir farkhhk yoktur. Bu husu- 
su MuhyiddTn ibnu'l-ArabT kaddese'llahu sirrahu'l-azTz su §ekilde izah eder: 

"Biz deliller arz etmek suretiyle mevcudatta zahir olan her sey haktir dedik. 
Bu deliller, her seyin hak oldugunu izah etmektedir. Fakat bu delillere muanz 
olarak birisi zihinde beliren soyle bir soru sorar ve derse; 'Bu dlemde kelb, hm- 
zir ve neces gibi hosts seyler vardir, bunlara da mi hak diyelim?' Bu sualleriyle 
delillere muanz supheler ortaya koyar. Halbuki bu sualler hakikate muttali 
olamamaktan nes'et eder. Zira mevcudatta hasaset ve serafet 'itiban ve nisbT 
bir seydir. Mesela, gul dedigimiz cicek insanlara nazaran seriftir, fakat necaset 
bocegine nisbeten hasistir. Zira onun kokusundan bu hayvan helak olur. 
Binaenaleyh insana nazaran neces ne ise, bu hayvana nazaran da gul oyledir ve 
diger seyler de buna kiyas edilir. (Konuk, Tedb?rdt-i ildhiyye, s.85). 

§u halde her sey yaratihsinin geregini yerine getirirken, yukanda da zikredil- 
digi gibi bu tic sinif varhktan melekler sirf itaat yonunde bir iradeye sahiptirler 
ve onlardan isyan sadr olmaz. Allah Teala'ya kulluk icin yaratilan varhklar olan 
cin ve insan ise, iradesini yaratihs gayesi yonunde kullanabilecegi gibi, aksi 
yonde de kullanabilir, zira cuzi iradesi buna imkan vermektedir. iblis'in duru- 
muna gelince; imtihan icin yaratilan insanin hem itaata, hem de isyana iradesi 
olduguna gore, hadiselerin cereyan edisi ve seytanin etkinligi, bu irade denge- 
sine etki ederek imtihan ortami olusturmaktan baska bir sey degildir. Nitekim 
onun insanla olan munasebeti, insana munkerati yapmasini telkin ve onu isya- 
na tesvik etmek suretiyle, insanin imtihaninda rol oynamaktan ibarettir. §ayet 
boyle bir etkiye luzum olmasaydi, iblis'in insanlan saptirmak icin muhlet iste- 
mesi ve Allah tarafindan ona bu muhletin verilmesi soz konusu olmazdi. 

Ancak iblis'in meleklerden mi yoksa cinlerden mi oldugu hususunda ihtilaf 
soz konusudur. Onun cinlerden oldugunu kabul ettigimiz takdirde, kendisinde 
"celal" sifatinin tezahurunun agirhkh olmasi gibi bir yaratihs hususiyetine sahip 
olmakla birlikte "Ben cinleri ve insanlan sadece ve sadece bana kulluk etsinler 
diye yarattim" 828 ayetinin hukmu geregince kendisi de itaat ve kullukla mukel- 
lef oldugundan isyaninda her hangi bir mazeret soz konusu degildir, itaasizlik 

829 

ve isyan etmistir. 

Dolanmaz ol halu had minel-ezel ta ebed, 
Onulmaz asla bu derd gaginrgm dost dost. 

Ezelden ta ebede o hali sinin dolanamaz, 
Bu derd asla sifa bulmaz caginnm dost dost. 

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki; 

"Bil ki, (takdir-i ilahiye gore) basma gelmeyecek olan sey sana isabet 



828-. . . _, 

Zanyat, 56 
829 (CAKMAK, -1994), S.7-12 



376 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l aztz 



etmeyecektir. Sana isabet edecek seyden de sen kurtulamayacaksm..." 830 

Bu nedenle uzerimde cereyan eden her seyin bende uzuntu verecek hali yok- 
tur, demektir. Eger bu nza haline kavusmamissa bir insan iblisin dustugu hataya 
duserek yorum yapar. Bu sekilde helak olmaktan kendini kurtaramaz. 

iblis, Allah'i inkar ettigi icin degil Allah'in emrine itaat etmedigi icin kafir ol- 
mus ve buna nazaran farz olan her hangi bir vazifeyi yapmayanin kufrune huk- 
medenler bulunmustur. (Elmahh M. Hamdi Yazir, Hak Dini Kur'an Dili, sadeles- 
men; ismail Karacam, Emin Isik, Nusrettin Boleli, Abdullah Yucel, istanbul 1993, 
c.l, s.272.). 

Ancak dikkat edilmesi gereken bir husus var ki iblis, Zahirde Allah'i inkar et- 
memekle birlikte, Allah'in emrine hata nispet etmis ve bu yonuyle kafir olmus- 
tur. Yoksa emri kabul edip muhalif davranmaktan, yani secde emrinin hak bir 
hukum oldugunu kabul etmekle birlikte, emre itaatsizliginden dolayi kafir ol- 
mus degildir. 831 

Hep qorunen dost yuzu andan ayirmam adzii, 
Gitmez dilimden sozu caainram dost dost. 

Hep gorunen dost yuzu ondan ayirmam gozu, 
Sozu dilimden gitmez caginrim dost dost. 

Ehli tasavvufun anlayisinda, mahlukatin yaratihsi Allah'in "cemal" ve "celal" 
sifatlannin tezahuru seklindedir. Yaratilanlann tumu ilahT sifatlann tezahuru 
oldugundan ve de hasislik ve ustunluk izafT seyler oldugundan ister serif isterse 
hasTs seyler olsun kainatta bulunanlann hepsi haktir." Butlan" ve esyadaki 
"ser" ise izafT seylerdir, gunku tasavvuf dusuncesinde yaratilmis olan her sey, 
Hz. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin hakikatinden yaratilmistir. Ehl-i ta- 
savvuf tarafindan "Hakikat-i Muhammediyye" olarak ifade edilen Hz. 
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin hakikati, butun hakikatleri kusatmistir. 
Yaratihs seyrinde bir mertebe, varhk planinda bir tenezzul kabul edilen "Haki- 
kat-i Muhammediyye"nin cami' oldugu hakikatlerden biri de "iblis'in hakika- 
ti"dir ki; "Ruhu'l-Meani" tefsirinin sahibi AlusT, bu hususta soyle der: 

"Butun mahlukat ulvTsiyle, suflTsiyle, saTdiyle, sakTsiyle Hz. Muhammed'in 
hakikatinden yaratilmistir. Bunlan kuvvetlendirecek deliller vardir. UlvT melek- 
ler (sema melekleri) cemal yonunden, iblis ise celal yonunden Hz. Muham- 
med'in hakikatinden yaratilmistir. Bundan da su sonuca vanhr; iblis, Allah'in 
"celal" sifatinin mazhandir""( El-AlusT, §ihabuddm Mahmud, Ruhu'l- Meant, 
Beyrut, 1985, c.l,s.230). Onun varhgini olusturan unsurlan ates ile havadir ve 
onun en buyuk unsuru olan ates ise, "celal" sifatinin zuhurgahidir. Su halde ib- 
lis, hem zahin yonuyle, hem de batinT yonuyle "celal" sifatinin mazhan oldu- 
gundan "yed-i §imal" yani "sol el" tabir olunan "celal" sifatlan ile mahluktur. 

HeysemT, 1/55 
831 (CAKMAK, -1994), s.19 



Divan-i ilahiyyat ve Afiklamasi 1 377 



(A. A. Konuk, Fususu'l-Hikem Tercume ve $erhi, Hazirlayan: Mustafa Tahrah - S. 
Eraydin, M.U.i.F.Y. No: 25, istanbul 1989, al, s. 166 ). iste, iblis'in secde ile em- 
redilmesi ve buyukluk taslayip secde etmemesi, iblis'in "celal" sifatindan yara- 
tilmis olmasmdan dolayidir. 

Bazi ehl-i tasavvuf cevrelerinde iblis'in mazhar-i celal, yani "celal" sifatinin 
zuhurgahi bir varhk olarak yaratilmis olmasmdan dolayi onun bu hususiyetinin 
tavir ve davranislarma yansidigi ve dolayisiyla iblis'in masum oldugu anlayisi 
mevcuttur. Suleyman Uludag, Feriduddin Attar'm eserlerinden bahsederken 
"tlahtname" hakkinda su bilgileri verir: "ilahTname"deki hikayeler zuhdT ve ta- 
savvufi mahiyette olup, bunlann en onemlisi iblisle ilgilidir. Attar, seytani vefa- 
kar bir muhib, sadik bir asik ve fedakar bir yigit olarak tasvir eder ve Hak'tan 
baskasma boyun egmeme ve secde etmeme ugrunda ebedT azabi goze alan bir 
ask kahramani olarak tanitir. Su ifadeler de Attar'a aittir: 

"Bir gece Musa aleyhisselam Tur dagma gidiyordu. iblis uzaktan, Musa 
aleyhisselamin yanina cikageldi. 

Musa aleyhisselam, o lame 

"Neden Adem'e secde etmedin ki'! Dedi. Lain O'na, 

'Ey Allah Teala tapismm makbulu dedi, ben hie bir sebep yokken Allah Teala 
kudretinin merdudu oldum. Eger secde edebilseydim, bu elimde olsaydi ben de 
senin gibi Allah Teala kelimi olurdum. Fakat Ulu Allah Teala boyle diledi'..., de- 
di. Kelim ona dedi ki; 

'Ey baglara dusmus, bukagilara mubtela olmus kisi! H\c Allah Teala'yi 
anarmism?' Lain dedi ki; 

'H\c benim gibi bir asik, bir dost, O'nu bir an bile unutabilir mi? (Feriduddin 
Attar, ilahiname, Ceviren: Abdulbaki Golpinarh, istanbul, 1988, s. 191-192.)". 

Artar ve o'nun gibi bazi sufiler tarafmdan soylenen; "Gel! Eger hakiki er 
isen, hakiki aski iblis'den ogren!" (Attar, tlahtname, s.183.), gibi ifadelerden 
belagat yoluyla su manalarda anlasilabilir: 

Gel! ildht aska bag Ian I Kendini ilaht iradeye teslim et, mutmain ol ve sebat 
et! Eger muspet vonden buna ulasamiyorsan, menfi vonden vaklas! Iblis kadar 
da mi olamiyorsun? Onun inkdrdaki inat ve sebatma bak da ibret al! 

Ehl-i tasavvuftan bazilan nazannda iblis, yine de celal sifatinin mazhan olan 
ve yaratilismin geregini yerine getiren, Allah Teala'nm yarattigi bir varhktir ve 
hie bir zaman bizatihi kotu degildir. Dolayisiyla Allah'm taht-i kudretinde, insan- 
lann imtihani icin gerekli bir aractir." iblis, once niyaz etmis, Hakk'in yoluna 
cagirmisti, lakin sonunda kendi gucune sigmdi" diyen Hallac'in ifadesine baki- 
hrsa iblis, baslangicta mutevazi, Allah Teala'ya yakm, niyaz ediyor ve hakka da- 
vet ediyor, cunku kendisinin ustun oldugunu iddia edecek bir durum soz konu- 
su degil. Ancak Hz. Adem aleyhisselam yaratildiktan sonra ona secde ile emre- 
dildiginde bu mutevazihgi kaybolup gurur ve kibirle dolmus, "batil'a davet et- 



832 



me yolunu secmistir. 832 



(CAKMAK, -1994), s.7-8 



378 | NiyazT-i Misri kaddese'llahu sirrahu'l aziz 



Derya olunca nefes parelenince kafes, 
Ta kesilince bu ses caginnm dost dost. 

Derya olunca nefes parcalanmca kafes, 
Bu ses kesiline kadar caginnm dost dost. 

Kafes 

Farsca olan kafes kelimesi kuslan ya da kucuk hayvanlan kapah tutmak icin 
kullanilan telden ya da tahta parmakhklardan yapilan tasinabilir bir bannaktir. 
Aynca vucudun etsiz, kemiklerden ibaret iskeletine de kafes denir. Kafes, ede- 
biyatimizda daha cok bulbul, tut! ve tavus gibi kuslarla birlikte zikredilir. £ok 
zaman da gonul, gogus kafesinin arkasinda esir olarak zikredilir. Tasavvuf aci- 
smdan bakildigmda da, ruh beden kafesinin icinde tutsak olarak gorulur. Bu 
dunyada hep birlikte, beraber olan seyler vardir. Bunlar onlann birlikte oldugu 
veya olmak zorunda kaldigi seylerdir. Bu kaderdir, nasiptir; buna uzulmemek 
gerek cunku bu dunyanm kanunudur: Gul dikenlerle bir arada olmak zorunda 
oldugu gibi bulbulun yeri de kafestir. 833 

Gokler gibi donerem gun gibi dolaninm, 
Devr He eglenirem cap in ram dost dost. 

Donerim gokler gibi dolaninm gun gibi, 
Devr ile eglenirim caginnm dost dost. 

Eglenmek kisa muddetli haller oldugu icin devir nazariyesine isaretle bir karar- 
da durmamaya isaret edildi. 

Devir ve Devriyye 

Bilindigi gibi varhklann Hakk'tan zuhur edip tekrar Hakk'a ulasmasini izah 
eden mistikgorus "devr" kavramiyla anlatila gelmistir. 

Devr, varhgin maddeden insan mertebesine ve oradan Allah Teala'ya ulas- 
masi; devriyye bu tekamul fikrini isleyen mensur veya manzum eserlere verilen 
isimdir. 

Devir anlayisi, islam mutasavviflannin ledunnTanlam verdikleri, 

"Sizi topmkton yarattik, oraya dondiirecegiz ve basket bir sefer yine oro- 
dan cikgrgcggiz. " 834 

"Oysg O, sizi cesitli merhalelerden gecirerek ygrgtmistir." 835 

"Onlar Allah'tan geldiler ve yine Allah'a donerler" 836 gibi ayetlerde daya- 
nak bulmaktadir. 

Bu anlayisa gore, Hakk'in zatindan tecellT eden ilahT nur, cisimler aleminde 
manevT bir tertip dahilinde, madenlerden bitkilere; bitkilerden hayvanlara; 
hayvanlardan insana ve bu makamdan da insan-i kamil mertebesine ulasarak, 



833 (ESKiGUN, 2006), bourn 5.4 

Tana, 55 
835 Nun, 14 



836 Bakara, 156 



Divan-i ilahiyyat ve Aqklamasi 1 379 



yine ilk zuhur ettigi ashna, yani Hakk'a riJcu edecektir. 

Varhk ve nesneleri sudur ve tecellT fikrine gore izah eden sufilere gore 
Cenab-i Hak'tan zuhur eden bir sifat, cesitli merhalelerden gectikten sonra 
topraga iner. Buradan tekrar yukselerek Cenab-i Hakk'a ulasir. 

Mutlak vucuttan tecellT ile nuzul eden bir sifat sirasiyla kullT akil, dokuz fe- 
lek, dort tabiat ve dort unsur a gelir. Buradan itibaren yukselerek madenler- 
den bitkilere, hayvanlara ve Sufiler bir sifatin Hak'tan tenezzul edip Hakk'a 
ulastigi bu yolculuga devir derler. 

Devir fikri bir daire (yuvarlak bir gizgi) ile agiklanir. Bu dairenin sol kismi 
bastan orta noktaya kadar kavs-i nuzul (mebde 1 ), sag kismi da orta noktadan 
basa kadar kavs-i uruc (mead) seklinde isimlendirilir. Sufi muellifler tarafindan 
kaleme alman "Nokta Serhleri" veya "Mebde' ve Mead Serhleri" soz konusu 
daireden kinaye yazilan eserlerdir. 

islam sufilerinden baska mistiklerde devir fikrine benzeyen tenasuh ve 
benzeri tekamul gorusleri varsa da, bunlar islam! devr anlayisiyla gelismekte- 
dirler. Bu geliskilerin en onemlisi sudur: 

Devir, bir devr-i daimT olmadigi halde, tenasuh! gorusler, daimt bir devri 
kabul ederler. Diger taraftan devirde geriye tekamul yoktur. Tenasuh ve ben- 
zerlerinde bu durum soz konusudur. 

Devir fikri, ilk (klasik) donem mutasavviflannca ele ahnip islendigi gibi, Turk 
mutasavviflan tarafindan da degerlendirilen ve hakkinda pek gok eserler kale- 
me ahnan yaratihs dusuncesiyle ilgili onemli bir konudur. ihvan-i Safa 
Resail'inde, ibn Miskeveyh Tehzibu'l-Ahlak'inda, ibn'ul Arab! Futuhat ve diger 
bazi eserlerinde konuyla ilgili dusuncelerini yazmislardir. Daha sonralan 
Sadreddin-i KonevT, Mevlana Celaleddin-i RumT, Nasir-i Husrev, FeyzT-i Hindi, 
Yunus Emre ve bunlan takip eden birgok mutasavvif Kur'an? bir tekamul anla- 
yi§i uzerinde durmuslardir. Edebiyat tarihimizde tasavvuf edebiyati bunyesi 
iginde degerlendirilen bu tur eserlerin, Yunus Emre, Kaygusuz Abdal, NesimT, 
Esrefoglu, Ahmed-i Sarban, Eroglu Nuri, Vahib UmmT, UmmT Sinan, Seyyid 
Seyfullah, Oglanlar Seyhi ibrahim, NiyazT-i MisrT, GaybT, Erzurumlu ibrahim 
Hakki ve Bursah ismail Hakki gibi onlarca mutasavvif tarafindan yazilan ornekle- 
ri vardir. Diger taraftan Uskudarh Hasim Baba'nin kavs-i nuzulu anlattigi Devre-i 
Fersiyye'si ile NiyazT-i MisrT'nin Devre-i Arsiyye'sinin onemi edebiyat tarihgile- 
rimiz tarafindan vurgulana gelmistir. 

Turkiye'de, dinT-tasavvufT bir anlayis ve edebT bir tur olarak devriyyeleri ilk 
defa dikkati geken ve bu konudaki ilk mukayeseli arastirmalan yapan bilim 
adamlan, Riza Tevfik ve Fuat Koprulu'dur. Daha sonra bu konu Abdulbaki 
Golpinarh, Suleyman Ates, Amiran Kurtkan Bilgiseven, Amil Celebioglu, Yasar 
Nuri Ozturk, Mustafa Tatci, ismail Yakit ve Ahmet Yasar Ocak gibi bilim adamla- 
n tarafindan gesitli yonleriyle incelenmistir. 837 

Her Nokta' dan bir devir ba§lar; Hem kendisi merkezdir, hem de garkta 



837 (Mustafa TATCI-Cemal KURNAZ-YasarAYDEMiR, 2000), s.25-27 



380 | NiyazT-i Misri kaddese'llahu sirrahu'l azTz 



dortert... 

Eger bir zerreyi yerinden alsan, Bastan basa biitiirt alem bozulur!.. 

Her sey'in basi donmus ve onlardan bir tek parget bile, Olabilirlik simri- 
nm disma adim atmamistir.. 

Somutlasma, her birimi hapsetmis. Butunun parcasi olmaktan yarta 
umitsiz kilmis. 

Sartki daima seyir halirtdeler.. Ki, surekli soyunup giyinmedeler... 

Hepsi daima hareket halinde ve daima dinlenmede... Higbirinin ba§i da 
sortu da belli degil!.. 

Her biri haberdardir, Zatmdan her zamart Oradart dergaha yol bulma- 
da... 

Her zerreyi perdenin altmda gizlemi§, Cananm carta cart katart giizelli- 
gi!.. 838 

Ne yerdeyim, rte gokte, rte murdeyim, rte zirtde. 
Her yerde her zamanda caainrim dost dost. 

Ne yerdeyim, ne gokte, ne oluyum, ne saglam, 
Her yerde her zamanda gaginrim dost dost. 

insan bilmelidir ki her halinde Allah Teala'nin tasarrufu altindadir. Rasulullah 
sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki; 

"Akil ve acze vanncaya kadar her sey kaza ve kader iledir." 839 

Geldim o dost ilinden koka koka gulunden, 
Niyazi'nin dilinden cgginram dost dost. 

Geldim o dost ilinden koka koka gulunden, 
NiyazT'nin dilinden gaginrim dost dost. 

Yukadidaki beyitte gegen "Geldim o dost ilinden" sozlerinde: Cunku vatanin ash 
Allah Teala'dir. Onun igin Hazreti Resul: "Hubb-ul vatan min-el Tman", "Vatan 
sevgisi Allahtandir" buyurdu: Yani Allah Teala'ya muhabbet (sevgisi) imandandir 
demektir. 



838 (§eyh Mahmud §ebiisterT), b. 158-164 

839 imam Malik, Kader, 4; Muslim, Kader, 18; ibn. Hanbel, 11/ 10 



Divan-i ilahiyyat ve Afiklamasi 1 381 



28 



Hidayetun kemiilet bi'$-$erhi kad muzicet 



Ve cumleti'l-metni ft esnaihi diiricet 



Ma ahsenet behgetu'l-kitabi id kdne kab 



le nushateynife sdre niishatiin ciimiat 



Keennehd mecmeu'l-bahrayni yeltegiydn 



Aleyhd sicinu'l-efhamu insecet 



Fe ekmele'l-lahi $erhan kalbe cdmiihd 



Bi ekmeli'l-ilmi ke'l-metnii'l-lett $urihat 



Daikum'ul-Misriyyi yedu lekiim 



An zahra gaybin bi de'vdtin lakat halusat 



> a » fl ". »i fl i a 



i s lis 

■j , } , , , }i 

_> •• SIS} 



8 -- ? o ^ o * .I fl i -* 



j^-y j3?-j_wLJbij^-LS tj^jljjk 



Tamamlanan hidayet bu aciklama ile butunle§ti 



fly s s 

• - -* I'M " " '.... I ° -* 



Metnin ciimlesi toplandigi zaman 



-^0 



{\z\J&\\ 



<2x#C^ 



,U 



Kitabm guzelligi ne guzel oldu. iki nushadan once 



Bu niishada bunlari toplayicidir. 



382 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahii sirrahu'l aztz 



Bahsedilen iki kitap dunya ahiret yatatilmadan once yaratilan Hakikati 
Muhammediyedir. Butun hakikatler ve ilimler MuhammedT hakikatten cikar. Hak 
ve batil gibi butun zitlar onun zat-i maneviyesinde toplanmis ve birbirinin sininna 
tecavuz etmeden Allah Teala'nin emrine tabidirler. Seytan, seytaniyetini icra eder- 
ken aldigi zevk ile Cebrail aleyhisselamin itaatindaki zevk birbine zit gibi gorunur- 
ken her ikiside halinden memnun sekilde hayat buldular. 



Sanki birbirine kavusmus iki deniz gibi 



a t, t } 

840 »,. - - .,>i'.vl, > ■> 



r ^ljl^U^Iip 



Her ikisinden dusijnce gemileri yapilmistir. 

Zitlann varhgi ile dusunceler olusur. Sonucta dusunceler ile de bir sey degisme- 
se de insan yorgunlugu ile aldigi zevkin psikolojik etkisi ile kalp ozelligi olan donerli 
(halden hale gecis) durumu hayati tathlandinr. Ashnda butun hakikatler bilinmesi 
ile Allah Teala iradesinde bir degisiklige sebep olacak etki olusturmaz. Yalnizca 
insan fitratindaki bosluklar dolabin carklan gibi dolar dolar ve tasar. Sonucta bilgi 
ve dusuncenin yeri yine bosalmistir. 



S }$/■/■ 



Allah Teala toplayici kalpte bu serhi tamamladi 



a a / a a as 



Kamil ilim ile ki onun metni serh edilmistir. 



} s a a a } 

ihlas sahibi MisrTsize dua etmek icin caginyor 

Dua makakami kulluk isaretidir. Dua, baska bir caresi olmayan insanin kendisi 
ve baskasi icin uretecegi tek caresidir. ister kamil olsun, ister nakis olsun butun 

(~1~,) Dokumak 



Divan-i ilahiyyat ve Aqklamasi 1 383 



kullar Allah Teala'ya dua etmektedir. Hirsiz hapishanede, zahid mescidde, §arho§ 
meyhanede dua eder. Allah Teala buyurdu ki; 

"De ki: Duaniz olmasaydi, Rabbim size deger verir miydi? Gergekten yalanla- 
dmiz. O halde azab yakanizi birakmayacaktir." 841 

Aziz ve Celtl olan Allah Teala soyle buyurur: 

"Kulum biiyiik abdest bozup da abdest almadigi vakit, Bana cefa etmis olur. 
Abdest ahp da namaz kilmadigi vakit Bana cefa etmis olur. Namaz kihp da Bana 
dua etmedigi vakit, Bana cefa etmis olur. Bana dua edip de, Ben ona icabet et- 
medigim vakit, kendisine cefa etmis olurum; oysa Ben cefa edici bir Rab degi- 
lim." M1 

Bir gun Mevlana §emseddin hazretleri buyurdu ki: Ebu'l-Hasani'l-HarakanT 
kaddese'llahu sirrahu'l-aziz: "Bir adimimi Arsm uzerine, oteki adimimi da yerin 
altma koydum; fakat aradigim kapi kapahydi, hie acilmadi. Niyaz esigine egil- 
meden kapi agilmadi. Niyazm ustune ibadet yoktur" dedi. 843 



Gaybin gizli tarafindan bir tamamlanmi; davetle. 



Furkan, 77 

ibn'ul Arab?, Mi$kat-ii Envar'da bu haberi, Ibnu'l-Cerrah diye bilinen Abdullah b. Hane$ 
el-KinanT'den merfu olarak rivayet etmi§tir. 
843 (YAZICI, 1995), c. 2, s. 264, (87) 



384 | NiyazT-i Misri kaddese'llahu sirrahu'l aziz 



29 

Vezin: Fa'ilatun Fa'ilatun Fa'ilatun Fa'ilun 

Bagnm pur-hun eder sol (esm-i mestaniyle bahs, 
Dagitir akhmi sol zulf-i perisan He bahs. 

Leblerinfeyzine mu'tad eyledin gun agzimi, 

Dilemez kim eyleye sol ab-i hayvan He bahs. 
Diirr-ii yakut-i dehanm seveli dilber senin, 
Gelmez oldu dile hergiz la'l-u mercan He bahs. 

Vechin uzere yazilan ma'nayi Kur'an goren, 

Eylemez evrak iginde lafz-i Kur'an He bahs. 
Cumle fitne kasm He kirpiginden oldugun, 
Bilen eder mi cihandan nefs u seytan He bahs. 

§ol ruhunla hattmm sirrmi zahid anlasa, 

Kurst iizre eylemezdi kufr u tman He bahs. 
Pertev-i nur-i cemalin aksidir sems-i cihan, 
Ne miinasib ide ol nur mah-i taban He bahs. 

Zerre iken sen Niyazt Ruh-i azam nuruna, 

Haddini bil kilma ol sems-i dirahsan He bahs. 
Cem-ii tafsilin neydiigin rumuzun anladmsa epsem ol, 
Etme andan sonra asla kul ve sultan He bahs. 

Bagnm pur-hun eder sol ce$m-i mestaniyle bahs, 
Dagitir akhmi sol zulf-i perisan He bahs. 

Onun sarho§ gozuyle bahsederek gogsum kanla dolar, 
Onun dagilmi§ saglannin bahsi akhmi dagitir. 

Sevgilinin sagi gonulleri avlamak igin kurulmu? tuzaktir. Ku§ avlanirken iplik 
ya da sag teli kullanihr. Sagin ucundaki kivnmlar, halkalar ilmiktir. Sevgilinin 
yanaginda ki ben de danedir. Bu siirde gok kullanilan bir benzetmedir. 

Asiklann gonulleri sevgilinin saglanna asilmistir. Gonul, agirhgi olmayan so- 
yut bir kavramdir. Beyitte gonullere agirhk verilmis. Saglar taraninca, ya da ruz- 
gar esince dagihr, perisan olurlar. Saglar agirlasinca dagilmaz ve gonuller de 
perisan olmaz; vahdet olan yanak uzerinde kahrlar. 844 

Leblerin fevzine mu'tad eyledin cun agzimi, 
Dilemez kim eyleye sol db-i hayvan He bahs. 

Agzimi dudaklannin tadina ahsik eyledin, 
Dilemez kimseyi olumsuzliJk suyu ile bahsden. 

844 (iPEKTEN, 1986) 



Divan-i ilahiyyat ve Aqklamasi 1 385 



Beyitte gecen lebden murad edilen ilahi hayattir. Tasavvufta dudak ve agiz 
ise kuciJk ve ince olmalanyla yokluk, yani fenafillahtir. istenen cokluktan kurtu- 
lup birlige, vahdete ermektir. Vahdet olan dudak konusmaya, yani soz sahibi 
olmaya baslayinca, kirpikler sihirle onu susturup fenaftllaha engel oluyorlar. 

Ab-i hayat, kutsal bir su olmakla birlikte dunyaya aittir. Butun kutsal seyler 
Allah Teala askmi kazanmak ve Allah Teala'ya ulasmak icin birer aractir. Allah 
Teala 'yi kendi varhginda duyanlann artik Ab-i hayati istememeleri dogaldir. 845 

Diirr-ii vakut-i dehanm seveli dilber senin, 
Gelmez oldu dile hergiz la'l-ii mercan ile bahs. 

Dilberin kirmizi agizh incisini opeli, 

Higbir zaman kirmizi yakut ve mercan ile bahis dile gelmez oldu. 

Vechin uzere yazilan ma'nayi Kur'an qoren, 
Eylemez evrak icinde lafz-i Kur'an ile bahs. 

Yuzun uzerine yazilan ma'nayi Kur'an goren, 
Mushaf icindeki Kur'an lafz-i ile bahs eylemez. 

Yuz, tasavvufta vahdet, yuz guzelligi: Cemal-i mutlaktir. Canlar ve gonuller, yani 
maddT ve manevT butun varhklar Kabe gibi ona yonelir, onun cevresinde donerler. 
Vechin uzere yazilan Kur'an-i Kerim'in manalan ki, bu zahirde gorulen suretler 
Kur'an-i Kerim'in suretleridir. Bu suretler nelerdir? Bu suretler: 

Hakk'in Ef'al, Sifat, Zat'indan ibarettir. Kur'an-i Kerim'in her bir ayeti ya 
ef'ali, ya sifatlen, ya da zati beyan eder. Mesela, "Biz bu Kur'ani bir daga indir- 
seydik.." 846 Dag burada bir surettir. Bu suretlerde her ne varsa Kur'an-i Kerim'de 
mevcuddur. Bu suretlerde Kur'an-i Kerim'i okuyan kimse Kur'an-i Kerim'in lafzTyle 
bahsetmez. Bununla beraber hayn ve serri Allah Teala'dan bilen nefis ve seytan 

ile bahsetmez. f^unku ayeti celTlede: .oil jo^-^J^ Js "Soyle Ya Muhammed, her 

sey Allah'dandir" 847 varid oldu. 

Yuziindeki hatlan Kur'ana tesbih etmelerine gelince; soyle anlatabiliriz: 
Burada yuzden murad; distan gorunen yuz degildir, mursidin gonul yuzu- 

dur. Kur'an-i Kerim'den murad ise ahlak-i ilahiyedir. Ki o mursid: 

"Ahlak-i ilahiye ile ahlaklaniniz" Hadis-i §erifinin manasinda ozunu bulmus- 

tur. O buyuk zatlann yukanda gecen isaretli sozlerden muradlan; iste bu ahlak 

derecesini bulmaktir. 848 

CQmle fitne kasm ile kirpiqinden olduaun, 
Bilen eder mi cihandan nefs u seytan ile bahs. 



845 (iPEKTEN, 1986) 

846 . . _. - 

Ha§r,21 
Nisa, 78 
848 NiyazT-i MisrT, Risale-i Esile ve evcibe-i Mutasawifane, ONUNCU SUAL VE CEVABI 



386 | NiyazT-i Misr? kaddese'llahu sirrahu'l azTz 



Butun fitne kasin ile kirpiginden oldugundan, 
Bunlan bilen cihan, nefs ve seytandan bahs eder mi? 

Tasavvufta goz ve kirpik kara ve cok olmalanyla kesret, yani cokluk manasina 
geldiginden sikintilann varhgindan konu acmaktadir. Bu sikintilann hepsinin Allah 
Teala'dan oldugunu bildigini bahsediyor. 

Sol ruhunla hattmin sirrmi zahid anlasa, 
Kursi iizre eylemezdi kiifr u imdn ile bahs. 

Su ruhunla hattmin sirnni zahid anlasa, 

Vaaz kursusunde kufr ve imandan bahs eylemezdi. 

"Arafatta Adem aleyhisselam yaratildiktan sonra melekler onun vechine secde 
ile emrolundular. iblis ve cinin kafirleri secde etmediler. Sonra zurriyeti (nesli 
gelecek ahfadi) zahnndan (sirtindan) cikarildi, dort saf meydana geldi. 

Birinci saf Enbiya, 

ikinci saf Evliya, 

Uguncu saf Mu'minler, 

Dorduncu saf Eskiya. 

"Elest-u bi-Rabbikum", "Rabbiniz degil miyim?" 849 diye hitab edildi. Cumlesi 
"Belt", "Evet" dedi. Kafirler hitabi isitmedi, ancak mu'minleri taklTden anlar da 
evet dediler. iste o zaman "Alem-i zerre" yani herkes orada suver-i latTfe (latif 
suretlerle) ile idi. Hatta kafirlerin o zerre alemindeki durduklan arafattaki mahal- 
de bugun bile hacilan durdurmazlar." 

'Ben sizin Rabb'iniz degil miyim?' sorusuna gekinmeden "evet!" dedigi igin 
insan teklif edilen binlerce beta ve azabi segmistir. 

Pertev-i nur-i cemalin aksidir sems-i cihan, 
Ne munasib ide ol nur mah-i taban ile bahs. 

Cihan gunesi cemalin nurun isiginin aksidir, 
Parlak ayin nurundan bahs uygun olmaz. 

Gunes, gercek sevgili olan Allah Teala'dir. Kiyamete kadar ilahT askin ve tecer- 
rudun kokusunu verir. Sems ve cihan nuru cemalinin aksidir, yani gunes ve cihan 
cemali nurunun yansimasidir. Cunku gunese nur ismiyle tecellT olundu. Ancak 
nurun keyfiyeti malum degildir. nurlu olmak ve panldamak gunesin nitelikleridir. 
Bu semse, yani gunes ilahT nur ile mukabil ve benzer olabir mi? Olamaz. 

Cem makaminda (tevhidin) hepsi birdir, cunku Sultan da kul da Hakk'in maz- 



"Ve o zaman ki, Rabbin ademogullarmdan, onlarm sirtlanndan ziirriyetlerini aldi. Ve 
onlari kendi nefisleri uzerine sahit tuttu. "Ben sizin Rabbiniz degil miyim?" dedi, (onlar 
da) "Evet. $ahidiz" dediler. (Bu da) Kiyamet gunii, "Biz bundan muhakkak ki gafiller idik," 
demeyesiniz icindir." Araf, 172 



Divan-i ilahiyyat ve Afiklamasi 1 387 



harlandir. Ancak tafsTlde kul kuldur, Sultan Sultandir, kul sultan olmaz, Sultan 
da kul olmaz. 

Zerre iken sen Niyazt Ruh-i azam nuruna, 
Haddini bil kilma ol sems-i dirahsan He bahs. 

NiyazT Ruh-i azam nuruna gore sen zerre iken, 
Haddini bil o parlayan gunesten bahs kilma. 

NiyazT-i MisrT, bizim anlatigimiz seyler yaninda anlatamadigimiz gok sey vardir. 
Bu nedenle gok seyden sizi haber edemeyiz, demektedir. 



Cem-u tafsilin nevdugin rumuzun anladmsa epsem ol, 
Etme andan sonra asla kul ve sultan He bahs. 

Cem ve tafsilin ne oldugun rumuzun anladmsa dilsiz ol, 
Etme ondan sonra asla kul ve sultandan bahs. 



388 | NiyazT-i Misri kaddese'llahu sirrahu'l aziz 



30 

Vezin: Fa'ilatun Fa'ilatun Fa'ilatun Fa'ilun 

Can bu Helen gogmedin canani bulmazsa ne giig 
Yarini terk etmedin yarani bulmazsa ne giig. 

Sureti insan ici hayvan olursa kisinin, 

Taslar He dogiiniip insani bulmazsa ne giig. 
Ademin gonlii evinde bahr-i umman gizlidir, 
Daima susuz geziip ummani bulmazsa ne giig. 

Solfaktr olup gezenlerde hazine dopdolu, 

Say'edip ol kenz-i bi-payam bulmazsa ne giig. 
Fakr-i fahrt devletine e risen Sultan olur, 
Fakr-i tamme erisip Sultani bulmazsa ne giig. 

Herkesin derdine derma m yine derdindedir, 

Derdinin igindeki dermani bulmazsa ne giig. 
Bunda gelmekten murat gun kim Hakk'm irfamdir, 
Ey Niyazi kisi ol irfani bulmazsa ne giig. 

Can bu ilden gogmedin canani bulmazsa ne giig 
Yarini terk etmedin yarani bulmazsa ne giig. 

Can bu ilden gogmeden canani bulmazsa ne guc 
Yarini terk etmeden yarani bulmazsa ne gug. 

insan i<pin Q5 tiirlii olum vardir. 

Birincisi, zati itibanyla insanin her lahza olup durmasidir. 

ikincisi, mevt-i ihtiyaridir. Bu da insana mahsustur. Bu olum cumle heva-yi ne- 
fisten, cismani lezzetlerden, tabiat muktezasindan fani olmaktir. Bu mevt-i ihtiyari 
insan-i kamilin terbiyesi altinda bulunmakla mumkun olur. Tasavvuf istilahinda 
buna "mevt-i ahmer" derler. Ve "Olmeden once olijnuz." hadis-i serifi bu mevt-i 
ihtiyariye isarettir. 

Ucuncusij de eceli geldiginde ister istemez olmektir. Buna "mevt-i iztirari" der- 
ler. Bunda butun mevcudat musterektir. 

Bu iif dliime karsihk ug turlij hayat vardir. 

Birinci olume karsihk Vucud-i Hakikinin her an nefes-i rahmanisi ile cumle mev- 
cudata hayat vermesidir. 

ikincisi, yani mevt-i iztirariye mukabil olan insanin intikal edecegi berzah ale- 
mindeki hayattir. 

Ucuncusij mevt-i ihtiyariye mukabil olandir ki, kalbin ebedi hayat bulmasiyla, 
sonsuz hayata kavusmasidir. 

Sureti insan igi hayvan olursa kisinin. 



Divan-i ilahiyyat ve Aciklamasi 1 389 



Taslar ile doqunup insani bulmazsa ne que. 

Sureti insan ici hayvan olursa ki§inin, 
Taslar ile dogunup insani bulmazsa ne guc. 

insanin icinin degisik olmasi oraninda suf IT alemden yararlanmasi, manevi ha- 
yattan faydalanmasini engelleyen dunya hayatinin bir tecellisidir. Ahiret hayatinin 
kemali ise, insanin icinde var olan ulvT alem oranindadir. Bir tezat durum olursa 
insandaki nifak sirnni aciga cikarir ki neticesi husrandir. 

Gece uykudan uyanmca elleri yikamak gerektigine dair hadisin 850 yoru- 
munda ibn'ul Arab! (638/1240) Geceyi, uykuyu, uyanmayi ve elleri yikamayi 
hep mecazi anlamda kabul etmis ve su ilginc yorumu yapmistir: 

Gece uykusu gayb aleminin ilminden gaflet etmektir. Gunduz uykusu da 
sehadet aleminin bilgisinden gaflet etmektir, iki el cimrilik yeridir. Onlan temiz- 
lemekten maksat, infakta bulunmaktir. Onlan kerem ve comertlik ile temizle- 
mek gerekir. istinca ayip yerleri temizlemektir. Yani icindeki pislik ve eziyeti ci- 
karmaktir. Bu pislik ve eziyetler insanin icine sinmis kotu dusunce ve saptinci 
suphelerdir. RuhanT istinca da bu suphe ve tereddutlerden temizlenmektir. 851 

insanin ici ile disin temizlenmesi ne demek oldugu bu sekilde aciklanmistir. 

Ademin gonlu evinde bahr-i umman gizlidir, 
Daima susuz qeztip ummani bulmazsa ne que. 

Ademin gonlu evinde buyuk bir derya gizlidir, 
Daima susuz gezip ummani bulmazsa ne guc. 

insan ruhu semavi meleklerin cinsinden olup, temiz ve saf bir cevherdir, be- 
den ile birlesmesinden dolayi kararmistir. insan, bedenT zevk ve sehvetleri terk 
eder, ilim ve ihlas sahibi olur, disini ve icini temizleyerekgonul aynasini saflasti- 
nrsa ruh, tekrar saflasir. Ruh, temiz ve saf olunca, insanin ruhu ile semavi me- 
lekler arasinda munasebet meydana gelir ve munasebet olusunca da karsi kar- 
siya duran iki saf ayna gibi olurlar, onda ne varsa, insan ruhuna da akseder. 852 

MaddT alemdeki boyutlar manevi alem ile hicbir sekilde kiyaslanamayacak se- 
kildedir. "Ben yere goge sigmadim, ancak mu'min kulumun kalbine sigdim" 853 

hadis-i serifi de gonuldeki genisligin buyuklugune isarettir. 



850 BuharT. Vudu. 26, Bedu'l Halk. 11: Muslim. Taharet. 87, 88: Ebu Davud. Edep. 99: 
TirmTzT. Taharet 19; Nesai. Taharet. 72: ibn. Mace, Taharet. 40. 112 imam Malik. Muvatta. 
Taharet. 9 

851 (§EKER, 1998), s. 85; Ebu Cemre El Ezdi. Behgetun Nufus. 111/144 

852 (CAKMAK, -1994), s. 98 

Bkz. SehavT. 589. 590: AclunT. 11/195 Hadisin asli muteber kaynaklarda bulunamami§tir. 



390 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahii sirrahu'l azTz 



Sol fakir olup qezenlerde hazine dopdolu, 
Say'edip ol kenz-i bt-payam bulmazsa ne que. 

Su fakir gibi gezenlerde hazine dopdoludur, 
Cahsip ol sonu bulunmaz hazineyi bulmazsa ne guc. 

Burada fakir olarak bahsedilen maddi fakirler degildir. Fakr-u Fena devletini 
bulmus Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin Allah Teala dostlandir. 

Fakr-i fahrtdevletine e rise in Sultan olur, 
Fakr-i tamme eri$ip Sultani bulmazsa ne que. 

Fakr-i fahrT devletine erisen Sultan olur, 
Fakr-i tamme erisip Sultani bulmazsa ne guc. 

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki; "Fakr, benim oviing kayna- 
gimdir" 854 NiyazT-i MisrT kuddise sirruhu'l-aziz, fakr'in tanimini "Allah'tan ba§ka 
her seyden varhgi almak" seklinde yapmistir. O'na gore "Vucut kalkmca, Hakk 
gorunur ve hig kaybolmaz. Fakr tamam olmaymca dogrudan dogruya Hakk'm yu- 
zune bakmak mumkun olmaz." 855 

"Fakr mertebesi tamam olan ancak Allah'dir," gibi binlerce beyhude sozle- 
re gelelim. Yani "Fakr tamam olunca Allah yiiz gosterir, onu bulur ve gorur- 
siin," sozunde kufuryoksa bu sozun manasi o degilse, seninle Hiristiyan arasin- 
da ne fark olabilir? Nihayet Hazreti isa, Hallaci Mansur'dan da Bayezid'den de, 
otekilerden de daha latif bir zat idi. 

Su halde Hiristiyani "Isa Allah'dir veya Allah' 'in ogludur," dedigi igin kinamak 
neden? Halbuki sen de ayni seyi soyluyorsun. Su halde, "Fakr tamam olunca 
Allah Teala'yi bulursun," sozunun manasi, "Her kimin nefsi olurse, Seytani da 
olur; kotu huylardan temizlenerek Allah Teala'ya kavusur," sozundeki mana gi- 
bidir. Ama bu kavusma hasa Allah Teala'nin zatma kavusmak degil, belki onun 
yoluna girmektir. Kul, Allah Teala'nin kendisine kavusmadigini, ancak Allah yo- 
luna girdigini anlar. Aksi halde Allah Teala yolundan sapmis olur. Sonra onun 
nefsi de dirilir, Seytani da! Allah Teala yolunun nuru ile Allah Teala'nin zatinin 
ruhunu ayiramayan, daima karanhktadir ve korlesmistir. 856 

Herkesin derdine dermani vine derdindedir, 
Derdinin icindeki dermam bulmazsa ne que. 

Herkesin derdine dermani yine derdindedir, 
Derdinin icindeki dermani bulmazsa ne guc. 

Nitekim ilmin kapisi Hz. AN kerremallahu veche bu konuyu soyle ifade etmistir: 



ibn. Hacer ve ibn. Teymiyye batil ve mevzudur derken; Bkz. AclunT. 11/87; Bu ifadelerden 
sahih olmadigi anla§ilmakladir. 

855 (ATE5, 1971), l.sofra 

856 (§ems-i TebrizT, 2007), (M.80), s. 160 



Divan-i ilahiyyat ve Aciklamasi 1 391 



"Dermanm sende, fakat senin haberin yok; derdin de sende; fakat sen gor- 
miiyorsun. Kendini kucticOk bir beden samyorsun; oysa en buyuk alem iginde 
durulmus bilmiyorsun. Oyle apagik bir kitapsm ki gizli seyler, onun harfleriyle 
meydana gikmada. Disanya bir ihtiyacm yok senin; gonlunde yazilmis yazilar; 
her seyden haber verir sana." 857 

Ey giizel, sen ki bana derdi derman edensin; 
Simdi: "Qekil onumden" diyeferman edersin; 
Senin yuzun canimm kiblesi olmus bir kez; 
Ne yapsm, kible mi degistirsin bu can dersin ? 8SS 

Yuregim, kimselerden ihsan dileme; 
Bu amansiz felekten aman dileme; 
Bit ki, derman aradikga artar derdin: 
Derdinle haldas ol, derman dileme. 8S9 

[Derdin derman olmasi ig alemin terbiyesine yardimci olmak ile mumkundur. 
Topluluklann dinamiginde sikga rastladigimiz "akildi§i", "histeri", "kutsal" ve "sag- 
ma"yi agklayabilecek ba§ka bir araca duyulan gereksimin bizi "bilingdi§i"na ve 
psikanalize yoneltir. "Nefsini bilen rabbini bilir" 86C hadisi §erifi psikanaliz yolunu 
bize agmaktadir. Terbiye edilmemi? nefis hasta demektir. Terbiye edilmi§ nefisler- 
den olu§an cemiyetler ancak huzur ve hidayet yolunun temsilcisi olur. 

Psikanaliz 861 bireyi odak alan incelemelerini yaparken, bir taraftan da dikkatini 
insan topluluklannin psisik varolusuna yoneltmistir. Bu gozumlemenin odaginda 
insanin maddT ve manevT iliskiler agi yerahr. Bu iliskiler agi, "ge? i§alani" adi verilen, 
ig ve dis dunyalarm ortak bir olguda toplanmasi seklinde kendini gosterir. Bu yuz- 
den ig ve dis gergekligi birbirine "yansitan" ilijkiler agi perspektifinden bakarak, 
bireyin psikolojisinin dogrudan ve ayni zamanda bir sosyal psikoloji oldugunu ileri 
surer. Her birey kendi mikro varolusunda, toplulugun makro varolusunu barindi- 
nr. Bu varolus ig ige gemberler halinde bireyden baslayarak (kusaklan-askin yukle- 
ri), kulturu, tarihi ve dili igermektedir. 

Bireyin gozumlemesi turn bu yuklerin ig dunyada "image" 862 , olarak yasayan 
gokeltilerini hesaba katmamiz gerekir. ^unku Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem 



857 (AREFEOGLU, 2005 ), s. 19 

Omer Hayyam, Rubailer, 85 

Omer Hayyam, Rubailer, 297 

Muteber hadis kitaplannda bulunmadigi gibi butCin mevzuat kitaplannda mevzu oldugu 
belirtilir bkz. AclunT. 2/262; Aliyu'l Kari, 352: SaganT, 35,36; SehavT, 198 

Psychoanalysis: (i.) psikanaliz, ruh coziimleme. 

image: (i.), (f.) §ekil, suret, tasvir, heykel; sanem, put; fikir, hayal; timsal; (bir kimse 
hakkmda) toplumun kanaati; (fiz.) Ijmlarin etkisi veya mercek vasitasiyle meydana gelen 
sekil, goruntii, hayal; (f.) tasvirini yapmak; yansitmak, aksettirmek (ayna); hayal etmek, 
zihninde sekillendirmek. 



392 | NiyazT-i Misri kaddese'llahii sirrahu'l aztz 



buyurdu ki: 

"Her gocuk fitrat uzerine dogar" buyurdu ve sonra da "§u ayeti okuyun" dedi: 
"Allah'm yaratihsta verdigi fitrat..." 863 Sonra Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem 
sozunu soyle tamamladi: 

"Qocugu artrte ve babasi Yahudilestirir veya Hiristiyanlastinr veya Mecusiles- 
tirir. Tipki hayvanm dogurunca, azalari tarn olarak yavru dogurmasi gibi. Siz 
kesmezden once, kulagi kesik olarak dogmus hayvana rastlar misimz?" Dinleyen- 
ler: 

"Ey Allah'm Rasulu, kucukken olenler hakkmda ne dersiniz (cennetlik mi, ce- 
hennemlik mi?) diye sordular. Hz. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem su cevabi 
verdi: 

"(Yasasalardi) nasil bir amel isleyeceklerdi Allah daha iyi bilir." 
Bir baska rivayette: "Dogan higbir gocuk yoktur ki, konusmaya baslaymcaya ka- 
darsu dirt (islam) uzere olmasm" buyurulmustur. 864 

Ancak Aristo, insanlann dogustan iyi olup olmadiklan hususundaki fikirleri 

tartisir. Bazilan insanin dogustan, bazilan da ahskanhk yoluyla, diger bazilan da 

egitim yoluyla iyi oldugunu soyler, "insanin iyi olmasinda fitratin payi bizim 

kudretimizin dismdadir" diyen Aristo, ilahT etkilerin bahth kisilerde bulundu- 



863 Rum,30 

854 BuharT, Cenaiz: 80, 93; Muslim, Kader: 22, (2658); Muvatta, Cenaiz:. 52, (1, 241); 
TirmizT, Kader: 5, (2139); Ebu Davud, Siinnet: 18, (4714); ibrahim Canan, Kutub-i Sitte Ter- 
cume ve Serhi, Akgag Yaymlan: 2/316-317. 

Bu hadiste kisinin kazanacagi dim, meslekT, ilmt vs. her gesjt sahsiyette terbiyenin, 
hususen anne ve babanm rolu dile getirilmektedir. Gergekten milletlerin iyi veya kotu her 
istikamette kaderini tayin eden amillerin basinda terbiye gelir. 

TerbiyevT gayretler terbiyevT miiesseseler, terbiyeye aynlan vaktin miktan neticeye 
testr eder. Hadtste, terbiye yoluyla gevrenin ki§iye verecegi seylere "din" orneginde dikkat 
gekilmi§tir. 

Dikkat gekilen ikinci bir husus gocuk fitratidir. Hz. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem 
biitiin cocuklann ayni fitrata sahip oldugunu ifade etmektedir: Zengin cocugu da, fakir 
cocugu da... siyahT cocugu da, beyaz cocugu da, Avrupah aileden dogan cocuk da, Afrikali 
yamyam aileden dogan gocuk da ayni fitrata sahip. Demek ki, dogdugu an dikkate almdikta 
biitun insanlar ayni yaratih§ uzeredirler, ayni temel kapasite ve temayullere sahiptirler. 
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem "Allah'm yarati$ta verdigi fitrat" ayetini de delil geti- 
rerek mevzuyu iyice kuvvetlendiriyor. Kavimler, milletler, irklar arasmdaki farkhhklar, di§ 
§artlarm ve bilhassa terbiye sisteminin tesiriyle husule gelmektedir. Terbiye sistemi deyin- 
ce, ogretilen muhteva, ogretime verilen ciddiyet, ogretim miiddeti, ogretim techizati, tek- 
nik ve metodlar, nazariyat, pratikler vs. vs. anlasilacaktir. 

Alimlerden bazilan: 

"£ocuk, Allah bilgisine sahip olarak, Allah'i ikrar edecek bir yaratihsla dogar. Kendisinin 
bir yaratam bulundugunu ikrar etmeyecek hie kimse dogmamistir, bunu baska sekilde isim- 
lendirse ve hatta, O'nunla birlikte bir baska seye tapinsa da" demi§tir. 
NevevT, muhtelif goru§leri kaydettikten sonra "En dogrusu, her cocugun islam'i kabule 
hazir bir yaratihsla dogmus olmasidir" der. Hadisi boyle anlamaliyiz demek ister. (ibrahim 
Canan, Kutub-i Sitte Terciime ve Serhi, Akcag Yaymlan: 2/317-318.) 



Divan-i ilahiyyat ve Aciklamasi 1 393 



gunu savunmustur. Bu gorusu ile Aristo, insan egitiminde fitratin yerini ileri bir 
vukufla gostermis oluyordu. 865 

Dertler tedavisi olan psikanaliz, insanin ve topluluklanni, orgutlu davranisi, ure- 
tim-tuketim iliskilerini, toplumsal duzen, kaos ve catismalan arastirma, cozumle- 
me (ve mudahale etme ?) olgusunu, klasik psikoloji uygulamalanna her gun biraz 
daha medikallesen 866 bir bireysel psikolojiyi tedavi yontemi ve disiplinine donus- 
mustur. 

Bu olaganustu zengin psikanalizin icinde vurgulanan pek cok kavram vardir. An- 
cak konumuz ile ilgili olarak en one cikan kavramlar olarak "hipnoz" ve "aktanm"i 
ele alahm. Ozellikle icinde yasadigimiz toplumun kulturel, tarihi ve siyasi baglami, 
zihniyetimizin cozumlemesini yaparken bu kavramlan iyi anlamamizi gerektiriyor. 

Mesela; Sigmund Freud, kariyerinin ilk yillannda Charcot'dan etkilenerek kul- 
lanmaya ba§ladigi hipnoz teknigi yardimi ile bilinc dismdaki travmatik anilan bi- 
lince cikartiyor ve histerik 867 hastalann yakinmalanni kisa surede gideriyordu. 
Ancak yakin cahsma arkadasi olan ve hipnoz teknigini yogun bir sekilde kullanan 
Breuer'in bir vak'asi olan Anna O.'nun bu hipnotik terapide yasadiklari (ve dokto- 
runa ya§attiklan) Freud'un hipnoza bakijini degi§tirdi. Freud hipnoza eskisi kadar 
giivenmiyordu. Etkisi gedci bir sure idndi; Freud'un pesinde oldugu sayginhk rut- 
besine ulasmasini engelleyecek kadar fantastikti ve onun insani anlamayi amada- 
yan buyuk kuramsal yuruyusu igin fazla pratik ve de bu sebeple kisitlayiciydi. Ama 
turn bunlardan daha onemlisi, hipnotik terapide hasta <pok passif ve bagimh bir 
duruma girip, doktoruna yogun duygularla yoneliyordu. Anna O. sik sik belirti 
uretmeye baslamisti. Bu belirtilerin arkasinda Breuer'e duydugu yogun sehevT 
duygular yerahyordu. Baslangigta Freud, "aktarim" (transference) 868 adini verdigi 
bu duygulann tedaviye cevap verip iyelesme surecini engelledigini ve bozdugunu 
dusundu. Ancak hipnozdan uzaklastikca aktarim olgusunun icerdigi zorluklann 
kendi iginde farkh bir tedavi edici umudu tasidigini farketti. Tasavvuf umuzdaki 
"derman arardim derdime / derdim bana derman imi§" anlayisina uygun bir se- 
kilde, adi "aktarim" olan bu olguyu iyilesme surecinin muttefigi ilan etti. 

Freud bu yeni anlayisin yarattigi kuramsal farkhlasmaya paralel olarak, "psika- 
naliz" temellerini de atti. Surec iginde, tedavi suresinin -hipnotik terapiye gore- 
oldukca uzamasi, hastanin divana uzanarak "serbest cagn§im" halinde konusmasi, 
"yorum"un ana iyilestirici mudahale olarak kullanima girmesi gibi degisimler orta- 
ya cikti. Bu teknik degisimlerin gobeginde gene aktarim olgusu vardi. 



855 (BAYRAKLI, 2002), s. 66 

Medical: (s.) tedaviye ait, (tib.)bba ait, (tib.)bi; iyile§tirici, tedavi edici. medical botany 
(tib.)bi bitkiler ilmi. medical jurisprudence adli tip. medically (z.) (tib.)bi maksatlarla, 
(tib.)ben, (tib.) yonunden. 

Hysterical: isterik; (duygular) kontrolsuz, coskun 

Transference: nakletme (i.), (psik.) hislerin psikolojik olarak bir baskasina yonelmesi. 



394 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahii sirrahu'l azTz 



Freud psikanalitik uygulamanin imkan tanidigi annalist-hasta 869 konumunda, 
hastanin aktardigi duygulannin, hipnoz uygulamalan ile kar§ila§tinldiginda, uze- 
rinde cahsilmaya cokdaha uygun sekillendigini dusunuyordu. Bu, hastanin da ken- 
di duygulan uzerine analistiyle beraber yorum yaparak cahsabilecegi daha 
kontrollu bir "regresyon" 870 du. Hasta artik hipnozda oldugu gibi tedavinin passif 
nesnesi degil, nesnelik ve oznelik arasinda sahnan bir surecin aktoruydu. 

Bu derece onemli olan aktanm kavrami ile kastedilen tam olarak nedir? Freud'a 
gore, analitik 871 surecin belli bir noktasinda iyice gorunur hale gelir ki, hasta psika- 
nalistine cocuklugu, gecmisinde ve idnde (dolayisiyla bastinlmis ve unutulmus 
olduklan yerde, bilincdisinda) yasadigi arzulan, bu arzulann yarattigi catismalan, 
gelisimde doyurulmasi eksik kalan cetrefilli gereksinimleri aktanr. Onu, yasamin- 
daki onemli figurlerle (anne, baba, kardesler, buyukler vb) yasadiklannin bir versi- 
yonu 872 ile algilar. Bu algilama asklar, nefretler, kaygilar yaratir. Bir baska deyisle, 
bu surecte, "gecmis" 873 kapah durdugu ic aleminden cikip, "guncel"i yani analitik 
iliskiye yansimaya baslar. Bu noktaya gelindigi zaman, analitik odada analistin 
onunde canlanan ve canlandinlan bu "gecmij" en zengin bilgi kaynagi ve en elve- 
risli mudahale (yorum) alanidir. 

Freud'a gore analitik odanm disinda, toplumsal yasamin her alanmda aktanm- 
sal olgular goruruz. Asklar, nefretler, kiskandiklar ve diger nefsani duygulann 
oldugu pek cok yerde aktanma rastlanabilir.] 874 

Mursid aktanmlan en guzel sekilde pasifize ederek veya edilmesine yardimci 
olarak muridini en guzel seviyeye intikal edilmesini saglamis olur. Allah Teala kufur 
halindeki kisileri 

"Kalblerinde hasta hk vardir, Allah hastahklarmi artirmistir." 87b 
"Onlara: insanlarm iman ettigi gibi siz de iman edin, denildigi vakit 'Biz hi$, 
sefihlerin (akilsiz ve ahmak kisilerin) iman ettikleri gibi iman eder miyiz!' derler. 



Annalist: (i.) tarihi olaylan kaydeden kimse taring (doktor) . annalist-hasta: Doktor ve 
gegmisjni hikaye eden hasta. 

Regression: geri gekilme, gerileme, regresyon; deniz gerilemesi, Mursidin, muridin 
hallerini kendi aynasinda gostererek ona yardim etmesidir. 

Analytical: gozumlemeli, analitik 

Version: (i.) belirli bir goriise dayanan aciklama veya tammlama; ceviri; uyarlama, adap- 
tasyon. 

Gecmis ile misal alemi ve bulundugu zamana kadar gelen donemdeki olumsuzluklann 
terk edilmesinde yardimci olunan imajlardir. §u konu unutulmamalidir ki ehl-i tasavvufun 
buttin bireyleri bu yolu tercih ettikleri zaman cok rahat ruht durumlarimn oldugunu zan- 
netmek hatadir. f^unku bu dert, ask ve cile yoludur. Dolayisiyla ruhant hallerin iyi ve giizele 
seyridir. 

Uygarlik, Din ve Toplum. £ev. Selcuk Budak. Oteki Freud Dizisi (1997). "bensizbiz" Top- 
luluk Zihniyetinin Psikanalizi. Ihtaki Yaymevi, 2002. Yavuz ERTEN'nin "Ben'den biz'e ve 
siz'e: "bensizbiz'Mopluluk Zihniyeti Uzerine Du§unmeye Psikanalitik Bir Davet." Makale- 
sinden uyarlanmistir. 
875 Bakara, 10 



Divan-i ilahiyyat ve Aqklamasi 1 395 



Biliniz ki, sefihler ancak kendileridir, fakat bunu bilmezler (veya bilmezlikten 
gelirler)." 876 Bu ve benzeri ayetler ile agiklar iken hastahk olarak beyan etmistir. 

islam'in bugune kadar intisan umumiyetle insan vasitasi ile oldugu bilinen ger- 
gektir. Cunku dinin temeli yasamak ve misal olmaktir. Bunun en guzel temsilcileri 
ehl-i tasavvuf oldugunu unutmamak gerekir. 

Hulasa: "Derdinin igindeki dermani bulmazsa ne giig" ile anlatilmak istenen 
aktanmin en guzel §ekilde yapilmasindan ba§ka bir sey degildir. 

Bunda gelmekten murat ciin kirn Hakk'm irfamdir, 
Ey Niyazi kisi of irfani bulmazsa ne que. 

Dunyaya gelen kimse igin murat Hakk'm bilinmesidir, 
Ey Niyazi! Kisi o irfani bulmazsa ne gug. 

Mevlana Pervanenin evinde bilgi sagiyor, gokler, yer, yildizlar ve dunyanin 
yaratihsi hakkinda agiklamalarda bulunuyordu. Bu arada: 

"Hak ehli ve mana bilen ig'm bu dunyanin sureti Allah Teala'nm yuzudur" 
dedi. Bunun uzerine Taceddin-i ErdebilT: 

'0 halde, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Mustafa "nigin dtinya bir 
lestirdi' dedi ve: 

"Bu nasil olur?" diye sordu. Mevlana kaddese'llahu sirrahu'l-aziz: 

"Dunyanin sana bir les gibi gorunmemesi ve senin de kopeklerden sayilma- 
man igin onu istiyenlerden olma. £unku Allah Teala sevgisinden baska ne ile ug- 
rasirsan o lestir ve lesten de kotudur. Daima Allah Teala'yi arayici ol. Onu ara 
ki. Allah Teala'nm yuzune layik olasm ve butun esyada Allah Teala'yi gorebilsen 
ve "Higbir sey gormedim ki, onda Allah Teala'yi gormeyeyim" sozu senin 6z 
malm ola" buyurdu. 

Yine nakledilmistir ki: Bir gun zanaat erbabi arkadaslar, ahiret evleri harap 
olan zalimlerin zulmunden sikayet ediyordu. Mevlana: 

"Kasaplar pazarmda hig kopek kesiyorlar mi? Onlar Oldurulmeye layik olduk- 
lari halde koyunlan kesiyor ve kesilmek zahmetini onlara tattinyorlar. Allah Te- 
ala'nm yardimi muminlere daha gok oldugu igin muminlerin zahmeti goktur. 
Buna karsilik Allah Teala'nm onlar hakkmdaki rahmeti o nisbette sayisizdir" de- 
di. 877 



876 Ba kara, 13 

877 (YAZICI, 1995), c. 2, s. 67-(485-486) 



396 | NiyazT-i Misri kaddese'llahu sirrahu'l aztz 



31 

Vezin: Fa'ilatun Fa'ilatun Fa'ilatun Fa'ilun 

Hep guzeller arasmda buldu husnun gun revac, 
Cem olup ussak bir bir sana eyler ihtiyac. 

Hiisn iginde bu ne sehliktir ki sahan-i cihan, 

Can verirler yoluna ya kande kaldi taht u tac. 
Nice zahmetler gekup uftadeler vaslm umup, 
Akibet derman yerine derdini kildmi Hag. 

Ni'met-i vaslm ata kilsan n'ola asiklara, 

Han-ifazlmdan ne gider doysalar ger cumle ag. 
Ey Niyazt eremezsin olmeyince vuslata, 
Adet oldur Yar ilinde can alurlar hiisne bac. 

Hep guzeller arasmda buldu husnun cun revac, 
Cem olup ussak bir bir sana eyler ihtiyac. 

Hep guzeller arasmda buldugun igin guzelligin gegerli 
Asiklar birlesip sana ihtiyaglarini bir bir soylerler. 

Hiisn ic'mde bu ne sehliktir ki sahan-i cihan, 
Can verirler yoluna ya kande kaldi taht u tac. 

Guzelligin iginde bu ne sehliktir ki cihan padisahlan, 
Yoluna can verirler de taht ve tag nerede kahr. 

Nice zahmetler gekup uftadeler vaslm umup, 
Akibet derman yerine derdini kildm Hag. 

Asiklann vaslm umup nice zahmetler cekip, 
Sonucta derman yerine derdini kildm ilac. 

Ni'met-i vaslm ata kilsan n'ola asiklara, 
Han-i fazlmdan ne aider doysalar ger cumle ac. 

N'olur asiklara kavusma nimetini ihsan kilsan, 
Butun aclar doysalar fazlm sofranda ne eksilir. 

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki; 
"Rabbma onu goruyormus gibi ona ibadet et" 878 

in'am ve ihsanin artmasi surekli buyumeye sebeptir. Cunku eriyen mumum isigi 
kendini kaybederken baska birtarafta aydinhga sebep oldugu icin sevilen olur. Bu 
nedenle evin icerisine ates almaktan korkanlar onu baskosede yakmaktan cekin- 
mezler. Her nur bir zulmetin ifnasidir. Kararan nur ashnda varhgini bulmus olur. 
Karanhgin parlakhgina kavusmak ile artik sukunet zahir olur. 



Buhan. iman. .17. Tefsir sure 31,2: Muslim, iman. 1.5.7: NesaT. iman. 5. 6 



Divan-i ilahiyyat ve Agiklamasi 1 397 



Ey NiyazT eremezsin olmeyince vuslata, 
Adet oldur Yar ilinde can alurlar hiisne bac. 

Ey NiyazT! Olmeyince eremezsin vuslata, 

Yar ilinde bu guzellige harac (vergi) can almak adettir. 

Hedefi buyuk ve yuce olanin varhgindan bir seyleri feda etmeden kavusacagi 
bir sey yoktur. Butun nebiler cesitli sikintilar ile karsilasinca bulduklan devletin 
bahasi olarak dert ve elemden azade olmadiklan gibi razi oldular. Hicbir zaman 
Allah Teala'yi tohmet altinda birakmadiklan gibi dunya hayatinda iyi ve kotu 
aranmadan sikmti icinde olunacagma dair misal teskil etmislerdir. 



398 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l azTz 



32 



Mefa'Tlun Mefa'Tlun Mefa'Tlun Mefa'Tlun 



Muhakkikler dimislerdiir Ben? Asfar durur Efrenc 
DelJI-i muntehasidur eman He geliir isveg 

Ben? asfar zuhurunda dalaletler olur peyda 
Tulu-i kevkeb-i §arkdan mesalibdiir anun Mec 
Milel kufrunde bu kafir nice sal eyleye pervaz 
Mukaddemden olur anun reminiyle Bisenc 

Kara Eflak He ziddeyn olur bunlar dahi ol 
Tatar dahi ider yagma gecer suyu gozunu ac 
Civar-i Tuna'da olan kanndaslar ceker zahmet 
Duhul-i erba'm icre sakin durma heman kac 

Tetebbu eyle tarihin tokuz tarh it birin al 
Muhakkik evsatm ahz it miizekkerle olur ihrac 




Muhakkikler dimisler ki Ben? Asfar durur Efrenc 



880 



(Kenan Erdogan, Niyaz?-i Misrt Hayati, Edeb? Kisiligi, Eserleri ve Dlvani'nm Tenkitli Metni, 
Ankara, 1998, s. 36) 



Divan-i ilahiyyat ve Aciklamasi 1 399 



Velakin muntehasidur eman ile geliir isveg 

Lik kufride kafirdir nice sal eyleye pervaz 

Mezelletten olan eyyamm 881 zemin vaveyla He bee 882 
Bent asfar zuhuruna dalalettir olur peyda 
Tulu-i kevkeb-i mesrik mesalibdiir anun eclec 883 

Kara Eflak He anlar dahi ol ziddmdir 

Tatar dahi ider yagma geger suyu gozunu ac 
Civar-i Tuna'daki olan karmdaslar geger zahmet 
Duhul-i erba'in igre sakm durma birader kac 

Tetebbu 884 eyle tarihin tokuz tarh it birini al 

Muhakkik evsatm ahz it mezkurla olur ihrac 

Muhakkikler dimislerdiir ben? asfar durur E/irenc 885 
Deltl-i muntehasidur eman He geliir isvec 

Muhakkikler Bent Asfar (Hristiyanlar) Avrupada durur demislerdir 
DelTI-i nihayetleri isveg emniyetle ile gelir 

["Yeryuzunde Allah Allah diyen bir kimse bulundugu mtiddetce, kiyamet kopma- 
yacaktir." 886 Yani yeryuzunde birbirini izleyen zikr ehli kalmayincaya kadar alemin 
cesedi igin ruh gibi. §uphe yok ki cesedin yok olmasi, ruhun gitmesinden sonradir. 
MehdT'nin gelmesinden once zamanin cocuklanni yasarlarsa gorebilecekleri bircok 
alamet gelir. Beni Asfar'in cikmasi alametlerdendir. Onlar Bosna'ya saldiran Frenk- 
lerdir. Karadeniz tarafindan Moskovahlar, onlara yardim edecekler. Cesitli kufur 
milletleri de boyledir. Bunlann bazilan Allah'in "en yakin arzda" (Rum, 12) aye- 
tinde delalet ettigi gibi 1098'de ciktilar. Bu ayet iki kelimedir ve harflerinin sayisi 
doksan yedidir. Cihadda galibiyet ve maglubiyet arasinda devreder durur. "Birkag 
yilda" (Rum, 3) Bu tic ile dokuz arasindadir. Burada bahsedilen birkag, kafirler 
cihetinden onda vuku bulmustur. Ta ki buyuk yenilgiden dolayi olan olmustu. Allah 
Teala izin verirse, galip gelirler, sozunun hukmunun agiga gikacagi zaman gelecek- 
tir. Ve muslumanlar tarafindan galibiyet vaki olacaktir. Ve insanlar Allah Teala'nin 
izin verecegi zamana kadar guvende ve mutlulukta olacaklardir. Sonra Bizans se- 
hirlerinin cogunda, namaz kilmanin zorlasacagi bir zaman gelecek. Bilakis oranin 

Bu ilahinin bu versiyonun kaydi istanbul Buyuk §ehir Belediyesi Atatiirk Kitaphgi istih- 
raglar isimli (T 811 1297 H - Osman Ergin Yazmalan - 001892) eserin varak 3b de kayitlidir. 

Eyyam: (Yevm. C.) Devirler. GCinler. GCig, iktidar, ntifuz 

Becce: f^ocuk, u§ak, erkek gocuk. 

Eclec: Yumru ve geni§ almli 

Tetebbu: derinlemesine ara§tirma, okuma, dij§unme, ogrenme. 

EFRENC (Fransizca. dan) Bu kelime, Ortacagda te§ekkul ederek, o siralarda Franklann ve 
bilhassa Charlemagne'in hiikmu altmda bulunanlara ve zamanla geni§leyerek butun Avru- 
palilara denmi5tir. Frenk. Avrupah ve hasseten Fransiz 

Muslim, iman. 234: degisik rivayetler igin bkz. Buhari. Zekat. 47. Hac. 47. Cihad. 94. 
Fiten. 22.25, Hudud, 20, Rekaik. 40; Ebu Davud. Fiten. 1. Melahim. 8.9: Tirmizi. Cemaat. 1. 
Fiten 19.21.35 



400 | NiyazT-i Misri kaddese'llahu sirrahu'l azTz 



halki §am'a intikal etmede sikinti cekecektir. Kafirlerin saldinlan Haleb'e kadar 
ula§acak. Allah Teala, Haleb'i de §am'i da onlann istilalanndan korusun. §uphesiz 
mukaddes arz oraya delalet etmeyecektir. Ancak Allah'in su sozu ona delalet eder: 

"Hicbir medeniyet yoktur ki kiyametten once onun yikicisi veya giddetli bir $e- 
kilde azap edicisi biz olmayahm. " 887 Butun beldelerin halki, amellerinin bir sonu- 
cu olarak, ahir zamanda afetlerden emin olamaz. Rasulullah sallallahu aleyhi ve 
sellemin bu sozu de ona delalet eder: 

"§uphesiz ki Allah her yuz senenin ba§mda dinini yenileyecek birisini gonderir. 
"Aynca su hadis de buna delalet eder: 

"Diinyamn var olmasmdan beri yuz sene gecmesin ki ba§mda bir emir gelme- 
sin." Yuz sene olunca haynn ve serrin birbirini takip etmesi yonunden Deccal gikti 
isa aleyhisselam indi. §uphesiz ki her Deccal icin isa ve her Firavun icin de Musa 
vardir 

....islamiyetin zevalinin sonlanna dogru Osmanh Devleti hakikat ehlinin ittifaki 
ile MehdT'nin zamaninda sona erecektir. Nasil ki isa aleyhisselamin hilafeti, umumi 
hilafetin sonu ise, MehdT'nin hilafeti de hususi ve Muhammedi hilafetin sonudur. 
Evliyanin hilafetinin sonu ise hususi hilafetin mertebelerinden bir mertebedir. Ona 
inanmakla kaim olman ancak Allah Teala'nin agzindan, agzina nefes verdigi kimse 
ile kaim olur. Bunu bil. Allah Teala onu islah ettikten sonra yeryuzunde fesat cika- 
ranlardan olma. 

"$iiphesiz Allah, bir kavmin durumunu, onlar nefislerindekini degi§tirmedikce 
degi S tirmez." &88 ] 8S9 

Beniasfar zuhurunda da la letter olur peyda 
Tulu-i kevkeb-i sarkdan mesalibdur anun Mec 

Bent asfar zuhurunda sapikhklar aciga cikar 
Dogudan bir yildiz dogar mesalibdir anun Mec 890 

Ahmed BTcan, eseri Envaru'l-A§ik?n'de Hz. Muhammed'e atfedilen su rivayeti ve 
hadiscilerin yaptiklan yorumu aktanr: Hz Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem 
soyle soylemistir. 

"Kiyamet alti nesneden sonra kopar: Veba yayginlasir, Beytu'l-Mukaddes acihr, 
turn alemde olum olur, 100 altinin bile kisilerin ihtiyacini karsilamayacak sekilde 



887 1'sra, 58 

888 Rid, 11 

889 (CETiN, 1999), s.143; (BURSEVi), v.l34b, 96. Varidat 

MEC: adam, arkadaj, ahbap; cene, yanaklar, adam, herif, tip, acayip kihkh tip, herif, 
herifgioglu (Argo) 

Mac: (onek), (iskoc), (irlandah.) oglu, zade (bazen Mc veya M' olarak yazilir) 
Mecc: Agizla su puskurmek. Sulu seyler atmak ve sagmak. 

Mac: Tuzlu su. ^j-^y :Atmak, firlatmak; (parti, yemek, vb.) vermek, duzenlemek, atmak; 

sok etmek, afallatmak, saskina gevirmek; atma, atis, firlatma 



Divan-i ilahiyyat ve Afiklamasi 1 401 



zenginlik olur, Araplar arasinda fitne yaygmlasir, Muminler alemi ele gecirir ve 
Beni Asfar ile anlasma yaparlar. Daha sonra kafirler anlasmayi bozarlar ve galip 
gelirler. Bundan sonra benim ummetime fitne ve savas girer ve kiyamet kopana 
kadar fitne ve savas surer. Muhaddisler der ki, Bent Asfar ile Frenkler birlesip her 
bir sancagin altinda 12000 askerin bulundugu 80 sancak ve toplamda 960000 as- 
ker ile Batidan hucum ederler. Fakat Muslumanlar, Kostantiniyye, Roma ve 
"Amuriyye" disinda Batidan ve dogudan butun dunyayi kafirlerin elinden ahr. Fa- 
kat bundan sonra hakimiyet kafirlerin eline gecer (Ahmed BTcan 1301: 368). 891 

imam MehdT ile Asfarogullarinm Buyiik Savasi 

BistamT'nin Cifr'ul Cami isimli kitabinda Mim harfi ile Hiristiyan taifesi arasinda 
buyuk bir harp olacagini belirtir. Mim harfinden maksadin imam Muhammed 
MehdT aleyhisselam oldugu da aciklanmaktadir. Daha sonra KuciJk Savas da deni- 
len Cezire-i Rumiyye (Rum Adasi) Cengi olacagi ve MehdT aleyhisselamin Rum ada- 
sini fethedecegi ifade edilir. Kitaptaki resimin konu metnide su sekilde aciklanmak- 
tadir: 

"Muellif, Rumiyye adasmm tasviri iginde olan sehirleri hisarlan ile altm kapli ve 
iginde altmdan "maksure" li kilisesiyle bu mahalde birkag surete isaret edip sonra 
tasvir itmeyip bir bir isaret olundu. Bu mahalde imam Mehd? ile Asfarogullan ara- 
smdaki buyuk savas tasvir olundu" ve ortadaki yuksek tepenin solunda, hag alemli 
siyah sancak ve uzerine sank sanlmis fesleriyle Asfarogullan taraftarlan beklesir- 
ken tepenin saginda kirmizi sancaklanyla MehdT taraftarlan yer almaktadir. Tepe- 
nin on tarafinda ath MehdT askerleri, kacisan, ath Asfarogullan askerlerini kovala- 
maktadir. Yerde ise Asfarogullan askerlerine ait kesik kol ve kafalar sacilmistir. 892 

MehdT aleyhisselamin cikisindan evvel onun devletinin belirmesi amaciyla her 
tarafi aydmlatan kuyruklu biryildiz 893 dogacagi seklinde rivayete rastlanmaktadir. 
Hatta "Gogiin, agik bir dumana getirecegi giinii gozetle." (Duhan: 10) ayetinde 
gecen dumanin kuyruklu yildiza isaret ettiginin de iddia edildigi gorulmektedir. 
Hicri 175. m. 791 yihnda kuyruklu yildizin goruldugu ve iki ay durduktan sonra 
tekrar kayboldugu gorulmustur. 894 

Milel kufrunde bu kafir nice sal eyleye pervaz 

891 (YAMAN, Ekim,2002), s.24 

892 (YAMAN, Ekim,2002), s. 128 

Kuyruklu yildizla ilgili Buyuk Larousse'de §u agiklamalan aktarabiliriz: "Kuyrukluyildizlar, 
gorunumu ve hareketleri 50k ozel olan ve Gune§ sistemi'nde dola§an gok cisimleridir. Bir 
diizlem iginde tutuluma gore herhangi bir egime sahip olabilen yorungeleri elplsler, para- 
boller ya da hiperboller bicimindedir ve bunlar Gunej'in hemen yakminda birbirlerinden 
ayirt edilemeyen uzun dolanim surelerine kar§ilik gelir. Kisa dolanim sureli adi verilen 
kuyrukluyildizlar. 200 yildan daha az bir zaman araliginda duzenli olarak gunberi noktasma 
geri dbnerler (Biiyuk Larousse 1986: XIV, 7236) ayni kaynagm 123. sayfasmda kuyruklu 
yildizin en son goruldugu tarih h. 175/791 olarak gecerken 200. sayfada bu tarih 75/694 
§eklinde yer almaktadir. 
894 (YAMAN, Ekim,2002), s.25 



402 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l azTz 



Mukaddemden olur anun remfniyle Bisenc 

Milletler kufrunde bu kafir nicesini tarafina ve yanina ala 
Oncu kuvvetleri olur anun remTniyle Bisenc 

Kara Eflak He ziddeyn olur bunlar dahi ol 
Tatar dahi ider yagma gecer suyu gozunu ac 

Bunlar dahi Kara Eflak ile birbirine zit olur 
Tatar dahi yagma eder gecer suyu gozunu ac 

Hele olurum ban su vasiyyeti yine ideyum; taht Tatar'in dur, taht 
Tatar'indur, taht Tatar'indur. Bunlar islah olmakdan kalmisdur cilk olmus yu- 
murta gibidur bunlarda hayr kalmamisdur taht Tatar'indur bilmis olun her ne 
kadar hilafin itmege cahsursanuz olmaz mulk Tatar'indur, Tatar'indur beyt: 

Ve temme salatu'l-Hakki tetra alel-lezi 
Bi-hi lem-ezel ff-halet? Allahu rahim 895 

Benden selam eylen Tatara Allah Teala onlann imanmdan ve islamindan 
hosnud-dur, amellerini de Allah Teala islah eyleye zTra din curuk olmayinca 
islam padisahma du'aci cokdur din u adalet ameli de islaha sebeb olur. 
Padisahlara asil lazim olan dTndur ve adaletdur bu ikisi Tatardan me'muldur 
gorismesem bilmezdum ben sehadet iderim; dTnleri ve mezhebleri sahThdur. 
Ben egerci oluyum ve lakin nefesum haydur, bu nefes Tatara hayat virur mulk 
onlann olur saadet ona ki onlara yardim idenlerden buluna. 896 



895 



j$\ "Js-Jj^ J=J> »SO pj 



"i$te burada yani bu i§in sonunda Hakk'in beyani salati kendisine hayat ve olumde 
Rahim Allah Teala'ya olsun." 

(Sirr-i Mektum-Anka-i Mugrib, s.5, Osman N.ERGiN, no: 1700, Ataturk Kitaphgi, Taksim- 
istanbul) Yazmada ikici misra hatalidir. Mecmudakini esas aldik. 
896 (CE^EN, 2006),s. 35; (MISRT, 1223), s.2b 



Divan-i ilahiyyat ve Agklamasi 1 403 



<1 



Lehittan (Polonya) 

I573 Mm*y*-w *d» 



'««.•• „ •* 



**;:>." 



j OJl "\J ' Jon 

i i. i .:'■ / ... .i 1 ,i I '.I 






'**». 



Podotya 

. KanmFiign 



•»M 



'*«• 



-. ilr,Kit,iK.,-,lo'iik ;:iM«' ^ A, , • . 1171/73 , — >-*. J. 

<HDI)KJBij.« 1SIJ U..H«l » ■■ Jt * 1MI .** * a, 



f.ffiil 7iu«IMr" 5m**i I 

/ MKJC , 

- ., ""to*; 

,M » / «„Si-.>5 ,-'-«' / El law hm, )*f 
>'■&» B °* r ""'" / > t i^ f 



»Y ' o 

%-' -U f *" l,n 

! inn* -• , ije«K»*n 




Sill t^%u*1 4 



^ v " F.lltt 

"'? „r'«fun*> " "--. 

"A \ Mikecfonvii M«V / ,,(» 

Qt'a%:w 
MMM 



K ARADEN I Z 

Snc-p 






l H33 



&• j' 



S.i'mjr Trabicn ' 
Tciyay^v^ ^ * bj , 

* S Am»ir« ISB 

,• y * Ollukbtl' . 

/ Sivli. , — t— 

.itUra UM Wnstil 

J da L. L 



Tatar Sipahilerinin MehdTAskerleri We Bulufmalan 

Kiyametin MehdT'nin olumunden kirk gun sonra kopacagi belirtildikten sonra 
MehdT'nin ortaya £iki§indan once Maveraunnehir'de Haris isimli birinin ortaya 
cikacagi gegmektedir. Bu ki§i askerlerinin onculugunu Mansur adh bir Tatar yigidi- 
ne verir. Mansur askerleriyle memleketinden cikarak MehdT askerlerine kansir. 
MehdT askerleri ile Edirne uzerinden gelen Tatar sipahilerin bulusurlar. 

AhirZamanin MehdTsi (Mehd?-i ahir ez-zaman) olarak sifatlandinlan Kanuni Sul- 
tan Suleyman fetih hareketleri icin Tatarlardan askeri yardim istemis, Tatar Hani 
Sahip Giray Han da bu istek uzerine istanbul'a kalabahk bir ordu gondermistir. 
Aynca daha sonraki yillarda Tatarlar, Ruslann Osmanh devletine karsi buyuk bir 
saldinsini engelleyerek (1554), Ruslan bozguna ugratmislardir. Osmanh-Tatar iliski- 
lerinin duzeyine isaret eden bir olay da Seyehatname'de gecmektedir. Evliya Cele- 
bi Seyahatname'n in basinda gordugu bir ruyayi anlatirken Tatarlara yapilacak bir 
yardimdan bahsetmektedir: Ruyasinda kendisini Ahi Celebi camisinde goren Evliya 
Celebi, camide ayni zamanda Hz. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin dort hali- 
fesi ve arkadaslannin da bulundugunu fark eder. Kendisini Sa'd Vakkas olarak ola- 
rak tanitan birine toplulugun burada toplanma nedenini sorar. Sa'd Vakkas Tatar- 
lann askeri bakimdan sikintida olduklanni, onlara yardim icin istanbul'a geldikleri- 
ni ve oradan Tatar Hani'na yardima gideceklerin soyler. 

Tatarlann Sultan Suleyman zamaninda Osmanhlara yardima gelmis olmasi, me- 
tinde gecen MehdT'nin bu kez Sultan Suleyman ile iliskilendirildigini dusundurmek- 
tedir. Kanuni Sultan Suleyman'in ayni zamanda Mehdf-i ahir ez-zaman olarak vasif- 
landinlmasi bu fikri desteklemektedir. Metinde MehdT ile Tatarlar arasinda baglan- 
ti kurulmasi, dolayh anlatimla Sultan Suleyman'in MehdTligini vurgulamaktadir. 897 



(YAMAN, Ekim,2002), s.125 



404 | NiyazT-i Misr? kaddese'llahii sirrahu'l azTz 



Civar-i Tuna'da plan karmdaslar ceker zahmet 
Duhul-i erba'tn icre sakm during heman kac 

Tuna Nehri civannda olan karde§lerimiz ceker zahmet 
Sakm durma kirk gun icinde hemen kac 



EirmitigJuim ' Aiiisk'Kkiiii 



•'Rotteidj.pT'' 1 



* Sat 'FOLArtD\ 



Warsaw . Br «' 



73 ^-<S~u )V tB " 

j Llllf'V BELTS, aSujiQE 




E&seti Leipzig ''■'';■ 

GERMANY 

I i .11 1 k1 in t 
n in Main 



Luxembourg, 

LLK.V_ 



Strasbourg 







TC Lvn e 

UKRAINE 



X 



^ SLOVAKIA * *- ' /\ „. , ; "»<*%' 

Bratislava, "V^*, h \. T", ^4 

— Budap^l N ^JV HOLDOWp 




Zurich" 
,-;- a Bern T<??°, 

«w*f p tfVlu „ l|jn , 

Mn,,. s lqvefi la • *Zagi:eb 

AMSSIfJ Lyon .""""venirsp ' <■ * 

rdKllK CH/THC i <V/J=1!L Jti ■ .■>■ ■ "» . BOSmAANLV rf B |„. 

.1 ^ CROATIA ^ 'SERDIA 

-. m V x Sa>5evc* 



it n n 5t j n ta 

Pi.i.-k 



^Tsu louse 



BULGARIA 



.. i AndaTfa,^' ^^t* -■ : i in u !!■ i 1 ] J c [tfiurL' 

AHDDRRAj CorsJcff J J 



ITALY 

Rome* 

.• 



'^"'podgor'it *' * *Ski) P i« 

£ T^ Tirana*" Th« 

ALB. 




GREECE 

Alliens 



-S IstanFub" 

|:iii -..I 

TURKEY 

Jiinii 



Tuna nehri, Almanya'nin guneyinde Karaorman (Schwarzwald) bolgesinde 
Brege ve Brigach dag irmaklannin 678 m yukseklikteki Donau-Eschingen 
(Donaue§ingen)'de birle§mesiyle meydana gelir. Tuna kaynagi Donaueschingen 
kasabasindan fi§kirarak ufak bir kanal sayesinde Brigach nehrine dokuldugu nok- 
tadan itibaren bu nehrin ismini Tuna diye degi§tirir. 

Donaueschingen'den Karadeniz'e dokuldugu Sulina limanina kadar uzunlugu 
2779 km'dir. Bunun 2415 km'si uzerinde Seyrusefer yapilmaktadir. Tuna nehri 
cografi bakimdan uce aynhr kaynagindan Gonyu'ye kadar yukan Tuna (988 km), 
Gonyu'den Turnu Severin'e kadar Orta Tuna (860 km) buradan nehir agzi Sulina 
kadar a§agi tuna (931 km). Kaynagindan denize dokuldugu noktaya kadar Alman- 
ya, Avusturya, Slovakya, Macaristan, Hirvatistan, Sirbistan, Bulgaristan, Roman- 
ya, Moldova ve Ukrayna olmak uzere toplam 10 ulkenin topraklanni kat etmekte- 
dir. 

Tuna Nehri nehir ta§imacihgina cok uygundur. Hollanda'dan Ren nehrinden 
bajlayan seyahat kanal geci§leri ile Tuna uzerinden Karadeniz'e kadar seyahat 
edilebilir. 



Tetebbu eyle tarihin tokuz tarh it birin al 
Muhakkik evsatm ahz it muzekkerle olur ihrac 

Tarihini iyice ara§tir dokuz cikar birini al 



Divan-i ilahiyyat ve Agiklamasi 1 405 



Muhakkak ortasmi al muzekkerle olur ihrag 

NiyazT-i Misn kuddise sirruhu'l-azizin bu beyitlerde bahsettigi tarihi olaylar igin 
yeterli bilgimiz olmadigindan tarn olarak yorum yapamiyoruz. Fakat zaman igeri- 
sinde bu bahse konu zuhuratlann olustugu veya oldugu kesin olma ihtimali <pok 
yuksektir. Cunku NiyazT-i Misn istihrag konusunda yeterli ilime sahiptir. 



Miizekker: Erkek, er. Gr: Muennesin ziddi. Kelimeyi erkek gosteren. (isim, zamir, sifat, 
fill). 



406 | NiyazT-i Misri kaddese'llahu sirrahu'l aziz 



33 

Vezin: Fa'ilatun Fa'ilatun Fa'ilun 
ister isen olasm ehl-i felah, 
Kulluk eyle bi'l gadatu ve-r'revah. 

Diinya He baglamp kalmak neden, 

istemez misin ki bulasm necah.. 
Nefs-u seytandan em in olma mud am, 
Adetin olsun gece giinduz salah. 

Yola gidersen sana rehber gerek, 

Hem yanmda dusmana lazim silah. 
Zikirle tevhide ererse goniil, 
Ma'rifetle bula sadrm insirah. 

Acilup gonlu gozunun perdesi, 

Hayretinde eyleyesin cok siyah. 
Goresin dogmaz dolanmaz bir gune§, 
Gicesi yok daima olmu$ sabah. 

Kamu mtifkiller yanmda hallola, 

Cumle yanli§ i§lerin ola sihah. 
Ey Niyazt dost Wine ucmaga, 
Her kelamm oldu nurdan bir cenah. 

ister isen olasm ehl-i felah, 

Kulluk eyle bi'l gadatu 899 ve-r'revah. 900 

Felah ehl-i olmak istersen, 

Bil ki; gune§ bati§indan sabaha kadar kulluk eyle 

Ehli felah demek, her §eyden korunmu§ ve ahirette de zararh gikmayan karh 
olan kimselerdir. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki; 
"insanlarm en faziletlisi, amel acismdan en faziletli olan id ir. " 901 
ibadetteki fazilet ise neden ve niginden kurtulup Allah Teala'nin nzasini umarak 
ibadet etmek demektir. 

DTnTyapi igerisinde ibadetlerin yeri ve neden degi§mez alani olujturduklanni 
daha iyi anlamak igin §u tespitin dikkatli bir §ekilde okunmasi gerekmektedir: 

"Dinin ikinci unsuru olan ibadetler (rituel), Tann'ya itaatin bigimsel goster- 
geleri sayihr. Yahn ve teorik bu Tann inanci yeterli olmayip, bu inancin pratik 
olarak eylemle gosterilmesi ve sergilenmesi gerekir. Tapma, tapinma eylemi 



Gadat: Sabahm erken zamani. Sabah vakti 



Revah(ara.) er. 1. bir §eyi elde etmeden dogan ne§e. 2. gune§ battiktan sonra gece 
oluncaya kadar gegen zaman. 
901 TaberanT, 10531 



Divan-i ilahiyyat ve Aqklamasi 1 407 



olan ibadetin 6z ve genel yapi itibariyle kaynagi da vahiy oldugu igin belirli 
ibadetler, Tann'ya itaat cercevesinde ve bir inane ve kanaat geregi olarak yapi- 
hrlar. Tapma ihtiyaci, beser dusuncesinin urunleriyle karsilanamaz. Kaldi ki be- 
serin bu alana mudahalesi asgari olarak, dinin esash unsurlanndan birinin zede- 
lenmesi anlamina gelir. Bu bakimdan Tann, bizim ibadet olarak ne yapmamiz 
gerektigini belirlemis ve kendisine bu sekilde ibadet etmemizi emretmistir". 

"ibadetler bicimsel olarak basit gorunseler bile Tann'nin tasanmi olduklan 
icin, ashnda onlann gucu ve gizemi bu dunyanin otelerine uzanir ve her biri 
Tann ile baglantinin degisik bicim ve boyutlarda gerceklestirilmesine hizmet 
edecek mahiyettedir. Hatta bir ibadete bagh olarak belirli dualann ezberlenme- 
si ve okunmasi da ibadetin bir parcasini teskil edebilir ve bu okumanin etkisi 
salt bir zihnT kavrayis sartina bagi degildir. Hz. Rasulullah sallallahu aleyhi ve 
sellemin namazlarda ozellikle Fatiha'nin okunmasi yonundeki direktifi bu agi- 
dan degerlendirilebilir" 902 

GazzalT'nin ihya-u ulumiddin adh eserinde ortaya koydugu goruslerini su sekilde 
ozetlemek mumkundur: 

"Allah Teala kullanna, ruhlann ahsik olmadigi, mahiyetini akillann tam ola- 
rak anlayamadigi bazi ibadet sekillerini vazife olarak yuklemistir. Hac'da seytan 
taslama esnasinda cemreleri atmak, Safa ile Merve arasinda tekrar tekrar sa'y 
etmek ve benzeri ibadetler boyledir. Teslimiyet ve kullugun kemali bu gibi 
ibadetlerle ortaya gikar. Zira zekat, keyfiyeti bilinen bir yardimlasmadir. Akhn 
buna meyli vardir. Orug, Allah dusmani olan seytanin aleti durumunda olan 
sehvetin kinlmasini saglarken, ayni zamanda butun mesgalelerden uzak dur- 
mak suretiyle kendini tamamen ibadete verme anlamini da tasimaktadir. Na- 
mazdaki secde ve ruku tevazuun sekli olan f ii Merle Allah'a karsi saygi ve algak 
gonullulugij sergilemektir. Bu ibadetlerde Allah'a saygi bulundugunu akil kolay- 
hkla kavrar. Fakat sa'y etmek, cemreleri atmak ve benzeri Hac fiillerinin hikme- 
tini akil idrak edemez ve bunlan insan tabiati kolayhkla benimseyemez. O halde 
insani bunlan yapmaya sevk eden saik, sirf ilahi emirdir ve sadece uyulmasi ge- 
reken emre uyma niyetidir. Bu gibi ibadetlerde akhn tasarrufunu engellemek, 
ruhu ve tabiati ahsip benimsedigi seyin disma cikarma anlami vardir. Zira ak- 
hn manasini anladigi her seye insan tabiati bir derece meyleder. Bu meyil emri 
yapmaya yardimci ve sevk edici olur. Bu ibadetleri yapmakla da tam bir boyun 
egme ve kulluk hemen hemen ortaya cikmaz. (Zira bu hareketlerin gercek se- 
bebini akil kavrayamaz). Bundan dolayi Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem 
ozel olarak Hac ibadeti hakkmda soyle buyurmustur: "Allah'im! Kul olarak se- 
nin hac hakkmdaki emrine hakkiyla uydu" 903 



902 (KAHRAMAN, 2002), s. 173; Bardakoglu, "Kur'an ve Hukuk", s, 94-95. 

Hadisi Bezzar tahric etmij, merfu ve mevkuf olarak nakletmi§tir. ibn Hacer'in hadisle 
ilgili degerlendirmesi §byledir: Darekutni bu hadisi el-ilel'de merfu bir senetle zikr etmi§ 
ancak mevkuf oldugunu tercih etmistir. 



408 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l aziz 



Halbuki namaz ve benzeri ibadetler hakkmda boyle bir sey soylememistir. 
Allah Teala'nm hikmeti, insanlann kurtulusunu, arzulannin hilafina olan bir ta- 
kim amelleri yapmayi ve kendilerini Allah Teala'nin hukmune baglamayi gerek- 
tirmistir. Boylece onlar, boyun egmenin usullerine uygun ve kullugun geregi 
olan ibadetleri yapar dururlar. Cunku mahiyetini anlayamadan arzulannin hila- 
fina olarak yapilan bu gibi ibadetler, insani tabiat ve huylannin gereginden ayi- 
np, kullugun icabina sevk etme ve nefsini tezkiye etme konusunda daha mues- 
sirdir" 904 
Kullugu bu zirveye gikaran cennet ve cehennem korkusundan azade kilan Allah 

Teala'yi akil ve nefsin esiri olmaktan kurtanp askin derinliklerinde bularak ibadet 

etmektir. 

Dunya ile baqlamp kalmak neden, 
istemez misin ki bulasm necah.. 

Dunya ile baglanip kalmak neden, 
istegini bulmak istemez misin?.. 

Mevlana kaddese'llahu sirrahu'l aziz buyurdu ki; 

"Efendim ve can bagim $emseddin (Tebrizi), bir kimseden incindigi vakit ona: 
"Allah Teala sana uzun omur ve cok mal versin." diye duo ederdi." 

DUNYA NEFRETi 

Diinya'ya Nefretin Yahudilik ve Hiristiyanhktaki Durumu 

Yahudilik, materyalist bir dunya tasavvuruna sahiptir. Hayatin otelere, 
ahirete uzanan bir boyutu soz konusu degildir. Bu bakimdan olum, insani biricik 
hayat sahnesinden ayirdigi igin, istenmeyen korkung bir sondur. Kisaca, "Benim 
memleketim yalniz bu dunyadir" cumlesi, Yahudiligin dunya gorusunun en kisa 
ifadesidir. 

Hiristiyanhkta ise, tarihinin butununu kapsayacak tarzda, tekduze bir dunya 
anlayisindan soz etmek kolay gorunmemektedir. Bu din, tarihinin ilk donemin- 
de, dunyadan el etek gekmeyi teklif eden munzevT bir karaktere sahiptir. ilk Hi- 
ristiyanlann dunyadan vazgegmelerinin temelinde, onun sonlu olduguna inan- 
malan yatmaktadir. Dunya ile arasina buyuk bir mesafe koyan ve "Ruhbanlik" 
kelimesiyle ifade edebilecegimiz bu anlayisin yayginlasmasinda, incil'in tahrifini 
de hesaba katmak gerekir. Bugun elimizdeki incillerde, bu dunyaya ait bir dege- 
rin bulunmadigina, kadinin ve her turlu dunya nimetinin kaginilmasi gereken 
bos seyler olduguna dair birgok soze rastlamak mumkundur. Hiristiyanhgin ilk 
donemlerinin gelistirdigi bu ruhbanlik anlayisinin en olumsuz sonuglarmdan biri 
de, aile kurumunu yerle bir etmesidir. Kadini tehlikeli bir varhk sayarak, her tur- 



904 Gazzali, ihya, I, 274. 



Divan-i ilahiyyat ve Aqklamasi 1 409 



lu fitn ve bedenT arzuyu oldurmeyi oneren bu anlayisi sonucunda ortaya gikan 
olumsuzluklar, birgok kitabm veya filmin konusu olabilecek zenginliktedir. Ta- 
rihgilerin bildirdiklerine gore, rahipler kadinlann golgesinden bile kagiyor, onla- 
ra yakla§mayi gunah sayiyorlardi. Kadmlara yollarda bile rastlamak, onlarla ko- 
nusmak itikatlannca, amellerini ve ruhT mucadelelerini mahvederdi. 

Zamanla islam dunyasinda da yer yer yansimalanna tanik olacagimiz igin, bu 
olumsuzluklar, ruhbanhk anlayisinin bir etkilenmesi olabilmektedir. f^unku ruh- 
banhk, insanin tabiT iggudulerine alan agma yerine, onlan koreltmeyi veya ta- 
mamen yok etmeyi tercih ettigi igin, bir baska anlatimla fitrata aykin oldugu 
igin, toplumda bir duzeltme ve olgunlasma araci olmak soyle dursun, toplum 
ahlakini bozan bir islevi yerine getirmistir. 

Sonugta, Yahudiligin aksine, ana karakteri itibariyle dunyayi dislayan, ebedT 
mutlulugun her turlu dunya degerinden vazgegmekten gegtigini savunan ilk Hi- 
ristiyanhgin dunya gorusunu en ozlu sekilde dile getiren cumle, "Bu dunya be- 
nim memleketim degildir" sozudiir. 905 

islam'da Diinya'ya Nefretin ^ikisi Nasil Olmustur. 

islam'in ilk donemlerinden itibaren konuya yaklasirsak gorunen odur ki, Hz. 
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin Hakk'a yurumesinden dan sonra, onun 
essiz rehberliginden mahrum kalan insanhk, ilerleyen zaman iginde, ozellikle de 
EmevTIer doneminde ortaya gikan "dunyevtle$me" ve sefahat yasantisi karsisinda, 
dunyaya ve dunyevTIesmeye karsi tavir koymaya baslamislardir. Tasavvuf Tarihi 
kitaplan, baslangigtan beri, tarihi sureg iginde muslumanlarda gozlenen dunyevT- 
lesme temayulu ile tasavvuf hareketlerinin guglenmesi arasinda, bir gesit dogru 
oranti bulundugunu gostermektedir. islam'in ilk iki asnnda "zuhhad" adi verilen 
zumrenin dunyaya bakislannda, genel olarak yadirganacak bir durum soz konusu 
degildir. Dikkat gekici olan yegane husus, dunya nimetlerine karsi soguk ve mesa- 
feli durmalan, bunlann ayartici ve azdinci ozelliklerini daha gok dile getiriyor olma- 
landir. Zaman ilerledikge ve ahlakT anlamda yozlasma ve bozulmalar ortaya giktik- 
ga, suftlerin zuhd konusundaki israrlan artmis; dunya ve nimetlerini yerme husu- 
sunda usluplannda yer yer sertlesmeler ve kasti asan ifadeler gorulmeye baslamis- 
tir. 

Diger taraftan, MuhasibT'nin eserlerinde, Hiristiyan kulturunun etkisinden soz 
edilmis, onceki kitaplannda hadisleri senetleriyle verdigi halde, suft gevrelere dahil 
olduktan sonrakilerde, senetli hadis sevkinden vazgegtigi belirtilmistir. Devrinin 
unlu hadisgisi Ahmed b. Hanbel (241/856) kendisine yuz vermemis, Ebu Zur'a er- 
RazT (264/877), eserlerini, "uzak durulmasi gereken bid'atlarla dolu kitaplar" ola- 
rak degerlendirmistir. Bu ise hakkindaki bu tespitlerde, baska sebepler yanmda, 
onun zuhd anlayisinda belirleyici olmustur. 906 

Dunya nirin sevdirilmek istenmiyor? 



905 



(iBN'ULARABT), s. 86-97 



906 (iBN'ULARABI), s. 107 



410 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahii sirrahu'l aziz 



Dunya ozellik acismdan Allah Teala'dan uzaklastiran seylerden olusmustur. Bu 
nedenle korku veren bir ozelligi vardir. Fakat dunyayi sevmedeki sinir nasil tespit 
edilmeli o bash basina bir sorundur. Rasulullah sallallah u aleyhi ve sellemin haya- 
tmdaki usul ve denge bu meseleyi guzel cozumlemistir. Bu ise dunyayi terk etmek 
degil de, gonulde ona yer vermekten kacinmak seklindedir. 

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki; 

"Allah' 'im, dunya fitnesinden sana sigminm." 907 

"Dunya mu'minin zindani, kafirin cennetidir." 908 

"Allah' im, hay at, ancak a hi ret hayatidir." 909 

"Eger dunyanm Allah Teala katmda sivrisinek kadar degeri olsaydi, Allah Tea- 



«911 



la ondan kafire bir yudum su igirmezdi. " 910 

"Allah'im, Muhammed ailesinin rizkmi ihtiyaci gorecek kadar ver! 
"Fakirlik, neredeyse kufur olacakti." 912 

Bu ve benzeri hadisler isin temelinde Allah Teala'nin gonulden cikanlmamasi ve 
dunyanm hedef nokta olmamasidir. Cfunku dunya hayatina gelmemis bir kul icin, 
ahiret hayati denilen bir hayat yoktur. Neticede Rasulullah sallallahu aleyhi ve 
sellemin "Unutturan fakirlik ve azdiran zenginlikten Allah Teala'ya sigmmasi" 913 
"Ecelin kulu arayip buldugu gibi, nzik da kulu arayip bulur." 914 Dunya konusun- 
da mihenk tasimiz olmaktadir. 

imam RabbanT kaddese'llahu sirrahu'l-azTz (1034/1624) bu konudaki sozu su 
sekildedir: "Dunya, seni Allah Teala'dan uzakla§tiran §eyler demektir. Kadm, mal, 
rutbe ve mevki du§uncesi, Allah Teala'yi unutturacak kadar zihninizi doldurursa, 
dunya haline gelir." 915 

"Dinden sonra zenginlikten daha hayirhsmi gormedim, 
Kiifiirden sonra fakirlikten daha kotusunu gormedim." 916 

Dunyanm nefret edilmesi gereken bir yer oldugu bu anlatilanlardan anlasildi. 
Ancak dunyada sevilmesi gereken bir sey yok mu diye bir konu hatira gelirse 
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki; 

"Bana diinyanizdan U( sey sevdirildi; kadm, guzel koku, namaz" 917 



907 BuharT, Cihad, 25; De'avat, 37, 41, 44, 57; Muslim, Zikir, 76; NesaT, istiaze, 5, 6, 7. 

908 Muslim, Zuhd, 1; TirmizT, Ziihd, 16; ibn Mace, Zuhd, 3; Ahmed, II, 197, 323, 389, 485. 

909 BuharT, Cihad, 33, Rikak, 1; Muslim, Cihad, 126, 129, TirmizT, Menak_b, 55; Ahmed, III, 
381,V, 332. 

910 BuharT, Tefsir (18) 6; Muslim, MunafikTn, 18, TirmizT, Zuhd, 13; ibn Mace, Zuhd, 3; 
Ahmed,V, 154, 177. 

911 Muslim, Zuhd, 19. 

912 BeyhakT, Su'abu'l-iman, IV, 267; Ebu Nu'aym, Hilye, III, 53, VII, 253. 
TirmizT, Zuhd 3 

914 Heysemi, IV/72 

915 imam RabbanT, el-Mektubat, I, 83 (73. Mektup). 

916 MaverdT, Edebu'd-Diinya ve'd-DTn, 146. 

917 Nesai. Asretu'n- Nisa. 1: ibn. Hanbel. 111/128. 199. 285 



Divan-i ilahiyyat ve Afiklamasi 1 411 



Kadm: noksanhgimiza, guzel koku: tabiatimiza, namaz: kulluga isaret oldu. 

Kadm hakkmda dusunulmesi gereken erkeklerin noksan halleridir. Aliyyu'l- 
Havvas kuddise sirruhu'l-azTz buyurdular ki; 

"Kan ve kocanm ahlakmi inceleyince kadinmm ahlak ve davrani$i erkeqinki 
qibidir. Cunku kadm ondgn yaratilmistir. Bir kimse kendi huyundan habersiz ise, 
kendi e$inin huy ve ahlakma bakmalidir. O zaman kendi huy ve ahlakmi aynada 
aormus gibi, kendisine adz kirpip baktigmi gorur." 91 * 

Hz. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, Hz.Hatice radiyallahu anha ile gecen 
gunlerindeki hatiralanni unutmamis herfirsatta onu anmis ve iyiliklerini anlatmis- 
tir. Yine Onun hatirasini andigi bir gunde Hz. Aise radiyallahu anha: 

"0 yasli kadmi ne anip duruyorsun, Allah Onun yerine sana daha iyisini verdi" 
deyince, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buna sitem etmis ve 

"Allah Teala, bana Ondan daha hayirhsmi vermedi. O, kimsenin kabul etme- 
digi bir zamanda bana iman etti, herkesin beni yalanladigi bir zamanda, o beni 
tasdik etti, kimsenin bana bir sey vermedigi bir esnada, O malmi benim igin kul- 
landi ve kimsenin gocuk vermedigi bir donemde o bana gocuk verdi" diye cevap 
vermistir. 919 Bu sekilde erkegin sevdigi ve sevildigi kadina olan ihtiyag agklanmak- 
tadir. 

Koku' nun Arapgada karsihgi "Tiyb" tabiat demektir. insanin sevdigi koku onun 
vasiflanni agiga gikanr. Mesela yerin altinda gilehanede ibadet eden ehl-i kemal 
yerin altinda topragin ozu ile kansip halvet edince ashni bulmus Allah Teala'ya kul 
oldugu zahiren de isbat etmektedir. Bu sekilde vuslat makami olan namazin ashna 
erismistir. 

Namaz ise kullugun zirve noktasi olup Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin 
en ustun sifati olan "abd" (kulluk) in isaretidir. Bu sebeple namaz kilmayip Allah 
Teala'yi sevmekten bahseden birinden hazer etmek gerekir. 

Bu ug sevgi Rasulullah sallallahu aleyhi ve selleme emredildi ise bu sevgilerden 
noksan olanlar MuhammedT makamda olamayip daha alt makam sahipleri oldu- 
gunu da anlamak gerekir. 

Nefs-ii seytandan emin olma mudam, 
Adetin olsun gece giinduz salah. 

Devamh nefs ve seytandan emin olma, 
iyilik gece gunduz adetin olsun. 

Bir keresinde iblis, Hz. isa aleyhisselama ihtiyar gorunumunde bir sahis ola- 
rakgelmisti. 

f^unku iblis, nebiler'in (aleyhimusselam) batinlanna etki edecek bir yol bu- 



918 (ALTUNTAS, 2007), s. 740 

919 (VAROL, 1990), s. 135; ibn Asakir, Menakib, 96-97, Tbn KesTr, el-Bidaye, 111/128; ibn 
Hanbel, Musned, VI/117,118; TaberanT, XIII/23; Aise Abdurrahman, Teracimu Seyyidati 
Beyti'n-Nubuvve, Kahire, 1987, s.234; HalebT, 33,34. (VAROL, 1990) 



412 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l aztz 



lamaz. Aynca nebilere (aleyhimusselam) gelen havatinn tumu, ya RabbanT, ya 
melekT ya da nefsT'dir. Ve seytanin, nebiler aleyhimusselamin kalblerinde bir 
nasibi yoktur. VelTlerden, Allah'in ilminde muhafaza olunmus olanlar da, seyta- 
nin ilkasinin kendilerine ulasmasinda degil de, korunmada nebiler konumunda- 
dirlar. Korunmus olan veli, seytanin ilka edecegi vesveseyi bilme hususunda Al- 
lah'tan bir alamete sahip olur. Bunun nedeni, velinin kanun koyucu konumda 
olmamasidir. Nebiler (aleyhimusselam) ise, konun koyuculardir. Bu nedenle on- 
lann batinlan da korunmustur. Bunun uzerine iblis, Hz. isa aleyhisselam "Ey isa! 
La ilahe illallah, de!" dedi. Boylece iblis, Hz. isa aleyhisselamin kendi emrine bu 
kadar itaat etmesine bile razi oldu. Hz. isa aleyhisselam da; 

"Bu kelimeyi, senin La ilahe illallah demenle degil, kendi sozum olarak di- 
yorum." Deye cevap verdi. Bunun uzerine iblis, berbat bir bicimde gerisin geri 
dondu. 920 

Yola gjdersen sana rehber gerek, 
Hem yaninda diismana lazim silah. 

Yola gidersen sana rehber gerek, 
Hem yaninda dusmana lazim silah. 

Silah kuvvet ile izah edildiginden yol hazirhgi asamasinda gerekli tedbirat ve 
emniyetin saglanmasidir. Yol emniyetinde en buyuk oncelik rehberdir. Bir ordu 
saldin hareketinden once rehberler vasitasiyla istihbarat hazirhklan ile on asamayi 
gecerek hazirhk yapar. Bu yolda ise mursid oncelik sahibidir. 

Bilginin biri bir gun uykudan uyandi. Esya, kitap her nesi varsa atti. inliyor, 
aghyor ve soyle soyluyordu: 

Omrumuzu kadmlardan ayri ya§amak, onlardan kagmmakla tukettik. Allah 
Teala kitabmi arkamizda biraktik. Allah Teala bizden omrumuzu nelerle tuket- 
mi§ oldugumuzu sorunca ne cevap verecegiz? Gozumuzle ne gordugumuzu, ku- 
lagimizla ne i§ittigimizi, kalbimizden ne gibi du§unceler gecirdigimizi soracak- 
lar... 

Bilginin burada Allah Teala kitabi demekten maksadi Kur'an-i Kerim de- 
gildir. Yol gosteren adam yani Murgid'dir. Allah Teala kitabi odur, ayet odur, 
sure odur. O ayet iginde ayetler vardir. Bu agik Kur'an-i Kerim'de, bu agik ki- 
tapta neler yok... 

Bu mesele bize bir kac kere Bagdat'ta kadihk yapan Yahudi'yi hatirlatti. Ya- 
hudi hazineler elde etti, yer altinda gizli magaralar yaptirdi. Silahh yigit kisiler 
bularak pusuya yatirdi. Halifeyi tahtindan indirecek, Bagdat'i kusatacakti. Hika- 



920 (ATA?, 1993), s. 625; Futuhat, 1, 281-283, (Thk. O. Yahya, IV, 278-287.) Bu konu icin 
aynca bak: Futuhat, 

3, 93. Havatirla ilgili olarak el-GazzalT'nin (hyt. 505 / 1111) yorumlan igin bak: Ravdatu't- 
Talibtn, 78-80. Abdu'l-Kadir el-Geylam'nin (491-561 / 1097-1165) de havaur hakkinda 
benzeri gdru§leri vardir. Bak: Behce, 67-68,75-76,77-78. 



Divan-i ilahiyyat ve Aqklamasi 1 413 



ye uzundur: 

Halife Yahudi'nin duzenlerini haber aldi. Onu yakalatti. §u hale gore kadihk 
meslegi, din bilgisi ve Kur'an-i Kerim oyle bir hale getirilmisti ki, bir Yahudi Bag- 
dat kadisi olmustu. Halbuki o icinden bir Yahudi ve bir mahluktu. §imdi anlattik 
ki seni kurtaracak ancak Allah Teala kuludur. Yoksa o yiyecek ve azik fayda 
vermez. (Karanhkta yuruyen sasinr) 

Kadir Gecesi'ni geceler arasinda gizledikleri gibi Allah Teala erlerini de iddia- 
cilar arasinda gizlemislerdir. Bunlann gizlenmis olmasi duskunluklerinden degil, 
belli ki cok agik ve parlak olduklanndan dolayi gizlenmislerdir. Nasil ki, gunes 
yarasa kusu icin gizlidir. Yarasa, gunesin tam karsisina gecer de ondan hie bir 
sey anlayamaz. Dunya sevgisi perdesi onu dilsiz ve sagir etmistir. 921 

Zikirle tevhide ererse qonul, 
Ma'rifetle bula sadrm insirah. 

Zikirle tevhide ererse gonul, 
Ma'rifetle gogsun agila 

Hz. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem namaz kilarken gogsunden sanki kay- 
nayan bir tencerenin sesinin gelmesi hadisi 922 sadnn zikirle agilmasini gostermek- 
tedir. 

Acilup gonlu qozunun perdesi, 
Hayretinde eyleyesin cok siyah. 

Gonlun ve gozunun perdesi agihp, 
Hayretinde eyleyesin gok siyah. 

Cenab-i Hakk zahir ve bahirdir ( gorunmekte ve belli olarak daima nur sagmak- 
tadir). Lakin gozunde perde bulundurman dolaysiyla o nuru goremezsin ister ki 
bir goz doktoru gozunden o perdeyi kaldirsin, Bu goz doktoru Mursid-i Kamildir. 
Ancak gozundeki manevi perdeyi o kaldinr. 

Siyah: Tasavvufta zat-i Hak anlamina gelir. Karanhkta hicbir sey birbirinden 
ayirt edilemedigi gibi, Hakk'in zatinda da hicbir sey diger seylerden ayirt edilemez. 
Bahti siyah olanlar, seyr u sulukte yolda kalan, Hakk'a ermeden yoldan donenlerdir 

Goresin doamaz dolanmaz bir gunes, 
Gicesi yok daima olmus sabah. 

Gorursun gunes dogmaz dolanmaz, 
Gecesi yok daima sabah olmus. 

O zaman dogmaz ve batmaz daimT bir gunes gorursun. Burada gunes-den 
murad Hakk'in zatidir. O gunes dogmaz evveli yok, dolanmaz ahiri yok. 



921 (§ems-i TebrizT, 2007), (M.366-368) s.450-451 

BuharT iman 37: Tefsir sure 31-2: Muslim, iman 1.5.7: Nesai. iman. 5, 6; TirmTzT, iman. 4 



414 | Niyazi-i Misri kaddese'llahu sirrahu'l aziz 



Kamu muskiller yaninda hallola, 
Ciimle yanli$ i$lerin ola sihah. 

Butun muskiller yaninda hallola, 
Cumle yanli§ islerin gegerli ola. 

iste o zaman butun muskul ve yanhs inamslann hepsi hal olur ve hatta baskala- 
nnin da sen o zaman muskullerini halledersin. O kivama gelirsin, yeterki sen ger- 
gek Mursid-i Kamili bul. 

Ey Niyazt dost iline ucmaqa, 

Her kelamm oldu nurdan bir cenah. 



Ey NiyazT dost iline ugmaga, 

Her kelamm oldu nurdan bir kanat. 



Allah Teala'yi buldugun her hal ve yer senin igin Dost ilidir. §er ve hayir sende 
bir etkiyi meydana getirmelidir. Bazen mescidde zikirde iken Hakki ayan kilarken, 
bu bazen meyhanede isret meclisinde gekilen ahlar ilede olabilir. Butun bu haller 
ile Allah Teala igin gikan yolculugun kuvvet ve kudretidir. 



Divan-i ilahiyyat ve Aciklamasi 1 415 



34 

Leyse li'd-dunyd bekdiinfihi ruhun ve irtiydh 

inneha sicnun aid ehli's-salahi Id berah 

Kulli aklin sdlikin bi'z-zuhdi anhd yehtedi 

Kiilli kdlbin sdlimin bi'l-bu'di anhd yesterdh 

Tafrah'ul-esrdru li'l-elvdni min lezzdtihd 

Tecalii'l-eyydme leylen vdhiden hatte's-sabdh 

Tahzen'ul-ahydru mimmd yesterihii zu'l-hevd 

Tec'alu'l-efrdhu gammen bi'r-riydzeti ve's-saldh 

Yd entsel zulle Id te'nts bi ehlil i'tirdzi 

Kul ildhtbaid ehli'l izze anhd bi's-siydh 

La yiisihh'ul-aklu Hid bi't-tahayyuri beynehum 

Lem yahlis kalbu mer'in minhum Hid bi'l-cendh 

Md recdiminke yd Rahman Hid hazretik 

Yd visdlalldh HI Misnyyi yd hayrelfeldh 



' > ° *-* 

si}/ si / 

is 1 } 



Dunyanm bekasi yoktur, yani dunya kahci degildir ve onda rahat yoktur. 

"rahat yoktur" demek mumin ki§i dunyada rahat edemez demektir. ^unku 
mumin ki§inin hedefi dunya olmayinca surekli sikintilar icinde kahr. Rasulullah 
sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki; 

"Allah Tedld bir kulunu sevdi mi, onu muhtelif seylerle miiptela eder. Sabre- 
derse segkin kilar, sukrederse temize (ikanr" 923 

"Bir adam Rasulullah sallallahu aleyhi ve selleme, "ben seni seviyorum" de- 



' I'bn. Mace, Fiten, 23; Tirmizi. Ziihd, 57; ibn. Hanbel, V/427,429 



416 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahii sirrahu'l azTz 



yince, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem 

"Oyleyse fakirlige hazirlan" buyurdu. Adam: "ben Allah Teala'yi da seviyo- 
rum" deyince: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem: 

"O halde belaya da hazirlan" buyurdu. 92A 

"Allah Teala bir kulunu sevdiginde, onu belaya dugar eder, sabrederse onu 



korur, razi olursa onu tercih eder" 925 



Cunku dunya mu'minlere rahathk vermeyen bir hapishanedir. 

ji&lil^-j < \All \s^ Ujil Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: "Dun- 
ya, mii'mine hapishane, kafire cennettir." 92S 

£unku mu'min bu dunyada mahpus ise de gerek berzah aleminde, gerek ahiret 
aleminde rahat edecektir, kafir ise o alemlerde azab gorecektir. Onun icin dunya 
mu'minlere hapishane, kafirlere de cennettir. 

Allah Teala'dan dilenen afiyetin sonucu hep olumlu olmaz. Olum dahi mumine 
bir afiyet olur. Mesela Hz. AN kerremallahu veche efendimizin sehit edilmesi onun 
afiyeti olmustur. 

' > ' "' 

ijSLqK^s- ju»jl\i liUjl* JapJp 

Akilh olan dijnyaya kendini kaptirmazsa hidayet bulur 

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki; 

"Allah Teala'nm Rab old ug una razi olan la r, imanm lezzetini tatmis olurlar." 

927 

• ^ j t, . f 

Salim kalb ancak diinyadan uzaklasmakla istirahat bulur. 

Dunya sevgisini kalbden cikarmadikca rahat edilemeyecegi bilinen gercektir. 
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki; 

"Kalplerin, kendisine iyilik yapani sevme, kotuluk yapani sevmeme ozelligi 
vardir." 92S 



TirmizT, Ziihd, 36 
925 1'bn. Hanbel, V/427, 429; Heysemi, 11/291 

926 Muslim, Zuhd 1, (2956); TirmizT, Zuhd 16, (2325). 

927 Muslim, I'man, 11; ibn. Hanbel, 1/308, MiinavT, 11/29 

928 Ebu Nuaym, Hilye, IV/121 



Divan-i ilahiyyat ve Aqklamasi 1 417 



\^^o^jr>Vif>- 



§erirler ise, yani sarhoslar dunyanin lezzet ve tiirlii hususlanyla ferahlarlar zevk 
ahrlar 



Sabahlara kadar ifki iferek dunyanin tadmi bir gecede fikarmak isterler. 



!>*' 3^7** J*- ** J ^^ J ~^~* ' ^^ 



Bunlan goren hayir sahipleri de o §erirlerin bu hallerinden mahzun olurlar. Na- 
sil olurda §erirler vakitlerini bo§ yere gegrirler diye. 



Is i } 

Low 



Halbuki hayir sahiplerinin ferahi ancak riyazet ve salah ile olur. 

Zelil olan, yani "enis-el zul " bulunan nefsini aziz tutan ve nefsini buyuk tutan 
(kendini begenen, kibirli, azamet taslayan) kimselerle gorusme arkadashk etme 
sana onlar zarar verir. 

Hz. AN kerreme'llahu veche, kendini begenme ve buyuklenmenin intag ede- 

cegi vahim durumu su sozleriyle formule etmistir: 

"insanm kendini begenmesi, aklmi kiskag altma alan ve onu akletmez du- 

ruma dii§iiren amillerden biridir" (i'cabu'l-mer'i bi nefsihT ehadu hussadi 

aklih) 929 ve "Kendini begenmek akil ve kalbin afetidir" (el-i'cabu afetu'l- 

elbab) 930 

Kendini begenmek insanm ozunde, yaratihsmda olan bir hastahktir. insan yara- 
tiklann en zavalhsi, en cihzidir oyleyken en magruru da odur. §urada, dunyanin 
gamuru ve pisligi iginde oturdugunu, evrenin en kotu, en olu, en asagi katinda, 
goklerin kubbesinden en uzakta, tig cinsten yaratiklann en kotu haldekileri ile bir- 
likte, dunya evinin en alt katina bagh ve gakih oldugunu bilir, gorur ve yine hayaliy- 
le, aydan yukanlara gikip gokleri ayaklanmin altma indirmek sevdasiyla yasar. 
Ayni hayal giiciiyle kendini tannyla bir gorur; kendisine tannsal ozellikler verir; 
kendini oteki yaratiklar siirusunden ayirip kenara ?eker, arkadaslan, yoldasi olan 
varhklara yukardan bakar; her birine uygun gordugu olgude gugler ve yetenekler 



929 1'bn Ebi'l-HadTd, $erhuNehci'l-belaga, XIX, 21. 
930 I'bn Abdilberr,age.,l, 571. (GULER) 



418 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahii sirrahu'l aztz 



dagitir. Biz insanlar oteki yaratiklann ne ustunde ne altindayiz. Bilge der ki, gok- 
lerin altindaki her sey, ayni kanunun ve ayni yazginin buyrugundadir. 931 

... ma'nasini bilmedun mi gozi togri yoldan gonli Hakdan sasmadi gozi ve 
kalbi birbirinden aynlmadi dimekdur. Sen de ey zalim gozuni ve gonluni 
birikdur gor bu isleri idebilur misin bunun gibi olmaz, olmaz sanilara meyl ider 
misin? 

DervTsun birisi seyhine dir ki sultanum ben bu gice bir vakia gordum. 

"seni gordum ki ol kadar biiyiidiin ki cesedin dunyaya toldi sonra kuculdun 
sol kadar ki bir kannca kadar kaldun" dimi§. Seyh aglamis 

"ogul sen de mi gordijn oni" dimis 

"yd sultanum ash nedur?" onun seyhi dimis ki 

"kutb ahirete gitdi beni kutb iderler sandum talib oldum ol vakt gordum. 
Firengistandan bir papazi geturdiler kutb itdiler onun sapkasini benum basuma 
giydurmeseler ban kutb olmakdan gecdum diyu sol kadar kuculdum ki zerreye 
beraber oldum dimis. isteyene virmezler isteduklerine virurler kul kullukda ge- 
rek tannhga mahsus olan ise kansmamak gerek ki soninda kisi hacTI olmaya." 

932 

Rus lideri Stalin'in oglu Yakov'un nasil oldugunu ancak 1980 yihnda Sunday 
Times gazetesinde okuyabildik. ikinci Dunya Savasi sirasinda Almanlara tutsak 
dusen Yakov, bir grup ingiliz subayiyla birlikte bir kampa konulmustu. Ayni ke- 
nefi paylasiyorlardi. Stalin'in oglu, kenefi les gibi birakip gikma ahskanligmdaydi. 
ingiliz subaylar, dunyanin en guglu adaminin oglunun diskisi da olsa kenefleri- 
nin diskiya bulanmasina igerliyorlardi. Yakov'un dikkatine sundular konuyu. 
Yakov ahndi. Tekrar tekrar dikkatini gekip kenefi temizlemesini saglamaya ?ahs- 
tilar. Ofkelendi, tartisma gikardi, kavga etti. Sonunda kamp komutaniyla bir go- 
rusme istedi. Komutanin araci olmasini istiyordu. Ama kibirli Alman, diski konu- 
su konusmayi reddetti. Stalin'in oglu igine dustugu yuz kizartici duruma daya- 
namadi. En korkung Rusga kufurler haykirarak, kampi gevreleyen elektrikli di- 



931 (MONTAIGNE), insan ve Otesi 
932 (MISRT, 1223), v. 97b 



... manasmi bilmedin mi gozu dogru yoldan gonlu Hakk'tan §a§madi gozu ve kalbi birbi- 
rinden aynlmadi demekdir. Sen de ey zalim goziinu ve gonlunu biriktir gor bu i§leri edebilir 
misin bunun gibi olmaz, olmaz sanilara meyl ider misin? 

DervT§in birisi §eyhine dir ki sultanim ben bu gice bir ruya gordum. 

"seni gordum ki ol kadar buyiidun ki cesedin diinyaya doldu sonra kuculdun sol kadar 
ki bir kannca kadar kaldun" dimis. Seyh aglamis 

"ogul sen de mi gordiin oni" dimis 

"yd sultanim ash nedir?" onun §eyhi demi§ ki 

"kutb ahirete gitti beni kutb ederler sandim, talib oldum ol vakit gordum. 
Firengistandan bir papazi getirdiler kutb ettiler onun §apkasim benum bajuma giydirmese- 
ler ban kutb olmakdan gecdim deyu §u kadar kuciildum ki zerreyle beraber oldum demi§. 
isteyene vermezler istediklerine verirler kul kullukta gerek tannhga mahsus olan ise 
kansmamak gerek ki sonunda kisi utanmis olmaya." 



Divan-i ilahiyyat ve Aqklamasi 1 419 



kenli tellere atti kendini. Hedefi vurmustu. ingilizlerin kenefini artik bir daha hie 
di§kiya bulamayacak olan bedeni tele cakilmis kalmisti. Stalin'in oglunun i§i 
zordu. 

Eldeki butun deliller babasi Stalin'in oglani peydahladigi kadini oldurdugunu 
gosteriyor. Ogul Stalin, hem Tann'nin Oglu (babasina Tann gibi tapildigi icin) 
hem de O'nun disladigi diski idi. insanlar ondan gift yanh korkuyorlardi; onlara 
hem gazabi (ne de olsa Stalin'in ogluydu) hem de lutfu ile (babasi, disladigi og- 
lunu cezalandirmak icin onun arkadaslarim cezalandirabilirdi) zarar verebilirdi. 

itilmislik ve ayncahk, mutluluk ve istirap — kimse karsitlann nasil kolayhkla 
birbirlerine donusebileceklerini, insan varolusunun bir kutbundan otekine 
gecmek icin kisacik bir adimin yetecegini Yakov'dan daha somut olarak anla- 
yamamistir.Derken, tarn savasm basinda Almanlara tutsak dustu ve ona zaten 
her zaman tiksiti gelmis anlasilmaz, burnu buyuk bir ulusun uyeleri olan oteki 
tutsaklar onu pis olmakla sugladilar. Omuzlannda en yuce bir dram tasiyan 
(dusmus bir melek ve Tann'nin Oglu olarak) kendisi, yuce bir sey icin (Tann ye 
melekler katinda bir sey) degilde diski yuzunden mi yargilanacakti? Dramlann 
en yucesi ile en alcagi bu denli bas dondurecek kadar birbirine yakin miydi? 

Bas dondurecek kadar birbirine yakin ha? Yaklasikhk, yakinhk bas donmesi- 
ne yol acar mi ki?Acabilir. Kuzey Kutbu, Guney Kutbu'na degecek kadar yakla- 
sirsa, yeryuzu kaybolur ve insanoglu kendini basini donduren bir boslukta bu- 
lur, duser.Eger itilmislik ve ayncahk ayni kapiya cikiyorsa, eger yuce ile degersiz 
arasinda birfarkyoksa eger Tann'nin Oglu diski yuzunden yargilaniyorsa, insan 
varolusu boyutlanni kaybeder ve dayanilmaz olcude hafifler. Stalin'in oglu ken- 
dini elektrikli tele attiginda, tel orgu agmasi bicimde havaya dikilmis, boslukta 
sallanan bir terazi kefesi gibiydi; onu havaya kaldiran ise boyutlanni kaybeden 
birdunyanin sonsuz hafifligi... 

Stalin'in oglu diski yoluna can vermisti. Ama diski yoluna olmek sacma bir 
olum degildir. Ulkelerinin sinirlanni doguya dogru genisletmek icin canlanni 
gozden cikaran Almanlar, ulkelerinin gucunu batiya dogru yaymak icin olen 
Ruslar— evet, onlar budalaca bir sey ugruna olduler ve olumlerinin ne bir anla- 
mi ne de bir genel gecerligi var. Savas denen seyin genel budalahgi iginde, Sta- 



lin'in oglunun olumu tek metafizik olum olarak beliriyor. 93 " 



Dua et; "Ya ilaht nefsini buyuk tutanlan bizden uzak tut " diye haykir. 

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki; 

"Kim Allah Teala'ya kavu§mayi dilerse Allah Tea la da, ona kavu§mayi diler." 



933 (KUNDERA, 1986), s. 247-248 

934 BuharT, Rikak. 41; Muslim, Zikir, 14,16,18; TirmizT, Cenaiz, 67, Zuhd , 6,; ibn. Mace, 
Zuhd,31;Nesai, Cenaiz, 20; 



420 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l aziz 



\ 



Onlarm arasmda akhn sahih olmaz, hayrette kahr. 

Buradaki hayret alimin hayretidir. Cunku bu sayilan vasiflannin tecellisini once- 
den bilmektedir. Burada dusunulen, bu gafletin Allah Teala'dan mi yoksa onlar 
tarafindan mi oldugunu anlamakta hayrettir. Gafletin gikis noktasinin Allah Teala 
oldugunu anlayinca korkar. "Onlar Allah Tealayi unuturlar, artik O da onlan 
unuttu." 935 burada unutanlann munafiklar oldugu bildirilirken ashnda Allah Teala 
onlara bir sekilde rahman ve rahim sifatiyla azap etmemektedir. 

Bir kimsenin kalbi bu gibilerden kagmadikfa kurtulus bulamaz. 

§eyhun biri de bir dervisine keramet gostermek igun bir tenha yerde ugmis 
dervise dimis ki 

"sen de ugmak ister misin ?" 

"Hay sultanum yd dahi ne isterim" dimis seyh dimis ki 

"Ey dervis istedugun igiin ugamazsm eger mustagni olaydun. 
ubudiyyetden gayn birseye talib olmaya idtin ugardin" dimis. 936 

Benim ricam senden, ya Rahman ancak hazretindir. 

NiyazT-i MisrT, niyet-i safinin Allah Teala'nin yalnizca zatin olmasidir. insanlar 
igin Hazarat-i ilahiyye ugtur: Efal, Sifat, Zat ki, "BismillahirrahmanirrahTm " in de 
sirn esasen budur. Ehl-i hakikat igin ise zattan baska bir niyetyoktur. 

Ey kurtulusa kavusturan, vuslata erdiren Allah Teala! MisrT (ifin budur.) 



Tevbe, 67 
936 (MISRT, 1223), v. 97b 



§eyhin biri de bir dervi§ine keramet gostermek igiin bir tenha yerde ugmi§ dervise de- 
mis ki 

"Sen de ugmak ister misin?" 

"Hay sultamm yd dahi ne isterim." dermis seyh demi§ ki 

"Ey dervis istediigin igiin ugamazsm eger mustagni olaydm. ubudiyyetten gayn bir 
seye talib olmaya idin ugardin." dermis. 



Divan-i ilahiyyat ve Agiklamasi 1 421 



35 

Vezin: Fa'ilatun Fa'ilatun Fa'ilun 

E y karmdas bir sozum var tut simah, 
Zikre mesgul ol sakm olma irah. 

Kim ki zikre gice giinduz sa'y eder, 

Nur-i gonlunde ediser irtisah. 
§ol gonulde kim devama ire ol, 
Ermez artirt siretine infisah. 

Aska dii§up rahat-i mihnet olur, 

Derd-i yar He eder daim surah. 
Ey Niyazt akibet ol yar He 
Vahdet eder darhk olur insilah. 

Ey karmdas bir sozum var tut simah, 
Zikre mesqul ol sakm olma irah. 

Ey kannda§ bir sozum var kulak ver, 
Zikre me§gul ol sakm olma irah. 

Zikir hakikatte ise Allah Teala ile sohbet etmektir. Rasulullah sallallahu aleyhi 
ve sellem buyurdu ki; 

"Rabbini zikret, isterse sarta 'deli' desinler. " 937 

Zikir kurulmus saat gibidir, bir kere kurdunmu dunya ve ahiret artik durmaz ve 
bir daha da kurulmasi gerektirmez. Bu zikir de acaba nasil bir zikirdir: Zikr-i haft 
(gonulden zikir) Allah, Allah, Allah dir. f^unku zikr-i cehri (sesli zikretme) devamh 
olmaz. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem: 

"Cenab-i Hakk'm iki ni'meti vardir, verdimi, bir daha geri almaz. O 
ni'metlerin biri zikirdir. Bir adam bir kere zikri kurdumu bir daha durmaz. Diger 
ni'meti de gozundeki perdeyi kaldirmasidir. Bir adamm gozunden perdeyi 
kaldirdimi bir daha gozune perde koymaz" buyurmustur. 

"Her kim mevlasi ile sohbet edemez ise Allah Teala ona kullar ile sohbet etme 
belasmi verir." 

Osman KuresT kaddese'llahu sirrahu'l-aziz 



Kim ki zikre gice giinduz sa'y eder, 
Nur-i gonlunde ediser irtisah. 



CurcanT, el-Kamil fi-duafa-i rical isimli eserinde (c. Ill, 980) Derrac'dan aktarmi§tir. Bu 
Derrac guvenilir bir ravi degildir ve hadis zayiftir. 



422 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l aziz 



Kim ki zikre gice gunduz gah§irsa, 
Gonlunde nuru sabit olur. 

"Mesela: ...Bu tarikati, muhabbetle ondan tevbe ve (zikir) telkin ile aldik, 
tevhide me§gul olduk; ta bu muhabbet ile kalbimize inip devama erince. Zira 
muhabbet ile baglanan zikir dinmez ve zikirle baglanan muhabbet zaTI olmaz." 

938 



$ol gdnulde kim devama ire ol, 
Ermez anm stretine infisah. 

§u gonulde kim ona devam ederse, 

Onun haline ve karakterine bozulma olmaz. 

A$ka diisup rahat-i mihnet olur, 
Derd-i yar ile eder daim surah. 

A§ka du§unce sikinti rahati olur, 
Yarin derdi ile daima delik de§ik olur. 

Ey Niyazi akibet ol yar ile, 
Vahdet eder darhk olur insilah. 

Ey NiyazT sonunda o yar ile 
Vahdet eder darhk deri gibi soyulur. 



938 (OGKE, 2000), s.48; Yigitba§i Veil, Camiu'ul Esrar, v. 6a 



Divan-i ilahiyyat ve Agiklamasi 1 423 



a D 



36 



Vucudun kad bedafikulli mevcud 



Nukusun kad bedet min ayni meshud 



Fekullin bi i'tibari ayni halk 



Ve fi't-tahktki zatu aynin ma'budin 



Ve ma fi'l-kevni gay riil Hakk-i asla 



Ve mafi'z-zahiri ilia ash maksud 



Yura bahriin lehu'l-afu mevcin 



Hiive'l- mevcudu ve'l-emvacu mefkud 



Feya insanu vema insanu Hakk'un 



Lefikullil avalimi ente mahmudun 



Lifanusi'l-mezahiri ente sem'un 



Liku'l-lil varidati ente mevrud 



Leke'l-kafu leke'l- anka cemtan 



Lekel kahru lekel liitfu lekel cud 



Vefi da'vake ma'ruzu'l- emaneti 



Vefi ma'nake ma'rufun ve mescud 



Ve-lil esmai leyset ayn-iin asla 



MUsemme'l-kull-i aynii gayr-i ma'dud 



' r. " 

>' - » - > , ° -ti • ' 

2 > ' ' 

a^>e^c^ji 

ajj>*CJloraj(ylJSJ 

a^leUdiUeti^leU 

,« » S» »,, » „ » I' ° lit' 

^J ^^ y^ of <Y^ I u?*-^ 



424 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l aziz 



a 
Ve mel-Misri ilia bi'tibarun j V-*^ Vl^Uil U j 

1/e mm fcu//-/ mevcudin ve ma'hud h&**'j ^yry <f§?\j 

• > , - „ 

Hakk'm viicudu her bir mevcudda zahir oldu 

Bazi kimseler nigin esyaya ibadet etmis? 

Bazi kimseler nigin uluhiyet iddiasinda bulunmus? 

§eyhi Ekber, insani-n yaradihsini ve asIT kaynagmi inceledikten sonra diyor- 
lar ki: 

insan Rabhk ve kulluk sifatlanni kendinde toplamis bulundugundan, bazi in- 
sanlar kendilerinde bulduklan Rabhk kudretini kendilerine dayandirarak yanil- 
mislar ve Firavun gibi: 

"Ene Rabbiyye'l-a'la" (Ben yuce rabbim)! Davasma dusmusler. 

Bazilan da yine bu kudret sebebiyle nefislerini birakmak ve onun hakiki sa- 
hibini bilmekle beraber ya Mansur gibi: 

"Ene'l-hak" (Ben hakkim)! 
Ya da Ebu Yezid-i BestamTgibi: 

"Subhant ma a'zame sant" (Ben Subhan'im, benim sanim gok bijyuktur)! 
demisler. 

Ancak Firavun'un "Ben" demesiyle BestamT'nin "Ben"demesi arasinda buyuk 
fark vardir! 

Bunun gibi bazi kimseler de su soz ettigimiz Rabhk kudretini baska bir seyde 
gorur gormez derhal onun uluhiyetine (ilahhgina) hukmederek ona karsi kulluk 
gosterisine baslamislar! Mesela, gunesin esyadaki hayat verici tesirini gorunce, 
onu, her nimeti kendisine borglu olduklan ve her hizmetin de kendisi igin ya- 
pilmasi gereken bir mabud olarak kabul etmisler! Ve bunun gibi putlara, cisim- 
lere tapmislar! Bununla beraber, hakikat ehli nazannda onlarin bu ibadeti yine 
Hakk'a yoneliktir. 939 

Mansur "Ene'l-Hak" soyledi 
Hakk'tir, sozii Hakk soyledi 



Bu nukus ( nakislar) yani bu goriinen suretler meshudun ashndan zahirdir. 
Vahdetu's- §uhud: 



939 (AYNi, 1995), s. 61 



Divan-i ilahiyyat ve Agiklamasi 1 425 



Yalnizca bir'i gorme, bir'i mu§ahede etme. Salikin her §eyi Allah Teala'nin tecel- 
lisi olarak gormesi, Ondan ba§kasini gormemesi hali. Allah Teala'ya muhabbet ve 
ibadetin zevkiyle mahbubundan ba§kasini gormez. Vahdet-i §uhud, salike anz olan 
bir zevktir, bir haldir. Mutasavviflar nezdinde vahdet-i §uhud, vahdet-i maksud ve 
vahdet-i vucud ayn ayn makamlardir. 

Bu akimi imam Rabbani Ahmed Faruk Serhendi(hyt.l624), ashnda Vahdeti 
Vucudu tenkit ederek kurmu§tur. Ona gore Vahdeti vucutgular tenzih(Allah'i ya- 
rattiklannin noksan sifatlanndan beri tutma) akidesini reddedip te§bihi (Allah Tea- 
la'yi yarattiklanna benzetme anlayi§i ) savunmu5lardir. 

Binaenaleyh, bu iki makamin ustunlugunde ve hakikatlerindeki ihtilaf kalk- 
mami§tir. Her iki goru§un mumessilleri bulunmaktadir. §u bir gergektir ki, vahdeti 
suhud anlayi§i vahdeti vucut me§rebi uzerine kurulmu§tur. Bu konuya Abdulaziz 
Mecdi kuddise sirruhu'l-azTz Efendi'nin §u agiklamasi farkin durumuna aydinhk 
getirmektedir. 

"Bir salik, suluku esnasmda kavs-i uruc'u (yukseli§ yollan) gegerken hemen 
ilk mertebelerde, makamlarda vahdeti §uhud'a ugrar, fakat orada durmaz, 
geger. Sir-ri zat makamma gikmca vahdeti vucut tahakkuk eder. Ondan sonra 
Hazerat-i Halkiye'ye inmek uzere kavs-i nuzul'u (ini§) gegerken de, bu kavsin 
sonlarma dogru bir kere daha vahdeti suhud hali kendisinde tahakkuk eder. 
Fakat onda da durmaz. Halden hale gegerek nihayet Hazerdt-i Halkiye'ye iner 
ve suluku tamamlamis olur. 

Bununla beraber, her salik ayni sekilde seyir ve suluke devam etmez. Bazi- 
si, vahdeti suhud'a, kavs-i urucu, bazisi da kavs-i nuzulu gegerken ugrar. Gerek 
urugta, gerek nuzulde ugranilan vahdeti suhud mertebeleri sir-ri zattan, yani 
vahdeti vucut'tan asagi bir mertebedir. £unku vahdeti suhud, dlem-i melekut- 
tadir ve sifat mertebesindedir. $uhut, isneyniyeti (ikilik) leap ettirir. Yani bir sa- 
hit, bir de meshut ister. Bu takdirde Zdt-i Bdri (Allah Tedld), nur seklinde bile 
meshut olsa, yine bir sifati, bir sekli vardir ve bir gorenle bir de gorunen olmak 
lazim gelir. Gormek ve soylemek hep sifat mertebesindendir. Uluhiyet ve nu- 
buvvet de bu mertebedendir. Baska bir tabirle Rasulullah sallalldhu aleyhi ve 
sellem, Kur'an-i Kerim'i bu mertebeden teblig etmistir. Muhyiddin Arab? 
kuddise sirruhu'l-aziz ve butun Ehl'u-lldh eserlerini hep bu mertebeden yazmis- 
lardir. 

Vahdeti vucud'un tahakkuk ettigi sirr-i zata gelince: Bunda butun esma ve 
sifat Zdt-i Hakta yok olmustur. Bu mertebede soz yoktur. Bir sey soylenmez ve 
soylenemez. 

Bununla beraber Vahdeti vucut, seyir ve sulukun her mertebesinde vardir. 
Hig bir mertebe ondan hali degildir. 

Hakim Sendi buyurur ki; 

"Sozde hakikat, hakikatte soz olmadigmi anladigim anda sustum" de- 
mekle, bu mertebelere ve onlar arasmdaki farka isaret etmistir. Yani sifat mer- 
tebelerinde soylenen sozlerde hakikat olmadigi, zat mertebelerinde ise, soz 



426 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l aziz 



soylemege imkan bulunmadigi igin sustum, demistir. 

imam-i Rabbani kuddise sirruhu'l-aztz seyir ve suluku tamamlamamistir. 
Yani urug etmis, fakat nuzul eylememistir. Irsat ise, ancak seyir ve suluku ta- 
mamladiktan ve Hazerdt-i Halkiye'ye indikten sonra tarn olur. Esasen Nakstler, 
(yani imam-i Rabbani taraftarlan) bu meseleyi (yani vahdeti vucudu) anlama- 



mislardir.' mo 



Basimiz meydana koyduk, kesf-i esrar eyledik; 
Enbiya-vu evliyanm ketmettigi mana budur. 



,1£p\jJ& 



Daha acikcasi parmagim soyle kaldirsan Hakk'a vaki olur. (viisul bulur ). 

Bu misrada ise Vahdet-i Vucud haline mudrik olmaktan haber edilmektedir. 

Vahdet-i Viicud 

Temeli ilk donem sufflerince fena - beka (fena fi'llah - bekabillah) terimle- 
riyle atilan bu dusunce sistemi, son donem tasavvuf felsefesinin en onemli ko- 
nusudur. Ozellikle de ibn'ul Arab! (638/1240) 'ye mal edilen vahdet-i vucut na- 
zariyesi ne gariptir ki isim olarak ibn'ul Arab! (638/1240) 'nin ne Futuhat'inda 
ne de Fusus'unda gegmez. 

ibn'ul Arab! uzerine yapilan arastirmalardaki tesbitlere gore vahdet-i vucud 
tabirini ilk defa ibn-i Teymiyye (728/1328) kullanmistir. Bazilan da bu terimi ilk 
kullanan kisinin ibn'ul Arab! (638/1240) 'nin talebelerinden Sadreddin KonevT 
(673/1274) oldugunu soylerler. 

Son donem sufilerine gore asil tevhid, Allah Teala'nin ma'bud, fail ve vucud 
olarak birlenmesiyle gergeklesir. Onlar vahdet-i vucut anlayisi ile gelistirdikleri 
tevhid ilminin, sadece isitme, okuma, dusunme, akli istidlal ve zihni tefekkurle 
elde edilemeyecegini, bunun ancak musahede zevk, hal, ve fenafillah yoluyla 
elde edilebilecegini iddia ederler. 

Ashnda vahdet-i vucut dusuncesinde hem tenzih hem de tesbih vardir. ibn. 
Arab! (638/1240) tesbih cihetiyle her seyin esasen Hak oldugunu belirtmekte, 
fakat aksini yani Allah'in, butun esyanm toplammdan ibaret oldugunu soyle- 
memektedir. 594 Dolayisiyla vahdet-i vucud ehlinin, "Hakikatte Allah'tan baska 
mevcut yoktur, (la mevcude illallah) sozunu; "Her mevcut Allah'tir seklinde an- 
lamamak lazimdir. Zira birincisi sirf tevhid, ikincisi butunuyle sirktir. 595 

Vahdet-i vucudun anlamina gelince; Vahdet-i viicud, varhgin birligi demek- 
tir. Bizatihi kaim olan vucud birdir. O da Hakkm vucududur. Bu vucud, vacib, 



940 ERGiN, O. Nuri; Bahkesirli Abdiilaziz Mecdi Tolun Hayati ve §ahsiyeti, ist. 1942,s. 225- 
226 



Divan-i ilahiyyat ve Aqklamasi 1 427 



kadim ve ezelTdir. Taaddut, tecezzi, tebeddul ve taksim kabul etmez. Onun sek- 
li sureti ve haddi yoktur. Buna vucud'u mutlak denir. Allah Teala mutlak olmak- 
tan cikmaksizin, bir degisiklik ve tebeddule ugramaksizin sifat ve fiilleriyle bu- 
tun suret ve esyada tezahur ve tecellT etmektedir. Bu cihetle esya onun ayna- 
sidir. Butunuyle kainat onun vucuduyla kaimdir. Esyanin hakikatleri bizzat 
kendilerinde sabit degil, Hakkin vucuduyla sabittir. Onlann ash yoktur. Esya, 
yani Hakkin vucudunda gorunen suretler, hakikatte hayal ve serap gibidir. Hat- 
ta daglar ve taslar da boyledir. Bunlann kesif ve mevcut gorunmeleri akil ve 
hisse goredir. 

Vahdet-i vucud panteizme (vucudiye) benzerse de onun ayni degildir. Vah- 
det-i vucudda ittihad ve hulul yoktur, yalniz bir tek mevcut vardir; O da Allah 
Teala'dir. Panteizmde ise ittihad vardir. Bunlar "Allah kuldur, kull Allah'tir" de- 
dikleri halde, vahdet-i vucutcu mutasavviflar "La mevcude ilia hu" (yani, Allah 
Teala'dan baska higbir sey yoktur) derler. 

Allah Teala - insan - alem ekseninde donen vahdet-i vucud felsefesi kusku- 
suz mesnetsiz bir nazariye degildir. Bu anlayista olan suffler kendilerine birgok 
ayet-i kerimeyi ve hadis-i serifi delil getirmislerdir. 941 

Tam Reformasyoncu 942 bir uslupla, "kendi kendisinin bile efendisi olmayan 
ve her §eye bagimh olan bu sefil ve zavalh yaratigm kendini, ona egemen ol- 
mak bir yana, en kuguk pargasim bile tamyamadigi kainatm efendisi ve ustasi 
olarak adlandirmasmdan daha gulung bir sey dusunulebilir mi?" 943 

Vahdet-i-Mevcud: 

Vahdetu'l-vucud kainatta Allah Teala'dan baska higbir varhgin bulunmadigi an- 
layisi iken, vahdet-i mevcut ise her seyi maddede gorme, uluhiyeti onda mezcetme 
ve kainat hesabina uluhiyeti inkar etme anlamina gelir. Vahdet-i vucudda Allah 
Teala adina kainat inkar edilirken, vahdet-i mevcut'ta kainat hesabina Allah Teala 
inkar edilmek gibi bir durum vardir. 



> ' - ' s > , ° -II • ' 



Tahkikte ise ayni Ma'buddur. 

Hakk'in vucudundan baska vucud yoktur. Lakin her biri Ahmed, Mehmed, Ha- 
san, Huseyin, Bitki, hayvan itibariyle halktir. 



^J^I^JI^Ipj^SCil j Uj 



Mukevvenatta ( yaratilmis biitun mahlukatta), Hakk'tan baskasi asla yoktur. 



941 (§EKER, 1998). s. 117-118 

Reformation: i.) nefis islahi, daha iyi vaziyete koyma veya girme; ahlakm diizelmesi; 
(bh) 16. yuzyilda Protestan kiliselerinin tesisi ile neticelenen dinsel devrim. 
943 (Max HORKHEiMER, 2005), s. 409 



428 | NiyazT-i MisrT kaddese'llahu sirrahu'l aziz 



ij^al« jJ^Vlyntol @ U j 



Zahirde (goruntulerde, gorunenlerde) Hakk'tan baska yoktur, ancak o vardir, 
asil maksuddur, yani istenen "O" dur. 

"Bu alemden Daha Giizeli Miimkiin Degildir" 

Muhyiddin ibn Arab! kaddese'llahu sirrahu'l-aziz, mumkunler aleminde 
mevcut olan seylerden daha iyi ve daha guzel bir sey yoktur, buyurur. Ondan 
bes asm sonra gelmis ye Bati'nin en unlu filozoflan sirasina gecmis bulunan 
Leibnitz'in de tamamen bu fikirdedir. Hatta ibn'ul Arab?, Allahu Teala'nin, ale- 
mi Rahman sureti uzere icat ettigi icin ekmel (en mukemmel) olmasi gerekece- 
gine nasil hukmetmisse, bir matematik bilgini olan Leibnitz de: "Mademki her 
sey Allah'm suretidir, en mukemmel olmasi gerekir" diyor ki, Batihlann 
Optimisme (iyimserlik) dedikleri -felseftekolun dayandigi nokta bu dusuncedir. 

944 



Denizden gorulur nice bin dalga olur 

Allah olasin demiyorum sana! K